Mazlum Abdi Al-Majalla'ya: Suriye-İran-Türk koordinasyonu bize karşı ve aşiret gerilimi sona erdi

SDG komutanı, Şam'ın güçlerini dağıtma taleplerini reddetti ve özerk yönetim için savundu ... ve Fırat'ın doğusundaki ABD-Rusya gerilimini "kontrollü" olarak nitelendirdi.

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Mazlum Abdi Al-Majalla'ya: Suriye-İran-Türk koordinasyonu bize karşı ve aşiret gerilimi sona erdi

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

İbrahim Hamidi

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) komutanı Mazlum Abdi, Al-Majalla'ya verdiği röportajda, Şam ve Tahran arasında yakın oldukları bazı aşiret temsilcilerini desteklemek için açık bir koordinasyon olduğunu ve Türkiye'nin de bu çizgiye katılarak bağlı Suriyeli silahlı grupları desteklediğini doğruladı. Üç ülkenin de başarılı olmadığını söyleyen Abdi, "Şu anda durum istikrarlı" dedi.

Abdi, Rusya'nın ‘aşiret gibi görünmeye çalışan’ silahlı grupları bombaladığını belirterek, Moskova'nın ‘yeni Türk genişleme operasyonları lehine durumu istismar etme formülüne’ katılmadığını söyledi. Abdi, ABD'nin aşiretlere karşı askeri operasyonlara katılmadığını da sözlerine ekledi. Ayrıca “İstikrar sağlama sürecinde hava desteği (keşif) dışında ABD desteğine ihtiyacımız yoktu” dedi.

Ukrayna'daki savaş zemininde ABD ile Rusya arasında Suriye'nin kuzeydoğusunda yaşanan gerilimlerin ‘en azından kontrol altında olduğunu’ vurguladı. Abdi, “Bölgelerimizin uluslararası ve bölgesel rekabete sahne olmamasını sağlamaya çalışıyoruz” dedi.

Abdi, Şam'a müzakere için gitmeyi reddetmediğini, ancak koşulların henüz olgunlaşmadığını ve Şam'dan herhangi bir çözüm belirtisi görmediklerini söyledi. Ayrıca, Suriye krizini sona erdirecek siyasi bir çözüme ulaşmaya yardımcı olmaları için Ruslardan yardım talep ettiklerini belirtti. Mazlum ABD, “Şam'ın gerçekçi bir siyasi çözümü kabul etmesini talep ediyoruz. Şam, hala inat politikasında ısrar ediyor. Krizi sona erdirmeye, barışı ve istikrarı sağlamaya yardımcı olacak herhangi bir gerçekçi teklifi reddediyor” dedi.

Mazlum Abdi, SDG'nin ‘profesyonel ve milli bir güç olduğunu ve Suriye savunma sisteminin bir parçası olmasını talep ettiklerini, ardından rolünün ve çalışmasının bir yasa ile düzenleneceğini’ de sözlerine ekledi. Abdi, ‘SDG'nin çözülmesine dair herhangi bir konuşmanın, mümkün olan herhangi bir siyasi çözümü engellemek için geldiğini ve diyalogda herhangi bir ciddiyeti yansıtmadığını’ söyledi.

SDG Komutanı, sözlerine şu şekilde devam etti: "Anlaşmazlıkları çözümsüz hale getirmek için zorlayıcı önkoşullar koymak ve kaos yoluyla çatışmayı sürdürmek, Şam'daki iktidar rejiminin kurtarılmasına yardımcı olmayacak ve herhangi bir çözüme yol açmayacaktır. Şam yönetimi çözümü geciktirirse, o zaman en büyük kaybeden yine kendisi olacaktır."

Mazlum Abdi, ‘özerk yönetim’ modelini ve ‘bölge sakinlerinin vesayetten, ötekileştirmeden ve dışlanmadan bağımsız olarak yerel politikalarını oluşturma ve temsilcilerini seçme hakkını’ savundu.

İşte Majalla’nın 20 Eylül 2023 tarihinde yaptığı röportajın metni:

-Son zamanlardaki aşiretlerle yaşanan gerginliğin ardından sahadaki durumu nasıl görüyorsunuz?

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki son zamanlardaki gerginlik dar bir alanda yaşandı. Beş köyde ara sıra huzursuzluk yaşandı. Ancak durum şu anda istikrar kazandı. Hizmetleri yeniden sunmaya, halkın taleplerini karşılamaya ve sorunlarını çözmeye çalışıyoruz. Bu konuda bir söz verdik ve bu gerginliklerin yaşanmasına neden olan tüm nedenleri ele almaya kararlıyız.

-Ebu Havle’yi Deyr-i Zor Askeri Meclisi'nden neden görevden aldınız?

Kuvvetlerimiz, Ahmed el-Hubeyl'in (Ebu Havle) görevden alınmasının gerekçelerini açıklayan bir bildiri yayınladı. Kararımız, bölge sakinlerinin ve kanaat önderlerinin birçok raporu ve şikayetini gözden geçirdikten sonra dış güçlerle iletişimi ve koordinasyonuyla ilgili birçok suç ve suistimal işlediği için kuzey ve doğu Suriye Başsavcılığı'ndan tutuklama emri üzerine verildi.

-Şam'ın aşiretlerin hareketindeki rolü nedir?

