Abbas’tan iki devletli çözümün kurtarılması çağrısı

Filistin lideri, Nekbe’nin inkarının suç sayılmasını istedi.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas dün BM Genel Kurulu’nda konuşma yaptı. (AFP)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas dün BM Genel Kurulu’nda konuşma yaptı. (AFP)
TT

Abbas’tan iki devletli çözümün kurtarılması çağrısı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas dün BM Genel Kurulu’nda konuşma yaptı. (AFP)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas dün BM Genel Kurulu’nda konuşma yaptı. (AFP)

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nu uluslararası bir barış konferansı düzenlemeye çağırdı. Abbas, bunun iki devletli çözümü kurtarmak ve bölge ve tüm dünyanın güvenlik ve istikrarını tehdit eden koşulların daha da kötüleşmesini önlemek için son şans olabileceğini vurguladı.

Genel Kurul’un 78’inci oturumunda konuşan Mahmud Abbas, İsrail’in iki devletli çözümü sistematik olarak yok ettiğini belirterek, BM’ye yükümlülüklerini yerine getirene kadar kendisine karşı caydırıcı tedbirler alması çağrısında bulundu. Ortadoğu’da barışın sağlanmasını Filistin halkının tüm haklarını elde etmesi şartına bağlayan Abbas, ülkesinin, devam eden suçları nedeniyle İsrail’e karşı ilgili uluslararası kurumlara şikayette bulunma niyetinde olduğuna dikkat çekti. Abbas, önceki konuşmalarına benzer şekilde ülkelere Filistin Devleti’ni tanımaları ve BM’ye tam üye olmasını kabul etmeleri yönündeki çağrısını yineledi.

Nekbe’yi anma

Abbas, Filistin Nekbe’sinin inkarının suç sayılması ve her yıl 15 Mayıs'ın, bu olayı ve öldürülen, köyleri yıkılan veya yerinden edilen yüz binlerce Filistinliyi anmak için uluslararası bir gün olarak kabul edilmesi çağrısında bulundu.

Fotoğraf Altı: Filistin lideri Mahmud Abbas dün Birleşmiş Milletler Genel Kurul’una hitap etti. (AFP)
Filistin lideri Mahmud Abbas dün Birleşmiş Milletler Genel Kurul’una hitap etti. (AFP)

Abbas, BM üyesi devletlere, ilgili uluslararası meşruiyet kararları ve uluslararası hukuk temelinde pratik adımlar atmaları, Filistin Devleti’ni henüz tanımamış olan devletlerin de tanıdıklarını ilan etmeleri ve Filistin Devleti’nin BM’ye tam üye olmasını kabul etmeleri çağrısı yaptı. Filistin Devlet Başkanı ayrıca, dönemin Dışişleri Bakanı Moşe Şaret tarafından yazılı beyanla sunulan yükümlülükler yerine getirilene kadar, 181 ve 194 sayılı kararların uygulanması da dahil olmak üzere BM’ye katılım koşullarına uymayan İsrail’e karşı caydırıcı önlemler alması gerektiğini vurguladı.

Yemen uyarısı

Filistin Devlet Başkanı’nın konuşmasının yanı sıra BM Genel Kurulu’nun New York’taki 78’inci yıllık oturumu öncesinde devlet liderlerinin resmi konuşmalarının üçüncü gününde Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Raşid Muhammed el-Alimi, uluslararası toplumdaki herhangi bir gevşekliğe veya devletin hukuki statüsünün ihmal edilmesine, hatta milislerle fiili bir otorite olarak ilgilenmeye karşı uyardı. Alimi, bunun, baskı uygulamasını ve kamu özgürlüklerinin ihlalini hiçbir koşulda ortadan kaldırılamayacak bir davranış haline getireceğini vurguladı.

