Mazlum Abdi Al-Majalla'ya: Suriye-İran-Türk koordinasyonu bize karşı ve aşiret gerilimi sona erdi

SDG komutanı, Şam'ın güçlerini dağıtma taleplerini reddetti ve özerk yönetim için savundu ... ve Fırat'ın doğusundaki ABD-Rusya gerilimini "kontrollü" olarak nitelendirdi.

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Mazlum Abdi Al-Majalla'ya: Suriye-İran-Türk koordinasyonu bize karşı ve aşiret gerilimi sona erdi

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

İbrahim Hamidi

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) komutanı Mazlum Abdi, Al-Majalla'ya verdiği röportajda, Şam ve Tahran arasında yakın oldukları bazı aşiret temsilcilerini desteklemek için açık bir koordinasyon olduğunu ve Türkiye'nin de bu çizgiye katılarak bağlı Suriyeli silahlı grupları desteklediğini doğruladı. Üç ülkenin de başarılı olmadığını söyleyen Abdi, "Şu anda durum istikrarlı" dedi.

Abdi, Rusya'nın ‘aşiret gibi görünmeye çalışan’ silahlı grupları bombaladığını belirterek, Moskova'nın ‘yeni Türk genişleme operasyonları lehine durumu istismar etme formülüne’ katılmadığını söyledi. Abdi, ABD'nin aşiretlere karşı askeri operasyonlara katılmadığını da sözlerine ekledi. Ayrıca “İstikrar sağlama sürecinde hava desteği (keşif) dışında ABD desteğine ihtiyacımız yoktu” dedi.

Ukrayna'daki savaş zemininde ABD ile Rusya arasında Suriye'nin kuzeydoğusunda yaşanan gerilimlerin ‘en azından kontrol altında olduğunu’ vurguladı. Abdi, “Bölgelerimizin uluslararası ve bölgesel rekabete sahne olmamasını sağlamaya çalışıyoruz” dedi.

Abdi, Şam'a müzakere için gitmeyi reddetmediğini, ancak koşulların henüz olgunlaşmadığını ve Şam'dan herhangi bir çözüm belirtisi görmediklerini söyledi. Ayrıca, Suriye krizini sona erdirecek siyasi bir çözüme ulaşmaya yardımcı olmaları için Ruslardan yardım talep ettiklerini belirtti. Mazlum ABD, “Şam'ın gerçekçi bir siyasi çözümü kabul etmesini talep ediyoruz. Şam, hala inat politikasında ısrar ediyor. Krizi sona erdirmeye, barışı ve istikrarı sağlamaya yardımcı olacak herhangi bir gerçekçi teklifi reddediyor” dedi.

Mazlum Abdi, SDG'nin ‘profesyonel ve milli bir güç olduğunu ve Suriye savunma sisteminin bir parçası olmasını talep ettiklerini, ardından rolünün ve çalışmasının bir yasa ile düzenleneceğini’ de sözlerine ekledi. Abdi, ‘SDG'nin çözülmesine dair herhangi bir konuşmanın, mümkün olan herhangi bir siyasi çözümü engellemek için geldiğini ve diyalogda herhangi bir ciddiyeti yansıtmadığını’ söyledi.

SDG Komutanı, sözlerine şu şekilde devam etti: "Anlaşmazlıkları çözümsüz hale getirmek için zorlayıcı önkoşullar koymak ve kaos yoluyla çatışmayı sürdürmek, Şam'daki iktidar rejiminin kurtarılmasına yardımcı olmayacak ve herhangi bir çözüme yol açmayacaktır. Şam yönetimi çözümü geciktirirse, o zaman en büyük kaybeden yine kendisi olacaktır."

Mazlum Abdi, ‘özerk yönetim’ modelini ve ‘bölge sakinlerinin vesayetten, ötekileştirmeden ve dışlanmadan bağımsız olarak yerel politikalarını oluşturma ve temsilcilerini seçme hakkını’ savundu.

İşte Majalla’nın 20 Eylül 2023 tarihinde yaptığı röportajın metni:

-Son zamanlardaki aşiretlerle yaşanan gerginliğin ardından sahadaki durumu nasıl görüyorsunuz?

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki son zamanlardaki gerginlik dar bir alanda yaşandı. Beş köyde ara sıra huzursuzluk yaşandı. Ancak durum şu anda istikrar kazandı. Hizmetleri yeniden sunmaya, halkın taleplerini karşılamaya ve sorunlarını çözmeye çalışıyoruz. Bu konuda bir söz verdik ve bu gerginliklerin yaşanmasına neden olan tüm nedenleri ele almaya kararlıyız.

-Ebu Havle’yi Deyr-i Zor Askeri Meclisi'nden neden görevden aldınız?

Kuvvetlerimiz, Ahmed el-Hubeyl'in (Ebu Havle) görevden alınmasının gerekçelerini açıklayan bir bildiri yayınladı. Kararımız, bölge sakinlerinin ve kanaat önderlerinin birçok raporu ve şikayetini gözden geçirdikten sonra dış güçlerle iletişimi ve koordinasyonuyla ilgili birçok suç ve suistimal işlediği için kuzey ve doğu Suriye Başsavcılığı'ndan tutuklama emri üzerine verildi.

-Şam'ın aşiretlerin hareketindeki rolü nedir?

Şam, Fırat'ın doğusunda kaos yaratmaya çalıştı. Bunun için sürekli medya üzerinden kışkırtma yaptı ve kendisine bağlı silahlı aşiret gruplarını bizimle savaşa sokmaya çalıştı. Daha önce, rejimin bizim bölgelerimizi ele geçirmek için Fırat'ın diğer yakasında silahlı gruplar oluşturma planlarını ortaya çıkardık. Ancak bu grupların doğu yakasına geçme girişimlerini hızla ve kararlı bir şekilde durdurduk.

-Son gerilimden sonra sizinle Şam arasında herhangi bir iletişim oldu mu? Sonucu ne oldu?

Resmi olarak Şam ile aramızda herhangi bir iletişim olmadı.

-Şam, Ankara ve Tahran'ın aşiretlere destekte koordineli olduğunu düşünüyor musunuz?

