Mazlum Abdi Al-Majalla'ya: Suriye-İran-Türk koordinasyonu bize karşı ve aşiret gerilimi sona erdi

SDG komutanı, Şam'ın güçlerini dağıtma taleplerini reddetti ve özerk yönetim için savundu ... ve Fırat'ın doğusundaki ABD-Rusya gerilimini "kontrollü" olarak nitelendirdi.

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Mazlum Abdi Al-Majalla'ya: Suriye-İran-Türk koordinasyonu bize karşı ve aşiret gerilimi sona erdi

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

İbrahim Hamidi

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) komutanı Mazlum Abdi, Al-Majalla'ya verdiği röportajda, Şam ve Tahran arasında yakın oldukları bazı aşiret temsilcilerini desteklemek için açık bir koordinasyon olduğunu ve Türkiye'nin de bu çizgiye katılarak bağlı Suriyeli silahlı grupları desteklediğini doğruladı. Üç ülkenin de başarılı olmadığını söyleyen Abdi, "Şu anda durum istikrarlı" dedi.

Abdi, Rusya'nın ‘aşiret gibi görünmeye çalışan’ silahlı grupları bombaladığını belirterek, Moskova'nın ‘yeni Türk genişleme operasyonları lehine durumu istismar etme formülüne’ katılmadığını söyledi. Abdi, ABD'nin aşiretlere karşı askeri operasyonlara katılmadığını da sözlerine ekledi. Ayrıca “İstikrar sağlama sürecinde hava desteği (keşif) dışında ABD desteğine ihtiyacımız yoktu” dedi.

Ukrayna'daki savaş zemininde ABD ile Rusya arasında Suriye'nin kuzeydoğusunda yaşanan gerilimlerin ‘en azından kontrol altında olduğunu’ vurguladı. Abdi, “Bölgelerimizin uluslararası ve bölgesel rekabete sahne olmamasını sağlamaya çalışıyoruz” dedi.

Abdi, Şam'a müzakere için gitmeyi reddetmediğini, ancak koşulların henüz olgunlaşmadığını ve Şam'dan herhangi bir çözüm belirtisi görmediklerini söyledi. Ayrıca, Suriye krizini sona erdirecek siyasi bir çözüme ulaşmaya yardımcı olmaları için Ruslardan yardım talep ettiklerini belirtti. Mazlum ABD, “Şam'ın gerçekçi bir siyasi çözümü kabul etmesini talep ediyoruz. Şam, hala inat politikasında ısrar ediyor. Krizi sona erdirmeye, barışı ve istikrarı sağlamaya yardımcı olacak herhangi bir gerçekçi teklifi reddediyor” dedi.

Mazlum Abdi, SDG'nin ‘profesyonel ve milli bir güç olduğunu ve Suriye savunma sisteminin bir parçası olmasını talep ettiklerini, ardından rolünün ve çalışmasının bir yasa ile düzenleneceğini’ de sözlerine ekledi. Abdi, ‘SDG'nin çözülmesine dair herhangi bir konuşmanın, mümkün olan herhangi bir siyasi çözümü engellemek için geldiğini ve diyalogda herhangi bir ciddiyeti yansıtmadığını’ söyledi.

SDG Komutanı, sözlerine şu şekilde devam etti: "Anlaşmazlıkları çözümsüz hale getirmek için zorlayıcı önkoşullar koymak ve kaos yoluyla çatışmayı sürdürmek, Şam'daki iktidar rejiminin kurtarılmasına yardımcı olmayacak ve herhangi bir çözüme yol açmayacaktır. Şam yönetimi çözümü geciktirirse, o zaman en büyük kaybeden yine kendisi olacaktır."

Mazlum Abdi, ‘özerk yönetim’ modelini ve ‘bölge sakinlerinin vesayetten, ötekileştirmeden ve dışlanmadan bağımsız olarak yerel politikalarını oluşturma ve temsilcilerini seçme hakkını’ savundu.

İşte Majalla’nın 20 Eylül 2023 tarihinde yaptığı röportajın metni:

-Son zamanlardaki aşiretlerle yaşanan gerginliğin ardından sahadaki durumu nasıl görüyorsunuz?

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki son zamanlardaki gerginlik dar bir alanda yaşandı. Beş köyde ara sıra huzursuzluk yaşandı. Ancak durum şu anda istikrar kazandı. Hizmetleri yeniden sunmaya, halkın taleplerini karşılamaya ve sorunlarını çözmeye çalışıyoruz. Bu konuda bir söz verdik ve bu gerginliklerin yaşanmasına neden olan tüm nedenleri ele almaya kararlıyız.

-Ebu Havle’yi Deyr-i Zor Askeri Meclisi'nden neden görevden aldınız?

Kuvvetlerimiz, Ahmed el-Hubeyl'in (Ebu Havle) görevden alınmasının gerekçelerini açıklayan bir bildiri yayınladı. Kararımız, bölge sakinlerinin ve kanaat önderlerinin birçok raporu ve şikayetini gözden geçirdikten sonra dış güçlerle iletişimi ve koordinasyonuyla ilgili birçok suç ve suistimal işlediği için kuzey ve doğu Suriye Başsavcılığı'ndan tutuklama emri üzerine verildi.

-Şam'ın aşiretlerin hareketindeki rolü nedir?

Şam, Fırat'ın doğusunda kaos yaratmaya çalıştı. Bunun için sürekli medya üzerinden kışkırtma yaptı ve kendisine bağlı silahlı aşiret gruplarını bizimle savaşa sokmaya çalıştı. Daha önce, rejimin bizim bölgelerimizi ele geçirmek için Fırat'ın diğer yakasında silahlı gruplar oluşturma planlarını ortaya çıkardık. Ancak bu grupların doğu yakasına geçme girişimlerini hızla ve kararlı bir şekilde durdurduk.

-Son gerilimden sonra sizinle Şam arasında herhangi bir iletişim oldu mu? Sonucu ne oldu?

Resmi olarak Şam ile aramızda herhangi bir iletişim olmadı.

-Şam, Ankara ve Tahran'ın aşiretlere destekte koordineli olduğunu düşünüyor musunuz?

Şam ve Tahran'ın yakın oldukları bazı aşiret temsilcilerini desteklemeye yönelik açık bir koordinasyondan bahsedebiliriz. Ancak Türkiye de bu çizgiye girdi ve aşiret adı altında kendisine bağlı Suriyeli silahlı grupları desteklemeye başladı. Deyr-i Zor dışındaki Münbiç, Tel Temr ve Ayn İsa gibi bölgelerde, bölgelerimize paralel saldırılar düzenlemek için ciddi girişimlerde bulunuldu. Üç tarafın da bazı aşiretlerin mensuplarını kendi gündemlerini gerçekleştirmek için istismar etmek istediğinden bahsedebiliriz. Bu gündemler farklı olsa da amacı açıktır: Kuvvetlerimize darbe vurmak ve bölgenin bileşenleri tarafından kabul edilen formül olan özyönetim sistemini yıkmak. Onlar, mezhepsel dil kullanarak aşiretlerle ve yerel toplumla olan iyi ilişkilerimizi bozmak istediler, ancak bunda başarılı olamadılar.

