Mazlum Abdi Al-Majalla'ya: Suriye-İran-Türk koordinasyonu bize karşı ve aşiret gerilimi sona erdi

SDG komutanı, Şam'ın güçlerini dağıtma taleplerini reddetti ve özerk yönetim için savundu ... ve Fırat'ın doğusundaki ABD-Rusya gerilimini "kontrollü" olarak nitelendirdi.

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Mazlum Abdi Al-Majalla'ya: Suriye-İran-Türk koordinasyonu bize karşı ve aşiret gerilimi sona erdi

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

İbrahim Hamidi

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) komutanı Mazlum Abdi, Al-Majalla'ya verdiği röportajda, Şam ve Tahran arasında yakın oldukları bazı aşiret temsilcilerini desteklemek için açık bir koordinasyon olduğunu ve Türkiye'nin de bu çizgiye katılarak bağlı Suriyeli silahlı grupları desteklediğini doğruladı. Üç ülkenin de başarılı olmadığını söyleyen Abdi, "Şu anda durum istikrarlı" dedi.

Abdi, Rusya'nın ‘aşiret gibi görünmeye çalışan’ silahlı grupları bombaladığını belirterek, Moskova'nın ‘yeni Türk genişleme operasyonları lehine durumu istismar etme formülüne’ katılmadığını söyledi. Abdi, ABD'nin aşiretlere karşı askeri operasyonlara katılmadığını da sözlerine ekledi. Ayrıca “İstikrar sağlama sürecinde hava desteği (keşif) dışında ABD desteğine ihtiyacımız yoktu” dedi.

Ukrayna'daki savaş zemininde ABD ile Rusya arasında Suriye'nin kuzeydoğusunda yaşanan gerilimlerin ‘en azından kontrol altında olduğunu’ vurguladı. Abdi, “Bölgelerimizin uluslararası ve bölgesel rekabete sahne olmamasını sağlamaya çalışıyoruz” dedi.

Abdi, Şam'a müzakere için gitmeyi reddetmediğini, ancak koşulların henüz olgunlaşmadığını ve Şam'dan herhangi bir çözüm belirtisi görmediklerini söyledi. Ayrıca, Suriye krizini sona erdirecek siyasi bir çözüme ulaşmaya yardımcı olmaları için Ruslardan yardım talep ettiklerini belirtti. Mazlum ABD, “Şam'ın gerçekçi bir siyasi çözümü kabul etmesini talep ediyoruz. Şam, hala inat politikasında ısrar ediyor. Krizi sona erdirmeye, barışı ve istikrarı sağlamaya yardımcı olacak herhangi bir gerçekçi teklifi reddediyor” dedi.

Mazlum Abdi, SDG'nin ‘profesyonel ve milli bir güç olduğunu ve Suriye savunma sisteminin bir parçası olmasını talep ettiklerini, ardından rolünün ve çalışmasının bir yasa ile düzenleneceğini’ de sözlerine ekledi. Abdi, ‘SDG'nin çözülmesine dair herhangi bir konuşmanın, mümkün olan herhangi bir siyasi çözümü engellemek için geldiğini ve diyalogda herhangi bir ciddiyeti yansıtmadığını’ söyledi.

SDG Komutanı, sözlerine şu şekilde devam etti: "Anlaşmazlıkları çözümsüz hale getirmek için zorlayıcı önkoşullar koymak ve kaos yoluyla çatışmayı sürdürmek, Şam'daki iktidar rejiminin kurtarılmasına yardımcı olmayacak ve herhangi bir çözüme yol açmayacaktır. Şam yönetimi çözümü geciktirirse, o zaman en büyük kaybeden yine kendisi olacaktır."

Mazlum Abdi, ‘özerk yönetim’ modelini ve ‘bölge sakinlerinin vesayetten, ötekileştirmeden ve dışlanmadan bağımsız olarak yerel politikalarını oluşturma ve temsilcilerini seçme hakkını’ savundu.

İşte Majalla’nın 20 Eylül 2023 tarihinde yaptığı röportajın metni:

-Son zamanlardaki aşiretlerle yaşanan gerginliğin ardından sahadaki durumu nasıl görüyorsunuz?

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki son zamanlardaki gerginlik dar bir alanda yaşandı. Beş köyde ara sıra huzursuzluk yaşandı. Ancak durum şu anda istikrar kazandı. Hizmetleri yeniden sunmaya, halkın taleplerini karşılamaya ve sorunlarını çözmeye çalışıyoruz. Bu konuda bir söz verdik ve bu gerginliklerin yaşanmasına neden olan tüm nedenleri ele almaya kararlıyız.

-Ebu Havle’yi Deyr-i Zor Askeri Meclisi'nden neden görevden aldınız?

Kuvvetlerimiz, Ahmed el-Hubeyl'in (Ebu Havle) görevden alınmasının gerekçelerini açıklayan bir bildiri yayınladı. Kararımız, bölge sakinlerinin ve kanaat önderlerinin birçok raporu ve şikayetini gözden geçirdikten sonra dış güçlerle iletişimi ve koordinasyonuyla ilgili birçok suç ve suistimal işlediği için kuzey ve doğu Suriye Başsavcılığı'ndan tutuklama emri üzerine verildi.

-Şam'ın aşiretlerin hareketindeki rolü nedir?

Şam, Fırat'ın doğusunda kaos yaratmaya çalıştı. Bunun için sürekli medya üzerinden kışkırtma yaptı ve kendisine bağlı silahlı aşiret gruplarını bizimle savaşa sokmaya çalıştı. Daha önce, rejimin bizim bölgelerimizi ele geçirmek için Fırat'ın diğer yakasında silahlı gruplar oluşturma planlarını ortaya çıkardık. Ancak bu grupların doğu yakasına geçme girişimlerini hızla ve kararlı bir şekilde durdurduk.

-Son gerilimden sonra sizinle Şam arasında herhangi bir iletişim oldu mu? Sonucu ne oldu?

Resmi olarak Şam ile aramızda herhangi bir iletişim olmadı.

-Şam, Ankara ve Tahran'ın aşiretlere destekte koordineli olduğunu düşünüyor musunuz?

