Gizli Suriye belgeleri: ABD’nin İsrail’le normalleşmeden İran’la ‘ayrılığa’ kadar değişen öncelikleri

Al Majalla, ABD’nin bir barış anlaşması imzalamaya yönelik son iki girişiminin taslaklarını, Şam’daki değişikliklerin boyutunu ve Tel Aviv ile Washington arasındaki öncelik farklılıklarını yayınlıyor.

Majalla
Majalla
TT

Gizli Suriye belgeleri: ABD’nin İsrail’le normalleşmeden İran’la ‘ayrılığa’ kadar değişen öncelikleri

Majalla
Majalla

İbrahim Hamidi

2000 yılında merhum Suriye Cumhurbaşkanı Hafız Esed’e ve 2011 yılında Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’e sunulan son iki anlaşmanın taslaklarına göre ABD Başkanı Bill Clinton’ın önceliği, 23 yıl önce Cenevre’de buluştuklarında Esed’i, Tel Aviv’le ‘gerçek anlamda bir normalleşme’ için ikna etmekti. Al Majalla’nın ulaştığı metne göre 2011 yılında bu ‘Amerikan rüyası’ Şam’ın, 2005 yılında Suriye güçlerinin çekilmesinden önce Lübnan’daki Hizbullah ve Tahran’la ‘ittifakından’ vazgeçmesine evrildi.

1991 yılında Madrid Konferansı’ndaki barış sürecinin başlamasından sonra ABD ve Avrupa’da Suriye ile İsrail arasında siyasi, güvenlik ve askerî alanda gizliden ve açıktan pek çok müzakere turu gerçekleşti. 1993 yılında İsrail Başbakanı İzak Rabin’in ilişkilerin normalleşmesi ve güvenlik düzenlemeleri karşılığında Golan’dan tamamen geri çekilme sözü vermesi ise bir dönüm noktası oldu.   

İsrail Başbakanı’nın, ABD Dışişleri Bakanı Warren Christopher tarafından Esed’e iletilen bu taahhüdü, ‘Rabin’in Teminatı’ olarak biliniyordu. 1993’teki Filistin Oslo Anlaşması ve 1994’teki Ürdün Vadi Arabe Anlaşması sebebiyle yaşanan donukluktan sonra, Tel Aviv’deki hükümet değişikliğiyle birlikte Suriye yolunda başka ABD girişimleri de görüldü.

“Şara ve Barak barışın sağlanması yönündeki ‘derin arzuyu’ ortaya koydu. Suriye tarafı, İsrail’in 1993 yılında Christopher aracılığıyla Esed’e iletilen ve 4 Haziran sınırlarının arkasına çekilme taahhüdünü içeren ‘Rabin’in Teminatı’na uyma yükümlülüğüne odaklandı”

Müzakereler, barış anlaşmasının ‘masanın dört ayağı’ olarak bilinen şu unsurlarına göre ilerliyordu: İsrail’in 1967’de işgal edilen Golan’dan çekilmesi, iki taraf arasında güvenlik düzenlemeleri, ikili ilişkilerin normalleşmesi ve barış anlaşmasına özel unsurlar arasında zaman çizelgesi. Bu atılımlardan biri olarak Suriye Genel Kurmay Başkanı Hikmet eş-Şihabi, 1994 yılının sonunda mevkidaşı Ehud Barak ve 1995 yılının ortalarında Amnon Şahak ile iki ülke arasında, eşit ve denk olacak güvenlik düzenlemelerine dair bir ilkeler belgesi temin etti. Bu belge, Rabin’e baskı yapmak üzere Ehud Barak tarafından sızdırıldı.

Müzakereler, 1996-1999 yıllarında Binyamin Netanyahu döneminde de devam etti. Bununla birlikte İşçi Partisi’nin seçimleri kazanıp iktidarı Ehud Barak’ın devralmasından sonra Başkan Clinton, Suriye’de bir barış anlaşması gerçekleştirmeye yönelik çabalarını yeniden yoğunlaştırdı. Bu esnada Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed’in sağlık durumu kötüleşmiş ve ardından iktidara Beşşar Esed’in gelmesi için hazırlıklar hızlandırılmıştı.

Rabin’in Teminatı

15 Aralık 1999’da Clinton, Barak ile Suriye Dışişleri Bakanı Faruk eş-Şara arasındaki görüşmelere ev sahipliği yaptı. Suriye ile İsrail arasındaki en üst düzey siyasi görüşmede ikili, Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın da katılımıyla yüz yüze görüştü. İki ülkenin genelkurmay başkanları da 1994’ün sonları ile 1995’in ortalarında gizli ve açık olarak bir araya gelmişti.

Şara ve Barack barışın sağlanması yönündeki ‘derin arzuyu’ ifade etti. Suriye tarafı, İsrail’in 1993 yılında Christopher aracılığıyla Esed’e iletilen ve 4 Haziran sınırlarının arkasına çekilme taahhüdünü içeren ‘Rabin’in Teminatı’na uyma yükümlülüğüne odaklandı. Şara ayrıca, üzerinde anlaşmaya varılan ‘güvenlik belgesine’ de bağlılık talep etti. Suriye de barışın gerekliliklerini yerine getirmeye ve İsrail’le normal ilişkiler kurmaya hazırdı. Buna karşılık Barak, güvenlik meselelerine ve İsrail’in endişelerine odaklandı. Ayrıca geri çekilme meselesini, barışçıl ilişkiler ve bunların derinliği meselesine bağladı. Taraflar, zaman çizelgesi konusunda görüş ayrılığına düştü. Şöyle ki; Şara kısa sürede sonuca bağlanmasını isterken Barak, uygulama için iki yıllık bir süre tercih etti. Bununla birlikte tartışma, gerginlikten uzak bir havada yürütüldü ve iki isim de ‘ABD’nin himayesinde Washington’da yürütülen mevcut müzakerelerin gidişatından oldukça memnun olduklarını’ dile getirdi. Bu, müzakerelerin 3 Ocak’ta Batı Virginia eyaletindeki Shepherdstown’da yeniden başlatılması konusunda cesaret verdi.

ABD’nin iş planı

Clinton, 3 Ocak’ta görüşmeleri başlattı. Zorluklar ve müzakerelerin sekteye uğrama ihtimali karşısında ABD tarafı, anlaşmazlık yaşanan ana meseleler üzerinde çalışma grupları oluşturma önerisinde bulundu. Şart ise şuydu: Gruplar eş zamanlı olarak toplanacak ve bir komitede anlaşmaya varılması, tüm komitelerdeki bütün meselelerde anlaşmaya varılmasıyla bağlantılı olacak. Oluşturulan komiteler ise şunlardı:

- 4 Haziran 1967 Sınırlarını Çizme Komitesi

- Eşit Güvenlik Düzenlemeleri Komitesi

- Barışçıl İlişkiler Komitesi

- Su Komitesi.

Majalla
Majalla

Komitelerin toplantıları için belirlenen tarihte, sınırların çizilmesine ilişkin komitede İsrail heyeti üyeleri başarısız oldu ve bu bir krize yol açtı. Ardından görüşmeler yeniden başlatıldı, ancak konuya ciddi bir giriş yapılamadı. Bu tıkanıklık karşısında ABD heyeti, iki tarafın tutumlarını özetleyen bir belge sundu. Belgenin metni şöyleydi:

“İsrail Devleti Hükümeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti

Güvenlik Konseyi’nin 242 ve 338 sayılı kararları temelinde, 31 Ekim 1991’de Madrid’de tarafların BM Sözleşmesi hedefleri ile ilkelerine inandıklarını teyit etmeleriyle başlayan barış süreci çerçevesinde ve yan yana birbirleriyle, aynı şekilde güvenilir ve kabul edilmiş sınırlar çerçevesinde diğer ülkelerle de barış içinde yaşama hakları ve sorumluluklarını kabul ederek Ortadoğu’da adil, kalıcı ve kapsamlı bir barış hedeflendi. Karşılıklı saygının tesis edilmesi ve dengeli, dostane ve iyi komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesi arzusundan hareketle iki ülke (İsrail ve Suriye), bu anlaşma uyarınca aralarında kalıcı bir barış tesis etmeye karar verdi ve böylece aşağıdaki hususlarda anlaşmaya vardık:

Birinci madde: Tanınmış sınırlar kapsamında barış ve güvenliğin tesisi

- İsrail ile Suriye arasındaki savaş durumu böylece sona erecek ve aralarında barış sağlanacak. Taraflar, aşağıda açıklanacak üçüncü maddede belirtilen zorluklar gereği normal barış ilişkileri kuracak.

- İsrail ile Suriye arasındaki daimî, güvenli ve tanınmış uluslararası sınırlar, aşağıda açıklanacak ikinci maddede belirtilmiş sınırlardır. (4 Haziran 1967 sınırlarına odaklanan) Suriye ile İsrail arasında üzerinde anlaşmaya varılan sınır noktası, taraflar için güvenlik endişelerinin ve hayati önem taşıyan diğer hususların yanı sıra tarafların hukuki değerlendirmeleri de dikkate alınarak belirlendi. İsrail Devleti, bu anlaşmanın eki uyarınca, tüm askerî güçlerini ve sivillerini çekerek bu sınırların arkasına konuşlandıracak. Bu noktadan itibaren her bir taraf, bu anlaşmada kararlaştırılanlar da dahil olmak üzere uluslararası sınırların kendine ait kısmında tam egemenlik sahibi olacak.

- İki tarafın da güvenliğini artırmak ve desteklemek için üzerinde anlaşmaya varılan güvenlik belgeleri ve prosedürleri, aşağıda verilecek dördüncü maddeye göre uygulanacak.

- Takvim (Zamanında ve koordineli bir uygulama için üzerinde anlaşmaya varılan bir zaman çizelgesi oluşturulacak), bu madde ve anlaşmanın diğer maddeleri için eşzamanlıdır.

