Lübnan hükümeti, IMF fonlarının bitmesinin ardından finansal krizde

Lübnan’da parlamentonun gözetimi olmadan harcanan IMF fonları için hesap verebilirlik çağrısında bulunuldu

Fransa Cumhurbaşkanlığı Lübnan Özel Temsilcisi Jean-Yves Le Drian, Cuma günü Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri'yi ziyaret etti. (Lübnan Temsilciler Meclisi)
Fransa Cumhurbaşkanlığı Lübnan Özel Temsilcisi Jean-Yves Le Drian, Cuma günü Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri'yi ziyaret etti. (Lübnan Temsilciler Meclisi)
TT

Lübnan hükümeti, IMF fonlarının bitmesinin ardından finansal krizde

Fransa Cumhurbaşkanlığı Lübnan Özel Temsilcisi Jean-Yves Le Drian, Cuma günü Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri'yi ziyaret etti. (Lübnan Temsilciler Meclisi)
Fransa Cumhurbaşkanlığı Lübnan Özel Temsilcisi Jean-Yves Le Drian, Cuma günü Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri'yi ziyaret etti. (Lübnan Temsilciler Meclisi)

Lübnan Merkez Bankası Başkan Vekili Vesim Mansuri'nin, yasal güvencesi olmadığı takdirde büyük hükümet masraflarını karşılamak için fon aktarmayı reddetmesinin ardından Necib Mikati başkanlığındaki hükümet, Bakanlar Kurulu tarafından dağıtılan Uluslararası Para Fonu (IMF) fonlarının tükenmesiyle yeni bir finansal krizle karşı karşıya kaldı.

Temsilci Mark Dav, Temsilciler Meclisi Genel Sekreterliği aracılığıyla hükümete bu konuyla ilgili bir soru yönelterek, hükümetin “Lübnan'ın Eylül 2021'de IMF'den aldığı 1.139 milyar dolarlık tutarı harcadığını” açıkladı. Uzmanlar ise devletin “kamu maaşlarını ödeyemez hale geleceği ve iki seçenekle (ya sokaktaki insanlarla yüzleşileceği ya da IMF'nin şartlarına boyun eğerek reformlara başlanılacağı) karşı karşıya kalacağı” uyarısında bulundu.

Lübnan Maliye Bakanlığı, IMF fonlarının ödenmesini devletin bu fonlara olan ihtiyacının gerektirdiği zorunluluklar nedeniyle gerekçelendirdi. Maliye Bakanlığı'ndan resmi bir kaynak Şarku'l Avsat'a şunları söyledi: “Bakanlığın özel para çekme fonlarından harcadığı her şey belgelerle belgeleniyor. Bakanlık bu fonları kanser ilaçları, tedavi edilemeyen rahatsızlıklar, kronik hastalıklar, böbrek diyalizi ve buğday alımına destek, Lübnan'ın elektriğini ve yakıt alımını desteklemek ve Dünya Bankası ve diğerlerine olan borçları geri ödemek için kullandı. Geriye kalan tutar ise yaklaşık 70 milyon ABD doları.”

Diğer yandan Maliye ve Bütçe Komisyonu Başkanı Temsilci İbrahim Kenan, “Hükümet ve cumhurbaşkanının bu fonları yürürlükteki mali kanunlara aykırı olarak ve Meclis'e sundukları taahhütleri ihlal ederek harcadığı” değerlendirmesinde bulundu. Finans ve Ekonomi Uzmanı Sami Nadir, “Özel fonların harcanması, devletin dış dünya nezdindeki güven eksikliğini devam ettiriyor” ifadesini kullandı.

Dünya Bankasına göre Lübnan, modern tarihinin en derin ekonomik krizine sahne oluyor. Krize müdahale edecek etkin bir hükümetin olmaması, siyasi partiler arasındaki çekişmeler ve herhangi bir mali kaynağın bulunmaması nedeniyle ülkenin sorunlarına da bir çözüm sunulamıyor.

Lübnan ekonomisi ne durumda?

Lübnan özellikle 2019’dan bu yana ciddi bir ekonomik krizle mücadele ediyor. Lübnan Merkez Bankasındaki dolar likidite sorunu ve döviz rezervlerinin erimesi, ülkede başka ciddi krizlerin de patlak vermesine yol açtı.

Ekonomik krizden önce yaklaşık 440 dolar civarında olan asgari ücret, Lübnan lirasındaki değer kaybı nedeniyle 30 doların altına kadar düştü.

