Mazlum Abdi Al-Majalla'ya: Suriye-İran-Türk koordinasyonu bize karşı ve aşiret gerilimi sona erdi

SDG komutanı, Şam'ın güçlerini dağıtma taleplerini reddetti ve özerk yönetim için savundu ... ve Fırat'ın doğusundaki ABD-Rusya gerilimini "kontrollü" olarak nitelendirdi.

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Mazlum Abdi Al-Majalla'ya: Suriye-İran-Türk koordinasyonu bize karşı ve aşiret gerilimi sona erdi

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

İbrahim Hamidi

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) komutanı Mazlum Abdi, Al-Majalla'ya verdiği röportajda, Şam ve Tahran arasında yakın oldukları bazı aşiret temsilcilerini desteklemek için açık bir koordinasyon olduğunu ve Türkiye'nin de bu çizgiye katılarak bağlı Suriyeli silahlı grupları desteklediğini doğruladı. Üç ülkenin de başarılı olmadığını söyleyen Abdi, "Şu anda durum istikrarlı" dedi.

Abdi, Rusya'nın ‘aşiret gibi görünmeye çalışan’ silahlı grupları bombaladığını belirterek, Moskova'nın ‘yeni Türk genişleme operasyonları lehine durumu istismar etme formülüne’ katılmadığını söyledi. Abdi, ABD'nin aşiretlere karşı askeri operasyonlara katılmadığını da sözlerine ekledi. Ayrıca “İstikrar sağlama sürecinde hava desteği (keşif) dışında ABD desteğine ihtiyacımız yoktu” dedi.

Ukrayna'daki savaş zemininde ABD ile Rusya arasında Suriye'nin kuzeydoğusunda yaşanan gerilimlerin ‘en azından kontrol altında olduğunu’ vurguladı. Abdi, “Bölgelerimizin uluslararası ve bölgesel rekabete sahne olmamasını sağlamaya çalışıyoruz” dedi.

Abdi, Şam'a müzakere için gitmeyi reddetmediğini, ancak koşulların henüz olgunlaşmadığını ve Şam'dan herhangi bir çözüm belirtisi görmediklerini söyledi. Ayrıca, Suriye krizini sona erdirecek siyasi bir çözüme ulaşmaya yardımcı olmaları için Ruslardan yardım talep ettiklerini belirtti. Mazlum ABD, “Şam'ın gerçekçi bir siyasi çözümü kabul etmesini talep ediyoruz. Şam, hala inat politikasında ısrar ediyor. Krizi sona erdirmeye, barışı ve istikrarı sağlamaya yardımcı olacak herhangi bir gerçekçi teklifi reddediyor” dedi.

Mazlum Abdi, SDG'nin ‘profesyonel ve milli bir güç olduğunu ve Suriye savunma sisteminin bir parçası olmasını talep ettiklerini, ardından rolünün ve çalışmasının bir yasa ile düzenleneceğini’ de sözlerine ekledi. Abdi, ‘SDG'nin çözülmesine dair herhangi bir konuşmanın, mümkün olan herhangi bir siyasi çözümü engellemek için geldiğini ve diyalogda herhangi bir ciddiyeti yansıtmadığını’ söyledi.

SDG Komutanı, sözlerine şu şekilde devam etti: "Anlaşmazlıkları çözümsüz hale getirmek için zorlayıcı önkoşullar koymak ve kaos yoluyla çatışmayı sürdürmek, Şam'daki iktidar rejiminin kurtarılmasına yardımcı olmayacak ve herhangi bir çözüme yol açmayacaktır. Şam yönetimi çözümü geciktirirse, o zaman en büyük kaybeden yine kendisi olacaktır."

Mazlum Abdi, ‘özerk yönetim’ modelini ve ‘bölge sakinlerinin vesayetten, ötekileştirmeden ve dışlanmadan bağımsız olarak yerel politikalarını oluşturma ve temsilcilerini seçme hakkını’ savundu.

İşte Majalla’nın 20 Eylül 2023 tarihinde yaptığı röportajın metni:

-Son zamanlardaki aşiretlerle yaşanan gerginliğin ardından sahadaki durumu nasıl görüyorsunuz?

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki son zamanlardaki gerginlik dar bir alanda yaşandı. Beş köyde ara sıra huzursuzluk yaşandı. Ancak durum şu anda istikrar kazandı. Hizmetleri yeniden sunmaya, halkın taleplerini karşılamaya ve sorunlarını çözmeye çalışıyoruz. Bu konuda bir söz verdik ve bu gerginliklerin yaşanmasına neden olan tüm nedenleri ele almaya kararlıyız.

-Ebu Havle’yi Deyr-i Zor Askeri Meclisi'nden neden görevden aldınız?