İkinci madde: Uluslararası sınırlar

- İsrail ile Suriye arasındaki uluslararası sınırlar, haritalarda ve ayrıntılı alan koordinatlarında belirtilene uygun olacak. Bu sınırlar, İsrail ile Suriye arasında kalıcı, güvenli ve tanınmış uluslararası sınırlardır ve aralarında daha önce çizilen herhangi bir sınırın ya da ateşkes hattının yerini alacaktır.  

- Taraflar bu sınırlara ve her iki tarafın kara bölgelerinin, bölgesel sularının ve hava sahasının bütünlüğüne saygı gösterir.

- Görevi ve çalışmaları ekte belirtilen bir ortak sınır komitesi oluşturulacaktır.

Üçüncü madde: Normal barış ilişkileri

- Taraflar, kendi aralarında BM Sözleşmesi’nin şartlarını ve barış döneminde ülkeler arasındaki ilişkilere ilişkin uluslararası hukuk ilkelerini, özellikle de şunları uygulayacaklardır:

Taraflardan her biri, diğer tarafın egemenliğini, coğrafi bütünlüğünü, siyasi bağımsızlığını, güvenli ve tanınmış sınırlarda barış içinde yaşama hakkına saygı duyar ve tanır.

Taraflar, iyi komşuluk ilişkileri kuracak ve geliştirecek, birbirlerine karşı doğrudan veya dolaylı olarak güç tehdidinde bulunmaktan veya güç kullanmaktan kaçınacak, bölgelerinde barış, istikrar ve gelişme konusunda iş birliği yapacak ve ortaya çıkan her türlü anlaşmazlığı barışçıl yollarla çözecektir.

- Taraflar, karşılıklı yerleşik büyükelçi bulundurma da dahil olmak üzere aralarında tam anlamıyla diplomatik ve konsolosluk ilişkileri kuracaklardır.

Her iki taraf, karşılıklı saygıya dayalı dürüst ve iyi komşuluk ilişkilerinin doğasında olan karşılıklı yarar ve avantajları kabul eder ve bu amaçla:

İki ülke arasında insanlara, mallara ve hizmetlere serbest ve kapsamlı hareket izni verme de dahil olmak üzere karşılıklı yarar sağlayan ticari ve ticari ve ekonomik ilişkileri geliştirecek ve teşvik edeceklerdir.

Normal ekonomik ilişkilerin kurulması önündeki tüm engelleri kaldıracak, karşı tarafa yönelik her türlü ekonomik boykotu durduracak, adaletsiz mevzuatı iptal edecek ve iki taraftan birine karşı üçüncü bir tarafça uygulanan ekonomik herhangi bir boykota son vermek için iş birliği yaparlar.

İki ülke arasında uluslararası taşımacılık alanında ikili ilişkilerin kurulmasını teşvik edecek, bir taraftan diğerine taşınan deniz taşıtları ve sevkiyatlar için limanlara normal erişimi sağlayan demiryolu ağlarının genişletilip geliştirilmesi konusunda iş birliği yapacak ve sivil havacılık alanında normal ilişkilerin kurulmasına başlarlar.

Geçerli uluslararası norm ve kurallara uygun olarak, adaletsiz olmayan bir temelde iki taraf arasında posta, telefon, teleks, bilgi faksı, telli ve kablolu iletişim, televizyon hizmetleri, radyo ve uydu yoluyla normal iletişimler kurarlar.

İki ülke arasında karşılıklı ve de başka ülkelerden turizmi kolaylaştırmak ve teşvik etmek için turizm alanında iş birliği kurmaya çalışacaklar.

“İsrail ile Suriye arasındaki uluslararası ilişkiler, haritalarda ve ayrıntılı alan koordinatlarında belirtildiği gibi olacak. Bu sınırlar, İsrail ile Suriye arasında daimî, güvenli ve tanınmış uluslararası sınırlardır ve aralarında daha önceki herhangi bir sınırın ya da ateşkes hattının yerine geçecektir”

Bu ilişkilerin kurulması ve geliştirilmesi için üzerinde anlaşmaya varılan prosedürleri İsrail ile Suriye belirler. Bu prosedürlere, ilgili anlaşmaların gerçekleştirilmesine yönelik zaman çizelgesi ve 1’inci madde uyarınca İsrail askerî güçlerinin tahliye edeceği bölgelerdeki İsrailli nüfusa ve İsrail yerleşimlerine ilişkin düzenlemeler de dahildir.

Taraflardan her biri, diğer tarafın vatandaşlarının kendi yargı ve mahkemelerinde yeterli yasal süreçten yararlanabilmelerini sağlamayı taahhüt eder.

-  Normal barış ilişkilerinin ek tartışma gerektiren unsurları şunlardır: kültürel ilişkiler, çevre işleri, elektrik bağlantısı, enerji sorunları, sağlık ve tarım.

- Göz önünde bulundurulabilecek diğer bazı alanlar şunlardır: suçla mücadele, uyuşturucu, kışkırtmaya karşı iş birliği, insan hakları, tarihi ve dini yerler, anıtlar, adli iş birliği ve kayıp kişilerin aranmasında iş birliği.

Dördüncü madde: Güvenlik

A) Güvenlik düzenlemeleri

Kalıcı barışın ve istikrarın önemli bir temeli olarak güvenliğin her iki taraf için de önemli olduğunu kabul eden iki taraf, bu anlaşma uygulanırken karşılıklı güven temelleri inşa etmek ve ikisi için de kaçınılmaz güvenlik ihtiyaçlarını karşılamak için aşağıdaki tüm güvenlik düzenlemelerini yapacaklar. En önemli düzenlemeler şunlardır:

- Kuvvetlerin boyutunu ve yeteneklerini belirleme alanları arasında hazırlık, işletme ve silahlanma yeteneğinin, silah organizasyonlarının ve askerî yapının belirlenmesi yer alacaktır.

-  Kuvvetlerin ve yeteneklerinin belirlendiği bölgelerde silahsızlandırılmış bir bölge oluşturulacak ve silahsızlanma sınırın her iki tarafında eşit olacaktır. Bu bölge, İsrail güçlerinin çekileceği bölgelerle 31 Mayıs 1974’te İsrail ve Suriye orduları arasındaki ateşkes anlaşmaları (Bu anlaşmaya ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, 1973 yılındaki savaştan sonra vardı) çerçevesinde belirlenen mevcut temas bölgesini de içerecektir. Ekte açıklandığı gibi silahsız bölgede taraflardan herhangi biri hiçbir askerî güç, mühimmat, silah sistemi, askerî yetenek veya askerî yapı konuşlandıramaz ve bölgede yalnızca sınırlı sayıda sivil polisin varlığına izin verilir. Taraflar, silahsızlanmış bölgenin hava sahasında, özel bir düzenleme olmaksızın uçak uçurmamak üzere anlaşmaya vardı.

Majalla
Majalla

- Hermon Dağı’na (Cebelü’ş-Şeyh) erken uyarı istasyonu da dahil olmak üzere aktif bir askerî varlıkla erken uyarı sistemi yerleştirilecek ve uyarı istasyonu, yalnızca onların gözetimi ve sorumlulukları altında ABD ile Fransa tarafından işletilecektir. Bu istasyon, ekte açıklananlara uygun olarak daimî ve verimli bir şekilde işletilecektir.

- Uluslararası bir varlık aracılığıyla bölgede her iki tarafça bir video takip ve kontrol sistemi kurulacak ve çok uluslu ekipler ve otomatik araçlar içerecektir. Bu sistemin görevi, güvenlik düzenlemelerinin uygulanmasını takip ve kontrol etmek olacaktır. Bu güvenlik düzenlemelerinin veya başka herhangi bir güvenlik düzenlemesinin boyutlarına, konumlarına ve niteliklerine ilişkin ayrıntılar ekte belirtildiği gibi olacaktır.

“Ekte belirtildiği gibi taraflardan biri, silahsızlanmış bölgede herhangi bir askerî güç, mühimmat, silah sistemi, askerî yetenek veya askerî yapı konuşlandıramaz ve bölgede yalnızca sınırlı sayıda sivil polis varlığına izin verilir. Taraflar, silahsızlanmış bölgenin hava sahasında, özel düzenlemeler olmaksızın uçak uçurmama konusunda anlaşmaya varmıştır.”

B) Diğer güvenlik araçları

Taraflar ister iki taraf arasında ister taraflardan birine ait bölgede olsun, saldırgan eylemlerin tam olarak durduğundan emin olmak için ek adımlar olarak aşağıdakileri taahhüt edecektir:

- Her bir taraf, askerî mahiyette düşmanca bir ittifak çerçevesinde üçüncü bir tarafla iş birliği yapmama sözü verecektir. Taraflardan birine bağlı bölgenin, kim olursa olsun üçüncü bir ordunun güçleri tarafından ve mühimmat ve teçhizat da dahil olmak üzere ikinci tarafın güvenliğini olumsuz etkileyecek şekilde kullanılmayacağı teminatı verilmelidir.

- Her iki taraf ne olursa olsun ikinci tarafa ya da bu tarafın vatandaşlarına ve mal varlığına karşı herhangi şiddet eylemi veya şiddet tehdidi organize etmek, kışkırtmak, alevlendirmek, yardım etmek veya katılmaktan uzak durmakla ve kendi topraklarından ya da onun egemenliğine tâbi topraklardan bu tür faaliyetlerin yürütülmeyeceğinden ve bu topraklarda yaşayan insanlar tarafından desteklenmeyeceğinden emin olunması için yeterli önlemleri almakla yükümlüdür. Bu yüzden her bir taraf, kim olursa olsun herhangi bir örgüt veya grubun kendi topraklarına girmesini, varlık göstermesini, herhangi bir faaliyet yürütmesini ve şiddete başvurarak ya da şiddete başvurulmasını teşvik ederek ikinci tarafın güvenliğini tehdit edecek bir yapı kurmasını önlemek için gerekli ve etkili tüm önlemleri almalıdır.

