Lübnan: Siyasi partiler Cumhurbaşkanı adayı için müzakerelere devam ediyor

Dürzi Demokratik Buluşma Bloğu anlaşma sağlanamadığı takdirde Azur’un adaylığını destekleyeceğini açıkladı

Cemayel’in Canbolat ile görüşmesine dair X uygulaması üzerinden yayınladığı fotoğraf
Cemayel’in Canbolat ile görüşmesine dair X uygulaması üzerinden yayınladığı fotoğraf
TT

Lübnan: Siyasi partiler Cumhurbaşkanı adayı için müzakerelere devam ediyor

Cemayel’in Canbolat ile görüşmesine dair X uygulaması üzerinden yayınladığı fotoğraf
Cemayel’in Canbolat ile görüşmesine dair X uygulaması üzerinden yayınladığı fotoğraf

Lübnanlı muhalif güçler, (Maruni Hristiyan) Özgür Yurtsever Hareket (ÖYH) ve Teymur Velid Canbolat başkanlığındaki (Dürzi) Demokratik Buluşma Bloğunu da içeren müzakerelerde, Cihad Azur’un cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin ortak tutumda uzlaştı. Ortak tutum kararı, Meclis Başkanı Nebih Berri’nin başlattığı diyalog çağrısı konusunda çelişkilerin devam etmesine ve diyaloğun Lübnan Kuvvetleri Partisi, Ketaib ve Değişim Güçleri’ne mensup bazı milletvekilleri tarafından reddedilmesine rağmen alındı.

FOTO: Lübnan Katolik Doğu Kilisesi Maruni Patriği Beşara Butros er-Rai (Reuters)
Lübnan Katolik Doğu Kilisesi Maruni Patriği Beşara Butros er-Rai (Reuters)

Söz konusu tarafların Azur’un adaylığını destekleme yönündeki ortak kararı, Berri’nin ‘diyaloğun başlaması için tarih belirleyip bir süre beklemek’ şeklinde atacağı bir sonraki adımın başlangıcı olarak görülüyor. Ancak özellikle diyaloğu destekleyen Lübnan Katolik Doğu Kilisesi Maruni Patriği Beşara Butros er-Rai’nin tutumunun muhalefetten tamamen farklı olduğunu öne sürmek doğru değil. Maruni Piskoposlar Konseyi’nin aylık toplantısında yayınlanan bildiride, diyalog konusundan herhangi bir şekilde bahsedilmezken, yalnızca bir cumhurbaşkanı seçilmesi çağrısı yapıldı.

Lübnan cumhurbaşkanı adayı Cihad Azur (Reuters)
Lübnan cumhurbaşkanı adayı Cihad Azur (Reuters)

Şarku’l Avsat’a konuşan muhalefetteki kaynaklara göre Piskoposlar Konseyi’nin diyaloğa değinmemesi, ‘Rai’nin muhalefetten farklı duruşunun, kaçınılmaz olarak Bkerki ile Lübnan Kuvvetleri lideri Samir Caca arasında bir anlaşmazlığa yol açacağına’ dair bahse girenlerin yolunu tıkadı. Bu durum, Canbolat’ın da katılımıyla Demokratik Buluşma ile yaptıkları toplantıda Ketaib ve Lübnan Kuvvetleri temsilcileri tarafından dile getirilen memnuniyet durumu oluşturdu.

Ketaib Partisi Genel Başkanı Sami Cemayel ile Teymur Canbolat arasında başlayan ve daha sonra Lübnan Kuvvetleri Partisi, Yenilenme Bloğu ve Değişim Bloğu temsilcisinin katıldığı genişletilmiş bir toplantıya dönüşen toplantı, ‘Demokratik Buluşma tarafından desteklenmesi ve cumhurbaşkanlığı seçim oturumlarının ya da gerekli mevzuatla ilgili oturumların boykot edilmesine destek verilmesi’ nedeniyle Berri’nin diyalog çağrısını farklı bir açıdan ele aldı.

Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri, diyalog çağrısında bulunduğu konuşmasında (Reuters)
Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri, diyalog çağrısında bulunduğu konuşmasında (Reuters)

Bu çerçevede Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre parlamento kaynakları, Teymur Canbolat’ın muhalif güçler ile Demokratik Buluşma arasında türünün ilk örneği olan toplantıya, ‘Eğer cumhurbaşkanını seçmek için bir oturuma çağrılırsak, Azur’u aday göstererek tavrımızı sürdüreceğiz’ ifadeleriyle başladığını belirtti.

Parlamento kaynaklarının belirttiğine göre Canbolat, “Hiçbir partiye meydan okumayan, Lübnanlıları bir araya getirme yeteneğine sahip bir cumhurbaşkanının seçilmesini gerektiren bir çözüme varılamadığı sürece adayımız Azur’dan vazgeçmeyeceğiz. Çünkü hiçbir taraf, adayını liderliğe ulaştırabilecek durumda değil. Ulaştırsa bile dikey bölünme nedeniyle ülke işlerini yönetmekte zorluk yaşayacak” açıklamasında bulundu.

Kaynaklar, Demokratik Buluşma’nın belirli bir siyasi gruba mensup bir başkan lehine tutumunu değiştirme niyetinde olmadığını vurgularken, toplantının Marada Hareketi lideri eski milletvekili Süleyman Franciyye’yi seçme konusundaki isteksizliğine atıfta bulundu ve “Diyaloğun başlaması için bir tarih belirlenirse bu tavrı sergileyeceğiz” dedi.

Havayı temizlemek

Kaynaklar, muhalefet ve Demokratik Buluşma’nın diyalog çağrısındaki tutarsızlıklara rağmen havanın temizlenmesine katkı sağladığına dikkat çekti. Kaynaklar ayrıca, oğul Canbolat’ın muhalefetin Berri’nin diyalog çağrısına daha az sert davranacağını umduğunu ve diyalogla ilgili bazı soruların açıklığa kavuşturulmasını herhangi bir şeyin engellemediğini söyledi. Parlamento kaynakları, bu soruların ise ‘Diyalogun sponsorluğunu kim üstleniyor ve oturumları ne kadar sürecek? Her taraf, kendi adayına sadık kaldığı sürece oturumları kısaltma imkânı var mı?’ olduğunu söylerken, “Bu durumda, rızaya dayalı bir başkan adayı üzerinde anlaşmaya varmadığımız sürece, birbirini takip eden seçim oturumlarında mevcut olacak tavırların kaydedilmesi yeterlidir” dedi.

Aynı kaynakların belirttiğine göre bazı milletvekilleri, diyalog için herhangi bir önkoşulun olmadığını söyledi. Milletvekilleri, “Biz de kendi açımızdan başkanlık seçeneklerimizi değiştirmeyeceğiz. Bu durum, Azur’un adaylığını destekleme konusundaki kesişmemizi açıklıyor” şeklinde konuştu. Milletvekilleri ayrıca, anayasanın ihlali olarak kabul edildiği ve gündeminin ‘Franciyye’nin nasıl cumhurbaşkanı olacağı’ ile sınırlanacağı için diyaloğun, cumhurbaşkanını seçmeye giriş noktası olmasını kabul etmediler.

Milletvekilleri, diyalog çağrısının siyasi ittifakın dışından bir cumhurbaşkanı arayışının arka planında gelip gelmediğini sorgularken, “Hizbullah bizimle yarı yolda buluşmaya hazır mı? Ya da Franciyye’yi seçmek için gereken sayıda milletvekilinin güvencesini almazsa seçimini kolaylaştırma niyetinde değil mi?” sorularını dile getirdi.

Söz konusu milletvekilleri, diyaloğun en fazla sayıda milletvekilini bir araya getirmeye dönüşmemesi için ikili diyaloğa itiraz etmezken, hiçbir ilerleme sağlanamayacağının bilincinde olduklarını da vurguladılar.

Bu nedenle milletvekillerinin söylediği gibi diyalog toplanırsa, Azur’un destekçileri ‘diyaloğa kimin katılmadığına bakmaksızın, pozisyonlarını değiştirmedikleri ve adaylarının, Franciyye karşısında avantaj elde edeceğine inandıkları sürece’ bu durum, pozisyon değişikliğine yol açmayacak.

