Kadim dünyanın bahçesi ve modern Irak'ın çatışma kaynağı: Ninova Ovası

‘Hegemonya denklemi’ artık Ninova'daki gerçek demografik ve siyasi dengeyi yansıtmıyor.

Ninova’nın girişinde birçok konreol noktası bulunuyor. (AFP)
Ninova’nın girişinde birçok konreol noktası bulunuyor. (AFP)
TT

Kadim dünyanın bahçesi ve modern Irak'ın çatışma kaynağı: Ninova Ovası

Ninova’nın girişinde birçok konreol noktası bulunuyor. (AFP)
Ninova’nın girişinde birçok konreol noktası bulunuyor. (AFP)

Rüstem Mahmud

Al-Majalla’nın Musul şehrinin doğusundaki Hamdaniye ilçesinin merkezi olan Karakuş kasabasına girmeye çalıştığı gün, Haşdi Şabi'nin 50. Tugayı'na ait bazı kontrol noktaları, Ninova Metropoliti Konseyi'nin çağrısıyla yapılacak bir gösteriyi önlemek amacıyla şehre gelenlerin kimlik belgelerini kontrol ediyor ve kent dışından gelenlerin girişini engelliyordu. Söz konusu gösterilerin Musul'un doğu ve kuzey bölgelerinde, geleneksel olarak ‘Ninova Ovası’ olarak bilinen bölgedeki Hıristiyanlara ve bölgelerine yönelik ‘demografik ve coğrafi değişim’ kampanyalarına karşı gerçekleştirilmesi planlanıyordu.

Ninova Metropoliti Konseyi ve bölgenin birçok sivil, ekonomik ve toplumsal Hristiyan lideri, Haşdi Şabi'nin 50. Tugayı'nı ve lideri Riyan Keldani'yi, Irak'ın merkezi Şii partilerinin gündemi ve politikalarıyla bağlantılı olmakla suçluyor. Bu partiler, Ninova Ovası’nı ‘Şiileştirmek’ istiyor. Bu amaçla, bölgenin Hristiyanlarına ait vakıf mülklerine, kilise kurumlarına, resmi makamlara ve temsili koltuklara el koymak için çalışıyorlar. Haşdi Şabi'nin bu silahlı kolu ve siyasi kanadı ‘Babylon (Babil) Hareketi’, bu stratejiye yanıt olarak, Hristiyan topraklarını ve mülklerini belirli kişilere satmaya ve sonuç olarak, bölgedeki çoğu Hristiyan köy, kasaba ve ilçenin ‘dini, kültürel, sosyal ve ulusal’ kimliğini değiştirmeye çabalıyor.

Hristiyan kilise kurumları ve siyasi/askeri örgüt arasındaki bu ‘çatışmaya’ ilişkin ayrıntılar, bölgesindeki silahlı siyasi ve toplumsal güçler arasındaki çeşitli hassasiyetlerin, dengelerin ve karşılıklı suçlamaların birer küçük örneğini oluşturuyor. Ninova Ovası, Musul şehrinin kuzeyinde, doğuda Büyük Zap Nehri ile batıda Dicle Nehri arasında kalan coğrafyanın tamamına yayılıyor. Yaklaşık beş bin kilometrekare yüzölçümüne sahip olduğu tahmin edilen bölge, yarım milyonun üzerinde nüfusa sahip. Bu bölgede Araplar, Kürtler, Şebekler, Asuriler ve Türkmenler, Sünni ve Şii Müslümanlar ve Hristiyanların tüm mezhepleri, Yezidiler, Kakailer ve Yarsanlar gibi çok çeşitli gruplar bir arada yaşıyor. Bu gruplar, Musul'un kuzeyinin üç ilçesi olan Hamdaniye, Şeyhan/Başika ve Telkeyf'te komşu ve iç içe yaşam sürüyor.

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre son yıllarda bu bölgede korkunç ‘güvenlik zaafları’ yaşandı. Bu olaylar, 2014 yılında DEAŞ’ın bölgedeki geniş toprakları ele geçirmesi ve Hristiyanlara, Ezidilere, Kakailere, Şiilere ve hatta bölge nüfusunun çoğunluğunu oluşturan bazı Sünni Arap aşiretlerine karşı vahşi suçlar işlemesi sonucunda gerçekleşti.

