Oslo Anlaşmalarının üzerinden 30 yıl geçti; Kutlamanın olmadığı, utangaç bir anma

13 Eylül 1993’te Washington’da imzalanan Oslo Anlaşması sonrasında Yaser Arafat ile İzak Rabin arasında Başkan Bill Clinton arabuluculuğundaki tarihi el sıkışma (Getty)
13 Eylül 1993’te Washington’da imzalanan Oslo Anlaşması sonrasında Yaser Arafat ile İzak Rabin arasında Başkan Bill Clinton arabuluculuğundaki tarihi el sıkışma (Getty)
TT

Oslo Anlaşmalarının üzerinden 30 yıl geçti; Kutlamanın olmadığı, utangaç bir anma

13 Eylül 1993’te Washington’da imzalanan Oslo Anlaşması sonrasında Yaser Arafat ile İzak Rabin arasında Başkan Bill Clinton arabuluculuğundaki tarihi el sıkışma (Getty)
13 Eylül 1993’te Washington’da imzalanan Oslo Anlaşması sonrasında Yaser Arafat ile İzak Rabin arasında Başkan Bill Clinton arabuluculuğundaki tarihi el sıkışma (Getty)

30 yıl önce 13 Eylül Çarşamba günü Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile İsrail hükümeti arasında Washington’daki Beyaz Saray avlusunda Oslo Anlaşmaları imzalandı. Anlaşma, her ne kadar “iki halk arasında barış süreci için aşamalı bir program” olarak tanımlansa da imzalanması, tüm dünyanın ilgisini ve umudunu çeken tarihi bir olaydı. Buna dayalı olarak tarihi el sıkışmanın liderleri Filistin lideri Yaser Arafat, İsrail Başbakanı İzak Rabin ve ortağı Şimon Peres’e Nobel Barış Ödülü verildi. Ancak bu tarihi gün, bu yıl İsrail ve Filistin’de herhangi bir kutlama olmadan geçti. Olay, sanki herkesin reddettiği bir rezillik ya da kötülük getiren bir lanet gibiydi.

İsrail’de hükümet, bu anlaşmalara karşı mücadele eden aşırı sağcı liderler tarafından kontrol ediliyor. Bu liderler, bu anlaşmaların toprağın altından yeniden çıkması korkusuyla bugün de hâlâ mücadele veriyor. Filistin’de Oslo’nun düşmanları Güney vilayetinde (Gazze Şeridi) hükümeti kontrol ediyor. Kuzeydeki vilayetler (Batı Şeria), hayal kırıklığına uğramış ve bu anlaşmaların bir parçası olmakla övünmekten korkan Oslo destekçilerinin geri kalanı tarafından yönetiliyor.

scdfveg
Oslo Anlaşmalarını onaylayan İsrail hükümeti oturumunun arşiv fotoğrafı (İsrail Hükümeti Basın Bürosu)

Gerçek şu ki Oslo Anlaşmaları gerçek bir tarihi olaydı. Tüm benzer başarısızlıklara ve eksikliklere ve başlangıçtan bugüne kadar iki halkın, İsrail ve Filistin’in başına gelen tüm trajedilere rağmen, sahipleri bundan utanmamalı veya özür dilememelidir. Bu anlaşmaların yasını tutanlar ve onlara ağıt yakmak için şiirler yazanlar, Oslo’dan önce ve sonra yaşanan olaylara dair pek çok şeyi görmezden geliyorlar.

