Yemen trajedisinin kökeni: Husiler ve savaşan dağlı kabileler

Yemen trajedisinin kökeni: Husiler ve savaşan dağlı kabileler
TT

Yemen trajedisinin kökeni: Husiler ve savaşan dağlı kabileler

Yemen trajedisinin kökeni: Husiler ve savaşan dağlı kabileler

Muhammed Ebi Semra

Dokuz yıl önce 21 Eylül 2014’te Husi milisler, Yemen’in başkenti Sana’yı ele geçirdi. Al Majalla, Yemen’in mevcut durumunu konuşmak için Paris’te, Paris ile Sana arasında mekik dokuyan Yemenli bir araştırmacı yazarla buluştu. Hayatını korumak için adının açıklanmasını istemeyen yazar, konuşmasına özetle Yemen ile başkentinin yıkıcı bir dram yaşadığını söyleyerek başladı.

Ona göre Husiler ve savaşçı diğer Yemenli kabileler, 1964 yılında başlayan 60 yıllık cumhuriyet dönemindeki tüm tecrübeyi yok etti. Pek çok başarının ve hatanın kaydedildiği bu toplumsal-siyasi dönemde ya da sistemde Yemenliler, seslerini yükseltip, hatalarını eleştirebiliyordu. Ancak bugün o başarılar, sanki hiç olmamış gibi kaşla göz arasında yok oldu. Yemenliler yoksulluğa, değerlerde, eğitimde, sağlık hizmetlerinde, ekonomide, maaşlarda bir çöküşe ve devlet kurumlarında, yönetimde ve yargıda bir yıkıma şahit olunan bu genel yıkımdan bir çıkışın olduğuna dair ümitlerini kaybetti.  

Eğitim, tarım ve savaş arasında kabileler

Yemenli araştırmacıya göre cumhuriyet döneminin 1964’ten beri kurduğu çağdaş eğitim, Yemen’deki geleneksel toplumu büyük oranda değiştirdi. İnsanlar çağa açık hale geldi ve toplumsal kapalılık kozasından çıktı. Ancak savaşçı Zeydi kabileler ile örf âdetlerine ve savaşçı miraslarına bağlı kalmayı sürdüren diğer kabileler bu değişime ayak uyduramadı. Bugün Husiler, savaşçılığa devam eden Zeydî kabilelerdir.

Bundan dolayı araştırmacı, Yemen’in geçmişte ve halihazırdaki derin trajedisini, 60 yıllık cumhuriyet rejiminde aralıklarla devam eden ve geçici ateşkeslerle gölgelenen ‘aralıklı daimi savaş’ olarak özetliyor. Bu savaş, savaşçı kabilelerin eseridir. Ona göre Yemen halkı iki temel gruba ayrılır:

Savaşçı kabileler: Bunlar dağlıdır ve yerleşim yerlerini dağların yükseklerine kurup, tarımla uğraşırlar. Bununla birlikte sahip oldukları asıl şey, uzun tarihleri boyunca kazandıkları savaş becerileri. Çoğunlukla silah tutmakla beraber dağlarda tarımsal faaliyetlerde de bulunurlar. Ama tarımsal üretimleri, pazarlayıp ticaretini yapmaya yetecek kadar tarımsal fazlalık üretmez. Onlarda silah, şan şerefin ve erkekliğin sembolüdür. Zeydi savaşçı kabilelerin çoğu dağlıdır. Ancak Güney Yemen’de Ma’rib, Dali ve Yafa şehirlerinde de savaşçı kabileler mevcuttur.

Yemen’in geçmişte ve halihazırdaki derin trajedisi, 60 yıllık cumhuriyet rejiminde aralıklarla devam eden ve geçici ateşkeslerle gölgelenen ‘aralıklı daimi savaş’ olarak özetlenebilir. Bu savaş, savaşçı kabilelerin eseridir

Savaşçı olmayan kabileler: Bunlar da tarımla uğraşır, ancak dağlık olmayan düz, geniş ve verimli bozkır topraklarında. Bu kabilelerin tarımsal faaliyetleri, pazarlamaya ve ticarete ihtiyaç hissettiren bir fazlalık ortaya koyuyor. Savaşçılık kabiliyetleri bakımından zayıf olan bu kabileler, İbb’de ve onun Bereketli Bölge olarak bilinen vilayetinde oturuyor. Ayrıca Tihame ve Taiz’de ikamet edenler de var.

