Gizli Suriye belgeleri: ABD’nin İsrail’le normalleşmeden İran’la ‘ayrılığa’ kadar değişen öncelikleri

Al Majalla, ABD’nin bir barış anlaşması imzalamaya yönelik son iki girişiminin taslaklarını, Şam’daki değişikliklerin boyutunu ve Tel Aviv ile Washington arasındaki öncelik farklılıklarını yayınlıyor.

Majalla
Majalla
TT

Gizli Suriye belgeleri: ABD’nin İsrail’le normalleşmeden İran’la ‘ayrılığa’ kadar değişen öncelikleri

Majalla
Majalla

İbrahim Hamidi

2000 yılında merhum Suriye Cumhurbaşkanı Hafız Esed’e ve 2011 yılında Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’e sunulan son iki anlaşmanın taslaklarına göre ABD Başkanı Bill Clinton’ın önceliği, 23 yıl önce Cenevre’de buluştuklarında Esed’i, Tel Aviv’le ‘gerçek anlamda bir normalleşme’ için ikna etmekti. Al Majalla’nın ulaştığı metne göre 2011 yılında bu ‘Amerikan rüyası’ Şam’ın, 2005 yılında Suriye güçlerinin çekilmesinden önce Lübnan’daki Hizbullah ve Tahran’la ‘ittifakından’ vazgeçmesine evrildi.

1991 yılında Madrid Konferansı’ndaki barış sürecinin başlamasından sonra ABD ve Avrupa’da Suriye ile İsrail arasında siyasi, güvenlik ve askerî alanda gizliden ve açıktan pek çok müzakere turu gerçekleşti. 1993 yılında İsrail Başbakanı İzak Rabin’in ilişkilerin normalleşmesi ve güvenlik düzenlemeleri karşılığında Golan’dan tamamen geri çekilme sözü vermesi ise bir dönüm noktası oldu.   

İsrail Başbakanı’nın, ABD Dışişleri Bakanı Warren Christopher tarafından Esed’e iletilen bu taahhüdü, ‘Rabin’in Teminatı’ olarak biliniyordu. 1993’teki Filistin Oslo Anlaşması ve 1994’teki Ürdün Vadi Arabe Anlaşması sebebiyle yaşanan donukluktan sonra, Tel Aviv’deki hükümet değişikliğiyle birlikte Suriye yolunda başka ABD girişimleri de görüldü.

“Şara ve Barak barışın sağlanması yönündeki ‘derin arzuyu’ ortaya koydu. Suriye tarafı, İsrail’in 1993 yılında Christopher aracılığıyla Esed’e iletilen ve 4 Haziran sınırlarının arkasına çekilme taahhüdünü içeren ‘Rabin’in Teminatı’na uyma yükümlülüğüne odaklandı”

Müzakereler, barış anlaşmasının ‘masanın dört ayağı’ olarak bilinen şu unsurlarına göre ilerliyordu: İsrail’in 1967’de işgal edilen Golan’dan çekilmesi, iki taraf arasında güvenlik düzenlemeleri, ikili ilişkilerin normalleşmesi ve barış anlaşmasına özel unsurlar arasında zaman çizelgesi. Bu atılımlardan biri olarak Suriye Genel Kurmay Başkanı Hikmet eş-Şihabi, 1994 yılının sonunda mevkidaşı Ehud Barak ve 1995 yılının ortalarında Amnon Şahak ile iki ülke arasında, eşit ve denk olacak güvenlik düzenlemelerine dair bir ilkeler belgesi temin etti. Bu belge, Rabin’e baskı yapmak üzere Ehud Barak tarafından sızdırıldı.

Müzakereler, 1996-1999 yıllarında Binyamin Netanyahu döneminde de devam etti. Bununla birlikte İşçi Partisi’nin seçimleri kazanıp iktidarı Ehud Barak’ın devralmasından sonra Başkan Clinton, Suriye’de bir barış anlaşması gerçekleştirmeye yönelik çabalarını yeniden yoğunlaştırdı. Bu esnada Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed’in sağlık durumu kötüleşmiş ve ardından iktidara Beşşar Esed’in gelmesi için hazırlıklar hızlandırılmıştı.

Rabin’in Teminatı

15 Aralık 1999’da Clinton, Barak ile Suriye Dışişleri Bakanı Faruk eş-Şara arasındaki görüşmelere ev sahipliği yaptı. Suriye ile İsrail arasındaki en üst düzey siyasi görüşmede ikili, Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın da katılımıyla yüz yüze görüştü. İki ülkenin genelkurmay başkanları da 1994’ün sonları ile 1995’in ortalarında gizli ve açık olarak bir araya gelmişti.

Şara ve Barack barışın sağlanması yönündeki ‘derin arzuyu’ ifade etti. Suriye tarafı, İsrail’in 1993 yılında Christopher aracılığıyla Esed’e iletilen ve 4 Haziran sınırlarının arkasına çekilme taahhüdünü içeren ‘Rabin’in Teminatı’na uyma yükümlülüğüne odaklandı. Şara ayrıca, üzerinde anlaşmaya varılan ‘güvenlik belgesine’ de bağlılık talep etti. Suriye de barışın gerekliliklerini yerine getirmeye ve İsrail’le normal ilişkiler kurmaya hazırdı. Buna karşılık Barak, güvenlik meselelerine ve İsrail’in endişelerine odaklandı. Ayrıca geri çekilme meselesini, barışçıl ilişkiler ve bunların derinliği meselesine bağladı. Taraflar, zaman çizelgesi konusunda görüş ayrılığına düştü. Şöyle ki; Şara kısa sürede sonuca bağlanmasını isterken Barak, uygulama için iki yıllık bir süre tercih etti. Bununla birlikte tartışma, gerginlikten uzak bir havada yürütüldü ve iki isim de ‘ABD’nin himayesinde Washington’da yürütülen mevcut müzakerelerin gidişatından oldukça memnun olduklarını’ dile getirdi. Bu, müzakerelerin 3 Ocak’ta Batı Virginia eyaletindeki Shepherdstown’da yeniden başlatılması konusunda cesaret verdi.

ABD’nin iş planı

Clinton, 3 Ocak’ta görüşmeleri başlattı. Zorluklar ve müzakerelerin sekteye uğrama ihtimali karşısında ABD tarafı, anlaşmazlık yaşanan ana meseleler üzerinde çalışma grupları oluşturma önerisinde bulundu. Şart ise şuydu: Gruplar eş zamanlı olarak toplanacak ve bir komitede anlaşmaya varılması, tüm komitelerdeki bütün meselelerde anlaşmaya varılmasıyla bağlantılı olacak. Oluşturulan komiteler ise şunlardı:

- 4 Haziran 1967 Sınırlarını Çizme Komitesi

- Eşit Güvenlik Düzenlemeleri Komitesi

- Barışçıl İlişkiler Komitesi

- Su Komitesi.

Majalla
Majalla

Komitelerin toplantıları için belirlenen tarihte, sınırların çizilmesine ilişkin komitede İsrail heyeti üyeleri başarısız oldu ve bu bir krize yol açtı. Ardından görüşmeler yeniden başlatıldı, ancak konuya ciddi bir giriş yapılamadı. Bu tıkanıklık karşısında ABD heyeti, iki tarafın tutumlarını özetleyen bir belge sundu. Belgenin metni şöyleydi:

“İsrail Devleti Hükümeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti

Güvenlik Konseyi’nin 242 ve 338 sayılı kararları temelinde, 31 Ekim 1991’de Madrid’de tarafların BM Sözleşmesi hedefleri ile ilkelerine inandıklarını teyit etmeleriyle başlayan barış süreci çerçevesinde ve yan yana birbirleriyle, aynı şekilde güvenilir ve kabul edilmiş sınırlar çerçevesinde diğer ülkelerle de barış içinde yaşama hakları ve sorumluluklarını kabul ederek Ortadoğu’da adil, kalıcı ve kapsamlı bir barış hedeflendi. Karşılıklı saygının tesis edilmesi ve dengeli, dostane ve iyi komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesi arzusundan hareketle iki ülke (İsrail ve Suriye), bu anlaşma uyarınca aralarında kalıcı bir barış tesis etmeye karar verdi ve böylece aşağıdaki hususlarda anlaşmaya vardık:

Birinci madde: Tanınmış sınırlar kapsamında barış ve güvenliğin tesisi

- İsrail ile Suriye arasındaki savaş durumu böylece sona erecek ve aralarında barış sağlanacak. Taraflar, aşağıda açıklanacak üçüncü maddede belirtilen zorluklar gereği normal barış ilişkileri kuracak.

- İsrail ile Suriye arasındaki daimî, güvenli ve tanınmış uluslararası sınırlar, aşağıda açıklanacak ikinci maddede belirtilmiş sınırlardır. (4 Haziran 1967 sınırlarına odaklanan) Suriye ile İsrail arasında üzerinde anlaşmaya varılan sınır noktası, taraflar için güvenlik endişelerinin ve hayati önem taşıyan diğer hususların yanı sıra tarafların hukuki değerlendirmeleri de dikkate alınarak belirlendi. İsrail Devleti, bu anlaşmanın eki uyarınca, tüm askerî güçlerini ve sivillerini çekerek bu sınırların arkasına konuşlandıracak. Bu noktadan itibaren her bir taraf, bu anlaşmada kararlaştırılanlar da dahil olmak üzere uluslararası sınırların kendine ait kısmında tam egemenlik sahibi olacak.

- İki tarafın da güvenliğini artırmak ve desteklemek için üzerinde anlaşmaya varılan güvenlik belgeleri ve prosedürleri, aşağıda verilecek dördüncü maddeye göre uygulanacak.

- Takvim (Zamanında ve koordineli bir uygulama için üzerinde anlaşmaya varılan bir zaman çizelgesi oluşturulacak), bu madde ve anlaşmanın diğer maddeleri için eşzamanlıdır.

İkinci madde: Uluslararası sınırlar

- İsrail ile Suriye arasındaki uluslararası sınırlar, haritalarda ve ayrıntılı alan koordinatlarında belirtilene uygun olacak. Bu sınırlar, İsrail ile Suriye arasında kalıcı, güvenli ve tanınmış uluslararası sınırlardır ve aralarında daha önce çizilen herhangi bir sınırın ya da ateşkes hattının yerini alacaktır.  

- Taraflar bu sınırlara ve her iki tarafın kara bölgelerinin, bölgesel sularının ve hava sahasının bütünlüğüne saygı gösterir.

- Görevi ve çalışmaları ekte belirtilen bir ortak sınır komitesi oluşturulacaktır.

Üçüncü madde: Normal barış ilişkileri

- Taraflar, kendi aralarında BM Sözleşmesi’nin şartlarını ve barış döneminde ülkeler arasındaki ilişkilere ilişkin uluslararası hukuk ilkelerini, özellikle de şunları uygulayacaklardır:

Taraflardan her biri, diğer tarafın egemenliğini, coğrafi bütünlüğünü, siyasi bağımsızlığını, güvenli ve tanınmış sınırlarda barış içinde yaşama hakkına saygı duyar ve tanır.