-Suriye'nin kuzeydoğusunda Arapların zulüm gördüğünü söyleyenler var. Cevabınız nedir?

Bölgelerimizde zulüm gören veya zulüm eden bir etnik gruptan bahsedemeyiz. Bu mantığı ve bu suçlamaları şiddetle reddediyoruz. Özerk Yönetim bölgenin tüm çocuklarını temsil ediyor ve kuvvetlerimizin en güçlü noktası saflarında güçlü bir Arap varlığıdır. Açıkçası, bölgelerin, DEAŞ'ın terörizmi, kaynakların ve hizmetlerin eksikliği ve bölgenin istikrarını bozmaya çalışan birçok tarafın girişimleri nedeniyle zulüm gördüklerinden bahsedebiliriz. Zor koşullara maruz kalan bölgelerde halkın sorunlarını ciddi bir şekilde çözmeye çalışıyoruz ve burada bu sorunları en kısa sürede çözme sözü verdiğimizi tekrarlıyorum.

-Son gerilimde Rusya'nın tutumu nasıldı? Münbiç kırsalındaki aşiretlerin bombalanmasına size destek verildiğini düşünüyor musunuz?

Aslında, Rusya sizin dediğiniz gibi aşiretleri bombalamadı, bu sefer kendilerini aşiret olarak göstermeye çalışan silahlı grupları bombaladı. Rusya, cephelerin sakinliğini korumaya ve Türkiye yanlısı silahlı grupların genişlemesini önlemeye çalıştı. Rusya'nın bizi desteklediğini söylemek yerine, durumun Türkiye'nin yeni genişleme operasyonları için faydalanılmasın diye bir formül üzerinde anlaşmaya varmadığını söylemek daha doğru olacaktır. Özellikle 2019'da uluslararası koalisyonun Fırat’ın batısından çekilmesinin ardından bu bölgenin istikrarını korumak için Rusya ile eskiden beri anlaşmalarımız var. Rusya'nın Fırat'ın batısındaki nüfuz alanlarında herhangi bir değişikliğe razı olmadığı görülüyor.

-Peki ya ABD? Sadece keşif uçuşu yaptı ama askeri olarak size destek vermedi. Açıklamanız nedir?

Yeniden istikrar sağlama sürecinde, keşif uçuşları dışında, ABD desteğine ihtiyacımız yoktu. Kuvvetlerimizin yeteneklerine ve mevcut güvenlik gerilimlerini karşılayabileceklerine güveniyorduk. Ayrıca, bölge sakinlerinin çoğunun kuvvetlerimizin başlattığı 'güvenliği güçlendirme' kampanyasını destekleyeceğine güveniyorduk. Gerçekten de olan buydu.

Bölgelerimizde zulüm gören veya zulüm eden bir etnik gruptan bahsedemeyiz. Bu mantığı ve bu suçlamaları şiddetle reddediyoruz. 'Özerk Yönetim' bölgenin tüm çocuklarını temsil ediyor ve kuvvetlerimizin en güçlü noktası saflarında güçlü bir Arap varlığıdır.

-ABD’li temsilciler sizinle aşiretler arasında arabuluculuk yapmayı önerdiler. Bu ne anlama geliyor?

Bu bağlamda ABD ile iki konuda hemfikiriz. DEAŞ'ın yenilgiye uğratılması ve bölgede istikrarın sağlanması konusunda ortak görevlerimizi tamamlamak bunlardan ilkidir. ABD’li temsilcilerin önerileri, DEAŞ'la mücadelede bir ortak olarak SDG'nin pozisyonunu güçlendirmek için bu bağlamda geliyor. ABD’li yetkililerin SDG ile ortaklık taahhütlerini yeniledikleri açıklamalarında hissettiğimiz budur. Ayrıca, birlikte kurtardığımız bölgelerde meydana gelen çalkantıları ve sorunları ABD tarafıyla genellikle paylaşırız.

-ABD Ordusu Genelkurmay Başkanı Mark Milley, Suriye'nin kuzeydoğusuna bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaret nasıl geçti?

ABD Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley'nin ziyareti, bölgedeki ABD kuvvetlerinin durumunu takip etmek, DEAŞ'ın yenilgisini sağlamaya yönelik operasyonların gidişatını incelemek ve ABD askerleriyle buluşmak amacıyla gerçekleşti. Ziyaret, SDG ile Uluslararası Koalisyon güçleri arasındaki ortaklığın hala güçlü olduğunu ve DEAŞ'ın yenilgisini sağlamaya yönelik çalışmaların devam ettiğini teyit etti.

dfre
Mazlum Abdi ve ABD Müşterek Görev Gücü Komutanı Paul T. Calvert, Suriye Demokratik Güçleri'nin 1 Ağustos 2021'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke şehrinde yıllık toplantısına katıldığı sırada (AFP)

-Bu ziyareti, ABD varlığının bir garantisi olarak görüyor musunuz? Bu konuda bilgilendirildiniz mi?

Pratik olarak, bu tür üst düzey ziyaretler, Washington'ın DEAŞ'ı yenme çalışmalarına yönelik taahhütlerini yeniliyor ve bölgenin Washington'ın güvenlik stratejisinde önemli bir rol oynadığını yansıtıyor. ABD’liler, bölgenin istikrarının ve DEAŞ'ın geri dönmemesini sağlamanın, kuvvetlerimizin yeteneklerini güçlendirmek ve desteğini sürdürmekle doğrudan bağlantılı olduğunu kabul ediyorlar.

-Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde askeri operasyon yapacağına dair tehditleri azaldı. Bunun nedenini nasıl yorumluyorsunuz?