Akdeniz'in küçük ülkesi Lübnan'ın resmi olmayan verilere göre nüfusu Suriye ve Filistinli mültecilerle birlikte yaklaşık 7 milyon. Lübnan özellikle 2019'dan bu yana her geçen gün kötüleşen ekonomik krizle mücadele ediyor.

Dünya Bankasının Ağustos 2022'de yayımlanan Lübnan'a ilişkin son raporunda, söz konusu ekonomik daralmanın ancak savaşa sahne olan ülkelerde yaşanabileceğine dikkat çekiliyor.

Rapora göre ülkenin gayrisafi yurt içi hasılası, 2018'de yaklaşık 55 milyar dolarken, 2021'de 20,5 milyar dolara kadar düştü.

Lübnan lirası dolar karşısında son 3 yılda yüzde 95'e varan değer kaybı yaşadı. 1 ABD doları, Ağustos 2019'da 1500 Lübnan lirasıyken, şu anda 40 bin Lübnan lirasına yaklaşmış durumda.

Yerel para birimindeki değer kaybı halkın alım gücünü büyük oranda zayıflattı. Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonuna (ESCWA) göre Lübnan para birimi değer kaybetmeden önce en düşük rütbeli ordu mensubu 900 dolar kazanırken halihazırda eline 50 dolardan daha az bir maaş geçiyor.

ESCWA ve Lübnan Başbakanı Necib Mikati'ye göre halkın yüzde 80'i de yoksulluk sınırında yaşam mücadelesi veriyor. Dünya Bankasına göre ülkenin önemli mali kaynakları son 30 yılda yanlış para politikası nedeniyle heba edildi.

Lübnan hükümetine göre ülkedeki finansal kayıp 70 milyar dolar civarında ve bunun daha da artmasından endişe ediliyor.

Hükümet neden tedbir alamıyor?

Krizin patlak verdiği 2019'dan bu yana ülkede sorunun üzerine gidebilecek güçlü bir siyasi irade mevcut değil.

Lübnanlı siyasi partiler, mali kaynakların heba edilmesi ve yolsuzluk nedeniyle sadece birbirini suçluyor. Geçmiş dönemlerin aksine siyasi partiler arasındaki kutuplaşma her geçen gün artıyor.

15 Mayıs 2022'de yapılan son seçimlerin üzerinden yaklaşık 5 ay geçmesine rağmen henüz hükümet kurulamadı. Mecliste parçalı bir siyasi dağılım var ve hiçbir taraf tek başına hükümeti kurma gücüne sahip değil.

Ülkede ekonominin iyileştirilmesi için hükümet ve Uluslararası Para Fonu (IMF) arasında 3 yıldır görüşmeler devam ediyor. IMF ve Lübnan arasında 3 milyar dolarlık kredi için Nisan 2022'de ön anlaşmaya varılmıştı. Ancak IMF, kredi vermek için hükümete birtakım şartlar sundu.

IMF'nin yerine getirilmesini istediği şartlar ise "2022 bütçesinin Meclis tarafından onaylanması, Merkez Bankası kayıtlarının adli denetime tabi tutulması, finansal suçlara karşın banka yasasında düzenlemeye gidilmesi, şeffaflığın artırılması ve banka sektörünün yeniden şekillendirilmesi" olarak biliniyor.

Devlet memurları ne durumda?

Memur maaşlarında dolar cinsinden yüzde 90'a varan değer kaybı yaşanırken şu ana kadar hükümet nezdinde maaşların iyileştirilmesi için somut bir adım atılmadı.

Alım gücünün düşmesi ve maaşların iyileştirilmemesi nedeniyle Lübnan'da ağustos ayından bu yana neredeyse tüm devlet dairelerinde grev var. Memurların bazıları haftanın sadece birkaç günü mesai yapıp, başka bir işte çalışarak geçimini sağlıyor.

Lübnan Araştırma Merkezi ve Lübnan Amerikan Üniversitesinin bu ay yayımladığı ortak rapora göre devlette çalışan öğretmenlerin yüzde 75'i mesleği bırakmayı düşünüyor.

Raporda, ekonomik kriz nedeniyle öğretmenlerin yüzde 66'sının ek işte çalışmak zorunda olduğu, aynı zamanda yüzde 65'inin yine geçimini sağlamak için borçlandığına yer verildi.

Dünya Sağlık Örgütüne göre ülkedeki hastaneler de neredeyse yüzde 50 kapasiteyle çalışıyor.

Lübnan Doktorlar Sendikası Başkanı Şeref Ebu Şeref, Kasım 2021'de AA muhabirine yaptığı açıklamada ülkedeki doktorların dörtte birinin Lübnan'ı terk ettiğini söylemişti.