Öte yandan aday olmamasına rağmen ordu komutanı General Joseph Avn’a verilen bölgesel ve uluslararası destek göz önüne alındığında, cumhurbaşkanlığı yarışını sadece Franciyye ve Azur ile sınırlamak doğru değil. Öyle ki Avn, geçtiğimiz günlerde Direnişe Sadakat bloğunun lideri Milletvekili Muhammed Raad ile görüşmede bulundu.

Toplantı, iki subayın ölümü dolayısıyla taziye amaçlı mı gerçekleşecek? Yoksa Milletvekili Cibran Basil’e, Franciyye’nin destekçilerinin arasına katılarak, Hizbullah ile arasındaki meseleyi çözmesi yönünde çağrıda bulunan bir mesaj iletmek için mi düzenleniyor? General Avn da Şii İkili ile ilişkilerinde olumlu bir normalleşme aşamasına girdi. Bu durum ise önceliği, onun cumhurbaşkanlığına ulaşmasını engellemek olan Basil’i endişelendiren bir mesele.

Kim, hangi adayı destekliyor?

Lübnan'da anayasaya göre cumhurbaşkanı Maruni Hristiyan, başbakan Sünni, meclis başkanı ise Şiilerden seçiliyor.

Ülkedeki üç büyük Hristiyan parti Lübnan Kuvvetleri Partisi, Özgür Yurtseverler Hareketi ve Ketaib Partisi, cumhurbaşkanı seçiminde Azur'u destekleyeceklerini açıkladı.

Hristiyan partilerin yanı sıra Sünni ve muhalif bağımsız bazı milletvekilleri ile Dürzi İlerlemeci Sosyalist Partisi de Azur'u destekleyen cephede yer alıyor.

Şii blokun iki önemli partisi, İran destekli Hizbullah ve seküler Emel Hareketi ile onların diğer müttefikleri ise Franciyye'yi aday gösterdi.

128 sandalyeli Lübnan Meclisinde seçim oturumunun yapılabilmesi için 3'te 2 oranında yani en az 86 milletvekilinin hazır bulunması gerekiyor. Bir adayın seçimi kazanması içinse salt çoğunluğu sağlaması gerekli.

Azur'un adaylığına karşı çıkan Hizbullah ve müttefikleri, Mecliste seçim oturumu için aranan toplantı yeter sayısını bloke edebilecek milletvekiline sahip.

Hizbullah: Çatışmacı ve meydan okuyucu aday istemiyor

Seçimde tek adaylarının Franciyye olduğunu ilan eden Hizbullah ve Emel Hareketi, başka bir aday çıkarmayı düşünmediklerini ve adaylarını da çekmeyeceklerini sıklıkla dile getiriyor.

Silahlı milisleri bulunan ve son olarak 21 Mayıs'ta Lübnan'ın güney bölgesinde askeri tatbikat düzenleyen Hizbullah, müstakbel cumhurbaşkanının kendileri ile çatışmama şartı koşuyor.

Hizbullah'a göre Hristiyan partilerin aday gösterdiği Azur çatışmacı bir aday. Azur, Hizbullah ile 2008'de ciddi çekişme içine giren dönemin Başbakanı Fuad Sinyora'nın kabinesinde yer alan bir isim.

O dönem Hizbullah ve hükümet arasında güç paylaşımı nedeniyle kısa süreli çatışma yaşanmış, Hizbullah Beyrut'un bazı bölgelerini silahla ele geçirmişti. Bunun ardından Sinyora görevinden istifa etmek zorunda kalmıştı.

Paris, Riyad ve Washington'un yaklaşımı

Lübnan'daki cumhurbaşkanı seçimine ilişkin şubat ayında Paris'te ABD, Fransa, Suudi Arabistan, Katar ve Mısır'ın katılımıyla bir toplantı gerçekleştirilmişti.

Taraflar arasında herhangi bir uzlaşıya varılmadığı için toplantının ardından ortak açıklama yapılmamıştı.

Fransa, Suudi Arabistan ve ABD'den de herhangi bir adaya henüz doğrudan veya dolaylı destek açıklaması gelmedi.