Şam, Fırat'ın doğusunda kaos yaratmaya çalıştı. Bunun için sürekli medya üzerinden kışkırtma yaptı ve kendisine bağlı silahlı aşiret gruplarını bizimle savaşa sokmaya çalıştı. Daha önce, rejimin bizim bölgelerimizi ele geçirmek için Fırat'ın diğer yakasında silahlı gruplar oluşturma planlarını ortaya çıkardık. Ancak bu grupların doğu yakasına geçme girişimlerini hızla ve kararlı bir şekilde durdurduk.

-Son gerilimden sonra sizinle Şam arasında herhangi bir iletişim oldu mu? Sonucu ne oldu?

Resmi olarak Şam ile aramızda herhangi bir iletişim olmadı.

-Şam, Ankara ve Tahran'ın aşiretlere destekte koordineli olduğunu düşünüyor musunuz?

Şam ve Tahran'ın yakın oldukları bazı aşiret temsilcilerini desteklemeye yönelik açık bir koordinasyondan bahsedebiliriz. Ancak Türkiye de bu çizgiye girdi ve aşiret adı altında kendisine bağlı Suriyeli silahlı grupları desteklemeye başladı. Deyr-i Zor dışındaki Münbiç, Tel Temr ve Ayn İsa gibi bölgelerde, bölgelerimize paralel saldırılar düzenlemek için ciddi girişimlerde bulunuldu. Üç tarafın da bazı aşiretlerin mensuplarını kendi gündemlerini gerçekleştirmek için istismar etmek istediğinden bahsedebiliriz. Bu gündemler farklı olsa da amacı açıktır: Kuvvetlerimize darbe vurmak ve bölgenin bileşenleri tarafından kabul edilen formül olan özyönetim sistemini yıkmak. Onlar, mezhepsel dil kullanarak aşiretlerle ve yerel toplumla olan iyi ilişkilerimizi bozmak istediler, ancak bunda başarılı olamadılar.

-Suriye'nin kuzeydoğusunda Arapların zulüm gördüğünü söyleyenler var. Cevabınız nedir?

Bölgelerimizde zulüm gören veya zulüm eden bir etnik gruptan bahsedemeyiz. Bu mantığı ve bu suçlamaları şiddetle reddediyoruz. Özerk Yönetim bölgenin tüm çocuklarını temsil ediyor ve kuvvetlerimizin en güçlü noktası saflarında güçlü bir Arap varlığıdır. Açıkçası, bölgelerin, DEAŞ'ın terörizmi, kaynakların ve hizmetlerin eksikliği ve bölgenin istikrarını bozmaya çalışan birçok tarafın girişimleri nedeniyle zulüm gördüklerinden bahsedebiliriz. Zor koşullara maruz kalan bölgelerde halkın sorunlarını ciddi bir şekilde çözmeye çalışıyoruz ve burada bu sorunları en kısa sürede çözme sözü verdiğimizi tekrarlıyorum.

-Son gerilimde Rusya'nın tutumu nasıldı? Münbiç kırsalındaki aşiretlerin bombalanmasına size destek verildiğini düşünüyor musunuz?

Aslında, Rusya sizin dediğiniz gibi aşiretleri bombalamadı, bu sefer kendilerini aşiret olarak göstermeye çalışan silahlı grupları bombaladı. Rusya, cephelerin sakinliğini korumaya ve Türkiye yanlısı silahlı grupların genişlemesini önlemeye çalıştı. Rusya'nın bizi desteklediğini söylemek yerine, durumun Türkiye'nin yeni genişleme operasyonları için faydalanılmasın diye bir formül üzerinde anlaşmaya varmadığını söylemek daha doğru olacaktır. Özellikle 2019'da uluslararası koalisyonun Fırat’ın batısından çekilmesinin ardından bu bölgenin istikrarını korumak için Rusya ile eskiden beri anlaşmalarımız var. Rusya'nın Fırat'ın batısındaki nüfuz alanlarında herhangi bir değişikliğe razı olmadığı görülüyor.

-Peki ya ABD? Sadece keşif uçuşu yaptı ama askeri olarak size destek vermedi. Açıklamanız nedir?

Yeniden istikrar sağlama sürecinde, keşif uçuşları dışında, ABD desteğine ihtiyacımız yoktu. Kuvvetlerimizin yeteneklerine ve mevcut güvenlik gerilimlerini karşılayabileceklerine güveniyorduk. Ayrıca, bölge sakinlerinin çoğunun kuvvetlerimizin başlattığı 'güvenliği güçlendirme' kampanyasını destekleyeceğine güveniyorduk. Gerçekten de olan buydu.

Bölgelerimizde zulüm gören veya zulüm eden bir etnik gruptan bahsedemeyiz. Bu mantığı ve bu suçlamaları şiddetle reddediyoruz. 'Özerk Yönetim' bölgenin tüm çocuklarını temsil ediyor ve kuvvetlerimizin en güçlü noktası saflarında güçlü bir Arap varlığıdır.

-ABD’li temsilciler sizinle aşiretler arasında arabuluculuk yapmayı önerdiler. Bu ne anlama geliyor?

Bu bağlamda ABD ile iki konuda hemfikiriz. DEAŞ'ın yenilgiye uğratılması ve bölgede istikrarın sağlanması konusunda ortak görevlerimizi tamamlamak bunlardan ilkidir. ABD’li temsilcilerin önerileri, DEAŞ'la mücadelede bir ortak olarak SDG'nin pozisyonunu güçlendirmek için bu bağlamda geliyor. ABD’li yetkililerin SDG ile ortaklık taahhütlerini yeniledikleri açıklamalarında hissettiğimiz budur. Ayrıca, birlikte kurtardığımız bölgelerde meydana gelen çalkantıları ve sorunları ABD tarafıyla genellikle paylaşırız.