Kuvvetlerimiz, Ahmed el-Hubeyl'in (Ebu Havle) görevden alınmasının gerekçelerini açıklayan bir bildiri yayınladı. Kararımız, bölge sakinlerinin ve kanaat önderlerinin birçok raporu ve şikayetini gözden geçirdikten sonra dış güçlerle iletişimi ve koordinasyonuyla ilgili birçok suç ve suistimal işlediği için kuzey ve doğu Suriye Başsavcılığı'ndan tutuklama emri üzerine verildi.

-Şam'ın aşiretlerin hareketindeki rolü nedir?

Şam, Fırat'ın doğusunda kaos yaratmaya çalıştı. Bunun için sürekli medya üzerinden kışkırtma yaptı ve kendisine bağlı silahlı aşiret gruplarını bizimle savaşa sokmaya çalıştı. Daha önce, rejimin bizim bölgelerimizi ele geçirmek için Fırat'ın diğer yakasında silahlı gruplar oluşturma planlarını ortaya çıkardık. Ancak bu grupların doğu yakasına geçme girişimlerini hızla ve kararlı bir şekilde durdurduk.

-Son gerilimden sonra sizinle Şam arasında herhangi bir iletişim oldu mu? Sonucu ne oldu?

Resmi olarak Şam ile aramızda herhangi bir iletişim olmadı.

-Şam, Ankara ve Tahran'ın aşiretlere destekte koordineli olduğunu düşünüyor musunuz?

Şam ve Tahran'ın yakın oldukları bazı aşiret temsilcilerini desteklemeye yönelik açık bir koordinasyondan bahsedebiliriz. Ancak Türkiye de bu çizgiye girdi ve aşiret adı altında kendisine bağlı Suriyeli silahlı grupları desteklemeye başladı. Deyr-i Zor dışındaki Münbiç, Tel Temr ve Ayn İsa gibi bölgelerde, bölgelerimize paralel saldırılar düzenlemek için ciddi girişimlerde bulunuldu. Üç tarafın da bazı aşiretlerin mensuplarını kendi gündemlerini gerçekleştirmek için istismar etmek istediğinden bahsedebiliriz. Bu gündemler farklı olsa da amacı açıktır: Kuvvetlerimize darbe vurmak ve bölgenin bileşenleri tarafından kabul edilen formül olan özyönetim sistemini yıkmak. Onlar, mezhepsel dil kullanarak aşiretlerle ve yerel toplumla olan iyi ilişkilerimizi bozmak istediler, ancak bunda başarılı olamadılar.

-Suriye'nin kuzeydoğusunda Arapların zulüm gördüğünü söyleyenler var. Cevabınız nedir?

Bölgelerimizde zulüm gören veya zulüm eden bir etnik gruptan bahsedemeyiz. Bu mantığı ve bu suçlamaları şiddetle reddediyoruz. Özerk Yönetim bölgenin tüm çocuklarını temsil ediyor ve kuvvetlerimizin en güçlü noktası saflarında güçlü bir Arap varlığıdır. Açıkçası, bölgelerin, DEAŞ'ın terörizmi, kaynakların ve hizmetlerin eksikliği ve bölgenin istikrarını bozmaya çalışan birçok tarafın girişimleri nedeniyle zulüm gördüklerinden bahsedebiliriz. Zor koşullara maruz kalan bölgelerde halkın sorunlarını ciddi bir şekilde çözmeye çalışıyoruz ve burada bu sorunları en kısa sürede çözme sözü verdiğimizi tekrarlıyorum.

-Son gerilimde Rusya'nın tutumu nasıldı? Münbiç kırsalındaki aşiretlerin bombalanmasına size destek verildiğini düşünüyor musunuz?

Aslında, Rusya sizin dediğiniz gibi aşiretleri bombalamadı, bu sefer kendilerini aşiret olarak göstermeye çalışan silahlı grupları bombaladı. Rusya, cephelerin sakinliğini korumaya ve Türkiye yanlısı silahlı grupların genişlemesini önlemeye çalıştı. Rusya'nın bizi desteklediğini söylemek yerine, durumun Türkiye'nin yeni genişleme operasyonları için faydalanılmasın diye bir formül üzerinde anlaşmaya varmadığını söylemek daha doğru olacaktır. Özellikle 2019'da uluslararası koalisyonun Fırat’ın batısından çekilmesinin ardından bu bölgenin istikrarını korumak için Rusya ile eskiden beri anlaşmalarımız var. Rusya'nın Fırat'ın batısındaki nüfuz alanlarında herhangi bir değişikliğe razı olmadığı görülüyor.

-Peki ya ABD? Sadece keşif uçuşu yaptı ama askeri olarak size destek vermedi. Açıklamanız nedir?

