Lübnan hükümeti, IMF fonlarının bitmesinin ardından finansal krizde

Lübnan’da parlamentonun gözetimi olmadan harcanan IMF fonları için hesap verebilirlik çağrısında bulunuldu

Fransa Cumhurbaşkanlığı Lübnan Özel Temsilcisi Jean-Yves Le Drian, Cuma günü Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri'yi ziyaret etti. (Lübnan Temsilciler Meclisi)
Fransa Cumhurbaşkanlığı Lübnan Özel Temsilcisi Jean-Yves Le Drian, Cuma günü Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri'yi ziyaret etti. (Lübnan Temsilciler Meclisi)
TT

Lübnan hükümeti, IMF fonlarının bitmesinin ardından finansal krizde

Fransa Cumhurbaşkanlığı Lübnan Özel Temsilcisi Jean-Yves Le Drian, Cuma günü Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri'yi ziyaret etti. (Lübnan Temsilciler Meclisi)
Fransa Cumhurbaşkanlığı Lübnan Özel Temsilcisi Jean-Yves Le Drian, Cuma günü Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri'yi ziyaret etti. (Lübnan Temsilciler Meclisi)

Lübnan Merkez Bankası Başkan Vekili Vesim Mansuri'nin, yasal güvencesi olmadığı takdirde büyük hükümet masraflarını karşılamak için fon aktarmayı reddetmesinin ardından Necib Mikati başkanlığındaki hükümet, Bakanlar Kurulu tarafından dağıtılan Uluslararası Para Fonu (IMF) fonlarının tükenmesiyle yeni bir finansal krizle karşı karşıya kaldı.

Temsilci Mark Dav, Temsilciler Meclisi Genel Sekreterliği aracılığıyla hükümete bu konuyla ilgili bir soru yönelterek, hükümetin “Lübnan'ın Eylül 2021'de IMF'den aldığı 1.139 milyar dolarlık tutarı harcadığını” açıkladı. Uzmanlar ise devletin “kamu maaşlarını ödeyemez hale geleceği ve iki seçenekle (ya sokaktaki insanlarla yüzleşileceği ya da IMF'nin şartlarına boyun eğerek reformlara başlanılacağı) karşı karşıya kalacağı” uyarısında bulundu.

Lübnan Maliye Bakanlığı, IMF fonlarının ödenmesini devletin bu fonlara olan ihtiyacının gerektirdiği zorunluluklar nedeniyle gerekçelendirdi. Maliye Bakanlığı'ndan resmi bir kaynak Şarku'l Avsat'a şunları söyledi: “Bakanlığın özel para çekme fonlarından harcadığı her şey belgelerle belgeleniyor. Bakanlık bu fonları kanser ilaçları, tedavi edilemeyen rahatsızlıklar, kronik hastalıklar, böbrek diyalizi ve buğday alımına destek, Lübnan'ın elektriğini ve yakıt alımını desteklemek ve Dünya Bankası ve diğerlerine olan borçları geri ödemek için kullandı. Geriye kalan tutar ise yaklaşık 70 milyon ABD doları.”

Diğer yandan Maliye ve Bütçe Komisyonu Başkanı Temsilci İbrahim Kenan, “Hükümet ve cumhurbaşkanının bu fonları yürürlükteki mali kanunlara aykırı olarak ve Meclis'e sundukları taahhütleri ihlal ederek harcadığı” değerlendirmesinde bulundu. Finans ve Ekonomi Uzmanı Sami Nadir, “Özel fonların harcanması, devletin dış dünya nezdindeki güven eksikliğini devam ettiriyor” ifadesini kullandı.

Dünya Bankasına göre Lübnan, modern tarihinin en derin ekonomik krizine sahne oluyor. Krize müdahale edecek etkin bir hükümetin olmaması, siyasi partiler arasındaki çekişmeler ve herhangi bir mali kaynağın bulunmaması nedeniyle ülkenin sorunlarına da bir çözüm sunulamıyor.

Lübnan ekonomisi ne durumda?

