Kadim dünyanın bahçesi ve modern Irak'ın çatışma kaynağı: Ninova Ovası

‘Hegemonya denklemi’ artık Ninova'daki gerçek demografik ve siyasi dengeyi yansıtmıyor.

Ninova’nın girişinde birçok konreol noktası bulunuyor. (AFP)
Ninova’nın girişinde birçok konreol noktası bulunuyor. (AFP)
TT

Kadim dünyanın bahçesi ve modern Irak'ın çatışma kaynağı: Ninova Ovası

Ninova’nın girişinde birçok konreol noktası bulunuyor. (AFP)
Ninova’nın girişinde birçok konreol noktası bulunuyor. (AFP)

Rüstem Mahmud

Al-Majalla’nın Musul şehrinin doğusundaki Hamdaniye ilçesinin merkezi olan Karakuş kasabasına girmeye çalıştığı gün, Haşdi Şabi'nin 50. Tugayı'na ait bazı kontrol noktaları, Ninova Metropoliti Konseyi'nin çağrısıyla yapılacak bir gösteriyi önlemek amacıyla şehre gelenlerin kimlik belgelerini kontrol ediyor ve kent dışından gelenlerin girişini engelliyordu. Söz konusu gösterilerin Musul'un doğu ve kuzey bölgelerinde, geleneksel olarak ‘Ninova Ovası’ olarak bilinen bölgedeki Hıristiyanlara ve bölgelerine yönelik ‘demografik ve coğrafi değişim’ kampanyalarına karşı gerçekleştirilmesi planlanıyordu.

Ninova Metropoliti Konseyi ve bölgenin birçok sivil, ekonomik ve toplumsal Hristiyan lideri, Haşdi Şabi'nin 50. Tugayı'nı ve lideri Riyan Keldani'yi, Irak'ın merkezi Şii partilerinin gündemi ve politikalarıyla bağlantılı olmakla suçluyor. Bu partiler, Ninova Ovası’nı ‘Şiileştirmek’ istiyor. Bu amaçla, bölgenin Hristiyanlarına ait vakıf mülklerine, kilise kurumlarına, resmi makamlara ve temsili koltuklara el koymak için çalışıyorlar. Haşdi Şabi'nin bu silahlı kolu ve siyasi kanadı ‘Babylon (Babil) Hareketi’, bu stratejiye yanıt olarak, Hristiyan topraklarını ve mülklerini belirli kişilere satmaya ve sonuç olarak, bölgedeki çoğu Hristiyan köy, kasaba ve ilçenin ‘dini, kültürel, sosyal ve ulusal’ kimliğini değiştirmeye çabalıyor.

Hristiyan kilise kurumları ve siyasi/askeri örgüt arasındaki bu ‘çatışmaya’ ilişkin ayrıntılar, bölgesindeki silahlı siyasi ve toplumsal güçler arasındaki çeşitli hassasiyetlerin, dengelerin ve karşılıklı suçlamaların birer küçük örneğini oluşturuyor. Ninova Ovası, Musul şehrinin kuzeyinde, doğuda Büyük Zap Nehri ile batıda Dicle Nehri arasında kalan coğrafyanın tamamına yayılıyor. Yaklaşık beş bin kilometrekare yüzölçümüne sahip olduğu tahmin edilen bölge, yarım milyonun üzerinde nüfusa sahip. Bu bölgede Araplar, Kürtler, Şebekler, Asuriler ve Türkmenler, Sünni ve Şii Müslümanlar ve Hristiyanların tüm mezhepleri, Yezidiler, Kakailer ve Yarsanlar gibi çok çeşitli gruplar bir arada yaşıyor. Bu gruplar, Musul'un kuzeyinin üç ilçesi olan Hamdaniye, Şeyhan/Başika ve Telkeyf'te komşu ve iç içe yaşam sürüyor.

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre son yıllarda bu bölgede korkunç ‘güvenlik zaafları’ yaşandı. Bu olaylar, 2014 yılında DEAŞ’ın bölgedeki geniş toprakları ele geçirmesi ve Hristiyanlara, Ezidilere, Kakailere, Şiilere ve hatta bölge nüfusunun çoğunluğunu oluşturan bazı Sünni Arap aşiretlerine karşı vahşi suçlar işlemesi sonucunda gerçekleşti.