Fotoğraf Altı: Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Alimi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda konuşma yaptı. (Reuters)
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Alimi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda konuşma yaptı. (Reuters)

Uluslararası toplumun Yemen meselesiyle ilgili ortak tutumuna dikkat çeken Alimi, Suudi Arabistan Krallığı ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) liderliğindeki, meşru hükümeti destekleyen Arap Koalisyonu’ndaki kardeşlerin dayanışmasını övdü. Alimi, bu ülkelerin pozisyonlarının Yemen devlet kurumlarının çöküşünü önlemek için güçlü bir çit teşkil ettiğini ve İran’daki Velayet-i Fakih rejimi tarafından desteklenen Husi milisleri ve onlarla ittifak kuran terör örgütleri karşısında Yemen Devleti’nin kararlılığını güçlendirdiğini vurguladı.

Lübnan’ın zorlukları

Genel Kurul’un çalışmaları, geçen çarşamba gecesi geç saatlere kadar devam etti. Lübnan Başbakanı Necib Mikati, yaptığı konuşmada Lübnan parlamentosunun ‘Lübnanlıların etrafında birleşeceği bir cumhurbaşkanı seçerek’ egemenlik rolünü yerine getireceği yönündeki umudunu dile getirdi. Mikati, Lübnan’ın zayıflamış uluslararası sistem, gerilim ve zorluklarla dolu bölgesel iklim ortasında birbiriyle örtüşen birçok krizle mücadele etmeye çabaladığına dikkat çekti.

lü

Lübnan’daki birincil zorlukların ‘cumhurbaşkanlığı boşluğu, yeni bir cumhurbaşkanı seçilememesi, bunun sonucunda ortaya çıkan kurumsal ve siyasi istikrarsızlık, ekonomik ve mali krizin şiddetlenmesi ve reform ve toparlanma planlarının başlatılmasındaki zorluklar’ olduğunu söyledi. İkinci zorluğun ise Suriye savaşından 12 yıl sonra Lübnan’ın ‘arka arkaya gelen yerinden edilme dalgaları altında halen acı çekiyor olması’ olduğunu belirten Mikati, Lübnan’daki krizleri derinleştiren yerinden edilmenin olumsuz yansımaları konusunda uyardı. Necib Mikati ayrıca, Suriye’deki yerinden edilme krizine, etkileri kontrolden daha da kötüleşmeden önce çözüm bulmak için uluslararası toplumdaki tüm ilgililerle işbirliği içinde bir yol haritası geliştirilmesi çağrısını yineledi. Lübnan Başbakanı, üçüncü bir meseleye daha değinerek, “İsrail’in güneydeki topraklarımızı işgal etmeye devam etmesi, günlük saldırılarını sürdürmesi ve Lübnan egemenliğine yönelik ihlalleri, Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 1701 sayılı kararını ihlal etmektedir” dedi.

İran nükleer programı

Diğer yandan İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, New York’ta gazetecilere yaptığı açıklamada, Başkan Joe Biden yönetiminin resmi olarak 2015 Kapsamlı Ortak Eylem Planı olarak bilinen nükleer anlaşmaya geri dönme arzusu göstermesi halinde ABD ile ilişkilerin ilerleyebileceğini dile getirdi. Reisi, ilk adımın yaptırımları hafifletmek olduğuna dikkat çekti.

iran

ABD’lilerin çeşitli kanallar aracılığıyla iletişim kurduğunu ve diyalog kurmak istediklerini belirten Reisi “Ancak biz buna eylemlerin de eşlik etmesi gerektiğine inanıyoruz” dedi. İran Cumhurbaşkanı, yaptırımlara ilişkin çalışmanın devam eden tartışmalar için sağlam bir temel olabileceğini kaydeden Reisi “Müzakere masasından ayrılmadık” şeklinde konuştu. İbrahim Reisi, ülkesinin, ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesinin yaptırımlar da dahil olmak üzere yükümlülüklerinin ihlali anlamına geldiği yönündeki tutumunu hatırlatarak, İran nükleer programının yalnızca barışçıl amaçlara yönelik olduğunu ve tarım ile petrol ve gaz altyapısında kullanıldığını yineledi. Reisi, İran’ın zenginleştirme düzeylerini artırdığına dair raporları da yalanlarken, “Bunlar asılsızdır” dedi.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi ile görüşüp görüşmediği sorulduğunda ise Reisi, Mart ayı başında Tahran’da kendisiyle görüştüğü cevabını verdi. İran’ın UAEA ile çok iyi bir iş birliğine sahip olduğunu belirten İbrahim Reisi ayrıca, geçen hafta İngiltere, Fransa ve Almanya’nın, 2015 nükleer anlaşması kapsamında İran’a uygulanan ve Ekim ayında sona ermesi planlanan yaptırımları sürdüreceklerine dair açıklamasını eleştirdi.