Şam ve Tahran'ın yakın oldukları bazı aşiret temsilcilerini desteklemeye yönelik açık bir koordinasyondan bahsedebiliriz. Ancak Türkiye de bu çizgiye girdi ve aşiret adı altında kendisine bağlı Suriyeli silahlı grupları desteklemeye başladı. Deyr-i Zor dışındaki Münbiç, Tel Temr ve Ayn İsa gibi bölgelerde, bölgelerimize paralel saldırılar düzenlemek için ciddi girişimlerde bulunuldu. Üç tarafın da bazı aşiretlerin mensuplarını kendi gündemlerini gerçekleştirmek için istismar etmek istediğinden bahsedebiliriz. Bu gündemler farklı olsa da amacı açıktır: Kuvvetlerimize darbe vurmak ve bölgenin bileşenleri tarafından kabul edilen formül olan özyönetim sistemini yıkmak. Onlar, mezhepsel dil kullanarak aşiretlerle ve yerel toplumla olan iyi ilişkilerimizi bozmak istediler, ancak bunda başarılı olamadılar.

-Suriye'nin kuzeydoğusunda Arapların zulüm gördüğünü söyleyenler var. Cevabınız nedir?

Bölgelerimizde zulüm gören veya zulüm eden bir etnik gruptan bahsedemeyiz. Bu mantığı ve bu suçlamaları şiddetle reddediyoruz. Özerk Yönetim bölgenin tüm çocuklarını temsil ediyor ve kuvvetlerimizin en güçlü noktası saflarında güçlü bir Arap varlığıdır. Açıkçası, bölgelerin, DEAŞ'ın terörizmi, kaynakların ve hizmetlerin eksikliği ve bölgenin istikrarını bozmaya çalışan birçok tarafın girişimleri nedeniyle zulüm gördüklerinden bahsedebiliriz. Zor koşullara maruz kalan bölgelerde halkın sorunlarını ciddi bir şekilde çözmeye çalışıyoruz ve burada bu sorunları en kısa sürede çözme sözü verdiğimizi tekrarlıyorum.

-Son gerilimde Rusya'nın tutumu nasıldı? Münbiç kırsalındaki aşiretlerin bombalanmasına size destek verildiğini düşünüyor musunuz?

Aslında, Rusya sizin dediğiniz gibi aşiretleri bombalamadı, bu sefer kendilerini aşiret olarak göstermeye çalışan silahlı grupları bombaladı. Rusya, cephelerin sakinliğini korumaya ve Türkiye yanlısı silahlı grupların genişlemesini önlemeye çalıştı. Rusya'nın bizi desteklediğini söylemek yerine, durumun Türkiye'nin yeni genişleme operasyonları için faydalanılmasın diye bir formül üzerinde anlaşmaya varmadığını söylemek daha doğru olacaktır. Özellikle 2019'da uluslararası koalisyonun Fırat’ın batısından çekilmesinin ardından bu bölgenin istikrarını korumak için Rusya ile eskiden beri anlaşmalarımız var. Rusya'nın Fırat'ın batısındaki nüfuz alanlarında herhangi bir değişikliğe razı olmadığı görülüyor.

-Peki ya ABD? Sadece keşif uçuşu yaptı ama askeri olarak size destek vermedi. Açıklamanız nedir?

Yeniden istikrar sağlama sürecinde, keşif uçuşları dışında, ABD desteğine ihtiyacımız yoktu. Kuvvetlerimizin yeteneklerine ve mevcut güvenlik gerilimlerini karşılayabileceklerine güveniyorduk. Ayrıca, bölge sakinlerinin çoğunun kuvvetlerimizin başlattığı 'güvenliği güçlendirme' kampanyasını destekleyeceğine güveniyorduk. Gerçekten de olan buydu.

Bölgelerimizde zulüm gören veya zulüm eden bir etnik gruptan bahsedemeyiz. Bu mantığı ve bu suçlamaları şiddetle reddediyoruz. 'Özerk Yönetim' bölgenin tüm çocuklarını temsil ediyor ve kuvvetlerimizin en güçlü noktası saflarında güçlü bir Arap varlığıdır.

-ABD’li temsilciler sizinle aşiretler arasında arabuluculuk yapmayı önerdiler. Bu ne anlama geliyor?

Bu bağlamda ABD ile iki konuda hemfikiriz. DEAŞ'ın yenilgiye uğratılması ve bölgede istikrarın sağlanması konusunda ortak görevlerimizi tamamlamak bunlardan ilkidir. ABD’li temsilcilerin önerileri, DEAŞ'la mücadelede bir ortak olarak SDG'nin pozisyonunu güçlendirmek için bu bağlamda geliyor. ABD’li yetkililerin SDG ile ortaklık taahhütlerini yeniledikleri açıklamalarında hissettiğimiz budur. Ayrıca, birlikte kurtardığımız bölgelerde meydana gelen çalkantıları ve sorunları ABD tarafıyla genellikle paylaşırız.

-ABD Ordusu Genelkurmay Başkanı Mark Milley, Suriye'nin kuzeydoğusuna bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaret nasıl geçti?

ABD Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley'nin ziyareti, bölgedeki ABD kuvvetlerinin durumunu takip etmek, DEAŞ'ın yenilgisini sağlamaya yönelik operasyonların gidişatını incelemek ve ABD askerleriyle buluşmak amacıyla gerçekleşti. Ziyaret, SDG ile Uluslararası Koalisyon güçleri arasındaki ortaklığın hala güçlü olduğunu ve DEAŞ'ın yenilgisini sağlamaya yönelik çalışmaların devam ettiğini teyit etti.

dfre
Mazlum Abdi ve ABD Müşterek Görev Gücü Komutanı Paul T. Calvert, Suriye Demokratik Güçleri'nin 1 Ağustos 2021'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke şehrinde yıllık toplantısına katıldığı sırada (AFP)

-Bu ziyareti, ABD varlığının bir garantisi olarak görüyor musunuz? Bu konuda bilgilendirildiniz mi?

Pratik olarak, bu tür üst düzey ziyaretler, Washington'ın DEAŞ'ı yenme çalışmalarına yönelik taahhütlerini yeniliyor ve bölgenin Washington'ın güvenlik stratejisinde önemli bir rol oynadığını yansıtıyor. ABD’liler, bölgenin istikrarının ve DEAŞ'ın geri dönmemesini sağlamanın, kuvvetlerimizin yeteneklerini güçlendirmek ve desteğini sürdürmekle doğrudan bağlantılı olduğunu kabul ediyorlar.

-Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde askeri operasyon yapacağına dair tehditleri azaldı. Bunun nedenini nasıl yorumluyorsunuz?

Keşke tehditlerin azalması, Türk yetkililerin savaş tehdidinin bölge sorunlarını daha da kötüleştirdiğini anladıklarına işaret olsaydı. Ancak Ankara'nın tehditlerini azaltması, ABD veya Ruslardan yeşil ışık almasının zor olmasından kaynaklanıyor. Dolayısıyla, Türkiye'nin son iki yılda sık sık uyguladığı bu tür bir politikadan vazgeçmesi gerekiyor. Bence Türkiye'nin iç durumu ve ekonomik krizi, bu tür tehditleri sürdürmesini engelliyor. Bu tehditler, Türkiye'nin büyük güçlerle, özellikle ABD ile ilişkilerini bozuyor. Ayrıca, Türkiye'nin Arap (Körfez) ülkeleriyle ilişkilerinin düzelmesi, Türkiye'nin bölge ülkelerini kışkırtmaktan ve Suriye'de işgal ettiği bölgeleri genişletmeye çalışmaktan vazgeçmesine yardımcı oldu. Bu tehditlerin tamamen sona ermesini umuyoruz ve bölgenin istikrarını sağlamaya ve Suriye krizine, özellikle Türkiye'nin işgal ettiği bölgelerde yaşayanların geri dönüşünü garanti altına alacak bir çözüm bulmaya hizmet edecek herhangi bir diyaloga açığız.

-Suriye'nin kuzeydoğusunda ABD-Rusya gerginliği belki de Ukrayna yüzünden arttı. Bu size nasıl yansıdı?

Hala gerilimler minimum düzeyde veya daha doğrusu kontrol altında. Bölgelerimizin uluslararası ve bölgesel rekabetin bir arenası haline gelmesini istemiyoruz. Bölgelerimizdeki halkların çıkarları ve Suriye halkının çıkarı, güçlerimizle ilişkilerimizi şekillendiriyor. Bu nedenle, Suriyeli bir taraf olarak, uluslararası anlaşmazlıkların ve çatışmaların bölgelerimize yansımasını önlemeye veya uluslararası nitelikli çatışmaların bir parçası olmaya çalışıyoruz.

-ABD ve Rusya orduları arasındaki ilişkiyi nasıl dengeliyorsunuz?

ABD ordusuyla ilişkimiz, DEAŞ'a karşı savaş ve bölgenin güvenliğini korumak çerçevesinde şekilleniyor. ABD kuvvetlerinin bulunmadığı ve Rusya'nın nüfuz alanına giren bölgelerde ise, o bölgelerin istikrara kavuşması ve kaos ve teröre karşı korunması için bir koordinasyon biçimi kurmaya çalışıyoruz. İlişkilerimiz açıktır ve biz bir tarafın karşısında diğer tarafla saf tutmak istemiyoruz. Amacımız, Suriye’nin bu bölümünü, ülkenin krizini sona erdirecek adil bir siyasi çözüme ulaşana kadar korumaktır.

xscd
8 Ekim 2022'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Amerikan ve Rus kuvvetleri (AFP)

-Rusya'nın baskılarına rağmen neden Şam'a gitmeyi reddediyorsunuz? Şam ile anlaşmak için şartlarınız neler?

Şam'a gitmeyi reddetmiyoruz, ancak koşullar henüz olgunlaşmadı ve Şam'dan herhangi bir çözüm belirtisi, yanıt veya esneklik göremedik. Daha önce, Suriye krizini sona erdirecek siyasi bir çözüme ulaşmak için Rusya'dan yardım talep etmiştik. Şam'ın gerçekçi bir siyasi çözümü kabul etmesini istiyoruz. Bu amaçla, Yönetim, geçtiğimiz Nisan ayında Suriye krizini çözmek için bir girişimde bulundu, ancak Şam'dan herhangi bir yanıt alamadı. Bu, Şam'ın hala inat politikasında ısrar ettiği ve krizi sona erdirmeye ve barışı ve istikrarı sağlamaya yardımcı olacak herhangi bir gerçekçi teklifi reddettiği anlamına geliyor.

Rusya'dan, Suriye krizini sona erdirecek siyasi bir çözüme ulaşmamıza yardım etmelerini istedik. Şam'ın gerçekçi bir siyasi çözümü kabul etmesini istiyoruz... Şam, hala inat politikasında ısrar ediyor ve krizi sona erdirmeye ve barışı ve istikrarı sağlamaya yardımcı olacak herhangi bir gerçekçi teklifi reddediyor.

-Şam, SDG’nin feshedilmesini ve üyelerinin orduya katılmasını şart koşmuştu. Bu konudaki tutumunuz nedir?

SDG profesyonel ve milli bir güçtür. Biz, SDG’nin Suriye savunma sisteminin bir parçası olmasını ve ardından rolünün ve çalışmalarının, Suriyelileri terörden korumak için kuvvetlerimizin yaptığı büyük fedakarlıkları ve bölgelerimizi yüksek verimlilikle koruma yeteneğini dikkate alan özel bir yasayla düzenlenmesini talep ediyoruz. ‘SDG’nin feshedilmesi' hakkındaki herhangi bir konuşma, mümkün olan herhangi bir siyasi çözümü engellemek için geliyor ve diyalog için herhangi bir ciddiyeti yansıtmıyor. Şam'ın çözümü engellemeye yönelik zorlayıcı önkoşulları ve çatışmayı kaosla sürdürmeye olan güveni, Şam'daki iktidar rejimini kurtarmayacak ve herhangi bir çözüm üretmeyecektir. Şam ne kadar gecikirse, en büyük kaybeden yine kendisi olacaktır.

-Özerk Yönetimi'n geleceği nedir? Şam'ın yerel yönetimlere özerklik verilmesi önerisine karşı tutumunuz nedir?