- Taraflar, her türlü uluslararası terörün milletlerin güvenliği için bir tehdit teşkil ettiğini kabul eder ve dolayısıyla bu sorunla yüzleşmek için ortak uluslararası araçların güçlendirilmesinde ortak çıkarlara sahiptir.

C) Bu anlaşmada belirtilen güvenlik düzenlemelerinin uygulanmasını kolaylaştırmak için taraflar, ekte de açıklandığı gibi aralarında doğrudan bir irtibat ve koordinasyon sistemi oluşturacaktır. Bu sistemin görevleri şöyle olacaktır: Güvenlik işleri ve uluslararası sınırlarda sürtüşmeleri en aza indirme konusunda gerektiğinde doğrudan iletişim, uygulama sürecinde doğabilecek sorunların takibi, hataların veya yanlış yorumların ortaya çıkmasını önlemede iş birliği; takip, kontrol ve video sistemiyle doğrudan ve sürekli iletişim kurmak yer almaktadır.

Beşinci madde: Sular

İki taraf, aralarında su üzerine yaşanan mevcut tüm anlaşmazlıkları tam anlamıyla çözüme kavuşturmanın uygun uluslararası ilkeler temelinde, istikrarlı ve kalıcı barışın sağlanması için temel bir kaide oluşturduğunu kabul etmektedir. Taraflar, İsrail’in 1’inci madde uyarınca ve ekte de belirtildiği üzere teslim alınacak ya da İsrail güçlerinin çekileceği bölgelerdeki su depolarından ve yeraltı sularından belli miktarda su kullanmaya devam etmesini temin edecek düzenlemeler yapma konusunda anlaştı. Bu düzenlemelerin biyolojik veya kimyasal kirliliği ya da Taberiye Gölü ile Ürdün Nehri’nin ve ikisinin kaynaklarının kurumasını önleyecek tüm yolları içermesi gerekiyor.

- Bu maddenin ve ekin uygulanması gerektiği için taraflar, ekte belirtildiği şekilde ortak bir su komitesi, kontrol ve uygulama sistemi ve ortak bir idari kurul oluşturacaktır.

- Taraflar, ekte belirtildiği gibi suya ilişkin konularda iş birliği yapmak üzere anlaşmıştır. Bu iş birliği, kaynağı Suriye’de olan sulara ilişkin başka anlaşmalar çerçevesinde İsrail’e tahsis edilen suların miktarının ve kalitesinin garanti edilmesini de içermektedir.

Altıncı madde: Haklar ve sorumluluklar

- Bu anlaşma, her iki tarafın BM Sözleşmesi çerçevesindeki haklarını ve sorumluluklarını değiştirmez ve hiçbir durumda değiştirileceği şeklinde yorumlanamaz.

- Her iki taraf da herhangi bir üçüncü tarafın faaliyetinin varlığıyla bir ilgisi olmaksızın ve anlaşma kapsamında yer almayan herhangi bir taraftan bağımsız olarak, bu anlaşmaya göre yükümlülüklerini tam ve doğru bir şekilde yerine getirmeyi taahhüt edecektir.

- Taraflar, ikili ilişkileri çerçevesinde imzaladıkları çok taraflı anlaşmaların hükümlerini uygulamak için gerekli tüm tedbirleri alma sözü verecektir. BM Genel Sekreteri ve bu türden anlaşmaların sekreterlerine uygun bildirimde bulunmak da buna dahildir. Taraflar ayrıca taraflardan birinin, ikisinin de mensup oldukları uluslararası kuruluşlara bu kuruluşların yönetim kurallarına uygun olarak katılma hakkını etkileyecek faaliyetlerden kaçınacaktır.  

- Taraflar, bu anlaşmaya aykırı sözleşmelere imza atmamayı taahhüt edecektir.

- BM Sözleşmesi’nin 103’üncü maddesine göre tarafların bu anlaşmadaki yükümlülükleri ile başka yükümlülükleri arasında bir çatışma çıkması halinde bu anlaşmada açıklanan yükümlülükler ağır basacaktır.

Yedinci madde: Mevzuat

Taraflar, anlaşmanın uygulanması gerektiği için ihtiyaç duyulan her türlü mevzuatı uygulamayı ve anlaşmayla örtüşmeyen herhangi bir mevzuatı yürürlükten kaldırmayı taahhüt edecektir.

Sekizinci madde: Anlaşmazlıkların halledilmesi

Taraflar arasında mevcut anlaşmanın yorumlanması ya da uygulanmasına dair anlaşmazlıklar, müzakere yoluyla giderilecektir.

Dokuzuncu madde: Son maddeler

- Bu anlaşma, her iki tarafın izlediği yasal prosedürlere uygun olarak taraflarca onaylanacak, taahhüt evrakının karşılıklı tesliminden sonra yürürlüğe girecek ve iki taraf arasında daha önce yapılan ikili herhangi bir anlaşmanın yerini alacaktır.

- Bu anlaşmaya yapılan ekler anlaşmanın ayrılmaz bir parçasıdır.

- Anlaşma, usule uygun olarak tescil edilmesi için BM Genel Sekreteri’ne teslim edilecektir.

ABD tarafının kendi evrakını sunmasının ardından Şara, Suriye’nin mülahazalarını ve Barak da İsrail’in değişikliklerini sundu.

“Anlaşmanın sızdırılması İsrail’de ve Suriye’de büyük bir gürültü kopardı ve bu, kararlaştırıldığı gibi müzakerelerin yeniden başlamasının ertelenmesine, özellikle de Şam’ın, Barak’ın Golan’dan 4 Haziran hattına çekilme taahhüdünden ‘vazgeçtiğini’ düşünmesine sebep oldu.”

Faruk eş-Şara’nın Şam’a dönüşü ve erteleme

Anlaşmanın o zaman sızdırılması İsrail’de ve Suriye’de büyük bir gürültü kopardı ve bu, yeniden başlaması planlanan müzakerelerin ertelenmesine, özellikle de Şam’ın, Barak’ın Golan’dan 4 Haziran hattına çekilme taahhüdünden ‘vazgeçtiğini’ düşünmesine sebep oldu.

19 Ocak’ta Şam’da İsraillilerle müzakerelerin sonuçlarını tartışmak için bir liderler toplantısı düzenlendi. Al Majalla’nın eriştiği, Suriye’ye ait resmî bir belgeye göre toplantıda Şara şöyle konuştu:

- Clinton ve Dışişleri Bakanı iyiler, yanımızdalar ve bizim tutumumuzu destekliyorlar. Başkan Clinton, Cumhurbaşkanı Esed’e iletmem için bir mesaj gönderdi.

- Barak, barış istiyor ve bana, durumunu düzeltmesi için ona üç ay süre vermemizi söyledi. Barak’ın söylediğine göre Cumhurbaşkanı Esed, İslam’ın doğuşundan bu yana Biladü’ş-Şam’ın* tanıdığı en önemli lider.  

Ardından görüşmelerin gidişatını şu şekilde aktardı:

İsraillilerle öncelikler konusunda anlaşmazlık yaşandı. Suriye, 4 Haziran çizgisinin arkasına çekilmeyi ele almak istiyor, İsrail ise güvenlik, su ve barışçıl ilişkiler meselelerini tartışmak istiyor.

ABD’nin müdahalesinden sonra dört çalışma grubu oluşturulması üzerinde anlaşıldı, ancak komiteler herhangi bir anlaşmaya varamadı.

Clinton, Cumhurbaşkanı Esed’e, ABD’nin 4 Haziran çizgisinin ötesine çekilme konusundaki kararlılığına dair mesajını teyit etti.

“Taraflar, ekte de belirtildiği gibi sulara ilişkin meselelerde ikili iş birliği üzerinde anlaştı. Bu iş birliği, kaynağı Suriye’de olan sulara ilişkin diğer anlaşmalar çerçevesinde İsrail’e tahsis edilen suların miktarının ve kalitesinin garanti edilmesini de içeriyor.”

Clinton, Suriye tarafından su sorununun çözülmesini talep etti. O zaman 4 Haziran meselesi de çözülecekti, zira İsrail’i endişelendiren şey su meselesidir. Ayrıca ABD’nin Suriye için Türkiye’den su satın almaya hazır olduğunu da belirtti. Bakan Şara Türklerin bunu kabul etmeyeceğini söyleyince, Clinton şöyle karşılık verdi: “Suyun ederi neyse onlara ödeyeceğiz. O zaman kimse itiraz etmeyecektir.” Suriyeli Bakan ise şu yanıtı verdi: “Şu an size bir cevap veremem.”

Güvenlik konusunda da Suriye tarafı, daha önce 1995 yılında üzerinde anlaşmaya varılan ve sınırın her iki tarafında güvenliğin denk ve eşit olmasını ifade eden belgede ısrarcı oldu ve Şam’ı etkileyecek herhangi bir güvenlik tedbiri reddedildi.

Bakan Albright, ekonomik süreçler konusunu gündeme getirince aldığı cevap, bir baskı unsuru oluşturmaması için bu konunun tartışılmaması oldu.

Son şans

Çalışma grupları toplantılarının ertelendiği duyurulduktan sonra müzakereler durduruldu. 7 Mart 2000’de Başkan Clinton Cumhurbaşkanı Esed’i arayarak, Cenevre’de bir görüşme teklif etti. Zira Esed’e bizzat iletmek istediği ‘önemli şeyler’ vardı. Hafız Esed bu teklifi kabul etti ve toplantı 26 Mart’ta gerçekleştirildi. ABD’li bir yetkiliye göre Esed’in hasta olduğu anlaşılıyordu. Hatta ABD’li koordinatör Dennis Ross, sağlık durumunun zayıf olduğundan emin olmak için Esed’in omuzlarına dokunarak bunu anlamaya çalıştı.

Suriye’ye ait başka bir belgeye göre “Clinton, barış sürecinden ve Esed’in Madrid Konferansı’nda bu sürecin başlatılmasındaki rolünden bahsetti. Ayrıca Suriye ile İsrail arasında barışın gerçekleşmesi halinde, bölgede güvenlik ve istikrar adına elde edilecek büyük kazanımlardan bahsedildi. Sonra Esed’e haritalar sundu.” Suriye tarafının ifadesine göre bu haritalar, 200 metre genişliğinde bir göl şeridini kapsıyordu.