Şii partilerin desteğini alan Franciyye, 1-2 Nisan'da Paris'te Fransa Cumhurbaşkanı Emmannuel Macron'un Kuzey Afrika ve Orta Doğu Danışmanı Patrick Dorell ile görüşmüştü.

Arap ve Lübnan basınında yer alan haberlerde, Fransız yetkilinin görüşmede Franciyye'nin adaylığını desteklemek için bazı taahhütler istediği ileri sürülmüştü.

Ancak Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, 8 Haziran'da Lübnan Dışişleri Bakanı Abdallah Buhabib ile Riyad'da yaptığı görüşmede, cumhurbaşkanı seçiminde Paris'in desteklediği bir aday bulunmadığını açık bir şekilde belirtti.

Bununla birlikte Lübnan'ın bir an önce bu krizi aşmasını önemsediklerini kaydeden Colonna, Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un, eski Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian'u Lübnan'a "cumhurbaşkanlığı seçimleri" için özel elçi olarak atadığını aktardı.

Fransa gibi Suudi Arabistan da Lübnan'daki seçim maratonunda herhangi bir adaya açık bir şekilde desteklediklerini ilan etmedi.

Cumhurbaşkanı adayı Franciyye, 18 Nisan'da yaptığı açıklamada, adaylığına yönelik Suudi Arabistan ve müttefiklerinden itiraz gelmediğini belirtse de kendisine destek niteliğinde bir açıklama da yapılmadı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf, 25 Mart'taki Beyrut ziyaretinde, Lübnan'da müstakbel cumhurbaşkanının kim olacağı hususunda görüş belirtmek istemediğini ancak ABD'nin Lübnanlıların seçeceği herhangi birini memnuniyetle karşılayacağını söylemişti.

Leaf, 31 Mayıs'ta yaptığı açıklamada ise Lübnan'da cumhurbaşkanının seçilmemesi ve Mecliste oturumun yapılmasının engellenmesi halinde ülkesinin bazı Lübnanlı siyasetçilere yaptırımlar getireceği tehdidinde bulunmuştu.

Eski Bakan ve finans uzmanı Azur

Mecliste yapılacak seçimin başlıca adaylarından Cihad Azur, Lübnan'ın kıyı kenti Biblos'ta 1966'da doğdu.

Azur, ekonomi alanında önce Lübnan'da, ardından Fransa ve ABD'de eğitim aldı.

Tamamen finans ve siyaset ekonomisi alanında kariyer yapan Azur, Başbakan Sinyora hükümetinde 2000-2004 yıllarında finans danışmanı, 2005-2008'de de Maliye Bakanı görevinde bulundu.

Hükümetteki görevinden sonra çeşitli uluslararası finans şirketlerinde yönetici pozisyonunda görevler alan Azur, 2017'den beri Uluslararası Para Fonu (IMF) Orta Doğu ve Orta Asya Direktörü olarak çalışıyor.

Cumhurbaşkanı Adayı Azur, 10 Haziran'da Lübnan diasporası için düzenlenen bir programda yaptığı açıklamada, ekonomik krizdeki Lübnan'a yabancı yatırımcı çekmek için finans uzmanlığı ve bağlantılarıyla ülkeye yardımda bulunabileceğini söylemişti.

Azur, Hizbullah'ın ve diğer partilerin kendisi hakkındaki "çatışması aday" ifadelerine karşılık 12 Haziran'da yaptığı açıklamada ise, "Adaylığım ile kimseye meydan okumuyorum. Aksine cepheleri kaldırıp birleştirici olmaya çalışacağım." ifadelerini kullanmıştı.

Suriye ve İran'a yakın Franciyye

Seçimin öne çıkan diğer adayı Süleyman Franciyye, Lübnan'da 1970-1976 yıllarında cumhurbaşkanlığı yapan dedesinin ismini taşıyor.

Hizbullah ve müttefiklerinin desteklediği Franciyye, ülkenin kuzeyindeki Zgarta bölgesinde 1965'te doğdu.