Yasa dışı göç

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, sağcı hükümetinin göçmen akınına ilişkin endişelerini dile getirdi. Meloni, BM’ye yasadışı göçmenleri taşıyan teknelerin İtalya’nın Akdeniz’deki Lampedusa adasına yeniden yanaşmasının ardından, yasadışı göçmen ticaretine karşı küresel savaş çağrısında bulundu.

italya

Meloni, Genel Kurul önünde konuşma yaptı. Diğer yandan İtalya merkezli haber ajansı ANSA’ya göre İtalyan yetkililer, Afrika’dan gelen teknelerle birkaç saat içinde Lampedusa’ya 700’den fazla kişinin ulaştığını duyurdu. Aktarılana göre çarşamba gününden bu yana çoğu Tunus’tan olmak üzere 20’den fazla yeni tekne geldi.

Libya’nın durumu

Libya Gençlik Bakanı Fethullah ez-Zani, Daniel Kasırgası ve beraberinde gelen selle birlikte Libya’nın doğusunu vuran felaket nedeniyle toplantıda bulunmayan Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi adına bir konuşma yaptı. Zani, “10 Eylül Pazar sabahı Libyalılar ve tüm dünya, Derne şehrini vuran korkunç bir manzaraya ve büyük bir felakete uyandı” ifadelerini kullandı. “Sellerin şehrin dörtte birinden fazlasını süpürmesi sonrasında binlerce kişi öldü veya kayboldu” diyen Bakan, felaketin ölçeğinin tüm yerel standartları ve yetenekleri aştığını vurguladı.

gt

Fethullah ez-Zani, Yasemin Şehri olarak anılan Derne faciasından sonra Libya halkının, geçmişin yaralarını sarmak ve geleceğin özelliklerini politikacılar ve savaş tüccarlarının gözleriyle değil, kendi ve gelecek nesillerin gözleriyle ortaya koymak için siyasi bölünme ve iç savaş birikimlerinden kurtulma gerekliliğine dikkat çekti.

Moritanya

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Moritanya Cumhurbaşkanı Muhammed Veled Şeyh Gazvani de hükümetinin bir dizi sürdürülebilir kalkınma hedefinin göstergelerini iyileştirmeyi başardığını söyledi. Şeyh Gazvani konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“En savunmasız vatandaşların dayanıklılığını güçlendiren, satın alma güçlerini destekleyen ve sosyal sağlık sigortasını kademeli olarak kapsamlı sağlık sigortasına olanak sağlayacak şekilde genişleten geniş bir sosyal güvenlik ağı oluşturarak yoksulluk, kırılganlık ve dışlanmayla mücadele ettik.”

Fotoğraf Altı: Moritanya Cumhurbaşkanı Muhammed Veled Şeyh Gazvani, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda konuştu. (Reuters)
Moritanya Cumhurbaşkanı Muhammed Veled Şeyh Gazvani, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda konuştu. (Reuters)

Şeyh Gazvani, ülkesinin hükümetinin ‘Moritanya’nın dönem başkanlığını yürüttüğü Beşli Sahel Grubu ülkeleri genelinde güvenlik ve istikrarın yeniden tesis edilmesine katkıda bulunan entegre bir güvenlik stratejisini’ benimsediğine dikkat çekti. Moritanya Cumhurbaşkanı, ülkesinin Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki BM barışı koruma güçlerine katıldığını da hatırlattı.