Sondan başlayalım; Oslo Anlaşmalarının öldüğü, öldürüldüğü veya suikasta uğradığı iddiasına rağmen, Oslo’ya saldıran ve bunu İsrail için ‘felaket’, Filistinliler için ise ‘ikinci felaket’ olarak nitelendiren açıklamalara, makalelere, araştırmalara ve çalışmalara rağmen bugün Filistin- İsrail realitesi Oslo Anlaşmalarına tabidir. Ağır ve derin ihlallere rağmen sahada yaşananlar, İsrail sağı, Filistin sağı ve Oslo’nun düşmanlarının çoğu da dahil olmak üzere İsrailli ve Filistinli yetkililerin çoğunluğunun korumaya istekli olduğu Oslo Anlaşmalarının bir ürünüdür.

xyj
İsrailli Peace Now (Barış Hemen Şimdi) aktivistleri, Oslo Anlaşmalarının imzalanmasından 5 yıl sonra, Tel Aviv’deki İzak Rabin Meydanı’nda Başbakan Binyamin Netanyahu’yu istifaya çağırıyor (Getty Images)

Hükümet sistemine ve yargıya karşı derin bir darbe gerçekleştirmeye çalışan İsrail hükümeti, esasen Oslo Anlaşmalarını tamamen ortadan kaldırmayı ve sonuçlarını tasfiye etmeyi amaçlıyor. Bu amaçla da İsrail devletinin en önemli bilimsel, teknolojik, askeri ve ekonomik başarılarını, hatta ordunun birliğini, ulusal birliği ve Siyonist rüyasını feda ediyor.

İsrail sağının konuşmasını okuyan ve hükümetin planının izlediği yolu izleyen herkes, bu planın 18 yıl önce başladığını açıkça görecektir. Bu plan, sağcı Başbakan Ariel Şaron’un 2005 yılında Gazze Şeridi’nden çekilmesi, 21 Yahudi yerleşim yerini kaldırması ve Oslo Anlaşmalarının ruhunu uygulayarak 8 bin yerleşimciyi sınır dışı etmesinden sonra ortaya koyuldu. Amaç ise, İsrail’de Batı Şeria’dan benzer bir çekilmeyi uygulamaya hazır başka bir hükümetin kurulması riskini önleyecek yönetim sisteminde bir değişiklik sağlamaktır.

Bilindiği üzere bu hükümet, 36 hafta boyunca yüzbinlerce İsraillinin devasa ve benzeri görülmemiş gösterilerle sokaklara çıkmasıyla temsil edilen muhteşem bir mücadele yürüten İsrail toplumunun muazzam muhalefetiyle karşı karşıya. Toplumun amacı, sadece demokrasiyi korumak değil, aynı zamanda İsrail’in sınırlarını daraltmak ve onu bir Yahudi devleti olarak korumak için Filistinlilerden ayırmaktır.

xscdfgr
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (ortada) Kudüs’teki ofisinde bir toplantıya başkanlık ederken, 13 Eylül 2023 Çarşamba (DPA)

Başlangıca dönersek, o dönemin koşullarını dikkate almadan, Oslo Anlaşmasını günümüz standartlarıyla yargılamak ve 30 yılı atlamak adaletsizlik ve haksızlık olur. Bu anlaşmalar, İsrail’in Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını tanımayı reddettiği ve tüm gücüyle FKÖ tarafından temsil edilen Filistin kurtuluş hareketini tasfiye etmeye çalıştığı bir dönemde geldi. Filistin liderliği Tunus’tan sınır dışı edilmekle tehdit edildi. Görünen o ki Filistin meselesi, dünya çapında pek çok insanın kurtulmak istediği bir yük haline gelmişti. İzak Rabin ve Şimon Peres başkanlığındaki İsrailli liderler, Filistin meselesini tasfiye etme hedeflerine ulaşılamayacağını anladılar ve bunu, çatışmada bir dönüm noktası yaratacak aşamalı bir çözümü denemek için bir fırsat olarak gördüler. Yaser Arafat, Mahmud Abbas ve Ahmed Kurey liderliğindeki Filistinli liderler, bir grup genç liderle birlikte Beyrut’u ve Tunus’taki başıboşluklarını terk ettikten sonra ‘kendilerini anayurtlarında konumlandırma’ ve ‘işgalden kurtulmak ve Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir devlet kurmak için siyasi bir mücadele yürütme girişiminde bulunma’ fırsatlarının olduğunu gördüler.