Taraflar, iyi komşuluk ilişkileri kuracak ve geliştirecek, birbirlerine karşı doğrudan veya dolaylı olarak güç tehdidinde bulunmaktan veya güç kullanmaktan kaçınacak, bölgelerinde barış, istikrar ve gelişme konusunda iş birliği yapacak ve ortaya çıkan her türlü anlaşmazlığı barışçıl yollarla çözecektir.

- Taraflar, karşılıklı yerleşik büyükelçi bulundurma da dahil olmak üzere aralarında tam anlamıyla diplomatik ve konsolosluk ilişkileri kuracaklardır.

Her iki taraf, karşılıklı saygıya dayalı dürüst ve iyi komşuluk ilişkilerinin doğasında olan karşılıklı yarar ve avantajları kabul eder ve bu amaçla:

İki ülke arasında insanlara, mallara ve hizmetlere serbest ve kapsamlı hareket izni verme de dahil olmak üzere karşılıklı yarar sağlayan ticari ve ticari ve ekonomik ilişkileri geliştirecek ve teşvik edeceklerdir.

Normal ekonomik ilişkilerin kurulması önündeki tüm engelleri kaldıracak, karşı tarafa yönelik her türlü ekonomik boykotu durduracak, adaletsiz mevzuatı iptal edecek ve iki taraftan birine karşı üçüncü bir tarafça uygulanan ekonomik herhangi bir boykota son vermek için iş birliği yaparlar.

İki ülke arasında uluslararası taşımacılık alanında ikili ilişkilerin kurulmasını teşvik edecek, bir taraftan diğerine taşınan deniz taşıtları ve sevkiyatlar için limanlara normal erişimi sağlayan demiryolu ağlarının genişletilip geliştirilmesi konusunda iş birliği yapacak ve sivil havacılık alanında normal ilişkilerin kurulmasına başlarlar.

Geçerli uluslararası norm ve kurallara uygun olarak, adaletsiz olmayan bir temelde iki taraf arasında posta, telefon, teleks, bilgi faksı, telli ve kablolu iletişim, televizyon hizmetleri, radyo ve uydu yoluyla normal iletişimler kurarlar.

İki ülke arasında karşılıklı ve de başka ülkelerden turizmi kolaylaştırmak ve teşvik etmek için turizm alanında iş birliği kurmaya çalışacaklar.

“İsrail ile Suriye arasındaki uluslararası ilişkiler, haritalarda ve ayrıntılı alan koordinatlarında belirtildiği gibi olacak. Bu sınırlar, İsrail ile Suriye arasında daimî, güvenli ve tanınmış uluslararası sınırlardır ve aralarında daha önceki herhangi bir sınırın ya da ateşkes hattının yerine geçecektir”

Bu ilişkilerin kurulması ve geliştirilmesi için üzerinde anlaşmaya varılan prosedürleri İsrail ile Suriye belirler. Bu prosedürlere, ilgili anlaşmaların gerçekleştirilmesine yönelik zaman çizelgesi ve 1’inci madde uyarınca İsrail askerî güçlerinin tahliye edeceği bölgelerdeki İsrailli nüfusa ve İsrail yerleşimlerine ilişkin düzenlemeler de dahildir.

Taraflardan her biri, diğer tarafın vatandaşlarının kendi yargı ve mahkemelerinde yeterli yasal süreçten yararlanabilmelerini sağlamayı taahhüt eder.

-  Normal barış ilişkilerinin ek tartışma gerektiren unsurları şunlardır: kültürel ilişkiler, çevre işleri, elektrik bağlantısı, enerji sorunları, sağlık ve tarım.

- Göz önünde bulundurulabilecek diğer bazı alanlar şunlardır: suçla mücadele, uyuşturucu, kışkırtmaya karşı iş birliği, insan hakları, tarihi ve dini yerler, anıtlar, adli iş birliği ve kayıp kişilerin aranmasında iş birliği.

Dördüncü madde: Güvenlik

A) Güvenlik düzenlemeleri

Kalıcı barışın ve istikrarın önemli bir temeli olarak güvenliğin her iki taraf için de önemli olduğunu kabul eden iki taraf, bu anlaşma uygulanırken karşılıklı güven temelleri inşa etmek ve ikisi için de kaçınılmaz güvenlik ihtiyaçlarını karşılamak için aşağıdaki tüm güvenlik düzenlemelerini yapacaklar. En önemli düzenlemeler şunlardır:

- Kuvvetlerin boyutunu ve yeteneklerini belirleme alanları arasında hazırlık, işletme ve silahlanma yeteneğinin, silah organizasyonlarının ve askerî yapının belirlenmesi yer alacaktır.

-  Kuvvetlerin ve yeteneklerinin belirlendiği bölgelerde silahsızlandırılmış bir bölge oluşturulacak ve silahsızlanma sınırın her iki tarafında eşit olacaktır. Bu bölge, İsrail güçlerinin çekileceği bölgelerle 31 Mayıs 1974’te İsrail ve Suriye orduları arasındaki ateşkes anlaşmaları (Bu anlaşmaya ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, 1973 yılındaki savaştan sonra vardı) çerçevesinde belirlenen mevcut temas bölgesini de içerecektir. Ekte açıklandığı gibi silahsız bölgede taraflardan herhangi biri hiçbir askerî güç, mühimmat, silah sistemi, askerî yetenek veya askerî yapı konuşlandıramaz ve bölgede yalnızca sınırlı sayıda sivil polisin varlığına izin verilir. Taraflar, silahsızlanmış bölgenin hava sahasında, özel bir düzenleme olmaksızın uçak uçurmamak üzere anlaşmaya vardı.

Majalla
Majalla

- Hermon Dağı’na (Cebelü’ş-Şeyh) erken uyarı istasyonu da dahil olmak üzere aktif bir askerî varlıkla erken uyarı sistemi yerleştirilecek ve uyarı istasyonu, yalnızca onların gözetimi ve sorumlulukları altında ABD ile Fransa tarafından işletilecektir. Bu istasyon, ekte açıklananlara uygun olarak daimî ve verimli bir şekilde işletilecektir.

- Uluslararası bir varlık aracılığıyla bölgede her iki tarafça bir video takip ve kontrol sistemi kurulacak ve çok uluslu ekipler ve otomatik araçlar içerecektir. Bu sistemin görevi, güvenlik düzenlemelerinin uygulanmasını takip ve kontrol etmek olacaktır. Bu güvenlik düzenlemelerinin veya başka herhangi bir güvenlik düzenlemesinin boyutlarına, konumlarına ve niteliklerine ilişkin ayrıntılar ekte belirtildiği gibi olacaktır.

“Ekte belirtildiği gibi taraflardan biri, silahsızlanmış bölgede herhangi bir askerî güç, mühimmat, silah sistemi, askerî yetenek veya askerî yapı konuşlandıramaz ve bölgede yalnızca sınırlı sayıda sivil polis varlığına izin verilir. Taraflar, silahsızlanmış bölgenin hava sahasında, özel düzenlemeler olmaksızın uçak uçurmama konusunda anlaşmaya varmıştır.”

B) Diğer güvenlik araçları

Taraflar ister iki taraf arasında ister taraflardan birine ait bölgede olsun, saldırgan eylemlerin tam olarak durduğundan emin olmak için ek adımlar olarak aşağıdakileri taahhüt edecektir:

- Her bir taraf, askerî mahiyette düşmanca bir ittifak çerçevesinde üçüncü bir tarafla iş birliği yapmama sözü verecektir. Taraflardan birine bağlı bölgenin, kim olursa olsun üçüncü bir ordunun güçleri tarafından ve mühimmat ve teçhizat da dahil olmak üzere ikinci tarafın güvenliğini olumsuz etkileyecek şekilde kullanılmayacağı teminatı verilmelidir.

- Her iki taraf ne olursa olsun ikinci tarafa ya da bu tarafın vatandaşlarına ve mal varlığına karşı herhangi şiddet eylemi veya şiddet tehdidi organize etmek, kışkırtmak, alevlendirmek, yardım etmek veya katılmaktan uzak durmakla ve kendi topraklarından ya da onun egemenliğine tâbi topraklardan bu tür faaliyetlerin yürütülmeyeceğinden ve bu topraklarda yaşayan insanlar tarafından desteklenmeyeceğinden emin olunması için yeterli önlemleri almakla yükümlüdür. Bu yüzden her bir taraf, kim olursa olsun herhangi bir örgüt veya grubun kendi topraklarına girmesini, varlık göstermesini, herhangi bir faaliyet yürütmesini ve şiddete başvurarak ya da şiddete başvurulmasını teşvik ederek ikinci tarafın güvenliğini tehdit edecek bir yapı kurmasını önlemek için gerekli ve etkili tüm önlemleri almalıdır.

- Taraflar, her türlü uluslararası terörün milletlerin güvenliği için bir tehdit teşkil ettiğini kabul eder ve dolayısıyla bu sorunla yüzleşmek için ortak uluslararası araçların güçlendirilmesinde ortak çıkarlara sahiptir.

C) Bu anlaşmada belirtilen güvenlik düzenlemelerinin uygulanmasını kolaylaştırmak için taraflar, ekte de açıklandığı gibi aralarında doğrudan bir irtibat ve koordinasyon sistemi oluşturacaktır. Bu sistemin görevleri şöyle olacaktır: Güvenlik işleri ve uluslararası sınırlarda sürtüşmeleri en aza indirme konusunda gerektiğinde doğrudan iletişim, uygulama sürecinde doğabilecek sorunların takibi, hataların veya yanlış yorumların ortaya çıkmasını önlemede iş birliği; takip, kontrol ve video sistemiyle doğrudan ve sürekli iletişim kurmak yer almaktadır.

Beşinci madde: Sular

İki taraf, aralarında su üzerine yaşanan mevcut tüm anlaşmazlıkları tam anlamıyla çözüme kavuşturmanın uygun uluslararası ilkeler temelinde, istikrarlı ve kalıcı barışın sağlanması için temel bir kaide oluşturduğunu kabul etmektedir. Taraflar, İsrail’in 1’inci madde uyarınca ve ekte de belirtildiği üzere teslim alınacak ya da İsrail güçlerinin çekileceği bölgelerdeki su depolarından ve yeraltı sularından belli miktarda su kullanmaya devam etmesini temin edecek düzenlemeler yapma konusunda anlaştı. Bu düzenlemelerin biyolojik veya kimyasal kirliliği ya da Taberiye Gölü ile Ürdün Nehri’nin ve ikisinin kaynaklarının kurumasını önleyecek tüm yolları içermesi gerekiyor.

- Bu maddenin ve ekin uygulanması gerektiği için taraflar, ekte belirtildiği şekilde ortak bir su komitesi, kontrol ve uygulama sistemi ve ortak bir idari kurul oluşturacaktır.