Şam ve Tahran'ın yakın oldukları bazı aşiret temsilcilerini desteklemeye yönelik açık bir koordinasyondan bahsedebiliriz. Ancak Türkiye de bu çizgiye girdi ve aşiret adı altında kendisine bağlı Suriyeli silahlı grupları desteklemeye başladı. Deyr-i Zor dışındaki Münbiç, Tel Temr ve Ayn İsa gibi bölgelerde, bölgelerimize paralel saldırılar düzenlemek için ciddi girişimlerde bulunuldu. Üç tarafın da bazı aşiretlerin mensuplarını kendi gündemlerini gerçekleştirmek için istismar etmek istediğinden bahsedebiliriz. Bu gündemler farklı olsa da amacı açıktır: Kuvvetlerimize darbe vurmak ve bölgenin bileşenleri tarafından kabul edilen formül olan özyönetim sistemini yıkmak. Onlar, mezhepsel dil kullanarak aşiretlerle ve yerel toplumla olan iyi ilişkilerimizi bozmak istediler, ancak bunda başarılı olamadılar.

-Suriye'nin kuzeydoğusunda Arapların zulüm gördüğünü söyleyenler var. Cevabınız nedir?

Bölgelerimizde zulüm gören veya zulüm eden bir etnik gruptan bahsedemeyiz. Bu mantığı ve bu suçlamaları şiddetle reddediyoruz. Özerk Yönetim bölgenin tüm çocuklarını temsil ediyor ve kuvvetlerimizin en güçlü noktası saflarında güçlü bir Arap varlığıdır. Açıkçası, bölgelerin, DEAŞ'ın terörizmi, kaynakların ve hizmetlerin eksikliği ve bölgenin istikrarını bozmaya çalışan birçok tarafın girişimleri nedeniyle zulüm gördüklerinden bahsedebiliriz. Zor koşullara maruz kalan bölgelerde halkın sorunlarını ciddi bir şekilde çözmeye çalışıyoruz ve burada bu sorunları en kısa sürede çözme sözü verdiğimizi tekrarlıyorum.

-Son gerilimde Rusya'nın tutumu nasıldı? Münbiç kırsalındaki aşiretlerin bombalanmasına size destek verildiğini düşünüyor musunuz?

Aslında, Rusya sizin dediğiniz gibi aşiretleri bombalamadı, bu sefer kendilerini aşiret olarak göstermeye çalışan silahlı grupları bombaladı. Rusya, cephelerin sakinliğini korumaya ve Türkiye yanlısı silahlı grupların genişlemesini önlemeye çalıştı. Rusya'nın bizi desteklediğini söylemek yerine, durumun Türkiye'nin yeni genişleme operasyonları için faydalanılmasın diye bir formül üzerinde anlaşmaya varmadığını söylemek daha doğru olacaktır. Özellikle 2019'da uluslararası koalisyonun Fırat’ın batısından çekilmesinin ardından bu bölgenin istikrarını korumak için Rusya ile eskiden beri anlaşmalarımız var. Rusya'nın Fırat'ın batısındaki nüfuz alanlarında herhangi bir değişikliğe razı olmadığı görülüyor.

-Peki ya ABD? Sadece keşif uçuşu yaptı ama askeri olarak size destek vermedi. Açıklamanız nedir?

Yeniden istikrar sağlama sürecinde, keşif uçuşları dışında, ABD desteğine ihtiyacımız yoktu. Kuvvetlerimizin yeteneklerine ve mevcut güvenlik gerilimlerini karşılayabileceklerine güveniyorduk. Ayrıca, bölge sakinlerinin çoğunun kuvvetlerimizin başlattığı 'güvenliği güçlendirme' kampanyasını destekleyeceğine güveniyorduk. Gerçekten de olan buydu.

Bölgelerimizde zulüm gören veya zulüm eden bir etnik gruptan bahsedemeyiz. Bu mantığı ve bu suçlamaları şiddetle reddediyoruz. 'Özerk Yönetim' bölgenin tüm çocuklarını temsil ediyor ve kuvvetlerimizin en güçlü noktası saflarında güçlü bir Arap varlığıdır.

-ABD’li temsilciler sizinle aşiretler arasında arabuluculuk yapmayı önerdiler. Bu ne anlama geliyor?

Bu bağlamda ABD ile iki konuda hemfikiriz. DEAŞ'ın yenilgiye uğratılması ve bölgede istikrarın sağlanması konusunda ortak görevlerimizi tamamlamak bunlardan ilkidir. ABD’li temsilcilerin önerileri, DEAŞ'la mücadelede bir ortak olarak SDG'nin pozisyonunu güçlendirmek için bu bağlamda geliyor. ABD’li yetkililerin SDG ile ortaklık taahhütlerini yeniledikleri açıklamalarında hissettiğimiz budur. Ayrıca, birlikte kurtardığımız bölgelerde meydana gelen çalkantıları ve sorunları ABD tarafıyla genellikle paylaşırız.

-ABD Ordusu Genelkurmay Başkanı Mark Milley, Suriye'nin kuzeydoğusuna bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaret nasıl geçti?

ABD Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley'nin ziyareti, bölgedeki ABD kuvvetlerinin durumunu takip etmek, DEAŞ'ın yenilgisini sağlamaya yönelik operasyonların gidişatını incelemek ve ABD askerleriyle buluşmak amacıyla gerçekleşti. Ziyaret, SDG ile Uluslararası Koalisyon güçleri arasındaki ortaklığın hala güçlü olduğunu ve DEAŞ'ın yenilgisini sağlamaya yönelik çalışmaların devam ettiğini teyit etti.

dfre
Mazlum Abdi ve ABD Müşterek Görev Gücü Komutanı Paul T. Calvert, Suriye Demokratik Güçleri'nin 1 Ağustos 2021'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke şehrinde yıllık toplantısına katıldığı sırada (AFP)

-Bu ziyareti, ABD varlığının bir garantisi olarak görüyor musunuz? Bu konuda bilgilendirildiniz mi?

Pratik olarak, bu tür üst düzey ziyaretler, Washington'ın DEAŞ'ı yenme çalışmalarına yönelik taahhütlerini yeniliyor ve bölgenin Washington'ın güvenlik stratejisinde önemli bir rol oynadığını yansıtıyor. ABD’liler, bölgenin istikrarının ve DEAŞ'ın geri dönmemesini sağlamanın, kuvvetlerimizin yeteneklerini güçlendirmek ve desteğini sürdürmekle doğrudan bağlantılı olduğunu kabul ediyorlar.

-Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde askeri operasyon yapacağına dair tehditleri azaldı. Bunun nedenini nasıl yorumluyorsunuz?