Keşke tehditlerin azalması, Türk yetkililerin savaş tehdidinin bölge sorunlarını daha da kötüleştirdiğini anladıklarına işaret olsaydı. Ancak Ankara'nın tehditlerini azaltması, ABD veya Ruslardan yeşil ışık almasının zor olmasından kaynaklanıyor. Dolayısıyla, Türkiye'nin son iki yılda sık sık uyguladığı bu tür bir politikadan vazgeçmesi gerekiyor. Bence Türkiye'nin iç durumu ve ekonomik krizi, bu tür tehditleri sürdürmesini engelliyor. Bu tehditler, Türkiye'nin büyük güçlerle, özellikle ABD ile ilişkilerini bozuyor. Ayrıca, Türkiye'nin Arap (Körfez) ülkeleriyle ilişkilerinin düzelmesi, Türkiye'nin bölge ülkelerini kışkırtmaktan ve Suriye'de işgal ettiği bölgeleri genişletmeye çalışmaktan vazgeçmesine yardımcı oldu. Bu tehditlerin tamamen sona ermesini umuyoruz ve bölgenin istikrarını sağlamaya ve Suriye krizine, özellikle Türkiye'nin işgal ettiği bölgelerde yaşayanların geri dönüşünü garanti altına alacak bir çözüm bulmaya hizmet edecek herhangi bir diyaloga açığız.

-Suriye'nin kuzeydoğusunda ABD-Rusya gerginliği belki de Ukrayna yüzünden arttı. Bu size nasıl yansıdı?

Hala gerilimler minimum düzeyde veya daha doğrusu kontrol altında. Bölgelerimizin uluslararası ve bölgesel rekabetin bir arenası haline gelmesini istemiyoruz. Bölgelerimizdeki halkların çıkarları ve Suriye halkının çıkarı, güçlerimizle ilişkilerimizi şekillendiriyor. Bu nedenle, Suriyeli bir taraf olarak, uluslararası anlaşmazlıkların ve çatışmaların bölgelerimize yansımasını önlemeye veya uluslararası nitelikli çatışmaların bir parçası olmaya çalışıyoruz.

-ABD ve Rusya orduları arasındaki ilişkiyi nasıl dengeliyorsunuz?

ABD ordusuyla ilişkimiz, DEAŞ'a karşı savaş ve bölgenin güvenliğini korumak çerçevesinde şekilleniyor. ABD kuvvetlerinin bulunmadığı ve Rusya'nın nüfuz alanına giren bölgelerde ise, o bölgelerin istikrara kavuşması ve kaos ve teröre karşı korunması için bir koordinasyon biçimi kurmaya çalışıyoruz. İlişkilerimiz açıktır ve biz bir tarafın karşısında diğer tarafla saf tutmak istemiyoruz. Amacımız, Suriye’nin bu bölümünü, ülkenin krizini sona erdirecek adil bir siyasi çözüme ulaşana kadar korumaktır.

xscd
8 Ekim 2022'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Amerikan ve Rus kuvvetleri (AFP)

-Rusya'nın baskılarına rağmen neden Şam'a gitmeyi reddediyorsunuz? Şam ile anlaşmak için şartlarınız neler?

Şam'a gitmeyi reddetmiyoruz, ancak koşullar henüz olgunlaşmadı ve Şam'dan herhangi bir çözüm belirtisi, yanıt veya esneklik göremedik. Daha önce, Suriye krizini sona erdirecek siyasi bir çözüme ulaşmak için Rusya'dan yardım talep etmiştik. Şam'ın gerçekçi bir siyasi çözümü kabul etmesini istiyoruz. Bu amaçla, Yönetim, geçtiğimiz Nisan ayında Suriye krizini çözmek için bir girişimde bulundu, ancak Şam'dan herhangi bir yanıt alamadı. Bu, Şam'ın hala inat politikasında ısrar ettiği ve krizi sona erdirmeye ve barışı ve istikrarı sağlamaya yardımcı olacak herhangi bir gerçekçi teklifi reddettiği anlamına geliyor.

Rusya'dan, Suriye krizini sona erdirecek siyasi bir çözüme ulaşmamıza yardım etmelerini istedik. Şam'ın gerçekçi bir siyasi çözümü kabul etmesini istiyoruz... Şam, hala inat politikasında ısrar ediyor ve krizi sona erdirmeye ve barışı ve istikrarı sağlamaya yardımcı olacak herhangi bir gerçekçi teklifi reddediyor.

-Şam, SDG’nin feshedilmesini ve üyelerinin orduya katılmasını şart koşmuştu. Bu konudaki tutumunuz nedir?

SDG profesyonel ve milli bir güçtür. Biz, SDG’nin Suriye savunma sisteminin bir parçası olmasını ve ardından rolünün ve çalışmalarının, Suriyelileri terörden korumak için kuvvetlerimizin yaptığı büyük fedakarlıkları ve bölgelerimizi yüksek verimlilikle koruma yeteneğini dikkate alan özel bir yasayla düzenlenmesini talep ediyoruz. ‘SDG’nin feshedilmesi' hakkındaki herhangi bir konuşma, mümkün olan herhangi bir siyasi çözümü engellemek için geliyor ve diyalog için herhangi bir ciddiyeti yansıtmıyor. Şam'ın çözümü engellemeye yönelik zorlayıcı önkoşulları ve çatışmayı kaosla sürdürmeye olan güveni, Şam'daki iktidar rejimini kurtarmayacak ve herhangi bir çözüm üretmeyecektir. Şam ne kadar gecikirse, en büyük kaybeden yine kendisi olacaktır.

-Özerk Yönetimi'n geleceği nedir? Şam'ın yerel yönetimlere özerklik verilmesi önerisine karşı tutumunuz nedir?

Özerk Yönetimi'n geleceği, deneyimini koruma, geliştirme ve eksikliklerini düzeltme yeteneğine bağlıdır. Bu deneyimi savunmak, tüm Suriyelilerin görevidir. Gerçekler, Özerk Yönetim modelinin, merkezin diğer bölgeler üzerindeki tahakkümünü sınırlamak için en uygun model olduğunu ve halkın yerel politikalarını belirleme ve temsilcilerini vesayet, dışlama ve marjinalleştirmeden seçme hakkına sahip olduğunu göstermiştir. Şam'ın önerilerinde mevcut yerel yönetim kanununun geri dönüştürülmesi ve merkezi otoriteye hizmet edecek şekilde değiştirilmesinden bahsediliyor; bu da Şam'ın önerilerinin ne uzaktan ne de yakından merkezi olmayan bir yönetim biçiminden bahsetmediği anlamına geliyor.



Kaddafi yandaşlarının Fatih Devrimi kutlamalarının öncesinde silahlı tehditler

(foto altı) Libya’nın Beni Velid kentinde Eylül 2025’te düzenlenen Fatih Devrimi kutlamalarından (Sosyal medyadaki güvenilir sayfalar)
(foto altı) Libya’nın Beni Velid kentinde Eylül 2025’te düzenlenen Fatih Devrimi kutlamalarından (Sosyal medyadaki güvenilir sayfalar)
TT

Kaddafi yandaşlarının Fatih Devrimi kutlamalarının öncesinde silahlı tehditler

(foto altı) Libya’nın Beni Velid kentinde Eylül 2025’te düzenlenen Fatih Devrimi kutlamalarından (Sosyal medyadaki güvenilir sayfalar)
(foto altı) Libya’nın Beni Velid kentinde Eylül 2025’te düzenlenen Fatih Devrimi kutlamalarından (Sosyal medyadaki güvenilir sayfalar)

Merhum lider Muammer Kaddafi’nin ülkeyi 40 yılı aşkın süre yönetmesini sağlayan 1 Eylül Fatih Devrimi’nin (1969) 57’nci yıl dönümü yaklaşırken, ülkede endişe ve bekleyiş hâkim. Bu süreçte ‘tehdit ve uyarı, hazırlık seviyesinin yükseltilmesi ve olağanüstü hâl ilanı’ söylemleri öne çıkıyor.