Majalla’nın Ninova Ovası'ndaki çeşitli köy, kasaba ve ilçeleri gezerken tanıştığı birçok gözlemci ve bölge halkının bildirdiğine göre bölgenin DEAŞ’tan ‘kurtarılmasından’ yıllar sonra kamusal yaşam, halen patlamaya hazır ulusal, dini, mezhepsel ve bölgesel hassasiyetlere dayanıyor.

Son yıllarda, bu bölgede korkunç ‘güvenlik zaafları’ yaşandı. Bu olaylar, DEAŞ’ın bölgedeki geniş toprakları ele geçirmesi ve Hristiyanlara, Ezidilere, Kakailere, Şiilere ve hatta bölge nüfusunun çoğunluğunu oluşturan bazı Sünni Arap aşiretlerine karşı vahşi suçlar işlemesi sonucunda gerçekleşti.

Eğer yerel halkın uzun bir ‘ortak yaşam’ tarihi olduğu doğruysa, son yıllarda yaşanan olaylar, halk arasında açıkça psikolojik ve sosyal çatlaklar yaratmıştır. Sonuç olarak bölgenin üzerinde hüküm süren ‘güç denklemi’, gerçek demografik ve siyasi dengeyi yansıtmaz hale geldi. Bölgenin coğrafi konumu ve çevresindeki çok sayıda siyasi güç ve gündem, bu ‘toplumsal çeşitliliği’, açık bir kanlı çatışmanın merkezine dönüştürebilir.

Sivil grup ilişkileri araştırmacısı ve Ezidi Belgeleme Teşkilatı yöneticisi Hüsam el-Abdullah, Al-Majalla’ya verdiği uzun demeçte bölgedeki yerel halk arasındaki dengeleri, hassasiyetleri ve karşılıklı korkuları anlattı.

Abdullah'a göre, Ninova Ovası bölgesindeki etnik, dini ve mezhepsel hassasiyetlerin siyasi bir araç olarak kullanılması, Irak'ın eski rejimine kadar uzanıyor. Eski rejim, bu bölgenin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ve ‘merkezi’ Musul şehri arasında bir geçiş bölgesi olmasının ve uluslararası güçler ve kurumlar tarafından takip edilmesinin öneminin farkındaydı. Örneğin, Musul'un hemen doğusunda bulunan Hamdaniye ilçesi, iki nahiyeye ayrılıyor. Bu nahiyelerden her ikisi de son yıllarda önemli bir demografik değişim yaşadı. Narmrud Nahiyesi tamamen Arap ve Sünni bir nüfusa sahipti, ancak şimdi bu nahiyeyi kontrol eden Şii Haşdi Şabi fraksiyonlarının baskısı nedeniyle ekonomik, sembolik ve siyasi olarak marjinalleştirildi.

Aynı şekilde, Ninova Ovası bölgesindeki Süryani ve Asuri Hristiyanlarının yerel başkenti ve tarihi kiliselerinin merkezi olarak kabul edilen Bartella Nahiyesi de benzer bir değişim yaşadı. Ancak, nahiyenin genel kimliği ve meskun bölgeleri değişti. Şii bir etnik grup olan Şebekler, 2003'ten sonra bu nahiyede ekonomik ve siyasi bir güç haline geldiler ve bölgenin mülklerine ve ekonomik alanına hakim oldular. Bu, Şebeklerin ‘kendi başlarına milliyetçi’ olarak görmeye başlamaları, dillerinin Kürt lehçelerinden biri olmaması ve merkezi ‘Şii’ partilerin desteğiyle özel bir siyasi proje yürütmelerinin ardından gerçekleşti.