-ABD Ordusu Genelkurmay Başkanı Mark Milley, Suriye'nin kuzeydoğusuna bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaret nasıl geçti?

ABD Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley'nin ziyareti, bölgedeki ABD kuvvetlerinin durumunu takip etmek, DEAŞ'ın yenilgisini sağlamaya yönelik operasyonların gidişatını incelemek ve ABD askerleriyle buluşmak amacıyla gerçekleşti. Ziyaret, SDG ile Uluslararası Koalisyon güçleri arasındaki ortaklığın hala güçlü olduğunu ve DEAŞ'ın yenilgisini sağlamaya yönelik çalışmaların devam ettiğini teyit etti.

dfre
Mazlum Abdi ve ABD Müşterek Görev Gücü Komutanı Paul T. Calvert, Suriye Demokratik Güçleri'nin 1 Ağustos 2021'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke şehrinde yıllık toplantısına katıldığı sırada (AFP)

-Bu ziyareti, ABD varlığının bir garantisi olarak görüyor musunuz? Bu konuda bilgilendirildiniz mi?

Pratik olarak, bu tür üst düzey ziyaretler, Washington'ın DEAŞ'ı yenme çalışmalarına yönelik taahhütlerini yeniliyor ve bölgenin Washington'ın güvenlik stratejisinde önemli bir rol oynadığını yansıtıyor. ABD’liler, bölgenin istikrarının ve DEAŞ'ın geri dönmemesini sağlamanın, kuvvetlerimizin yeteneklerini güçlendirmek ve desteğini sürdürmekle doğrudan bağlantılı olduğunu kabul ediyorlar.

-Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde askeri operasyon yapacağına dair tehditleri azaldı. Bunun nedenini nasıl yorumluyorsunuz?

Keşke tehditlerin azalması, Türk yetkililerin savaş tehdidinin bölge sorunlarını daha da kötüleştirdiğini anladıklarına işaret olsaydı. Ancak Ankara'nın tehditlerini azaltması, ABD veya Ruslardan yeşil ışık almasının zor olmasından kaynaklanıyor. Dolayısıyla, Türkiye'nin son iki yılda sık sık uyguladığı bu tür bir politikadan vazgeçmesi gerekiyor. Bence Türkiye'nin iç durumu ve ekonomik krizi, bu tür tehditleri sürdürmesini engelliyor. Bu tehditler, Türkiye'nin büyük güçlerle, özellikle ABD ile ilişkilerini bozuyor. Ayrıca, Türkiye'nin Arap (Körfez) ülkeleriyle ilişkilerinin düzelmesi, Türkiye'nin bölge ülkelerini kışkırtmaktan ve Suriye'de işgal ettiği bölgeleri genişletmeye çalışmaktan vazgeçmesine yardımcı oldu. Bu tehditlerin tamamen sona ermesini umuyoruz ve bölgenin istikrarını sağlamaya ve Suriye krizine, özellikle Türkiye'nin işgal ettiği bölgelerde yaşayanların geri dönüşünü garanti altına alacak bir çözüm bulmaya hizmet edecek herhangi bir diyaloga açığız.

-Suriye'nin kuzeydoğusunda ABD-Rusya gerginliği belki de Ukrayna yüzünden arttı. Bu size nasıl yansıdı?

Hala gerilimler minimum düzeyde veya daha doğrusu kontrol altında. Bölgelerimizin uluslararası ve bölgesel rekabetin bir arenası haline gelmesini istemiyoruz. Bölgelerimizdeki halkların çıkarları ve Suriye halkının çıkarı, güçlerimizle ilişkilerimizi şekillendiriyor. Bu nedenle, Suriyeli bir taraf olarak, uluslararası anlaşmazlıkların ve çatışmaların bölgelerimize yansımasını önlemeye veya uluslararası nitelikli çatışmaların bir parçası olmaya çalışıyoruz.

-ABD ve Rusya orduları arasındaki ilişkiyi nasıl dengeliyorsunuz?

ABD ordusuyla ilişkimiz, DEAŞ'a karşı savaş ve bölgenin güvenliğini korumak çerçevesinde şekilleniyor. ABD kuvvetlerinin bulunmadığı ve Rusya'nın nüfuz alanına giren bölgelerde ise, o bölgelerin istikrara kavuşması ve kaos ve teröre karşı korunması için bir koordinasyon biçimi kurmaya çalışıyoruz. İlişkilerimiz açıktır ve biz bir tarafın karşısında diğer tarafla saf tutmak istemiyoruz. Amacımız, Suriye’nin bu bölümünü, ülkenin krizini sona erdirecek adil bir siyasi çözüme ulaşana kadar korumaktır.

xscd
8 Ekim 2022'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Amerikan ve Rus kuvvetleri (AFP)

-Rusya'nın baskılarına rağmen neden Şam'a gitmeyi reddediyorsunuz? Şam ile anlaşmak için şartlarınız neler?

Şam'a gitmeyi reddetmiyoruz, ancak koşullar henüz olgunlaşmadı ve Şam'dan herhangi bir çözüm belirtisi, yanıt veya esneklik göremedik. Daha önce, Suriye krizini sona erdirecek siyasi bir çözüme ulaşmak için Rusya'dan yardım talep etmiştik. Şam'ın gerçekçi bir siyasi çözümü kabul etmesini istiyoruz. Bu amaçla, Yönetim, geçtiğimiz Nisan ayında Suriye krizini çözmek için bir girişimde bulundu, ancak Şam'dan herhangi bir yanıt alamadı. Bu, Şam'ın hala inat politikasında ısrar ettiği ve krizi sona erdirmeye ve barışı ve istikrarı sağlamaya yardımcı olacak herhangi bir gerçekçi teklifi reddettiği anlamına geliyor.