Suriye’ye ait belgede şu ifade yer alıyor:

“Esed, haritalara baktı ve Taberiye kıyısındaki el-Butayha bölgesinde 4 Haziran hattını aşan bir sınır çizgisi gördü. Aynı şekilde Baniyas bölgesindeki hatta da bir sapma fark etti. Başkan Clinton’a dönerek şöyle dedi: ‘Bu ne? Bu ABD’nin değil, İsrail’in haritası. Bana iletmek istediğiniz şey buysa söyleyeceğim ve üzerinde tartışacağım bir şey yok demektir.’

Clinton şu yanıtı verdi: ‘Dışişleri Bakanınız bu haritayı onayladı.’ Bakan Şara, hiçbir şey söylemeden ayakta duruyordu.

Esed tekrarladı: ‘Söyleyecek veya tartışacak bir şeyim yok. Bu harita İsrail’e ait ve ben tek bir toprak parçasından vazgeçmeyi kabul etmeyeceğim.’

“Cumhurbaşkanı Beşşar iktidara geldikten sonra İsrail’le bir barış için girişimlerde bulunuldu. Bu girişimlerin en öne çıkanı Lübnan Başbakanı Refik el-Hariri suikastından sonraki yalnızlık döneminde ortaya kondu. Türkiye, 2007-2008 yılları arasında bu girişime aracılık etti ve Esed ile İsrail Başbakanı Ehud Olmert arasında doğrudan bir görüşme ayarlamayı önerdi. Önerinin reddedilmesinden sonra Olmert, Gazze’ye yönelik saldırı başlattı”

Clinton çıktıktan sonra Şara, Esed’in yanına gelerek şöyle dedi: ‘Sayın Cumhurbaşkanım, küçük bir devletin başkanının yalan söylediğini biliyordum da büyük bir devletin başkanının yalan söylemesini beklemezdim.’ Cumhurbaşkanı başını salladı ve cevap vermedi.” Suriye Cumhurbaşkanı Vekili Abdülhalim Haddam’ın resmî bir belgede ek olarak belirttiğine göre “ABD’liler Cumhurbaşkanı Esed’in sağlık durumunu izliyor ve istenen tavizleri vermeye hazır hale geleceğine inanıyorlardı. Ama ülkenin menfaati her şeyden önemliydi ve Cumhurbaşkanı aşırıya kaçmadan, taviz vermeden ve aşırılıkla tavize yol açmadan vefat etti.”

İsrail, Mayıs 2000’de Lübnan’ın güneyinden çekildi ve Esed, 10 Haziran 2000’de vefat etti. Onun ardından iktidarı oğlu devraldı.

Beşşar Esed ve İran…

Cumhurbaşkanı Beşşar iktidara geldikten sonra İsrail’le bir barış için girişimlerde bulunuldu. Bu girişimlerin en öne çıkanı Lübnan Başbakanı Refik el-Hariri suikastından sonraki yalnızlık döneminde ortaya kondu. Türkiye, 2007-2008 yılları arasında bu girişime aracılık etti ve Esed ile eski İsrail Başbakanı Ehud Olmert arasında doğrudan bir görüşme ayarlamayı önerdi. Önerinin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra Olmert, Gazze’ye yönelik saldırı başlattı.

Şam, yalnızlıktan kurtulduktan sonra Barack Obama yönetimi çözümle tekrar ilgilenmeye başladı ve Senatör George Mitchell elçi ve Fred Hoff da onun yardımcısı olarak atandı. Nisan 2009 ila Mart 2011’in ortalarında, 4 Haziran hattını çizen kişi olarak tanınan ABD’li diplomat ve elçi sürece odaklanıyordu. Deneyimlerini de Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü tarafından yayımlanan, Yükseklere Varmak: Suriye-İsrail Barışı İçin Gizli Bir Girişimin Hikâyesi (A Path to Peace: A Brief History of Israeli-Palestinian Negotiations) adlı kitabında aktardı.

Mitchell ile Hoff’un Şam ve Tel Aviv’e yaptığı keşif turlarından sonra ABD’nin çabası 2010’da yoğunlaştı. Mitchell ve Hoff,  Esed’i, Rabin’in Teminatı’nın uygulanması için ‘bölgesel yanların’ yani Suriye’nin İran ve Hizbullah’la ilişkisinin açıkça konuşulmasını içeren yeni bir yaklaşıma ikna etmek için eylül ayında Şam’a gitti.  

Bunun öncesinde 22 Mayıs 2010’da ABD Senatosu’ndaki Dış İlişkiler Komitesi Başkanı John Kerry, ‘İsrail’in 4 Haziran hattına tamamen çekilmesi karşılığında, Esed’in İsrail’in tüm taleplerini karşılayan bir barış anlaşmasına açık olduğunu’ öğrenmişti.

Washington, Scud füzelerinin Hizbullah’a ulaşmasından endişeleniyor ve Suriye-İran bağlantısını koparmak için çalışıyordu. Bununla birlikte Kerry’nin Esed’in imzalaması için hazırlanmış bir mektup taslağını yanında taşıması dikkat çekiciydi. Bu taslağı Hoff, İsraillilerle yapılan görüşmelerin ardından hazırlamıştı ve Başkan Obama’ya iletilecekti. Mektubun metni şöyle:

- Suriye ile İsrail arasında Suriye’nin Haziran 1967’de kaybettiği toprakları tamamen geri almasını yansıtan sınırlar da dahil olmak üzere yapılan barış anlaşması; Suriye’nin, İsrail’in güvenliğini hem devletler hem de devlet dışı unsurlar tarafından tehdit eden iş birliğine, eylemlere ve politikalara verdiği tüm desteği bitirecektir.

- Bu barış anlaşması, İsrail ile Suriye arasındaki çatışmayı sona erdirecek ve anlaşmanın imzalanmasından önceki hadiselerden kaynaklanan tüm sorunların çözümünü de içerecektir.

Majalla
Majalla

- Bunun sonucunda büyükelçiliklerin açılması da dahil olmak üzere diplomatik ilişkiler normalleşecektir.

- Suriye’nin devletler ve devlet dışı unsurlarla ilişkileri, her iki tarafın da içine sinecek şekilde belirlenen anlaşma yükümlülükleri ve İsrail’e karşı yükümlülükleriyle tamamen tutarlı olacaktır.

- İsrail’le bir barış anlaşmasına varılması halinde Suriye, Arap Barış Girişimi doğrultusunda, İsrail ile Filistinliler ve İsrail ile Lübnan arasında barış anlaşmalarının temin edilmesi ve bunun sonucunda İsrail ile tüm Arap Birliği ülkeleri arasındaki ilişkilerin normalleşmesi de dahil olmak üzere kapsamlı bir Arap-İsrail barışının gerçekleşmesi için tam desteğini ve iş birliğini sunacaktır.  

Bu, Rabin’in Teminatı’na alternatif bir ABD Teminatı gibiydi. Suriye tarafı Obama’dan, İsrail’in Suriye’ye ait Golan’dan 4 Haziran hattına çekilmesi sözünü de içeren yazılı bir taahhüt almaya çalıştı. Bunun üzerine Kerry,  Esed’e şöyle dedi: “ABD’nin tutumunun, Golan’ın 1967 hattına tamamen geri dönmesini gerektirdiğini Başkan Yardımcısı (Joseph Biden) ile teyit ettim.”

ABD’nin Şam ile Tel Aviv arasındaki barış çabaları devam etti. 27 Şubat 2011’de, yani gösterilerin ve Arap Baharı’nın başlamasının ardından Hoff Şam’a gitti ve ertesi gün Esed’le buluştu. ABD’li elçi Suriye-İsrail anlaşmasının taslağını sundu. Hoff, dipnotlarla birlikte kâğıdı Esed’e teslim etti. Kâğıtta şunlar yazıyordu:

“Bu anlaşma (muhtemel çerçeve anlaşması/muhtemel barış anlaşması), Suriye ile İsrail arasındaki savaş durumunu sona erdirecek ve barışı tesis edecektir. Bu yeni gerçekliğe uygun olarak her iki tarafın ikili bir ilişkinin yanı sıra, diğer tüm etkin taraflarla da ilişkiler kurma yönünde adımlar atmasını gerektirecektir.

“Taraflar, kapsamlı bir Arap-İsrail barışı gerçekleştirme hedefini paylaşıyor ve bunun Filistinliler ile İsrailliler ve Lübnan ile İsrail arasında barış anlaşmalarının imzalanmasını ve Arap Birliği’ne üye tüm ülkeler ile İsrail arasındaki ilişkilerin de normalleşmesini gerektirdiğini biliyor.”

Dolayısıyla yürürlükteki uluslararası hukuk ilkelerine ve BM belgesine göre taraflardan herhangi biri, başka bir devleti temsil eden veya bir devleti temsil etmeyen bir tarafın, taraflardan birinin veya vatandaşlarının güvenliğini ve selametini tehdit edecek herhangi bir eylemine, çabasına veya planına doğrudan veya dolaylı olarak destek vermeyecek, tehditte bulunmayacaktır. Özellikle bu anlaşma yürürlüğe girdiğinde:

- Taraflar, birbirlerine karşı doğrudan veya dolaylı olarak tehdit uygulamaktan ya da güç kullanmaktan kaçınacak ve aralarındaki tüm anlaşmazlıkları ve çatışmaları barışçıl yollarla çözmek için çalışacaktır.