Fotoğraf Altı: 12 Mart 2022'de Kuzey Irak'taki Musul şehrinde yıllardır süren çatışmaların yol açtığı yıkımın fotoğraflarını çeken bir turist. (AFP)
12 Mart 2022'de Kuzey Irak'taki Musul şehrinde yıllardır süren çatışmaların yol açtığı yıkımın fotoğraflarını çeken bir turist. (AFP)

Şii Şebeklerin siyasi güçlerinin gerçekleştirdiği ‘yeniden yapılanma’ operasyonları, Hristiyanların bölgeyi terk etmesiyle eşzamanlı olarak gerçekleşti. Hristiyanlar, IKBY ve Batı ülkelerine doğru göç etmeye devam ediyor. Kilise cemaatleri ve Babylon Hareketi arasındaki son çatışma, Hristiyanların geri kalan mülklerinin kontrolünü ele geçirmek için verilen mücadelenin ‘son halkası’ oldu. Hristiyan nüfusun demografik ağırlığının tamamen azalması nedeniyle, Şii Şebekler şu anda tek siyasi örgütlenme, ekonomik yaşamın tüm anahtarlarını elinde bulunduruyor. Hamdaniye ilçesinin tamamındaki Sünni ve Hıristiyan Arapları askeri ve güvenlik açısından kontrol ediyorlar. Tabii ki, ‘Şii karakterli’ birçok türbe, kurum ve etkinliği yeniden canlandırarak, kamusal alanda bir tür sembolik egemenlik yaratmaya çalışıyorlar.

Ninova Ovası’nın coğrafi merkezi ve en yoğun nüfuslu bölgesi olan Şeyhan ilçesinin etnik ve dini hassasiyetleri, iki alana ayrılmıştır. Ezidilerin tüm türbelerini ve kutsal yerlerini içeren Baadra, Laliş ve Kasruk köyleri, şu ana kadar idari olarak Ninova (Musul) ilinin bir parçası olmasına rağmen fiilen IKBY’ye bağlıdır.

Irak ordusu ve resmi güvenlik kurumları, tüm bu bölgede fiilen marjinalize edilmiş durumda. Öte yandan, Hristiyanlar, Sünni Araplar, Kürtler, Kakailer ve Ezidiler, güvenlik meselesinde herhangi bir varlığa veya katkıya sahip değiller. Bu nedenle, onlar da kamusal alanda tamamen marjinalize edilmiş durumdalar.

Ancak bu kuzey bölgelerinin yargı açısından IKBY’ye bağlı olması, 1991'den bu yana Iraklı yetkilileri ‘Başika Nahiyesini doğrudan Ninova’nın merkezine bağlamaya ve Kendine ait hukuki, kültürel ve ekonomik bir şahsiyete sahip olmamak amacıyla özel yargıya dönüşmesini engellemeye sevk etti. İlçe sakinlerinin çoğunluğu, Şeyhan ilçesinin kuzey bölgesi gibi aslında IKBY bölgesine katılmak istiyor. Nahiye, 54 büyük köyden oluşuyor. Bu köylerde Sünni Müslüman Kürtler ve daha az sayıda Arap yaşıyor. Nahiyenin merkezi olan Bahzani kasabasında ise sadece Kürt Ezidiler yaşıyor. Açık yönelimleri nedeniyle, il merkezinin ‘nüfuzundan’ ve kararlarından göreceli olarak bağımsız olmanın ayrıcalıklarından mahrum.

Kuzeyinde Telkeyf Nahiyesi, Musul Barajı, Musul şehri ve Badra kasabasındaki Ezidi dini türbeleri arasındaki endişeli üçgende yer alıyor. Telkeyf bölgesi tarihsel olarak Hıristiyanlar ve Ezidiler ile azınlık Müslüman Kürtlerin bir arada yaşama merkeziydi. Bu nahiyenin hassasiyeti, IKBY, Musul şehri, Türkmen Telafar ilçesi ve Sincar ilçesinin Ezidi bölgeleri arasındaki iletişim kavşağına ‘kontrolü’ elinde bulundurmasında yatıyor. Bu nahiyenin gelecekteki statüsü, Kuzey Ninova'nın (Musul) tamamı üzerinde kontrol sahibi olacak tarafı belirleyecektir.