Lübnan özellikle 2019’dan bu yana ciddi bir ekonomik krizle mücadele ediyor. Lübnan Merkez Bankasındaki dolar likidite sorunu ve döviz rezervlerinin erimesi, ülkede başka ciddi krizlerin de patlak vermesine yol açtı.

Ekonomik krizden önce yaklaşık 440 dolar civarında olan asgari ücret, Lübnan lirasındaki değer kaybı nedeniyle 30 doların altına kadar düştü.

Akdeniz'in küçük ülkesi Lübnan'ın resmi olmayan verilere göre nüfusu Suriye ve Filistinli mültecilerle birlikte yaklaşık 7 milyon. Lübnan özellikle 2019'dan bu yana her geçen gün kötüleşen ekonomik krizle mücadele ediyor.

Dünya Bankasının Ağustos 2022'de yayımlanan Lübnan'a ilişkin son raporunda, söz konusu ekonomik daralmanın ancak savaşa sahne olan ülkelerde yaşanabileceğine dikkat çekiliyor.

Rapora göre ülkenin gayrisafi yurt içi hasılası, 2018'de yaklaşık 55 milyar dolarken, 2021'de 20,5 milyar dolara kadar düştü.

Lübnan lirası dolar karşısında son 3 yılda yüzde 95'e varan değer kaybı yaşadı. 1 ABD doları, Ağustos 2019'da 1500 Lübnan lirasıyken, şu anda 40 bin Lübnan lirasına yaklaşmış durumda.

Yerel para birimindeki değer kaybı halkın alım gücünü büyük oranda zayıflattı. Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonuna (ESCWA) göre Lübnan para birimi değer kaybetmeden önce en düşük rütbeli ordu mensubu 900 dolar kazanırken halihazırda eline 50 dolardan daha az bir maaş geçiyor.

ESCWA ve Lübnan Başbakanı Necib Mikati'ye göre halkın yüzde 80'i de yoksulluk sınırında yaşam mücadelesi veriyor. Dünya Bankasına göre ülkenin önemli mali kaynakları son 30 yılda yanlış para politikası nedeniyle heba edildi.

Lübnan hükümetine göre ülkedeki finansal kayıp 70 milyar dolar civarında ve bunun daha da artmasından endişe ediliyor.

Hükümet neden tedbir alamıyor?

Krizin patlak verdiği 2019'dan bu yana ülkede sorunun üzerine gidebilecek güçlü bir siyasi irade mevcut değil.

Lübnanlı siyasi partiler, mali kaynakların heba edilmesi ve yolsuzluk nedeniyle sadece birbirini suçluyor. Geçmiş dönemlerin aksine siyasi partiler arasındaki kutuplaşma her geçen gün artıyor.

15 Mayıs 2022'de yapılan son seçimlerin üzerinden yaklaşık 5 ay geçmesine rağmen henüz hükümet kurulamadı. Mecliste parçalı bir siyasi dağılım var ve hiçbir taraf tek başına hükümeti kurma gücüne sahip değil.

Ülkede ekonominin iyileştirilmesi için hükümet ve Uluslararası Para Fonu (IMF) arasında 3 yıldır görüşmeler devam ediyor. IMF ve Lübnan arasında 3 milyar dolarlık kredi için Nisan 2022'de ön anlaşmaya varılmıştı. Ancak IMF, kredi vermek için hükümete birtakım şartlar sundu.

IMF'nin yerine getirilmesini istediği şartlar ise "2022 bütçesinin Meclis tarafından onaylanması, Merkez Bankası kayıtlarının adli denetime tabi tutulması, finansal suçlara karşın banka yasasında düzenlemeye gidilmesi, şeffaflığın artırılması ve banka sektörünün yeniden şekillendirilmesi" olarak biliniyor.

Devlet memurları ne durumda?

Memur maaşlarında dolar cinsinden yüzde 90'a varan değer kaybı yaşanırken şu ana kadar hükümet nezdinde maaşların iyileştirilmesi için somut bir adım atılmadı.

Alım gücünün düşmesi ve maaşların iyileştirilmemesi nedeniyle Lübnan'da ağustos ayından bu yana neredeyse tüm devlet dairelerinde grev var. Memurların bazıları haftanın sadece birkaç günü mesai yapıp, başka bir işte çalışarak geçimini sağlıyor.