Keşke tehditlerin azalması, Türk yetkililerin savaş tehdidinin bölge sorunlarını daha da kötüleştirdiğini anladıklarına işaret olsaydı. Ancak Ankara'nın tehditlerini azaltması, ABD veya Ruslardan yeşil ışık almasının zor olmasından kaynaklanıyor. Dolayısıyla, Türkiye'nin son iki yılda sık sık uyguladığı bu tür bir politikadan vazgeçmesi gerekiyor. Bence Türkiye'nin iç durumu ve ekonomik krizi, bu tür tehditleri sürdürmesini engelliyor. Bu tehditler, Türkiye'nin büyük güçlerle, özellikle ABD ile ilişkilerini bozuyor. Ayrıca, Türkiye'nin Arap (Körfez) ülkeleriyle ilişkilerinin düzelmesi, Türkiye'nin bölge ülkelerini kışkırtmaktan ve Suriye'de işgal ettiği bölgeleri genişletmeye çalışmaktan vazgeçmesine yardımcı oldu. Bu tehditlerin tamamen sona ermesini umuyoruz ve bölgenin istikrarını sağlamaya ve Suriye krizine, özellikle Türkiye'nin işgal ettiği bölgelerde yaşayanların geri dönüşünü garanti altına alacak bir çözüm bulmaya hizmet edecek herhangi bir diyaloga açığız.

-Suriye'nin kuzeydoğusunda ABD-Rusya gerginliği belki de Ukrayna yüzünden arttı. Bu size nasıl yansıdı?

Hala gerilimler minimum düzeyde veya daha doğrusu kontrol altında. Bölgelerimizin uluslararası ve bölgesel rekabetin bir arenası haline gelmesini istemiyoruz. Bölgelerimizdeki halkların çıkarları ve Suriye halkının çıkarı, güçlerimizle ilişkilerimizi şekillendiriyor. Bu nedenle, Suriyeli bir taraf olarak, uluslararası anlaşmazlıkların ve çatışmaların bölgelerimize yansımasını önlemeye veya uluslararası nitelikli çatışmaların bir parçası olmaya çalışıyoruz.

-ABD ve Rusya orduları arasındaki ilişkiyi nasıl dengeliyorsunuz?

ABD ordusuyla ilişkimiz, DEAŞ'a karşı savaş ve bölgenin güvenliğini korumak çerçevesinde şekilleniyor. ABD kuvvetlerinin bulunmadığı ve Rusya'nın nüfuz alanına giren bölgelerde ise, o bölgelerin istikrara kavuşması ve kaos ve teröre karşı korunması için bir koordinasyon biçimi kurmaya çalışıyoruz. İlişkilerimiz açıktır ve biz bir tarafın karşısında diğer tarafla saf tutmak istemiyoruz. Amacımız, Suriye’nin bu bölümünü, ülkenin krizini sona erdirecek adil bir siyasi çözüme ulaşana kadar korumaktır.

xscd
8 Ekim 2022'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Amerikan ve Rus kuvvetleri (AFP)

-Rusya'nın baskılarına rağmen neden Şam'a gitmeyi reddediyorsunuz? Şam ile anlaşmak için şartlarınız neler?

Şam'a gitmeyi reddetmiyoruz, ancak koşullar henüz olgunlaşmadı ve Şam'dan herhangi bir çözüm belirtisi, yanıt veya esneklik göremedik. Daha önce, Suriye krizini sona erdirecek siyasi bir çözüme ulaşmak için Rusya'dan yardım talep etmiştik. Şam'ın gerçekçi bir siyasi çözümü kabul etmesini istiyoruz. Bu amaçla, Yönetim, geçtiğimiz Nisan ayında Suriye krizini çözmek için bir girişimde bulundu, ancak Şam'dan herhangi bir yanıt alamadı. Bu, Şam'ın hala inat politikasında ısrar ettiği ve krizi sona erdirmeye ve barışı ve istikrarı sağlamaya yardımcı olacak herhangi bir gerçekçi teklifi reddettiği anlamına geliyor.

Rusya'dan, Suriye krizini sona erdirecek siyasi bir çözüme ulaşmamıza yardım etmelerini istedik. Şam'ın gerçekçi bir siyasi çözümü kabul etmesini istiyoruz... Şam, hala inat politikasında ısrar ediyor ve krizi sona erdirmeye ve barışı ve istikrarı sağlamaya yardımcı olacak herhangi bir gerçekçi teklifi reddediyor.

-Şam, SDG’nin feshedilmesini ve üyelerinin orduya katılmasını şart koşmuştu. Bu konudaki tutumunuz nedir?

SDG profesyonel ve milli bir güçtür. Biz, SDG’nin Suriye savunma sisteminin bir parçası olmasını ve ardından rolünün ve çalışmalarının, Suriyelileri terörden korumak için kuvvetlerimizin yaptığı büyük fedakarlıkları ve bölgelerimizi yüksek verimlilikle koruma yeteneğini dikkate alan özel bir yasayla düzenlenmesini talep ediyoruz. ‘SDG’nin feshedilmesi' hakkındaki herhangi bir konuşma, mümkün olan herhangi bir siyasi çözümü engellemek için geliyor ve diyalog için herhangi bir ciddiyeti yansıtmıyor. Şam'ın çözümü engellemeye yönelik zorlayıcı önkoşulları ve çatışmayı kaosla sürdürmeye olan güveni, Şam'daki iktidar rejimini kurtarmayacak ve herhangi bir çözüm üretmeyecektir. Şam ne kadar gecikirse, en büyük kaybeden yine kendisi olacaktır.

-Özerk Yönetimi'n geleceği nedir? Şam'ın yerel yönetimlere özerklik verilmesi önerisine karşı tutumunuz nedir?

Özerk Yönetimi'n geleceği, deneyimini koruma, geliştirme ve eksikliklerini düzeltme yeteneğine bağlıdır. Bu deneyimi savunmak, tüm Suriyelilerin görevidir. Gerçekler, Özerk Yönetim modelinin, merkezin diğer bölgeler üzerindeki tahakkümünü sınırlamak için en uygun model olduğunu ve halkın yerel politikalarını belirleme ve temsilcilerini vesayet, dışlama ve marjinalleştirmeden seçme hakkına sahip olduğunu göstermiştir. Şam'ın önerilerinde mevcut yerel yönetim kanununun geri dönüştürülmesi ve merkezi otoriteye hizmet edecek şekilde değiştirilmesinden bahsediliyor; bu da Şam'ın önerilerinin ne uzaktan ne de yakından merkezi olmayan bir yönetim biçiminden bahsetmediği anlamına geliyor.