Majalla’nın Ninova Ovası'ndaki çeşitli köy, kasaba ve ilçeleri gezerken tanıştığı birçok gözlemci ve bölge halkının bildirdiğine göre bölgenin DEAŞ’tan ‘kurtarılmasından’ yıllar sonra kamusal yaşam, halen patlamaya hazır ulusal, dini, mezhepsel ve bölgesel hassasiyetlere dayanıyor.

Son yıllarda, bu bölgede korkunç ‘güvenlik zaafları’ yaşandı. Bu olaylar, DEAŞ’ın bölgedeki geniş toprakları ele geçirmesi ve Hristiyanlara, Ezidilere, Kakailere, Şiilere ve hatta bölge nüfusunun çoğunluğunu oluşturan bazı Sünni Arap aşiretlerine karşı vahşi suçlar işlemesi sonucunda gerçekleşti.

Eğer yerel halkın uzun bir ‘ortak yaşam’ tarihi olduğu doğruysa, son yıllarda yaşanan olaylar, halk arasında açıkça psikolojik ve sosyal çatlaklar yaratmıştır. Sonuç olarak bölgenin üzerinde hüküm süren ‘güç denklemi’, gerçek demografik ve siyasi dengeyi yansıtmaz hale geldi. Bölgenin coğrafi konumu ve çevresindeki çok sayıda siyasi güç ve gündem, bu ‘toplumsal çeşitliliği’, açık bir kanlı çatışmanın merkezine dönüştürebilir.

Sivil grup ilişkileri araştırmacısı ve Ezidi Belgeleme Teşkilatı yöneticisi Hüsam el-Abdullah, Al-Majalla’ya verdiği uzun demeçte bölgedeki yerel halk arasındaki dengeleri, hassasiyetleri ve karşılıklı korkuları anlattı.

Abdullah'a göre, Ninova Ovası bölgesindeki etnik, dini ve mezhepsel hassasiyetlerin siyasi bir araç olarak kullanılması, Irak'ın eski rejimine kadar uzanıyor. Eski rejim, bu bölgenin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ve ‘merkezi’ Musul şehri arasında bir geçiş bölgesi olmasının ve uluslararası güçler ve kurumlar tarafından takip edilmesinin öneminin farkındaydı. Örneğin, Musul'un hemen doğusunda bulunan Hamdaniye ilçesi, iki nahiyeye ayrılıyor. Bu nahiyelerden her ikisi de son yıllarda önemli bir demografik değişim yaşadı. Narmrud Nahiyesi tamamen Arap ve Sünni bir nüfusa sahipti, ancak şimdi bu nahiyeyi kontrol eden Şii Haşdi Şabi fraksiyonlarının baskısı nedeniyle ekonomik, sembolik ve siyasi olarak marjinalleştirildi.

Aynı şekilde, Ninova Ovası bölgesindeki Süryani ve Asuri Hristiyanlarının yerel başkenti ve tarihi kiliselerinin merkezi olarak kabul edilen Bartella Nahiyesi de benzer bir değişim yaşadı. Ancak, nahiyenin genel kimliği ve meskun bölgeleri değişti. Şii bir etnik grup olan Şebekler, 2003'ten sonra bu nahiyede ekonomik ve siyasi bir güç haline geldiler ve bölgenin mülklerine ve ekonomik alanına hakim oldular. Bu, Şebeklerin ‘kendi başlarına milliyetçi’ olarak görmeye başlamaları, dillerinin Kürt lehçelerinden biri olmaması ve merkezi ‘Şii’ partilerin desteğiyle özel bir siyasi proje yürütmelerinin ardından gerçekleşti.

Fotoğraf Altı: 12 Mart 2022'de Kuzey Irak'taki Musul şehrinde yıllardır süren çatışmaların yol açtığı yıkımın fotoğraflarını çeken bir turist. (AFP)
12 Mart 2022'de Kuzey Irak'taki Musul şehrinde yıllardır süren çatışmaların yol açtığı yıkımın fotoğraflarını çeken bir turist. (AFP)

Şii Şebeklerin siyasi güçlerinin gerçekleştirdiği ‘yeniden yapılanma’ operasyonları, Hristiyanların bölgeyi terk etmesiyle eşzamanlı olarak gerçekleşti. Hristiyanlar, IKBY ve Batı ülkelerine doğru göç etmeye devam ediyor. Kilise cemaatleri ve Babylon Hareketi arasındaki son çatışma, Hristiyanların geri kalan mülklerinin kontrolünü ele geçirmek için verilen mücadelenin ‘son halkası’ oldu. Hristiyan nüfusun demografik ağırlığının tamamen azalması nedeniyle, Şii Şebekler şu anda tek siyasi örgütlenme, ekonomik yaşamın tüm anahtarlarını elinde bulunduruyor. Hamdaniye ilçesinin tamamındaki Sünni ve Hıristiyan Arapları askeri ve güvenlik açısından kontrol ediyorlar. Tabii ki, ‘Şii karakterli’ birçok türbe, kurum ve etkinliği yeniden canlandırarak, kamusal alanda bir tür sembolik egemenlik yaratmaya çalışıyorlar.