Ekonomik çöküş toplumu nasıl etkiliyor?

Birikimlerini tamamen kaybettiklerine inanan birçok Lübnanlı yasal veya yasal olmayan yollardan ülkeyi terk etmeyi planlıyor.

ABD merkezli Gallup anket şirketi tarafından 2021'de yapılan bir saha araştırmasına göre Lübnanlıların yüzde 63'ü kötü yaşam koşulları nedeniyle ülkeyi kalıcı bir şekilde terk etmek istiyor. Araştırmaya göre bu oran krizden önce sadece yüzde 26 idi.

Ülkenin en fakir ve hükümet tarafından ihmal edildiği düşünülen kentleri Trablusşam ve Akkar.

Dünya Bankasının 2017'de yayınladığı bir raporda, 500 bin nüfusa sahip Trablusşam, Akdeniz'in en fakir liman kenti olarak tanımlanmıştı.

Trablusşam'dan hemen her gün onlarca kişi daha iyi bir yaşam hayaliyle "ölüm tekneleri" olarak nitelenen düzensiz göçmen teknelerine binerek ülkeden ayrılmaya çalışıyor. Son olarak 24 Eylül'de Trablusşam'dan yola çıkan teknenin batması sonucu 94 kişi hayatını kaybetmişti.

Ekonomik kriz ülke altyapısını nasıl etkiledi?

Krizin vurduğu sektörlerin başında elektrik geldi. Lübnan dışarıdan ithal ettiği akaryakıt ve doğal gazla "çok yüksek maliyetli" bir şekilde elektrik üretiyordu.

Ancak Lübnan Merkez Bankasının döviz rezervlerinin erimeye başlaması nedeniyle Banka, yakıta verilen devlet desteğini kaldırdı. Ardından altyapısı güçlendirilmeyen elektrik santralleri yarı kapasiteli çalışmaya başladı.

Yakıt bulamayan santraller elektrik üretemeyince tüm ülke karanlığa gömüldü. Şu anda sadece günlük bir saat devlet elektriği bulunurken, çok maliyetli olan özel jeneratörlerle evler aydınlatılmaya çalışılıyor.

Lübnan Jeneratörler Birliği Başkanı Abdo Saad, 7 Ocak'ta, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ülkedeki 7 bine yakın jeneratörün elektrik üretebilmek için günlük yaklaşık 4 milyon litre mazot harcadığını belirtmişti.

Çöken elektrik altyapısı nedeniyle Lübnan genelinde tüketilen mazot da ciddi hava kirliliği oluşturdu.

Banka sektörü de ekonomik çöküşten ciddi zarar gördü. Hükümet döviz rezervlerinin erimesinin önüne geçmek için tüm bankalardaki mevduat hesaplarını dondurdu. Bankalardaki paralarını çekemeyen bazı Lübnanlılar, bankalara baskın düzenlemeye başladı. Yol, tünel ve birçok altyapı projesi kriz nedeniyle askıda kalırken, yenileme ve bakım çalışmaları da yapılamıyor.

Lübnan'daki yollar bakımsızlıktan dolayı her geçen gün daha kötü bir hal alıyor. Ülkedeki tüneller de elektrik sorunu nedeniyle ışıklandırılamıyor.



İran rejiminin çöküşü Mısır'da dizginsiz İsrail korkularını tetikliyor

Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025
Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025
TT

İran rejiminin çöküşü Mısır'da dizginsiz İsrail korkularını tetikliyor

Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025
Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025

Amr İmam

Mısır, şu ana kadar ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşa askeri olarak sürüklenmekten kaçındı. Bununla birlikte, bölgedeki en kalabalık Arap ülkesi, savaşın başlangıcından beri sanki doğrudan dahilmiş gibi savaşın seyrini takip etti. Kahire'nin bu teyakkuz hali içinde olmasının geçerli nedenleri var; karmaşık bir güvenlik endişeleri ağı, stratejik hesaplar ve ekonomik kaygılar.

Savaşın ekonomik etkisi anında hissedildi ve belki de acı verici olacak. Mısır'ın günlük yaklaşık 6,2 milyar metreküp doğalgaz tüketiminin yaklaşık yüzde 15 ila 20'sini oluşturan İsrail doğalgaz tedarikinin askıya alınmasından, yüz milyonlarca dolarlık yabancı varlığın ülkeden çıkışına kadar, Mısır, bu çatışmanın doğrudan bir sonucu olarak önümüzdeki günlerde sert ekonomik gerçeklerle karşı karşıya kalacağını öngörüyor.

