Beyrut Suriye’den gelen mülteci akınını kontrol altına almaya çalışıyor

Lübnan Ordusu, Lübnan'a yasa dışı yollardan giren onlarca kişinin fotoğrafını yayınladı (AP)
Lübnan Ordusu, Lübnan'a yasa dışı yollardan giren onlarca kişinin fotoğrafını yayınladı (AP)
TT

Beyrut Suriye’den gelen mülteci akınını kontrol altına almaya çalışıyor

Lübnan Ordusu, Lübnan'a yasa dışı yollardan giren onlarca kişinin fotoğrafını yayınladı (AP)
Lübnan Ordusu, Lübnan'a yasa dışı yollardan giren onlarca kişinin fotoğrafını yayınladı (AP)

Beyrut Hükümeti, 11 Eylül’de düzenlediği Bakanlar Kurulu toplantısında alınan kararlar ve eylemler kapsamında yeni sığınmacı akını dalgasına karşın harekete geçti.

Hükümet, son haftalarda Suriye’den Lübnan’a yönelik yeniden başlayan sığınmacı akınını takip etmek üzere Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib başkanlığında Şam’ı ziyaret edecek bir Hükümet heyeti oluşturma kararı aldı. Heyette Lübnan Yüksek Savunma Konseyi Genel Sekreteri ve Kamu Güvenliği Genel Müdürü'nün de yer alması bekleniyor. 

Bu kapsamda, iki ülke arasındaki kara ve deniz sınırlarının kontrol edilmesi, yerel yönetimler kapsamında sınır bölgelerde yaşayan Suriyeliler hakkında acil araştırma yapılarak haklarında veri tabanı oluşturulması, yerinden edilenlerin ikamet yerlerinde mevcut altyapıya (elektrik, su, kanalizasyon) ilişkin tüm ihlallere son verilmesi ve trafik kanunun katı bir şekilde uygulanması gibi kararlar yer alıyor.

Dün sabah yeterli çoğunluk sağlanamadığı için gerçekleştirilemeyen Bakanlar Kurulu’nun gündeminin büyük bir kısmını sığınmacı Suriyeliler konusu oluşturuyordu. Toplantıda yeni sığınmacı akınının süreceğine dair endişeler de dile getirildi.

Beyrut Hükümeti, yeni sığınmacı krizi ve sonuçları hakkında Şam rejimi ile iletişim kurmak üzere Dışişleri Bakanı'nı teknik heyetin başkanlığına atadı. Sonuçların hükümete sunulması için ay sonuna kadar süre verildi.

Hükümet, çabaların birleştirilmesi, alınan tedbirlerin pekiştirilmesi, casusların kullandığı yollardaki kontrol noktalarının güçlendirilmesi, kaçakçılık şebekelerine yönelik kapsamlı ve koordineli ortak operasyonların uygulanması için güvenlik ve askeri birimleri kendi aralarında iş birliği ve koordinasyonla görevlendirdi. Ayrıca yasa dışı geçiş noktalarının kapatılması, kurallara uygun olarak kaçakçıların kullandığı araç ve fonlara el konulması, bunların medyada geniş yer alması öngörüldü.

Ayrıca Suriyelilerin Lübnan’a yasa dışı girişlerinin engellenmesi ve ülkelerine geri gönderilmeleri konusunda acil tedbirlerin alınması amacıyla bilgi ve güvenlik çalışmalarının yoğunlaştırılmasına karar verildi.

Oturumda Enformasyon Bakanı Ziyad Mekari’nin okuduğu kararlara göre, hükümet İçişleri Bakanlığından, yerinden edilmiş Suriyelilerle ilgili her türlü şüpheli hareket ve toplantının derhal bildirilmesi yönünde belediyelere bilgi göndermesini talep etti.

Başta Kamu Güvenliği Genel Müdürlüğü olmak üzere ilgili daire ve kuruluşların bu amaçla sunduğu raporlara binaen başta yabancı kuruluşlar olmak üzere tüm derneklerin bakanlıklar, askeri ve güvenlik teşkilatlarıyla koordinasyon kurması zorunlu kılındı.

Adalet Bakanlığına, savcılardan insan kaçakçılığı yapanlar ve Lübnan'a yasa dışı yollardan girenlerle ilgili yasal prosedürlerin sıkılaştırılmasını isteme görevi verildi. Bakanlık, adli makamlardan cezaevlerindeki aşırı kalabalık sorununu hafifletecek yargılamaların hızlandırılmasını, uluslararası anlaşmalar ve ilgili kanunlar dikkate alınarak Suriyeli hükümlülerin sınır dışı edilmesi için uygun tedbirlerin alınmasını talep edebilecek.

Bugüne dek alınan en ayrıntılı nitelikteki bu prosedürler, söz konusu bakanlıkların yanı sıra sanayi, enformasyon, çalışma bakanlıklarını da kapsıyor. Suriyelilerin göç sorununu, konuya ilişkin siyasi tartışmalar ışığında düzenlemeyi amaçlıyor.

Sabah saatlerinde Suriyelilerin Şam rejimi tarafından yerinden edilmesi sorununun görüşüldüğü hükümet toplantısı yeterli çoğunluk sağlanamadığı için yapılamadı. Başbakan Mikati'nin kararıyla mevcut bakanlar, Genelkurmay Başkanı Joseph Avn ve Kamu Güvenliği Genel Müdür Vekili Tümgeneral İlyas el-Beyseri ile bir istişare toplantısı düzenlendi.

Toplantı neticesinde katılımcılar bu konuda olup bitenleri varoluşsal bir tehdit olarak tanımladı. Enformasyon Bakanı Ziyad Mekari, General Avn'ın sığınmacı Suriyelilerin sayısına ilişkin büyük ve şaşırtıcı rakamlar kaydettiğini duyurdu.

“Toplantıda bulunması gereken bazı bakanların vicdanına güvendik. Böyle bir varoluşsal krizde bazı bakanların siyasi nedenlerle oturumları boykot etmesi maalesef kabul edilemez” ifadelerini kullanan Mekari, cumhurbaşkanlığının yokluğu nedeniyle hükümet oturumlarını boykot eden bakanları kastettiğini dile getirdi.

Aynı zamanda, “Lübnan'a giren binlerce Suriyeli genç var. Ordunun bu konuyu tek başına takip etmesi mümkün değil, birçok lojistik ve maddi sorun var. Faaliyet gösteren çeteler ve görevini yerine getirmeyen yargının yanı sıra insan kaçakçılığıyla ilgili sorunlar da mevcut. İşler inanılmaz derecede karmaşık, hiç kimse bunu hafife almamalı” vurgusunda bulundu.