Lübnan Araştırma Merkezi ve Lübnan Amerikan Üniversitesinin bu ay yayımladığı ortak rapora göre devlette çalışan öğretmenlerin yüzde 75'i mesleği bırakmayı düşünüyor.

Raporda, ekonomik kriz nedeniyle öğretmenlerin yüzde 66'sının ek işte çalışmak zorunda olduğu, aynı zamanda yüzde 65'inin yine geçimini sağlamak için borçlandığına yer verildi.

Dünya Sağlık Örgütüne göre ülkedeki hastaneler de neredeyse yüzde 50 kapasiteyle çalışıyor.

Lübnan Doktorlar Sendikası Başkanı Şeref Ebu Şeref, Kasım 2021'de AA muhabirine yaptığı açıklamada ülkedeki doktorların dörtte birinin Lübnan'ı terk ettiğini söylemişti.

Ekonomik çöküş toplumu nasıl etkiliyor?

Birikimlerini tamamen kaybettiklerine inanan birçok Lübnanlı yasal veya yasal olmayan yollardan ülkeyi terk etmeyi planlıyor.

ABD merkezli Gallup anket şirketi tarafından 2021'de yapılan bir saha araştırmasına göre Lübnanlıların yüzde 63'ü kötü yaşam koşulları nedeniyle ülkeyi kalıcı bir şekilde terk etmek istiyor. Araştırmaya göre bu oran krizden önce sadece yüzde 26 idi.

Ülkenin en fakir ve hükümet tarafından ihmal edildiği düşünülen kentleri Trablusşam ve Akkar.

Dünya Bankasının 2017'de yayınladığı bir raporda, 500 bin nüfusa sahip Trablusşam, Akdeniz'in en fakir liman kenti olarak tanımlanmıştı.

Trablusşam'dan hemen her gün onlarca kişi daha iyi bir yaşam hayaliyle "ölüm tekneleri" olarak nitelenen düzensiz göçmen teknelerine binerek ülkeden ayrılmaya çalışıyor. Son olarak 24 Eylül'de Trablusşam'dan yola çıkan teknenin batması sonucu 94 kişi hayatını kaybetmişti.

Ekonomik kriz ülke altyapısını nasıl etkiledi?

Krizin vurduğu sektörlerin başında elektrik geldi. Lübnan dışarıdan ithal ettiği akaryakıt ve doğal gazla "çok yüksek maliyetli" bir şekilde elektrik üretiyordu.

Ancak Lübnan Merkez Bankasının döviz rezervlerinin erimeye başlaması nedeniyle Banka, yakıta verilen devlet desteğini kaldırdı. Ardından altyapısı güçlendirilmeyen elektrik santralleri yarı kapasiteli çalışmaya başladı.

Yakıt bulamayan santraller elektrik üretemeyince tüm ülke karanlığa gömüldü. Şu anda sadece günlük bir saat devlet elektriği bulunurken, çok maliyetli olan özel jeneratörlerle evler aydınlatılmaya çalışılıyor.

Lübnan Jeneratörler Birliği Başkanı Abdo Saad, 7 Ocak'ta, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ülkedeki 7 bine yakın jeneratörün elektrik üretebilmek için günlük yaklaşık 4 milyon litre mazot harcadığını belirtmişti.

Çöken elektrik altyapısı nedeniyle Lübnan genelinde tüketilen mazot da ciddi hava kirliliği oluşturdu.

Banka sektörü de ekonomik çöküşten ciddi zarar gördü. Hükümet döviz rezervlerinin erimesinin önüne geçmek için tüm bankalardaki mevduat hesaplarını dondurdu. Bankalardaki paralarını çekemeyen bazı Lübnanlılar, bankalara baskın düzenlemeye başladı. Yol, tünel ve birçok altyapı projesi kriz nedeniyle askıda kalırken, yenileme ve bakım çalışmaları da yapılamıyor.

Lübnan'daki yollar bakımsızlıktan dolayı her geçen gün daha kötü bir hal alıyor. Ülkedeki tüneller de elektrik sorunu nedeniyle ışıklandırılamıyor.