- Taraflar, iki tarafın topraklarında ya da vatandaşları tarafından, taraflardan birine ya da vatandaşlarına zarar vermek için çabalayan düzenli, düzensiz ya da paramiliter güçlere yardımcı olan her türlü faaliyeti sona erdirecek ya da yasaklayacaktır. (Dipnot: 1)

- Taraflardan herhangi biri, bir devleti temsil eden veya etmeyen herhangi bir tarafla yapılan sözleşme ya da anlaşma kapsamında, diğer tarafa karşı toplu güç kullanımı hakkını kullanmayacaktır. Yahut böyle bir anlaşma, sözleşme veya yükümlülük kapsamında diğer tarafa karşı güç kullanma ya da tehdit uygulama ya da diğer tarafa karşı düşmanca bir ittifaka katılma veya katılımı sürdürme konusunda herhangi bir yardım talebine olumlu yanıt vermeyecektir. (Dipnot: 2)

- Taraflardan herhangi biri, Lübnan hükümetinin resmî güvenlik güçlerine gönderilenler dışında, Lübnan’a silah veya askerî mühimmat taşımayacak ya da kendi toprakları üzerinden böyle operasyonların yapılmasına izin vermeyecektir. (Dipnot: 3)

- Taraflar, kapsamlı bir Arap-İsrail barışı gerçekleştirme hedefini paylaşıyor ve bunun Filistinliler ile İsrailliler ve Lübnan ile İsrail arasında barış anlaşmalarının imzalanmasını ve Arap Birliği’ne üye tüm ülkeler ile İsrail arasındaki ilişkilerin normalleşmesini gerektireceğini biliyor. Her iki taraf da bu hedefe ulaşmak için elinden geleni yapacaktır.

Dipnotlar ve açıklamalar

Özel durumlar için dipnotlar:

- Pratikte bu grupların mevcut politikalarına bakıldığında Suriye; Suriye ve Lübnan’daki Hizbullah’a ve İsrail’e ve İsraillilere yönelik şiddet eylemleri planlayan, bunlara destek ve katılım sağlayan diğer Filistinli gruplarla birlikte Hamas’a silah, çift kullanımlı malzemeler, eğitim ve istihbarat da dahil olmak üzere askerî ve mali yardım sunmaktan kaçınmalıdır. Bu gruplara ya da yasaklı faaliyetleri yürütmek için Suriye topraklarını kullanan başka herhangi bir gruba mensup tüm kişiler, Suriye’den Lübnan dışındaki ülkelere sınır dışı edilmelidir.

- Suriye’nin İran, Hizbullah ve Arap Birliği’ndeki taraflarla, bu gereklilik kapsamına girebilecek toplu güvenlik anlaşmalarının olduğu söyleniyor. Örneğin Suriye, Kudüs Gücü de dahil olmak üzere İran Devrim Muhafızları ile ilişkisini bitirmeli ve Muhafızlarla, teçhizatının Suriye topraklarından ya da Suriye hava sahasından geçişini engellemelidir. Aynı şekilde varsa İsrail’e ve İsrail vatandaşlarına karşı tehdit ya da güç kullanımına izin veren her türlü anlaşmayı bitirmesi de gerekecektir.

- Buna dayalı olarak Suriye’nin gerek Lübnan’daki Hizbullah’a ve gerekse Lübnan’a çift kullanımlı malzemeler dahil her türlü silah ve askerî mühimmat sevkiyatı operasyonlarına katılımına ve bu operasyonları kolaylaştırmaya son vermesi gerekecektir. Ayrıca Lübnan’daki Filistinli gruplara silah akışını durdurması ve onları silahsızlandırmaya dönük çabaları desteklemesi gerekmektedir.

Hoff’un kitabına göre Esed, dipnotlara değinmeden önce beş noktanın çeşitli yönlerini daha iyi anlamak istediğini dile getirdi. İlk dört noktanın Lübnan’a özel atıflar içerdiğine, ancak sadece dördüncü noktada ülkenin adının açıkça zikredildiğine işaret etti. Ardından Suriye-İsrail barış anlaşması metninde Lübnan’ın adının zikredilmesinin uygun olup olmadığını sorguladı.

Tartışmada sunulan metnin tüm yönleri ele alındı. Hoff, Esed’in şu sözlerini aktarıyor: “Hem Suriye hem de İsrail bir barış anlaşmasına vardığını ilan eder etmez Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın kurallara uyma hızına herkes şaşıracak.” Hoff, şunu ekliyor: “Ben de şöyle yanıt verdim: En çok şaşıran insanlardan biri de ben olacağım. Cumhurbaşkanı’na, Nasrallah’ın İran’a ve İran İslam Devrimi’ne olan bağlılığı ortadayken nasıl böyle bir kanaate vardığını sordum. Bunun üzerine Esed, Nasrallah’ın İranlı değil, bir Arap olduğunu belirtmekle başladı ve Suriye ile Lübnan’ın Arap-İsrail barış sürecinin bir parçası olması gerektiğine işaret etti. Zira Lübnan’ın yolu Suriye’ye bağlıydı. Esed, Hizbullah’ı da ‘tek gerçek Lübnanlı siyasi parti’ olarak tanımlayarak, onun Lübnan’daki en büyük mezhep grubu olan Şiilerin temsilcisi olduğuna ve Lübnan’ın iç siyasetinde liderlik rolü oynamaya mahkûm bir kurum olduğuna dikkat çekti.”

Tartışmada Beyrut’un, Lübnan’a ait olduğunu ve İsrail’in 2000 yılında Lübnan’ın güneyinden çıkmasından sonra Hizbullah’ın orayı yeniden ele geçirmek istediğini söylediği Güney Lübnan’daki Şeba çiftliklerine de değinildi. Hoff şöyle diyor: “Esed’e, Nasrallah’ın direniş dünyasından çıkışının, Suriye’nin İsrail’in Golan Tepeleri bölgesini boşaltmasından hemen sonra, Şeba çiftliklerini Lübnan’a iade etmesini gerektirip gerektirmeyeceğine dair görüşünü sordum. Esed, şu an Şeba çiftliklerindeki hakkından bahsetmese de bana, haritalara bakıldığında Şeba çiftliklerinin Suriye toprağı olduğunun görüldüğünü, belki gelecekte Lübnan’la bir düzenleme yapılabileceğini, ancak soruya konu olan toprakların Suriye’ye ait olduğunu belirtti.

“Hoff’un kitabına göre Esed, dipnotlara değinmeden önce beş noktanın çeşitli yönlerini daha iyi anlamak istediğini dile getirdi. İlk dört noktanın Lübnan’a özel atıflar içerdiğine, ancak sadece dördüncü noktada ülkenin adının açıkça zikredildiğine işaret etti. Ardından Suriye-İsrail barış anlaşması metninde Lübnan’ın adının zikredilmesinin uygun olup olmadığını sorguladı”

Esed kendiliğinden, Suriye’nin İran’ın güdümünde bir devlet olmadığının ve İsrail ile yapılan barış anlaşmasının İran’a değil, Suriye’ye ait bir mesele olduğunun altını çizdi. Daha sonra Türkiye’nin barış anlaşması için arabuluculuk çabaları başladığında İran’ı aklına getirmediğini belirtti.” Rapora göre Esed, Hoff’a şöyle dedi: “Suriye’nin de kendi kamuoyu var. Suriyelilerin, topraklarının tamamen geri alındığına ikna olması gerekiyor.”

Hoff, Şam’dan iyimser bir şekilde ayrıldı. Sokaklarda başka bir gelişme yaşanıyordu. Suriye’deki gösteriler yayıldı ve güvenlik güçleri onlara karşılık verdi. Washington arabuluculuğunu askıya aldı. Mitchell, 13 Mart’ta Ortadoğu’da barış için özel elçilik görevinden istifa etti. Aynı ayın 19’unda Obama, Dışişleri Bakanlığı’na hitaben “Esed ya Suriye’nin demokrasiye geçişine liderlik etmeli ya da iktidardan çekilmeli” dedi. 18 Ağustos’ta Obama, ‘Esed’in çekilmesi için vaktin geldiğini’ ilan etti.

Ortadoğu Barış Ekibi’nde olan Hoff da Dışişleri Bakanlığı ile Yakın Doğu Ofisi’ne kötüleşen Suriye krizi konusunda danışmanlık görevine geçiş yaptı.

Halihazırda ABD, Rusya, İran, Türkiye ve İsrail ordularının faaliyet yürüttüğü Suriye, üç ‘devletçiğe’ bölünmüş durumda.

2018 yılı sonunda Birleşik Arap Emirlikleri gibi Arap ülkeleri, Şam’la ilişkilerini yeniden başlattı. Arap normalleşmesi süreci devam etti ve Şam, Arap Birliği’ne döndü.

İran’ın Suriye’den çıkarılması gerektiğine dair Arap önerileri yinelendi. Bazıları Şam’ın Arap-İsrail normalleşmesi sürecine katılacağını düşünüyor.  

* Bilâdü'ş-Şâm: Suriye, Filistin, Lübnan ve Ürdün’ü içine alan tarihî bölgenin adıdır.

* Bu özel haber Şarku’l Avsat okuyucuları için Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



İsrail, Hamas bölgelerinde ‘adam kaçırma’ operasyonuyla gövde gösterisi yaptı

İsrail tarafından dün saldırıya uğrayıp kaçırılan Hamas güvenlik görevlisinin evinin yakınlarındaki Filistinliler (EPA)
İsrail tarafından dün saldırıya uğrayıp kaçırılan Hamas güvenlik görevlisinin evinin yakınlarındaki Filistinliler (EPA)
TT

İsrail, Hamas bölgelerinde ‘adam kaçırma’ operasyonuyla gövde gösterisi yaptı

İsrail tarafından dün saldırıya uğrayıp kaçırılan Hamas güvenlik görevlisinin evinin yakınlarındaki Filistinliler (EPA)
İsrail tarafından dün saldırıya uğrayıp kaçırılan Hamas güvenlik görevlisinin evinin yakınlarındaki Filistinliler (EPA)

İsrail, dün Hamas'ın kontrolündeki bölgelerin derinliklerinde adam kaçırma operasyonu kapasitesini gösterdi. İsrail özel kuvvetleri, Hamas yönetimine bağlı İç Güvenlik biriminin üst düzey yetkililerinden Muin el-Arabid'i gözaltına almak amacıyla operasyon düzenledi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre operasyonda el-Arabid'in eşi ile yoldan geçen iki çocuk hayatını kaybetti.