Yeni göç dalgasının sebepleri

Dünya Gıda Programı verilerine göre Suriye, dünyada gıda güvensizliğinin en fazla yaşandığı altı ülkeden biri. Suriye’de yaklaşık 12,1 milyon insan, yani nüfusun yarısından fazlası gıda güvensizliği yaşıyor. Suriye’de ortalama aylık ücret, şu anda ailenin gıda ihtiyacının yalnızca dörtte birini karşılıyor. Dünya Gıda Programı’ndan elde edilen veriler aynı zamanda yetersiz beslenmenin arttığını, çocuklarda bodurluk oranlarının ve anneler arasında yetersiz beslenmenin benzeri görülmemiş seviyelere ulaştığını gösteriyor. Açlık insanları tehdit ederken, ufukta ise Suriye hükümetinin enflasyonla mücadele ve yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik net bir planı yok, aksine tam tersi yaşanıyor. Enerji, su, gıda ve ilaç gibi en temel yaşam ihtiyaçlarından yoksun olan Suriyelilerin dramı derinleşirken, bu da Suriye’nin güneyindeki Süveyda vilayetinde günlerdir yoğunlaşan halk protestolarının patlak vermesinin nedenlerinden birine dönüştü.

Lübnan ve Suriye, büyük bir kısmı çizilmemiş olan 330 kilometrelik bir sınırı paylaşıyor.

Esed rejiminin Mart 2011’de başlayan barışçıl gösterilere yönelik ağır şiddet kullanmasının altıncı ayında Suriye ordusundan ayrılan güçlerin karşı şiddete başvurması ülkedeki olayların iç savaşa evrilmesine sebep olmuştu. İç savaşın ilk yıllarında Esed rejiminin saldırılarından kaçan yüz binlerce Suriyeli sivili ağırlayan Lübnan, 2015 yılında bu mültecilerin ülkeye girişini yasakladı.

O tarihten bu yana pek çok Suriyeli sınırı geçmek için insan kaçakçılarını kullandı. Bazı ülkeler, Suriye ordusunun ülkenin büyük bir bölümünde kontrolü yeniden ele geçirmesinden bu yana çatışma yoğunluğunun azaldığı gerekçesiyle mültecilerin sınır dışı edilmesi yönünde baskı yapıyor.

Ancak insan hakları ve uluslararası kuruluşlara göre bu, çökmekte olan altyapı, zorlu ekonomik koşullar ve güvenlik soruşturmaları nedeniyle geri dönüşlerinin güvenli hale geldiği anlamına gelmiyor.

Birkaç ay önce Lübnan ordusu, ikamet izni veya kimlik belgesi olmayan Suriyelileri yakalamak için büyük operasyon başlattı ve bunun sonucunda yüzlerce kişiyi gözaltına aldı.



Filistinli gruplar Gazze'nin çeşitli bölgelerinde İsrail güçlerini hedef aldıklarını duyurdu

(AA)
(AA)
TT

Filistinli gruplar Gazze'nin çeşitli bölgelerinde İsrail güçlerini hedef aldıklarını duyurdu

(AA)
(AA)

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugaylarından yapılan açıklamada, direnişçilerinin Gazze kentinin güneyindeki Zeytun Mahallesi'nde İsrail güçlerini havan topuyla hedef aldığı belirtildi.

Aynı bölgede İsrail ordusuna ait bir Merkava tankının "Yasin 105" tanksavar roketiyle vurulduğu aktarıldı.

Kassam mensuplarının, Gazze'nin güneyinde Han Yunus kentindeki Şeyh Nasır bölgesinde "Yasin 105" roketiyle İsrail ordusuna ait askeri nakil aracını hedef aldığı, araçtaki İsrail askerlerinden ölen ve yaralananların olduğu bildirildi.

Vurulan araçtakilerin tahliyesi için İsrail ordusunun bölgeye helikopter indirdiği kaydedildi.

İslami Cihad Hareketinin askeri kanadı Kudüs Seriyyelerinden yapılan açıklamada da Gazze kentinin Zeytun Mahallesi'nde bir grup İsrail askerine havan topuyla saldırı düzenlendiği duyuruldu. Mahallenin orta kesimlerinde ise başka bir grup İsrail askerinin patlayıcılarla hedef alındığı aktarıldı.

Filistinli direnişçilerin, Gazze'nin güneyindeki Han Yunus kentindeki el-Emel Mahallesi'nde bir İsrail askerini öldürdüğü belirtildi.


Gazze'deki Sağlık Bakanlığı: İsrail güçleri çekildiği Nasır Hastanesine yeniden baskın düzenledi

Gazze Şeridi'ndeki askeri operasyonlar sırasında bir İsrail askeri (İsrail ordusunun web sitesi)
Gazze Şeridi'ndeki askeri operasyonlar sırasında bir İsrail askeri (İsrail ordusunun web sitesi)
TT

Gazze'deki Sağlık Bakanlığı: İsrail güçleri çekildiği Nasır Hastanesine yeniden baskın düzenledi

Gazze Şeridi'ndeki askeri operasyonlar sırasında bir İsrail askeri (İsrail ordusunun web sitesi)
Gazze Şeridi'ndeki askeri operasyonlar sırasında bir İsrail askeri (İsrail ordusunun web sitesi)

Gazze'deki Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, "İsrail işgal güçleri, asker taşıyan 4 araçla Nasır Hastanesine yeniden baskın düzenledi." ifadesi kullanıldı.

Bakanlıktan daha önce yapılan açıklamada, İsrail askerlerinin Nasır Hastanesinden çekildiği ve etrafında konuşlanarak hastaneyi kuşattığı bildirilmişti.

İsrail askerlerinin, hastaneye giriş ve çıkışları engellediği belirtilmiş, hastanenin zemin katındaki tüm bölümlerin kanalizasyon suları altında kaldığı aktarılmıştı.

Açıklamada, "İşgalciler, hastanedeki su depolarının ve kanalizasyon hattının onarılmasına, elektrik jeneratörünün çalıştırılmasına hala engel oluyor." değerlendirmesinde bulunulmuştu.

İsrail askerleri, uzun süre kuşatma altında tuttuğu Nasır Hastanesine 15 Şubatta baskın düzenlemiş ve hastaneyi askeri kışlaya çevirmişti.

Yaklaşık 10 bin yerinden edilmiş Filistinli ile 300 sağlık çalışanının bulunduğu hastanede İsrail güçlerinin neden olduğu elektrik kesintisi ve oksijen cihazlarının çalışmaması nedeniyle çok sayıda hasta hayatını kaybetmişti.

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi'nin (OCHA) işgal altındaki Filistin topraklarındaki kıdemli insani işler görevlisi Jonathan Whittall, dün X sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımda Nasır Hastanesi için "Burası iyileşme yeri değil ölüm yeri haline geldi." ifadelerini kullanmıştı.

İsrail'in 7 Ekim'den bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bin 660’ı çocuk, 8 bin 570’i kadın olmak üzere 29 bin 410 Filistinli öldürüldü, 69 bin 465 kişi yaralandı.

Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.


Hizbullah, İsrail'in kuzeyindeki bir karakolu birkaç füze ile vurduğunu açıkladı

Lübnan'ın Buleyda köyünde, İsrail bombardımanının ardından yükselen dumanlar (AFP)
Lübnan'ın Buleyda köyünde, İsrail bombardımanının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

Hizbullah, İsrail'in kuzeyindeki bir karakolu birkaç füze ile vurduğunu açıkladı

Lübnan'ın Buleyda köyünde, İsrail bombardımanının ardından yükselen dumanlar (AFP)
Lübnan'ın Buleyda köyünde, İsrail bombardımanının ardından yükselen dumanlar (AFP)

Lübnan Hizbullahı dün (Perşembe) yaptığı açıklamada, İsrail'in kuzeyindeki Malahiye Golan karakolunu birkaç füze ile vurduğunu bildirdi.