Mısır ordusuna ait tanklar, kuşatma altındaki Filistin topraklarında Hamas ve İsrail arasında devam eden çatışmaların ortasında, Sina Yarımadası'nın kuzeyinde Gazze Şeridi sınırındaki el-Ariş'te konuşlandırıldı, 4 Temmuz 2024 (AFP)Mısır ordusuna ait tanklar, kuşatma altındaki Filistin topraklarında Hamas ve İsrail arasında devam eden çatışmaların ortasında, Sina Yarımadası'nın kuzeyinde Gazze Şeridi sınırındaki el-Ariş'te konuşlandırıldı, 4 Temmuz 2024 (AFP)

Bu gelişmeler Mısır para birimi üzerinde baskı oluşturuyor, emtia fiyatlarını keskin bir şekilde yükseltiyor ve uzun süredir halkın dayanılmaz yaşam maliyetiyle boğuştuğu bir ülkede siyasi veya güvenlik sonuçları riskini artırıyor. Ancak, savaşla ilgili stratejik ve güvenlik endişeleri ne kadar yıkıcı olursa olsun, bu acil ekonomik etkilerden daha önemli olmaya devam ediyor.

Güvercinler arasında bir kedi

Lübnan Hizbullahı, kuzey İsrail'e füze, insansız hava aracı ve roket saldırıları düzenleyerek savaşa fiilen dahil oldu ve İran destekli bir vekilin tekrar savaşa girmesi konusunda yeni bir emsal oluşturdu. Diğer İran destekli vekillerin, özellikle Yemen'deki Husi grubunun da dahil olması, bu İran destekli milis grubunun Babül Mendeb Boğazı'nı kapatmaya veya Kızıldeniz'deki uluslararası gemi trafiğine yönelik saldırılarına yeniden başlamaya karar vermesi durumunda, Mısır'ın güvenlik ortamını daha da kompleks hale getirebilir.

Böyle bir gelişme, Mısır'ın hayati ekonomik damarı ve en önemli uluslararası ticaret yollarından biri olan Süveyş Kanalı'nı işlevsiz hale getirebilir. Burada, ekonomik çıkarlar siyasi, güvenlik ve jeopolitik hususlarla kesin bir şekilde kesişiyor. Akdeniz'i Kızıldeniz'e bağlayan en kısa rota olan ve normal şartlar altında yıllık küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12 ila 15'inin geçtiği bir deniz koridoru olan Süveyş Kanalı, Mısır'ın uluslararası sahnedeki stratejik ağırlığının önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Ne var ki son yıllarda, Yemen'deki karışıklık nedeniyle Süveyş Kanal’ı ciddi tehditlerle karşı karşıya kaldı. Halen Sudan’ın güney Kızıldeniz kıyılarına da sıçrama potansiyeli taşıyan ülkedeki savaşı, bu tehditleri daha da büyüttü.

Buna ek olarak, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin bağımsızlığının yaygın olarak tanınması ve Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabaları da söz konusu. Bu iki sorun bir araya gelirse, İsrail de dahil olmak üzere düşman güçlerin Kızıldeniz'in güney girişine yaklaştığının habercisi olacak ve Mısır'ın ekonomik ve askeri olarak boğulması olasılığını artıracaktır.

Babül Mendeb Boğazı'nın kapanması ve Kızıldeniz'de Husi saldırılarının yeniden başlaması, Kahire için işleri daha da karmaşık hale getirecek ve kuşatma altında olduğu hissini yoğunlaştıracaktır

Mısır'ın, Somaliland'ın olası ayrılığı ve Kahire'nin Afrika Boynuzu'ndaki tarihi rakibi Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme hırsları karşısında Somali'ye tam destek vermesinin açıklaması bu olabilir. Babül-Mendeb Boğazı'nın kapanması ve Kızıldeniz'de Husi saldırılarının yeniden başlaması, Kahire için işleri daha da karmaşık hale getirecek ve kuşatma altında olduğu hissini yoğunlaştıracaktır.

Kesişme noktası

Mısır, 1979'da İran'da İslam Devrimi'nin patlak vermesinden bu yana İran ile şiddetli bir düşmanlık içinde olmuştur. Bu kopma, ideolojik farklılıklar, farklı politikalar, bölgesel çıkarlar ve bölgedeki çatışan ittifak ağları üzerine kuruldu. Çoğu Arap başkenti gibi Kahire de İran'ın devrim ilkelerini ihraç etme girişimlerini doğrudan bir tehdit olarak gördü. Ardından Tahran'ın istikrarsızlaştırıcı bölgesel politikaları, Şii milis gruplar kurarak ve destekleyerek Arap devletleri üzerinde kontrol kurma arzusu, Tahran ile Kahire arasındaki uçurumu on yıllar boyunca daha da genişletti.