Alışılmadık bir şekilde Libya Devrimcileri Operasyon Odası, ‘Nafusa Dağları, sahil bölgesi ve orta kesimdeki tüm devrimci taburları ve birlikleri’ olağanüstü hâl ilan ederek tam teyakkuz durumuna geçmeye çağırdı. Operasyon Odası, bu uygulamanın 24 Ağustos Pazartesi gününden başlayarak gelecek 10 Kasım’a kadar sürmesini istedi.

defrgthy
Muammer Kaddafi (EPA)

Operasyon Odası, bu yığınağın gerekçesini ‘ülkenin istikrarını hedef alan şüpheli hareketlilik ve güvenlik tehditlerinin tespit edilmesi, sivillerin korunması ve ülke güvenliğinin muhafaza edilmesi’ olarak açıkladı.

Oda tarafından pazartesi akşamı yayımlanan açıklamada, ‘başkentte sabotaj eylemleri, kaos çıkarma girişimleri ve kamu düzenini bozma çabaları yoluyla güvenliği istikrarsızlaştırmaya çalışan dış kaynaklı bir gündem ve eski rejim kalıntılarının bulunduğuna dair kesin bilgiler’ elde edildiği belirtildi.

17 Şubat Devrimi’ne yakın sayfalar tarafından yayımlanan açıklamada Oda, kendisine bağlı ‘tüm saha birliklerine en üst düzeyde teyakkuz seviyesine geçmeleri, tabur ve birlikler arasında derhal koordinasyon sağlamaları, kritik noktalar ile sınır kapıları ve stratejik yolların güvenliğini sağlamaları’ çağrısında bulundu.

Libya’da her yıl 1 Eylül’de, çeşitli kentlerde Kaddafi yanlıları tarafından Fatih Devrimi’nin yıl dönümü dolayısıyla kutlamalar düzenleniyor. 2011’de Kaddafi rejimini deviren ve Cemahiriye olarak bilinen yönetim dönemine son veren 17 Şubat Devrimi yanlılarıyla Kaddafi destekçileri arasında bu kutlamalar sırasında alışılmadık sözlü atışmalar ve tartışmalar yaşanabiliyor.

Oda ayrıca, ‘şüpheli unsurların kontrol altına alınması için gerekli önlemlerin alınması, güvenlik devriyelerinin yoğunlaştırılması ve kamu kurumları ile kritik tesislerin tavizsiz şekilde korunması’ talimatını verdi. Eski rejim yanlıları ise bu adımı, beklenen Fatih Devrimi yıl dönümü kutlamalarını engellemeye yönelik ‘güvenlik tehdidi’ olarak değerlendirdi.

Operasyon Odası, açıklamasının sonunda tüm birliklerinden ‘bu talimata derhal uymalarını ve bağlı kalmalarını, durum sona erip istikrar yeniden sağlanana kadar ulusal sorumluluk bilinciyle hareket etmelerini’ istedi.

fgrthyju
Libya’da Eylül 2025’te Fatih Devrimi’nin yıldönümü vesilesiyle düzenlenen kutlamalardan (Sosyal medyadaki güvenilir sayfalar)

Libyalı siyaset araştırmacısı ve yazar Mustafa el-Fituri, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, söz konusu güvenlik biriminin attığı adımın ‘eski rejim yanlısı olarak sınıflandırılan muhalifleri korkutma girişiminden’ ibaret olduğunu savundu. Fituri, Libyalıların ‘kendilerini devrimci olarak tanımlayanların her konuda başarısız olduklarını gördüğünü ve bu kişilerin vatandaşları korkutmak istediğini’ söyledi.

Eski rejim yanlısı olan Fituri, kendilerini ‘devrimci’ olarak adlandıranların bu yıl kutlamaların daha büyük, daha kapsamlı ve katılım açısından daha geniş olacağı yönünde bir kanaate sahip olduklarını belirterek, “Bu nedenle vatandaşları korkutmak istiyorlar. Yaklaşık iki haftadır bu tehditlere zemin hazırlıyorlardı” dedi.

Fituri, “Halkın ezici çoğunluğu ekonomik, siyasi, sosyal ve psikolojik açıdan son derece kötü durumda. Bunun nedeni yaşadıkları krizler ve özellikle ekmek başta olmak üzere hayat pahalılığının artması. Elektrik krizi de dahil olmak üzere çeşitli sorunlarla karşı karşıyalar” ifadelerini kullandı.

Libya Devrimcileri Operasyon Odası, 17 Şubat Devrimi’nin ardından 2013 yılında Trablus’ta kurulan silahlı bir yapılanma. Yapılanma, dönemin Genel Ulusal Kongre Başkanı Nuri Ebu Sehmeyn’in kararıyla, başkentin ve giriş-çıkışlarının güvenliğini sağlamak amacıyla oluşturuldu. Kararda, operasyon odasının resmen ordunun başkomutanına bağlı bir güç olması ve Batı Libya’daki Savunma ve İçişleri bakanlıkları ile Genelkurmay Başkanlığıyla koordinasyon içinde çalışması öngörülüyordu.

cdfvrgthyj
Libya’nın Beni Velid kentinde Eylül 2025’te düzenlenen Fatih Devrimi kutlamalarından 

‘Büyük Libya Arap Sosyalist Halk Cemahiriyesi’ başlığıyla yayımlanan bir açıklamada eski rejim yanlıları, ‘güvenlik ve istikrarı sarsabilecek, ülkeyi kaos ve iç çatışmaya sürükleyebilecek her türlü hareket, silahlı operasyon veya medya üzerinden kışkırtma girişimine karşı’ sert biçimde uyarıda bulundu. Açıklamada, ‘güvenliğin ve vatandaşların korunmasının kimsenin tekelinde olmadığı, bunun yalnızca meşru devlet kurumlarının, başta silahlı kuvvetler, polis ve düzenli güvenlik birimleri olmak üzere, sorumluluğunda bulunduğu’ vurgulandı.