Şarku’l Avsat’ın Majalla dergisinden aktardığı analize göre Sana şehri ve yakın çevresindeki halk da savaşçı değil. Güneydeki Hadramut’un halkı ise ticaretle uğraşır ve Doğu Asya’ya ve Körfez’e göç ederler. Bu da onları zorunlu olarak savaşçı halkın dışında tutar. Savaşçı olmayan kabilelerin silahla, savaşla övünme huyları yoktur; onlar kendilerini savunmak zorunda kalmadıkça bu iki şeye başvurmazlar.

Bir örnek olarak İbb’in trajedisi

Yemenli araştırmacı, bu ayrımdan hareketle Yemen’deki toplumsal-bölgesel yapıyı yeniden okuyor. 18’inci ve 19’uncu yüzyıllara dönerek, tarihte gücünü savaşçı dağlı kabilelerin kutuplaşmasından alan İmamiye devletinin zayıflığını açıklıyor. Devlet zayıfladıkça, rızık kapısı bulmak için dağlık yerleşimlerini hızla terk etmeye başlayan bu kabileler nedeniyle devlet daha da zayıflıyordu.

Böyle bir zayıflığın ve dağılmanın meydana gelmesi, kabile savaşçılarının dağlardaki kalelerinden İbb bozkırlarına inmesine yol açtı. Bu kabileler, oradaki verimli toprakları ele geçirip sahiplendiler ve toprak sahibi çiftçileri, kendi topraklarında köle olarak çalıştırdılar. İbb’de bu tarihî olaya atıfta bulunmak için halk arasında yaygın bir terim vardır. Şöyle ki, Bereketli Bölge halkı, kendi topraklarını ele geçirip onları çalıştıran savaşçı kabilelerin mensuplarına ‘nakail’ adını verdi; (kabilenin çoğulu olan ‘kabail’ kelimesine atıfla kullanılan) bu terimle, savaşçı olarak dağlardan inip verimli tarım ovalarına taşınanlar kastedilmektedir. Bugün İbb şehrindeki yaşlıların çoğu, dağlardan inerek savaşçı kabiliyetlerini kaybeden bu ‘nakail’ grubundandır. Bu, Sada’daki kalelerinden çıkan yeni dağlı Husilerin, savaşçı olmayan Sana’dan sonra İbb’i de nasıl ele geçirebildiklerini açıklıyor. Aynı şekilde İbb halkının, kendilerine boyun eğdiren savaşçı Husi zulmünden sıkılmasını ve nihayet birkaç ay önce ona karşı ayaklanmasını da anlaşılır kılıyor.

Göçler ve ticaret savaş ateşini söndürüyor

Bu tespitten hareketle Yemenli araştırmacı, ülkesinin sorununun, daha doğrusu trajedisinin çözümünü, aralıklarla da olsa kalıcı olan savaşa bir son verilmesi ve savaşçı dağlı kabilelerin barış yanlısı kabilelere ya da topluluklara dönüştürülmesinde görüyor. Böylece artık savaşı üretip sürdürmez ve peş peşe döngüler halinde cehaleti, geriliği ve yoksulluğu yayamazlar. Bugün Yemen, yıkıcı döngülerinden birinde boğuluyor.

Yazar, sözlerini destekleyecek başka örnekler de veriyor:

Cumhuriyet döneminde Yemen’in kuzeyindeki idareciler, bürokratlar, teknokratlar, tacirler ve muhasebeciler çoğunlukla Hadramut ve Taiz’dendi. Cumhuriyetçi seçkinler de genellikle Beyrut’taki Amerikan Üniversitesi’nde eğitim almak için Lübnan’a ve Aden’e gelen göçmen çevrelerde oluştu.

Aden’de İngiliz sömürgeciliği günlerinde dernekler ve partiler kuruldu ve kuzeydeki yurtlarına bağlı kalan göçmenler için gazeteler çıkarıldı. Bunlar, cumhuriyetçi seçkinlerin mayası ve ilk nüvesiydi. Aden’de, bağımsızlığından önce  Aden’e çok da uzak olmayan Taiz’den gelen pek çok kişi var. Bunlar orada çalışıyor ve kendi topraklarını işlemek için Taiz ve İbb’e dönüyorlardı. Sosyalist Parti’nin güneyde izlediği uluslaştırma politikası, birçok kişiyi Körfez ülkelerine göç etmeye zorladı.

Yemen’in sorununun, daha doğrusu trajedisinin çözümü, aralıklarla da olsa kalıcı olan savaşa son verilmesi ve savaşçı dağlı kabilelerin barış yanlısı kabilelere veya topluluklara dönüştürülmesinde saklı. Böylece savaşı üretip devam ettirmez ve peş peşe döngüler halinde cehaleti, geriliği ve yoksulluğu yayamazlar. Bugün Yemen, yıkıcı döngülerinden birinde boğuluyor.