Yemen, ekonomik kırılganlığın ortasında bir enflasyon dalgasıyla karşı karşıya

Yemen’deki bir mülteci kampında bulunan bir kadın, ailesi için yemek hazırlamak üzere elinde bir avuç un tutuyor. (AP)
Yemen’deki bir mülteci kampında bulunan bir kadın, ailesi için yemek hazırlamak üzere elinde bir avuç un tutuyor. (AP)
TT

Yemen, ekonomik kırılganlığın ortasında bir enflasyon dalgasıyla karşı karşıya

Yemen’deki bir mülteci kampında bulunan bir kadın, ailesi için yemek hazırlamak üzere elinde bir avuç un tutuyor. (AP)
Yemen’deki bir mülteci kampında bulunan bir kadın, ailesi için yemek hazırlamak üzere elinde bir avuç un tutuyor. (AP)

Yemenliler, bölgedeki istikrarsızlığın gıda, enerji ve taşımacılık maliyetleri üzerindeki baskıyı sürdürmesi nedeniyle yeni bir hayat pahalılığı dalgasına ilişkin uyarıların gölgesinde, ağır yaşam koşullarıyla mücadele etmeye devam ediyor.

Bu gelişme, uluslararası bir endeksin Yemen’i yaşam maliyeti bakımından Arap dünyasının en pahalı ülkeleri arasında göstermesiyle aynı döneme denk geldi. Ekonomik reformlara yönelik olumlu değerlendirmelere rağmen ülkede gelir düzeyi ve satın alma gücü düşük seviyelerde kalmayı sürdürüyor.

Uyarılar, Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’ndan (UNCTAD) geldi. Kuruluş, Ortadoğu’daki askeri krizin, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin sona ermesinin ardından dahi bölgesel istikrarsızlığın etkilerinin ortadan kalkmayacağını belirtti. UNCTAD, küresel tedarik zincirlerinde 100 günü aşkın süredir yaşanan geniş çaplı aksaklıklar nedeniyle gıda fiyatları ve ulaştırma sektöründeki olumsuz etkilerin uzun süre devam edeceği uyarısında bulundu.

UNCTAD raporuna göre, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve deniz taşımacılığının normale dönmesi küresel enerji piyasalarındaki baskıyı hafifletebilir. Ancak yaşanan aksaklıkların etkilerinin daha uzun süre hissedilmeye devam edeceği, bunun da başta Yemen olmak üzere kırılgan ekonomilerde yakıt ve tahıl fiyatlarında yeni dalgalanmalara, taşımacılık maliyetlerinin artmasına yol açabileceği belirtildi. Raporda, bu gelişmelerin temel tüketim maddelerinin fiyatlarını yükselterek yoksulluk ve yetersiz beslenme oranlarını artırabileceği ifade edildi.

Söz konusu uyarılar, kullanıcı verilerine dayalı olarak dünyanın şehir ve ülkelerinde yaşam maliyeti ile yaşam kalitesini karşılaştıran en büyük küresel veri platformlarından Numbeo’nun yayımladığı 2026 Yaşam Maliyeti Endeksi ile aynı dönemde geldi. Endekse göre Yemen, yaşam maliyeti açısından dünyada 46’ncı, Arap ülkeleri arasında ise ikinci sırada yer aldı.

Sıralama, ülkede temel mal ve hizmet fiyatlarının yüksek seyretmeye devam ettiğini, buna karşın ücretler, gelir düzeyi ve satın alma gücünde benzer bir iyileşmenin yaşanmadığını ortaya koyarken, yaşam maliyetinin halk üzerindeki yükünün giderek ağırlaştığına işaret etti.

Sürekli yüksek fiyatlar

Yemen’de ortaya çıkan tablo dikkat çekici bir çelişkiye işaret ediyor. Endeks, tüketim malları ve hizmetlerinin fiyatlarını referans şehir olarak kabul edilen ABD’nin New York kentiyle karşılaştırıyor. Yemen'in yaşam maliyeti endeksi bu yıl, geçen yıl kaydedilen 48,4 puanın üzerine çıkarak fiyat seviyelerinde artış yaşandığını gösterirken, ülkenin küresel sıralamadaki yeri ise geriledi.

fbvfrb
Hükümet reformları uluslararası alanda övgü alsa da Yemenliler zorluklardan mustarip olmaya devam ediyor. (AFP)

Endeks yalnızca tüketim malları ve hizmetlerinin fiyatlarını ölçüyor. Gıda ürünleri, restoranlar, ulaşım ve temel hizmetlerin fiyatlarını kapsayan endeks; ücretler, hizmet kalitesi ve satın alma gücünü dikkate almıyor. Konut kiraları ise ayrı bir endeks kapsamında değerlendiriliyor.

Yemen'in geçici başkenti Aden'de yaşayanlar, son dönemde bazı ürünlerde görülen yeni fiyat artışlarından şikâyet ediyor. Zamların şimdilik sınırlı sayıdaki ürünle sınırlı kalmasına rağmen, halk arasında bunun yeni bir hayat pahalılığı dalgasının habercisi olabileceği yönündeki endişeleri artırdığı belirtiliyor.

fdbgrt
Yemen’in Hudeyde (batı) bölgesinden Abyan vilayetine (güney) kadar uzanan, yerinden edilmiş Yemenliler için kurulmuş bir kampın görüntüsü (AP)

Aden’de halkın en çok tükettiği balık türlerinden biri olan ton balığının fiyatlarında artış yaşanırken, kronik hastalıkların tedavisinde kullanılan bazı temel ilaçların fiyatlarının da yükseldiği ve eczanelerde bulunabilirliğinin azaldığı bildirildi.

Balıkçılar ve balık satıcıları, kuzeyden esen rüzgârların avcılık faaliyetlerini olumsuz etkilediğini, bunun da avlanan ve pazarlara ulaştırılan balık miktarında azalmaya yol açtığını belirtiyor. Sürekli yüksek talebin de etkisiyle balık fiyatlarının yükseldiği ifade ediliyor.

Fiyat artışlarının geçici olacağı yönünde beklentiler bulunsa da bazı temel gıda ürünlerindeki zamlar, halkın yeni bir zam dalgasına ilişkin kaygılarını daha da artırmış durumda.

Gerekli reformlar

Bu gelişmeler ışığında, hasta ve yaşlı bireylerin aileleri özellikle tansiyon ve diyabet ilaçlarında yaşanan yeni fiyat artışlarından şikâyet ediyor. Mühendis Abdulkerim Ganim, aynı zamanda şeker ve tansiyon hastası olduğunu belirterek Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, doktorların önerdiği ilaçların fiyatlarındaki artış nedeniyle yaklaşık iki hafta önce alternatif ilaçlar almak zorunda kaldığını söyledi. Ganim, kısa süre sonra bu alternatif ilaçların da fiyatlarının yükseldiğini ve diğer ilaçların ise eczanelerde büyük ölçüde bulunamaz hale geldiğini ifade etti.