- Taraflar, ekte belirtildiği gibi suya ilişkin konularda iş birliği yapmak üzere anlaşmıştır. Bu iş birliği, kaynağı Suriye’de olan sulara ilişkin başka anlaşmalar çerçevesinde İsrail’e tahsis edilen suların miktarının ve kalitesinin garanti edilmesini de içermektedir.

Altıncı madde: Haklar ve sorumluluklar

- Bu anlaşma, her iki tarafın BM Sözleşmesi çerçevesindeki haklarını ve sorumluluklarını değiştirmez ve hiçbir durumda değiştirileceği şeklinde yorumlanamaz.

- Her iki taraf da herhangi bir üçüncü tarafın faaliyetinin varlığıyla bir ilgisi olmaksızın ve anlaşma kapsamında yer almayan herhangi bir taraftan bağımsız olarak, bu anlaşmaya göre yükümlülüklerini tam ve doğru bir şekilde yerine getirmeyi taahhüt edecektir.

- Taraflar, ikili ilişkileri çerçevesinde imzaladıkları çok taraflı anlaşmaların hükümlerini uygulamak için gerekli tüm tedbirleri alma sözü verecektir. BM Genel Sekreteri ve bu türden anlaşmaların sekreterlerine uygun bildirimde bulunmak da buna dahildir. Taraflar ayrıca taraflardan birinin, ikisinin de mensup oldukları uluslararası kuruluşlara bu kuruluşların yönetim kurallarına uygun olarak katılma hakkını etkileyecek faaliyetlerden kaçınacaktır.  

- Taraflar, bu anlaşmaya aykırı sözleşmelere imza atmamayı taahhüt edecektir.

- BM Sözleşmesi’nin 103’üncü maddesine göre tarafların bu anlaşmadaki yükümlülükleri ile başka yükümlülükleri arasında bir çatışma çıkması halinde bu anlaşmada açıklanan yükümlülükler ağır basacaktır.

Yedinci madde: Mevzuat

Taraflar, anlaşmanın uygulanması gerektiği için ihtiyaç duyulan her türlü mevzuatı uygulamayı ve anlaşmayla örtüşmeyen herhangi bir mevzuatı yürürlükten kaldırmayı taahhüt edecektir.

Sekizinci madde: Anlaşmazlıkların halledilmesi

Taraflar arasında mevcut anlaşmanın yorumlanması ya da uygulanmasına dair anlaşmazlıklar, müzakere yoluyla giderilecektir.

Dokuzuncu madde: Son maddeler

- Bu anlaşma, her iki tarafın izlediği yasal prosedürlere uygun olarak taraflarca onaylanacak, taahhüt evrakının karşılıklı tesliminden sonra yürürlüğe girecek ve iki taraf arasında daha önce yapılan ikili herhangi bir anlaşmanın yerini alacaktır.

- Bu anlaşmaya yapılan ekler anlaşmanın ayrılmaz bir parçasıdır.

- Anlaşma, usule uygun olarak tescil edilmesi için BM Genel Sekreteri’ne teslim edilecektir.

ABD tarafının kendi evrakını sunmasının ardından Şara, Suriye’nin mülahazalarını ve Barak da İsrail’in değişikliklerini sundu.

“Anlaşmanın sızdırılması İsrail’de ve Suriye’de büyük bir gürültü kopardı ve bu, kararlaştırıldığı gibi müzakerelerin yeniden başlamasının ertelenmesine, özellikle de Şam’ın, Barak’ın Golan’dan 4 Haziran hattına çekilme taahhüdünden ‘vazgeçtiğini’ düşünmesine sebep oldu.”

Faruk eş-Şara’nın Şam’a dönüşü ve erteleme

Anlaşmanın o zaman sızdırılması İsrail’de ve Suriye’de büyük bir gürültü kopardı ve bu, yeniden başlaması planlanan müzakerelerin ertelenmesine, özellikle de Şam’ın, Barak’ın Golan’dan 4 Haziran hattına çekilme taahhüdünden ‘vazgeçtiğini’ düşünmesine sebep oldu.

19 Ocak’ta Şam’da İsraillilerle müzakerelerin sonuçlarını tartışmak için bir liderler toplantısı düzenlendi. Al Majalla’nın eriştiği, Suriye’ye ait resmî bir belgeye göre toplantıda Şara şöyle konuştu:

- Clinton ve Dışişleri Bakanı iyiler, yanımızdalar ve bizim tutumumuzu destekliyorlar. Başkan Clinton, Cumhurbaşkanı Esed’e iletmem için bir mesaj gönderdi.

- Barak, barış istiyor ve bana, durumunu düzeltmesi için ona üç ay süre vermemizi söyledi. Barak’ın söylediğine göre Cumhurbaşkanı Esed, İslam’ın doğuşundan bu yana Biladü’ş-Şam’ın* tanıdığı en önemli lider.  

Ardından görüşmelerin gidişatını şu şekilde aktardı:

İsraillilerle öncelikler konusunda anlaşmazlık yaşandı. Suriye, 4 Haziran çizgisinin arkasına çekilmeyi ele almak istiyor, İsrail ise güvenlik, su ve barışçıl ilişkiler meselelerini tartışmak istiyor.

ABD’nin müdahalesinden sonra dört çalışma grubu oluşturulması üzerinde anlaşıldı, ancak komiteler herhangi bir anlaşmaya varamadı.

Clinton, Cumhurbaşkanı Esed’e, ABD’nin 4 Haziran çizgisinin ötesine çekilme konusundaki kararlılığına dair mesajını teyit etti.

“Taraflar, ekte de belirtildiği gibi sulara ilişkin meselelerde ikili iş birliği üzerinde anlaştı. Bu iş birliği, kaynağı Suriye’de olan sulara ilişkin diğer anlaşmalar çerçevesinde İsrail’e tahsis edilen suların miktarının ve kalitesinin garanti edilmesini de içeriyor.”

Clinton, Suriye tarafından su sorununun çözülmesini talep etti. O zaman 4 Haziran meselesi de çözülecekti, zira İsrail’i endişelendiren şey su meselesidir. Ayrıca ABD’nin Suriye için Türkiye’den su satın almaya hazır olduğunu da belirtti. Bakan Şara Türklerin bunu kabul etmeyeceğini söyleyince, Clinton şöyle karşılık verdi: “Suyun ederi neyse onlara ödeyeceğiz. O zaman kimse itiraz etmeyecektir.” Suriyeli Bakan ise şu yanıtı verdi: “Şu an size bir cevap veremem.”

Güvenlik konusunda da Suriye tarafı, daha önce 1995 yılında üzerinde anlaşmaya varılan ve sınırın her iki tarafında güvenliğin denk ve eşit olmasını ifade eden belgede ısrarcı oldu ve Şam’ı etkileyecek herhangi bir güvenlik tedbiri reddedildi.

Bakan Albright, ekonomik süreçler konusunu gündeme getirince aldığı cevap, bir baskı unsuru oluşturmaması için bu konunun tartışılmaması oldu.

Son şans

Çalışma grupları toplantılarının ertelendiği duyurulduktan sonra müzakereler durduruldu. 7 Mart 2000’de Başkan Clinton Cumhurbaşkanı Esed’i arayarak, Cenevre’de bir görüşme teklif etti. Zira Esed’e bizzat iletmek istediği ‘önemli şeyler’ vardı. Hafız Esed bu teklifi kabul etti ve toplantı 26 Mart’ta gerçekleştirildi. ABD’li bir yetkiliye göre Esed’in hasta olduğu anlaşılıyordu. Hatta ABD’li koordinatör Dennis Ross, sağlık durumunun zayıf olduğundan emin olmak için Esed’in omuzlarına dokunarak bunu anlamaya çalıştı.

Suriye’ye ait başka bir belgeye göre “Clinton, barış sürecinden ve Esed’in Madrid Konferansı’nda bu sürecin başlatılmasındaki rolünden bahsetti. Ayrıca Suriye ile İsrail arasında barışın gerçekleşmesi halinde, bölgede güvenlik ve istikrar adına elde edilecek büyük kazanımlardan bahsedildi. Sonra Esed’e haritalar sundu.” Suriye tarafının ifadesine göre bu haritalar, 200 metre genişliğinde bir göl şeridini kapsıyordu.

Suriye’ye ait belgede şu ifade yer alıyor:

“Esed, haritalara baktı ve Taberiye kıyısındaki el-Butayha bölgesinde 4 Haziran hattını aşan bir sınır çizgisi gördü. Aynı şekilde Baniyas bölgesindeki hatta da bir sapma fark etti. Başkan Clinton’a dönerek şöyle dedi: ‘Bu ne? Bu ABD’nin değil, İsrail’in haritası. Bana iletmek istediğiniz şey buysa söyleyeceğim ve üzerinde tartışacağım bir şey yok demektir.’

Clinton şu yanıtı verdi: ‘Dışişleri Bakanınız bu haritayı onayladı.’ Bakan Şara, hiçbir şey söylemeden ayakta duruyordu.

Esed tekrarladı: ‘Söyleyecek veya tartışacak bir şeyim yok. Bu harita İsrail’e ait ve ben tek bir toprak parçasından vazgeçmeyi kabul etmeyeceğim.’

“Cumhurbaşkanı Beşşar iktidara geldikten sonra İsrail’le bir barış için girişimlerde bulunuldu. Bu girişimlerin en öne çıkanı Lübnan Başbakanı Refik el-Hariri suikastından sonraki yalnızlık döneminde ortaya kondu. Türkiye, 2007-2008 yılları arasında bu girişime aracılık etti ve Esed ile İsrail Başbakanı Ehud Olmert arasında doğrudan bir görüşme ayarlamayı önerdi. Önerinin reddedilmesinden sonra Olmert, Gazze’ye yönelik saldırı başlattı”

Clinton çıktıktan sonra Şara, Esed’in yanına gelerek şöyle dedi: ‘Sayın Cumhurbaşkanım, küçük bir devletin başkanının yalan söylediğini biliyordum da büyük bir devletin başkanının yalan söylemesini beklemezdim.’ Cumhurbaşkanı başını salladı ve cevap vermedi.” Suriye Cumhurbaşkanı Vekili Abdülhalim Haddam’ın resmî bir belgede ek olarak belirttiğine göre “ABD’liler Cumhurbaşkanı Esed’in sağlık durumunu izliyor ve istenen tavizleri vermeye hazır hale geleceğine inanıyorlardı. Ama ülkenin menfaati her şeyden önemliydi ve Cumhurbaşkanı aşırıya kaçmadan, taviz vermeden ve aşırılıkla tavize yol açmadan vefat etti.”

İsrail, Mayıs 2000’de Lübnan’ın güneyinden çekildi ve Esed, 10 Haziran 2000’de vefat etti. Onun ardından iktidarı oğlu devraldı.