Cemahiriye adına yayımlanan ve eski rejim yanlısı medya kuruluşları ile platformlar tarafından dolaşıma sokulan açıklamada, Libya Devrimcileri Operasyon Odası tarafından yayımlanan ve ‘tehditler, askeri hazırlık seviyesinin yükseltilmesi ve olağanüstü hâl ilanını’ içeren bildiri şaşkınlıkla karşılandı ve reddedildi. Açıklamada, söz konusu adımın ‘ülkenin ve vatandaşların güvenliğine yönelik doğrudan tehdit oluşturan, tehlikeli ve kabul edilemez bir girişim olduğu ve meşruiyet ile hukuk çerçevesinin dışında zor kullanarak yeni bir fiili durum yaratma çabası’ niteliği taşıdığı belirtildi.

Cemahiriye açıklamasında, devletin dışında tehdit, seferberlik veya olağanüstü hal ilanı içeren her türlü çağrı ve bildirinin kesinlikle reddedildiği vurgulanarak, bunların ‘toplumsal barışı ve ülkenin birliğini tehdit eden, kabul edilemez ve kınanması gereken eylemler’ olduğu belirtildi. Açıklamada ayrıca, ‘bu kışkırtıcı bildirilerin arkasında bulunan tarafların derhal ortaya çıkarılması ve ülkenin güvenliğini tehdit ettiği veya fitne çıkarmaya teşvik ettiği kanıtlanan herkesin hesap vermesi’ talep edildi.

Eski rejim yanlıları, ‘tüm Libya’daki vatanseverleri dayanışma göstermeye ve meşru devlet kurumları etrafında kenetlenmeye, kaos çıkarma ve istikrarı bozma girişimlerini reddetmeye, Libya’yı bölmeyi veya yeniden çatışma sarmalına sürüklemeyi amaçlayan her türlü projeye karşı koymaya’ çağırdı. Açıklamada, “Libya odalar ve bildirilerle değil, hukuk, seçilmiş ve meşru kurumlar ile özgür Libya halkının iradesiyle yönetilecektir” ifadesine yer verildi.

Libya’daki eski rejim yanlıları, başta ‘Cemahiriye rejimi yanlıları’ ve ‘Yeşiller’ olmak üzere çeşitli isimlerle anılıyor. Bu kesim, Libya içinde ve dışında Muammer Kaddafi’ye bağlı veya onun yönetimine sempati duyanların yanı sıra oğlu Seyfülislam Kaddafi’yi destekleyenlerden oluşuyor. Söz konusu hareket, tek bir çatı altında birleşmiş yapılardan oluşmuyor; eski rejimin mirasına ve siyasi anlayışına farklı düzeylerde destek veren siyasi ve sosyal aktörlerin yanı sıra askeri geçmişe sahip kişi ve grupları da bünyesinde barındırıyor. Bu çevrelerin benimsediği görüşler arasında Yeşil Kitap’ta ortaya konulan fikirler ve Cemahiriye sistemi de bulunuyor.

Söz konusu yıl dönümünde, 2011’de Kaddafi’yi deviren 17 Şubat Devrimi yanlıları ile onu onlarca yıl önce iktidara taşıyan 1 Eylül Fatih Devrimi’nin destekçileri arasında genellikle sözlü atışmalar ve sosyal medya üzerinden sert eleştiri kampanyaları yaşanıyor.

57 yıl önce Libya, Kral Muhammed İdris es-Senusi’nin yönetimi altındaydı. Kaddafi ise Libya ordusundaki Hür Subaylar Hareketi’ne öncülük ederek Eylül 1969’un başından itibaren yaklaşık 42 yıl boyunca ülkeyi yönetti.


Kahire, Libya'da doğu ve batı kampları arasındaki uçurumu kapatabilecek mi?

Mısır, Libya'nın birliğini ve toprak bütünlüğünü korumanın zorunlu olduğuna inanıyor. Krizin tek çözüm yolu olarak gördüğü kurumların birleştirilmesi ve meclis ile cumhurbaşkanlığı seçimlerinin düzenlenmesi yönündeki çalışmalarını sürdürüyor (AFP)
Mısır, Libya'nın birliğini ve toprak bütünlüğünü korumanın zorunlu olduğuna inanıyor. Krizin tek çözüm yolu olarak gördüğü kurumların birleştirilmesi ve meclis ile cumhurbaşkanlığı seçimlerinin düzenlenmesi yönündeki çalışmalarını sürdürüyor (AFP)
TT

Kahire, Libya'da doğu ve batı kampları arasındaki uçurumu kapatabilecek mi?

Mısır, Libya'nın birliğini ve toprak bütünlüğünü korumanın zorunlu olduğuna inanıyor. Krizin tek çözüm yolu olarak gördüğü kurumların birleştirilmesi ve meclis ile cumhurbaşkanlığı seçimlerinin düzenlenmesi yönündeki çalışmalarını sürdürüyor (AFP)
Mısır, Libya'nın birliğini ve toprak bütünlüğünü korumanın zorunlu olduğuna inanıyor. Krizin tek çözüm yolu olarak gördüğü kurumların birleştirilmesi ve meclis ile cumhurbaşkanlığı seçimlerinin düzenlenmesi yönündeki çalışmalarını sürdürüyor (AFP)

Ahmed Abdulhekim

Kahire, Libya’da yıllardır süren bölünmüşlük halini sona erdirmek ve devlet kurumlarının birleşmesinin önünü açacak siyasi bir süreci başlatmak amacıyla doğu ve batı kampları arasındaki görüşleri yakınlaştırmak ve iki taraf arasındaki uçurumu kapatmak için krize yönelik çabalarını ve siyasi hareketliliğini yoğunlaştırıyor.

Libyalı tarafları siyasi bir çözüme teşvik etmeyi amaçlayan bölgesel ve uluslararası çabalarla eş zamanlı olarak yürütülen Kahire'nin girişimleri Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin, Trablus merkezli Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile görüşmesinden üç hafta bile geçmeden Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanı Mareşal Halife Hafter ile gerçekleştirdiği temaslarla son günlerde kendini gösterdi. Gözlemcilere ve siyasetçilere göre bu hareketlilik, Kahire'nin seçimlerin yapılmasına ve devlet kurumlarının birleştirilmesine yol açacak siyasi bir süreci hızlandırmak amacıyla Libya'daki bölünmüşlüğün her iki tarafıyla da iletişimi sürdürdüğünü yansıtıyor.