Ninova Ovası’nın coğrafi merkezi ve en yoğun nüfuslu bölgesi olan Şeyhan ilçesinin etnik ve dini hassasiyetleri, iki alana ayrılmıştır. Ezidilerin tüm türbelerini ve kutsal yerlerini içeren Baadra, Laliş ve Kasruk köyleri, şu ana kadar idari olarak Ninova (Musul) ilinin bir parçası olmasına rağmen fiilen IKBY’ye bağlıdır.

Irak ordusu ve resmi güvenlik kurumları, tüm bu bölgede fiilen marjinalize edilmiş durumda. Öte yandan, Hristiyanlar, Sünni Araplar, Kürtler, Kakailer ve Ezidiler, güvenlik meselesinde herhangi bir varlığa veya katkıya sahip değiller. Bu nedenle, onlar da kamusal alanda tamamen marjinalize edilmiş durumdalar.

Ancak bu kuzey bölgelerinin yargı açısından IKBY’ye bağlı olması, 1991'den bu yana Iraklı yetkilileri ‘Başika Nahiyesini doğrudan Ninova’nın merkezine bağlamaya ve Kendine ait hukuki, kültürel ve ekonomik bir şahsiyete sahip olmamak amacıyla özel yargıya dönüşmesini engellemeye sevk etti. İlçe sakinlerinin çoğunluğu, Şeyhan ilçesinin kuzey bölgesi gibi aslında IKBY bölgesine katılmak istiyor. Nahiye, 54 büyük köyden oluşuyor. Bu köylerde Sünni Müslüman Kürtler ve daha az sayıda Arap yaşıyor. Nahiyenin merkezi olan Bahzani kasabasında ise sadece Kürt Ezidiler yaşıyor. Açık yönelimleri nedeniyle, il merkezinin ‘nüfuzundan’ ve kararlarından göreceli olarak bağımsız olmanın ayrıcalıklarından mahrum.

Kuzeyinde Telkeyf Nahiyesi, Musul Barajı, Musul şehri ve Badra kasabasındaki Ezidi dini türbeleri arasındaki endişeli üçgende yer alıyor. Telkeyf bölgesi tarihsel olarak Hıristiyanlar ve Ezidiler ile azınlık Müslüman Kürtlerin bir arada yaşama merkeziydi. Bu nahiyenin hassasiyeti, IKBY, Musul şehri, Türkmen Telafar ilçesi ve Sincar ilçesinin Ezidi bölgeleri arasındaki iletişim kavşağına ‘kontrolü’ elinde bulundurmasında yatıyor. Bu nahiyenin gelecekteki statüsü, Kuzey Ninova'nın (Musul) tamamı üzerinde kontrol sahibi olacak tarafı belirleyecektir.

Güvenlik nüfuzu

Al-Majalla, çeşitli köy ve kasabaları dolaştı. Babylon Hareketi’nin 50. Tugayı’nın, ovanın batı kemerinde, Kuş kasabasının güneyinden başlayarak Taşköprü şehrine kadar uzanan bölgede, tüm Hristiyan nüfuslu köy ve kasabalarda güvenlik ve askeri olarak kontrol sahibi olduğunu gözlemledi. Ovanın geri kalan bölgelerinin ise esas olarak Şii Şebeklerden oluşan 30. Tugay ve Asaib Ehl-i Hak fraksiyonlarına bırakılmış durumda olduğunu gördü.

Irak ordusu ve resmi güvenlik kurumları, tüm bu bölgede fiilen marjinalize edilmiş durumda. Diğer yandan Hristiyanlar, Sünni Araplar, Kürtler, Kakailer ve Ezidiler, güvenlik meselesinde herhangi bir varlığa veya katkıya sahip değiller. Bu nedenle, onlar da kamusal alanda tamamen marjinalize edilmiş durumdalar.