Yapılan açıklamalar Moritanya’nın yüz bin Malili mülteciye ev sahipliği yaptığı yönünde.



BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
TT

BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)

Sudan'daki bağımsız uluslararası araştırma misyonu dün, geçen ekim ayında "Hızlı Destek Kuvvetleri"nin (HDK) eline geçmesinden bu yana birçok vahşete tanık olan Sudan'ın el Faşir kentinde "soykırım eylemlerinin" meydana gelmesini kınadı.

Birleşmiş Milletler misyonu, Sudan'ın batı Darfur bölgesindeki bu şehirde HDK'nin sistematik eylemlerinden çıkarılabilecek tek makul sonucun soykırım niyeti olduğu sonucuna varan bir rapor yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ABD Hazine Bakanlığı, el Faşir'deki suistimalleri nedeniyle üç HDK komutanına yaptırım uyguladı. Bakanlık, bu kişilerin HDK'nin şehri ele geçirmesinden önce 18 ay süren el Faşir kuşatmasında yer aldığını belirtti.


Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
TT

Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)

Tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan bir araştırma, Gazze Şeridi’nde süren savaşın ilk 16 ayında 75 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koydu. Bu rakamın, o dönemde yerel makamlarca açıklanan bilançodan en az 25 bin daha fazla olduğu belirtildi.

Çalışma ayrıca, Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’nın hayatını kaybedenler arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlıların oranına ilişkin yayımladığı verilerin doğruluğunu teyit etti.

Araştırmaya göre, 7 Ekim 2023 ile 5 Ocak 2025 tarihleri arasında yaklaşık 42 bin kadın, çocuk ve yaşlı yaşamını yitirdi. Bu ölümler, Gazze savaşında meydana gelen toplam can kayıplarının yüzde 56’sını oluşturdu.

Ekonomist, demograf, epidemiyolog ve saha araştırmacılarından oluşan yazar ekibi, The Lancet Global Health dergisinde kaleme aldıkları makalede, “Mevcut bulgular birlikte değerlendirildiğinde, 5 Ocak 2025’e kadar Gazze Şeridi nüfusunun yüzde 3 ila 4’ünün şiddet sonucu hayatını kaybettiğine işaret etmektedir. Ayrıca çatışmanın dolaylı etkileri nedeniyle çok sayıda şiddet dışı ölüm de kaydedilmiştir” ifadelerine yer verdi.

Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısı tartışma konusu olmaya devam ederken, üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi geçen ay İsrailli gazetecilere yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamlarının topladığı verilerin büyük ölçüde doğru olduğunu söylemişti. Bu açıklama, aylardır süren resmi şüphelerin ardından dikkat çekici bir tutum değişikliği olarak değerlendirildi.

Söz konusu yetkili, Ekim 2023’ten bu yana İsrail saldırıları sonucu yaklaşık 70 bin Filistinlinin hayatını kaybettiğini, bu sayıya kayıpların dahil olmadığını aktardı.

Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamları ise İsrail saldırıları nedeniyle doğrudan hayatını kaybedenlerin sayısının 71 bini aştığını, Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesten bu yana 570’ten fazla kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

gbrhy
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail'in düzenlediği saldırılarda hayatını kaybeden yakınlarının cenaze namazını kılan Filistinliler (EPA)

Geçtiğimiz yıl The Lancet’te yayımlanan bir başka araştırmada, savaşın ilk dokuz ayında Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısının, Filistin Sağlık Bakanlığı verilerinde açıklanandan yaklaşık yüzde 40 daha düşük tahmin edildiği bildirilmişti.

Yeni çalışma da resmi vefat sayısının gerçek rakamın oldukça altında kaldığına işaret etti. Araştırma, Gazze Şeridi genelini temsil edecek şekilde özenle seçilen 2 bin aileyle yapılan bir ankete dayanıyor. Katılımcılardan, aile fertleri arasındaki ölümlere ilişkin ayrıntılı bilgi vermeleri istendi. Saha çalışması, Filistin’de ve bölgenin diğer kısımlarında yürüttükleri çalışmalarla tanınan deneyimli Filistinli kamuoyu araştırmacıları tarafından gerçekleştirildi.