“Mısır'ın yoğun çabalarına rağmen, Kahire'nin Libya krizinde bir dönüm noktası yaratma kapasitesi konusunda gözlemcilerin görüşleri farklılık gösteriyor. Çünkü bu kriz artık tamamen bir iç çatışma olmaktan çıkıp yerel güçlerin çıkarlarının bölgesel ve uluslararası hesaplarla iç içe geçtiği bir hal almış durumda. Öte yandan devletin yapısı, iktidar ve servetin dağılımı, seçimler, güvenlik ve askeri düzenlemelerin geleceği konularındaki anlaşmazlıklar nihai bir çözüm üretmeye yönelik her türlü girişimi sekteye uğratmaya devam ederken bu durum, Mısır'ın Libyalı taraflarla olan ilişkileri üzerinden bölünmeyi fiilen sona erdirecek siyasi bir anlaşmaya ne ölçüde önayak olabileceği veya Libya sahnesindeki karmaşıklıkların bunun gerçekleşmesinin önünde bir engel olarak kalmaya devam edip etmeyeceği sorularını gündeme getiriyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Mısır, birbirine rakip iki hükümet ile güvenlik, askeri ve mali kurumların bulunduğu Libya'daki bölünmüşlük halinin devam etmesinin, yalnızca kapsamlı bir siyasi çözüme ulaşma ihtimalini tehdit etmekle kalmadığına, aynı zamanda Libya'yı bölgesel ve uluslararası çekişmelere açık bir saha olarak tuttuğuna, ülkenin birlik ve istikrarını tehlikeye attığına ve başta Mısır olmak üzere kaosun yansımalarının komşu ülkelere sıçrama riskini artırdığına inanıyor.

Mısır’ın yoğun çabaları

Son haftalarda Libya krizi, ülkeyi yıllardır süregelen siyasi ve kurumsal bölünmeyi sona erdirecek bir çözüme ulaştırmayı hedefleyen bölgesel ve uluslararası çabalarla eş zamanlı olarak yeniden Mısır'ın öncelikli gündem maddelerinden biri haline geldi. Zira Kahire, doğu ve batı hükümetleriyle iletişimini yoğunlaştırarak aralarındaki uçurumu daraltmayı ve onları ulusal kurumları birleştirmeye, parlamento ile cumhurbaşkanlığı seçimlerini gerçekleştirmeye teşvik etmeyi amaçlıyor.

thyju
Libya Ulusal Ordusu Komutanı Mareşal Halife Haftar (AFP)

Independent Arabia’ya konuşan Mısırlı diplomatik kaynaklar, Kahire'nin Libya dosyasındaki yoğun hamleleri ve doğu ve batı hükümetleriyle sürdürdüğü temaslar aracılığıyla ‘iki taraf arasındaki uçurumu daraltmayı, ciddi bir siyasi süreç başlatmak için üzerine inşa edilebilecek bir uzlaşı alanı yaratmayı ve ülkenin birliğini ile bağımsızlığını koruyup bölünmesini önleyecek şekilde krizin çözümüne yönelik girişimlerle etkileşim kurmayı’ hedeflediğini ifade ediyor. Kaynaklar, bu durumun Mısır'ın ulusal güvenliği için kilit bir öneme sahip olduğunu da belirtiyor.

Mısırlı bir kaynağa göre Mısır, Libya krizinde etkin rol oynayan bölgesel ve uluslararası aktörlerle iş birliği yaparak tarafları, ‘parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin eş zamanlı olarak düzenlenmesini, silahlı milislerin dağıtılmasına yönelik bir planın onaylanmasını, yabancı güçler ile paralı askerlerin Libya'dan çekilmesini ve istikrarı pekiştirecek şekilde devlet kurumlarının birleştirilmesini’ öngören bir yol haritasını kabul etmeye ikna etmeye çabalıyor.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, geçtiğimiz hafta LUO Genel Komutanı Mareşal Halife Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmede, Mısır'ın Libya'nın birliğini ve toprak bütünlüğünü korumayı savunan tutumunu vurgulayarak, Libya kurumlarının birleştirilmesi ile parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin düzenlenmesi yönünde çalışılması gerektiğinin altını çizdi. Kahire'nin Libya'nın güvenliğine ve istikrarına yönelik desteğinin yanı sıra bunu sağlamayı amaçlayan girişimleri desteklediğini teyit eden Sisi, ülkede güvenlik ve kalkınmanın tesis edilmesine yönelik çabalara katkı sunma konusundaki kararlılıklarını yineledi.

Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre sahil kenti El Alameyn'in ev sahipliğinde gerçekleşen, Libya tarafından LUO Genelkurmaybaşkanı Halid Hafter ve ‘Libya Yeniden İnşa Fonu’ Başkanı Bilkasım Hafter'in, Mısır tarafından ise Genel İstihbarat Başkanı Hasan Reşad'ın katıldığı Sisi-Hafter görüşmesinde, Mısır ile Libya arasındaki iş birliğini güçlendirme ve iki ülke arasındaki ortaklığı geliştirme fırsatlarına odaklanıldı. Bu durum, Kahire'nin Libya dosyasına ve bu dosyadaki siyasi, güvenlik ve hatta ekonomik gelişmelere atfettiği önemin bir göstergesi olarak nitelendiriliyor.

Sisi ve Hafter görüşmesinin ardından Mısır Devlet Enformasyon Servisi, Mısır Genel İstihbarat Başkanı Hasan Reşad'ın geçtiğimiz cumartesi günü LUO Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter ile bir araya geldiğini duyurdu. Görüşmede, ‘Libya’daki gelişmeler ile siyasi süreci ilerletmek, istikrara zemin hazırlamak ve Libya'da cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla yürütülen yerel ve uluslararası çabaların’ ele alındığı belirtildi. Açıklamada ayrıca Reşad'ın, ‘mevcut girişimlerin etrafında oluşan siyasi ivmenin, istikrar ve Libya saflarının bütünlüğü yönünde itici bir fırsat olarak değerlendirilmesinin önemini’ vurguladığı aktarıldı.

Sisi, Hafter'i ağırlamadan önce, geçtiğimiz ayın sonlarında Trablus merkezli UBH Başbakanı Abdulhamid Dibeybe'yi kabul etmişti. O dönemde Mısır Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Sisi'nin, Mısır'ın Libya'nın istikrar ve refahına yönelik daimi hassasiyetini ile barış ve istikrarı sağlama, ülkenin toprak bütünlüğünü koruma çabalarına verdiği desteği vurguladığı bildirilmişti. Sisi ayrıca, Kahire'nin ‘kardeş ülke Libya'nın istikrarı ve refahı konusunda her zaman hassas davrandığını’ ve barış ile istikrarı desteklemeye, ülkenin birliğini ve toprak bütünlüğünü güvence altına almaya büyük önem atfettiğini belirtmişti.