Yerel halk, Haşdi Şabi fraksiyonlarına, özellikle 2017 yılında DEAŞ terör örgütünün yenilgisi ve Kürt Peşmerge güçlerinin bölgeden çekilmesinden sonra o bölgeyi yeniden kontrol altına alma kampanyaları sırasında, yerel halk tarafından es-Sekrab Operasyonları olarak adlandırılan eylemler nedeniyle geniş çapta suçlamalarda bulunuyor.

Telkeyf nahiyesini sakinleri arasındaki Asuri Hristiyanlarından mühendis Nehru Yuhanna, 2018 baharında bölgeye döndükten sonra, tüm ev eşyalarını yeniden satın almak zorunda kaldığını anlattı. Silahlı gruplar, su depoları ve elektrik tesisatları dahil her şeyi yağmalamıştı. Bu eşyalar, şehrin çevresindeki bölgelerde, bu gruplara ait özel pazarlarda satılıyordu.

Mühendis Yuhanna, Majalla’nın röportaj yaptığı birçok bölge sakini gibi, ovada meydana gelen üç iç faktör nedeniyle sivil çatışmalardan korkuyor.

Haşdi Şabi'ye bağlı silahlı gruplar, o bölgedeki ekonomiyi, yönetimi ve hayatın her yönünü tamamen kontrol ediyor. Bu kontrol, yasa dışı haraç alma, kamu ekonomisinin döngüsünü, özellikle devlet kurumlarına ayrılan paraları ve IKBY ile olan sınır kapılarını kontrol etmeyi içeriyor. Bu düzene göre, Kürtler, Sünni Araplar ve Asuri Hristiyanlar tamamen marjinalize ediliyor ve o bölgeden göç etmeye ve yerinden edilmeye zorlanıyor.

Musul'un Eski Şehri'ni kontrol altına almak için 2017'de DEAŞ'a karşı verilen kararlı savaşta yıkılan binaları gösteren, havadan alınan görüntü. (AFP)
Musul'un Eski Şehri'ni kontrol altına almak için 2017'de DEAŞ'a karşı verilen kararlı savaşta yıkılan binaları gösteren, havadan alınan görüntü. (AFP)

Ayrıca, ‘demografik, kültürel ve sosyal değişim’ süreçleri çok yoğun bir şekilde devam ettiğinden, Ninova Ovası bölgesindeki baskın güçler, bölgenin ‘özünü’ değiştirmek için büyük çaba sarf ediyorlar. Bu, nüfusun dengesini, dini kurumları ele geçirmeyi, belirli bir etnik veya dini gruba ait türbe ve mezarlıkları yeniden canlandırmayı ve inşa etmeyi, geri kalan hassasiyetlere siyasi, ulusal ve mezhepsel bir ideoloji empoze etmeyi ve kasabaların merkezlerini ve verimli toprakları satın almak için büyük miktarda para ödemeyi içeriyor.

Son olarak, bu bölge için kalıcı çözümler bulmak için herhangi bir siyasi ufuk olmadığı için bölge, Irak anayasasının 140’ıncı maddesine göre IKBY ile merkezi hükümet arasında ‘tartışmalı bölge’ olarak sınıflandırılıyor. Anayasa'da, merkezi hükümetin kararlarının iptal edilmesi gibi, tabiiyetini belirleyen bir dizi mekanizma ve standart bulunuyor. Bu mekanizmalar, önceki Irak rejiminin kararlarını iptal etmeyi, bölgede genel bir nüfus sayımı yapmayı ve son olarak yerel halkın hangi Irak tarafını tercih ettiğini belirlemek için bir referandum düzenlemeyi içeriyor.

Irak merkezi hükümeti, 2005 yılından bu yana söz konusu anayasal hükümlerin hiçbirini uygulamadı. Ancak, 2017'den sonra, mevcut durumu bir ‘emrivaki’ olarak görmeye başladı. Peşmerge güçlerinin ovanın kuzey ve batısından çekilmesiyle IKBY’nin baskı aracı kalmadı ve yerel halk kendi kaderine terk edildi.