​​​​​​​Mısır Süveyş Kanalı İdaresi'nden elde edilen ve 3 Haziran 2022 tarihli bu fotoğraf, bir römorkörün Süveyş Kanalı boyunca Energean Şirketi’ne ait yüzer üretim, depolama ve boşaltma (FPSO) gemisini çekişini gösteriyor (AFP)Mısır Süveyş Kanalı İdaresi'nden elde edilen ve 3 Haziran 2022 tarihli bu fotoğraf, bir römorkörün Süveyş Kanalı boyunca Energean Şirketi’ne ait yüzer üretim, depolama ve boşaltma (FPSO) gemisini çekişini gösteriyor (AFP)

Bununla birlikte, İran, Mısır'ın gözünde, başka bir düşmanla meşgul olan uzak tehdit olarak kaldı, o düşman da İsrail. Mısır ve İsrail, İran'daki İslam Devrimi'nin patlak vermesinden sadece bir ay sonra bir barış antlaşması imzalamıştı. O zamandan beri Kahire ve Tel Aviv, soğuk da olsa bir barış içinde yaşamayı sürdürdü ve Mısırlılar bu barışın geçici bir ateşkesten başka bir şey olmadığı kanaatindeler.

Yıllar içindeki gelişmeler de bu kanaati doğruladı. Birbirini takip eden İsrailli liderlerin sözde “Büyük İsrail” vizyonuna olan bağlılığı, “barış antlaşmasını” daha ziyade geçici bir askıya alma anlaşmasına benzetiyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Ağustos 2025'te bu vizyona bağlılığını yineledi ve bu açıklama Mısırlıları şaşırtmadı.

Dahası, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin İsrail'in komşu ülkelerdeki topraklarda “Tevrat’a dayalı hakkı” olduğu konusundaki son açıklamalarına bazı İsrailli muhalif figürlerin verdiği yanıtlar, bu bağlılığın Netanyahu ve mevcut İsrail hükümetinde kilit pozisyonlarda bulunan yerleşim destekçileriyle sınırlı olmadığını teyit etti.

Geçtiğimiz on yıllar boyunca, Mısır'ın bakış açısına göre, İsrail'in İran'ı bir tehdit olarak görmesi, Tel Aviv'in herhangi bir hata yapması durumunda İsrail ile çatışma anını erteleyen bir faktördü. Nitekim Tel Aviv, son iki yılda Gazze Şeridi'ni boşaltmak ve sakinlerini başka yerlere yerleştirmek için her yolu deneyerek, bu hatayı birkaç kez neredeyse yapacaktı. İsrail’in bu planlarına yaklaşık 2 milyon Gazzeliyi Mısır sınırına doğru itmek ve onları Mısır’ın Gazze ve İsrail ile sınır toprağı Sina'ya transfer etmek de dahildi.

Mısır açısından, İran'ın tamamen yenilgiye uğratılması ve çökmesi veya orada İsrail yanlısı bir rejimin kurulması tek bir anlama geliyor: İran'ın İsrail ile olan çatışma denkleminin dışında kalması, bölgesel güç dengesinin bozulması ve belki de bölgenin haritasının kalıcı olarak değişmesi

Bölgede yeni bir zorba

Mısır açısından, İran'ın tamamen yenilgiye uğraması ve çökmesi veya orada İsrail yanlısı bir rejimin kurulması tek bir anlama geliyor: İran'ın, İsrail ile olan çatışma denkleminin dışında kalması, bölgesel güç dengesinin bozulması ve belki de bölgenin haritasının kalıcı olarak değişmesi.

Bu, İsrail'e sınırsız güç kazandıracak ve onu, benzeri görülmemiş bir parçalanma yaşayan, ulusal ordularının tükendiği bir bölgede yeni bir zorbaya dönüştürecektir. Ancak o zaman bu yeni zorba, geride kalan ağırlık sahibi ülkeleri de etkisiz hale getirme arayışına girecektir. Belki de bu yüzden Mısır, savaşın patlak vermesini önlemek için savaştan önceki haftalar ve aylar boyunca elinden gelen her şeyi yaptı. Hem Haziran 2025’teki savaştan önce hem de mevcut savaştan önce bunu yaptı. Ancak bu, Kahire'nin hesaplarının kısa görüşlü veya sadece kendi çıkarlarıyla sınırlı olduğu anlamına gelmiyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu hesaplar aynı zamanda Mısır'ın çevresinde sükuneti koruma arzusuyla da bağlantılı. Mevcut savaşın patlak vermesinden önce, Mısırlı yetkililer, Amerikan-İsrail saldırılarının İran üzerindeki etkilerinin “İslam Cumhuriyeti” ile sınırlı kalmayacağının, özellikle de Tahran'ın savaş ateşini yaymak ve herkesi etkilemesini sağlamak için elinden gelen her şeyi yapacağının farkında olarak, savaşın tüm bölgeye yayılacak tehlikelere kapı açacağı konusunda defalarca uyarıda bulundular.