Beşşar Esed ve İran…

Cumhurbaşkanı Beşşar iktidara geldikten sonra İsrail’le bir barış için girişimlerde bulunuldu. Bu girişimlerin en öne çıkanı Lübnan Başbakanı Refik el-Hariri suikastından sonraki yalnızlık döneminde ortaya kondu. Türkiye, 2007-2008 yılları arasında bu girişime aracılık etti ve Esed ile eski İsrail Başbakanı Ehud Olmert arasında doğrudan bir görüşme ayarlamayı önerdi. Önerinin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra Olmert, Gazze’ye yönelik saldırı başlattı.

Şam, yalnızlıktan kurtulduktan sonra Barack Obama yönetimi çözümle tekrar ilgilenmeye başladı ve Senatör George Mitchell elçi ve Fred Hoff da onun yardımcısı olarak atandı. Nisan 2009 ila Mart 2011’in ortalarında, 4 Haziran hattını çizen kişi olarak tanınan ABD’li diplomat ve elçi sürece odaklanıyordu. Deneyimlerini de Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü tarafından yayımlanan, Yükseklere Varmak: Suriye-İsrail Barışı İçin Gizli Bir Girişimin Hikâyesi (A Path to Peace: A Brief History of Israeli-Palestinian Negotiations) adlı kitabında aktardı.

Mitchell ile Hoff’un Şam ve Tel Aviv’e yaptığı keşif turlarından sonra ABD’nin çabası 2010’da yoğunlaştı. Mitchell ve Hoff,  Esed’i, Rabin’in Teminatı’nın uygulanması için ‘bölgesel yanların’ yani Suriye’nin İran ve Hizbullah’la ilişkisinin açıkça konuşulmasını içeren yeni bir yaklaşıma ikna etmek için eylül ayında Şam’a gitti.  

Bunun öncesinde 22 Mayıs 2010’da ABD Senatosu’ndaki Dış İlişkiler Komitesi Başkanı John Kerry, ‘İsrail’in 4 Haziran hattına tamamen çekilmesi karşılığında, Esed’in İsrail’in tüm taleplerini karşılayan bir barış anlaşmasına açık olduğunu’ öğrenmişti.

Washington, Scud füzelerinin Hizbullah’a ulaşmasından endişeleniyor ve Suriye-İran bağlantısını koparmak için çalışıyordu. Bununla birlikte Kerry’nin Esed’in imzalaması için hazırlanmış bir mektup taslağını yanında taşıması dikkat çekiciydi. Bu taslağı Hoff, İsraillilerle yapılan görüşmelerin ardından hazırlamıştı ve Başkan Obama’ya iletilecekti. Mektubun metni şöyle:

- Suriye ile İsrail arasında Suriye’nin Haziran 1967’de kaybettiği toprakları tamamen geri almasını yansıtan sınırlar da dahil olmak üzere yapılan barış anlaşması; Suriye’nin, İsrail’in güvenliğini hem devletler hem de devlet dışı unsurlar tarafından tehdit eden iş birliğine, eylemlere ve politikalara verdiği tüm desteği bitirecektir.

- Bu barış anlaşması, İsrail ile Suriye arasındaki çatışmayı sona erdirecek ve anlaşmanın imzalanmasından önceki hadiselerden kaynaklanan tüm sorunların çözümünü de içerecektir.

Majalla
Majalla

- Bunun sonucunda büyükelçiliklerin açılması da dahil olmak üzere diplomatik ilişkiler normalleşecektir.

- Suriye’nin devletler ve devlet dışı unsurlarla ilişkileri, her iki tarafın da içine sinecek şekilde belirlenen anlaşma yükümlülükleri ve İsrail’e karşı yükümlülükleriyle tamamen tutarlı olacaktır.

- İsrail’le bir barış anlaşmasına varılması halinde Suriye, Arap Barış Girişimi doğrultusunda, İsrail ile Filistinliler ve İsrail ile Lübnan arasında barış anlaşmalarının temin edilmesi ve bunun sonucunda İsrail ile tüm Arap Birliği ülkeleri arasındaki ilişkilerin normalleşmesi de dahil olmak üzere kapsamlı bir Arap-İsrail barışının gerçekleşmesi için tam desteğini ve iş birliğini sunacaktır.  

Bu, Rabin’in Teminatı’na alternatif bir ABD Teminatı gibiydi. Suriye tarafı Obama’dan, İsrail’in Suriye’ye ait Golan’dan 4 Haziran hattına çekilmesi sözünü de içeren yazılı bir taahhüt almaya çalıştı. Bunun üzerine Kerry,  Esed’e şöyle dedi: “ABD’nin tutumunun, Golan’ın 1967 hattına tamamen geri dönmesini gerektirdiğini Başkan Yardımcısı (Joseph Biden) ile teyit ettim.”

ABD’nin Şam ile Tel Aviv arasındaki barış çabaları devam etti. 27 Şubat 2011’de, yani gösterilerin ve Arap Baharı’nın başlamasının ardından Hoff Şam’a gitti ve ertesi gün Esed’le buluştu. ABD’li elçi Suriye-İsrail anlaşmasının taslağını sundu. Hoff, dipnotlarla birlikte kâğıdı Esed’e teslim etti. Kâğıtta şunlar yazıyordu:

“Bu anlaşma (muhtemel çerçeve anlaşması/muhtemel barış anlaşması), Suriye ile İsrail arasındaki savaş durumunu sona erdirecek ve barışı tesis edecektir. Bu yeni gerçekliğe uygun olarak her iki tarafın ikili bir ilişkinin yanı sıra, diğer tüm etkin taraflarla da ilişkiler kurma yönünde adımlar atmasını gerektirecektir.

“Taraflar, kapsamlı bir Arap-İsrail barışı gerçekleştirme hedefini paylaşıyor ve bunun Filistinliler ile İsrailliler ve Lübnan ile İsrail arasında barış anlaşmalarının imzalanmasını ve Arap Birliği’ne üye tüm ülkeler ile İsrail arasındaki ilişkilerin de normalleşmesini gerektirdiğini biliyor.”

Dolayısıyla yürürlükteki uluslararası hukuk ilkelerine ve BM belgesine göre taraflardan herhangi biri, başka bir devleti temsil eden veya bir devleti temsil etmeyen bir tarafın, taraflardan birinin veya vatandaşlarının güvenliğini ve selametini tehdit edecek herhangi bir eylemine, çabasına veya planına doğrudan veya dolaylı olarak destek vermeyecek, tehditte bulunmayacaktır. Özellikle bu anlaşma yürürlüğe girdiğinde:

- Taraflar, birbirlerine karşı doğrudan veya dolaylı olarak tehdit uygulamaktan ya da güç kullanmaktan kaçınacak ve aralarındaki tüm anlaşmazlıkları ve çatışmaları barışçıl yollarla çözmek için çalışacaktır.

- Taraflar, iki tarafın topraklarında ya da vatandaşları tarafından, taraflardan birine ya da vatandaşlarına zarar vermek için çabalayan düzenli, düzensiz ya da paramiliter güçlere yardımcı olan her türlü faaliyeti sona erdirecek ya da yasaklayacaktır. (Dipnot: 1)

- Taraflardan herhangi biri, bir devleti temsil eden veya etmeyen herhangi bir tarafla yapılan sözleşme ya da anlaşma kapsamında, diğer tarafa karşı toplu güç kullanımı hakkını kullanmayacaktır. Yahut böyle bir anlaşma, sözleşme veya yükümlülük kapsamında diğer tarafa karşı güç kullanma ya da tehdit uygulama ya da diğer tarafa karşı düşmanca bir ittifaka katılma veya katılımı sürdürme konusunda herhangi bir yardım talebine olumlu yanıt vermeyecektir. (Dipnot: 2)

- Taraflardan herhangi biri, Lübnan hükümetinin resmî güvenlik güçlerine gönderilenler dışında, Lübnan’a silah veya askerî mühimmat taşımayacak ya da kendi toprakları üzerinden böyle operasyonların yapılmasına izin vermeyecektir. (Dipnot: 3)

- Taraflar, kapsamlı bir Arap-İsrail barışı gerçekleştirme hedefini paylaşıyor ve bunun Filistinliler ile İsrailliler ve Lübnan ile İsrail arasında barış anlaşmalarının imzalanmasını ve Arap Birliği’ne üye tüm ülkeler ile İsrail arasındaki ilişkilerin normalleşmesini gerektireceğini biliyor. Her iki taraf da bu hedefe ulaşmak için elinden geleni yapacaktır.

Dipnotlar ve açıklamalar

Özel durumlar için dipnotlar:

- Pratikte bu grupların mevcut politikalarına bakıldığında Suriye; Suriye ve Lübnan’daki Hizbullah’a ve İsrail’e ve İsraillilere yönelik şiddet eylemleri planlayan, bunlara destek ve katılım sağlayan diğer Filistinli gruplarla birlikte Hamas’a silah, çift kullanımlı malzemeler, eğitim ve istihbarat da dahil olmak üzere askerî ve mali yardım sunmaktan kaçınmalıdır. Bu gruplara ya da yasaklı faaliyetleri yürütmek için Suriye topraklarını kullanan başka herhangi bir gruba mensup tüm kişiler, Suriye’den Lübnan dışındaki ülkelere sınır dışı edilmelidir.

- Suriye’nin İran, Hizbullah ve Arap Birliği’ndeki taraflarla, bu gereklilik kapsamına girebilecek toplu güvenlik anlaşmalarının olduğu söyleniyor. Örneğin Suriye, Kudüs Gücü de dahil olmak üzere İran Devrim Muhafızları ile ilişkisini bitirmeli ve Muhafızlarla, teçhizatının Suriye topraklarından ya da Suriye hava sahasından geçişini engellemelidir. Aynı şekilde varsa İsrail’e ve İsrail vatandaşlarına karşı tehdit ya da güç kullanımına izin veren her türlü anlaşmayı bitirmesi de gerekecektir.

- Buna dayalı olarak Suriye’nin gerek Lübnan’daki Hizbullah’a ve gerekse Lübnan’a çift kullanımlı malzemeler dahil her türlü silah ve askerî mühimmat sevkiyatı operasyonlarına katılımına ve bu operasyonları kolaylaştırmaya son vermesi gerekecektir. Ayrıca Lübnan’daki Filistinli gruplara silah akışını durdurması ve onları silahsızlandırmaya dönük çabaları desteklemesi gerekmektedir.

Hoff’un kitabına göre Esed, dipnotlara değinmeden önce beş noktanın çeşitli yönlerini daha iyi anlamak istediğini dile getirdi. İlk dört noktanın Lübnan’a özel atıflar içerdiğine, ancak sadece dördüncü noktada ülkenin adının açıkça zikredildiğine işaret etti. Ardından Suriye-İsrail barış anlaşması metninde Lübnan’ın adının zikredilmesinin uygun olup olmadığını sorguladı.