xcsdvfeg
Geçen pazartesi günü Netanyahu (AFP)

Oslo’yu reddedenlerin, tasfiyesine hazırlık olarak onu sabote etmek için şiddetli bir savaş başlattıklarına şüphe yok. Bu durum, 1994 yılında aşırı sağcı Baruch Goldstein’in gerçekleştirdiği el-Halil katliamı ve Hamas hareketi üyelerinin gerçekleştirdiği bombalı faaliyetlerle başladı. Bu faaliyetler, Rabin’in İsrail’de aşırı sağcı bir adam olan Yigal Amir tarafından 1994’te suikasta uğramasıyla sonuçlandı. Bu noktada ise Oslo Anlaşmaları, her iki halkın liderleri için de bir meydan okuma haline geldi. İsrail’de Binyamin Netanyahu, ardından Ehud Barak, ardından Ariel Şaron iktidara geldi ve hepsi de Oslo’nun düşmanıydı. Uygulanmasını engellemek için çabalarını sürdürdüler ve kısmen de başarılı oldular. Bu yolda 1997’deki tünel savaşında ve 2002’deki işgalde askeri güç kullandılar. Filistin liderliği sağlam durmaya ve yüzleşmeye çalıştı, ama bir dizi hata yaptı ve çoğu zaman tuzaklara ve entrikalara düştü. Kurtarılabilecekleri kurtarmaya çalışan dünya, iki tarafın da krizleri yeterince atlatmasına yardımcı olamadı ve o da Oslo’nun düşmanlarının tuzağına düştü. Suudi Arabistan, önce Arap dünyası, sonra İslam dünyası için proje haline gelen bir barış girişimiyle altın bir çözüm sunduğunda bile liderler bunu iki eliyle nasıl kavrayacaklarını bilmiyorlardı. İsrail’de bu deneyimi yeniden yaşamaya hazır bir lider (Ehud Olmert) bulunduğunda bile, ona karşı siyasi suikast düzenlenerek iktidardan uzaklaştırılan bir yolsuzluk davası ortaya koyuldu.

rg4yt5
İsrail sağının 7 Eylül’de Kudüs’te düzenlediği bir toplantıda Netanyahu’nun bir fotoğrafını havaya kaldırılıyor (EPA)

Bugün, Oslo hakkında söylenen her şeye rağmen İsraillilerin ve Filistinlilerin çoğunluğu, İsrail - Filistin çatışmasına, Oslo Anlaşmalarının başladığı prensip olan, karşılıklı tanınma ve ülkenin iki halk arasında paylaşılması ilkesi dışında başka bir çözüm bulunmadığının farkında. Bu ilke, her bir halkın bağımsız ve güvenli bir şekilde yaşayabilmesini ve düşmanlığın yerine iş birliğini koyabilmesini amaçlıyor. Dolayısıyla gereken, Oslo için ağıt kutlamalarının tekrarlanması değil, yolculuğunun Arap Barış Girişimi’nin geliştiği şekilde tamamlanmasıdır.

Sonuçta her iki halkın ihtiyaçlarını karşılayacak başka bir çözüm yok.

Bu noktada Şarku’l Avsat’ın odaklandığı tartışma şu; Liderler bu çatışmada ödenen bedelin yeterli olduğuna, trajedinin, işgalin ve sonuçlarının durdurulması, iş birliği ve barış ilişkilerine doğru ilerlemek için bugün çaba ve enerji harcanması gerektiğine ne zaman ikna olacaklar?