Londra’daki Royal Holloway, University of London bünyesinde görev yapan ve çatışmalardaki can kayıplarının hesaplanması üzerine 20 yılı aşkın süredir çalışan ekonomist Michael Spagat, hakemli olarak yayımlanan araştırmanın yazarlarından biri olarak, yeni bulguların Ekim 2023 ile Ocak 2025 arasında Gazze Şeridi’nde 8 bin 200 ölümün yetersiz beslenme ya da tedavi edilemeyen hastalıklar gibi dolaylı etkilerden kaynaklandığını gösterdiğini belirtti.

Çalışma, İsrail saldırılarının en yoğun ve en ölümcül dönemini kapsarken, Gazze Şeridi’ndeki insani krizin en ağır safhasını içermiyor. Birleşmiş Milletler (BM) destekli uzmanlar, geçen yıl ağustos ayında Gazze Şeridi’nde kıtlık ilan etmişti.

Araştırmacılar, nihai ve kesin bir can kaybı sayısına ulaşmanın uzun zaman ve önemli kaynaklar gerektireceğini vurgulayarak, kendi bulguları da dahil olmak üzere mevcut tüm tahminlerin geniş hata payları içerdiğine dikkat çekti.


Suriye'deki durum Iraklı Sünnilerin siyasi havasını değiştiriyor

Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
TT

Suriye'deki durum Iraklı Sünnilerin siyasi havasını değiştiriyor

Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)

Rustem Mahmud

Iraklı Sünni siyasi güçler, bu yılın başlarında Meclis Başkanlığı pozisyonu için Heybet el-Halbusi’yi ortak aday olarak sessizce kararlaştırıp seçtikten sonra olağanüstü bir siyasi dönüm noktasına ulaşırken, kurulacak yeni federal hükümet içinde Sünnilere ayrılan makamların dağıtımı konusunda da gayri resmi bir anlaşmaya vardılar.

Irak siyasi sahnesinde Sünni siyasi güçlerin tercihlerini ve konumlarını uzun süre etkileyecek ve hesaplarını yeniden gözden geçirmelerine neden olacak iki temel değişim yaşanıyordu. Bu iki değişim, "oyunun kurallarını" temelden değiştirecekti.

(Şii) Koordinasyon Çerçevesi koalisyonu içindeki en büyük parlamento bloğunun lideri olan mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, Irak'taki Sünni siyasi hafızada ‘olumsuz’ bir imaja sahip olan eski Başbakan Nuri el-Maliki lehine başbakanlık adaylığından çekildi. Sünniler Maliki’yi, ‘iktidarda olduğu yıllarda (2006-2014) Irak'ın Sünni bölgelerindeki sosyal tabanların terörle mücadele adı altında maruz kaldıkları baskı politikalarını genişletmekle ve terör örgütü DEAŞ’ın Irak'ın batısındaki çoğu Sünni bölgenin kontrolünü ele geçirmesine neden olmakla’ suçluyor.

Diğer olay ise ordunun ve yeni Suriye yönetimine yakın grupların, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolü altındaki bölgelerin çoğunu, özellikle Irak sınırındaki Haseke ve Deyrizor illerini ele geçirmesiydi. Suriye'deki bu olay, birçok Iraklı ‘Şii’ gücün dayandığı, yeni yönetim ile SDG arasındaki dengeyi bozdu. Bu da ‘Sünni İslamcı’ geçmişi ve ideolojisiyle Suriye yönetiminin nüfuzunu ve gücünü pekiştirdi. Özellikle ABD'nin Irak sınırındaki et-Tanf ve eş-Şeddadi askeri üslerini Suriye yönetimine devretmesinden sonra, ABD ile siyasi ve güvenlik bağlarının güçlendirilmesi önerildi. Bu durum, Iraklı Sünni siyasi güçler arasında ‘güven’ duygusunun artmasına yol açtı.