Güvenlik nüfuzu

Al-Majalla, çeşitli köy ve kasabaları dolaştı. Babylon Hareketi’nin 50. Tugayı’nın, ovanın batı kemerinde, Kuş kasabasının güneyinden başlayarak Taşköprü şehrine kadar uzanan bölgede, tüm Hristiyan nüfuslu köy ve kasabalarda güvenlik ve askeri olarak kontrol sahibi olduğunu gözlemledi. Ovanın geri kalan bölgelerinin ise esas olarak Şii Şebeklerden oluşan 30. Tugay ve Asaib Ehl-i Hak fraksiyonlarına bırakılmış durumda olduğunu gördü.

Irak ordusu ve resmi güvenlik kurumları, tüm bu bölgede fiilen marjinalize edilmiş durumda. Diğer yandan Hristiyanlar, Sünni Araplar, Kürtler, Kakailer ve Ezidiler, güvenlik meselesinde herhangi bir varlığa veya katkıya sahip değiller. Bu nedenle, onlar da kamusal alanda tamamen marjinalize edilmiş durumdalar.

Yerel halk, Haşdi Şabi fraksiyonlarına, özellikle 2017 yılında DEAŞ terör örgütünün yenilgisi ve Kürt Peşmerge güçlerinin bölgeden çekilmesinden sonra o bölgeyi yeniden kontrol altına alma kampanyaları sırasında, yerel halk tarafından es-Sekrab Operasyonları olarak adlandırılan eylemler nedeniyle geniş çapta suçlamalarda bulunuyor.

Telkeyf nahiyesini sakinleri arasındaki Asuri Hristiyanlarından mühendis Nehru Yuhanna, 2018 baharında bölgeye döndükten sonra, tüm ev eşyalarını yeniden satın almak zorunda kaldığını anlattı. Silahlı gruplar, su depoları ve elektrik tesisatları dahil her şeyi yağmalamıştı. Bu eşyalar, şehrin çevresindeki bölgelerde, bu gruplara ait özel pazarlarda satılıyordu.

Mühendis Yuhanna, Majalla’nın röportaj yaptığı birçok bölge sakini gibi, ovada meydana gelen üç iç faktör nedeniyle sivil çatışmalardan korkuyor.

Haşdi Şabi'ye bağlı silahlı gruplar, o bölgedeki ekonomiyi, yönetimi ve hayatın her yönünü tamamen kontrol ediyor. Bu kontrol, yasa dışı haraç alma, kamu ekonomisinin döngüsünü, özellikle devlet kurumlarına ayrılan paraları ve IKBY ile olan sınır kapılarını kontrol etmeyi içeriyor. Bu düzene göre, Kürtler, Sünni Araplar ve Asuri Hristiyanlar tamamen marjinalize ediliyor ve o bölgeden göç etmeye ve yerinden edilmeye zorlanıyor.

Musul'un Eski Şehri'ni kontrol altına almak için 2017'de DEAŞ'a karşı verilen kararlı savaşta yıkılan binaları gösteren, havadan alınan görüntü. (AFP)
Musul'un Eski Şehri'ni kontrol altına almak için 2017'de DEAŞ'a karşı verilen kararlı savaşta yıkılan binaları gösteren, havadan alınan görüntü. (AFP)

Ayrıca, ‘demografik, kültürel ve sosyal değişim’ süreçleri çok yoğun bir şekilde devam ettiğinden, Ninova Ovası bölgesindeki baskın güçler, bölgenin ‘özünü’ değiştirmek için büyük çaba sarf ediyorlar. Bu, nüfusun dengesini, dini kurumları ele geçirmeyi, belirli bir etnik veya dini gruba ait türbe ve mezarlıkları yeniden canlandırmayı ve inşa etmeyi, geri kalan hassasiyetlere siyasi, ulusal ve mezhepsel bir ideoloji empoze etmeyi ve kasabaların merkezlerini ve verimli toprakları satın almak için büyük miktarda para ödemeyi içeriyor.