Sudan ordusu, Batı Libya yetkilileriyle askeri iş birliğini güçlendiriyor

Libya Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir’i kabul etti, 5 Nisan 2026. (UBH Genelkurmay Başkanlığı)
Libya Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir’i kabul etti, 5 Nisan 2026. (UBH Genelkurmay Başkanlığı)
TT

Sudan ordusu, Batı Libya yetkilileriyle askeri iş birliğini güçlendiriyor

Libya Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir’i kabul etti, 5 Nisan 2026. (UBH Genelkurmay Başkanlığı)
Libya Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir’i kabul etti, 5 Nisan 2026. (UBH Genelkurmay Başkanlığı)

Sudan ordusu, Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) ile Batı Libya’da iş birliğini güçlendirmek amacıyla sürpriz görüşmeler gerçekleştirdi. Toplantılarda iki ülke arasında askeri ve güvenlik iş birliğinin artırılması yolları ele alındı.

UBH Genelkurmay Başkanlığı dün yaptığı açıklamada, Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş’ın, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir ve beraberindeki heyeti kabul ettiğini bildirdi. Açıklamada, yüksek seviyeli toplantının ‘iki kardeş ülke arasında askeri ve güvenlik iş birliğinin güçlendirilmesi yollarını görüşmek için’ düzenlendiği belirtildi.

Libya’nın başkentinde düzenlenen üst düzey Libya-Sudan askeri toplantısından bir kare, 5 Nisan 2026 (UBH Genelkurmay Başkanlığı)Libya’nın başkentinde düzenlenen üst düzey Libya-Sudan askeri toplantısından bir kare, 5 Nisan 2026 (UBH Genelkurmay Başkanlığı)

Bu görüşme, Batı Libya ile Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanı Mareşal Halife Hafter’in kontrolündeki Doğu Libya arasında yaşanan siyasi ve askeri bölünmenin arka planında gerçekleşiyor. Hafter, Muhammed Hamdan Dagalu (Hamideti) liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile ‘iş birliği’ yaptığı yönündeki suçlamalarla karşı karşıya.

UBH hükümetine yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu toplantıyı, ‘Sudan ordusunun Libya’daki askeri ve güvenlik bölünmesinden yararlanan HDK karşısında attığı önemli bir adım’ olarak nitelendirdi.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, 26 Şubat 2024’te başkent Trablus’a gerçekleştirdiği ilk resmi ziyarette, Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile bir araya gelmişti. İki lider, ikili ilişkilerin güçlendirilmesi, desteklenmesi ve geliştirilmesine yönelik ikili görüşmeler gerçekleştirmişti.

 Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Şubat 2024’te Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ı karşıladı. (Libya Başkanlık Konseyi)Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Şubat 2024’te Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ı karşıladı. (Libya Başkanlık Konseyi)

El-Menfi ile Burhan, o dönemde iki ülke arasında heyet değişimini ve imzalanan anlaşmaların uygulanmasını kararlaştırdı. İki ülke heyetlerinin katıldığı görüşmelerde ortak ilgi alanındaki konular ele alındı ve ‘Sudan ile bölgedeki barış ve istikrarın sağlanması’ hedeflendi.

Trablus’taki Genelkurmay Başkanlığı’nda dün yapılan buluşmada, Libyalı yetkili en-Nemruş, Libya ve Sudan halklarını birleştiren ‘tarihî bağlar ve köklü ilişkilerin derinliğine’ vurgu yaptı. En-Nemruş, ‘ülkelerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde ortak koordinasyonun geliştirilmesinin ve bölgedeki güvenlik ile istikrara katkı sağlamasının önemini’ vurguladı.

Genelkurmay Başkanlığı, toplantıda ‘bilgi paylaşımı ve güvenlik koordinasyonu alanında iş birliğinin uygulanma yöntemlerinin’ ele alındığını açıkladı. Taraflar ayrıca, ‘askeri eğitim programlarının ve deneyim paylaşımının genişletilmesi; personelin yeterliliğinin artırılması ve hazırlık seviyesinin yükseltilmesi’ konusunda mutabık kaldı. Bu adımlar, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığı ve yapıcı iş birliği hedeflerini yansıtıyor.