Irak'taki yoğun Sünni nüfus, yetkililerin kimlik, özellikle de mezhep ve dinî kimlik temelinde iç çatışmalara doğru kaymasından korkuyor.

Irak sahnesini izleyen gözlemciler, Tekaddum Partisi ve en büyük Sünni parlamento bloğunun lideri Muhammed el-Halbusi'nin, Maliki'nin başbakanlık adaylığına itiraz ettiğini açıklaması, Irak'taki Sünni güçlerin artan yetenek ve nüfuzunun bir göstergesi olduğunu belirttiler. Zira Sünni güçlerin bazıları, Şii muadilleriyle daha dengeli bir ortaklık kurmayı arzuluyorlar. Halbusi ve partisi, Maliki ve onun lideri olduğu Hukuk Devleti Bloğu ile çok yakın siyasi bağlara sahipti. Bu ilişki sayesinde Halbusi, son iki dönem boyunca Meclis Başkanlığı için önceleri Mahmud el-Meşhedani, son olarak ise Heybet el-Halbusi olmak üzere kendi adaylarını dayatabildi. Ancak, değişiklikler Halbusi'nin Maliki'den uzaklaşmasına ve hatta ona karşı bir pozisyon almasına olanak sağladı.

Sünni iklimine ilişkin ayrıntılar

Iraklı yazar ve araştırmacı Cabbar el-Meşhedani, al-Majalla’ya verdiği uzun röportajda, Irak'taki Sünni siyasi çevrelerdeki mevcut duruma değindi. Irak Meclis Başkanı'nın eski danışmanı olan Meşhedani, Irak'taki Sünni siyasi liderlerin düşünce ve hesaplamalarını bizler için değerlendirdi.

Meşhedani, şunları söyledi:

 “Irak'taki Sünni çevrelerde Suriye'deki olaylara verilen tepkinin temel paradoksu, bu çevrelerdeki geniş halk kitlesinin bu olayları yorumlama ve algılama mekanizmasında yatıyor. Bu halk, söylemi Sünni olsa bile, İslami siyasi referansları olan herhangi bir örgüt veya ideolojiye tamamen şüpheyle yaklaşıyor. (Sünni) Irak İslam Partisi'nin üç seçim döngüsü boyunca hiçbir parlamento koltuğu kazanamamış olması da bunu kanıtlıyor. Ancak bu aynı sosyal gruplar, Irak'ın komşusu olan, sembolik ağırlığı ve Sünni siyasi referanslara dayalı siyasi seçenekleri olan komşu bir devletin varlığının, bazı Iraklı Şii sosyal grupların İran'a karşı ilişkisine benzer şekilde, kendileri için siyasi destek ve koruma kaynağı olabileceğini düşünüyor. Ancak, daha geniş Irak Sünni halk, Esed rejiminin düşüşünü ve Sünni İslam referans noktasına sahip bir siyasi gücün ortaya çıkışını kendileri için bir zafer olarak görürken, bu yönetimin kimlik, özellikle mezhepçilik ve mezhepçiliğe dayalı iç çatışmalara doğru kaymasından, bunun ardından çatışmalar ve mezhepsel kutuplaşmanın artmasından ve böylece daha geniş bölgeye sıçrayarak, onların içinde bulundukları koşullarda hakim olan genel sükuneti olumsuz ve endişe verici bir şekilde etkilemesinden korkuyor.”

dftgrbhgt
Asaib Ehl-i’l-Hak lideri Kays el-Hazali ve eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, parlamento seçimleri sırasında Bağdat'taki bir oy verme merkezinde oylarını kullandıktan sonra birlikte yürürken, 11 Kasım 2025 (AFP)

Irak’taki birçok medya kuruluşu son iki hafta içinde, Irak'taki Şii siyasi çevrelerde hakim olan endişe duygusunu haberleştirdi.