Hizbullah'ın ifadesine göre bu saldırı, son olarak Buleyda'da bir sivil savunma merkezine yapılan saldırı başta olmak üzere İsrail’in köy ve sivil haneler üzerine yaptığı saldırılara karşılık olarak gerçekleştirildi.

Öte yandan İsrail ordusu, dün (Perşembe) akşam yaptığı açıklamada, Güney Lübnan'da Margeayun bölgesinde bulunan bir Hizbullah askeri kompleksinin, Hizbullah militanlarının içeri girdiğinin tespit edilmesinin ardından bombalandığını belirtti.

Ordu, askerlerin Hizbullah militanlarının komplekse girişini tespit ettiğini ve ardından savaş uçaklarının kompleksi bombaladığını açıkladı.

Ayrıca, son birkaç saat içerisinde, İsrail'in kuzeyindeki Zerait ve Matula bölgelerine sınırdan çok sayıda füze atıldığı ve füze fırlatma noktalarının bombalandığı ifade edildi.

Ekim ayının 7'sinde Gazze Şeridi'nde başlayan savaştan bu yana, İsrail ordusu ile Hizbullah arasında sınır bölgesinde karşılıklı bombardımanlar yaşanıyor.

Hizbullah, dün akşam yaptığı açıklamada, İsrail saldırılarında iki üyesinin öldüğünü duyurdu.


Husilerden İsrail, Amerikan ve İngiliz gemilerine yönelik saldırıları artırma tehdidi

Yemen'e yardım taşıyan Amerikan kargo gemisine iki Husi füzesi saldırdı (Reuters)
Yemen'e yardım taşıyan Amerikan kargo gemisine iki Husi füzesi saldırdı (Reuters)
TT

Husilerden İsrail, Amerikan ve İngiliz gemilerine yönelik saldırıları artırma tehdidi

Yemen'e yardım taşıyan Amerikan kargo gemisine iki Husi füzesi saldırdı (Reuters)
Yemen'e yardım taşıyan Amerikan kargo gemisine iki Husi füzesi saldırdı (Reuters)

Husi, liderlik ettiği gruba ait El-Mesira televizyonunda yaptığı konuşmada, İsrail'in Gazze Şeridi'ne 7 Ekim 2023'te başlattığı saldırılardan bu yana Gazze'ye destek için Kızıldeniz'de ve Aden Körfezi'nde yürüttükleri faaliyetlere ilişkin bilgi verdi.

“Gazze'ye yönelik saldırının başlamasından bu yana Kızıldeniz ve Umman Denizi'nde (İsrail, ABD ve İngiltere'ye ait) 48 gemiyi hedef aldık." diyen Husi, bunun, düşmanın gemi hareketlerini azaltması, kamufle etmesi ve onlar hakkındaki bilgileri gizlemesine rağmen önemli bir rakam olduğunu söyledi.

Husi lider, Kızıldeniz, Aden Körfezi ve Babu'l Mendeb'deki faaliyetlerinin devam edeceğini ve bunları artırmaya çalıştıklarını belirtti.

Kızıldeniz ve Arap Denizindeki operasyonlarına "denizaltı silahları" dahil ettiklerini ifade eden Husi, bunun "düşman için endişe verici bir konu" olduğunu savundu.

İsrail'e yönelik saldırılarına ilişkin ise Husi, "Gazze Şeridi'ne yönelik saldırının başlamasından bu yana işgal altındaki Filistin topraklarındaki İsrail hedeflerine 183 füze ve insansız hava aracı fırlattık." ifadesini kullandı.

Husi, ABD'yi Gazze'deki Filistin halkını açlığa mahkum etmek için İsrail'e en büyük desteği sağlamakla suçladı.

ABD ve İngiltere Hudeyde'ye 4 saldırı düzenledi

Öte yandan Husilere ait el-Mesire televizyonunun haberinde, ABD ve İngiltere'nin, Hudeyde'nin batısındaki El-Cebbane bölgesine 4 saldırı düzenlediği belirtildi.

Haberde konuya ilişkin ayrıntılı bilgi verilmezken, ABD ve İngiltere de konuyla ilgili henüz bir açıklama yapmadı.

Dün de ABD ve İngiltere hava kuvvetlerinin sahil kenti Hudeyde'ye 11 saldırı düzenlediği duyurulmuştu.

Hudeyde, uzun bir kıyı şeridine sahip olmasının yanı sıra hayati önemi bulunan üç limanı içermesi nedeniyle Yemen'in en önemli kentlerinden biri olarak kabul ediliyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığından dün yapılan açıklamada, 19 Şubat'ta Husilerin, Yemen'in Aden Limanı'na giden Yunanistan bandıralı, ABD'ye ait "M/V Sea Champion" isimli dökme yük gemisine doğru iki gemisavar balistik füze ateşlediği belirtilmişti.


İsrail’in Cenin kampındaki bir aracı hedef alması sonucu bir kişi öldü, 15 kişi yaralandı

İsrail askerleri bir tankta bakım yapıyor (AFP)
İsrail askerleri bir tankta bakım yapıyor (AFP)
TT

İsrail’in Cenin kampındaki bir aracı hedef alması sonucu bir kişi öldü, 15 kişi yaralandı

İsrail askerleri bir tankta bakım yapıyor (AFP)
İsrail askerleri bir tankta bakım yapıyor (AFP)

Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail’in Batı Şeria’daki Cenin kampında bulunan bir arabacı hedef alması sonucu bir kişinin öldüğünü bildirdi.

Bakanlık tarafından Telegram üzerinden yapılan açıklamada, ikisi ağır olmak üzere, 15 kişinin de yaralandığı bilgisi verildi.

İsrail güçleri, geçtiğimiz günlerde Cenin şehrine ve kampına defalarca saldırı düzenledi. Bu da şiddetli çatışmaların patlak vermesine yol açtı.


İsrail Gazze’yi yönetecek ‘doğru kişileri’ arıyor

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta Filistinliler, bir cami ve konut binalarını etkileyen İsrail bombalarının neden olduğu hasarı inceliyor (AP)
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta Filistinliler, bir cami ve konut binalarını etkileyen İsrail bombalarının neden olduğu hasarı inceliyor (AP)
TT

İsrail Gazze’yi yönetecek ‘doğru kişileri’ arıyor

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta Filistinliler, bir cami ve konut binalarını etkileyen İsrail bombalarının neden olduğu hasarı inceliyor (AP)
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta Filistinliler, bir cami ve konut binalarını etkileyen İsrail bombalarının neden olduğu hasarı inceliyor (AP)

Tel Aviv’deki siyasi kaynaklar, İsrail hükümeti ve ordu liderlerinin temsilcilerinin yakın bir zamanda, Gazze’de bazı Filistinlilerle görüştüklerini ortaya çıkardı. Söz konusu İsrailli yetkililer, genel olarak sivil işleri yönetecek ve özel olarak insani yardım dağıtımı konusunda Hamas’ın yerini alacak liderler belirleme ihtimalini ve ‘doğru kişileri’ bulmanın önemini ele aldılar.