İsrail güçleri, Gazze kentinin batısındaki Ketibe bölgesinde bulunan el-Arabid'in evine sızarak kendisini kaçırdı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, operasyonu kısa süre içinde sahiplenerek övgüyle karşıladı.

İsrail ordusu, Ekim 2025'te ateşkes anlaşmasının ilan edilmesinden bu yana Gazze'deki grupların mensubu aktivist ve savaşçıları kaçırmak için kendisine bağlı silahlı gruplara dayanıyordu. Ordu, bu gruplara İHA'lar ve hava araçlarıyla askeri destek sağlıyordu.


Casusluk ve kamuflaj için sebze aracı... İsrail, Hamas'ın üst düzey güvenlik yetkilisini nasıl kaçırdı?

Gazze kentinde salı günü Hamas’a bağlı bir güvenlik yetkilisinin kaçırılmasıyla eş zamanlı düzenlenen İsrail saldırısının bulunduğu bölgede yürüyen bir Filistinli (EPA)
Gazze kentinde salı günü Hamas’a bağlı bir güvenlik yetkilisinin kaçırılmasıyla eş zamanlı düzenlenen İsrail saldırısının bulunduğu bölgede yürüyen bir Filistinli (EPA)
TT

Casusluk ve kamuflaj için sebze aracı... İsrail, Hamas'ın üst düzey güvenlik yetkilisini nasıl kaçırdı?

Gazze kentinde salı günü Hamas’a bağlı bir güvenlik yetkilisinin kaçırılmasıyla eş zamanlı düzenlenen İsrail saldırısının bulunduğu bölgede yürüyen bir Filistinli (EPA)
Gazze kentinde salı günü Hamas’a bağlı bir güvenlik yetkilisinin kaçırılmasıyla eş zamanlı düzenlenen İsrail saldırısının bulunduğu bölgede yürüyen bir Filistinli (EPA)

Nadir görülen bir operasyonda İsrail özel kuvvetleri, salı sabahı Gazze Şeridi'nde Hamas yönetimine bağlı iç güvenlik biriminin üst düzey yetkililerinden Muin el-Arabid'i kaçırdı. Operasyonda el-Arabid'in eşi ile yoldan geçen iki çocuk da öldürüldü. İsrail gücü, Gazze kentinin batısındaki Ketibe bölgesinde el-Arabid ve ailesinin yaşadığı küçük bir villaya sızarak kendisini kaçırdı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz ise operasyonu memnuniyetle karşıladığını açıklayarak üstlendi.

Ekim 2025'te varsayımsal ateşkes anlaşmasının ilan edilmesinden bu yana İsrail ordusu, Gazze'deki grupların aktivist ve mensuplarını kaçırmak için kendisine bağlı silahlı çetelerden yararlanıyordu. Ordu, bu gruplara insansız hava araçları veya savaş uçaklarıyla hava desteği sağlıyordu.

Kaçırma operasyonunun gerçekleştirildiği Ketibe bölgesi, Gazze kentinin Er-Rimal Mahallesi ile birlikte en seçkin yerleşim bölgelerinden biri olarak biliniyor. Bölgede bir saatten kısa süre içinde art arda patlamalar meydana geldi ve silah sesleri duyuldu. Daha sonra çatışmaların hedefi ortaya çıktı.

cfrgthy
Salı günü İsrail saldırısına uğrayan ve kaçırılan Hamas’a bağlı güvenlik yetkilisinin evinin yakınındaki Filistinliler (EPA)

İsrail uçakları, iki aracı bombalayarak ve bölgenin çevresine küçük bombalar bırakarak operasyondaki gücün çekilmesinden önce kendisine yönelik herhangi bir saldırı girişimini engellemeye çalıştı.

Gazze'deki ana iç güvenlik birimi merkezi, Hamas'ın kontrolündeki bölgelerin derinliklerini hedef alan saldırının gerçekleştiği noktadan birkaç yüz metre uzaklıkta bulunuyor.

İsrail'in işgal ettiği ve çekilmeyi reddettiği bölgeler ile Hamas ve diğer grupların kontrolündeki alanları, Sarı Hat olarak adlandırılan sanal bir hat ayırıyor. İsrail'in kontrolündeki bölgeler hattın batısında yer alırken, Hamas ve diğer grupların kontrolündeki bölgeler hattın doğusunda bulunuyor. Ancak İsrail destekli silahlı çeteler zaman zaman bu bölgelere saldırılar düzenliyor.

Katz, İsrail'in Hamas'ın kamu güvenliği biriminin üst düzey bir yetkilisini gözaltına aldığını açıkladı. Operasyonun ayrıntılarına vakıf Hamas'tan bir saha kaynağı, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada operasyonun Gazze Şeridi'ndeki iç güvenlik biriminin müdürü görevini yürüten el-Arabid'i hedef aldığını söyledi. Başka bir kaynak ise el-Arabid'in yalnızca Gazze kentindeki birimin müdürlüğünü yürüttüğünü belirtti.

fvgthyjuk
Gazze kentinde salı günü, Hamas’a bağlı bir güvenlik yetkilisinin kaçırılmasıyla eş zamanlı düzenlenen İsrail saldırısının bulunduğu bölgedeki Filistinliler (EPA)

İsrail Kamu Yayın Kurumu da gözaltındaki el-Arabid'in yaralandığını ve tedavi edilmek üzere İsrail'deki hastanelere nakledildiğini doğruladı. Ancak sağlık durumunun ciddiyetine ilişkin bilgi verilmedi.

Casusluk görevi ve sebze taşıyan araç

Şarku’l Avsat’a konuşan Gazze'deki saha kaynaklar, operasyonun perde arkasına ilişkin ilk bilgileri paylaştı. Kaynaklardan biri, İsrail gücünün operasyon öncesinde birkaç gün boyunca bölgede bulunduğunu ifade ederek, füzelerle hedef alınan araçlardan birinin bu güce ait olduğunu söyledi. Araç, bölgede bırakıldıktan sonra geri çekilme sırasında imha edildi.

İkinci kaynak ise imha edilen aracın salı sabahı saldırı bölgesine gelen araçlar arasında olmadığını söyledi. Kaynak, bunun aracın operasyondan en az iki gün önce bölgede bulunduğuna ve görünüşe göre casusluk faaliyetleri için kullanıldığına işaret ettiğini ifade etti.

Kaynaklardan biri, İsrail özel kuvvetlerinin bir pikap ile çeşitli sebzeler taşıyan başka bir araç kullandığını belirtti. Güç bölgeye ulaştığında, grubun bir bölümü el-Arabid ve ailesinin bulunduğu eve baskın düzenlerken, diğer grup dışarıda güvenliği sağladı.

cdfvg
Salı günü Gazze kentinde Hamas’a bağlı bir güvenlik yetkilisinin kaçırılmasına yol açan İsrail saldırısının gerçekleştiği bölgede kanlar içindeki çocuk oyuncakları (EPA)

Üçüncü bir kaynak, “İsrail gücü villaya sızdığında el-Arabid'in iki oğlu güce ateş açtı. İsrail gücü ise eşinin başına sıfır mesafeden ateş ederek onu olay yerinde öldürdü. İki oğul ağır yaralandı. Özel kuvvetlerle çatışan iki refakatçi de yaralandı. El-Arabid'in kendisi de yaralandı ancak yaralarının niteliği bilinmiyor” dedi.

Kaynak ayrıca, “iki çocuğun çekilmeye eşlik eden bombardıman ve evin dışındaki silah sesleri sırasında öldürüldüğünü” belirtti.

Bölgedeki görgü tanıklarına göre İsrail özel kuvvetleri, havadan yoğun ateş desteği altında bir araç ve motosikletlerle saldırı bölgesinden çekildi. Güç, deniz yolunu ve güzergâhı belirlenemeyen başka bir yolu kullanarak bölgeden ayrıldı.

Hamas kaynağı, “Soruşturmalar hâlâ devam ediyor. Özellikle bölgenin güvenlik kameralarıyla dolu olması nedeniyle önümüzdeki saatler ve günlerde ayrıntılar daha net ortaya çıkacak” dedi.

Gazze'deki gruplardan bir kaynak ise el-Arabid'in salı günü oğlunun nikâh törenini gerçekleştirmeye hazırlandığını ve söz konusu oğlunun saldırı sırasında ağır yaralandığını açıkladı.

Kaçırılan kişinin akıbeti konusunda ilk saatlerde çelişkili bilgiler

Olayın ardından Hamas çevrelerinde el-Arabid'in akıbeti konusunda ilk saatlerde çelişkili bilgiler yayıldı. Hamas kaynakları saldırının ilk saatlerinde operasyonun başarısız olduğunu öne sürerek bu bilgiyi kendi platformları üzerinden yaydı ve bazı medya kuruluşlarına da yanlış bilgiler aktardı. Ancak İsrail'in açıklamasının ardından Hamas geri adım attı.

Hükümete bağlı Medya Ofisi, özel kuvvetin bir güvenlik görevi yürüttüğü sırada tespit edildiğini ve bunun İsrail işgal güçlerini havadan müdahaleye zorladığını açıkladı. Açıklamada, İsrail'in 10'dan fazla farklı uçakla bir dizi hava saldırısı düzenlediği ve saldırılarda can kayıpları yaşandığı öne sürüldü.

Medya Ofisi ayrıca özel kuvvet mensuplarından bazılarının öldürüldüğünü iddia etti. Ancak bu iddia İsrail kaynakları veya Hamas dışındaki bağımsız kaynaklar tarafından doğrulanmadı.

Hamas kaynağına göre el-Arabid, geçen haziran ayında düzenlenen bir hava saldırısında hafif yaralanmıştı. Savaş sırasında başka bir suikast girişiminin de hedefi olan el-Arabid, İsrail'in Mart 2024'te Şifa Hastanesi'ne ikinci kez baskın düzenlediği sırada gözaltına alınmaktan kıl payı kurtuldu.