Yaklaşık iki ay önce Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Yemen hükümetiyle 10 yılı aşkın bir aradan sonra gerçekleştirdiği 4. Madde istişareleri ise daha iyimser sinyaller vermişti. IMF, kurumsal kapasitenin güçlenmesini övdü ve ekonominin yıllar süren durgunluğun ardından kademeli bir toparlanma sürecine girdiğini, daralmanın hızının azaldığını ve mali ile parasal reform çabalarının sürdüğünü değerlendirdi.

Bununla birlikte IMF, bu toparlanmayı bazı koşullara bağladı. Mali reformların sürdürülmesi, yönetişimin iyileştirilmesi, daha esnek para politikalarının benimsenmesi ve dış desteğin devam etmesi gerektiğini vurgulayan IMF, aynı zamanda bölgesel gerilimler ve insani krizin ekonomik iyileşmenin önündeki en önemli riskler olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.

dfebtr
Yerinden edilmiş Yemenli bir kız çocuğu çay eşliğinde bir parça ekmek yiyor. (AP)

Yemenli ekonomi araştırmacısı Fuad el-Mukatri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Yemenlilerin satın alma gücündeki sürekli düşüşün temel nedenlerinin başında petrol ihracatının durması olduğunu belirtti. Mukatri, petrolün ülkenin ana döviz kaynağı olduğunu, bunun yanı sıra bütçe açığının genişlemesi, dış rezervlerin azalması, Aden ve Sana arasındaki parasal bölünme ve açıkların daha fazla para basılarak finanse edilmesinin de ekonomik krizi derinleştirdiğini ifade etti.

Mukatri, sürdürülebilir bir ekonomik toparlanma için dış gelir kaynaklarının yeniden devreye sokulması, para politikasının birleştirilmesi ve mali istikrarın güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Hayat pahalılığıyla mücadelenin yalnızca ücret artışlarıyla sınırlı kalamayacağını belirten Mukatri, piyasa denetiminin güçlendirilmesi ve yerel üretimin teşvik edilmesi gerektiğini söyledi. Ekonomik yükün hafifletilmesi, devlet gelirlerinin artırılması ve yerel para biriminin yabancı para karşısında değerinin iyileştirilmesi için ekonomik performansın siyasi kararlarla uyumlu şekilde yürütülmesinin önemine dikkat çekti.


Şeybani Beyrut’ta konuştu: Eğer çıkarlar gerektiriyorsa, Hizbullah ile görüşmeye açığız

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı’nın X hesabı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı’nın X hesabı)
TT

Şeybani Beyrut’ta konuştu: Eğer çıkarlar gerektiriyorsa, Hizbullah ile görüşmeye açığız

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı’nın X hesabı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı’nın X hesabı)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, gelecekte Hizbullah ile bir görüşme yapılması ihtimaline kapıyı aralayarak, bunun ‘çıkarların gerektirmesi halinde mümkün olabileceğini’ söyledi. Ancak Şeybani, mevcut Beyrut ziyareti kapsamında Hizbullah ile planlanmış herhangi bir görüşmenin bulunmadığını vurguladı.

Şeybani bugün Beyrut ziyaretine, beraberindeki heyetle birlikte Baabda Sarayı’nda Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile görüşerek başladı.

Görüşmede Avn, Lübnan’ın iki ülke arasında iş birliği, koordinasyon ve karşılıklı iç işlerine karışmama ilkelerine dayalı kardeşlik ilişkilerinin sürdürülmesine bağlı olduğunu ifade etti. Avn, Lübnan’ın Suriye’nin istikrarına verdiği önemi yineleyerek, Suriye’nin de Lübnan’ın istikrarına aynı hassasiyetle yaklaşmasını temenni ettiklerini dile getirdi.

Avn, iki ülke arasındaki koordinasyondan, özellikle sınır güvenliğinin sağlanması, insan ve silah kaçakçılığının önlenmesi ile her iki ülkenin güvenliğini tehdit eden faaliyetlerle mücadele alanındaki iş birliğinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Avn, “Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, yaptığımız birçok görüşme ve telefon konuşmasında bana, Suriye’nin geçmişteki rolünü artık üstlenmeyeceğini ve iki ülke arasında yeni bir sayfanın açıldığını teyit etti. Bu yeni dönemde Suriye, Lübnan’da herhangi bir tarafın yanında değil, tüm Lübnanlıların yanında yer alacak” dedi.

Avn ayrıca, hem Lübnan’ın hem de Suriye’nin çıkarlarını korumayı amaçlayan iki ülke arasındaki Yüksek Komite’nin kurulmasını memnuniyetle karşıladı.

Şeybani ise Şera’nın selamlarını Avn’a ileterek, kendisini resmi ziyaret kapsamında Şam’a davet etti. Ziyaretinin amacının iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirmek ve özellikle ekonomik alanda koordinasyonu artırmak olduğunu belirtti.

Suriye Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada, Şeybani ile Avn’ın bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele aldığını, ayrıca iyi komşuluk ilkesi temelinde ikili ilişkilerin güçlendirilmesini görüştüğünü bildirdi.

Avn’a resmi davet

Bu kapsamda Lübnan Cumhurbaşkanlığı, Şera’nın Avn’ı Şam’a resmi ziyarette bulunmaya davet ettiğini açıkladı.

Şeybani’nin söz konusu ziyareti, Lübnan’a gerçekleştirdiği ikinci resmi ziyaret olma özelliğini taşıyor.

dfbfgr b
Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Beyrut’ta, Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri’nin ikametgahını ziyaret etti. (AFP)

Ayn et-Tine... Berri ile yapılan görüşmede Hizbullah konusu gündeme gelmedi

Şeybani daha sonra, Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri ile görüşmek üzere Ayn et-Tine’ye geçti.

Görüşmenin ardından açıklama yapan Şeybani, görüşmede Lübnan ile Suriye arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine yönelik yolların ele alındığını belirterek, Hizbullah dosyasının toplantıda gündeme gelmediğini söyledi.

Şeybani, Hizbullah ile gelecekte bir görüşme yapılıp yapılmayacağına ilişkin soruya ise, “Eğer çıkarlar Hizbullah ile görüşmeyi gerektirirse, buna açığız” yanıtını verdi.