Özerk Yönetimi'n geleceği, deneyimini koruma, geliştirme ve eksikliklerini düzeltme yeteneğine bağlıdır. Bu deneyimi savunmak, tüm Suriyelilerin görevidir. Gerçekler, Özerk Yönetim modelinin, merkezin diğer bölgeler üzerindeki tahakkümünü sınırlamak için en uygun model olduğunu ve halkın yerel politikalarını belirleme ve temsilcilerini vesayet, dışlama ve marjinalleştirmeden seçme hakkına sahip olduğunu göstermiştir. Şam'ın önerilerinde mevcut yerel yönetim kanununun geri dönüştürülmesi ve merkezi otoriteye hizmet edecek şekilde değiştirilmesinden bahsediliyor; bu da Şam'ın önerilerinin ne uzaktan ne de yakından merkezi olmayan bir yönetim biçiminden bahsetmediği anlamına geliyor.



Şam, İsrail’in Süveyda’daki “Satranç Stratejisi”ni boşa çıkarabilir mi?

Geçtiğimiz temmuz ayında Süveyda’da Dürzi militanlar, Bedevi ve Arap aşiretlerinden silahlı gruplar ile Suriye güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalar sırasında yükselen duman (Reuters)
Geçtiğimiz temmuz ayında Süveyda’da Dürzi militanlar, Bedevi ve Arap aşiretlerinden silahlı gruplar ile Suriye güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalar sırasında yükselen duman (Reuters)
TT

Şam, İsrail’in Süveyda’daki “Satranç Stratejisi”ni boşa çıkarabilir mi?

Geçtiğimiz temmuz ayında Süveyda’da Dürzi militanlar, Bedevi ve Arap aşiretlerinden silahlı gruplar ile Suriye güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalar sırasında yükselen duman (Reuters)
Geçtiğimiz temmuz ayında Süveyda’da Dürzi militanlar, Bedevi ve Arap aşiretlerinden silahlı gruplar ile Suriye güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalar sırasında yükselen duman (Reuters)

İsrail, Süveyda’da Şam ile çatışma ihtimalini yeniden gündeme getiren başlıca aktör olarak öne çıkıyor. Gözlemcilere göre Tel Aviv hem Suriye hükümetini hem de Süveyda halkını “karşı tarafın büyük, belirleyici ve emsalsiz bir saldırı düzenlemek üzere olduğu” düşüncesine inandırmayı başardı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetinin bu planla, vilayette Temmuz 2025’te yaşanan kanlı olayların benzerini yeniden tetiklemeyi amaçladığı belirtiliyor.

Bu gelişmeler doğrultusunda şu sorular gündeme geliyor: İsrail, Suriye hükümeti ile “Ulusal Muhafızlar” arasında yeniden bir savaş çıkarmayı başarabilecek mi? Şam, İsrail’in planını boşa çıkarabilecek mi? Suriyeli stratejik güvenlik ve askerî uzman İsmet el-Absi’ye göre Suriye hükümeti, İsrail’in komplolarının tamamen farkında.

İsrail’in “zugzwang” stratejisi

Süveyda doğumlu siyasi analist Rami Nahle, 2025’teki olaylardan bu yana devam eden vilayet krizini çözmek amacıyla hükümet ile Dürziler arasında arabuluculuk yapıyor. Nahle, yaklaşık iki yıl önce yeni hükümetin iktidara gelmesinden bu yana İsrail’in izlediği politikayı anlatırken satrançta “zugzwang” olarak bilinen stratejiye dikkat çekiyor. “Hamle yapmaya zorlama” anlamına gelen bu strateji, rakibi hangi hamleyi yaparsa yapsın kendisine zarar vereceği bir konuma sürüklemeye dayanıyor. Stratejinin en acımasız yönü ise oyuncunun kendisini felakete götürdüğünü bildiği hamleleri yapmak zorunda kalması.

Nahle, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, yeni hükümetin Şam’da iktidara gelmesinden itibaren İsrail’in Suriye’ye karşı bu stratejiyi uygulamaya başladığını belirtiyor. Şam’ın oyunun niteliğini anlamakta geciktiğini ifade eden Nahle, Temmuz 2025’teki kanlı olayların ardından bu stratejinin farkına varıldığını söylüyor. Nahle’ye göre siyaset ile satranç arasında temel bir fark bulunuyor: Siyasette oyuncu, her turda taşını hareket ettirmek zorunda değil.

Suriye’nin güneyindeki Süveyda’da yaşanan çatışmalarda hayatını kaybedenlerin cenaze törenine katılan Dürzi kadınlar, cumartesi günü (AFP
Suriye’nin güneyindeki Süveyda’da yaşanan çatışmalarda hayatını kaybedenlerin cenaze törenine katılan Dürzi kadınlar, cumartesi günü (AFP

Nahle, “Hareketsiz kalmak veya karşılık vermekten kaçınmak, bugün Şam’ın medyada en çok eleştirildiği konulardan biri. Oysa benim değerlendirmeme göre mevcut koşullarda bu en akılcı seçenek” değerlendirmesinde bulunuyor.

Şam için fırsatlar neler?

Nahle’ye göre İsrail’in hareket ettirebileceği satranç taşları, büyük bir ordudan Süveyda’daki bazı “piyonlara” ve Washington’da karar alma mekanizmalarında görev yapan bakanlara kadar uzanıyor. İsrail’in bugün baskıyı ciddi biçimde artırdığını belirten Nahle, satranç tahtasının ustaca yeniden düzenlendiğini ve bunun Şam’ı bir kez daha kendisine ağır zarar verecek hamle yapmaya zorlayabileceğini ifade ediyor.

Nahle’ye göre bu aşamada İsrail’in çıkarlarına hizmet eden unsurlar arasında seçim kazanımlarından Şam’ın uluslararası alanda zayıflatılmasına, Ulusal Muhafızlar’ın bağlı olduğu Dürzi dinî lideri Hikmet el-Hicri etrafındaki dayanışmanın yeniden güçlendirilmesinden İsrail’in kendisini yeniden Dürzilerin koruyucusu olarak sunmasına kadar birçok hedef bulunuyor. Nahle, Tel Aviv’in bu amaçlara ulaşmak için yeni bir iç savaşı, “aşırılıkçı İslamcıların dinî bir azınlığa yönelik katliamları” şeklinde sunabileceğini savunuyor.