Öte yandan LUO, Sudan’daki HDK’ye destek sağlamakla ilgili suçlamaları daha önce görmezden gelmişti. Reuters, güneydoğu Libya’daki Kufra Havalimanı’nın, Darfur’daki el-Faşir kenti üzerindeki kontrolün güçlendirilmesi için lojistik üs olarak kullanıldığını bildirmişti. LUO, bu iddialara yanıt vermemişti.

Reuters geçtiğimiz aralık ayında yayınladığı bir haberde, ‘Kufra üzerinden geçen ikmal hattının, HDK’nin el-Faşir şehri üzerindeki kontrolünü güçlendirmede merkezi bir rol oynadığını ve bu sayede Darfur’daki varlığını sağlamlaştırmasını sağladığını’ belirtmişti.

Nisan 2023’te Sudan iç savaşı başladığından bu yana LUO’ya HDK’ye yardım sağladığı yönünde tekrar eden suçlamalar yapıldı. Ancak LUO, o dönemde bu iddiaları yalanlayarak, Sudan tarafları arasında çatışmaların durdurulması için ‘arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu’ açıklamıştı.


İsrail hava saldırıları Lübnan'ın güneyindeki kasabaları hedef aldı

Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen bir bölgeden duman yükseliyor (DPA)
Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen bir bölgeden duman yükseliyor (DPA)
TT

İsrail hava saldırıları Lübnan'ın güneyindeki kasabaları hedef aldı

Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen bir bölgeden duman yükseliyor (DPA)
Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen bir bölgeden duman yükseliyor (DPA)

İsrail savaş uçakları bugün Lübnan'ın güneyindeki Burc Rahal kasabasına hava saldırıları düzenledi. Saldırılarda 3 kişi öldü, bir kişi yaralandı. Ayrıca güney Lübnan'daki kasabalara da saldırılar düzenlendi.

İsrail savaş uçakları bu sabah Lübnan'ın güneyindeki Burc Rahal kasabasında bir eve hava saldırısı düzenleyerek 3 kişiyi öldürdü, birkaç kişiyi yaraladı ve birçok evi yıktı. Sivil savunma ekipleri cesetleri çıkarmak ve yolu temizlemek için çalışıyor. Resmi Lübnan Ulusal Haber Ajansı, hava saldırılarının ayrıca şafak vakti Lübnan'ın güneyindeki Haris kasabaların da hedef aldığını bildirdi.

İlgili bir gelişmede, Hizbullah bugün dört ayrı açıklamada, savaşçılarının İsrail'in Liman, Hurfish, Shlomi ve Nahariya yerleşimlerini roket saldırılarıyla hedef aldığını duyurdu.

Şarku'l Avsat'ın DPA'den aktardığına göre Hizbullah yaptığı açıklamada, bugün saat 02:25'te Liman yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldığını belirtti. İkinci bir açıklamada ise saat 00:30'da Hurfish yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldığını duyurdu.

Üçüncü bir açıklamada Hizbullah, saat 02:30'da Shlomi yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldığını açıkladı. Dördüncü bir açıklamada ise saat 03:10'da Nahariya yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldığını bildirdi.

Şunu belirtmekte fayda var ki, 2 Mart sabahından itibaren İsrail savaş uçakları Beyrut'un güney banliyölerini, Güney Lübnan'daki çeşitli bölgeleri ve Doğu Lübnan'daki Bekaa Vadisi'ni hedef alan bir dizi hava saldırısı düzenledi. Saldırılar ayrıca Lübnan Dağı ve Kuzey Lübnan'daki bölgelere de yayıldı. İsrail hava saldırıları halen devam etmektedir. Mart ortasından sonra İsrail ordusu Güney Lübnan'a bir saldırı başlattı.