Babası Tony Franciyye, Lübnan iç savaşında Şam'a yakın bir politika izleyerek Marada Tugaylarını kurdu. Tony Franciyye 1978'de Hristiyan Ketaib milisleri tarafından öldürüldü. Bunun üzerine Süleyman Franciyye'e Şam'a taşındı.

Franciyye, 1982'den 1991'ye kadar Marada milislerin komutanı olarak görev yaptı.

Şam'daki Esed ailesiyle bu vesileyle ilişkilerini geliştiren Franciyye, Suriye'ye ve dolayısıyla İran'a yakın bir isim olarak biliniyor.

Cumhurbaşkanı adaylığını ilan etmesinden sonra Franciyye, birkaç defa ülkenin önemli sorunları arasında yer alan Suriyeli mültecilerin ülkelerine gönderilmesi hususunda elini taşın altına koyabilecek bir isim olduğunu, bunu da Şam'la iyi ilişkileri sayesinde yapabileceğini belirtmişti.



İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

TT

İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)

İsrail bugün Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef alan hava saldırısı gerçekleştirdi. Resmî açıklamalara göre bu, ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşta Lübnan’da yer alan Hizbullah’ın da sürece müdahil olmasının ardından başkentte ikinci hedefleme oldu.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), saldırının ‘Aişe Bekar bölgesinde bir binayı’ hedef aldığını duyurdu. Bölge, şehirdeki en büyük alışveriş merkezlerinden birine yakın, yoğun nüfuslu bir semt olarak biliniyor.

rtgrt
Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in düzenlediği hava saldırısı sonucu yükselen dumanlar (AP)

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, saldırı sonucu binanın yedinci ve sekizinci katlarında ciddi hasar oluştu, yakınlardaki araçlar da zarar gördü. Olay yerinde güvenlik güçlerinin yoğun bir şekilde konuşlandığı bildirildi.

Ortadoğu’daki savaşın Lübnan’a sıçraması, Hizbullah’ın İsrail’e roket saldırıları başlatmasıyla başladı. Bu saldırılar, ABD-İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı hava ve kara operasyonlarına yanıt niteliği taşıyor. İsrail, o tarihten itibaren Lübnan’a geniş çaplı hava saldırıları düzenlerken, güney bölgelerine de kara birlikleri göndermeye devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta İsrail ordusu, Beyrut’un merkezinde bir otele saldırmıştı. Tahran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilciliği, saldırıda dört İranlı diplomatın hayatını kaybettiğini açıkladı.

fd
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hava saldırısı sonucu yıkılan bir binayı inceliyor. (Reuters)

NNA bugün, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerine yeni hava saldırıları düzenlediğini duyurdu.

İsrail ordusu ise saldırıların Hizbullah’ın altyapısını hedef aldığını belirterek, bir ‘hava saldırısı dalgası’ başlattığını açıkladı.

Hizbullah dün yayımladığı ayrı açıklamalarda, güney sınırındaki el-Hıyam ve el-Adise kasabalarında İsrail güçlerine saldırdığını ve İsrail’in çeşitli bölgelerine füzeler attığını duyurdu. Daha sonra, sınır kasabası Aytarun yakınlarında bir İsrail birliğiyle hafif ve orta kalibreli silahlarla çatıştıklarını açıkladı.

Lübnan hükümetinin Afet Yönetimi Birimi dün yayımladığı günlük raporda, 2 Mart’tan bu yana savaş nedeniyle ‘kendi beyanıyla’ kaydedilen mülteci sayısının 759 bin 300’e ulaştığını belirtti. Bunların arasında 122 binden fazlası, hükümetin denetimindeki resmi barınma merkezlerinde bulunuyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı bugün yayımladığı açıklamada, İsrail’in Sur ilçe merkezine bağlı Kana kasabasına düzenlediği art arda saldırılarda beş kişinin hayatını kaybettiğini, beş kişinin de yaralandığını bildirdi.

Bakanlık ayrıca, Sur ilçesinin Hanaviye kasabasında aralarında bir sağlık görevlisinin de bulunduğu üç kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bekaa Vadisi’ndeki Zelaya kasabasına düzenlenen bir saldırıda ise bir kişinin yaşamını yitirdiği kaydedildi.


Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

4 Mart’ta resmen kabul edilen Somali anayasa değişiklikleri, hükümet ile muhalefet arasında yeni bir siyasi krize yol açtı. Hükümet, söz konusu değişikliklerin devlet kurumlarının görev süresini bir yıl uzatacağını ve bunun da 2026 seçimlerinin ertelenmesi anlamına geldiğini belirtirken, muhalefet anayasanın bu şekilde kabul edilmesine karşı çıkıyor.

Somali muhalefeti bu gelişmeleri, zaten eş-Şebab örgütünün saldırılarıyla boğuşan ülkede ‘siyasi ve güvenlik açısından yeni bir istikrarsızlık dalgasının habercisi’ olarak değerlendiriyor. Afrika siyaseti üzerine çalışan uzmanlar ise mevcut tablonun kısa vadede çözüm ihtimali bulunmayan derin bir siyasi bölünmeye yol açabileceği görüşünde.

Somali’nin Geleceği Konseyi adıyla bilinen muhalefet koalisyonu pazartesi günü yaptığı açıklamada, anayasa değişiklikleri sonrasında federal hükümet kurumlarının görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişime karşı olduklarını duyurdu. Koalisyon, son değişikliklerle birlikte cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin beş yıl olarak belirlenmesinin böyle bir uzatmanın önünü açabileceği uyarısında bulundu.

Muhalefet konseyinin açıklamasında, 2012 tarihli geçici anayasaya göre federal parlamentonun görev süresinin 14 Nisan 2026’da sona ereceği, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un görev süresinin ise aynı yıl 15 Mayıs’ta biteceği hatırlatıldı. Açıklamada, “2012 geçici anayasasında belirlenen tarihlerden sonra görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişimi açık ve net biçimde reddediyoruz” ifadesine yer verildi.

Ayrıca Somali’nin daha önce görev süresi uzatma girişimlerinin olumsuz sonuçlarını yaşadığı vurgulandı. Açıklamada özellikle 2021’de yaşanan siyasi krize dikkat çekilerek, devlet kurumlarının görev süresini uzatmayı öngören bir önerinin Mogadişu sokaklarında güvenlik güçlerinin bazı birlikleri arasında silahlı çatışmalara yol açtığı hatırlatıldı.

Muhalefet konseyine göre bu deneyim, ülkeyi yeniden siyasi ve güvenlik krizine sürükleyebilecek bir sürece dönülmemesi gerektiğine dair açık bir uyarı niteliği taşıyor.

Öte yandan Temsilciler Meclisi Başkanı Adem Muhammed Nur Madobe, yaklaşık bir hafta önce anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından yaptığı açıklamada, yeni anayasa uyarınca devlet kurumlarının görev süresinin bir yıl uzatıldığını duyurmuştu.

Madobe, Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan değişikliklerin yürürlüğe girdiğini ve buna göre cumhurbaşkanı ile parlamentonun görev süresinin dört yıl yerine beş yıl olarak uygulanacağını belirtmişti.

Afrika işleri uzmanı ve Nairobi merkezli Doğu Afrika Araştırmaları Merkezi Direktörü Abdullah Ahmed İbrahim, Cumhurbaşkanlığı’ndan henüz resmi bir karar açıklanmamış olsa da parlamento başkanının yeni kabul edilen anayasaya dayanarak cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin uzatıldığını ilan etmesinin fiilen resmi bir teyit niteliği taşıdığını söyledi. İbrahim’e göre mevcut anlaşmazlıklar, hükümet ile muhalefet arasındaki ayrışmayı daha da derinleştirecek.

Afrika siyaseti uzmanı Ali Mahmud Kelni ise yeni anayasanın ülkenin siyasi sisteminin yapısında önemli değişiklikler içerdiğine dikkat çekti. Kelni’ye göre değişiklikler arasında federal merkezi hükümetin yetkilerinin güçlendirilmesi, daha önce federal eyaletlere tanınan bazı yetkilerin azaltılması ya da kaldırılması ve cumhurbaşkanı ile parlamentonun anayasal görev süresinin dört yıldan beş yıla çıkarılması yer alıyor.