Nahle’ye göre İsrail hem hükümeti hem de Süveyda halkını “karşı tarafın büyük, belirleyici ve emsalsiz bir saldırı düzenlemek üzere olduğu” düşüncesine inandırmayı başardı. Bu algının oluşturulmasında Ulusal Muhafızlar bünyesinde gönüllü alımının başlatılması, İsrail helikopterlerinin uçuşlarının yoğunlaştırılması, Ulusal Muhafızlar’ın kontrolündeki bölgelere ağır silahlar, gelişmiş insansız hava araçları ve İHA karşıtı sistemler indirildiğine ilişkin haberlerin yayılması etkili oldu. “Demir Kubbe” hava savunma sisteminin Süveyda’yı da kapsayacak şekilde genişletileceğine dair söylentiler de bu sürecin parçasıydı.

Nahle, sahada yapılan incelemelerden sonra bu haberlerin büyük bölümünün asılsız olduğunun ortaya çıktığını belirtiyor. Açık kaynaklı istihbarat verileri ve uydu görüntülerinin de iddiaları doğrulamadığını, hatta ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın dahi bu haberleri sorguladığını belirtiyor. Ancak Nahle’ye göre İsrail açısından önemli olan, bu iddialara Şam’ın inanması.

Nahle, “Suriye hükümetinden bazı isimlerle yaptığım görüşmelerden, bu iddialara gerçekten inandıkları anlaşılıyor. Bu hamlenin inceliği şu: Şam söylentilere yüzde 100 inanmasa bile İsrail’in tek istediği, bunların gerçekleşme ihtimaline ilişkin kuşku yaratmak. Böylece Şam’ın önünde askerî yığınak yapmak ve savunma hazırlıklarına girişmekten başka seçenek kalmıyor. Nitekim olan da bu” ifadelerini kullanıyor.

Nahle’ye göre İsrail, Suriye hükümetinin bu savunma hazırlıklarını kullanarak Süveyda’daki geniş kesimleri, yalnızca kendi desteklediği grupları değil, bütün bölgeyi, “Suriye hükümeti sizi yeniden katletmeye hazırlanıyor” fikrine inandırmaya çalıştı.

Nahle, İsrail kaynaklarından gönderildiğini belirttiği ve Dürzileri kışkırtan çok sayıda sesli mesaja ulaştığını belirtiyor. Bu mesajlarda Dürzilere “Hazırlanın, geliyorlar” denildiğini, köylerini “kurtarmaya” çağrıldıklarını ve kendilerine destek ve koruma sözü verildiğini söylüyor. Ona göre bütün bunlar, bugün sahada kurulan satranç tahtasının parçaları.

Yaklaşan çatışma senaryosu

Nahle, İsrail’in bundan sonra atabileceği adımlar konusunda kesin bir öngörüde bulunmanın mümkün olmadığını ifade ediyor. Ona göre İsrailli yetkililer farklı seçenekleri Netanyahu’nun önüne koyacak; Netanyahu da kendi hesaplarına göre bunlardan birini seçebilecek veya vazgeçebilecek. Ancak Nahle, İsrail’in atabileceği olası adımların dikkatle değerlendirilmesinin stratejik zorunluluk olduğunu vurguluyor.

Bu noktada şu soru öne çıkıyor: İsrail’deki karar alıcılar, seçim hesapları veya başka çıkarlar doğrultusunda Suriye’de yeni bir kanlı çatışma çıkarmak isterse, Suriye hükümetini kaçınılmaz biçimde yanlış bir hamleye nasıl zorlayabilir?

Cumartesi günü Süveyda’da Dürzi militanlar ile hükümet güçleri arasında yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden bir kişinin fotoğrafını taşıyan cenaze töreni katılımcıları (AFP)
Cumartesi günü Süveyda’da Dürzi militanlar ile hükümet güçleri arasında yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden bir kişinin fotoğrafını taşıyan cenaze töreni katılımcıları (AFP)

Nahle’ye göre ilk hamle, İsrail’den gelecek bir WhatsApp sesli mesajıyla başlayacak. Mesajda Ulusal Muhafızlar’ın “güvenlik bürosunda” görevli bir kişiye ateşkes anlaşmasını ihlal etmesi talimatı verilecek. Ardından Suriye hükümeti ateş açılan mevzilere karşılık vermek zorunda kalacak. Sonraki hamle ise Süveyda’dan gelecek: Ulusal Muhafızlar, bunun İsrail’in uzun süredir uyardığı veya vaat ettiği “sıfır saati” olduğunu düşünerek çatışmaya katılacak ve silahlı gruplar, hazırlıklarını tamamlamış şekilde köylerini geri almaya girişecek.

Nahle, Şam’ın bu hamleyi yapmaktan kaçınamayacağını savunuyor. Ona göre İsrail de bunu çok iyi biliyor. Suriye hükümeti, kontrolü altındaki toprakların bazı silahlı gruplar tarafından ele geçirilmesine ve yenilgiye uğratılmasına izin veremez. Bu nedenle Şam’ın hazırlık yaptığı seçenek, tbütün gücüyle karşılık vermek.

Suriye’nin Süveyda kentinde, hükümet güçleriyle yaşanan çatışmalarda hayatını kaybedenlerin cenaze törenine cumartesi günü katılan silahlı Dürzi militanlar (AFP).
Suriye’nin Süveyda kentinde, hükümet güçleriyle yaşanan çatışmalarda hayatını kaybedenlerin cenaze törenine cumartesi günü katılan silahlı Dürzi militanlar (AFP).

Nahle, bu kez Suriye hükümetinin Ulusal Muhafızlar’la sivil yerleşimlerin bulunmadığı bir bölgede çatışma fırsatı yakalayabileceğini belirtiyor. Ona göre askerî teçhizat, silah, organizasyon ve deneyim bakımından üstün olan hükümet güçlerinin lehine sonuçlanabilecek böyle bir çatışma, çok sayıda Suriyelinin hayatına mal olabilir.

Nahle, cenazelerin gelmeye başlamasıyla birlikte halkın seferber olacağını, önceki temmuz olaylarının tekrarlanacağı düşüncesiyle kazma taşıyabilecek durumdaki gençlerin dahi çatışmalara katılabileceğini belirtiyor. Bu aşamada İsrail’den destek ve koruma talep eden telefonların artacağını belirten Nahle’ye göre İsrail’in müdahalesi, hükümet güçlerinin arka mevzilerini hedef alan bir veya iki hava saldırısıyla sınırlı kalabilir.