Gazze Şeridi’ndeki direnişçi gruplar, ‘silahsızlanma’ planında değişiklik talep edilmesinin ardından yoğun saldırı bekliyor

Gazze’deki Aziz Porphyrius Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Filistinli bir Hristiyan, 5 Nisan 2026 (DPA)
Gazze’deki Aziz Porphyrius Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Filistinli bir Hristiyan, 5 Nisan 2026 (DPA)
TT

Gazze Şeridi’ndeki direnişçi gruplar, ‘silahsızlanma’ planında değişiklik talep edilmesinin ardından yoğun saldırı bekliyor

Gazze’deki Aziz Porphyrius Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Filistinli bir Hristiyan, 5 Nisan 2026 (DPA)
Gazze’deki Aziz Porphyrius Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Filistinli bir Hristiyan, 5 Nisan 2026 (DPA)

Gazze Şeridi’ndeki büyük Filistinli gruplardan çeşitli kaynaklar, İsrail’in Gazze Şeridi içindeki saldırılarını yoğunlaştırmasının beklendiğini belirtti. Bu beklentinin, Barış Konseyi planında yer alan silahsızlanma maddelerinde değişiklik yapılması talebinin ardından ortaya çıktığı ifade edildi.

Hamas’a bağlı üç kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, sahada İsrail’in daha geniş çaplı bir askeri gerilime hazırlandığına dair göstergeler bulunduğunu belirtti. Kaynaklar, bu olası gerilimin polis ve güvenlik noktalarının hedef alınmasının, silahlı grup üyelerine yönelik saldırıların ve suikastların ötesine geçebileceğini dile getirdi.

Hamas’ın silahsızlandırılması, Gazze Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov tarafından sunulan planın en önemli maddeleri arasında yer alıyor. Söz konusu plan, Mladenov tarafından mart ayı sonunda Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde açıklanmıştı. Uluslararası ve bölgesel medyada yayımlanan maddelere göre plan, Filistinli hareketin tünel ağını imha etmesini ve sekiz ay içinde aşamalı olarak silah bırakmasını öngörüyor. Plan ayrıca, ‘Gazze Şeridi’nin silahlardan tamamen arındığının nihai olarak doğrulanması’ sonrasında İsrail güçlerinin tamamen çekilmesini içeriyor.

 Hamas ve İslami Cihad Hareketi’ne bağlı silahlı güçler Gazze’de konuşlandırıldı. (AFP)Hamas ve İslami Cihad Hareketi’ne bağlı silahlı güçler Gazze’de konuşlandırıldı. (AFP)

Son günlerde İsrail’in tırmanışı, polis güçlerine bağlı güvenlik unsurları ile sahadaki silahlı grup üyelerine yönelik saldırıların yoğunlaştırılmasıyla daha da arttı. Kaynaklara göre Hamas’a bağlı hükümet kurumlarındaki güvenlik personeline ve grupların askeri kanatlarına mensup silahlı unsurlara, alarm seviyesini en üst düzeye çıkarmaları yönünde talimat verildi. Aynı talimatlarda, tekrar eden hedef alınma girişimlerini önlemek amacıyla mümkün olan tüm güvenlik önlemlerinin alınması istendi.

Planda yapılan değişiklikler

Geçtiğimiz hafta Hamas heyeti, Kahire’ye gerçekleştirdiği ziyaretin ardından, iki gün önce Gazze Şeridi’ndeki gruplar adına ‘silahsızlanma planı’ önerisine yanıtını sundu. Kaynaklara göre, Nikolay Mladenov ile yapılan görüşmede iletilen yanıtta, ‘ikinci aşamaya geçilmeden önce İsrail’in ilk aşamadaki tüm yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesini zorunlu kılacak değişikliklerin yapılması’ gerektiği vurgulandı.