İsrail merkezli Kanal 12 televizyonu, İsrail'in savaşın ‘ertesi günü’ hazırlıklarının bir parçası olarak hükümetin Gazze'de yerel yönetim için bir model geliştirmeye başladığını aktardı. Ordu, Gazze sakinlerinin ez-Zeytun Mahallesi’ni Hamas'tan arındırıp yönetmesine olanak sağlayacak plan için hazırlıklara başladı.

Kanal 12’ye göre Tel Aviv yönetimi, Hamas’ın planı engelleme girişimlerine yönelik güvenlik önlemleri aldı. Ayrıca kanal, ordunun, ez-Zeytun mahallesindeki binaları tamamen yıkıp buldozerlerle yerle bir ederek büyük çadır mahallesi kurulması için ‘temizliğe’ başladığını açıkladı. Projeye göre İsrail, Gazze okullarındaki eğitim müfredatının, özellikle İsrail ve Yahudilere karşı nefreti teşvik eden içerikler açısından temelden değiştirilmesi ihtiyacına da odaklanıyor.

Reuters haber ajansı, İsrailli yetkililerin, ‘Gazze Şeridi'nde Hamas'tan temizlenen bölgelerde insani yerleşim bölgeleri planının uygulanacağını ve bu planın başarıya ulaşması için de İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Hamas'ı yok etme hedefine ulaşması gerektiğini’ belirttiklerini aktardı.

Hamas ise İsrail planının Filistin Yönetimi'nin maaş listesinde yer alan tüm çalışanları kapsam dışında tutacağını ve bu durumun planın ‘Gazze’yi yeniden işgal etmek ve halkı başarısızlığa mahkum etmek’ anlamına geldiğini ifade etti.

Öte yandan dün bazı Filistinlilerin ‘şimdiye kadar yaşadıkları en kötü gecelerden biri’ olduğunu söyledikleri gecede, İsrail'in Refah kentine yönelik saldırıları ve ağır bombardımanı sonucunda bir cami yerle bir edildi ve birçok ev yok edildi. İsrail'in saldırısında Refah'ın merkezindeki El-Faruk Camii yıkılarak enkaz yığınına dönüştü. Cami yakınındaki binalarda saldırılardan ağır hasar aldı. Yetkililer Şarku’l Avsat’a İsrail ordusunun Refah'ın güneyinde dört, şehir merkezinde ise üç evi bombaladığını aktardı.


Hamas heyeti Gazze'deki savaşa ilişkin Kahire'deki görüşmelerini tamamladı

İsrail askerleri, Gazze Şeridi'ndeki Birleşmiş Milletler (BM) Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı’na (UNRWA) ait bir yerleşkede (AFP)
İsrail askerleri, Gazze Şeridi'ndeki Birleşmiş Milletler (BM) Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı’na (UNRWA) ait bir yerleşkede (AFP)
TT

Hamas heyeti Gazze'deki savaşa ilişkin Kahire'deki görüşmelerini tamamladı

İsrail askerleri, Gazze Şeridi'ndeki Birleşmiş Milletler (BM) Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı’na (UNRWA) ait bir yerleşkede (AFP)
İsrail askerleri, Gazze Şeridi'ndeki Birleşmiş Milletler (BM) Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı’na (UNRWA) ait bir yerleşkede (AFP)

Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye liderliğindeki bir heyet, Gazze Şeridi'ndeki savaşın durdurulmasını görüşmek üzere gerçekleştirdiği birkaç gün süren Mısır ziyaretini tamamladı.

Hamas hareketi bugün (Cuma) Telegram platformu üzerinden yaptığı açıklamada, Hamas heyetinin Mısır İstihbarat Başkanı Abbas Kamil ile birkaç toplantı yaptığını duyurdu. Bu toplantılarda “Gazze Şeridi'ndeki durum, Filistin halkına yönelik vahşi saldırının durdurulması, yerinden edilenlerin evlerine geri dönmesi, özellikle Gazze’nin kuzeyinde yardım ve barınma sağlanması” ele alındı.

Açıklamada, "İşgal hükümetinin Batı Şeria ve işgal altındaki iç bölgelerde yaşayan halkımızın Ramazan ayı boyunca Mescid-i Aksa'da namaz kılmasını engelleme kararı ışığında, işgalin Mescid-i Aksa'da neler planladığı ve esir takası dosyası görüşüldü" ifadelerine yer verildi.


Süveyş Kanalı İdaresi, lojistik projelerle gelir kaynaklarını çeşitlendirmeyi hedefliyor

Mısır'daki Süveyş Kanalı'nın kuzey girişinin havadan görünümü ( Reuters)
Mısır'daki Süveyş Kanalı'nın kuzey girişinin havadan görünümü ( Reuters)
TT

Süveyş Kanalı İdaresi, lojistik projelerle gelir kaynaklarını çeşitlendirmeyi hedefliyor

Mısır'daki Süveyş Kanalı'nın kuzey girişinin havadan görünümü ( Reuters)
Mısır'daki Süveyş Kanalı'nın kuzey girişinin havadan görünümü ( Reuters)

Süveyş Kanalı İdaresi Başkanı Usame Rabi, yönetiminin bölgedeki küresel ticaret hareketine hizmet edecek lojistik ve denizcilik projeleri kurarak gelir kaynaklarını çeşitlendirmeyi hedeflediğini söyledi.

İtalyan nakliye şirketi Messina’nın CEO'su Ignazio Messina bugün yaptığı açıklamada, şirketinin grubun genişleme politikasının bir parçası olarak önümüzdeki dönemde Süveyş Kanalı'ndan geçen gemilerinin sayısını ve tonajını artırmayı planladığını ifade etti.

Süveyş Kanalı Genel İdaresi'nden yapılan açıklamada, Messina'nın Rabi ile video konferans yönetimi ile yapılan toplantısında, İtalyan grubun Süveyş Kanalı İdaresi ile işbirliği köprüleri kurmayı ve lojistik hizmet sağlama alanında ortak koordinasyon kurmayı sabırsızlıkla beklediğini söylediğini bildirerek, bunun Süveyş Kanalı'nın lider konumunu güçlendirmek ve Ortadoğu ve Afrika bölgesinde denizcilik ve lojistik hizmetleri sağlayan bölgesel bir merkeze dönüşmesini desteklemek amacıyla olduğunu aktardı.

Rabi, idarenin bölgedeki küresel ticaret hareketine hizmet edecek lojistik ve denizcilik projeleri kurarak gelir kaynaklarını çeşitlendirmeyi hedeflediğini ifade ederek, Kızıldeniz bölgesindeki mevcut zorluklara rağmen, Süveyş Kanalı'ndan geçen gemilerin sayısının artmasıyla son zamanlarda netleşen İtalyan nakliye hattıyla genişletilmiş ilişkilerden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Messina, Ortadoğu ve Afrika'daki nakliye rotalarında faaliyet gösterecek büyük taşıma kapasitesine sahip konteyner gemilerini dahil etmek ve inşa etmek istediklerini aktardı.