Tartışmada sunulan metnin tüm yönleri ele alındı. Hoff, Esed’in şu sözlerini aktarıyor: “Hem Suriye hem de İsrail bir barış anlaşmasına vardığını ilan eder etmez Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın kurallara uyma hızına herkes şaşıracak.” Hoff, şunu ekliyor: “Ben de şöyle yanıt verdim: En çok şaşıran insanlardan biri de ben olacağım. Cumhurbaşkanı’na, Nasrallah’ın İran’a ve İran İslam Devrimi’ne olan bağlılığı ortadayken nasıl böyle bir kanaate vardığını sordum. Bunun üzerine Esed, Nasrallah’ın İranlı değil, bir Arap olduğunu belirtmekle başladı ve Suriye ile Lübnan’ın Arap-İsrail barış sürecinin bir parçası olması gerektiğine işaret etti. Zira Lübnan’ın yolu Suriye’ye bağlıydı. Esed, Hizbullah’ı da ‘tek gerçek Lübnanlı siyasi parti’ olarak tanımlayarak, onun Lübnan’daki en büyük mezhep grubu olan Şiilerin temsilcisi olduğuna ve Lübnan’ın iç siyasetinde liderlik rolü oynamaya mahkûm bir kurum olduğuna dikkat çekti.”

Tartışmada Beyrut’un, Lübnan’a ait olduğunu ve İsrail’in 2000 yılında Lübnan’ın güneyinden çıkmasından sonra Hizbullah’ın orayı yeniden ele geçirmek istediğini söylediği Güney Lübnan’daki Şeba çiftliklerine de değinildi. Hoff şöyle diyor: “Esed’e, Nasrallah’ın direniş dünyasından çıkışının, Suriye’nin İsrail’in Golan Tepeleri bölgesini boşaltmasından hemen sonra, Şeba çiftliklerini Lübnan’a iade etmesini gerektirip gerektirmeyeceğine dair görüşünü sordum. Esed, şu an Şeba çiftliklerindeki hakkından bahsetmese de bana, haritalara bakıldığında Şeba çiftliklerinin Suriye toprağı olduğunun görüldüğünü, belki gelecekte Lübnan’la bir düzenleme yapılabileceğini, ancak soruya konu olan toprakların Suriye’ye ait olduğunu belirtti.

“Hoff’un kitabına göre Esed, dipnotlara değinmeden önce beş noktanın çeşitli yönlerini daha iyi anlamak istediğini dile getirdi. İlk dört noktanın Lübnan’a özel atıflar içerdiğine, ancak sadece dördüncü noktada ülkenin adının açıkça zikredildiğine işaret etti. Ardından Suriye-İsrail barış anlaşması metninde Lübnan’ın adının zikredilmesinin uygun olup olmadığını sorguladı”

Esed kendiliğinden, Suriye’nin İran’ın güdümünde bir devlet olmadığının ve İsrail ile yapılan barış anlaşmasının İran’a değil, Suriye’ye ait bir mesele olduğunun altını çizdi. Daha sonra Türkiye’nin barış anlaşması için arabuluculuk çabaları başladığında İran’ı aklına getirmediğini belirtti.” Rapora göre Esed, Hoff’a şöyle dedi: “Suriye’nin de kendi kamuoyu var. Suriyelilerin, topraklarının tamamen geri alındığına ikna olması gerekiyor.”

Hoff, Şam’dan iyimser bir şekilde ayrıldı. Sokaklarda başka bir gelişme yaşanıyordu. Suriye’deki gösteriler yayıldı ve güvenlik güçleri onlara karşılık verdi. Washington arabuluculuğunu askıya aldı. Mitchell, 13 Mart’ta Ortadoğu’da barış için özel elçilik görevinden istifa etti. Aynı ayın 19’unda Obama, Dışişleri Bakanlığı’na hitaben “Esed ya Suriye’nin demokrasiye geçişine liderlik etmeli ya da iktidardan çekilmeli” dedi. 18 Ağustos’ta Obama, ‘Esed’in çekilmesi için vaktin geldiğini’ ilan etti.

Ortadoğu Barış Ekibi’nde olan Hoff da Dışişleri Bakanlığı ile Yakın Doğu Ofisi’ne kötüleşen Suriye krizi konusunda danışmanlık görevine geçiş yaptı.

Halihazırda ABD, Rusya, İran, Türkiye ve İsrail ordularının faaliyet yürüttüğü Suriye, üç ‘devletçiğe’ bölünmüş durumda.

2018 yılı sonunda Birleşik Arap Emirlikleri gibi Arap ülkeleri, Şam’la ilişkilerini yeniden başlattı. Arap normalleşmesi süreci devam etti ve Şam, Arap Birliği’ne döndü.

İran’ın Suriye’den çıkarılması gerektiğine dair Arap önerileri yinelendi. Bazıları Şam’ın Arap-İsrail normalleşmesi sürecine katılacağını düşünüyor.  

* Bilâdü'ş-Şâm: Suriye, Filistin, Lübnan ve Ürdün’ü içine alan tarihî bölgenin adıdır.

* Bu özel haber Şarku’l Avsat okuyucuları için Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Avustralya, Husileri terör örgütü ilan etti

Husilerin kontrolündeki Sana'da ocakta düzenlenen eylemlerde ABD karşıtı sloganlar atılmıştı (AFP)
Husilerin kontrolündeki Sana'da ocakta düzenlenen eylemlerde ABD karşıtı sloganlar atılmıştı (AFP)
TT

Avustralya, Husileri terör örgütü ilan etti

Husilerin kontrolündeki Sana'da ocakta düzenlenen eylemlerde ABD karşıtı sloganlar atılmıştı (AFP)
Husilerin kontrolündeki Sana'da ocakta düzenlenen eylemlerde ABD karşıtı sloganlar atılmıştı (AFP)

Avustralya, Husiler olarak da bilinen Ensarallah Hareketi'ni terör örgütü listesine aldı.

Avustralya Başsavcısı Mark Dreyfus, perşembe günü yaptığı açıklamada, Gazze savaşının ardından Kızıldeniz'de düzenledikleri saldırılar nedeniyle Yemen'deki Husilerin terör örgütü listesine alındığını söyledi.  

Deyfus, kararın Avustralya istihbaratı ve güvenlik güçlerinin değerlendirmeleri neticesinde verdildiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: 

Husilerin, Aden Körfezi ve çevresindeki bölgede gerçekleştirdiği şiddetli saldırılarda siviller rehin alındı ve öldürüldü. Bu saldırılar, Arap Yarımadası çevresindeki sularda seyrüsefer hak ve özgürlüklerini ciddi şekilde sekteye uğratarak deniz güvenliğini ve küresel refahı baltaladı.

Kararla birlikte Husilere üye olanlar, örgüt üyeleriyle iletişime geçenler, örgüte katılanlar veya destek verenler 25 yıla kadar hapis cezası alabilir. 

Muhalefetteki Avustralya Liberal Partisi'nden Senatör James Paterson, hükümetin kararından memnuniyet duyduğunu belirtirken, Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'yi eleştirerek bu adımın çok geç atıldığını savundu. 

Paterson, Twitter'daki paylaşımında muhalefetin Husilerin terör örgütü ilan edilmesine yönelik çağrıyı 9 Ocak'ta yaptığını hatırlatarak, "Niye bu kadar geciktiniz?" ifadelerini kullandı. 

Avustralya, Hamas'ı 4 Mart 2022'de, Hizbullah'ı da 10 Aralık 2021'de terör örgütü listesine almıştı.

Husiler, Hamas'ın 7 Ekim'deki Aksa Tufanı operasyonunun ardından patlak veren Gazze savaşında İsrail'e karşı Filistinli örgütü destekliyor. Bu doğrultuda, Batılı ülkelerin yanı sıra İsrail'e ait gemilere 31 Ekim'den beri saldırılar düzenliyorlar. 

ABD Kongresi'ne bağlı araştırma komitesinin 1 Mayıs'ta paylaştığı bilgilere göre İran destekli Husiler, Kızıldeniz'de toplamda en az 100 gemiye saldırdı. Amerikan ordusuysa Ortadoğu'daki üslerden kaldırdığı drone'larla misilleme yapmıştı. Husiler, bu saldırılarda en az 34 kayıp verdiklerini bildirmişti.

Washington yönetimi, 17 Ocak'ta Husileri yeniden "yabancı terör örgütü" listesine almıştı. 

Independent Türkçe, Jerusalem Post, Sky News


İsrail ordusu 3 esirin cesedinin Gazze Şeridi'nden alındığını duyurdu

Gazze Şeridi'ndeki İsrail askerleri (Reuters)
Gazze Şeridi'ndeki İsrail askerleri (Reuters)
TT

İsrail ordusu 3 esirin cesedinin Gazze Şeridi'nden alındığını duyurdu

Gazze Şeridi'ndeki İsrail askerleri (Reuters)
Gazze Şeridi'ndeki İsrail askerleri (Reuters)

İsrail ordusu tarafından bugün (Cuma) yapılan açıklamada, Hamas'ın 7 Ekim'de İsrail topraklarına düzenlediği saldırıdan bu yana Gazze Şeridi'nde tutulan üç esirin cesedine ulaşıldığı bildirildi.

Ordudan yapılan açıklamada, “Esirler Hanan Yablonka, Michel Nisenbaum ve Orion Hernandez'in cesetleri, İsrail ordusu ve istihbarat servisleri tarafından Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de düzenlenen ortak bir operasyonla gece saatlerinde kurtarıldı” denildi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu Arapça olarak yaptığı açıklamada, “İster canlı ister ölü olsunlar, kaçırılanları geri getirmek için elimizden gelen her şeyi yapmak gibi ulusal ve ahlaki bir yükümlülüğümüz var ve biz de bunu yapıyoruz” ifadesini kullandı.

Gazze Şeridi’nde devam eden savaş, 7 Ekim'de Hamas'ın İsrail'in güneyine eşi benzeri görülmemiş bir saldırı başlatmasıyla patlak verdi. AFP'nin İsrail resmi rakamlarından elde ettiği verilere göre söz konusu saldırıda bin 170 kişi öldü.

Hamas'ı ‘ortadan kaldırma’ sözü veren İsrail'in başlattığı bombardıman ve ardından gelen kara harekâtı sonucunda 35 bin 800 kişi hayatını kaybetti.

Hamas’ın İsrail yerleşimlerine yönelik saldırısında 252 kişi esir alındı. İsrail'in bugün yaptığı açıklamaya göre 37'si ölü olmak üzere 121 kişi halen Gazze Şeridi'nde esir tutuluyor.


Gazze savaşı nasıl sona erebilir? İsrail’in önündeki 4 senaryo

Yüzer iskelenin yanında Gazze'ye insani yardımın ulaşmasını bekleyen Filistinliler. (DPA)
Yüzer iskelenin yanında Gazze'ye insani yardımın ulaşmasını bekleyen Filistinliler. (DPA)
TT

Gazze savaşı nasıl sona erebilir? İsrail’in önündeki 4 senaryo

Yüzer iskelenin yanında Gazze'ye insani yardımın ulaşmasını bekleyen Filistinliler. (DPA)
Yüzer iskelenin yanında Gazze'ye insani yardımın ulaşmasını bekleyen Filistinliler. (DPA)

Gazze Şeridi'ndeki acımasız savaşın üzerinden yedi ay geçmesine rağmen Hamas halen savaşıyor. Hamas'ın kabiliyetleri azalmış olsa da Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki sıcak noktalarda yeniden toplanıyor ve Gazze Şeridi'nin çevresindeki İsrail yerleşimlerine roket saldırılarına devam ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Associated Press'ten (AP) aktardığına göre İsrail, kara kuvvetlerinin önünü yıkıcı hava bombardımanlarıyla açtıktan sonra Hamas'a karşı başlangıçta taktiksel ilerleme kaydetti. Ancak daha sonra birçok İsrailli, silahlı kuvvetlerinin ABD'nin Irak ve Afganistan'daki savaşlarıyla karşılaştırıldığında sadece kötü seçimler yaptığını düşünmeye başladı.