Benzer şekilde, merkezi Irak siyasi güçlerinin hiçbiri, Haşdi Şabi grupları ve büyük ölçüde bölgesel devletlerin baskısı altındaki federal hükümet ister özel bir eyalet ister Irak'ın küçük bir bölgesi olarak olsun, bu bölge için herhangi bir özel statü kabul etmiyor. Bu ikili inatçılık, halka uygulanan güvenlik baskılarının doğasıyla birleştiğinde bir çatışmanın kaynağı olabilir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Trump’tan Hamas’a tehdit gibi teklif …Gazze’nin silahsızlandırılmasına ilişkin son teklif neleri içeriyor?

İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)
İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)
TT

Trump’tan Hamas’a tehdit gibi teklif …Gazze’nin silahsızlandırılmasına ilişkin son teklif neleri içeriyor?

İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)
İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)

Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, birkaç gün önce ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi yürütme organı aracılığıyla Gazze Şeridi’nin silahsızlandırılmasına ilişkin bir teklif aldıklarını doğruladı.

Gazze dışında yaşayan üst düzey bir Hamas yetkilisi, “Sunulan teklif adeta bir tehdit mesajı gibiydi” dedi. Gazze içinden iki Hamas kaynağı ve bir başka Filistinli grup yetkilisi de teklifin “Gazze Şeridi içindeki tüm silahların istisnasız teslim edilmesini” öngördüğünü aktardı.

Filistinli gruptan bir kaynak, teklifin yalnızca silahlı grupları değil, aşiretleri ve bireysel silahları da kapsadığını belirterek, “İstenen, tüm fraksiyonların, aşiretlerin ve hatta kişisel silahların, üst düzey liderler dâhil olmak üzere, tamamen bırakılmasıdır; bu silahlar kişisel güvenlik amacıyla bile tutulamayacak” dedi.

Reuters, geçen cumartesi günü iki kaynağa dayandırdığı haberinde, “Barış Konseyi”nin Hamas’a silah bırakma sürecine ilişkin yazılı bir teklif sunduğunu aktardı.

Ajans, söz konusu teklifin Kahire’de düzenlenen ve Nikolay Mladenov (Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi) ile ABD’li temsilci Steve Witkoff’un özel yardımcısı Aryeh Lightstone’un katıldığı bir toplantıda ele alındığını belirtti.

grgtbgr
İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)

Hamas’tan üst düzey bir yetkiliye göre, hareket heyeti toplantıda Gazze’deki “direniş gruplarının” varılan anlaşmalara bağlı olduğunu, tüm aşamaları uygulamaya hazır olduklarını ve şu aşamada önceliğin mutabık kalınan aşamalara geçiş olduğunu, silah meselesinin ise daha sonra müzakere edilmesi gerektiğini vurguladı.

İsrail ile Hamas arasında geçen yıl ekim ayında, Trump tarafından sunulan 20 maddelik ve aşamalara bölünmüş bir plan çerçevesinde ateşkes anlaşmasına varılmıştı. Ancak İsrail’in, Gazze’nin yüzde 55’ini oluşturan işgal altındaki bölgelerden çekilmeyi öngören maddeyi hâlâ uygulamadığı, silahsızlanma maddesinin ise daha sonraki aşamalarda yer aldığı ifade ediliyor.

“Teklif değil, tehdit mesajı”

Hamas kaynaklarına göre plan, yeniden inşa sürecini ve Gazze’de yönetim yapısının değiştirilmesini doğrudan silahların teslimine bağlamayı hedefliyor.

Aynı kaynak, teklifin sunulduğu toplantıda ikinci aşamanın uygulanmasını hızlandırmaya yönelik çeşitli başlıkların ele alındığını belirterek, “Sunulan şey, müzakereye açık, rasyonel bir tekliften ziyade, olumlu ve olumsuz yönleri tartışılabilecek bir çerçeve değil; bize ve genel olarak Filistin ulusal yapısına dayatılmak istenen şartlar içeriyor” dedi.

Buna rağmen Hamas kaynakları, teklifin hareket içinde ve Filistinli gruplar arasında değerlendirilmek üzere iletildiğini, ayrıca yanıt için belirli bir süre sınırı konulmadığını aktardı.

Teklifi inceleyen bazı isimlere göre Hamas ve Gazze’deki diğer gruplar arasında hâkim eğilim, silahsızlanmanın yeniden inşa süreciyle ilişkilendirilmesine karşı çıkılması yönünde.

Gazze içindeki bir Hamas yetkilisi ise, “Bu, daha önce sunulan pek çok tekliften yalnızca biri. Hareketin eline ulaşan metin nihai değil ve silah meselesi ile ikinci aşamaya ilişkin diğer konuların tamamını kapsayan net bir çerçeve sunmuyor” dedi.