İtalyan CEO, denizcilik şirketi Messina’nın 100 yılı aşkın bir süre önce kurulduğunu, 1930'lardan bu yana Süveyş Kanalı İdaresi ile işbirliğine dayalı ilişkiler içerisinde bulunduğunu, şirketine ait gemilerden birinin kanalın 1975'te yeniden açılmasından sonra kanalı geçen gemilerin ön saflarında yer aldığını kaydetti.

Süveyş Kanalı İdaresi'nin gelir kaynaklarını çeşitlendirme hamleleri, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es Sisi'nin geçtiğimiz Pazartesi günü Süveyş Kanalı gelirlerinin bu yılın başından bu yana yüzde 40 ila 50 oranında azaldığını açıklamasının ardından geldi.


İç savaş Sudan'da insan hakları ve özgürlükleri yok ediyor

Milli Ümmet Partisi, askeri istihbaratın partinin bazı kadroları da dahil olmak üzere çok sayıda sivile karşı yürüttüğü tutuklamaları kınadı. (AFP)
Milli Ümmet Partisi, askeri istihbaratın partinin bazı kadroları da dahil olmak üzere çok sayıda sivile karşı yürüttüğü tutuklamaları kınadı. (AFP)
TT

İç savaş Sudan'da insan hakları ve özgürlükleri yok ediyor

Milli Ümmet Partisi, askeri istihbaratın partinin bazı kadroları da dahil olmak üzere çok sayıda sivile karşı yürüttüğü tutuklamaları kınadı. (AFP)
Milli Ümmet Partisi, askeri istihbaratın partinin bazı kadroları da dahil olmak üzere çok sayıda sivile karşı yürüttüğü tutuklamaları kınadı. (AFP)

Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında 10 ayı aşkın süredir devam eden iç savaş, sadece kötüleşen bir insani trajedi, dünyadaki en büyük iç-dış göç ve benzeri görülmemiş bir altyapı tahribatı yaratmakla kalmadı. Aynı zamanda askeri unsur ve çatışmanın etkisi tüm bunların ötesine geçerek hak ve özgürlüklere gölge düşürdü.

Sudan'da insan haklarının kötüye gitmesi birçok tarafın, sivil örgütün ve hukukçunun memnuniyetsizliğini ve öfkesini uyandırdı. Özellikle de bu uzun süreli savaşın henüz duracağına dair hiçbir umut ışığı olmaması söz konusu öfkeyi artırdı.

Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, resmi olarak ilan edilen ve ulusun yaşamını tehdit eden olağanüstü hâl sırasında bazı hakların kısıtlanmasına izin vermiş olsa da bu durumda haklara getirilecek herhangi bir kısıtlamanın istisnai ve geçici olması ve durumun gereklerine göre mümkün olan en dar kapsamda olması gerektiğine inanılıyor.

Bununla birlikte Sözleşme’ye göre yaşam hakkı, işkence ve her türlü kötü muameleden korunma hakkı gibi saygı gösterilmesi gereken bazı temel haklar bulunuyor. Sözleşme ayrıca, yargısal denetim dışında alıkonulmayı da yasaklıyor. Öyle ki adil yargılanma hakkı, olağanüstü hallerde bile her zaman geçerliliğini koruyor.

Mevcut iç savaşın ilk gün ve haftalarından bu yana, çatışmanın her iki tarafındaki güvenlik güçleri konuşlanmalarını arttırdı. Güvenlik güçleri kontrolleri altındaki bölgelerde teftişlerini önemli ölçüde sıkılaştırdı. İhtiyaçlarını karşılamak ya da seyahat etmek için hareket ederken kontrol noktalarında durdurulup aranan herkes, o yeri kontrol eden kişiye göre, sanki ordu ya da HDK ile bağlantısı varmış yahut onlarla iş birliği yapıyormuş gibi görünüyordu.

Savaşın ilk aylarında güvenlik makamlarının, HDK’yi desteklediğinden şüphelenilen kişilere karşı yoğun operasyonları devam etti. Çatışmanın her iki tarafı, kendi askeri istihbarat servisleri aracılığıyla aktivistlere ve siyasetçilere karşı, diğer tarafla iş birliği bahanesiyle geniş çaplı tutuklama operasyonları düzenledi.

İnsan hakları ve güvenlik yok ediliyor

Gözlemciler ve hukuk organları, savaşın her iki tarafının da benzer araçlar, gerekçeler ve farklı saikler kullanarak kamu özgürlüklerini ve haklarını ciddi şekilde ihlal ettiğine inanıyor. Her iki taraf da yargı, savcılık ve polis gibi adalet ve hukuk mekanizmalarının yokluğunun hissedildiği bir dönemde, özellikle de savaş bölgelerinde ve sıcak çatışma alanlarında hukuk dışı kısıtlamalar, aramalar ve tutuklamalar uyguluyor.

Ülkenin merkezindeki en büyük şehir ve El Cezire eyaletinin başkenti olan Vad Medeni’nin ani ve şok edici düşüşünün ardından tutuklama operasyonları geniş çapta arttı. Eyalet hükümetleri art arda hizmet ve değişim komiteleri ile direniş komitelerini feshederek faaliyetlerini yasakladı. Bazı eyalet yönetimleri, Nisan 2019'da devrik Devlet Başkanı Ömer el-Beşir rejimini devirenleri hedef aldığı düşünülen bir adımla Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) üyelerinin sınır dışı edilmesine karar verdi.

Operasyonlar özellikle ülkenin doğu, merkez, güney ve batısındaki çeşitli eyaletlerdeki direniş ve acil durum komiteleri üyelerini aynı şekilde ve aynı nedenlerle hedef aldı. Bunun hemen ardından tüm eyalet hükümetleri, ÖDBG'ye bağlı oldukları için hizmet ve değişim komitelerini feshetti. Hatta bazıları savaşın Aralık Devrimi ile ilgili her şeye, savaşı durdurma ve sivil demokratik bir dönüşüm çağrısı yapan herkese karşı döndüğünü savunarak ‘savaşa hayır’ çağrısı yaptı.

Genişletilmiş operasyon

Aynı bağlamda insan hakları avukatı el-Muiz Hadra, artan yargısız tutuklamaların kamu özgürlüklerine karşı yaygın bir operasyon olduğunu açıkladı. Bu operasyon savaştan sonra başlamadı, aksine parti kadrolarının, ÖDBG’nin ve aktivistlerin çoğunun tutuklanmasını başlatan Abdulfettah el-Burhan’ın 25 Ekim 2021'deki darbesinden bu yana daha da arttı. Ardından, sindirmek ve yıldırmak için bu kişilerin haklarında uydurma raporlar yazıldı.

Savaş sonrasına gelince Hadra’ya göre ordu ve askeri istihbarat kisvesi altında gizlenen, eski rejimin kalıntıları tarafından temsil edilen yeni bir aktörün olduğu açıkça görülüyor. Bunlar, savaşın sona ermesini talep eden aktivistleri ve ‘savaşa hayır’ diyen herkesi tutukluyor.