Hamas kaynaklarına göre, İsrail’in söz konusu değişiklik talebini ‘hareketin silah bırakmayı reddettiği’ gerekçesiyle önümüzdeki dönemde saldırılarını artırmak için bir bahane olarak kullanabileceği değerlendiriliyor. Kaynaklardan biri, Hamas’ın ve diğer grupların planı farklı çerçeveler içinde incelemeyi sürdürdüğünü kaydetti.

İslami Cihad Hareketi’nden bir kaynak ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, özellikle İran ile bağlantılı gelişmelerin ardından İsrail’de tırmanış ihtimalinin artmasıyla birlikte, sahadaki savaşçılara izlerinin sürülmesini ve hedef alınmalarını önlemek amacıyla tüm gerekli güvenlik tedbirlerini almaları yönünde kesin talimatlar verildiğini ifade etti.

Öte yandan İsrail, cumartesiyi pazara bağlayan gece yarısı, Gazze kentinin doğusundaki Şeva Meydanı bölgesinde, özel İsrail birliklerinin ya da silahlı grupların sızmasını önlemek amacıyla kurulan bir kontrol noktasında bulunan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensubu dört silahlı kişiyi öldürdü.

Bir polis aracını hedef alan İsrail saldırısının gerçekleştiği yeri inceleyen Filistinliler (Reuters)Bir polis aracını hedef alan İsrail saldırısının gerçekleştiği yeri inceleyen Filistinliler (Reuters)

Hamas’a bağlı bir polis mensubu dün, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Meğazi Mülteci Kampı girişinde aracının İsrail’e ait bir insansız hava aracı (İHA) tarafından hedef alınması sonucu hayatını kaybetti. Aynı gün, Han Yunus’un güneyindeki ‘sarı hat’ olarak bilinen bölgede bir genç de İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu öldürüldü.

Sahadaki kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hedef alınan aracın Kassam Tugayları’na bağlı bir üyeye ait olduğunu, aracı kullanan kişinin ise daha önce önde gelen isimlerden birinin korumalığını yapmış polis memuru olduğunu belirtti.

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’na göre İsrail, 10 Ekim 2025’te ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana 718’den fazla Filistinliyi öldürdü.

Erdoğan ile görüşme

Bu arada Hamas dün yaptığı açıklamada, üst düzey bir heyetinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İstanbul’da bir araya geldiğini duyurdu. Görüşmede, Gazze Şeridi’ndeki gelişmeler, ateşkes anlaşmasının kalıcı hale getirilmesi ve Kudüs’teki son durum ele alındı.

Hareketten yapılan açıklamaya göre, Hamas Liderlik Konseyi Başkanı Muhammed Derviş başkanlığındaki heyette Halid Meşal, Halil el-Hayye ve Zahir Cebbarin yer aldı. Cumartesi günü gerçekleşen görüşmede, Gazze Şeridi’ndeki gelişmeler ele alındı. Açıklamada ayrıca, ateşkes anlaşmasının uygulanmasının güvence altına alınması, insani yardımların bölgeye ulaştırılması ve halkın temel ihtiyaçlarının karşılanmasının önemine vurgu yapıldı.

Açıklamada, Kudüs’teki durumun, özellikle de Mescid-i Aksa çevresindeki gelişmelerin ciddiyetine dikkat çekilerek, ‘ihlaller’ olarak nitelendirilen uygulamaların sonuçlarına karşı uyarıda bulunuldu. Ayrıca, esirlere yönelik idam cezasını içeren yasa tasarısına da karşı çıkılarak, bunun uluslararası hukuka aykırı olduğu ifade edildi.

Heyetin, Türkiye’nin Filistin davasına verdiği destekten duyduğu memnuniyeti dile getirdiği ve Erdoğan’ın bu konudaki çabalarını takdir ettiği aktarıldı. Açıklamaya göre Erdoğan da Türkiye’nin Filistin halkının haklarına verdiği desteğin süreceğini ve bu konudaki tutumunun değişmeyeceğini vurguladı.