Son olarak, bu bölge için kalıcı çözümler bulmak için herhangi bir siyasi ufuk olmadığı için bölge, Irak anayasasının 140’ıncı maddesine göre IKBY ile merkezi hükümet arasında ‘tartışmalı bölge’ olarak sınıflandırılıyor. Anayasa'da, merkezi hükümetin kararlarının iptal edilmesi gibi, tabiiyetini belirleyen bir dizi mekanizma ve standart bulunuyor. Bu mekanizmalar, önceki Irak rejiminin kararlarını iptal etmeyi, bölgede genel bir nüfus sayımı yapmayı ve son olarak yerel halkın hangi Irak tarafını tercih ettiğini belirlemek için bir referandum düzenlemeyi içeriyor.

Irak merkezi hükümeti, 2005 yılından bu yana söz konusu anayasal hükümlerin hiçbirini uygulamadı. Ancak, 2017'den sonra, mevcut durumu bir ‘emrivaki’ olarak görmeye başladı. Peşmerge güçlerinin ovanın kuzey ve batısından çekilmesiyle IKBY’nin baskı aracı kalmadı ve yerel halk kendi kaderine terk edildi.

Benzer şekilde, merkezi Irak siyasi güçlerinin hiçbiri, Haşdi Şabi grupları ve büyük ölçüde bölgesel devletlerin baskısı altındaki federal hükümet ister özel bir eyalet ister Irak'ın küçük bir bölgesi olarak olsun, bu bölge için herhangi bir özel statü kabul etmiyor. Bu ikili inatçılık, halka uygulanan güvenlik baskılarının doğasıyla birleştiğinde bir çatışmanın kaynağı olabilir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Lübnan, Mısır'dan "uzun sürecek bir İsrail savaşı" hakkında istihbarat aldı

Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ve Mısır Büyükelçisi Alaa Musa ile görüştü (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ve Mısır Büyükelçisi Alaa Musa ile görüştü (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Lübnan, Mısır'dan "uzun sürecek bir İsrail savaşı" hakkında istihbarat aldı

Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ve Mısır Büyükelçisi Alaa Musa ile görüştü (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ve Mısır Büyükelçisi Alaa Musa ile görüştü (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnan, Mısır'dan İsrail savaşının uzun süreceğine dair olumsuz bilgiler aldı; bu bilgiler, yakın bir ateşkesin kesin işaretlerinin olmaması ve İsrail'in güney Lübnan'a yeni bir askeri birlik konuşlandırarak çatışma alanını kademeli olarak tırmandırma niyetini teyit etmesiyle eş zamanlı olarak geldi.

Beyrut'ta yetkililerle bir araya gelen Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, "ülkesinin, gerilimi azaltmak ve bölgedeki çatışmanın yayılmasını önlemek amacıyla, İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasında mesaj iletimi de dahil olmak üzere yoğun temaslar yürüttüğünü, aynı zamanda İsrail tarafıyla da iletişim halinde olduğunu" açıkladı. Ancak Abdulati'nin Beyrut'taki görüşmelerine yakın kaynaklar, atmosferin "cesaret kırıcı" olduğunu ifade etti.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, siyasi ve askeri verilerin Lübnan meselesine olumlu bir yaklaşımı yansıtmadığını, özellikle de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Lübnan savaşına Amerika ve İran arasındaki müzakerelerin bir parçası olmasına izin vermeyi reddettiğini ve "Hizbullah'ı ortadan kaldırma" konusundaki tutumunu sertleştirdiğini, bunun da Lübnan savaşının uzun vadeli olacağının göstergesi olduğunu belirtti.


İsrail'in güney Lübnan ve Beyrut'un güney banliyölerine yönelik hava saldırıları

 26 Mart 2026'da Lübnan'ın güneyindeki Sur şehrinden çekilen bu fotoğrafta, İsrail'in Mansuri köyünü hedef alan hava saldırısının ardından yükselen duman görülüyor (AP)
26 Mart 2026'da Lübnan'ın güneyindeki Sur şehrinden çekilen bu fotoğrafta, İsrail'in Mansuri köyünü hedef alan hava saldırısının ardından yükselen duman görülüyor (AP)
TT