İnsan hakları avukatları, özgürlüklere getirilen kısıtlamaların tüm yasaların açık bir ihlali anlamına geldiğine inanıyor. Ülke tarihinin bu döneminde hukukun neredeyse tamamen yok olduğu bir zamanda, yasaların uygulanıp uygulanmadığından bahsetmek bile mümkün değil. Çünkü önceki rejimin kalıntıları devletin tüm mekanizmalarını kontrol ediyor.

Siyasi partiler etkisiz hale geldi

Hadra, özgürlükleri kısıtlama operasyonunda en son uygulanan şeyin, siyasi partilerin ihraç edilmesine dayanan yeni bir yaklaşım olduğuna dikkat çekti. Buna göre eyaletlerin en üst düzey yetkililerinin açık kararları ve ilan edilen açıklamalarıyla savaşa karşı olanlar ordunun kontrolündeki bölgelerden ihraç edildi.

Hadra şu ifadeleri kullandı: “Ne yazık ki, tüm bu önlemler yasal ihlal teşkil ediyor. Nefret söylemi yayıyor. Toplumsal bölünme tohumları ekiyor ve ülkenin parçalanmasının önünü açıyor. Nil Nehri üzerinde bazı valilerin yaptıkları gibi Sudan halkına karşı açık bir şekilde yasal ihlaller işleyen devlet aygıtından geriye kalanların başında onların ta kendilerinin olduğunu teyit ediyor. Nasıl olur da parti üyelerinden ülkeden ayrılmaları talep edilebilir?”

Hadra, valiye bir vatandaşı siyasi eğilimi veya rengi nedeniyle eyaletinden sınır dışı etme hakkı veren herhangi bir yasal gerekçe olduğunu düşünmüyor. Sınır dışı edilmenin sadece yargı yoluyla gerçekleştirilmesi gereken yasal bir ceza olduğunu düşünen Hadra, belirli koşullar, nihai ve etkili bir yargı kararı mevcut olduktan sonra bir kişinin sınır dışı edilebileceğini savunuyor. Şu anda yaşananları, eski rejimin kalıntıları tarafından ordu, istihbarat ve valilerin koruması altında gerçekleştirilen gerçek birer saçmalık olarak nitelendiren Hadra, tüm bunların kabul edilemez yasal ihlaller olduğunu dile getirdi.

Lüks ve refah

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre aktivist ve insan hakları araştırmacısı Abdulmunim er-Reşid, tüm eyaletlerde ilan edilen olağanüstü hallerle birlikte her türlü kamusal ve özel özgürlüklerin ortadan kalkmasının ardından, bu savaş sırasında özgürlüklerin ve hakların bir tür lüks haline geldiğine inanıyor. Valilerin güvenlik koşullarıyla ilgili elektronik yayınları yasaklayan bir dizi kararına ek olarak yaşam ve hareket hakkı bile ortadan kalktı ve neredeyse bitmek bilmeyen ihlallerin ışığında kısıtlamalar norm haline geldi.

Reşid, devlet otoritesinin daralması ve temel anayasal kurumların yokluğunun, hak ve özgürlüklerin korunmasına yönelik garantilerin bulunmadığı anlamına geldiğini söyledi. Er-Reşid, ordu istihbaratının devam eden tutuklama kampanyasının esas olarak sosyal ve insani çalışmalarda ve acil servislerde aktif olan gençleri, HDK ile iş birliği veya bağlantı şüphesiyle hedef aldığını belirtti.

Sivillere karşı

Bununla bağlantılı olarak Sudan İnsan Hakları Gözlemevi tarafından hazırlanan bir rapor, mevcut savaşın öncelikle her iki tarafça da sivillere yönelik hale geldiğini gösterdi. Askeri operasyonların devam etmesi sonucu savaşın coğrafi alanı genişledikçe insan hakları koşullarındaki bozulma felaket boyutuna ulaştı.

Raporda, Gözlemevi'nin çeşitli eyaletlerde askeri istihbarat tarafından yürütülen tutuklama kampanyalarını izleyerek, ordunun kontrol ettiği bölgelerde sivil insan hakları savunucularının yanı sıra siyasi aktivistler ve direniş komitesi üyelerinin sistematik olarak hedef alındığını doğruladığı belirtildi.

Mahkumiyetler ve iddialar

Bu gelişmeler ışığında ÖDBG, hem orduya hem de HDK’ye, savaşta yer almayan sivil tutukluları derhal serbest bırakma ve insan haklarına ve kamusal özgürlüklere saygı gösterme yönünde beyan ettikleri taahhütlere uyma çağrısında bulundu.

Milli Ümmet Partisi ise kendi kadrosu, cami imamları ve sosyal aktivistlerin de aralarında bulunduğu çok sayıda sivile karşı askeri istihbarat tarafından yürütülen tutuklama kampanyasını kınadı.

Parti yaptığı açıklamada, eyaletlerdeki ordu istihbaratının, savaşın sona ermesi çağrısında bulunan çok sayıda aktivisti, siyasi kadroyu, acil durum komitesini, gazeteciyi ve cami imamını tutuklayarak sivillere yönelik ihlallerini sürdürdüğünü söyledi.

Parti tarafından yapılan açıklamada, eyaletlerdeki askeri istihbaratın, eski rejimin kalıntıları tarafından siyasi rekabetleri çözmek ve insanları kimlik temelinde tutuklamak için bir araç haline geldiği iddia edildi. Açıklamanın devamında “İnsan hakları kuruluşlarına bu ihlalleri ve savaşı reddeden sivillere yönelik şiddetli saldırıyı kınama çağrısında bulunuyoruz” ifadesi yer aldı.

Gazetecilerin hedef alınması

Buna karşılık Sudan Gazeteciler Sendikası, gazetecilerin ve medya profesyonellerinin keyfi tutuklanmasını, gözaltına alınmasını ve çatışmanın her iki tarafınca kontrol noktalarında taciz edilmesini kınadı.

Sendika tarafından yapılan açıklamada, ordu güçleri tarafından kontrol noktalarında gazetecilere uygulanan düşmanca eylemler kınandı. Sudanlı gazetecilerin savaşın başlangıcından bu yana yaşadığı kötü koşullara işaret edilerek, insan haklarının korunması ve sivillerin tehlikeye maruz kalmaması gerektiği hatırlatıldı.

Sendika, kadın ve erkek gazetecilere yöneltilen veya onları tehdit eden, korkutan suçlamaları kategorik olarak reddettiğini belirterek, son derece karmaşık koşullar altında mesleki görevlerini yerine getiren gazetecilere her türlü korumanın sağlanmasını talep etti.

Uluslararası kınama

Birleşmiş Milletler (BM) Sudan İnsan Hakları Uzmanı Rıdvan Nuveysır, silahlı çatışmanın devam etmesi, coğrafi olarak genişlemesi ve onuncu ayına girmesi nedeniyle ülkede kötüleşen insan hakları durumunu kınadı. İnsan hakları ve uluslararası insancıl hukuk ihlallerinin hız kesmeden devam ettiğini belirten Nuveysır, insanların çektiği acılara ilişkin korkunç raporlara ve tanıklıklara atıfta bulundu.