Kaynak, el-Arabid'in o sırada birimin komutanlarından bazı subaylarla birlikte hastanede bulunduğunu ve İsrail güçlerinin hastaneyi kuşatıp kontrolü tamamen sağlamlaştırmasından önce ilk dakikalarda onlarca Gazzeliyle birlikte kaçmayı başardığını söyledi.

El-Arabid hangi bilgilere sahip?

Hamas ve Gazze'deki diğer gruplardan çok sayıda kaynağa göre el-Arabid, yıllar boyunca önemli güvenlik dosyalarından sorumluydu. Bunlar arasında İsrail'le işbirliği yapan kişilerin dosyası ve DEAŞ gibi örgütlere bağlı unsurların takibi bulunuyordu. El-Arabid ayrıca bu kişilere yönelik çok sayıda operasyonu yönetti.

Kaynaklar, el-Arabid'in 2018'de bir İsrail özel kuvvetinin ortaya çıkarılmasının ardından Gazze'de onlarca işbirlikçinin yakalanması sürecinin denetlenmesinde rol oynadığını belirtti. El-Arabid ayrıca savaş sırasında ortaya çıkan silahlı çetelerle ilgili dosyanın takibinde de görev aldı.

Hamas ve diğer gruplar içindeki değerlendirmelere göre İsrail, el-Arabid'e canlı ulaşmaya çalışıyor ve onu öldürmek istemiyordu. Kaynaklardan biri, “Gücün operasyonu gerçekleştirmek için diğer liderlere yönelik operasyonlarda olduğu gibi herhangi bir uçak kullanmaması bunun göstergesi. İsrail ayrıca tam anlamıyla güvenlik kontrolüne sahip olduğunu göstermek ve Hamas'ın üst düzey bir yetkilisini Tel Aviv'e götürerek bir başarı elde etmek istedi” dedi.

Aynı kaynak, operasyonun İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz açısından siyasi kazanım taşıdığına da dikkat çekti. İki isim, gelecek ay yapılması planlanan parlamento seçimlerine hazırlanıyor.


Gerçek sınav Güney Suriye: Şam'ın bağlı kaldıkları ile İsrail'in talepleri

İsrail tarafından ilhak edilen ve Lübnan ile Suriye sınırında bulunan Golan Tepeleri'ndeki Hermon Dağı'nda devriye gezen bir İsrail askeri, 15 Ocak 2026 (AFP)
İsrail tarafından ilhak edilen ve Lübnan ile Suriye sınırında bulunan Golan Tepeleri'ndeki Hermon Dağı'nda devriye gezen bir İsrail askeri, 15 Ocak 2026 (AFP)
TT

Gerçek sınav Güney Suriye: Şam'ın bağlı kaldıkları ile İsrail'in talepleri

İsrail tarafından ilhak edilen ve Lübnan ile Suriye sınırında bulunan Golan Tepeleri'ndeki Hermon Dağı'nda devriye gezen bir İsrail askeri, 15 Ocak 2026 (AFP)
İsrail tarafından ilhak edilen ve Lübnan ile Suriye sınırında bulunan Golan Tepeleri'ndeki Hermon Dağı'nda devriye gezen bir İsrail askeri, 15 Ocak 2026 (AFP)

İsrail'in 1948'de kurulmasından bu yana, Suriye stratejik, siyasi veya askeri hesaplarında asla sadece komşu bir ülke veya sıradan bir ülke olmadı. Suriye ona göre Arap bölgesinde kültürel ve sosyal yansımaları ile bir cephe hattı, bir güvenlik ve siyasi meydan okuma ve coğrafi bir bağlantı noktasıdır.

Bunlara ek olarak, Filistin halkının çeşitli açılardan Maşrık (Levant) bölgesinin ayrılmaz bir parçası olması sebebiyle de Suriye önemlidir. Zira bilhassa Mısır veya Irak ile bir tür entegrasyon veya iş birliğinin gerçekleşmesi halinde, Maşrık bölgesinde kilit, hatta temel bir ülkeydi. İsrail ise çeşitli yollarla ve araçlarla bu entegrasyonu ya da iş birliğini engellemeye önem verdi.

Dolayısıyla, Suriye'nin coğrafi konumu ve farklı dönemlerdeki tüm Arap-İsrail savaşlarına katılımı nedeniyle Arap-İsrail çatışmasındaki kilit rolüne ek olarak, keza 1973 savaşını İsrail'e karşı son Arap-İsrail savaşı olarak kabul edersek, son yarım yüzyılda Filistinli örgütlerin ve Lübnan Hizbullah'ının İsrail'e karşı faaliyetlerini desteklemede de önemli bir rol oynadı. Bu, söz konusu rolün içeride ve dışarıda siyasi olarak kullanılması bir yana, İran ve Lübnan arasında bir köprü görevi görmeyi de içeriyordu. Buna karşılık, 1982'deki İsrail'in Lübnan'ı işgalinin ardından Bekaa Vadisi'ndeki kısa süreli çatışma dışında, Suriye İsrail ile doğrudan çatışmadan genel olarak kendisini uzak tuttu.

Buna dayanarak İsrail, Suriye ile sınırını en barışçıl ve sakin sınırı olarak tanımlıyordu. Nitekim Esed rejimi (baba ve oğul) altında Suriye, İsrail'in saldırılarına ve egemenliğine yönelik ihlallerine sürekli olarak karşılık vermekten kaçındı ve bunu ünlü “Cevap uygun zamanda ve yerde verilecektir” sözüyle gerekçelendirdi. Başka bir deyişle, Suriye rejimi “direniş ve karşı çıkış” ekseninin bir parçası olarak bir şey söylüyor, başka bir şey yapıyordu.

Suriye’deki değişimden sonra İsrail müdahaleleri

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre yarım yüzyıldan fazla bir süre Esed rejimi, ordusu ve askeri gücüyle birlikte yaşayabilen İsrail'in, 8 Aralık 2024'teki çöküşünden sonra Suriye'ye tehditler savurmakta ve egemenliğini üç yolla ihlal etmekte acele etmesi dikkat çekicidir. Bunların ilki, Suriye ordusunun altyapısının ve tüm askeri birliklerinin (hava, kara ve deniz) imhasıyla sonuçlanan büyük ölçekli bir askeri harekatla topraklarına saldırmaktır. Bu, İsrail ordusu için Suriye toprakları içinde, sınırda rutin bir uygulama haline geldi. İkincisi, “azınlıkları koruma” bahanesiyle Suriye içinde coğrafi ve sosyal bölünmeler yaratarak hem teorik hem de pratik olarak Suriye'yi tehdit etmek. İsrail, Temmuz 2025'te Suveyda krizi sırasında doğrudan askeri müdahalede bulunarak bunu yapmıştı; bu müdahale Amerikan baskısıyla durdurulmuştu. Üçüncüsü ise, İsrail'in güvenliğini garanti altına almak için Suriye'nin güneyindeki Suveyda, Dera ve Kuneytra şehirlerinden Suriye askeri varlığının tamamen çekilmesidir ki İsrail bunu Lübnan'da da yapmaya çalışıyor.

 “İsrail Ortadoğu'da Oyunun Kurallarını Değiştiriyor” başlıklı makalesinde Avi Ashkenazi, İsrail'in “eylemleriyle, Suriye toprakları içinde, Suriye rejiminin silahlarından, milislerden ve başta Hamas ve Hizbullah olmak üzere ‘terör’ örgütlerinden arındırılmış, sınır boyunca 80 kilometrekarelik bir bölge oluşturduğunu" belirtiyor (Maariv, 13 Mart 2025).

İsrail'in endişelerini artıran husus, ABD'nin ve özellikle de Başkanı Donald Trump'ın mevcut Suriye liderliğiyle daha da yakınlaşmasıdır. Öyle ki Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara'ya övgüler yağdırırken aynı zamanda İsrail'e de baskı uyguluyor

 Dolayısıyla İsrail'in Suriye, Lübnan ve Filistin'deki eylemleri, öncelikle, Aksa Tufanı’nda (2023 sonu) aldığı darbeden sonra Ortadoğu'daki en güçlü askeri güç olarak kendi prestijini ve konumunu yeniden kazanmayı amaçlıyor. Bu, Türkiye'nin Suriye'deki etkisini sınırlamayı veya yayılmasını engellemeyi de içeriyor. İkincisi, gelecekte başka bir Tufan’dan korunmak için bir tampon bölge veya stratejik güvenlik derinliği oluşturarak, eylemlerini “ulusal güvenlik” iddiasıyla haklı çıkarmaya çalışıyor. Üçüncüsü, kendisi gibi, mezhepsel ve etnik kimlikleri etrafında gruplanmış bir Arap Maşrık bölgesi yaratmaya dayalı eski bir stratejiyi dayatmak için, Suriye ve Lübnan'daki toplumsal sorunlardan veya bölünmelerden yararlanarak bunları istismar ediyor. Böylece bölgede Yahudi devleti olarak tek istisna olmaktan çıkacak. Yani, İsrail, Arap çevresiyle ilişkilerini normalleştirmiyor, aksine Arap çevresini kendisine göre normalleştiriyor ya da kendine özgü karakterini çevresi içinde genelleştiriyor.

Ron Ben-Yishai tüm bunları şu sözlerle özetliyor: “İsrail, Şam ile güney sınırına yakın bölgede, üç coğrafi bölge veya kesimden oluşan bir savunma sistemi kurarak yeni bir gerçeklik tasarlamayı amaçlıyor. İsrail'e en yakın bölüm, 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrılması Anlaşmasında belirtildiği gibi tampon bölgedir. Anlaşmayla belirlenen bölgenin dışında, birçok Suriye köyünü içeren bir koruma bölgesi (tampon bölge) bulunmaktadır. İsrail ordusu, silahlanmayı önlemek, gözetim sağlamak ve uzun menzilli atış menzili oluşturmak için bu köylere girmiştir. Koruma bölgesinin ötesinde, “nüfuz alanı” olarak adlandırılan, Dürzi topluluklarını ve İsrail ile ilişkiler konusunda endişeli Sünni Arap nüfusunu kapsayan 65 kilometrelik Şam-Suveyda yolu bulunmaktadır. İsrail bu bölgeyi (Dürzi bölgesi ve sakinleri) kendisine karşı bir yükümlülük taşıdığı bir alan olarak görmektedir (Yedioth Ahronoth, 11 Mart 2025).