Yemenli araştırmacı, Yemen diyarındaki mevcut manzaranın geçmişini ortaya koymaya devam ediyor. Ona göre Yemen’in güneyindeki Dâli ve Yafa’daki savaşçı kabileler, güneydeki sosyalist rejim döneminde orduya katıldı. 1986 yılında Aden’deki Yoldaşlar rejimi günlerinde yıkıcı ve kanlı çatışmalarda savaşan da onlardı; bugün Aden’e hâkim olan ve Husi savaş milislerine karşı duran da onlar.

Güneydeki Hadramut halkı (Hadarim) ise çoğunlukla tüccardır. Bunların büyük bir kısmı, Suudi Arabistan, Körfez ve Doğu Asya’da olup, savaşçı kabileleri desteklemiyor ve istemiyorlar. Dali ve Yafa halkı, güneyde savaşçı bir devlet kurmak istediğinde (güney sultanlıklarından biri olan) tüccar Hadramut halkı onlardan ayrılmaya meylediyor. Çünkü savaşçı devlet, onların çıkarları ve hayat tarzlarıyla bağdaşmıyor. Me’rib ve Taiz’de ise İhvan-ı Müslimin’in (Müslüman Kardeşler) savaşçı bir gruba dönüşen Islah Partisi var. Ma’rib’de Husilerin kontrol etmek istedikleri petrol zenginliğine tutunuyorlar.

Husiler ve savaş ekonomisi

Yemenli araştırmacı, Husilerin çağrısının Zeydi savaşçı grupları ve kabileleri kendine çektiğini düşünüyor. Bunlar her ne kadar Zeydi mezhebinde azınlıkta olsalar da savaşçı tutuculukla baskın gelip Yemen’in tamamını ve yönetimini ele geçirmek istiyor. Bu eğilim, savaşçı tutuculuğun yanı sıra İranlıların yardımı ve parasıyla da besleniyor. Lübnan’daki Hizbullah’ın durumunda olduğu gibi.

Lübnan’da büyük oranda yolsuzluğa, kaçakçılığa ve uyuşturucuya dayalı bir ekonomi oluştuğu gibi Yemen’de de bir savaş ekonomisi oluştu. Mesela Sana’da Husiler, Genel Elektrik Kurumu’nu yıkarak insanlara elektrik satmak için küçük özel şirketler kurdular. Su dağıtımında da aynı yolu izlediler. Daha sonra eğitime el atıp, yeni öğretilerini aşılayan ve ülkeyi yönetmek için kurmak istedikleri savaş toplumunun temellerini atan özel okullar inşa ettiler.

Bugün Sana’daki kamu kurumlarını ziyaret ederseniz buraların neredeyse boş olduğunu ve kapılarında sefil bekçilerin durduğunu görürsünüz. Bu kurumlar artık hizmet veremiyor. Genel Kitap Vakfı ve Sana Üniversitesi’ndeki Araştırma Merkezi için de durum aynı… Ama buna karşılık Vakıflar Bakanlığı çalışan ve insanlarla dolu çünkü rüşvet ve imtiyaz yoluyla para kazanıyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
TT

Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)

Husi grubu, birkaç gündür Yemen'deki Haşid aşiretinin en önde gelen şeyhlerinden biri olan aşiret lideri Himyar el-Ahmar’ın, Husi kontrolündeki başkent Sana'nın kuzeyindeki el-Hesebe mahallesindeki evine güvenlik kuşatması uyguluyor. Bu hareket, aşiret ve siyasi çevrelerde geniş çaplı kınamalara yol açtı.

Şarku’l Avsat'a bilgi veren kaynaklar, Husi lideri Yusuf el-Madani'nin birkaç gün önce el-Ahmar’ın evinin etrafına sıkı bir güvenlik kordonu kurulması emrini verdiğini söyledi. Maskeli silahlı kişiler zırhlı araçlar ve askeri kamyonlarla eve giden sokaklara konuşlandırıldı ve giriş çıkışları kısıtlamak için kontrol noktaları kuruldu.

Kaynaklara göre, grubun uyguladığı prosedürler arasında Haşid kabilesi ve diğer kabilelerden şeyhler de dahil olmak üzere ziyaretçilerin kimliklerinin kontrol edilmesi ve bazılarının eve girmesinin engellenmesi, diğer ziyaretçilerin ise bir daha el-Ahmer'i ziyaret etmeyeceklerine dair taahhüt imzalamaya zorlanması yer alıyordu. Bu durum, grubun kontrolü altındaki bölgelerde kabile şeyhlerine karşı dikkat çekici bir tırmanış anlamına geliyor.