Geçmiş yılların deneyimi Kahire'ye Tahran'ın yalnız veya sessizce acı çekmek istemediğini öğretti. Nitekim aynı yıllar içinde İran, kendisine uygulanan yaptırım sistemi altında uluslararası topluma baskı yapmak amacıyla, bölgedeki vekillerini kullanarak Mısır da dahil olmak üzere diğer ülkelere zarar verdi.

Son iki yıldır Kahire, Tahran'ı bu baskının bir kısmını hafifletmeye ikna etmeye çalışarak bir kapsama politikası izliyor. Bu kapsamda attığı adımlardan biri de Husilerin Kızıldeniz'deki saldırılarını durdurmasını talep etmek oldu; bu saldırılar küresel nakliye rotalarının Süveyş Kanalı'nı dışlamasına ve Mısır'ın milyarlarca dolar gelir kaybı yaşamasına neden olmuştu. Ancak İran, bu taleplere sürekli olarak Husilerin operasyonel özerkliğe sahip olduğu ve üzerinde hiçbir etkisi olmadığı yanıtını veriyordu.

Şimdi, mevcut çatışmada İran'ın yenilgisi, Husiler gibi bölgesel vekil güçleri destekleyen yaşam hattını koparabilir. Ayrıca, yeni ve belki de daha saldırgan güçlerin ortaya çıkmasına ve kalan rakiplerini ortadan kaldırarak hegemonyasını kurmaya çalışmasına olanak tanıyan bir güç boşluğu yaratabilir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İsrail, Lübnan'da Gazze senaryosunu tekrarlamaya doğru ilerliyor

İsrail askerleri, Lübnan sınırına yakın kuzey İsrail'deki Yukarı Celile'de bir toplanma alanında tank paletlerini tamir ediyor (AFP) 
İsrail askerleri, Lübnan sınırına yakın kuzey İsrail'deki Yukarı Celile'de bir toplanma alanında tank paletlerini tamir ediyor (AFP) 
TT

İsrail, Lübnan'da Gazze senaryosunu tekrarlamaya doğru ilerliyor

İsrail askerleri, Lübnan sınırına yakın kuzey İsrail'deki Yukarı Celile'de bir toplanma alanında tank paletlerini tamir ediyor (AFP) 
İsrail askerleri, Lübnan sınırına yakın kuzey İsrail'deki Yukarı Celile'de bir toplanma alanında tank paletlerini tamir ediyor (AFP) 

Axios sitesinin İsrailli ve Amerikalı yetkililere dayandırdığı habere göre İsrail, Litani Nehri’nin güneyindeki tüm bölgeyi kontrol altına almak ve “Hizbullah”ın askeri altyapısını çökertmek amacıyla Lübnan’daki kara operasyonunu büyük ölçüde genişletmeyi planlıyor.

Üst düzey bir İsrailli yetkili “Axios”a, “Gazze'de yaptığımızı yapacağız” dedi. Bu sözlerle, İsrail'in “Hizbullah”ın silah depolamak ve saldırılar düzenlemek için kullandığını iddia ettiği binaların yıkılmasına atıfta bulundu.

2006'dan sonra olası en büyük kara harekatı

Bu operasyon, 2006'dan bu yana Lübnan'da gerçekleştirilen en büyük İsrail kara harekatı olabilir ve bu durum, ülkeyi İran'la savaşla bağlantılı artan bölgesel gerginliğin merkezine yerleştirebilir.

Siteye göre bu büyüklükteki bir operasyon, İsrail'in Lübnan'ın güneyini uzun süreli olarak işgal etmesine yol açabilir.