Küresel medya neden bazı savaşlara ilgi gösterip bazılarını görmezden geliyor?

Ukrayna'daki savaştan bir sahne (AFP)
Ukrayna'daki savaştan bir sahne (AFP)
TT

Küresel medya neden bazı savaşlara ilgi gösterip bazılarını görmezden geliyor?

Ukrayna'daki savaştan bir sahne (AFP)
Ukrayna'daki savaştan bir sahne (AFP)

Bazı savaş ve çatışmalar uluslararası medya kuruluşlarının gündeminde üst sıralarda yer alırken, bazıları çok daha yıkıcı insani sonuçlar doğurmasına rağmen görünmez kalabiliyor. Uzmanlara göre bu durumun arkasında; Batı’nın medya üzerindeki hâkimiyeti, yoksul ülkelerdeki çatışmalara düşük ilgi, çatışmaların karmaşıklığı ve uzun sürmesi gibi çeşitli nedenler bulunuyor.

Reuters Gazetecilik Araştırmaları Enstitüsü’nün yakın zamanda yayımladığı bir raporda, Ukrayna ve Ortadoğu’daki çatışmalar dışında diğer savaşların uluslararası medya tarafından geniş ölçüde takip edilme ihtimalinin düşük olduğu belirtildi. Şarku’l Avsat’ın Barış ve Ekonomi Enstitüsü verilerinden aldığı bilgilere göre 2025 itibarıyla dünya genelinde 59 aktif devletler arası çatışma bulunduğu ve bunun İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en yüksek sayı olduğu ifade edildi

Rapora göre Burkina Faso, Uganda ve Etiyopya’dan çatışma haberciliği yapmış üç gazeteciyle yapılan görüşmelerde, ciddi insani etkileri olan birçok hikâyenin yeterince haberleştirilmemesinden duyulan hayal kırıklığı dile getirildi.

Ayrıca, özellikle Afrika’daki yoksul ülkelerde yaşanan krizlerin daha az ilgi gördüğü vurgulandı. Norveç Mülteci Konseyi’nin 2024 verilerine göre en az haber yapılan büyük yerinden edilme krizlerinin sekizi Afrika’da yaşandı; Kamerun, Etiyopya ve Mozambik bu listenin başında yer aldı.

Jeopolitik öncelikler

Raporda, çatışma haberlerinin çoğunlukla insani aciliyet yerine jeopolitik önem tarafından şekillendirildiği belirtildi. Avrupa Gazetecilik Gözlemevi’nin bir çalışmasına göre Almanya, İsviçre ve Avusturya’daki ana haber bültenlerinde yayın süresinin yalnızca yaklaşık yüzde 10’u Küresel Güney ülkelerine ayrılıyor.

Sudanlı gazeteci ve eski uluslararası haber editörü Muhammed Abdülhamid Abdurrahman, medya, siyaset ve kamuoyu arasında karmaşık bir ilişki bulunduğunu belirterek savaş dönemlerinde medyanın gerçeği olduğu gibi yansıtmak yerine “önemli görülen veya anlatıya uygun olanı” aktardığını söyledi. Abdurrahman’a göre büyük güçlerin ve müttefiklerinin jeopolitik çıkarları, savaşların nasıl ve ne ölçüde haberleştirileceğini belirliyor.

Abdurrahman ayrıca uluslararası medyada savaşların görünürlüğünün, büyük güçlerin çıkarlarına etkisiyle doğru orantılı olduğunu ifade etti. Buna örnek olarak Sudan’daki savaşın Gazze çatışması nedeniyle geri plana düşmesini, Gazze’nin ise Ukrayna savaşının gölgesinde kalmasını gösterdi.

Gazeteci, coğrafi uzaklık ve erişim zorluklarının da haber seçiminde önemli rol oynadığını belirterek, karmaşık çatışmaların çoğu zaman basitleştirilemediği için haber değerinin düştüğünü söyledi.

Yeni olayların takibi ve uzayan savaşların göz ardı edilmesi

Abdurrahman’a göre medya kuruluşları genellikle “yeni olanı” takip ederken uzun süren savaşları gündemden düşürüyor. Her yeni kriz, bir öncekini gölgede bırakıyor. Ancak buna rağmen medya, kamuoyu oluşumu ve uluslararası baskı açısından kritik bir rol oynuyor.