Son gelişmelere dayanarak Irak'taki Sünni siyasi çevrelerde şu anda mevcut olan farklı seçenekleri ayrıntılı olarak ele almaya devam eden Meşhedani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İlişkiler ve doğrudan iletişim açısından, Irak siyasi çevreleri, Hamis el-Hançer liderliğindeki Egemenlik Bloğu'nun Suriye'deki yeni siyasi rejimle iletişim kuran tek parti olduğunu biliyor. Bu iletişim, diğer Irak partilerinin çoğuyla varılan bir uzlaşmaya dayanıyor. Tekaddum Partisi lideri Muhammed el-Halbusi'nin Maliki'yi ve genellikle Irak'taki siyasi Şiiliğin tüm sert çekirdeğini düşmanlaştırma çabaları, Halbusi'nin kendisi için koruyucu bir ağ oluşturduğunu düşündüğü bir dizi koşullardan kaynaklanmaktadır. Suriye sahnesi ise bu ağın sadece bir unsurudur. Halbusi'nin bölgesel ilişkileri, Şii siyasi forum içindeki partilerle açıkça ilan etmediği iletişimleri, iki ardışık parlamento dönemi boyunca en büyük Sünni parlamento bloğunu kontrol etmesi ve başta Suriye'de meydana gelen ve halen devam edenler olmak üzere bölgesel değişimler, ona daha büyük bir dokunulmazlık hissi veriyor. Sonuç olarak ‘Sünni lider’ konumunu sağlamlaştırma ve diğer Iraklı sivil grupların liderleriyle rekabet etmek de dahil olmak üzere, elindeki tüm araçları kullanarak bu konumunu savunacaktır.”

fdfdv
Irak’taki parlamento seçimleri sırasında Bağdat’ta eski Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi'nin seçim kampanyası fotoğrafı, 14 Kasım 2023 (AFP)

Irak'taki Sünni güçler arasındaki mevcut bölünmelerin Suriye'dekilerle aynı olmayabileceğini düşünen araştırmacı ve yazar Meşhedani, “Yıllar süren iç siyasi çatışmalardan sonra, Iraklı Sünni siyasi liderler şu anda üç düzeye ayrılmış durumda. Musul'daki Nuceyfi ailesi gibi siyasi örgütlerini aile ve bölgesel bağlara dayalı olarak koordine eden güçler var. Hamis el-Hançer gibi etkili finansal sermaye bloğuna dayanan liderler de var. Üçüncü akım ise kendilerini yükselen sivil siyasi nesil olarak gören ve ideolojik kutuplaşmanın ötesine geçmeye daha istekli olan genç Iraklı Sünni nesillerin beklentilerine yanıt veren Muhammed el-Halbusi ve Azm İttifakı lideri Musenna es-Samarrai tarafından temsil ediliyor. Ancak bu, Irak'taki Şii partilerin, özellikle İran'a yakın olanların endişelerini gidermemiştir. Bu partiler, önümüzdeki dönemde hassas güvenlik pozisyonlarını Sünni siyasi gruplara devretme konusunda temkinli davranacaktır” yorumunda bulundu.

Katılımdan ortaklığa

Irak’taki birçok medya kuruluşu son iki hafta içinde, Irak'taki Şii siyasi çevrelerde, Tekaddum Partisi ve en büyük Sünni parlamento bloğunun lideri Muhammed el-Halbusi'nin, Irak'ta Sünni güçlerin artan gücü ve etkisinin bir göstergesi olarak görülen Maliki'nin başbakanlık adaylığına karşı çıkacağını açıklamasının ardından ortaya çıkan endişeyi haberleştirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu durum, Irak'ta Sünni güçlerin artan gücü ve etkisinin bir göstergesi olarak görülüyor.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani ve Başbakan Mesrur Barzani'nin yeni Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile görüşmeler yapmasının ardından Bağdat'ın, bölgenin sınırları yakınındaki yaygın etnik çatışmaları önlemek amacıyla yeni Şam yönetimi ile SDG arasında ortak bir zemin oluşturma çabaları kapsamında hareket etmesine rağmen, bu süreci durdurmak için bölgeye mali ve hukuki baskı uyguladığı bildirildi.