“Ortak ulusal tutum” arayışı

Gazze’deki en büyük silahlı yapı olan Hamas, teklif konusunda Filistinli gruplarla yürütülecek istişarelere dayanarak özellikle silah meselesinde “ortak ulusal bir tutum” oluşturmayı hedefliyor.

Gazze dışında bulunan Hamaslı üst düzey yetkili, “İlkesel pozisyonlardan taviz verilmemesi ve Filistin meselesinin dünya gündeminde kalmasını sağlayacak bir çerçeve içinde, işgal sona erene kadar, hatta açık bir siyasi süreçle egemen bir Filistin devleti kurulmasını güvence altına alacak bir anlaşmaya varılmasına karşı değiliz” ifadelerini kullandı.

ABD’li yetkililer ise İran destekli Hamas’a, ağır ve hafif silahlar dâhil olmak üzere tüm silahlarını bırakması karşılığında olası bir anlaşma kapsamında af teklif edilebileceğini belirtti.


Suriyeli yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Çiya Kobane, 60’ıncı Tümen Komutan yardımcılığına atandı… Orduda kadın birliği planı yok

Suriyeli yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Çiya Kobane, 60’ıncı Tümen Komutan yardımcılığına atandı… Orduda kadın birliği planı yok
TT

Suriyeli yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Çiya Kobane, 60’ıncı Tümen Komutan yardımcılığına atandı… Orduda kadın birliği planı yok

Suriyeli yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Çiya Kobane, 60’ıncı Tümen Komutan yardımcılığına atandı… Orduda kadın birliği planı yok

Cumhurbaşkanlığı ekibinin 29 Ocak tarihli anlaşmanın uygulanmasını takip eden sözcüsü Ahmed el-Hilali, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yapılan anlaşma kapsamında Haci Muhammed Nebo’nun, bilinen adıyla “Ciya Kobanê”nın, Halep ve Haseke illerinde konuşlu 60. Tümen’in komutan yardımcılığına atandığını doğruladı.

Hilali, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, Haseke’de eski SDG unsurlarından oluşan üç tugayın 60. Tümen’e bağlanacağını söyledi.

fvfrb
Çiya Kobanê, Suriye Ordusu'ndaki 60. Tümen komutanın yardımcılığına atandı (Arşiv)

Askerî kaynaklara göre Kürt komutan, ABD güçlerine yakın bir isimdi ve Haseke, Deyrizor ve Rakka’da önemli askerî operasyonlara liderlik etti.

Kadın birlikleri tartışması

“Özerk Yönetim”e bağlı Kadın Koruma Birlikleri’nin (YPJ) Suriye ordusuna entegrasyonu konusuna değinen Hilali, SDG’nin etkinliğinin azalmasından önce kadın savaşçı sayısının 15 ila 20 bin arasında olduğunu, ancak bugün Kamışlı, Haseke, Derbesiye ve Amude gibi kuzeydoğu bölgelerinde SDG’nin varlığını sürdürmesine rağmen bu sayının 7 binin altına gerilediğini belirtti.

Suriyeli yetkili, bu kadın kadroların askerî alan dışında da değerlendirilebileceğini, özellikle İçişleri Bakanlığı bünyesinde kadın polis ihtiyacına dikkat çekerek, sorgulama, cezaevleri ve kamu kurumlarında görev alabileceklerini ifade etti.

grbgr
Suriye güvenlik yetkilileri, İçişleri Bakanı Enes Hattab eşliğinde, Şam kırsalındaki Kadın Polis Enstitüsü'nü gezdi (Suriye İçişleri Bakanlığı).

Hilali, Suriye Arap Ordusu’nun yapısında kadınlara özel birliklerin bulunmadığını ve şu aşamada böyle bir planın da olmadığını vurguladı. Bunun gerekçesinin ise ülke yönetiminin önceliğini askerî genişleme yerine istikrar, güvenli alanların oluşturulması, barış ortamının güçlendirilmesi ile yeniden imar ve hizmetlere vermesi olduğunu söyledi.

Bireysel katılım vurgusu

Kadın unsurların İçişleri Bakanlığı bünyesinde güvenlik kurumlarında görev alabileceğini belirten Hilali, “Alan geniş, her ilde gönüllü olunabilir” dedi. Ancak bu katılımın toplu değil bireysel olacağını, ayrıca özel eğitim programlarının düzenleneceğini ifade etti.