13 Mart 2025'te işgal altındaki Hermon Dağı'na yaptığı ziyaret sırasında, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’ya doğrudan bir tehdit savurduğunu hatırlatmakta da fayda var: “Şam'daki başkanlık sarayında her sabah gözlerini açtığında, İsrail ordusunun Hermon Dağı'nın zirvesinden ve Güney Suriye'deki tampon bölgeden onu izlediğini, Golan Tepeleri ve Celile sakinlerini tehditlerinden korumak için orada bulunduğunu görecektir” diyerek, İsrail'in Suriye'de kalıcı olarak yerleşmeye hazır olduğunu vurgulamıştı.

İsrail perspektifinden Suriye tehdidi

İsrail'in Suriye'de ve bölgede yaptıklarının temelinde ezici gücü ve Suriye'nin (veya herhangi bir başka tarafın) karşılık verme gücünün olmadığı anlayışı yatıyor. Ayrıca, uluslararası, bölgesel ve Arap koşulları, özellikle de Suriye ordusunun çöküşü ve İsrail'in Suriye’nin askeri kapasitesini yok etmesinden sonra ve Suriye'nin bu geçiş aşamasında yaşadığı benzersiz siyasi, güvenlik, ekonomik ve sosyal koşullar, Suriye’nin bir karşılık vermesini engelleyebilir ve izin vermeyebilir.

cdfvgthy
Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı İsrail Katz, işgal altındaki Golan Tepeleri'ndeki Hermon Dağı'nda İsrail askerleri arasında, 17 Aralık 2024 (AFP)

Bu, İsrail'in Suriye'yi zayıflatmayı, yıpratmayı ve tüketmeyi hedefleyerek, onu zayıf, bölünmüş ve boyunduruk altına alınmış bir devlet olarak tutmaya devam edeceği anlamına geliyor. Dolayısıyla bunu engellemenin veya atlatmanın yollarını öngörmek ve araştırmak gerekiyor. Ancak, mevcut durumu göz önüne alındığında -yani herhangi bir askeri seçeneği takip etmesi mümkün olmadığı ve bunu yapacak gücü olmadığı için- Suriye, çeşitli faktörler nedeniyle İsrail için bir hedef olmaya devam edecektir.

Bu faktörlerin ilki, İsrail’in 60 yıldır Suriye’nin Golan Tepeleri'ni işgal etmesi ve hatta burayı kendi topraklarının bir parçası olarak görmesidir (Temel Kanun: 1981). Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani'nin yakın zamanda belirttiği gibi, bu durum Suriye için kabul edilemezdir. Şeybani, Suriye'nin İsrail'in 8 Aralık 2024'ten sonra işgal ettiği Suriye topraklarından çekilmesiyle ilgilendiği mevcut koşullar altında bu konunun gündemde olmadığını da vurguladı.

İkincisi, Suriye-Türkiye yakın ilişkisidir. Bilhassa İsrail içindeki bazı çevrelerin sanki İran'ın Maşrık'taki nüfuzunun son zamanlarda azalmasıyla oluşan boşluğu doldurmuş gibi Türkiye'yi düşman olarak görmesiyle birlikte, İsrail bu ilişkiyi bir tehdit olarak görüyor.

Üçüncüsü, İsrail, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında bir savunma ittifakının kurulmasını Ortadoğu'daki konumuna bir tehdit olarak görüyor. Bu nedenle, İsrail bu ittifakın Suriye'nin bağımsızlığını güçlendireceğinden ve İsrail'in diktelerine, baskılarına, siyasi ve askeri müdahalelerine karşı kendini savunmasını sağlayacağından endişe duyuyor.

Dördüncüsü, İsrail, Suriye'nin askeri ve ekonomik zayıflığına rağmen, Golan Tepeleri'nin iadesini talep ederek, Arap Barış Girişimi'ne bağlı kalarak Arap desteğine dayanarak, İsrail'in (ve hatta ABD'nin) kendisini normalleşmeyi kabul etmeye zorlayan baskısına direnebilecek güce sahip olduğunun artık farkına vardı.

Beşincisi, İsrail'in endişelerini artıran husus, ABD'nin ve özellikle de Başkanı Donald Trump'ın mevcut Suriye liderliği ile daha da yakınlaşmasıdır. Öyle ki Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara'ya övgüler yağdırırken, aynı zamanda İsrail'e baskı yapıyor ve Suriye’nin işlerine ve diğer birçok konuya müdahale etme gücünü kısıtlıyor. Bu bağlamda, Dr. Michael Milshtein, “Trump'ın, Lübnan'da ve şu anda Gazze'de olduğu gibi, Suriye'deki durumun kaderini de belirleyeceğini ve yine bunun İsrail'in çıkarlarıyla çeliştiğini” düşünüyor (Yedioth Ahronoth, 17 Ağustos 2026). Başka bir deyişle, bu durum İsrail'in aleyhine, yani bölgedeki Amerikan stratejisi şekillenirken konumunun aşınması pahasına gerçekleşmektedir.

Altıncı kez yapılan mevcut müzakereleri ayıran özellik, bunların Amerikan himayesinde, bir Arap ülkesi olan Ürdün'de yapılıyor olması ve güvenlik boyutuyla sınırlı, doğrudan ve kamuya açık müzakereler olmasıdır

İsrailli analist Eyal Zisser, İsrail ile Suriye ve bunlar arasında ABD ile Türkiye arasındaki mevcut durumu şu şekilde özetlemeye çalışıyor: “Esed rejimi devrildiğinde, İsrail fırsatı değerlendirerek, Esed rejiminin sahip olduğu askeri kabiliyetlerin istenmeyen ellere geçmesini önlemek için saldırılar düzenledi ve onları imha etti. Ayrıca, yeni Suriye hükümetine karşı mücadelelerinde Dürzilere yardım etmek için harekete geçti ve son saldırısında olduğu gibi Türk kuvvetlerinin bulunduğunu bildiği her yere saldırı düzenledi. Ancak, İsrail'in Suriye'de hareket özgürlüğüne sahip olduğu günler geri dönmemecesine bitti. Suriye rejimi Batı'nın gözdesi haline geldi ve bunun kaçınılmaz sonucu, İsrail'in Suriye'deki operasyonel alanının daralması oldu. Ancak Türkiye İran değil ve Suriye rejimi Beşşar Esed rejimi değil, bu nedenle gerilimler ve İsrail'in Suriye topraklarındaki eylemleri devam edecek. Bununla birlikte, şu anda hiçbir tarafın ne Ankara'nın, ne Kudüs'ün ne de Şam'ın istemediği bir tırmandırmadan korkulmuyor” (İsrail Bugün, 20 Ağustos 2026)

Sonuçsuz kalan Suriye-İsrail müzakereleri

Tüm faktörler göz önüne alındığında, Suriye, istediklerine veya istemediklerine ya da durumuna ilişkin algısına bakılmaksızın, İsrail saldırganlığının hedefi olmaya devam edecektir. Bu, Suriye'nin meseleyi “gerilimi azaltma” olarak çerçeveleme çabalarını açıklıyor. Suriye’nin amacı, İsrail ordusunun Suriye topraklarında faaliyet göstermesini engellemek ve 8 Aralık 2025'ten sonra işgal ettiği veya girdiği topraklardan çekilmesi için baskı uygulamaktır. Ayrıca Suriye'nin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve egemen haklarına saygıya dayalı olarak 1974 Kuvvetlerin Ayrılması Anlaşması'nın tam olarak yeniden etkinleştirilmesi ve uygulanmasıdır. Bu noktalar -ne daha fazla ne de daha az- Amerikan himayesinde Ürdün'de yapılan görüşmelerin özünü oluşturdu.

yj64j
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani Şam'da Reuters ile yaptığı röportaj sırasında, 22 Ağustos 2026 (Reuters)

İsrail ve Suriye arasında bu tür müzakerelerin ilk olmadığını hatırlamak gerekiyor. 1948’deki ateşkes anlaşması ile 1974’teki Kuvvetlerin Ayrılması Anlaşmasının ardından, Golan Tepeleri'nin iadesi, güvenlik düzenlemeleri ve normalleşme konularına odaklanan çok sayıda müzakere yapıldı, ancak hiçbir sonuca varılamadı.

Bu durum, 1991 Madrid Barış Konferansı görüşmelerinde de yaşandı; müzakereler Washington'da birkaç yıl devam ettikten sonra durakladı. 1990'ların ortalarında Wye House'da yeniden başladı ve üçüncü tur müzakereler, Ehud Barak yönetimi döneminde, ABD Başkanı Bill Clinton'ın sponsorluğunda 1999 ve 2000 yıllarında Washington ve Virginia'da gerçekleştirildi. Dördüncü tur müzakereler, Ehud Olmert ve Beşşar Esed yönetimi sırasında, 2008 yılında Türkiye'nin arabuluculuğuyla dolaylı olarak yapıldı. Yeni Suriye döneminde ise “gerilimi azaltma” amacıyla 2025 yazında dolaylı müzakerelerin yapılacağı duyuruldu.

Altıncı kez düzenlenen bu müzakereleri ayıran özellik, Amerikan himayesinde, bir Arap ülkesinde (Ürdün) gerçekleşiyor olmaları, doğrudan ve kamuya açık olmaları ve siyasi boyutu dışlayarak yalnızca güvenlik boyutuna odaklanmalarıdır. Ayrıca, mevcut koşullar ve veriler altında Golan Tepeleri'ndeki İsrail işgali konusunu da ertelemektedirler.