Irak, Suriye'deki yeni siyasi rejimle herhangi bir siyasi gerginlik olmadığını reddetse de Suriye'ye karşı net bir siyasi girişimde bulunmayan bölgedeki tek ülke.

Gözlemcilere göre Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın bölgesel ve uluslararası düzeyde, özellikle ABD tarafından gösterilen sıcak karşılamanın ve ABD'nin, karşılaştığı birçok engele rağmen Suriye'yi yönetme projesinin başarısında ısrarının, öngörülebilir gelecekte ABD ile İran arasında askeri bir çatışma olasılığıyla birleşmesi, bölgesel güç dengesini tamamen değiştirebilir ve bu da Irak'ın iç siyasi dengesini etkileyebilir. Bu denklem, hükümetin çekirdeğini ve iktidarın özünü oluşturan Şii siyasi partilere dayanıyor ve karşılığında IKBY’ye bölgesel bir pay ve Sünni güçlerin iktidar yapıları ve kurumlarına bir miktar katılım sağlanıyor. Ancak, son zamanlarda kamuoyuna açık bir şekilde, özellikle bölgesel manzarada Irak'ın stratejik vizyonunu etkisiz hale getirmenin ayrıntıları ve mekanizması konusunda, ‘resmi ve kontrollü’ bir katılım mekanizmasından etkili bir ortaklığa geçilmesi talep edildi.

df
Irak güvenlik güçleri, Suriye'den Irak'a nakledilen DEAŞ üyelerini sorgulama için Bağdat'taki Karh Merkez Hapishanesi'ne götürürken, 12 Şubat 2026 (AP)

Mevcut durum, 1980'ler boyunca iki ülke arasında yaşananları akla getiriyor. Her iki ülke de aynı Baas Partisi tarafından yönetiliyordu, ancak Hafız Esed ve Saddam Hüseyin arasındaki şahsi düşmanlıktan ötürü birbirlerine düşmanca davranan siyasi sistemlere sahiptiler. Ancak bu düşmanlık, mezhepsel hassasiyetlere, ideolojik retoriğe ve tamamen farklı bölgesel ve uluslararası siyasi tercihlerine de dayanıyordu. O dönemde ilginç olan ise her iki ülkedeki bazı sivil toplum gruplarının diğer ülkenin siyasi sistemiyle psikolojik ve ideolojik bağlarıydı. Esed rejimi, Irak’taki Kürt ve Şii siyasi güçleri ve Saddam rejimine karşı silahlı mücadelelerini destekledi. Irak rejimi ise Suriye’deki Müslüman Kardeşleri (İhvan-ı Müslimin) destekleyerek onlara para ve silah sağladı. Suriye'deki aşiret çevrelerinde, özellikle Irak sınırına yakın yerleşik olanlarda, geniş bir nüfuza sahipti.

Irak, Suriye'deki yeni siyasi rejimle herhangi bir siyasi gerginlik olmadığını vurgulasa da Suriye'ye karşı net bir siyasi girişimde bulunmayan bölgedeki tek ülke ve iletişimini istihbarat servisi başkanıyla sınırlamaya devam ediyor. Mevcut başbakan adayı Nuri el-Maliki de dahil olmak üzere birçok Iraklı siyasi lider, yeni Suriye rejiminin Irak için oluşturduğu ‘tehlike’ konusunda kamuoyunu uyardı ve hazırlıklı olunması çağrısında bulundu. Irak basını son birkaç gün ve hafta içinde Irak-Suriye sınırından canlı yayınlarla ‘halk içinde seferberlik’ havası yaratarak, binlerce Suriyeli silahlı unsurun iki ülke arasındaki sınırı geçtiğini, dolayısıyla 2014 yılında yaşananların tekrarlanabileceğini ima etti.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.