İsrail'in güney Lübnan ve Beyrut'un güney banliyölerine yönelik hava saldırıları

 26 Mart 2026'da Lübnan'ın güneyindeki Sur şehrinden çekilen bu fotoğrafta, İsrail'in Mansuri köyünü hedef alan hava saldırısının ardından yükselen duman görülüyor (AP)
26 Mart 2026'da Lübnan'ın güneyindeki Sur şehrinden çekilen bu fotoğrafta, İsrail'in Mansuri köyünü hedef alan hava saldırısının ardından yükselen duman görülüyor (AP)

İsrail savaş uçakları bu sabah, Lübnan'ın güneyindeki Kfar Rumman, Qalila kasabaları ve Mansuri'nin banliyölerini hedef alan bir dizi hava saldırısı düzenledi. Hava saldırıları Hanin'deki bir evi, Kfar Rumman'daki açık bir alanı, güneydeki Qalila kasabası yakınlarındaki Amriye bölgesindeki bir binayı ve Mansuri'nin banliyölerini vurdu.

Bununla bağlantılı olarak, resmi Lübnan Ulusal Haber Ajansı, İsrail topçularının bu sabah Lübnan'ın güneyindeki Beyt Lif kasabasının girişlerini ve Dibil, Kuzah, Nakura kasabalarının ve Hamul bölgesinin dış mahallelerini bombaladığını bildirdi.

Ajans ayrıca, İsrail insansız hava araçlarının (İHA) şafak vakti güneydeki Kfar Rumman kasabasında bir evi hedef aldığını, batı kesimdeki bir dizi köyün yoğun topçu bombardımanına maruz kaldığını ve şafak vakti Beyrut'un güney banliyölerindeki Havita el-Gadir bölgesine hava saldırıları düzenlendiğini bildirdi.

İsrail ordusu, bu sabah Lübnan'ın güneyindeki Sajd köyü sakinlerine acil bir uyarıda bulunarak, evlerini derhal boşaltmalarını ve Zahrani Nehri'nin kuzeyine taşınmalarını istedi.


Şii İkilisi, İran büyükelçisinin sınır dışı edilme kararına karşı harekete geçti

Beyrut'un güney banliyösünde enkazın arasında çekilmiş eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın posteri (AFP)
Beyrut'un güney banliyösünde enkazın arasında çekilmiş eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın posteri (AFP)
TT

Şii İkilisi, İran büyükelçisinin sınır dışı edilme kararına karşı harekete geçti

Beyrut'un güney banliyösünde enkazın arasında çekilmiş eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın posteri (AFP)
Beyrut'un güney banliyösünde enkazın arasında çekilmiş eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın posteri (AFP)

Emel Hareketi ve Hizbullah’tan oluşan Şii İkilisi, İran’ın Beyrut Büyükelçisi Muhammed Rıza Şibani’nin sınır dışı edilme kararını, kendi siyasi grubuna yönelik kabul edilebilir önlemler ve kararlar ile artık sessiz kalınamayacak ve göz yumulamayacak bir ayrım çizgisi olarak değerlendiriyor.

Şii İkilisi ve destekçilerinin karara karşı sergilediği alarm durumu, 7 Ağustos'ta hükümetin silahların yasaklanmasına karar vermesi ve Hizbullah'ın askeri faaliyetlerinin askıya alınması gibi daha önce alınan daha büyük kararlar karşısında da devam etti. Emel Hareketi’nden bakanlar son kararı desteklerken, Şii İkilisi’nin bakanları ilk kararın alındığı oturumdan çıkmakla yetindiler.

Top Cumhurbaşkanı Avn’ın sahasında

Şii İkilisi’nden kaynaklar, bu karara karşı bazı seçenekleri olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin çözüm bulma görevini Cumhurbaşkanı Joseph Avn’a devrettiğini, Cumhurbaşkanı Avn’ın ise Dışişleri Bakanı Yusuf Recci’nin İran Büyükelçisi’ni sınır dışı etme kararından, önceden haberi olmadığını söyledi.