Nahle, bu saldırıların amacının hükümet güçlerini Dürzilerle yakın mesafeli çatışmaya zorlamak ve “katliam” görüntüleri olarak sunulabilecek videolar elde etmek olabileceğini ileri sürüyor. İsrail saldırıları karşısında kendilerini korumaya çalışan Suriye hükümet güçlerinin Dürzi gruplarla doğrudan çatışmaya girmek zorunda kalabileceğini belirten Nahle, bu noktada Şam’ın aşiretlerin desteğine izin verebileceğini, hatta geçmişte olduğu gibi onları çatışmalara katılmaya teşvik edebileceğini belirtiyor.

Nahle’ye göre İsrail, siyasi hedeflerine ulaşmak için yeterli kan döküldüğünü düşündüğünde devreye girecek. Bu hedefler arasında Dürzilerin Hikmet el-Hicri etrafında yeniden kenetlenmesi, mezhepsel düşmanlığın körüklenmesi, İsrail’deki Dürzi seçmenlerin oylarının kazanılması, Suriye hükümetine yönelik uluslararası kınamaların artırılması, hükümetin meşruiyetinin zayıflatılması ve İsrail’in “azınlıkların kurtarıcısı” olarak gösterilmesi bulunuyor.

Nahle, ancak bu aşamadan sonra İsrail’in ABD, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Ürdün ile temasa geçerek yeni bir ateşkes anlaşması için girişimde bulunacağını öne sürüyor.

Nahle sözlerini şu değerlendirmeyle tamamlıyor: “Oyun tahtası bugün tamamen hazırlanmış durumda ve Netanyahu’nun parmağından gelecek işareti bekliyor. İsrail, piyonlarını bu yönde hareket ettirmeye karar verirse Suriye hükümeti üç boyutlu satrancı ustalıkla oynayarak zugzwang stratejisini boşa çıkarabilecek mi? Önümüzdeki günlerde göreceğiz.”

Netanyahu’nun Süveyda üzerinden yürüttüğü siyaset

Suriyeli stratejik güvenlik ve askerî uzman İsmet el-Absi ise Suriye hükümetinin İsrail’in planlarının tamamen farkında olduğu görüşünde. El-Absi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Şam’ın elindeki bilgilerin temas hatlarında askerî hazırlıklar ve yığınak yapıldığını gösterdiğini, ayrıca Dürzi liderlerin köyleri yakında geri alma niyetlerini kamuoyuna açıkladıklarını ifade ediiyor.

Temmuz 2025’te Suriye ile Lübnan arasındaki Şeyh Dağı (Hermon Dağı) yakınlarında operasyon düzenleyen askerler, (İsrail ordusu)
Temmuz 2025’te Suriye ile Lübnan arasındaki Şeyh Dağı (Hermon Dağı) yakınlarında operasyon düzenleyen askerler, (İsrail ordusu)

El-Absi’ye göre İsrail’in planı artık net olarak görülüyor. Onlarca İsrail helikopterinin vilayetteki stratejik tepelere radar, gözetleme sistemleri ve askerî teçhizat taşıdığını belirten uzman, bu faaliyetlerin kalıcı bir askerî üs kurulmasına yönelik hazırlıklara işaret ettiğini belirtiyor.

El-Absi ayrıca Hikmet el-Hicri’ye bağlı Ulusal Muhafızlar’ın kent çevresindeki on tepeyi daha kontrol altına aldığını belirtiyor. Şam’ın, Tel Aviv’i bu milis grubuna silah, mühimmat, para ve istihbarat desteği sağlamakla suçladığını belirten el-Absi, Temmuz 2025’te yaşanan olaylardaki İsrail rolünün de kaos yaratmak ve Suriye’yi geniş çaplı bir savaşa sürüklemek amacıyla “büyük ve planlı” olduğunu ifade ediyor.

El-Absi’ye göre dikkat çeken bir diğer unsur, gerilimin İsrail’deki seçim süreciyle eş zamanlı yaşanması. Suriye hükümetinin, Netanyahu’nun Süveyda’daki olayları seçim propagandasında kullanmasını eleştirdiğini belirten uzman, Şam’ın Dürzi toplumunun Suriye’nin ulusal dokusunun ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını kaydediyor.

El-Absi, Suriye hükümetinin aldığı önlemlerin üç başlıkta toplandığını belirtiyor.

İlk başlık askerî tedbirler. Bu kapsamda iki hafta içinde batıdaki temas hattına askerî takviye gönderilmesi ve İsrail ile milis güçlerin yığınağının dengelenmesi planlanıyor. Ancak bu adımların provokasyona yol açmaması hedefleniyor; zira tarafların hiçbiri gerilimin kapsamlı bir savaşa dönüşmesini istemiyor.

İkinci başlık diplomasi. Şam, uluslararası toplumdan müdahale etmesini ve İsrail uçaklarının her gün ihlal ettiği belirtilen 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması'nın uygulanmasını güvence altına almasını talep ediyor.

Üçüncü başlık ise toplumsal diyalog. Süveyda Valisi Mustafa el-Bekur aracılığıyla yerel aktörler yeniden diyaloğa çağrılıyor. El-Bekur, dış müdahalelerin ve “kanun dışı grupların” çözüm sürecini engellediği uyarısında bulunuyor.

El-Absi’ye göre kritik sorunlardan biri, Birleşmiş Milletler’in haziran ayında Süveyda’nın devletle yeniden bütünleştirilmesine yönelik planın ilerleme kaydetmediğini açıklamış olması. Uzman, İsrail’in bu siyasi boşluğu kalıcı bir askerî varlığa dönüştürmeye çalıştığını savunuyor.


Hızlı Destek Kuvvetleri, Sudan’da 5 elektrik santraline İHA saldırıları düzenledi

Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) savaşçıları (Arşiv- AP)
Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) savaşçıları (Arşiv- AP)
TT

Hızlı Destek Kuvvetleri, Sudan’da 5 elektrik santraline İHA saldırıları düzenledi

Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) savaşçıları (Arşiv- AP)
Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) savaşçıları (Arşiv- AP)

Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) bugün 5 elektrik santralini hedef alan koordineli İHA saldırıları düzenledi. Bir hükümet yetkilisinin verdiği bilgiye göre saldırılar, ülkenin doğusundaki geniş bölgelerde elektrik kesintilerine yol açtı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Cezire eyaletinde bulunan iki elektrik santrali ile Gadarif ve Beyaz Nil eyaletlerindeki üç santralin hedef alınmasının ardından bölgede şafak öncesinden itibaren elektrik kesintileri yaşandı.