Berri ile yapılan görüşmenin yalnızca iki ülke arasındaki ilişkilerin nasıl güçlendirileceğine odaklandığını vurgulayan Şeybani, görüşmede başka herhangi bir konunun ele alınmadığını ifade etti.

Saray... Çeşitli alanlarda iş birliği anlaşması

Şeybani daha sonra Başbakan Nevvaf Selam ile görüşmek üzere Başbakanlık Sarayı’na geçti.

Görüşmenin ardından Şeybani ile ortak basın toplantısı düzenleyen Selam, iki ülke arasında ortak çıkarlara dayalı ilişkilerin tesis edilmesi konusunda mutabakata vardıklarını söyledi. Selam, görüşmede başta Lübnan ile Suriye arasında elektrik bağlantısının sağlanması olmak üzere ulaşım, ticaret, sınır geçişlerinin kolaylaştırılması ve ikili ilişkilerin geliştirilmesi gibi konuların ele alındığını belirtti. Ayrıca, iki ülke arasındaki iş birliğini güçlendirmek amacıyla Lübnan-Suriye Ortak Yüksek Komitesi’nin kurulmasına ilişkin anlaşmanın imzalandığını açıkladı.

Şeybani ise ziyaretinin, Suriye’nin Lübnan hükümeti ve halkına verdiği desteğin bir göstergesi olduğunu ifade etti. Lübnan ile İş Birliği ve Ortaklık Yüksek Komitesi’nin kurulmasına yönelik anlaşmayı imzaladıklarını belirten Şeybani, bu mekanizmanın tüm bakanlıklar için ortaklıkların geliştirilmesi, güvenlik alanındaki mutabakatların güçlendirilmesi ve ikili iş birliğinin ilerletilmesi adına bir platform işlevi göreceğini söyledi. Şeybani, “Lübnan’a taşıdığımız tek şey sevgi ve iki ülke ilişkilerindeki olumsuz mirası geride bırakma iradesidir” dedi.

Lübnan ile İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmasına ilişkin değerlendirmede bulunan Şeybani, Suriye’nin resmi tutumunun İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını ve Lübnan halkının yerinden edilmesini reddetmek olduğunu belirtti. Çerçeve anlaşmasının Lübnan’ın iç meselesi olduğunu vurgulayan Şeybani, bu konuda sakin bir diyalog yürütülmesini istediklerini ve Lübnan'ın çıkarları ile istikrarına hizmet edecek her türlü siyasi süreci desteklediklerini ifade etti.

rtbrh
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (AP)

Selam, mayıs ayında Şam’a gerçekleştirdiği ziyarette Şera ile bir araya gelmiş, görüşmede güvenlik, ulaştırma ve enerji başta olmak üzere çeşitli dosyalar ele alınmıştı.

Yaklaşık 330 kilometrelik ortak sınıra sahip olan Lübnan ile Suriye arasında, insan ve mal kaçakçılığı yaygın şekilde devam ediyor.


Şafak operasyonunun iç yüzü… Bağdat ile Tahran arasında ‘ikizleri ayırma’ operasyonu

Aktivistler tarafından kaydedilen bir videodan alınan ekran görüntüsünde, yolsuzluk suçlamalarıyla tutuklanan yetkililerin gözaltına alınmasıyla eş zamanlı olarak Yeşil Bölge içinde bir Irak tankı görülüyor.
Aktivistler tarafından kaydedilen bir videodan alınan ekran görüntüsünde, yolsuzluk suçlamalarıyla tutuklanan yetkililerin gözaltına alınmasıyla eş zamanlı olarak Yeşil Bölge içinde bir Irak tankı görülüyor.
TT

Şafak operasyonunun iç yüzü… Bağdat ile Tahran arasında ‘ikizleri ayırma’ operasyonu

Aktivistler tarafından kaydedilen bir videodan alınan ekran görüntüsünde, yolsuzluk suçlamalarıyla tutuklanan yetkililerin gözaltına alınmasıyla eş zamanlı olarak Yeşil Bölge içinde bir Irak tankı görülüyor.
Aktivistler tarafından kaydedilen bir videodan alınan ekran görüntüsünde, yolsuzluk suçlamalarıyla tutuklanan yetkililerin gözaltına alınmasıyla eş zamanlı olarak Yeşil Bölge içinde bir Irak tankı görülüyor.

Hükümet ve güvenlik kaynakları, Irak makamlarının geçtiğimiz pazar günü başlattığı gözaltı operasyonlarının iki paralel hat üzerinden yürütüldüğünü açıkladı. Kaynaklara göre bunlardan biri, silahlı gruplar ve petrol kaçakçılığı ağları içindeki İran bağlantılı isimlerle Bağdat’taki devlet kurumları arasındaki ilişkiyi koparmayı hedefleyen gizli bir operasyon niteliği taşıyordu.

Kaynaklar, Başbakan Ali ez-Zeydi’nin planın ayrıntılarını operasyonun başlamasından iki hafta önce, son derece gizli şekilde ve yalnızca ‘sınırlı sayıdaki üst düzey subayla’ görüştüğünü, Koordinasyon Çerçevesi liderlerini ise süreç hakkında bilgilendirmediğini belirtti. Bu durumun, Koordinasyon Çerçevesi’nin Bağdat’taki son toplantısında gerginliğe yol açtığı ve iktidar koalisyonu içindeki güç dengelerine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme getirdiği ifade edildi.

Eski bir ABD’li yetkili, Bağdat’taki gizli operasyonu ‘başarısını değerlendirmek için henüz erken olan büyük bir cerrahi müdahale’ olarak nitelendirirken, bunun ‘siyasete beklenmedik bir şekilde yükselen genç bir başbakan açısından cesur bir adım’ olduğunu söyledi. Yetkili, “İran’ın tepkisi henüz görülmedi” uyarısında bulundu.

Planın odağında Bağdat’ın merkezindeki Yeşil Bölge’de bulunan hedefler yer alırken, özel kuvvetlerin eş zamanlı olarak farklı bölgelerde İran nüfuzuyla doğrudan bağlantılı kişilere ait ev ve merkezlere yönelik operasyonlar yürüttüğü bildirildi. Kaynaklar, operasyonun ilk saatlerinde İran yanlısı grupların kendi aralarında dolaşıma soktukları güvenlik değerlendirmelerinde yaşananların bir askerî darbe olabileceği yönünde tahminlerde bulunduğunu aktardı.

Bir kaynak, “Silahlı grupların mensupları, operasyonun ilk aşamalarında telsiz sistemlerinde kısa süre boyunca ‘darbe’ kelimesinin tekrarlandığını duydu. Daha sonra durum netlik kazandı” dedi.