Rusya'dan, Suriye krizini sona erdirecek siyasi bir çözüme ulaşmamıza yardım etmelerini istedik. Şam'ın gerçekçi bir siyasi çözümü kabul etmesini istiyoruz... Şam, hala inat politikasında ısrar ediyor ve krizi sona erdirmeye ve barışı ve istikrarı sağlamaya yardımcı olacak herhangi bir gerçekçi teklifi reddediyor.

-Şam, SDG’nin feshedilmesini ve üyelerinin orduya katılmasını şart koşmuştu. Bu konudaki tutumunuz nedir?

SDG profesyonel ve milli bir güçtür. Biz, SDG’nin Suriye savunma sisteminin bir parçası olmasını ve ardından rolünün ve çalışmalarının, Suriyelileri terörden korumak için kuvvetlerimizin yaptığı büyük fedakarlıkları ve bölgelerimizi yüksek verimlilikle koruma yeteneğini dikkate alan özel bir yasayla düzenlenmesini talep ediyoruz. ‘SDG’nin feshedilmesi' hakkındaki herhangi bir konuşma, mümkün olan herhangi bir siyasi çözümü engellemek için geliyor ve diyalog için herhangi bir ciddiyeti yansıtmıyor. Şam'ın çözümü engellemeye yönelik zorlayıcı önkoşulları ve çatışmayı kaosla sürdürmeye olan güveni, Şam'daki iktidar rejimini kurtarmayacak ve herhangi bir çözüm üretmeyecektir. Şam ne kadar gecikirse, en büyük kaybeden yine kendisi olacaktır.

-Özerk Yönetimi'n geleceği nedir? Şam'ın yerel yönetimlere özerklik verilmesi önerisine karşı tutumunuz nedir?

Özerk Yönetimi'n geleceği, deneyimini koruma, geliştirme ve eksikliklerini düzeltme yeteneğine bağlıdır. Bu deneyimi savunmak, tüm Suriyelilerin görevidir. Gerçekler, Özerk Yönetim modelinin, merkezin diğer bölgeler üzerindeki tahakkümünü sınırlamak için en uygun model olduğunu ve halkın yerel politikalarını belirleme ve temsilcilerini vesayet, dışlama ve marjinalleştirmeden seçme hakkına sahip olduğunu göstermiştir. Şam'ın önerilerinde mevcut yerel yönetim kanununun geri dönüştürülmesi ve merkezi otoriteye hizmet edecek şekilde değiştirilmesinden bahsediliyor; bu da Şam'ın önerilerinin ne uzaktan ne de yakından merkezi olmayan bir yönetim biçiminden bahsetmediği anlamına geliyor.



Husiler Aden Uluslararası Havalimanı'nı füze ve İHA'larla hedef aldı

Daha önce Husilerin Aden Uluslararası Havalimanı'na düzenlediği saldırının ardından yükselen duman (Reuters)
Daha önce Husilerin Aden Uluslararası Havalimanı'na düzenlediği saldırının ardından yükselen duman (Reuters)
TT

Husiler Aden Uluslararası Havalimanı'nı füze ve İHA'larla hedef aldı

Daha önce Husilerin Aden Uluslararası Havalimanı'na düzenlediği saldırının ardından yükselen duman (Reuters)
Daha önce Husilerin Aden Uluslararası Havalimanı'na düzenlediği saldırının ardından yükselen duman (Reuters)

Husiler, balistik füzeler ve bombalı İHA'lar, Aden'de sivil hava trafiğini tehdit etti. Husilerin Aden Uluslararası Havalimanı'na düzenlediği saldırıda, inişe hazırlanan Yemen'e ait bir yolcu uçağı son anda rotasını değiştirmek zorunda kalırken, Taiz'deki Husilerin bombardımanında 5 sivil yaralandı.

Yemen Ulaştırma Bakanlığı, Husilerin Aden Havalimanı'nı iki balistik füze ve çok sayıda bombalı insansız hava aracıyla hedef aldığını açıkladı. Bakanlık, füzelerden birinin, Kahire'den gelen ve sivil yolcuları taşıyan Yemen Havayolları'nın 603 sefer sayılı uçağının inişinden birkaç dakika önce havalimanı pistinin yakınına düştüğünü bildirdi.

Bakanlık, saldırının sabaha karşı saat 03.00'te Cidde'ye gitmek üzere başka bir uçuşu bekleyen yolcuların havalimanında bulunduğu sırada gerçekleştiğini belirtti. O sırada biri Yemen Havayolları'na, diğeri Aden Air'e ait iki uçak da havalimanında bulunuyordu. Saldırı, yolcuları, çalışanları ve uçuş ekiplerini doğrudan tehlikeye attı.

Saldırının oluşturduğu risk üzerine ilgili makamlar acil önlemler aldı. Kahire'den gelen uçağın Aden'e inişi iptal edilerek Cidde'ye yönlendirilirken, havalimanında bulunan iki uçak da tahliye edilerek tehlike bölgesinden uzaklaştırıldı. Bu sırada Aden semalarında Husilere ait insansız hava araçları tespit edildi.