Kelni, söz konusu düzenlemelerin federal hükümet ile eyaletler arasındaki ilişkinin niteliğinde önemli bir dönüşümü temsil ettiğini belirterek, bunun devlet yönetiminde daha güçlü bir merkezileşme eğilimine işaret ettiğini ve yaşanan siyasi anlaşmazlıkların temel nedenlerinden birinin de bu olduğunu ifade etti.

Siyasi anlaşmazlığın herhangi bir uzlaşı sağlanmadan sürmesi durumunda bunun ülkenin siyasi sürecini olumsuz etkileyebileceği değerlendiriliyor. Kelni’ye göre ortaya çıkabilecek senaryolardan biri, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud hükümetinin görev süresini uzatmak için gerekçe bulması olabilir. Muhalefet çevreleri de en çok bu ihtimalden endişe ediyor. Kelni, krizin uzaması halinde muhalefetin kendi içinde de zamanla bölünmeler yaşanabileceğini göz ardı etmedi.

Anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından Hasan Şeyh Mahmud, anayasanın gözden geçirilme süreci konusunda endişelerini dile getiren muhalif siyasetçilere seslenerek sonuçlara saygı gösterilmesi ve yeni anayasanın korunması çağrısında bulundu. Mahmud, gelecekte yapılabilecek olası değişikliklerin ise yalnızca anayasal prosedürler çerçevesinde gerçekleştirileceğini vurguladı.

Mahmud, anayasa dışı siyasi uzlaşılar yerine anayasal mekanizmalara başvurulmasının önemine dikkat çekerek, anayasanın siyasetçilerin yetkilerini belirleyen ve devlet yönetiminin kurallarını ortaya koyan bir ‘toplumsal sözleşme’ olduğunu ifade etti.

Ancak hükümet ile muhalefetin mevcut tutumlarını koruması nedeniyle, Abdullah Ahmed İbrahim’e göre krizi çözmeye yönelik herhangi bir diplomatik girişim ya da arabuluculuk işareti henüz görülmüyor. İbrahim, muhalefetin 10 Nisan’da Puntland’ın başkenti Garove’de toplanma tehdidinde bulunduğunu hatırlatarak, söz konusu tarihin mevcut kurumların görev süresinin sona ereceği döneme denk geldiğini belirtti. Muhalefetin bu toplantıda istişarelerde bulunabileceği, hatta paralel seçimler düzenleyerek alternatif bir hükümet kurma seçeneğini değerlendirebileceği ifade ediliyor.

Öte yandan Kelni’ye göre krizin en gerçekçi çözümü, mevcut hükümetin anayasal görev süresini önümüzdeki mayıs ayında tamamlaması ve seçimlerin planlanan tarihte yapılabilmesi için gerekli koşulların hazırlanması. Kelni, yeni anayasanın uygulanmasının ise seçimlerden sonra kurulacak yeni hükümet dönemine bırakılmasının daha uygun olacağını düşünüyor.

Kelni’ye göre bunun dışında bir yol izlenmesi, özellikle görev süresinin uzatılması ya da muhalefetin güç kullanılarak bastırılması gibi senaryoların gündeme gelmesi durumunda ülkede yeni siyasi ve güvenlik krizlerinin ortaya çıkma riskini artırabilir.


Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)
TT

Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)

Suriye'de dün, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan anlaşmanın uygulanması doğrultusunda, SDG'nin birleşme anlaşması dosyasında en geniş ilerleme kaydedildi.

Savunma Bakanlığı medya ve iletişim direktörü, “Sipan Hamo'nun ülkenin doğu bölgesi savunma bakan yardımcısı olarak atandığını” bildirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hamo, en önde gelen Kürt askeri liderlerden biri ve Şam ile müzakerelere katıldı.

Yine dün, Haseke vilayetinde yaşayan yaklaşık 400 aile, yıllarca süren yerinden edilmenin ardından Halep kırsalındaki Afrin bölgesinde bulunan evlerine geri döndü. Haseke-Halep uluslararası yolu da savaşın büyük bir bölümünde kapalı kaldıktan sonra sivil trafiğe açıldı.