Irak hükümeti, söz konusu operasyonun bilançosunu kamuoyuyla paylaştı. Açıklamaya göre şimdiye kadar kamu kaynaklarını zimmete geçirmekle suçlanan onlarca kişi gözaltına alınırken, Irak Dürüstlük Komisyonu operasyonların süreceğini ve gözaltındaki şüphelilerle ilgili soruşturmanın devam ettiğini bildirdi.

efvfrvb
Bağdat’ın bir caddesinde devriye gezen Irak güvenlik güçleri mensupları, 28 Haziran 2026 (AFP)

Irak ordusunun seçkin birlikleri, Terörle Mücadele Birimi ve Özel Tümen tarafından yürütülen operasyon ülkede geniş yankı uyandırdı. Kaynaklara göre, şüphelilerin ev ve çiftliklerinde ele geçirilen gizli para yığınlarına ait görüntülerin yayımlanması ile Yeşil Bölge’de manevra yapan bir tanka ait görüntülerin dolaşıma sokulması, planın gizli ayağına gerekli ivmeyi kazandırmayı ve aynı zamanda İran yanlısı grupların olası tepkisini sınırlamayı amaçlayan bir mesaj niteliği taşıyordu.

Şii bir grubun üst düzey yöneticisi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, şafak operasyonunun Irak’taki ‘direniş gruplarını’ dağıtmayı amaçlayan bir plan için örtü olabileceğini öne sürdü. Böyle bir senaryonun doğru çıkması halinde bunun ‘akıllıca yürütülmüş bir operasyon’ olacağını söyledi.

Sıfır saati

Kamu kaynaklarını zimmete geçirmekle suçlanan kişilerin gözaltına alınmasına yönelik operasyon planı hakkında bilgi sahibi olan kaynaklar, “Operasyonun uygulanış biçimi ile görevlendirilen birliklerin niteliği her iki hatta da son derece gizli tutuldu” dedi.

Söz konusu kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Plan operasyon tarihinden iki hafta önce hazırlanmıştı” ifadesini kullanırken, Başbakan Ali ez-Zeydi’nin planla ilgili görüşmeleri güvenlik kurumlarının yaklaşık dört üst düzey yöneticisiyle sınırlı tuttuğunu ve kendisini geçen nisan ayında göreve aday gösteren Koordinasyon Çerçevesi içindeki liderleri süreç hakkında bilgilendirmediğini aktardı.

30 Haziran 2026 Pazar günü saat 02.00 operasyonun başlangıç saati olarak belirlendi. Güvenilir kaynaklara göre operasyon, ilk aşamada Yeşil Bölge’nin kapıları ile Bağdat’ın giriş ve çıkışlarının kapatılması ve Bağdat Uluslararası Havalimanı çevresine güvenlik güçlerinin konuşlandırılmasıyla başladı. Ancak planın gizli ayağına ilişkin operasyonlar da aynı anda Bağdat’ın farklı bölgeleri ile ülkenin güneyindeki noktalarda eş zamanlı olarak başlatıldı.

edrvb
Yeşil Bölge’nin girişlerinden birinde Irak’a ait zırhlı araçlar, 28 Haziran 2026 (Sosyal medya)

İki güvenlik kaynağı, operasyon sırasında özel kuvvetlerin, İran yanlısı silahlı grupların karargâhlarının bulunduğu Doğu Bağdat’taki bazı noktalara baskın düzenlediğini söyledi.

Bilgi sahibi iki kaynağa göre, seçkin birlikler üst düzey öneme sahip aranan kişiler ile silah ve belgelere ulaşmak amacıyla çok sayıda ev ve karargâhta arama yaptı. Ancak hedef alınan isimlerden bazıları, güvenlik güçlerinin baskınından kısa süre önce bulundukları yerlerden kaçmayı başardı.

Telefon görüşmesi

Kaynaklar, “Güvenlik güçleri, silahlı gruplarla bağlantılı unsurlarla çatışma ihtimaline karşı caydırıcılığı artırmak amacıyla operasyonda zırhlı araçlar, personel taşıyıcılar, tanklar ve yüzlerce personel kullandı” dedi.

Kaynaklar ayrıca, “Aranan isimlerden biri, Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) seçkin güvenlik birimleri tarafından korunuyordu” bilgisini paylaştı.

Yetkililer, “Operasyon planı ve uygulanışına ilişkin bilgiler büyük bir gizlilik içinde tutuldu. Ancak aranan kişilerden bazıları, son aşamada yürütme ve siyaset çevrelerinden isimler aracılığıyla bilgi sızdırılması sonucu operasyondan haberdar oldu” ifadelerini kullandı.

Kaynaklardan biri, “Evet, bazı kişiler, kendilerine operasyon öncesinde, hatta güvenlik güçlerinin ulaşmasının beklendiği saatten yaklaşık bir saat önce hedef alındıkları yönünde bilgi veren özel bağlantıları sayesinde kaçmayı başardı” dedi.

İran bağlantılı grupların, yıllar içinde Tahran’a tam bağlı isimleri devlet kurumlarına yerleştirerek devlet içinde geniş bir nüfuz ağı kurmayı başardığı belirtiliyor.

Söz konusu bilgilerin doğrulanması halinde, kolluk kuvvetlerine yönelik sızmanın, hükümetin İran nüfuzunu ve buna bağlı yolsuzluk ağlarını zayıflatma planlarının karşılaşacağı en büyük sınav olacağı değerlendiriliyor.

Iraklı siyasetçi Hamid es-Seyyid, gözaltı operasyonlarının başarıya ulaşmasının, aranan kişilerin kaçmasına imkân tanıyan bilgi sızıntılarının önlenmesine bağlı olduğunu söyledi.

Kolluk kuvvetlerinde görev yapan subay ve personelin bir bölümüne, şafak operasyonundan yalnızca birkaç saat önce, hedeflerin kimliği ve bulundukları yerler hakkında yeterli bilgi verilmeden harekete geçmeleri talimatı verildi. Bir güvenlik kaynağı Şarku’l Avsat’a, “Çok hızlı telefon görüşmeleri yapıldı” dedi.

İki kaynağa göre planın açık ayağı, uzun yıllardır yolsuzluk şüpheleriyle gündemde olan ve kamuoyunun tepkisini çeken siyasetçilerin ilk grupta gözaltına alınmasını öngörüyordu. Gizli ayağın ise, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) Irak’ın güvenlik ve petrol kurumları içindeki bağlantı ağını oluşturan isimleri hedef aldığı belirtildi. Siyasi bir yetkili, ikinci aşamayı ‘asıl büyük av’ olarak nitelendirdi.