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Sana'a'nın kuzeyindeki el-Ahmar’ın evinin yakınlarında yaşayanlar, Şarku’l Avsat'a verdikleri demeçte, mahallede alışılmadık güvenlik takviyelerinin yaşandığını, bunun günlük hayatı etkilediğini ve özellikle artan halk hoşnutsuzluğu doğrultusunda durumun aşiret çatışmalarına dönüşmesi konusunda ciddi endişeler doğurduğunu söylediler.

Bölge sakinleri ayrıca, "provokatif" olarak nitelendirdikleri bu hamlenin, özellikle kuşatma uzarsa veya hedef alınan kişilerin sayısı artarsa, kabileler arasındaki gerilimleri daha da artıracağından endişe ediyorlar.

Boyun eğdirme mesajları

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'in siyasi sahnesindeki en büyük ve en etkili kabilelerden biri olan Haşid kabilesinin en önde gelen sosyal figürlerinden biridir. Gözlemciler, bu statüdeki bir kabile figürünü hedef almanın, acil güvenlik endişelerinin ötesine geçen siyasi bir mesaj olarak görülebileceğini değerlendiriyor.

Amran, Sana ve çevresindeki kırsal kesimden aşiret liderleri, Şarku’l Avsat'a yaptıkları açıklamada, Husilerin aldığı önlemlerden duydukları derin memnuniyetsizliği dile getirerek, aşiret önderlerine yönelik devam eden tacizin yerleşik toplumsal normların ihlali ve kuzeydeki aşiretler arasında gerilimi artırma tehdidi olduğunu belirttiler.

Bu tür önlemlerin devam etmesinin, Yemen toplumunda derinden kök salmış aşiret geleneklerine doğrudan bir provokasyon oluşturduğunu, bu geleneklere göre evleri silahlarla kuşatmanın veya kutsallıklarını ihlal etmenin suç sayıldığını vurguladılar.

 Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)

Yerel kaynaklar, Husi militanlarının, Haşid aşiretinin önde gelen isimlerinden aşiret şeyhi Cibran Mücahid Ebu Şevarib'i, Sana'nın kuzeyindeki bir kontrol noktasında, el-Ahmar ailesinin evini ziyaretinden dönerken kaçırdığını ve hiçbir açıklama yapmadan bilinmeyen bir yere götürdüklerini bildirdi.

Ziyaretler devam ediyor

Husilerin sıkılaştırdığı güvenlik önlemlerine rağmen, aşiret şeyhleri ​​ve ileri gelenleri, grubun birkaç gündür konut çevresinde uyguladığı kısıtlamaları hiçe sayarak Sana'daki Şeyh Humeyr el-Ahmar’ın evini ziyaret etmeye devam ediyor.

Aşiret kaynaklarına göre önde gelen sosyal figürler, silahlı adamların konuşlandırılması ve bölge çevresinde kontrol noktalarının kurulmasının devam etmesi göz önüne alındığında, "aşiret geleneklerinin ihlali" olarak nitelendirdikleri durumu reddetmek ve dayanışma göstermek için Şeyh el-Ahmar’ın evine ulaşma konusunda istekliydiler.

Kaynaklar, ziyaretlerin gergin bir atmosferde gerçekleştiğini ancak aşiretlerin Şeyh el-Ahmar'a olan sürekli desteğini yansıttığını vurguladı.

Gözlemciler, bu aşiret hareketlerinin taciz politikasını ve evlerin kuşatılmasını reddeden açık mesajlar taşıdığını, Yemen'deki aşiret geleneklerinin evlere özel bir kutsallık tanıdığını ve onları herhangi bir şekilde hedef almayı yasakladığını savundu.

 Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)

Bu gelişmeler, Husilerin Sana ve diğer şehirleri ele geçirmesinden bu yana, kabilelerin nüfuz dengesini yeniden şekillendirmek ve geleneksel liderleri kendi otoritesine tabi kılmak amacıyla, Husiler ile bir dizi kabile şeyhi ve ileri gelenleri arasında yaşanan gergin ilişki bağlamında ortaya çıkmaktadır.

Tekrarlanan provokasyonlar bağlamında, Husi grubu geçen yıl Ağustos ayında Sana'da merhum Şeyh Abdullah bin Hüseyin el-Ahmar’ın evinin ana kapısı önünde "Humeyni sloganı" atarak askeri geçit töreni düzenledi.


Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.