Öte yandan, yoğun medya ilgisinin her zaman savaşların sona ermesine yol açmadığı; hatta bazı durumlarda “haber yorgunluğu” nedeniyle kamuoyunun ilgisinin azaldığı ifade ediliyor. Bu durumun özellikle Filistin-İsrail çatışmasında net biçimde görüldüğü belirtildi.

Rapora göre devletler arası çatışmalar, iç savaşlara kıyasla daha fazla haberleştiriliyor çünkü küresel siyaset ve ekonomik istikrar üzerinde daha geniş etkiye sahipler. Ekonomik etkisi düşük bölgelerdeki çatışmalar ise şiddet düzeyinden bağımsız olarak daha az görünür oluyor.

vefv
Gazze’de yıkım (AFP)

ABD’li medya araştırmacısı Joshua Eko, Batı’nın medya ve iletişim alanındaki hâkimiyetinin bu dengesizliği artırdığını, medya içeriklerinin büyük ölçüde tek tipleştiğini ve küresel eşitsizliği derinleştirdiğini belirtiyor.

Eko ayrıca 1977’de kurulan ve “McBride Raporu” olarak bilinen uluslararası iletişim komisyonuna atıfta bulunarak, Küresel Kuzey ile Güney arasındaki medya dengesizliğinin bugün hâlâ devam ettiğini vurguluyor.

1991’de yaptığı bir çalışmaya göre Batı medyası, özellikle CNN ve BBC, savaşlara ilişkin küresel anlatıyı büyük ölçüde belirliyordu ve bu durum günümüzde de önemli ölçüde değişmedi.

Gazze Savaşı ve Medya eşitsizliği

Reuters Enstitüsü raporuna göre Gazze savaşı yoğun biçimde haberleştirilmesine rağmen, bazı ölümler diğerlerine göre çok daha fazla görünürlük kazanıyor. BBC içeriklerinde bir İsrailli ölü için yapılan haber yoğunluğunun, bir Filistinli için yapılan haberden yaklaşık 33 kat fazla olduğu belirtildi.

Ürdün Gazeteciler Sendikası üyesi Halid el-Kudat ise medya tarafsızlığının pratikte tam anlamıyla mümkün olmadığını, birçok medya kuruluşunun uluslararası siyasi pozisyonlarla uyumlu yayın yaptığını ifade etti.

El-Kudat ayrıca çatışma haberlerinin hem yerel hem uluslararası düzeyde farklı şekillerde çerçevelendiğini, bu nedenle haber dilinde ve yaklaşımlarında daha fazla çeşitliliğe ihtiyaç olduğunu vurguladı.


Berri Şarku’l Avsat’a ABD’nin ateşkesin uzatılmasına yönelik bir girişimi bulunduğunu açıkladı

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’yı kabul etti. (Lübnan Meclis Başkanlığı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’yı kabul etti. (Lübnan Meclis Başkanlığı)
TT

Berri Şarku’l Avsat’a ABD’nin ateşkesin uzatılmasına yönelik bir girişimi bulunduğunu açıkladı

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’yı kabul etti. (Lübnan Meclis Başkanlığı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’yı kabul etti. (Lübnan Meclis Başkanlığı)

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan ile İsrail arasındaki ateşkesin uzatılmasına yönelik bir girişimi bulunduğunu açıkladı. Öte yandan Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ikili müzakerelerin Lübnan adına Büyükelçi Simon Karam başkanlığındaki bir heyet tarafından yürütüleceğini, bu süreçte hiçbir tarafın Lübnan’ın yerini almayacağını veya ona eşlik etmeyeceğini ifade etti.

ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa, 10 günlük ateşkesin ilan edilmesinin ardından ilk kez Beyrut’a dönüşü kapsamında Avn ve Berri ile bir araya geldi. Ancak Issa herhangi bir basın açıklaması yapmadı. Berri ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Washington’ın ateşkesi uzatma yönünde bir çaba içinde olduğunu belirtti, ancak Avn’ın planladığı ‘doğrudan İsrail ile müzakere sürecine’ ilişkin tutumunu açıklamaktan kaçındı.