Bu bağlamda, İsrail Savaş Kabinesi'nin iki üyesi, Savunma Bakanı Yoav Gallant ve Netanyahu'nun rakibi Benny Gantz isyan ederek Netanyahu'dan Gazze Şeridi'ndeki savaş sonrası süreç için ayrıntılı bir plan geliştirmesini talep etti.

Gantz ve Gallant, 7 Ekim saldırısından sonra Hamas'a karşı yakın tarihin en büyük hava bombardımanını, kara operasyonlarını ve Birleşmiş Milletler'in (BM) Gazze Şeridi'nin bazı bölgelerinin kıtlığın eşiğine geldiğini söylediği sınır geçişi kısıtlamalarını içeren müdahaleyi destekledi.

dfvgb
Gazze Şeridi'nde esir tutulan İsraillilerin yakınları, Tel Aviv'de düzenlenen bir gösteri sırasında yakınlarının fotoğraflarını tutuyor. (AP)

İki Savaş Kabinesi üyesi, İsrail güçlerinin 2005 yılında çekildiği Gazze Şeridi'ni yeniden işgal etmeleri halinde uzun ve maliyetli bir savaştan korkarken, aynı zamanda Gazze Şeridi'nde Hamas yönetiminin yeniden tesis edilmesine veya bir Filistin devletinin kurulmasına yol açabilecek herhangi bir çekilmeye de karşı çıkıyor.

Aşağıda savaşın nasıl sona erebileceğine dair 4 senaryo yer alıyor:

1- Askeri işgalin tamamlanması

Netanyahu, Hamas'a karşı tam bir zafer ve esirlerin iadesi sözü verdi. İsrail'in Hamas'ın güçlü bir kalesi olarak gördüğü Refah'a topyekûn bir saldırı başlatması halinde bu zaferin haftalar içinde elde edilebileceğini açıkça belirtti.

Gazze Tümeni'nde komutan yardımcısı olarak görev yapan İsrailli emekli general Amir Avivi, İsrail'in Gazze Şeridi'nde kalmak zorunda olduğunu ifade etti.

Avivi mevcut durumu şöyle açıkladı: “Bataklığı kurutmazsanız sivrisineklerle baş edemezsiniz. Bataklığı kurutmak eğitim müfredatını tamamen değiştirmek, terör örgütleriyle değil yerel liderlerle uğraşmak anlamına gelir ve bu bir gecede olmaz.”

İsrail hükümetindeki aşırı sağcı bakanlar, çok sayıda Filistinlinin başka yerlere ‘gönüllü olarak göç etmesi’ ve Gazze Şeridi'ndeki İsrail yerleşimlerinin yeniden inşa edilmesi çağrısında bulundu.

İsraillilerin çoğu, yaklaşık 2,3 Filistinlinin yaşadığı bir yerde büyük bir asker varlığına karşı çıkıyor. Zira işgalci bir güç olarak İsrail sağlık, eğitim ve diğer hizmetleri sağlamaktan sorumlu olacak.

Tam işgalin Hamas'ın ortadan kaldırılmasına yol açacağının garantisi yok. Hamas 1980'lerde Gazze Şeridi tamamen İsrail kontrolü altındayken kuruldu. Lübnan'daki Hizbullah İsrail güçleri Güney Lübnan'dayken kuruldu ve İsrail güçleri 1967'den beri bölgeyi kontrol etmesine rağmen Batı Şeria'daki silahlı unsurlarla sık sık çatışıyor.

2- Sınırlı işgal ve Anka’dan yardım

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ülkesinin Gazze Şeridi'nde güvenlik kontrolünü elinde tutacağını, ancak sivil yönetimi Hamas ya da Filistin Yönetimi ile bağlantısı olmayan yerel yetkililere bırakacağını söyledi. Bazı Arap ülkelerinin yönetime ve yeniden inşaya katkıda bulunmasını önerdi. Ancak hiçbir ülke bu öneriye ilgi göstermedi.

Eski bir askeri istihbarat subayı ve Tel Aviv Üniversitesi'nde Filistin çalışmaları analisti olan Michael Milstein, İsrail'in Gazze Şeridi'nde iş adamları ve aşiret üyelerini kullanma girişiminin ‘felaketle’ sonuçlandığını ve Gazze Şeridi'nde kendisine yardım edecek Anka kuşu gibi efsanevi yaratıklar aradığını söyledi.

3- Büyük anlaşma

AP'ye göre Arap ülkeleri, ABD'nin onlarca yıllık çatışmayı çözmeyi amaçlayan önerisi etrafında bir araya geliyor. Öneri, Arap ve Müslüman ülkelerin yardımıyla Gazze Şeridi'ni yönetecek Filistin Yönetimi'nde reform yapılması planına dayanıyor.

Netanyahu, Gallant ve Gantz ile birlikte öneriyi reddederek, bunun “Hamas'ı ödüllendireceğini ve İsrail sınırlarında bir milis devleti kurulmasına yol açacağını” belirtti.

Filistinliler kan döngüsünü durduracak tek çözümün Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs toprakları üzerinde bir Filistin devletinin kurulması olduğunu ifade ediyor.

Hamas ise en azından geçici olarak iki devletli çözümü kabul ettiğini söylüyor ve savaş sonrası herhangi bir çözümün parçası olması gerektiğini ekliyor.

4- Hamas ile anlaşma

Hamas, Gazze Şeridi'ndeki esirlerin serbest bırakılması karşılığında Filistinli tutukluların serbest bırakılmasını, İsrail güçlerinin Gazze Şeridi'nden çekilmesini, uzun vadeli ateşkesi ve Gazze Şeridi'nin yeniden inşasını içeren çok aşamalı bir anlaşmayı içeren farklı bir teklif sundu.

Bu önerinin hayata geçirilmesi Hamas'ın Gazze'nin yönetiminde yer almaya devam edeceği ve 7 Ekim saldırısından sonra Filistinlilerin maruz kaldığı geniş çaplı yıkım ve ölü sayısına rağmen askeri yeteneklerini yeniden inşa etmesine ve hatta zafer ilan etmesine olanak sağlayacaktır.

Binlerce İsrailli geçtiğimiz haftalarda liderlerinin bu teklifi kabul etmesini talep etmek için gösteri yaptı, zira esirlerin iadesi için tek yol bu olabilir. Protestocular, Netanyahu'yu anlaşmayı engellemekle suçluyor. Çünkü bu durum aşırılık yanlısı koalisyon ortaklarının istifasına ve hükümetin düşmesine yol açabilir ki bu da Netanyahu'nun siyasi kariyerinin sonu olur ve yolsuzluk suçlamasıyla yargılanmasına neden olabilir.


Hudeyde'deki Husi operasyon odası hedef alındı, çok sayıda ölü ve yaralı var

Husilerin dün iki hava saldırısıyla vurulduğunu açıkladığı Hudeyde Havaalanı’nın havadan görünümü (arşiv - AFP)
Husilerin dün iki hava saldırısıyla vurulduğunu açıkladığı Hudeyde Havaalanı’nın havadan görünümü (arşiv - AFP)
TT

Hudeyde'deki Husi operasyon odası hedef alındı, çok sayıda ölü ve yaralı var

Husilerin dün iki hava saldırısıyla vurulduğunu açıkladığı Hudeyde Havaalanı’nın havadan görünümü (arşiv - AFP)
Husilerin dün iki hava saldırısıyla vurulduğunu açıkladığı Hudeyde Havaalanı’nın havadan görünümü (arşiv - AFP)

Uluslararası tanınırlığa sahip Yemen hükümetine bağlı Ortak Kuvvetler Komutanlığı'ndan bir askeri kaynak, dün (Perşembe) Husi örgütünün batıdaki Hudeyde vilayetinde eski Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'e ait evde bulunan operasyon odasının bir donanma gemisi tarafından hedef alındığını doğruladı.

Arap Dünyası Haber Ajansı'na (AWP) konuşan kaynak, ABD-İngiltere koalisyonuna ait bir donanma gemisinin operasyon odasını hedef alan saldırısında, silahlı örgüte mensup yedi ila on arasında liderin öldüğünü ve yaralandığını belirterek, ölenler arasında ‘insansız hava araçları (İHA) ve füze uzmanlarının’ da bulunduğunu kaydetti.

Şarku’l Avsat’ın AWP’den aktardığına göre kaynak, “İstihbarat kaynaklarımız, saldırının yüksek riskli hedeflere ulaştığını ve bir grup lider ile İHA ve füze uzmanının toplandığı gelişmiş bir operasyon odasını imha ettiğini doğruladı. Ayrıca yedi ila on arasında unsurun öldüğünü ve yaralandığını bildirdi” ifadelerini kullandı.

Kaynağa göre donanma gemisi bir füze ateşledi. Ardından Husiler tarafından fırlatıldıktan birkaç saniye sonra bir balistik füzeyi hedef alan bir önleyici füze, grubun dokuz yıl önce Hudeyde'nin kontrolünü ele geçirmesinden bu yana kontrol ettiği eski cumhurbaşkanının evinin üzerinde alçak irtifada patladı. Şarapnel parçalarının yakındaki evlere isabet ettiği bildirildi.

Husiler tarafından dün (Perşembe) erken saatlerde yapılan açıklamada, Husilerin kontrolündeki Hudeyde Havaalanı’nın Kızıldeniz'de donanma gemileri bulunan Amerikan ve İngiliz güçleri tarafından düzenlenen iki hava saldırısıyla vurulduğu duyuruldu.


Arap zamkı, nasıl Sudan iç savaşının fon kaynağına dönüştü?

Birleşmiş Milletler verilerine göre Sudan'da en az 18 milyon kişi akut açlıkla karşı karşıya (Reuters)
Birleşmiş Milletler verilerine göre Sudan'da en az 18 milyon kişi akut açlıkla karşı karşıya (Reuters)
TT

Arap zamkı, nasıl Sudan iç savaşının fon kaynağına dönüştü?

Birleşmiş Milletler verilerine göre Sudan'da en az 18 milyon kişi akut açlıkla karşı karşıya (Reuters)
Birleşmiş Milletler verilerine göre Sudan'da en az 18 milyon kişi akut açlıkla karşı karşıya (Reuters)

Amerikan gazetesi Wall Street Journal (WSJ), gıdadan kozmetiğe çeşitli ürünlerde kullanılan Arap zamkının, Sudan'daki iç savaşın fon kaynaklarından birine dönüştüğünü yazdı.