Hava trafiğine tehdit

Yemen Ulaştırma Bakanlığı, havalimanının hedef alınmasını "tehlikeli bir tırmanış" olarak nitelendirerek bunun sivil havacılığı, havalimanlarını ve sivil tesisleri koruyan uluslararası hukuk ve teamüllerin ihlali olduğunu belirtti. Bakanlık, saldırının hava trafiğinin güvenliği ile yolcuların ve çalışanların hayatları açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

vfghj
Aden Uluslararası Havalimanı'nda Yemen Havayolları'na ait bir uçak (Yerel medya)

Bakanlık, başta Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) olmak üzere uluslararası toplum ve ilgili sivil havacılık kuruluşlarına saldırıyı kınama ve havalimanları, sivil tesisler ile ticari havacılığın askeri saldırılara karşı korunması konusunda sorumluluklarını yerine getirme çağrısı yaptı.

Yemen İnsan Hakları Bakanlığı da saldırıyı kınayarak Aden Havalimanı'nın hedef alınmasının uluslararası insancıl hukuk kurallarının ağır bir ihlali ve sivillerin yaşam, güvenlik ve hareket özgürlüğüne yönelik bir tehdit olduğunu belirtti.

Bakanlık, Husilerin 30 Aralık 2020'de, Yemen hükümetinin ülkeye dönüşü sırasında Aden Havalimanı'na düzenlediği saldırıyı hatırlattı. Söz konusu saldırıda can kayıpları ve yaralanmalar yaşanmış, havalimanı ile tesislerinde hasar meydana gelmişti.

Yemen İnsan Hakları Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Birleşmiş Milletler ve ilgili uluslararası kuruluşlara sivil tesislerin korunmasını ve bu tesislerin hedef alınmasına son verilmesini sağlayacak önlemler alma, saldırıdan sorumlu kişileri hesap vermeye çağırma ve cezasızlıklarının önüne geçme çağrısında bulundu.

Taiz'de 5 sivil yaralandı

Husilerin kuşatması altındaki Taiz kentinde ise Husilerin kentin merkezindeki eş-Şemasi ve es-Sevra bölgelerine düzenlediği bombardımanda 5 sivil yaralandı. Yaralıların, Sevra Hastanesi'ndeki sağlık kaynağı tarafından doğrulandığı belirtildi.

fghyjuık
Husilerin füzeleri, Yemen'in hükümet güçlerinin kontrolündeki bölgelerde sivilleri hedef alıyor (Husi medyası)

Sağlık kaynağı, acil servise 5 yaralının getirildiğini açıkladı. Yaralılar arasında 24 yaşındaki Şadi Reşad Ganım el-Beşiri'nin omuz ve sol elinden, 22 yaşındaki Eymen Ali Said Huzza'nın ise sağ kolundan şarapnel parçalarıyla yaralandığı bildirildi.

23 yaşındaki Hamza Cemil Şeref Sabit'in sol uyluğuna, 22 yaşındaki Yakup Muhammed Hüseyin Ali'nin sol kalçasına, 20 yaşındaki Hüseyin Muhammed Hüseyin Ali Hadi'nin ise sağ koluna şarapnel parçaları isabet etti.

Sağlık kaynağı, yaralıların gerekli tıbbi tedaviyi aldığını belirtti.

Havalimanına yönelik saldırı ve Taiz'deki yerleşim bölgelerinin bombalanması, Yemen'deki askeri operasyonların genişlediği bir dönemde gerçekleşti. İran destekli Husiler, sivil bölgeleri ve kritik tesisleri hedef almaya devam ederken saldırılar, sivillerin hareketliliği ve ticari hava trafiği açısından yeni riskler oluşturuyor.

ghyjuı
Husiler, seyir güvenliğini ve sivilleri tehdit etmek için İHA ve füzeleri kullanıyor (Husi medyası)

 


Yemen Şafağı’nın sürprizlerinden sonra ne olacak?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

Yemen Şafağı’nın sürprizlerinden sonra ne olacak?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Enver el-Ansi

“Yemen Şafağı” Operasyonu, özellikle Yemen Silahlı Kuvvetleri'nin Babul Mendeb Boğazı'nı, Zubab bölgesini ve havaalanını, stratejik Muha şehrini geri almasıyla büyük sürprizler taşıyordu. Bu başarılar, bazı hükümet güçlerinin gizemli ve düzensiz bir şekilde geri çekilmesinin ardından Husi milislerinin bu bölgelere ulaşmasından yaklaşık bir aydan daha kısa bir sürede gerçekleşti.

O dönemde bu geri çekilme şok etkisi yaratmış ve hükümet güçlerinin liderliğini eksiklikleri gidermeye ve saflarını yeniden düzenlemeye sevk etmişti. Daha sonra, meşru hükümeti destekleyen Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun savaş uçaklarının önemli ve etkili desteğiyle bu güçler önceki konumlarına güçlü bir şekilde geri döndüler.

Sürpriz, sadece Yemen ordusunun, Husilerin İran Devrim Muhafızları uzmanlarının yardımıyla inşa etmeye başladığı mevzilere, tahkimatlara ve kurduğu yeni radar tesislerine yaptığı ani saldırıda değil, aynı zamanda milislerin, kuzeyden ve doğudan ulaştıkları Kızıldeniz ve güneybatı kıyı şeridinin kumlarında panik ve düzensizlik içinde dağılmalarında, kendileri için askeri bir başarı olarak değerlendirilebilecek herhangi bir çatışmaya girişmeden buradan sökülüp atılmalarında yatıyordu.