Avn, müzakere seçeneğinin hedefinin çatışmaların durdurulması, güneydeki İsrail varlığının sona erdirilmesi ve uluslararası olarak tanınan güney sınırına kadar Lübnan ordusunun konuşlandırılması olduğunu vurguladı.

Avn yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisiyle gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde Lübnan’ın taleplerine tam anlayış ve destek gösterdiğini belirtti. Avn, Trump’ın İsrail nezdinde girişimde bulunarak ateşkesin sağlanması ve mevcut ‘anormal durumun’ sona erdirilmesine yönelik bir müzakere sürecinin başlatılması için adım attığını, bu sürecin Lübnan devlet otoritesinin ve egemenliğinin, özellikle güney bölgeler dahil olmak üzere ülkenin tamamında yeniden tesis edilmesini hedeflediğini ifade etti. Avn, temasların ateşkesin korunması ve müzakerelerin başlatılması amacıyla süreceğini, bu sürecin geniş bir ulusal destekle yürütülmesi gerektiğini ve böylece müzakere heyetinin hedeflerine ulaşabileceğini vurguladı.

Yaklaşan müzakerelerin diğer süreçlerden bağımsız olacağını kaydeden Avn, Lübnan’ın iki seçenekle karşı karşıya olduğunu söyledi: “Ya savaşın insani, sosyal, ekonomik ve egemenlik açısından ağır sonuçlarıyla devam edilmesi ya da müzakere yoluyla bu savaşa son verilmesi ve kalıcı istikrarın sağlanması.” Avn, tercihinin müzakere olduğunu vurgulayarak, “Lübnan’ı kurtarabileceğimize inanıyorum” dedi.


Avn: Müzakerelerin amacı savaşı durdurmak ve İsrail işgaline son vermek

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
TT

Avn: Müzakerelerin amacı savaşı durdurmak ve İsrail işgaline son vermek

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn bugün yaptığı açıklamada, müzakere seçeneğinin savaşın sona erdirilmesi, İsrail işgalinin bitirilmesi ve ülkede istikrarın sağlanması amacı taşıdığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Lübnan Ulusal Haber Ajansı’ndan (NNA) aktardığına göre Avn, ikili müzakerelerin Lübnan adına Büyükelçi Simon Karam başkanlığındaki bir heyet tarafından yürütüleceğini, bu süreçte hiçbir tarafın Lübnan’ın yerini almayacağını veya ona eşlik etmeyeceğini ifade etti.

Avn, müzakere seçeneğinin hedefinin çatışmaların durdurulması, güneydeki İsrail varlığının sona erdirilmesi ve uluslararası olarak tanınan güney sınırına kadar Lübnan ordusunun konuşlandırılması olduğunu vurguladı.

Avn ayrıca, ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmede, Trump’ın Lübnan’ın taleplerine anlayışla yaklaştığını ve ateşkesin sağlanması ile müzakere sürecinin başlatılması için İsrail nezdinde girişimde bulunduğunu söyledi. Avn, bu sürecin ‘mevcut anormal durumu sona erdirerek devlet otoritesinin ve egemenliğinin, özellikle güney başta olmak üzere, ülkenin tamamında yeniden tesis edilmesini’ hedeflediğini dile getirdi.

Avn, ateşkesin korunması ve müzakerelerin başlatılması için temasların süreceğini belirterek, müzakere heyetinin hedeflerine ulaşabilmesi için geniş bir ulusal desteğin gerekli olduğunu ifade etti.

Yaklaşan müzakerelerin diğer süreçlerden bağımsız olacağını kaydeden Avn, Lübnan’ın iki seçenekle karşı karşıya olduğunu söyledi: “Ya savaşın insani, sosyal, ekonomik ve egemenlik açısından ağır sonuçlarıyla devam edilmesi ya da müzakere yoluyla bu savaşa son verilmesi ve kalıcı istikrarın sağlanması.” Avn, tercihinin müzakere olduğunu vurgulayarak, “Lübnan’ı kurtarabileceğimize inanıyorum” dedi.