Emel Hareketi'nin tutumu

Hizbullah'ın salı günü İran Büyükelçisi’nin sınır dışı edilme kararını ‘büyük ulusal ve stratejik bir hata’ olarak nitelendirdiği bildirinin ardından Cumhurbaşkanı Avn ve Başbakan Nevvaf Selam’ı, bu kararın ciddi sonuçları nedeniyle Dışişleri Bakanı Recci’den kararın derhal geri çekilmesini talep etmeye çağırdı. Emel Hareketi ise dün bir bildiri yayınlayarak Hizbullah'ın taleplerini destekledi. İlgili yetkilileri, ‘düşüncesiz ve sorumsuz bir adım’ olarak nitelendirdiği karardan geri dönmeye çağıran Emel Hareketi, ‘hiçbir koşulda bu kararın geçmesine göz yummayacağını’ vurguladı. Şii İkilisi’nin İran Büyükelçisi’ne kararı yokmuş gibi davranmasını bildirdiğini belirten kaynaklar, “Hükümetin faaliyetlerinin askıya alınması da seçenekler arasında yer alıyor, ancak Şii İkilisi’nin şu anda iç istikrarın sarsılmasını önlemeye kararlı olduğu vurgulanıyor” dediler.

Kaynaklara göre Lübnanlı yetkililerin, dün İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın Litani Nehri boyunca uzanan tüm köprüleri yıkacaklarını ve Lübnan topraklarının yüzde 10'unu işgal ederek sınırlarını Litani Nehri'nin güneyine kadar genişletip bir tampon bölge haline getirme niyetini övünerek açıklaması karşısında uluslararası düzeyde diplomatik olağanüstü hal ilan etmeleri daha uygun olurdu.

dvf
Salı günü İsrail saldırısında hayatını kaybeden Emel Hareketi üyesinin cenaze törenine katılan Lübnanlılar (AP)

Emel Hareketi’nin bakanlık kotasından atanan Çevre Bakanı Tamara ez-Zeyn, televizyon ekranlarından yaptığı açıklamada, “Konunun perşembe gününden önce çözüme kavuşturulacağına güveniyoruz” ifadelerini kullandı. Konunun önemli sonuçları olduğu için oturumda gündeme getirileceğini belirten Zeyn, Şii İkilisi’nden bakanlar hükümetten çekilme seçeneğinin masada olduğunu da ifade ettiler. Buna karşın Dışişleri Bakanlığı kaynakları Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Karardan geri adım atılması söz konusu değil, bu egemenlik hakkı kapsamındaki bir karar” demekle yetindi.

Siyasi şantaj

Akademisyen ve siyasi analist Dr. Ali Murad yaptığı değerlendirmede, “Lübnan hükümetinin, İsrail’e roket saldırılarının başladığı ilk günden itibaren harekete geçmesi gerekirdi; zira şu anda on yıllardır biriken anormal bir durumla karşı karşıya olduğumuzun farkındayız. Örneğin İran'a karşı tutum, yıllar önce, özellikle de İranlı yetkililerin beş Arap ülkesini yönettiklerini açıkça söylemelerinden bu yana değişmesi gerekirdi” ifadelerini kullandı. Lübnan devletinin aldığı birçok kararı uygulayamadığına dikkati çeken Dr. Murad, ancak Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın seçilmesinden ve Başbakan Selam hükümetinin kurulmasından bu yana alınan kararların, durumu değiştirme niyetinin olduğunu teyit ettiğini belirtti. Dr. Murad, “Buna karşın Hizbullah ve Emel Hareketi, istikrarı ve iç barışı tehdit ederek bu kararların uygulanmasına yönelik her türlü girişimi her zaman engellemeye çalışıyor ve dolayısıyla siyasi şantaj uyguluyor” diye ekledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Dr. Murad, devletin siyasi ve diplomatik bir çözüm bulması gerektiğini vurgulayarak “İran’ın, Tahran ve Hizbullah’ın istediği gibi Lübnan ve Lübnanlılar adına müzakere masasına oturması kabul edilemez” dedi. İran Büyükelçisi’nin sınır dışı edilme kararının ardından Şii İkilisi’nin gerginliği tırmandıracağını öngören Murad, ancak kararın tüm koşullarından bağımsız olarak, Lübnanlı yetkililerin şantaja boyun eğmemesi ve tüm tehditlere karşı kararlı kalmasının temel öncelik olduğunu belirtti.