Ordu ile HDK arasındaki şiddetli çatışmalar, Nisan ayı ortasında patlak vermesinden bu yana, Sudan'ın başkentinde ve Darfur ve El Cezire eyaletleri başta olmak üzere diğer birçok eyalette halen sürüyor.

Kanlı çatışmalar 13 binden fazla insanın hayatına mal oldu. Savaş altyapıyı yok etti ve ülkeyi Sudan nüfusunun yarısından fazlasını tehdit eden bir kıtlığın eşiğine getirdi. Ayrıca, Mısır, Çad, Orta Afrika, Güney Sudan ve Etiyopya gibi komşu ülkelere mülteci olarak kaçan en az 1,4 milyon kişi de dahil olmak üzere 7,4 milyondan fazla insan yerinden edildi.


Bağdadi'nin eşleri ve kızıyla yapılan röportajlar Ezidi kadınların çektiği acıları gün yüzüne çıkardı

Bağdadi'nin eşi Esma Muhammed (Sosyal medya siteleri)
Bağdadi'nin eşi Esma Muhammed (Sosyal medya siteleri)
TT

Bağdadi'nin eşleri ve kızıyla yapılan röportajlar Ezidi kadınların çektiği acıları gün yüzüne çıkardı

Bağdadi'nin eşi Esma Muhammed (Sosyal medya siteleri)
Bağdadi'nin eşi Esma Muhammed (Sosyal medya siteleri)

Al-Arabiya televizyon kanalının, DEAŞ lideri Ebubekir el-Bağdadi’nin üç eşi ve kızıyla yaptığı röportajlar, Bağdadi'nin hayatındaki sırları ortaya serdi. Kadınlara yönelik ihlallere ilişkin dokunaklı hikayelerden Bağdadi’nin Roma'ya kadar yayılma hayallerine birçok sırrın gün yüzüne çıktığı röportajlar, Arap ve uluslararası medya kuruluşlarının ilgisini çekecek bilgiler içerirken birincil kaynak haline geldi.

DEAŞ’ın eski lideri Bağdadi'nin eşleri ve kızının açıklamaları, eşlerinden biri olan Esma Muhammed el-Kubeysi ve kızı Umeyme’nin verdiği ve şiddet eylemleri, terör örgütleri tarafından daha önce görülmemiş şekillerde yeni öldürme yöntemleri ve muhaliflerin cansız bedenlerinin parçalanması gibi eylemlerle dünyayı ayağa kaldıran Bağdadi’nin hayatı hakkında hiçbir şey bilmiyor gibi göründükleri görüntü öfkeli yankılar uyandırdı.

Bağdadi'nin eşleri ve kızının üzgün görüntüsü ve bazılarının siyah peçe takması, terör örgütü liderinin eşi ve kızının kimliğini öğrenmek için uzun süredir bekleyen kamuoyuna, yaşadıkları acıyı pazarlamak istediklerini, çok dikkatli bir şekilde gerçek rollerine aykırı bir tablo çizdikleri şeklinde yorumlandı.

“DEAŞ’ın prensesi”

Ezidi ‘esirlerden’ biri olan Esma Muhammed’i tanıyanlar, onun örgütün yayılma sürecinde ‘DEAŞ’ın prensesi’ olarak anıldığını, örgüt içindeki hayatının her aşamasında onun yanında olduğunu itiraf ettiği Bağdadi’nin eşi olduğunu iddia ettiğini, ondan hiç ayrılmadığını, Bağdadi’nin ve DEAŞ’ın yaptıklarına itiraz etmediğini ve kınamadığını söylediler.

Bağdadi’nin kızı Umeyme ile yapılan röportaj ise bir şekilde DEAŞ’taki esaretten kaçan binlerce Ezidi kadının öfkesini yeniden alevlendirirken erkeklerinin öldürülmesi, kızlarının kaçırılması ve örgüt tarafından esaret altında tutulması gibi büyük acılar çeken Ezidiler arasında büyük yankı uyandırdı. Örgüt tarafından Musul ve Sincar'da tutulan bin 208'i kadın olmak üzere 3 bin 576 Ezidi serbest bırakılırken örgütün kaçırdığı 2 bin 600 kadının akıbeti ise halen bilinmiyor.

Ezidi Milletvekili Vian Dakhil, Bağdadi'nin eşinin ve kızının ekranda görünmesi karşısında şoke olduğunu söyledi. Masum ve olanlarla hiçbir ilgileri yokmuş gibi görünmeye çalıştıklarını vurgulayan Dakhil, bu şekilde röportajı izleyenleri, mağdurları ve ailelerini, hatta güvenlik güçlerini dahi kandıramayacaklarının altını çizdi.

FOTO: Ebubekir el-Bağdadi’nin kızı Umeyme (Sosyal medya siteleri)
Ebubekir el-Bağdadi’nin kızı Umeyme (Sosyal medya siteleri)

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre Ezidi vekil, “(Bağdadi'nin eşinin) ne söyleyeceğini ve bu röportaj sayesinde iletmeye çalıştığı mesajı net bir şekilde bildiği çok açıktı. Bağdadi'nin eşi gibi bir terörist ve suçlunun gelip olan bitenlerden haberi olmayan bir ev hanımı ve bir eş olduğunu söylemesi onu gülünç duruma düşürüyor” ifadelerini kullandı.

Üstü kapalı mesajlar

Röportajlarla üstü kapalı olarak iki tarafa mesajların verildiğine inanan Dakhil, bunlardan birinin halen tekfirci düşünceyi benimseyen terör örgütleri, hücreleri ve DEAŞ’lılar olduklarını, ancak şu an bulundukları bölgelerin hükümetin kontrolünde olmasından ve haklarında güvenlik ya da hukuki soruşturma yapıldığından sessiz kalmayı tercih ettiklerini ve onlara ‘Ben hala buradayım’ mesajı verilerek onları rahatlatmanın amaçlandığını, belki de farklı isimler altında başka bir terör örgütü olarak yola devam ettiklerine şahit olacağımızı söyledi.

Bağdadi'nin eşi Esma Muhammed’in bir zamanlar DEAŞ’ı yöneten kişi olduğuna işaret eden Dakhil, “Kocası teoriler geliştirmek ve konuşmalar yapmakla meşgulken o örgütün bir numarasıydı. Diğer milletlerden gelen teröristlerin beyniydi. Onlarla iletişim kuruyordu ve iş birliği yapıyordu. Onun katıldığı toplantılar yapılıyordu” şeklinde konuştu.

Ezidi Milletvekili, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mesaj verilen ikinci taraf ise kendisini kocasının eylemlerinden habersiz, hiçbir şeyi olmayan, sadece kocasının emirlerini yerine getiren ve ona itaat eden, çocukları ABD güçleri tarafından öldürüldüğü için payına düşeni alan bir mağdur olarak gösterip sempatisini kazanmaya çalıştığı toplum ve güvenlik kurumlarıydı.”

Dakhil, bazı insanların Bağdadi’nin eşine duyduğu sempatiyi ‘bir terörist ve suçlunun gerçek yüzünü göremedikleri için gerçek bir felaket’ olarak nitelendirdi.