Lübnan hükümeti, “Hizbullah”ın İsrail'e roket atmasının ardından yeniden alevlenen savaşın ülkede geniş çaplı yıkıma yol açmasından derin endişe duyuyor.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (solda) ve Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir (İsrail Savunma Bakanlığı)İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (solda) ve Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir (İsrail Savunma Bakanlığı)

Axios'un haberine göre ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Hizbullah'ı silahsızlandırmak için büyük bir İsrail operasyonunu desteklerken, aynı zamanda Lübnan devletine verilebilecek zararı sınırlamaya çalışıyor. Trump yönetimi, savaş sonrası bir anlaşmaya varmak için İsrail ile Lübnan arasında doğrudan görüşmeler yapılmasını da teşvik ediyor.

İsrail’in hesaplarında değişiklik

İsrailli yetkililere göre İsrail hükümeti birkaç gün öncesine kadar İran’la olan çatışmaya odaklanabilmek için Lübnan’daki gerginliği kontrol altına almaya çalışıyordu.

Ancak bu hesaplar çarşamba günü, “Hizbullah”ın “Yenilen Fırtına” adını verdiği operasyonda 200'den fazla roket fırlatmasıyla değişti. Bu, İran'ın da onlarca roket fırlattığı geniş çaplı koordineli bir saldırıydı.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığına göre üst düzey bir İsrailli yetkili, “Bu saldırıdan önce Lübnan'da ateşkes yapmaya hazırdık, ancak saldırıdan sonra geniş çaplı bir operasyondan geri dönüş yolu kalmadı” ifadelerini kullandı.

Askeri Hareketler

İsrail ordusu, İran ile savaşın patlak vermesinden bu yana Lübnan sınırına 3 zırhlı ve piyade tümeni konuşlandırmış, bazı birlikler ise son iki hafta içinde küçük çaplı sınır ihlalleri gerçekleştirmişti.

Ordu, dün kara operasyonunun genişletilmesine hazırlık amacıyla sınıra takviye güçler gönderildiğini ve daha fazla yedek askerin çağrıldığını duyurdu.

Bir İsrailli yetkili Axios'a verdiği demeçte, hedefin “bölgeleri kontrol altına almak, (Hizbullah'ı) sınırdan uzak kuzeye itmek ve köylerdeki askeri mevzilerini ve silah depolarını imha etmek” olduğunu söyledi.

İsrail, Washington ile «durum bazında» istişarede bulunuyor

ABD yönetimi, dün İsrail’den operasyon sırasında Beyrut Uluslararası Havalimanı’nı veya Lübnan devletine ait tesisleri bombalamamasını istedi. İsrail tarafı havalimanını hedef almaktan kaçınmayı kabul etti, ancak devlet altyapısını korumaya tam olarak uymadı.

İsrail ordusu dün, “Hizbullah”ın askerlerini ve silahlarını taşımak için kullandığını söylediği Güney Lübnan'daki bir köprüyü bombaladı.

Bir İsrailli yetkili “Axios”a, İsrail'in Washington ile “duruma göre” istişare edeceğini belirterek, “Bu operasyon için ABD'den tam destek aldığımızı hissediyoruz” dedi.

Öte yandan, bir ABD'li yetkili siteye yaptığı açıklamada, “İsrailliler, (Hizbullah'ın) bombardımanını durdurmak için gerekli gördükleri her şeyi yapmalıdır” ifadesini kullandı.

İsrail Stratejik İşler eski Bakanı Ron Dermer (İsrail medyası)İsrail Stratejik İşler eski Bakanı Ron Dermer (İsrail medyası)

Netanyahu, Ron Dermer'i görevlendirdi

Buna ek olarak, Netanyahu, savaş süresince Lübnan dosyasını yönetmesi için eski bakan Ron Dermer'i görevlendirdi. Axios'un aktardığına göre Dermer, önümüzdeki haftalarda doğrudan görüşmeler başlarsa, Trump yönetimi ile iletişimi ve Lübnan hükümeti ile olası müzakereleri yürütecek.

Washington Boulos'u görevlendiriyor

ABD tarafında ise bu konuyu, Başkan Trump'ın danışmanı ve ABD'nin Afrika Özel Temsilcisi olan Lübnan asıllı Massad Boulos yönetiyor.

“Axios”un haberine göre Boulos son günlerde İsrailli, Lübnanlı ve Arap yetkililerle temas kurarak İsrail ile Lübnan arasında doğrudan görüşmelerin yapılmasını kolaylaştırmaya çalıştı.

Son günlerde Lübnan hükümeti, ateşkes şartları konusunda İsrail ile doğrudan görüşmeler yapmaya istekli olduğunu belirtti.

Axios'a göre, Trump yönetimi bu müzakereleri, 1948'den beri süregelen İsrail ve Lübnan arasındaki savaş halini resmen sona erdirebilecek daha geniş bir anlaşma için temel olarak kullanmayı umuyor.