Sudan ordusunun hava savunma sistemleri, dün sabah ülkenin orta kesimindeki Cezire eyaletinin başkenti Vad Medeni kentine birkaç kilometre mesafede bulunan Ümm Aliyle yakıt depolarını hedef aldığı değerlendirilen İHA’ları düşürdü.

Kaynaklar, eyaletin doğusundaki Ümm Aliyle beldesi üzerinde dört İHA’nın uçtuğunu, birkaç dakika sonra ise uçaksavar ateşi seslerinin duyulduğunu bildirdi.

Bazı medya kuruluşları, Sudan ordusunun İHA’ları saldırılarını gerçekleştirmeden önce etkisiz hâle getirdiğini belirtti. Ancak resmî makamlardan henüz açıklama yapılmaması nedeniyle bu bilgiler bağımsız kaynaklarca doğrulanamadı.

Birleşmiş Milletler raporlarına göre son birkaç gün içinde Darfur, Kurdufan, Mavi Nil ve Hartum’daki çeşitli sivil yerleşim ve tesisleri hedef alan İHA saldırılarında 300’den fazla kişi hayatını kaybetti. Söz konusu saldırılar, Sudan ordusu ile HDK arasında karşılıklı saldırıların arttığı bir dönemde gerçekleşti.

İHA’lar, Sudan’daki savaşın başlıca silahlarından biri hâline geldi. Çatışmanın tarafları, doğrudan cephe hatlarından uzaktaki hedefleri vurmak amacıyla İHA’ları giderek daha fazla kullanıyor.


Binlerce Iraklı, Ekim gösterilerinin yedinci yıldönümünü anıyor

Iraklılar, yolsuzluğun ortadan kaldırılmasını ve silahların yalnızca devletin elinde tutulmasını talep ederek, Ekim 2019 protestolarının yedinci yıldönümünü anmak üzere Tahrir Meydanı’nda bir araya geldi. (DPA)
Iraklılar, yolsuzluğun ortadan kaldırılmasını ve silahların yalnızca devletin elinde tutulmasını talep ederek, Ekim 2019 protestolarının yedinci yıldönümünü anmak üzere Tahrir Meydanı’nda bir araya geldi. (DPA)
TT

Binlerce Iraklı, Ekim gösterilerinin yedinci yıldönümünü anıyor

Iraklılar, yolsuzluğun ortadan kaldırılmasını ve silahların yalnızca devletin elinde tutulmasını talep ederek, Ekim 2019 protestolarının yedinci yıldönümünü anmak üzere Tahrir Meydanı’nda bir araya geldi. (DPA)
Iraklılar, yolsuzluğun ortadan kaldırılmasını ve silahların yalnızca devletin elinde tutulmasını talep ederek, Ekim 2019 protestolarının yedinci yıldönümünü anmak üzere Tahrir Meydanı’nda bir araya geldi. (DPA)

Binlerce Iraklı, sıkı güvenlik önlemleri altında, Bağdat’ın yanı sıra ülkenin orta kesimindeki bazı kent ve vilayetlerde Ekim 2019 gösterilerinin yedinci yıldönümünü andı. Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) güçleri ise yıl dönümüne yönelik eleştirilerde bulunarak bu günü ‘kara gün’ olarak nitelendirdi.

Yüzlerce aktivist, sabahın ilk saatlerinden itibaren Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’na akın etti. Meydan, 2019 protestolarının ana merkezi konumundaydı. Söz konusu gösteriler, eski Başbakan Adil Abdulmehdi hükümetinin düşmesini sağlamıştı. Ancak bu başarı ağır bir bedelle elde edilmiş, protestolar sırasında yaklaşık 600 kişi hayatını kaybetmiş, 20 binden fazla gösterici yaralanmıştı.

Aktivistlerin dile getirdiği temel talep ve slogan, göstericilerin öldürülmesine karışan grupların hesap vermesi olmaya devam ediyor. Suçlamalar hâlâ bazı siyasi isimlere, silahlı gruplara ve Haşdi Şabi bünyesindeki bazı kanatlara yöneltiliyor. Haşdi Şabi’nin yıl dönümünü ‘kara gün’ olarak nitelendiren açıklaması da bu çerçevede değerlendirilebilir.

Kara gün

Haşdi Şabi dün yayımladığı açıklamada, “Bu kara günde ihanet ve hainlik eli uzanarak Haşdi Şabi komutanı Visam el-Ulyavi ve kardeşini katletti. Bu vahşi suç, tüm insani değerlerden sıyrılmış barbar çetelerin gerçek yüzünü ortaya çıkardı” ifadelerini kullandı.

Güneydeki Meysan vilayetinin merkezi Amara kentinde Asaib Ehli’l Hak bürosunun sorumlusu olan Ulyavi, öfkeli bir grubun kendisini kuşatmasının ardından öldürüldü. Söz konusu grubun, kentte faaliyet gösteren rakip bir siyasi-dinî gruba mensup olduğu düşünülüyor. Grubun sivil hareket içindeki oluşumlarla ise herhangi bir bağlantısının bulunmadığı belirtiliyor.

Eylül 2022’de yargı, Visam el-Ulyavi ve kardeşini öldürmek suçundan Seccad Esad Ali’yi mahkûm etti. Meysan Ceza Mahkemesi, sanık hakkında idam cezası verdi.

Protestoların üzerinden yedi yıl geçmesine rağmen aktivistlerle silahlı gruplar ve siyasi partiler arasındaki gerginlik devam ediyor. Tarafların hiçbiri birbirlerine yönelik suçlamalarda bulunmak için fırsat kaçırmıyor. Aktivistler, silahlı grupları ve siyasi partileri yolsuzluk yapmakla ve İran’a bağımlı olmakla suçlarken, söz konusu çevreler de aktivistleri ABD’ye ve onunla bağlantılı güçlere bağlı olmakla itham ediyor.