Diğer sürpriz ise, Zubab limanı ve havaalanı çevresindeki hızlı kuşatma manevrasının ardından, Devler Tugayı’nın güneyde, Babul Mendeb Boğazı'nın kalbinde yer alan Perim (Mayyun) Adası'na doğru hemen harekete geçmesiydi. Bunu, stratejik kıyı kenti Muha'ya doğru hızlı bir kuzeye ilerleme ve oradan da kalan kıyı bölgelerini güvence altına alma izledi. Tüm bunlar, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi'nin açıkladığı gibi, nihai amacı birleşik Yemen'in tarihi başkenti Sana'yı geri almak, oradan, meşru ulusal devleti yeniden kurmak ve egemenliğini tüm Yemen topraklarına yaymak için her yöne operasyonlar düzenlemek olan büyük bir askeri operasyonun parçasıydı.

Aynı günün erken saatlerinde, bu operasyon, Taiz vilayetinin bazı şehirlerinde, köylerinde ve dağlık bölgelerinde ele geçirdikleri mevzilerden Husi milislerini kovmak için diğer cephelerde çatışmaların tırmanmasıyla aynı zamana denk geldi. Husiler, Babul Mendeb'e nazır dağları kontrol etmeden, boğazdaki varlıklarının tehdit altında ve savunmasız kalacağını bildikleri için bu mevzileri ele geçirmişlerdi. Milisler düzensiz bir şekilde bu mevzilerden hızla geri çekilmeye başlarken, onlarcası öldürüldü veya yaralandı ve onlarcası da hükümet güçleri, halk direnişi ve yavaş yavaş geri alınan, batı kıyısındaki “özgürleştirilmiş diğer bölgelere katılan köylerin sakinleri tarafından esir alındı.

Bu arada, ülkenin doğusundaki Marib vilayetinin güney ve batı cephelerinde de şiddetli çatışmalar yoğunlaştı. Ulusal ordu güçleri, özellikle el-Kasara cephesinde, Marib çölünde ve komşu el-Cevf vilayetinde devam eden temizleme operasyonları ve milislerin takibi arasında, Husi savaşçılarına karşı önemli ilerlemeler kaydetti.

Husiler ve İran için durum netti ve her iki müttefik de kendileri için ne planlandığının farkındaydılar. Ancak, Suudi Arabistan'ın eski ve yeni müttefikleri arasında destek toplamak için yaptığı hamlelerin sonuçlarını kavramayı reddederek yine aynı hataya düştüler

Bu panoramik sahnenin merkezinde, başta başkent Sana olmak üzere Yemen'in çeşitli vilayetlerindeki çok sayıda önemli askeri bölge ve hedefi vuran düzinelerce hava saldırısı vardı. Şehrin sakinlerinin çoğu, her biri kendince, güzel şehirlerini Husilerin elinden “kurtarma” operasyonunun başlamasından duyduğu umut ve iyimserliği dile getirdi. Aralarından birisi; “Husiler, bazı mahalleleri ya aralarında yüzlerce kadın ve çocuğun da bulunduğu binlerce masum ve mazlum insanı hapsettikleri cezaevlerine ve gözaltı merkezlerine ya da ölüleri için mezarlıklara dönüştürdüler; bu ölülerin çoğu milisler tarafından kandırılarak ölüme gönderildi” dedi.

Yemen Hava Kuvvetleri, Yemen insansız hava araçları ve koalisyon savaş uçakları tarafından gerçekleştirilen koordineli hava saldırıları, Saada vilayeti genelindeki Husi mevzilerini de hedef aldı.Husi grubu Saada’nın dağlarındaki mağaraları ülkenin kontrolü altındaki diğer vilayetlerdeki darbe rejimini yönetmek için tahkim edilmiş kaleler olarak kullanıyor.

Milislerin tutumu

Milisler, Yemen Şafağı Operasyonu'nun başlatılmasından bu yana yaşadıkları ağır yenilgilerin ardından silahlı unsurlarının moralini yüksek tutmak için öngörülebilir bir inatçılıkla ve canla başla bir medya propagandası yürütüyorlar. Grubun bazı liderleri ve şahin kanadı, Güney Kızıldeniz'deki yenilgilerini inkar etmeye ve güçlerinin Babul Mendeb'deki mevzilerini koruduklarında ısrar etmeye devam ederken, bunu kanıtlayacak herhangi bir yeni görüntü sunamadılar. Bunun yerine, Sana'ya yapılan hava saldırılarında sivil kayıplar yaşandığı iddialarını yoğunlaştırarak dikkatleri boğazda yaşananlardan başka bir yöne çekmeye çalıştılar. Aynı zamanda, 21 Eylül 2014'te ulusal uzlaşmaya karşı gerçekleştirdikleri darbeden bugüne kadar devlet ve topluma karşı yürüttükleri savaşlar serisinde, çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere yüz binlerce Yemenliyi öldürdüklerini veya ölmelerine neden olduklarını unutmuş gibi yaparak sempati toplamaya giriştiler.

fgthyj
5 Ekim 2026'da yayınlanan bir videodan alınan bir karede, Yemen'in Taiz vilayetindeki Zubab yakınlarında bir yolda askeri araçlar ilerliyor (Reuters)

Husi grubunun, intikam, öfke ve hayal kırıklığını ifade etme ve en azından destekçileri nezdinde itibarını koruma dışında pratik bir sonuç beklemese bile, Yemen topraklarına ve komşu Suudi Arabistan'a yönelik balistik füze ve insansız hava aracı saldırılarına pervasızca devam etmek de dahil olmak üzere çeşitli şekillerde tepkilerini sürdürmesi bekleniyor.