Gizlenen sırlar

Esma Muhammed'in kimliğiyle ilgili sırları açıklayan Ezidi Milletvekili, Esma Muhammed’in Bağdadi ile 1999 yılında evlendiğini ve öldürülene kadar eşi olarak kalmaya devam ettiğini söyledi. Esma Muhammed'in Arapça, İngilizce ve Türkçeyi akıcı bir şekilde konuştuğunu ifade eden Dakhil, (Bağdadi) daha önce El Kaide örgütünde olduğu için örgütün fikirlerine inandığını belirterek, “Bir gün Ebu Musab El-Zerkavi'nin yardımcısıydı, bir gün El Kaide'nin Irak'ta gerçekleştirdiği terör eylemlerinin sorumlusuydu. O dönemde adı Ebu Dua es-Samarrai’ydi” dedi.

Bağdadi'nin 2004 yılında ABD güçleri tarafından tutuklanıp bir yıl cezaevinde kaldıktan sonra serbest bırakıldığında bile eşinin onun El Kaide üyesi olduğundan kesinlikle emin olduğunu vurgulayan Dakhil, “Bunu biliyordu. O dönemde terör örgütü El Kaide'nin liderleriyle ilişkisi vardı. Esma Muhammed de Samarralıydı. Bağdadi, rahatça terör eylemleri düzenlemek için Termiyey’ye taşınana kadar Samarra'da bir camide imamlık yaptı” şeklinde konuştu.

Esma Muhammed’in Irak dışındaki diğer milletlerden DEAŞ üyeleriyle görüşmelerden sorumlu olduğu için Arapça dışında diller öğrendiğini söyleyen Dakhil, “Bağdadi, diğer milletlerden DEAŞ üyeleriyle yapılan toplantıların bazılarında vardı, bazılarında ise yoktu. Hatta Esma Muhammed, Bağdadi, terör eylemleri düzenlemeye gittiğinde örgütün liderleriyle toplantılar yapıyor, emirler ve talimatlar veriyordu. El-Adnani ile çok yakındı. Terör eylemlerinin çoğu ve yaşanan her şey el-Adnani ile paylaştığı odada planlandı” ifadelerini kullandı.

Esma Muhammed’in aynı zamanda DEAŞ’ın şehirlerde peçesiz gezen kadınları izleyen ve peçesiz olduklarını gördüklerinde demirden yapılmış ve dişleri olan bir aletle darp eden Hisbe biriminin sorumlusu olduğunu söyleyen Ezidi Milletvekili, “Bu barbarca eylem sonucunda Musul'da ve başka yerlerde çok sayıda genç kız hayatını kaybetti” dedi.

Kadın esirlerin denetimi

Bağdadi'nin eşi Esma Muhammed'in Ezidi esirlerle ilgili rolüne de değinen Vian Dakhil, “Erkekler Sincar'da öldürüldüğü için her hafta Ezidi ailelerin, kadınların ve çocukların tutulduğu cezaevlerine gidiyordu. Buradan 10 yaş ve üzeri olan erkek çocukları alınıp eğitim kamplarında ‘hilafetin yavruları’ olarak adlandırılan gruplara katılmak üzere gönderiliyorlardı. Bu çocukların sayıları bin 600'ün üzerinde. Genç kızları ise evine götürüyordu. Bağdadi, her gün daha 10 yaşında olan onlardan birine yatak odasında tecavüz ediyordu. O mağdur genç kızların çığlıklarını o duydu. Daha sonra bu kızları diğer DEAŞ üyelerine satıyorlardı” diye anlattı.

FOTO: DEAŞ’ın eski lideri Ebubekir el-Bağdadi (AFP)
 DEAŞ’ın eski lideri Ebubekir el-Bağdadi (AFP)

Ezidi Milletvekili Dakhil, sözlerine şöyle devam etti:

“Sadece bir Ezidi kadını olduğunu ve diğerlerine kendi kızı gibi davrandığını söylediğinde yalanları ve uydurmaları karşısında dehşete düştüm. Ama diğer suçlunun, yani kızı evde dokuz kadın esir bulunduğunu ve bu kadın esirlerin saldırıya uğradığını, sonra satılıp yerlerine başkalarının getirildiğini söyledi. Genç kızlar, Ebubekir el-Bağdadi'nin evinden geldikleri ve onlara ilk tecavüz eden o olduğu için böyle korkunç şekilde daha yüksek fiyata satıyorlardı. Bu şekilde kadın esir ticareti yapıyorlardı. Kim en çok parayı öderse tecavüze uğrayan kız ona veriliyordu ve bu alışveriş her gün tekrarlanıyordu.”

Soykırım

Acımasız terör örgütü DEAŞ’ın gerçekleştirdiği soykırım sonucunda Ezidilerin büyük bir felakete uğradığını vurgulayan Dakhil, “(Örgüt) yetişkin ve genç erkekleri öldürüp, kadınları ve kızları kaçırıp esir olarak sattı. Musul ve Rakka'da Ezidi kızların satıldığı bir esir pazarı kuruluyordu. Her birinin bir fiyatı vardı. Bir DEAŞ üyesi bu rakamı ödemeye zorlanırsa satıcı gönülsüzce indirim yapıyordu” dedi.

Dakhil, şunları söyledi:

“Bağdadi'nin eşinin ve kızının mazlum ve uysal kuzular gibi dışarıda serbestçe dolaşması çok acı verici. (Esma Muhammed’e hitaben) sen kızın için ağlayıp babasının onu 12 yaşındayken terörist Mansur'la evlendirmesini kınıyorsun. Peki sana soruyorum: 10 yaşındaki Ezidi kızları getirip, terörist kocanın onlara tecavüz etmesine izin verirken ve yan odada onların çığlıklarını duyarken ne yapıyordun? Olanlar umurunda değildi, tek düşündüğün kızların satış fiyatlarını artırmaktı. Onlar terörist kocanın rızasıyla kadın esirler olarak o evden çıkıyorlardı ama sen 12 yaşında normal, yasal olarak evlendirilen kızın için ağlıyorsun.”

Dikkat çekici röportajlarla ilgili detaylara değinen Iraklı Milletvekili, son olarak şunları söyledi:

“Bir ay önce Türkiye tarafından Iraklı yetkililere teslim edilen bu suçlunun ve çocuklarının Irak'ta adil bir şekilde yargılanacakları düşüncesiyle iade edilmiş olmaları, Irak güvenlik ve istihbarat güçlerinin gayretlerinin bir sonucu. Bu aynı zamanda güvenlik güçleri tarafından, DEAŞ’lı suçluları nerede olurlarsa olsunlar aramaya devam ettikleri yönünde topluma verilen bir güven mesajıdır. Yıllardır Bağdadi'ye yakın olan ve saklanan isimleri arıyoruz. Ancak güvenlik güçleri bunları getirip ekrana çıkararak, ‘Nerede olurlarsa olsunlar DEAŞ’lı suçluların peşindeyiz. Saklanarak bizden kaçamazlar. Onları içeri alırız, yargılarız ve adalete teslim ederiz’ dediler.”