Hilali daha önce yaptığı açıklamada, entegrasyon sürecinin tamamlanmasıyla birlikte “Özerk Yönetim” ve “Asayiş” gibi paralel yapıların ortadan kalkacağını belirtmiş, Kürt subay ve unsurları Suriye ordusuna dönmeye çağırmıştı.

“Olumlu işaret” değerlendirmesi

Hilali, SDG Komutanı Mazlum Abdi’nin siyasi ve devrimci gerekçelerle yapılan tutuklamaların durdurulmasına yönelik taahhütlerine bağlı kaldığını ve son dönemde yeni gözaltı vakalarının kaydedilmediğini belirterek bunu “olumlu bir işaret” olarak nitelendirdi.

dcds
YPJ merkez karargahı

Cumhurbaşkanlığı temsilcisi Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş’in de anlaşma kapsamında tüm bileşenlerin haklarının güvence altında olduğunu, SDG dışında kalan Kürtler dâhil herkesin haklarının korunacağını ifade etti.

Öncelikler: Tutuklular ve geri dönüş

Hilali, tutuklular dosyası ve yerinden edilenlerin geri dönüşünün öncelikli konular arasında olduğunu, kayıpların akıbetinin araştırıldığını ve cezaevlerinin devlet kontrolüne devri için koordinasyon yürütüldüğünü söyledi. Resulayn’dan yerinden edilenlerin dönüşünün de gerekli prosedürlerin tamamlanmasının ardından gerçekleşeceğini belirtti.

Öte yandan, Kürt vatandaşların haklarına ilişkin 13 sayılı kararname kapsamında çalışmaların kademeli şekilde sürdüğünü ve bunun olumlu karşılandığını, Cezire bölgesinde yeni projelerle destek sağlandığını ifade etti.

Newroz gerilimi

Kuzey ve Doğu Suriye’de Newroz kutlamaları sırasında Afrin ve Ayn el-Arab (Kobani) bölgelerinde ulusal bayrağın indirilmesiyle yaşanan gerilime de değinen Hilali, devletin Kürt dosyasına açık yaklaşımına rağmen bazı tarafların kışkırtma ve nefret söylemini körüklediğini söyledi.

fvfd
Suriye Kürtleri, 21 Mart'ta Afrin kentinde Newroz'u kutluyor (Reuters)

İç güvenlik güçlerinin olayları kontrol altına almak için sorumlu şekilde hareket ettiğini belirten Hilali, Afrin ve Kobani’de bayrağın indirilmesi ve saldırı olaylarına karışan kişilerin gözaltına alındığını ifade etti.

Kürt siyasi aktörler ve yapılar da bayrağın indirilmesini “bireysel bir davranış” ve “fitne çıkarma girişimi” olarak kınayarak gerilimi düşürmeye çalıştı.

dvf
Suriye'nin kuzeyindeki Afrin'de 21 Mart'ta Newroz kutlamaları sırasında genç bir aile (Reuters)

 


Haşdi Şabi’nin kurnaz lideri Falih el Feyyad Saddam ve ABD saldırılarından nasıl sağ çıktı?

Arşiv fotoğrafı: Falih el-Feyyad ve Abdülaziz el-Muhammedavi, Haşdi Şabi Başkanı ile Genelkurmay Başkanı (Kurum medyası)
Arşiv fotoğrafı: Falih el-Feyyad ve Abdülaziz el-Muhammedavi, Haşdi Şabi Başkanı ile Genelkurmay Başkanı (Kurum medyası)
TT

Haşdi Şabi’nin kurnaz lideri Falih el Feyyad Saddam ve ABD saldırılarından nasıl sağ çıktı?

Arşiv fotoğrafı: Falih el-Feyyad ve Abdülaziz el-Muhammedavi, Haşdi Şabi Başkanı ile Genelkurmay Başkanı (Kurum medyası)
Arşiv fotoğrafı: Falih el-Feyyad ve Abdülaziz el-Muhammedavi, Haşdi Şabi Başkanı ile Genelkurmay Başkanı (Kurum medyası)

Mütevazı ve sakin görüntüsüne rağmen, Irak’ta Haşdi Şabi lideri Falih el Feyyad, rakipleri dâhil birçok kişi tarafından kurnaz, fırsatları değerlendirmede son derece yetenekli ve düşmanlarına karşı “sert mücadeleler” yürütebilen bir isim olarak görülüyor. Bu özellikleri, kurum içindeki yoğun kutuplaşma ve güç mücadelelerine rağmen, onu 10 yılı aşkın süredir Haşdi Şabi’nin zirvesinde tutmayı başardı.