Aynı zamanda, grubun, kamuoyunu daha fazla yanıltıcı söylenti ve hatta bazı genel izleyicilerin yanlış veya yanıltıcı olduğunu ayırt edemeyeceği yapay zeka tarafından oluşturulmuş uydurma görüntü ve videolarla kirletmek için yumuşak güç araçlarını ve  trollerini kullanmaya devam etmesi muhtemel. Zira grup, propaganda, medya ve psikolojik savaş konusunda oldukça deneyimli.

Tahran bu olaylara nasıl bakıyor?

Yıllardır Babul Mendeb Boğazı'nı ele geçirme planının arkasında olan, bunu stratejik ve ideolojik bir hedef olarak gören, ABD ile devam eden çatışmasında Hürmüz Boğazı ile birlikte pazarlık kozu olarak kullanmayı amaçlayan İran Devrim Muhafızları liderleri arasında derin bir hayal kırıklığı ve öfke duygusu hakim olmalı. İran, Babul Mendeb Boğazı'ndaki kontrolünü, Husi vekilleri aracılığıyla, ABD'nin müttefiki veya dostu olanlar başta olmak üzere Kızıldeniz'e kıyısı olan ülkelerin ekonomilerinin yanı sıra, küresel ekonomi için savaşın maliyetini artırmak için kullanmaya çalıştı.

Husilerle mücadele için uluslararası ve bölgesel destek

Yemen Şafağı Operasyonu'nun başlatılmasından günler, daha doğrusu haftalar önce, Husiler ve İran için durum netti ve her iki müttefik taraf da kendileri için ne planlandığının farkındaydılar. Ancak, her ikisi de Suudi Arabistan'ın Körfez, Arap, İslam dünyası ile uluslararası toplumdaki eski ve yeni müttefikleri arasında destek toplamak için yaptığı hamlelerinin hedefini kasten kavramayı reddettikleri için yine aynı tuzağa düştüler. Bu hamlelerin amacı, Suudi Arabistan'ın, Yemen halkının Riyad liderliğindeki koalisyonun yardımıyla devletini geri alma hakkını destekleyen uluslararası kararlar ya da Suudi Arabistan'ın uluslararası hukuk uyarınca kendini savunma, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma hakkı çerçevesinde atabileceği herhangi bir adımı meşrulaştırmaktı. Nitekim Yemen Şafağı Operasyonu'nun sabahında, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ülkesinin pozisyonunu yeniden teyit ederek, “Suudi Arabistan'ın Husiler tarafından saldırıya uğradıktan sonra kendini savunma hakkı vardır” dedi. “Yemen'de şu anda yaşananları, Yemen güçlerinin Husilerin ele geçirdiği toprakları geri almaya çalışmasıyla birlikte Husi saldırganlığına yönelik bir karşı saldırı olarak değerlendirdiğini” belirten Bakan, “Suudi Arabistan ile Yemen hükümetinin Babul Mendeb'in Husi kontrolünde olmasını kabul etmeyeceğini” vurguladı. Washington'un Suudi Arabistan ile güvenlik anlaşmaları ve taahhütleri olduğunu ve bunları yerine getireceğini de sözlerine ekledi.

Sana ve Saada'daki Husi kaleleri saldırıların odağı haline geldiğinden, pusulanın bu bölgelerden sapmaması gerekiyor

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD Dışişleri Bakanı'nın açıklaması bu türden ilk açıklama değildi. Fransa, Suudi Arabistan'ın kuzeyden maruz kaldığı Iraklı Şii milis grupların saldırılarına karşı koymasına yardımcı olmak için asker ve hava savunma ekipmanı gönderme sözü vermişti. Mekke İttifakı, güneyden yapılan Husi saldırılarına karşı Suudi Arabistan'ı savunmak için güç konuşlandırmak üzere Riyad, Ankara ve İslamabad arasındaki anlaşmaları etkinleştirmeye hazır olduğunu duyurdu. Bundan önce, Suudi Arabistan liderliğinde ve 14'ten fazla ülkeden oluşan deniz savunma koalisyonu, bölgedeki su yollarına erişimin güvenliğini sağlamak amacıyla kuruldu. Ancak Husiler, şüphesiz Tahran'ın emriyle, bunların hepsini görmezden geldiler ve şimdi de durumu doğru değerlendirememelerinin bedelini ödüyorlar.

Sana'ya giden yol

Yemen siyasi ve askeri liderliği, dün sabah bir dizi “genel seferberlik ve ulusal silahlanma çağrısı” duyurusu ve hükümet güçlerinin saflarına asker alımı ve kaydının açılmasının ardından başlatılan Yemen Şafağı Operasyonu'nun temel amacının Sana'yı Husi kontrolünden kurtarmak olduğunu vurguladı. Ancak liderliğin, birleşik Yemen'in tarihi başkentine giden yolun taşlarının henüz döşenmemiş olduğunun farkında olduğu da kesin. Karadan Sana'ya yönelik ilerleme, sivillerin güvenliğini sağlamak için hâlâ zaman, çaba ve dikkatli planlama gerektiriyor.

Bilhassa Hudeyde'nin üç limanının yanı sıra Midi Limanı’nın da geri alınması durumunda, liderlik, aralarında bazı Husi firarilerinin veya yakın zamanda gruptan ayrılanların da bulunduğu diğerleri gibi, Husilerin gücünün dışarıdan herhangi bir müdahaleden önce içeriden çökeceğine inanıyor. Zira bu limanlar geri alındığında Sana ve Tahran arasındaki hayati önem taşıyan bağlantı da koparılmış olacak. Grubun ilk dönemlerinde bu, İran Devrim Muhafızları ile Yemen'deki Husi kolu arasında gizli bir bağlantı ağıydı.