Dibeybe'nin Mısır ziyareti, Mısır İstihbarat Başkanı'nın geçtiğimiz haziran ayında Trablus'a gerçekleştirdiği ziyaretten haftalar sonra yapıldı. Söz konusu ziyaret ise, Libya Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih'in geçtiğimiz mayıs ayında Mısır'a yaptığı ziyaretin akabinde gerçekleşmişti. Salih bu ziyareti kapsamında Mısırlı yetkililer ve milletvekilleriyle görüşmüş; Mısır Temsilciler Meclisi'nde yaptığı konuşmada ‘iki ülke arasındaki tarihi ilişkilerin ve ortak bağların derinliğine, ayrıca Mısır'ın Libya'nın istikrarına yönelik kesintisiz desteğine’ vurgu yapmıştı.

df
Trablus merkezli Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid Dibeybe (AFP)

Gözlemcilere göre bu temas trafiği, yıllarca büyük ölçüde, temel olarak Hafter liderliğindeki LUO ile Akile Salih liderliğindeki Temsilciler Meclisi'nden oluşan Doğu kampına bel bağlayan Mısır'ın dış politikasındaki büyük bir dönüşümü ve çeşitli Libyalı taraflarla doğrudan iletişim kanallarının açıldığını yansıtıyor. Gözlemciler, bölünmüşlüğün taraflarından birinin tek başına dayatmaya çalışması halinde gelecekteki hiçbir çözümün sürdürülebilir olmayacağına dikkati çekerek, siyasi, güvenlik ve askeri kurumların birleştirilmesinin doğu ile batıdaki güç merkezleri arasında bir uzlaşıyı gerektirdiğine işaret ediyor.

Mısır'ın hamleleri başarılı olacak mı?

Mısır'ın yoğun çabalarına rağmen, Kahire'nin Libya krizinde bir dönüm noktası yaratma kapasitesi konusunda gözlemcilerin görüşleri farklılık gösteriyor. Çünkü bu kriz artık tamamen bir iç çatışma olmaktan çıkıp yerel güçlerin çıkarlarının bölgesel ve uluslararası hesaplarla iç içe geçtiği bir hal almış durumda. Öte yandan devletin yapısı, iktidar ve servetin dağılımı, seçimler, güvenlik ve askeri düzenlemelerin geleceği konularındaki anlaşmazlıklar nihai bir çözüm üretmeye yönelik her türlü girişimi sekteye uğratmaya devam ederken bu durum, Mısır'ın Libyalı taraflarla olan ilişkileri üzerinden bölünmeyi fiilen sona erdirecek siyasi bir anlaşmaya ne ölçüde önayak olabileceği veya Libya sahnesindeki karmaşıklıkların bunun gerçekleşmesinin önünde bir engel olarak kalmaya devam edip etmeyeceği sorularını gündeme getiriyor.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Reha Ahmed Hasan'ın değerlendirmelerine göre mevcut koşullar, ‘zor olmasına rağmen Libya krizinin çözümü yönünde adım atmaya ve uzlaşılara varmaya elverişli’ görünüyor. Hasan, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Geçtiğimiz yıldan bu yana, anlaşmazlık yaşanan meselelerin çözümünde ilerleme kaydetmek ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin gerçekleştirilmesinin yolunu açmak amacıyla Birleşmiş Milletler misyonu tarafından Libya krizini çözmeye yönelik gerçekçi ve pratik girişimler ile çabalar ortaya konuyor. Ancak Libyalı tarafları sunulan program ve fikirleri kabul etmeye teşvik etmek için, bu çabaların komşu ülkelerin (Mısır, Tunus ve Cezayir) yanı sıra ABD gibi büyük ve etkili güçlerin desteğine ihtiyacı vardı. Son aylarda şekillenmeye başlayan şey de tam olarak bu oldu” ifadelerini kullandı.

Hasan, sözlerine şöyle devam etti:

“Çözüm için sunulan her girişimde, bunun sonuca ulaşamamasının temel nedeni, Libya'da gücü elinde bulunduran hiç kimsenin bundan vazgeçmek istememesiydi. Herkes seçim talep ederken aynı zamanda seçimlerin yapılmaması veya o aşamaya gelinmemesi için var gücüyle çalışarak tabloyu karmaşıklaştırıyor.”

Ancak şu anki bağlamın biraz daha farklı olduğunu, çünkü Libya krizinin aşılması ve tarafların çözüm planını kabul etmeye teşvik edilmesi konusunda bölgesel ve uluslararası bir uzlaşıya benzer bir durumun olduğunu belirten Hasan, “Gerek cumhurbaşkanlığı gerekse parlamento seçimlerinin gerçekleştirilme aşamasından daha da önemlisi, tarafların önceden bu seçimleri kabul etme ve sonuçlarına saygı duyma taahhüdünde bulunmalarıdır" dedi.

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından sunulan önceki planın ‘doğudaki veya batıdaki üst düzey aktörlerden hiçbirinin planın maddelerine uymaması nedeniyle başarısız olduğuna, bunun da sahneyi daha da karmaşık hale getirerek Libya krizini bir kısır döngüye soktuğuna’ dikkati çeken Hasan, Mısır’ın ABD, Türkiye ve Birleşmiş Milletler ile iş birliği içinde yürüttüğü mevcut çabaların, tarafların kriz bağlamında bir atılım sağlama arzusu ışığında somut sonuçlara ulaşabileceğini değerlendirdi.

Hasan'a göre son dönemde Kahire ile Trablus'taki Libya hükümeti arasındaki ilişkilerde yaşanan nispi iyileşme, Mısır'ın Doğu ve Batı kampları arasında bir uzlaşıya ve somut sonuçlara ulaşabilme ihtimali açısından ‘olumlu bir gösterge’ olmaya devam ediyor. Hasan, Kahire'nin artık Libyalı taraflarla ilişkilerinde ‘Libya'nın çıkarına’ hizmet edecek ve kendi tabiriyle ülkeyi kasıp kavuran ‘çatışma ve krizlerin kısır döngülerinden’ çıkmasını sağlayacak bir denge kurmaya çalıştığını ifade etti.

Mısır'ın çabalarının önündeki en belirgin zorluklara değinen Hasan, bunların, ‘devlet kurumlarını birleştirecek uzlaşıya dayalı bir plana ulaşma, rakip tarafları seçimlere gitmeyi ve halkın iradesine başvurmayı kabul etmeye teşvik etme ve milislerin istikrarı bozucu rolünü sahneden silme yeteneği’ olduğunu düşünüyor.

Mısır'ın hamleleri, Libya krizini siyasi bir çözüme yönlendirmeyi amaçlayan bölgesel ve uluslararası çabalarla eş zamanlı olarak yürütülüyor. Bu çabaların başında, BM’nin bir yıl önce onayladığı ve 18 ay içinde genel seçimlere ulaşmayı hedefleyen üç temel sütuna dayanan ‘Yol Haritası’nın yanı sıra ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Massad Boulos'un Libya'daki iki otoriteyi birleştirmeyi amaçlayan girişimi geliyor.