Haberde, Arap zamkından elde edilen gelirin hem Sudan ordusuna hem de onlara karşı savaşan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) önemli gelir kaynağı sağladığı belirtildi. 

Kamyonuyla Arap zamkı taşıyan Muhammed Caber, El Ubeyd şehrinden geçerken kontrol noktalarındaki HDK savaşçılarına yaklaşık 330 dolar ödediğini söyledi. 

Caber, ayrıca kendisi gibi Arap zamkı taşıyan birçok şoförün, konvoylara eşlik eden HDK savaşçılarına 60 ila 100'er dolar ödediğini belirtti. 

Şoför, HDK'nin istenen miktarları ödemeyenlerin mal ve araçlarına el koyduğunu savundu. Paramiliter oluşum, haziranda El Ubeyd'in kontrolünü ele geçirmişti.

Dünyadaki Arap zamkının yaklaşık yüzde 80'i Sudan'daki akasya ağaçlarından elde ediliyor. 

Ülkenin başlıca gelir kaynaklarından biri konumundaki Arap zamkı birçok yiyecek, içecek, kozmetik ürün ve ilaçta stabilizatör, kıvam arttırıcı ya da emülgatör olarak kullanılıyor. 

Zamkın elde edildiği akasya ağaçları da Sudan'ın batıdaki Çad sınırından doğuda Etiyopya'yla sınırına kadar uzanan yaklaşık 520 bin kilometrekarelik çöl kuşağında yetişiyor. 

Sudan, 2022'de yaklaşık 183 milyar dolar değerinde Arap zamkı ihraç etmişti. Zamkın ticaretiyle uğraşanlar, ürünün fiyatının yaklaşık üçte iki oranında artarak ton başına 5 bin dolara kadar yükseldiğini söyledi.

Haberde, Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdülfettah Burhan komutasındaki yönetimin, Arap zamkı ihracatından aldığı vergiyle HDK gibi kendisine bir gelir kapısı oluşturduğu belirtildi. 

Sudanlı akademisyen Rabie Abdelaty, "Arap zamkı ihracatından elde edilen gelir doğrudan bu savaşı finanse ediyor" dedi.

WSJ, buna rağmen çok az şirketin Sudan'dan zamk tedarikini durdurmaya yönelik adım attığına dikkat çekti. 

İsviçre merkezli gıda devi Nestle, zamkların Sudan'dan değil Çad, Nijer ve Mali'den alındığını savundu. İtalyan çikolata şirketi Ferrero ise "tüm tedarik sürecinin sıkı denetimden geçirildiğini" bildirdi. 

Bitkisel ürün ve gıdaya odaklanan Fransız firması Nexira ise zamk tedarikinin geçen yıl üç aylığına durdurulduğunu fakat daha sonra devam edilmesi kararı alındığını belirtti.

Diğer yandan haberde, zamk alımının durdurulmasının geçimlerini buna bağlayan birçok Sudanlı çiftçiyi zor durumda bırakabileceğine de işaret edildi. 

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı'ndan Rachid Amui, zamk alımıyla ilgili kararların küresel piyasalara doğrudan yansıyacağını belirterek, "Dünya pazarında büyük bir Arap zamkı kıtlığı yaşanırsa bu, çok ciddi etkileye yol açabilir" dedi. 

Sudan iç savaşı

Burhan yönetimiyle General Muhammed Hamdan Dagalo liderliğindeki HDK arasında yaşanan anlaşmazlıklar, geçen yıl nisanda sıcak çatışmaya dönüşmüştü.

Birleşmiş Milletler verilerine göre, 50 milyon nüfusa sahip Sudan'da iç savaş nedeniyle en az 8,5 milyon kişi yerinden edilirken, çatışmalarda yaklaşık 14 bin kişi yaşamını yitirdi. 

Independent Türkçe


İsrail Lübnan’ın Nebatiye şehrinde bir aracı hedef aldı: Bir kişi öldü, üç öğrenci yaralandı

İsrail'in Güney Lübnan'da düzenlediği hava saldırısında isabet alan araç yanarken sürücüsü öldü (Al Markazia)
İsrail'in Güney Lübnan'da düzenlediği hava saldırısında isabet alan araç yanarken sürücüsü öldü (Al Markazia)
TT

İsrail Lübnan’ın Nebatiye şehrinde bir aracı hedef aldı: Bir kişi öldü, üç öğrenci yaralandı

İsrail'in Güney Lübnan'da düzenlediği hava saldırısında isabet alan araç yanarken sürücüsü öldü (Al Markazia)
İsrail'in Güney Lübnan'da düzenlediği hava saldırısında isabet alan araç yanarken sürücüsü öldü (Al Markazia)

Lübnan basını, İsrail'e ait bir insansız hava aracının (İHA) bu sabah saat 7.30 sularında ülkenin güneyindeki Nebatiye şehrindeki Kefer Deccal yolu üzerinde bir aracı hedef aldığını ve saldırı sonucunda aracın alev aldığını bildirdi.

dfrgth5
Yanan aracı söndürmeye çalışan Sivil Savunma ekipleri (AlJadeed Tv)

İsrail'in aracı hedef aldığı sırada aynı noktadan geçmekte olan bir okul otobüsünde üç öğrenci yaralandı.

Hava saldırısı sonucu araç alev alırken Sivil Savunma, Kızıl Haç, İslami Sağlık Kurumu ve Lübnan Risala İslami İzcilik Derneği’nden ekipler yangına müdahale ederken yaralıları tedavi altına alınmak üzere derhal en yakın hastanelere taşıdılar.

tyhnju
İsrail’in düzenlediği hava saldırısında yaralanan öğrencilerden biri (AlJadeed Tv)

 


ABD, Yemen'deki Husilere ait 4 insansız hava aracını vurduğunu duyurdu

Kızıldeniz'deki bir Amerikan destroyeri geçen nisan ayında bir Husi saldırısını önledi (AP)
Kızıldeniz'deki bir Amerikan destroyeri geçen nisan ayında bir Husi saldırısını önledi (AP)
TT

ABD, Yemen'deki Husilere ait 4 insansız hava aracını vurduğunu duyurdu

Kızıldeniz'deki bir Amerikan destroyeri geçen nisan ayında bir Husi saldırısını önledi (AP)
Kızıldeniz'deki bir Amerikan destroyeri geçen nisan ayında bir Husi saldırısını önledi (AP)

Amerika Birleşik Devletleri Merkez Komutanlığı (CENTCOM) bugün (Perşembe) yaptığı açıklamada, kuvvetlerinin dün Yemen'de kontrolü altındaki bölgelerden Husi grubu tarafından fırlatılan dört insansız hava aracını başarıyla engellediğini duyurdu.

CENTCOM açıklamasında, güçlerinin Husi saldırılarını kendilerine, koalisyon güçlerine ve ticari gemilere yönelik yakın bir tehdit olarak değerlendirdiği belirtildi.


İsrail güçleri Cenin'de bir otelde gazetecileri kuşattı

Batı Şeria'nın Cenin kentine düzenlenen baskında İsrail güçleri tarafından bir Filistinli gözaltına alındı ​​(AP)
Batı Şeria'nın Cenin kentine düzenlenen baskında İsrail güçleri tarafından bir Filistinli gözaltına alındı ​​(AP)
TT

İsrail güçleri Cenin'de bir otelde gazetecileri kuşattı

Batı Şeria'nın Cenin kentine düzenlenen baskında İsrail güçleri tarafından bir Filistinli gözaltına alındı ​​(AP)
Batı Şeria'nın Cenin kentine düzenlenen baskında İsrail güçleri tarafından bir Filistinli gözaltına alındı ​​(AP)

Filistin Haber Ajansı’nda bugün (Perşembe) yer alan haberde, bir İsrail kuvvetinin, İsrail ordusunun şu ana kadar en az 11 Filistinlinin ölümüne neden olan askeri operasyon yürüttüğü Cenin kentinde çalışan basın ekiplerine ateş açtığını bildirdi.

Ajans, salı sabahından bu yana Cenin'de bulunan İsrail güçlerinin, kentte çalışan gazetecilerin haberlerini hazırlamak için bir odasını kullandıkları oteli kuşattığını belirtti.

İsrail güçlerinin otele takviye birlikler gönderdiği belirtilen haberde, İsrail askerlerinin ateş açması sonucu otel çalışanlarından birinin yaralandığı kaydedildi.


İsrail'in Gazze'nin merkezinde bir evi bombalaması sonucu 10'u çocuk 16 kişi hayatını kaybetti

İsrail'in Gazze'nin merkezinde bir evi bombalaması sonucu 10'u çocuk 16 kişi hayatını kaybetti
TT

İsrail'in Gazze'nin merkezinde bir evi bombalaması sonucu 10'u çocuk 16 kişi hayatını kaybetti

İsrail'in Gazze'nin merkezinde bir evi bombalaması sonucu 10'u çocuk 16 kişi hayatını kaybetti

Filistin'den yayın yapan Şihab Haber Ajansı (Shehab News Agency) bugün (Perşembe) İsrail'in Gazze Şehri'nin merkezindeki bir evi bombalaması sonucu çoğu çocuk 16 kişinin öldüğünü bildirdi.

Ajans, bombardımanın el-Derac mahallesindeki bir evi hedef aldığını ve ölenler arasında 10 kişinin bulunduğunu söyledi.

Ajans daha önce de İsrail'in Gazze'de bir caminin içindeki Kuran okulunu hedef alan saldırısında çoğu çocuk 10 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de yaralandığını duyurmuştu.

Ajans, El Sahaba mahallesindeki Fatima El Zehraa camisine yapılan bombardımanın kurbanları olduğunu belirttiği çocukların fotoğraflarını yayınladı.


İran, Sadr'ı Irak'ın siyasi istikrarını bozmak için mi destekliyor?

Sadr Hareketi destekçileri Nasiriye'de yerel seçimleri boykot ettiklerini açıklarken, 14 Aralık 2023 (AFP)
Sadr Hareketi destekçileri Nasiriye'de yerel seçimleri boykot ettiklerini açıklarken, 14 Aralık 2023 (AFP)
TT

İran, Sadr'ı Irak'ın siyasi istikrarını bozmak için mi destekliyor?

Sadr Hareketi destekçileri Nasiriye'de yerel seçimleri boykot ettiklerini açıklarken, 14 Aralık 2023 (AFP)
Sadr Hareketi destekçileri Nasiriye'de yerel seçimleri boykot ettiklerini açıklarken, 14 Aralık 2023 (AFP)

Rüstem Mahmud

Iraklı üst düzey bir siyasi kaynak Al-Majalla’ya yaptığı açıklamada, İran'ın Irak’taki Şii siyasi güçlere yönelik stratejisinde köklü değişiklikler olduğunu söyledi. Kaynak, bu değişikliklerin, ülkedeki siyasi istikrarı ve güvenliği bozmak ve geçmiş dönemde İran’ın nüfuzundan göreceli de olsa bağımsızlaşan bazı Iraklı Şii siyasetçi ve güçlerin ‘gücünü budamak’ için Sadr Hareketi’ne yönelik üstü kapalı desteğini önümüzdeki dönemde de sürdürmesi anlamına geldiğini ifade etti.

Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr, 2022 yılının haziran ayı ortalarında Irak’taki siyasi süreci tamamen boykot ettiğini açıklamış ve yaklaşan genel seçimlere ‘hiçbir şekilde’ katılmama kararı almıştı. Bu karar öncesinde, 2021 yılının ekim ayında yapılan milletvekili seçimlerinin ardından ülkede ciddi bir siyasi kriz yaşandı. Sadr Hareketi, Temsilciler Meclisi’ndeki 325 sandalyeden 73'ünü kazanarak en büyük blok oldu. Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve (Sünni) Tekaddum Partisi ile üçlü bir ittifak kurdu. Ancak Hukuk Devleti Koalisyonu lideri ve eski Başbakan Nuri El Maliki öncülüğünde Koordinasyon Çerçevesi çatısı altında bir araya gelen Şii güçler, Üçlü Koalisyon’un cumhurbaşkanı seçmesine ve yeni bir hükümet kurmasına izin vermedi. Yeni cumhurbaşkanını seçmek için üçte ikilik yeter sayıya ulaşılamaması, ülkede ciddi bir siyasi krize neden oldu. Sadr taraftarları ile Koordinasyon Çerçevesi destekçileri arasında 2022 yılının Ağustos ayı sonlarında çıkan silahlı çatışmalarda 30'dan fazla kişi öldü, aralarında onlarca askerin ve güvenlik görevlisinin de bulunduğu en az 700 kişi yaralandı.

xsdvfbgn
Mecf kentinde aralık ayındaki yerel seçimleri boykot eden pankartlar taşıyan Mukteda es-Sadr destekçileri (AFP)

Al-Majalla’ya konuşan kaynak, Irak'ta son iki ay içinde meydana gelen üç siyasi gelişmenin İran'ın ‘Irak'taki iç durumun istikrarına ilişkin endişelerini’ artırdığını söyledi. Kaynak, söz konusu gelişmelerin Irak'ın istikrarının İran'ın kontrolünden çıkmasını mümkün kıldığını ve bazı noktalarda Irak'ın stratejik siyasi kararlarının 2003 yılından bu yana ilk kez İran nüfuzundan bağımsız olabileceğini gösterdiğini vurguladı.

İran şimdi siyasi süreç üzerinde baskı ve gerilim yaratarak söz konusu Iraklı Şii isimleri İran'ın Irak’taki ve bölgedeki rolüyle yeniden ilişkilendirmek istiyor.

Örneğin, ABD'nin baskısı ve yerel diplomasi, Bağdat ile Erbil arasında çözüm bekleyen meselelerde, özellikle de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) memurların maaşları konusunda siyasi bir uzlaşıya varılmasını sağladı. Irak hükümeti, ülkenin başlıca siyasi güçleriyle uzlaşarak, silahlı grupları ve milisleri dizginlemeyi ve özellikle Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani'nin ABD ziyaretinden sonra, ABD’nin Irak'taki ve bölgedeki askeri üslerine daha fazla saldırı düzenlemelerini önlemeyi de başardı. Irak hükümeti ayrıca ABD askerlerinin Irak’tan bir an evvel çıkması ve Irak'taki askeri üslerinin lağvedilmesi yönündeki hem siyaset çevrelerinden hem de halktan gelen çağrılara yanıt vermek yerine, konuyu uzun soluklu Irak-ABD müzakerelerine bıraktı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geçtiğimiz ay Irak'a gerçekleştirdiği olağanüstü ziyaret sırasında Ankara ile hem Bağdat hem de Erbil arasında, Irak ekonomisi ile Türkiye ekonomisi arasında köprüler kuracak onlarca stratejik ekonomik anlaşma imzalandı. Anlaşmaların Türkiye'nin Irak'taki etkisini artırması ve böylece İran'ın rolünün azalmasına neden olacağı tahmin ediliyor.

Bundan kısa bir süre önce Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu (UNAMI) Başkanı Jeanine Hennis-Plasschaert, BM Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) verdiği son brifingde, UNAMI’nin Irak'ta seçimler, siyasi çalışmalar ve insan hakları alanlarındaki çalışmalarını tamamen sona erdireceğini ve Irak hükümetinin talebi üzerine Irak'ta sadece bir BM koordinatörü bulunduracağını açıklamıştı. Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığına göre bu adım, Irak'taki siyasi sahnesini ve genel atmosferi uluslararası kurumlardan, özellikle de BMGK’dan dışlamak için İran'ın baskısıyla atıldı. UNAMI Başkanı, BMGK’ya düzenli olarak brifing verdi ve her seferinde İran bağlantılı milislerin ülkenin siyasi istikrarının bozulmasındaki olumsuz rolüne dikkati çekerek, Irak hükümetini ve siyasi güçleri uluslararası topluma karşı tamamen sorumlu tuttu.

Bu gelişmelerden sadece iki hafta önce, IKBY’nin Kormor Gaz Tesisi’ne insansız hava aracıyla (İHA) dört işçinin ölümüne ve bölgenin enerji şebekesine zarar vererek, büyük bir bölümünün enerji kesintisine uğramasına neden olan beklenmedik bir saldırı düzenlendi. Bu ani saldırı, Erbil ile Bağdat arasında birtakım uzlaşıların sağlandığı ve bu uzlaşıları bozmak isteyen tarafların suçlamalarla karşı karşıya kaldığı bir dönemde gerçekleşti.

zhumöı
Iraklı Şii din adamı Mukteda es-Sadr Kufe Camii'nde vaaz verirken, 4 Kasım 2022 (AFP)

Irak'taki Hizbullah yapılanmasının üst düzey liderlerinden din adamı Muhammed el-Kevserani’nin son iki haftadır İran'a bağlı birçok Iraklı silahlı grupla temaslarını yoğunlaştırdığını ve bu gruplarla, başta silahlı kanadı Mehdi Ordusu olmak üzere Sadr Hareketi arasında ortak bir zemin bulmaya çalıştığını söyleyen Iraklı kaynak, “Kevserani, İran ve Hizbullah tarafından geleneksel olarak Irak'taki silahlı grupların yönetiminin denetçisi olarak kabul ediliyor” dedi. Kaynak, söz konusu grupların, Sadr ve destekçilerinin Irak hükümetinin stratejisine aykırı olsa bile ülkede gerçekleştirebilecekleri herhangi bir siyasi ya da halk hareketine karşı çıkmamaları gerektiğini de belirtti.

Irak'taki Hizbullah yapılanmasının üst düzey liderlerinden din adamı Muhammed el-Kevserani, son iki haftadır İran'a bağlı birçok Iraklı silahlı grupla temaslarını yoğunlaştırırken, bu gruplarla Sadr Hareketi arasında ortak bir zemin bulmaya çalıştı.

Sadr Hareketi’nin lideri Mukteda es-Sadr, geçtiğimiz nisan ayı ortalarında hareketin adını ‘Şii Ulusal Hareketi’ olarak değiştirdiklerini açıkladı. Gözlemciler, Sadr'a yakın isimlerin Irak basınında boy göstermeye başlamasıyla birlikte isim değişikliğini, Mukteda es-Sadr’ın Irak siyaset sahnesine dönüşünün sinyali olarak değerlendirdi. İsim değişikliğinin, Sadr Hareketi’nin Mukteda es-Sadr'ın genel himayesi ve rehberliği altında siyasi sürece katılımının bir devamı olacağını söyleyen kaynak, ancak bu katılımın ayrıntılı bir örgütsel katılım olmayacağını, sadece Sadr'ın yaklaşık iki yıldır süren ‘siyasi tecridinin’ kırılmış olacağını belirtti. Sadr, isim değişikliği duyurusundan sadece birkaç gün önce, Irak'taki en büyük Şii dini merci olarak kabul edilen Ayetullah Sistani’yi ziyaret etmiş, yerel ve bölgesel olaylara ilişkin siyasi ve sahadaki tutumlarını açıklamaya başlamıştı.

Mukteda es-Sadr, isim değişikliği açıklamasından birkaç gün sonra siyasi tecridi çerçevesinde son yıllarda yapmadığı bir şekilde, babası Muhammed Sadık es-Sadr'ın şehit edilişini anacağını duyurdu. Sadr, bu vesileyle destekçilerine siyasi bir konuşma yaparak ilan ettiği yeni siyasi hareketin kimliğini ve siyasi görevlerini açıkladı. 

Iraklı kaynağa göre İran, Sadr'ın iki yıl önce siyasi süreçten aniden çekilmesinin yarattığı travma nedeniyle ne KDP'nin ne de Tekaddum Partisi'nin Sadr ile gelecekte, özellikle de yaklaşan seçimlerde herhangi bir siyasi ittifaka katılmayacağına emin. Sadr'ın iki yıl önce siyasi süreçten aniden çekilmesi, KDP ve Tekaddum Partisi'nin zayıf konuma düşmelerine, Koordinasyon Çerçevesi güçleriyle müzakerelere gitmek zorunda kalmalarına ve onların Muhammed Şiya es-Sudani liderliğinde Irak hükümetinin kurulması için Devleti Yönetme İttifakı’nın oluşturulması konusundaki dayatmasını kabul etmelerine yol açmıştı.

Kaynağa göre İran, bu doğrultuda Sadr'ın içeride kendisine siyasi müttefikler edinmesini sağlamaya çalışıyor. İran, Sadr'ın baskıları ve sokak hareketleriyle, mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani'nin ne pahasına olursa olsun ikinci bir dönem daha başbakanlık yapma arzusunun, özellikle Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin liderleriyle yaşadığı anlaşmazlıkların ardından Sadr ve Sudani'yi önümüzdeki yıl yapılması planlanan genel seçimlerde bir araya getirebileceğini ve siyasi bir ittifak oluşturmalarını sağlayabileceğini düşünüyor.

zxcfvgbh
Başkent Bağdat'ta Temsilciler Meclisi’ndeki bir oturuma katılan Iraklı milletvekilleri, 3 Eylül 2018 (AP)

Öngörülen ittifak, parlamenter blok ve siyasi ağırlık açısından Koordinasyon Çerçevesi güçlerine paralel olacağından tarafların hiçbiri ne yeni bir cumhurbaşkanı seçebilecek ve yeni bir hükümet kurabilecek bir parlamento bloğu oluşturabilecek. Elbette Sadr, Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin gelecekteki herhangi bir Irak hükümetinde yer almasını kabul etmeyecektir. Zira son dönemdeki tüm siyasi tercihini bu ret üzerine inşa etti. Ancak bunun yanında hiçbir zaman tek başına bir hükümet kuramayacağı gibi, eskisi gibi istediğinde de siyasi süreçten ayrılamayacak.