 Sonuç olarak, analistlere göre, milislere karşı askeri harekat başladıktan sonra kesinlikle durdurulmamalı. Sana ve Saada'daki Husi kaleleri saldırıların odağı haline geldiğinden, pusulanın ibresi buradan sapmamalı veya kaymamalı. Silah, mühimmat ve yeni Dini Liderin gözünde “gelecek” olarak kabul edilen “ölene kadar cihat” ideolojisinin kaynağı kesildiğinde milis güçleri otomatik olarak dağılabilir.


Libya Temsilciler Meclisi, Akile Salih dönemini kapattı; Abdünnebi’yi başkan seçti

Temsilciler Meclisi üyesi Salihîn Abdünnebi, Meclis Başkanlığına seçildi. (Meclis Sözcüsü Abdullah Blihak’ın sayfası)
Temsilciler Meclisi üyesi Salihîn Abdünnebi, Meclis Başkanlığına seçildi. (Meclis Sözcüsü Abdullah Blihak’ın sayfası)
TT

Libya Temsilciler Meclisi, Akile Salih dönemini kapattı; Abdünnebi’yi başkan seçti

Temsilciler Meclisi üyesi Salihîn Abdünnebi, Meclis Başkanlığına seçildi. (Meclis Sözcüsü Abdullah Blihak’ın sayfası)
Temsilciler Meclisi üyesi Salihîn Abdünnebi, Meclis Başkanlığına seçildi. (Meclis Sözcüsü Abdullah Blihak’ın sayfası)

Libya’nın doğusundaki Bingazi kentinde toplanan Temsilciler Meclisi, yeni yasama dönemi için Milletvekili Salihin Abdünnebi’yi başkan seçti. Böylece 2014’ten beri Meclis Başkanlığı görevini yürüten Akile Salih dönemi sona ermiş oldu.

Meclis Sözcüsü Abdullah Blihak dün akşam yaptığı açıklamada, Abdünnebi’nin Salih’in yerine seçildiğini bildirdi. Seçim, Salih’in ikinci yardımcısı Misbah Dume başkanlığında düzenlenen oturumda gerçekleştirildi. Abdünnebi, yaklaşık 82 yaşındaki Salih’in de mensubu olduğu Ubeydat aşiretine bağlı bulunuyor.

Temsilciler Meclisi, başkanlık divanını seçmek amacıyla Bingazi’deki merkezinde ikinci başkan yardımcısının başkanlığında toplandı. Oturum öncesinde Salih’in destekçileri ile Meclis İç Tüzüğü’nde değişiklik yapılmasını ve yeni bir başkan seçilmesini isteyen milletvekilleri arasında derin görüş ayrılıkları ve bölünme yaşandı. Salih’in birinci yardımcısı Fevzi en-Nuveyri de başkanın destekçileri arasında yer aldı.

Abdünnebi, 2014’ten bu yana Temsilciler Meclisi’nde Tobruk seçim bölgesini temsil ediyor. Faaliyetleri arasında Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Komisyonu üyeliği ile Libya-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Komitesi başkanlığı bulunuyor. Ayrıca bölgesel ve uluslararası parlamento toplantıları ile Arap Parlamentolar Birliği’nin faaliyetlerine katılıyor.

cvfghyj
Abdünnebi, 2014’ten bu yana Temsilciler Meclisi’nde Tobruk seçim bölgesini temsil ediyor. (Libya Hükümeti Adalet Bakanlığı)

Abdünnebi’nin 110 milletvekilinin katıldığı oturumda başkan seçilmesinin ardından Meclis, dün akşam birinci başkan yardımcısını belirlemek üzere seçim sürecine geçti. Bu görev için Tarık el-Eşter, Sıddık Hammude ve İzzeddin Kveyreb aday oldu. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Ubeydat aşireti, Libya’nın doğusundaki Yeşil Dağ bölgesi, Tobruk ve çevresinde yaşayan ülkenin en büyük ve önde gelen aşiretlerinden biri olarak biliniyor.

Yasal olarak Libya Temsilciler Meclisi 200 sandalyeden oluşuyor. Ancak 2014 seçimlerinde güvenlik gerekçeleriyle bazı seçim bölgelerinde sandık kurulamaması nedeniyle yalnızca 188 sandalye doldurulabildi. Bugün ise ölüm, istifa ve boykotlar nedeniyle fiilen görev yapan milletvekili sayısı bunun da altında bulunuyor.

“Ulusal Ordu” Başkomutanı Mareşal Halife Hafter, geçen hafta Meclis Başkanı Akile Salih ile yaşanan krizin ardından bazı milletvekilleriyle bir araya gelmişti. Görüşmenin sonunda Hafter, “bölünmüşlüğün sona erdirilmesi ve devlet kurumlarının birleştirilmesine yönelik çabaları” desteklediğini belirtmiş, siyasi süreçte Temsilciler Meclisi’nin rolünü ve 4+4 Komitesi’nin sonuçlarını takdir ettiğini ifade etmişti.

Görüşmeye katılan milletvekili İsam el-Cehani, Meclis’in reformlar için birleştirilmesini sağlayacak adımların, başta İç Tüzük’te değişiklik yapılması ve yeni bir Meclis başkanlık divanının seçilmesi olmak üzere desteklenmesi konusunda uzlaşıldığını söyledi. El-Cehani ayrıca 4+4 anlaşmasına ve anayasa değişikliğine desteğin sürdürülmesi konusunda da mutabakata varıldığını ifade etti.