ABD’nin girişiminden sızan bilgilere göre öneriler arasında, Halife Hafter’in oğlu Saddam Hafter'in Başkanlık Konseyi yönetiminde bir görev üstlenmesi ve Dibeybe başkanlığında birleşik bir hükümetin kurulması yer alıyor. Söz konusu girişim Hafter tarafından memnuniyetle karşılanırken, Dibeybe cephesinden konuya ilişkin kamuoyuna açıklanmış net bir tutum gelmedi.

Mısırlı eski bir diplomat olan Seyyid Kasım el-Mısri ise, ‘Libya krizinin çözümsüz kalan sorununun Libyalı taraflardan değil; bir tarafı diğerinin aleyhine silah, para ve siyasetle destekleyen dış aktörlerden kaynaklandığı’ görüşünü savunuyor. Independent Arabia’ya konuşan Mısri, ‘Libya'daki mevcut duruma ilişkin gerek Mısır'ın gerekse bölgesel ve uluslararası hareketliliği farklı kılan yönün, krizin kökenlerine inilmesi ve bölünmüşlüğün devamını hedefleyen uluslararası aktörlerin sahneden caydırılmaya çalışılması olduğunu’ değerlendirmesinde bulundu.

Mısri'ye göre taraflardan birini diğerinin aleyhine destekleyen uluslararası aktörler sahneden dışlanmadan Libya krizinin çözülmesi mümkün değil. Mevcut tablodaki farklılığa değinen Mısri, “Hem doğu hem de batı kampı artık çözüm vaktinin geldiğini, bunu gerçekleştirmek için şartların olgunlaştığını ve herkesin bu durumu değerlendirmesi gerektiğini hissetmeye başladı” ifadelerini kullandı.

Mısri, tarafların bu kanaate varması halinde, Libya'nın birliğini ve egemenliğini koruyacak şekilde, ülkeye istikrar ile güvenliğin geri dönmesinde çıkarı olan uluslararası ve bölgesel tarafların da teşvikiyle krizin çözümüne ulaşmanın son derece kolaylaşacağını belirtti.

Libyalı yazar ve analist Muhammed ez-Zubeydi de bu görüşe katılarak, ‘Libya'daki krizi derinleştiren noktanın, dar öz çıkarlar veya yayılmacı emeller doğrultusunda bir tarafı diğerinin aleyhine destekleyen dış aktörlerin rolleri olduğunu’ söyledi. Zubeydi, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Libya'nın ulusal güvenliğinin Mısır'ın ulusal güvenliğiyle bağlantılı olması ve Libya'nın istikrarı ile güvenliğinin Mısır için mutlak bir çıkar teşkil etmesi göz önüne alındığında hükümetleri ve devlet kurumlarını birleştirme çabalarının yanı sıra dış emellerle mücadele etme konusunda Mısır, etkin ve temel bir role sahip” dedi.

Libya, yıllardır ülkenin doğusu ile batısındaki rakip otoriteler arasında yaşanan siyasi bir bölünmüşlük halinde yaşıyor. Ülkede iktidar iki hükümet arasında paylaşılıyor. Bunlardan biri batıda Dibeybe liderliğindeki UBH, diğeri Temsilciler Meclisi tarafından görevlendirilen ve Usame Hammad tarafından yönetilen Ulusal İstikrar Hükümeti (UİH). UİH, aynı zamanda Hafter'in desteğini de arkasına alarak ülkenin doğusunu ve güneyinin büyük bir bölümünü kontrol ediyor.

Libya krizi, son aylarda, tarafları siyasi bir çözüme itmek amacıyla ivme kazanan uluslararası hamlelere sahne oldu. Bu hamlelerin en önemlisi ise ülkenin doğusu ile batısı arasındaki bölünmüşlüğü sona erdirmenin iki kapısı olarak görülen kurumların birleştirilmesi ve seçimlerin düzenlenmesi amacıyla girişimler sunan BM ve ABD'nin çabalarıydı.


Zindani: Husi’lerin ve İran’ın Yemen'e şantaj yapmasına izin vermeyeceğiz

Yemen Başbakanı Şai ez-Zindani (Saba)
Yemen Başbakanı Şai ez-Zindani (Saba)
TT

Zindani: Husi’lerin ve İran’ın Yemen'e şantaj yapmasına izin vermeyeceğiz

Yemen Başbakanı Şai ez-Zindani (Saba)
Yemen Başbakanı Şai ez-Zindani (Saba)

Yemen Başbakanı Dr. Şai Muhsin ez-Zindani, ülkesinin sınırları aşan bir projenin açık sahası olarak kalmayacağını ve Husilerin ve İran’ın Yemen devletini şantajla baskı altına almasına izin vermeyeceklerini söyledi.

Zindani, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Husilerin son dönemdeki tırmanışının, grubun yaşamın temel unsurlarını ve ulusal ekonomiyi hedef aldığını ortaya koyduğunu belirtti. Husilerin Yemen topraklarını, limanlarını ve deniz geçişlerini ülke sınırlarını aşan bölgesel bir projeye hizmet eden araçlara dönüştürmeye çalıştığını ifade etti. Yemen’in uluslararası toplumdan savaşı Yemenliler adına yürütmesini istemediğini vurgulayan Zindani, bunun yerine Yemenlilerin devletlerini yeniden tesis etmelerine ve kendi kapasitelerini geliştirmelerine destek verilmesini istediklerini belirtti.

Başbakan, Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki koordinasyonun sürekli geliştiğini ve yalnızca geçici bir askerî gerilime müdahale etmekle sınırlı olmadığını belirtti. Bu koordinasyonun, ortak sınır, güvenlik, kader ve çıkarların bir araya getirdiği iki ülke arasındaki köklü stratejik ortaklığa dayandığını kaydeden Zindani, Riyad’ın Yemen’in istikrarını Suudi Arabistan’ın ve bölgenin güvenliğinin bir parçası olarak gördüğünü ifade etti.

Zindani, hükümetin Hudeyde’deki Maha Limanı’nı yalnızca yerel tesis olarak değerlendirmediğini, daha geniş bir ekonomik ve denizcilik sisteminin parçası olarak gördüğünü söyledi. Limanın hedef alınmasının sonuçlarının ulusal sınırların ötesine geçeceğini belirten Zindani, limanların ve ekonomik tesislerin korunmasının ulusal bir sorumluluk olduğunu, aynı zamanda uluslararası deniz ulaşımı ve ticaret güvenliğinin sağlanması bakımından uluslararası toplumun da sorumluluk alanına girdiğini ifade etti.