Barışçıl niteliklerine rağmen dün düzenlenen gösterilerde İran’ı, silahlı grupları ve bunlarla bağlantılı siyasi partileri hedef alan sloganlar da atıldı.

Sıkı güvenlik önlemleri

Güvenlik güçleri, 2019’daki hükümet karşıtı gösterilerin yedinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Iraklı göstericileri takip ediyor. (AFP)
Güvenlik güçleri, 2019’daki hükümet karşıtı gösterilerin yedinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Iraklı göstericileri takip ediyor. (AFP)

Bağdat Operasyonlar Komutanlığı, cumartesi akşamı yaptığı açıklamada, başkentteki Tahrir Meydanı’nda düzenlenecek barışçıl gösterilerin güvenliğini sağlamak amacıyla güvenlik ve organizasyon tedbirlerinin uygulanmaya başlandığını duyurdu.

Komutanlık, açıklamasında, başkentin merkezindeki Tahrir Meydanı’nda 25 Ekim 2026 Pazar sabahı düzenlenecek barışçıl göstericilerin korunması, güvenliklerinin ve can emniyetlerinin sağlanması amacıyla gerekli güvenlik ve organizasyon tedbirlerinin alınmaya başlandığını bildirdi.

Açıklamada, Tahrir Meydanı’na çıkan yollarda kişilerin titizlikle aranmasının da tedbirler arasında yer aldığı belirtildi. Bu uygulamayla göstericiler için en üst düzeyde güvenliğin sağlanmasının, kamu ve özel mülkiyetin korunmasının, insan hakları ilkelerine riayet edilmesinin ve kamu düzeninin bozulmasının önüne geçilmesinin amaçlandığı kaydedildi.

Güvenlik güçlerinin meydana çıkan yolları kapatmayacağı vurgulanan açıklamada, zorunlu hallerde yol kapatma kararlarının yalnızca komutanlık merkezinden verilecek emirler doğrultusunda uygulanacağı ifade edildi.

Açıklamada ayrıca, “Cumartesi gününü pazara bağlayan gece saat 00.00’dan itibaren Muhammed el-Kasım Otoyolu, Ordu Kanalı Otoyolu, Selahaddin/Şa’le Otoyolu ve Tahrir Meydanı’na çıkan yollarda her türlü üç tekerlekli motorlu aracın ve motosikletin geçişi kesinlikle yasaktır” denildi.

Bağdat Operasyonlar Komutanlığı, göstericilere güvenlik güçleriyle iş birliği yapmaları ve kendi güvenlikleri ile can emniyetlerinin korunması amacıyla talimatlara uymaları çağrısında bulundu.

Öte yandan Tahrir Meydanı’na ulaşan aktivistler, güvenlik birimlerinin ‘keyfî ve sert’ olarak nitelendirdikleri uygulamalarda bulunduğunu öne sürdü. Aktivistlerin iddialarına göre güvenlik güçleri, basın mensupları ile televizyon kanallarının gösteriyi takip etmesini engelledi; ayrıca cep telefonlarıyla görüntü alınmasına izin vermedi ve bazı durumlarda kişisel cihazlara el koydu.

Bağdat Operasyonlar Komutanlığı, Tahrir Meydanı’na çıkan yolların ve meydan girişlerinin kapatılmayacağını açıklamış olsa da başkentte sabahın ilk saatlerinden itibaren yoğun trafik sıkışıklığı yaşandı. Trafik yoğunluğu günün ilerleyen saatlerinde de devam etti.

Tişrin’in olası geri dönüşü

Irak’ın Necef kentinde göstericiler, Ekim 2019 gösterilerinin yedinci yıldönümünü anıyor. (AFP)
Irak’ın Necef kentinde göstericiler, Ekim 2019 gösterilerinin yedinci yıldönümünü anıyor. (AFP)

Gösterilerin barışçıl niteliğine rağmen, protestoların sürmesi halinde göstericilerle güvenlik güçleri arasında, geçmişteki gösterilerde yaşananlara benzer şekilde, çatışma çıkabileceğine ilişkin endişeler devam ediyor.

Başbakan Ali ez-Zeydi, gerginliğin tırmanmasını önlemek amacıyla cumartesi günü göstericilere yönelik olumlu bir mesaj yayımlayarak protestolar öncesinde adım attı. Zeydi, “Gösteri yapmak anayasa ve yasalarla güvence altına alınmış bir haktır. Tüm göstericilerin taleplerini dinleyeceğim ve elimizden gelen her şeyi yapacağız. Görevimiz gösterilere karşı çıkmak değil, halka hizmet etmektir” dedi.

Zeydi hükümeti ayrıca, mali krize rağmen kamu kurumlarıyla sözleşmeli çalışanlara 120 bin kalıcı kadro tahsis etme kararı aldı. Bu adımla, iş imkânlarının yetersizliği nedeniyle halkta oluşan öfkenin yatıştırılması amaçlanıyor.

Gösterilerin 2019’daki gibi devam edip etmeyeceği ya da yalnızca yıl dönümünü anmak amacıyla bir günle sınırlı kalıp kalmayacağı henüz kesinlik kazanmış değil. Ancak bazı kaynaklar, protestoların devam edebileceğini değerlendiriyor. Bu ihtimali güçlendiren etkenler arasında, dinarın dolar karşısında değer kaybetmesi nedeniyle mal ve gıda fiyatlarının yükselmesinden kaynaklanan halk öfkesi ile hükümetin performansına ve bakanlık kadrolarının bu dönemde genişletilmesine yönelik genel memnuniyetsizlik bulunuyor. Üstelik ülke, ağır bir mali krizle karşı karşıya.

Akademisyen Kazım el-Mikdadi, Facebook üzerinden yaptığı paylaşımda, “Tişrin yeniden güçlü bir şekilde döndü. Fikirlerin ölmeyeceğini ve hiçbir zaman ölmeyeceğini söylemiştik; onlar sürekli yenileniyor” ifadelerini kullandı.

Mikdadi, “Adil Abdulmehdi hükümetini düşüren, Mustafa el-Kazımi’nin önünü açan ve bazı yasaları ve keyfî uygulamaları değiştiren Tişrin ayaklanması, gücünü halktan almayan her hükümeti değiştirebilir” diye ekledi.