Salı günü, ABD’ye ait olduğu düşünülen bir hava saldırısının Musul kentindeki “Arap Mahallesi”nde Feyyad’ın kullandığı bir evi hedef aldığı öne sürüldü. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre kaynaklar Feyyad’ın saldırı sırasında evde bulunmadığı ifade ettiler.

Falih el Feyyad kimdir?

Falih el Feyyad, 1956 yılında Bağdat’ta doğdu. 1977’de Musul Üniversitesi Elektrik Mühendisliği bölümünden mezun oldu. Kuzey Bağdat’taki Raşidiye ve Tarmiye bölgelerinde geniş tarım arazilerine sahip olan el-Bu Amir (el-Bu Hamis) aşiretine mensuptur.

fdvdev
Yerel sakinler tarafından kaydedilen görüntüde, bugün Musul’da bombalanan bir noktadan yükselen duman görülüyor. Sakinler, saldırının Haşdi Şabi liderlerinin kullandığı bir evi hedef aldığını belirtti.

Aşiret bağlarının, Saddam Hüseyin döneminde idamdan kurtulmasında etkili olduğu iddia ediliyor. 1980’de yasaklı Dava Partisi’ne üyelik suçlamasıyla idama mahkûm edilen Feyyad’ın cezası, Saddam Hüseyin’in aileyi ziyareti sonrası affedilerek 20 yıl hapse çevrildi.

2003 sonrası erken dönemde siyasete atılan Feyyad, eski başbakan İbrahim Caferi’nin siyasi akımına katıldı. Ancak asıl yükselişini, Ulusal Güvenlik Danışmanlığı ve ardından Haşdi Şabi içindeki görevleriyle elde etti.

2014’te, Ali Sistani’nin DEAŞ’e karşı yayımladığı “cihad-ı kifai” fetvasıyla eş zamanlı olarak Haşdi Şabi Komitesi’nin başına getirildi. 2016’da Irak Parlamentosu’nun “Haşdi Şabi Yasası”nı kabul etmesiyle görevi resmiyet kazandı.

Feyyad, bir dönem Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak görev yaptı ancak 2018’de dönemin başbakanı Haydar el-İbadi tarafından görevden alındı. 2020’de ise eski başbakan Mustafa el-Kazımi tarafından yayımlanan kararnameyle Haşdi Şabi Başkanlığı görevine asaleten yeniden atandı.

Gücünü koruyan isim

Kurum içindeki çekişmeler, özellikle Asaib Ehl el-Hak’ın açık muhalefetine ve 2021’de insan hakları ihlalleri gerekçesiyle ABD yaptırımlarına rağmen, Feyyad görevini korumayı başardı.

Kaynaklara göre Feyyad, siyasi ve güvenlik alanındaki etkisini İran ile yakın ilişkilerinden ve özellikle 2020 başında Bağdat’ta ABD saldırısında öldürülen Kasım Süleymani ile kurduğu bağlardan aldı.

rftbrf

Feyyad’ın, Haşdi Şabi’deki merkezi konumunu kullanarak çeşitli ortaklıklar ve sözleşmeler üzerinden mali kazanımlar elde ettiği de öne sürülüyor. Ayrıca Sünni aşiret güçlerini organize edip sadakatlerini kendi etrafında toplaması, özellikle Ninova ve Musul’da kendisine önemli bir siyasi taban oluşturdu.

Aşiret “seferberliği”

Kaynaklar, genellikle Sünni siyasetçilere bağlı olan aşiret güçlerinin, sağladığı çıkarlar nedeniyle Feyyad’a bağlılık sunduğunu belirtiyor. Bu ilişkiler ağı sayesinde Feyyad, Sünni çoğunluklu bölgelerde, özellikle Ninova’da önemli bir siyasi aktör haline geldi ve yerel mecliste kayda değer bir temsil gücü elde etti.

Buna karşın rakipleri, Feyyad’ı Musul’daki birçok proje ve yatırım üzerinde kontrol kurmakla suçluyor. Ayrıca Haşdi Şabi içinde hassas görevlere kendi aşiretinden kişileri yerleştirdiği iddiaları da dile getiriliyor.