Dün Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail ile devam eden savaşını durdurmaya yönelik bir girişim kapsamında bu hafta önerdiği müzakere teklifine henüz bir yanıt almadığını açıkladı.

ABD'li “Axios” sitesi kaynaklara dayandırdığı salı günkü haberinde, İsrail'in Lübnan'ın önerisini reddettiğini aktardı ve ABD ile İsrail'in tepkilerinin “soğuk ve oldukça şüpheci” olduğunu ifade etti.


Lübnan: Savaşın başlamasından bu yana 26 sağlık çalışanı öldürüldü

Kurtarma ekipleri, Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sayda'da İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan apartmandan bir ceset çıkarıyor (AP)
Kurtarma ekipleri, Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sayda'da İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan apartmandan bir ceset çıkarıyor (AP)
TT

Lübnan: Savaşın başlamasından bu yana 26 sağlık çalışanı öldürüldü

Kurtarma ekipleri, Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sayda'da İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan apartmandan bir ceset çıkarıyor (AP)
Kurtarma ekipleri, Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sayda'da İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan apartmandan bir ceset çıkarıyor (AP)

İsrail ile “Hizbullah” arasında 13 gün önce başlayan savaşın ardından Lübnan'a yönelik devam eden İsrail hava saldırıları sonucunda 26 sağlık çalışanı hayatını kaybetti, 51 kişi ise yaralandı. Diğer yandan İsrail, “Hizbullah”ı ambulansları askeri amaçlarla kullanmakla suçladı.

Sağlık ekiplerinin kayıpları: 26 ölü, 51 yaralı

Bakanlık yaptığı açıklamada, “2 Mart'tan bugüne kadar hayatını kaybeden sağlık görevlilerinin toplam sayısı 26, yaralıların sayısı ise 51 kişidir. Bu rakamlar, düşmanın şiddet içeren uygulamalarının en açık kanıtıdır” ifadeleri yer aldı. Bu açıklama, İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Burç Kalavay’a düzenlediği hava saldırısında bir sağlık merkezinde 12 sağlık görevlisinin öldüğü bildirilen bir başka açıklamanın sonrasında yapıldı.

Güney Lübnan'da bir sağlık merkezi hedef alındı

Bu açıklama, Güney Lübnan'ın Burç Kalavay kasabasındaki bir birinci basamak sağlık merkezini hedef alan İsrail saldırısında 12 sağlık çalışanının öldürüldüğünün duyurulmasının ardından geldi.

Sağlık Bakanlığı, merkezin ülkenin çeşitli bölgelerine yayılmış sağlık merkezleri ağının bir parçası olduğunu ve bakanlığın denetimi altında sivil toplum kuruluşlarıyla koordineli olarak çalıştığını belirterek, eylemin “Lübnan'daki bir sivil sağlık tesisine yönelik doğrudan saldırı” olduğunu vurguladı.

Ayrıca, saldırının merkezde görev yapan doktorlar, sağlık görevlileri ve hemşirelerden oluşan bütün personeli vurduğunu; sadece ağır yaralanan bir sağlık görevlisinin hayatta kaldığını, 4 kayıp kişinin aranmasına ise devam edildiğini belirtti.

İsrail ordusu sözcüsü Avihay Adraee, bugün “Hizbullah”ı “ambulansları geniş çapta askeri amaçlarla kullanmakla” suçlamış ve İsrail'in, “Hizbullah”ın ambulansları kullanarak gerçekleştirdiği “herhangi bir askeri faaliyete karşı uluslararası hukuka uygun olarak” hareket edeceği uyarısında bulunmuştu.

Sağlık Bakanlığı İsrail'in iddialarını yalanladı

Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail ordusunun suçlamalarını reddetti ve ambulansların askeri amaçlarla kullanıldığı iddiasının «İsrail ordusunun insanlığa karşı işlediği suçları meşrulaştırma çabasından başka bir şey olmadığını» belirtti.

Bakanlık, tıbbi ekiplerin ve sağlık tesislerinin hedef alınmasının, silahlı çatışmalar sırasında tıbbi hizmetlerde çalışanların ve sağlık tesislerinin korunması gerektiğini belirten uluslararası yasalara ve Cenevre Sözleşmelerine aykırı olduğunu vurguladı.

Bakanlık ayrıca, son saldırıların Ekim 2023'te savaşın patlak vermesinden bu yana ilk kez Lübnan Kızılhaçı'nı da kapsadığını belirterek, bunun sağlık sektörüne yönelik saldırıların kapsamının genişlediğini gösterdiğini ifade etti.