Yetkililer şimdiye kadar onlarca üst düzey kamu yöneticisini gözaltına aldı. Petrol Bakan Yardımcıları Ali Mearic ve Adnan el-Cumeyli’nin ise Irak örtüsü altında İran petrolü kaçakçılığı yapan köklü bir ağı çözebilecek ‘asıl büyük hedef’ olduğu ifade ediliyor.

Kaçakçılık şebekelerinin, petrol sevkiyatlarını Irak üzerinden geçirmek için sahte belgeler kullandığı, Irak menşeli akaryakıt ile İran ürünlerini karıştırarak bunları Irak petrolüymüş gibi ihraç ettiği belirtiliyor. Bu yöntemle Tahran’ın ABD yaptırımlarını aşarken, gelirlerin İran yanlısı Iraklı silahlı gruplar ve bunlarla bağlantılı ağlara aktarıldığı ifade ediliyor.

ABD Hazine Bakanlığı, Ali Mearic’e 7 Mayıs 2026’da, ‘görevini İran ve ona bağlı Iraklı gruplar lehine petrol sevkiyatlarının kolaylaştırılması için kullanmak’ suçlamasıyla yaptırım uygulamıştı. Irak hükümeti ise söz konusu suçlamaları reddetmişti.

Bağdat’ta yaygın kanaat, ABD yaptırımlarının Mearic’in Petrol Bakanlığı koltuğuna oturma umutlarını sona erdirdiği ve adaylığının DMO’nun Bağdat’taki nüfuzunu taçlandıracak değerli bir ödül olarak görüldüğü yönünde.

Adının açıklanmasını istemeyen eski bir ABD’li diplomat, Bağdat’taki son operasyonu, ‘Irak’taki İran temsilcileri ile resmî kurumlar arasındaki ikiz yapıyı ayırmaya yönelik büyük bir cerrahi müdahale’ olarak tanımladı. Diplomat, “Operasyonun başarılı olup olmadığını söylemek için henüz erken. Ancak gösterilen cesaret etkileyici ve Bağdat’ta farklı bir siyasi atmosferin önünü açıyor” dedi.

frthyj6
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (Irak devlet medyası)

Hükümetin yürüttüğü operasyonlarda şu anda görece bir duraklama yaşanıyor. Siyasi bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, yetkililerin operasyonu yeniden başlatmadan önce güç dengesini ve olası çatışma risklerini değerlendirdiğini söyledi.

Hamid es-Seyyid ise, “Operasyondan geri adım atmanın bedeli ağır olur. Zeydi artık kendisini tek bir seçeneğin önüne koydu; yolsuzlukla suçlanan siyasi liderleri yakalamak” ifadelerini kullandı.

Buna karşılık siyasi yetkili, “İkinci aşama, biz şu anda konuşurken bile gizli şekilde yürütülüyor olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Fırtınalı bir toplantı

Geçtiğimiz pazartesi günü şafak operasyonundan bir gün sonra, iktidardaki koalisyon olağan toplantısını Başbakan Ali ez-Zeydi’nin katılımıyla gerçekleştirdi. Siyasi yetkililer, koalisyon liderlerinin toplantıda Zeydi’ye, yolsuzlukla mücadele operasyonlarına karşı olmadıklarını ancak bu tür adımların uygulanma yöntemlerinin yıllardır kendi aralarında koordinasyon içinde yürütülmesi konusunda mutabakata vardıklarını ilettiğini söyledi.

Kaynaklara göre toplantı, Zeydi açısından sakin geçmedi. İktidar koalisyonunda, başbakanın operasyonu kendilerinden habersiz yürüttüğü yönünde genel bir rahatsızlık hâkimdi. Koalisyon liderlerinden biri, “Siyasi sürecin istikrarı açısından bizi de plana dâhil etmeniz daha doğru olurdu” derken, Zeydi’nin buna, “Size bilgi verseydim sızıntı yaşanmayacağının garantisi neydi?” yanıtını verdiği aktarıldı.

Tartışmalar, iktidar koalisyonu üyelerinden birinin operasyonun kendi siyasi grubunun parlamentodaki nüfuzunu hedef aldığını öne sürmesiyle daha da sertleşti. Kaynaklara göre söz konusu isim, koalisyonuna bağlı bir yöneticinin evinin güvenlik güçlerince kuşatılmasına itiraz ederek bunu ‘korkutmaya yönelik bir uygulama’ olarak nitelendirdi.

Gözlemcilere göre bu tartışmalar, iktidar koalisyonundaki güç dengelerinde yaşanan değişime işaret ediyor. Etkili bir Şii partinin yöneticisi, “Zeydi ile yapılan son toplantı alışılmadık bir havada geçti. Sanki siyasi karar alma süreçlerini yönlendiren dinamikler üzerindeki tekeli ve etkinliği zayıflıyormuş gibi bir tablo vardı” dedi.

İktidar koalisyonundan iki üye ise Bağdat’taki sert tartışmaların ardından Zeydi’nin toplantıdan soğukkanlı ve kendinden emin bir şekilde ayrıldığını söyledi.

Buna rağmen Zeydi’nin, ‘operasyonun devamlılığını sağlamak’ amacıyla siyasi dengeleri yeniden kurmaya çalıştığı belirtiliyor. Kaynaklar, “Operasyon şu anda devre arasına girmiş durumda” değerlendirmesinde bulundu.

Kürt bir siyasi yöneticiye göre, ABD Başkanı’nın Ortadoğu Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın güçlü desteğini alan Zeydi, Washington’a yapacağı planlanan ziyaretten siyasi kazanımlar elde etmeyi hedefliyor. Aynı kaynak Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Boş çantalarla Washington’a gidip, dolu çantalarla Bağdat’a dönmek istiyor” sözleriyle Zeydi’nin siyasi konumunu güçlendirme arzusuna gönderme yaptı.

Adının açıklanmasını istemeyen eski bir ABD’li diplomat ise, Zeydi’nin temmuz ayı ortasında ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’da yapacağı görüşmede ‘gecenin yıldızı’ olmayı umuyor olabileceğini belirtti. Ancak diplomat, siyasi yapının parçalı olduğu bir sistemde bu düzeyde güç kullanmanın, gerekli ihtiyat gösterilmediği takdirde iki ucu keskin bir silaha dönüşebileceği uyarısında bulundu.