Yeniden istikrar sağlama sürecinde, keşif uçuşları dışında, ABD desteğine ihtiyacımız yoktu. Kuvvetlerimizin yeteneklerine ve mevcut güvenlik gerilimlerini karşılayabileceklerine güveniyorduk. Ayrıca, bölge sakinlerinin çoğunun kuvvetlerimizin başlattığı 'güvenliği güçlendirme' kampanyasını destekleyeceğine güveniyorduk. Gerçekten de olan buydu.

Bölgelerimizde zulüm gören veya zulüm eden bir etnik gruptan bahsedemeyiz. Bu mantığı ve bu suçlamaları şiddetle reddediyoruz. 'Özerk Yönetim' bölgenin tüm çocuklarını temsil ediyor ve kuvvetlerimizin en güçlü noktası saflarında güçlü bir Arap varlığıdır.

-ABD’li temsilciler sizinle aşiretler arasında arabuluculuk yapmayı önerdiler. Bu ne anlama geliyor?

Bu bağlamda ABD ile iki konuda hemfikiriz. DEAŞ'ın yenilgiye uğratılması ve bölgede istikrarın sağlanması konusunda ortak görevlerimizi tamamlamak bunlardan ilkidir. ABD’li temsilcilerin önerileri, DEAŞ'la mücadelede bir ortak olarak SDG'nin pozisyonunu güçlendirmek için bu bağlamda geliyor. ABD’li yetkililerin SDG ile ortaklık taahhütlerini yeniledikleri açıklamalarında hissettiğimiz budur. Ayrıca, birlikte kurtardığımız bölgelerde meydana gelen çalkantıları ve sorunları ABD tarafıyla genellikle paylaşırız.

-ABD Ordusu Genelkurmay Başkanı Mark Milley, Suriye'nin kuzeydoğusuna bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaret nasıl geçti?

ABD Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley'nin ziyareti, bölgedeki ABD kuvvetlerinin durumunu takip etmek, DEAŞ'ın yenilgisini sağlamaya yönelik operasyonların gidişatını incelemek ve ABD askerleriyle buluşmak amacıyla gerçekleşti. Ziyaret, SDG ile Uluslararası Koalisyon güçleri arasındaki ortaklığın hala güçlü olduğunu ve DEAŞ'ın yenilgisini sağlamaya yönelik çalışmaların devam ettiğini teyit etti.

dfre
Mazlum Abdi ve ABD Müşterek Görev Gücü Komutanı Paul T. Calvert, Suriye Demokratik Güçleri'nin 1 Ağustos 2021'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke şehrinde yıllık toplantısına katıldığı sırada (AFP)

-Bu ziyareti, ABD varlığının bir garantisi olarak görüyor musunuz? Bu konuda bilgilendirildiniz mi?

Pratik olarak, bu tür üst düzey ziyaretler, Washington'ın DEAŞ'ı yenme çalışmalarına yönelik taahhütlerini yeniliyor ve bölgenin Washington'ın güvenlik stratejisinde önemli bir rol oynadığını yansıtıyor. ABD’liler, bölgenin istikrarının ve DEAŞ'ın geri dönmemesini sağlamanın, kuvvetlerimizin yeteneklerini güçlendirmek ve desteğini sürdürmekle doğrudan bağlantılı olduğunu kabul ediyorlar.

-Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde askeri operasyon yapacağına dair tehditleri azaldı. Bunun nedenini nasıl yorumluyorsunuz?

Keşke tehditlerin azalması, Türk yetkililerin savaş tehdidinin bölge sorunlarını daha da kötüleştirdiğini anladıklarına işaret olsaydı. Ancak Ankara'nın tehditlerini azaltması, ABD veya Ruslardan yeşil ışık almasının zor olmasından kaynaklanıyor. Dolayısıyla, Türkiye'nin son iki yılda sık sık uyguladığı bu tür bir politikadan vazgeçmesi gerekiyor. Bence Türkiye'nin iç durumu ve ekonomik krizi, bu tür tehditleri sürdürmesini engelliyor. Bu tehditler, Türkiye'nin büyük güçlerle, özellikle ABD ile ilişkilerini bozuyor. Ayrıca, Türkiye'nin Arap (Körfez) ülkeleriyle ilişkilerinin düzelmesi, Türkiye'nin bölge ülkelerini kışkırtmaktan ve Suriye'de işgal ettiği bölgeleri genişletmeye çalışmaktan vazgeçmesine yardımcı oldu. Bu tehditlerin tamamen sona ermesini umuyoruz ve bölgenin istikrarını sağlamaya ve Suriye krizine, özellikle Türkiye'nin işgal ettiği bölgelerde yaşayanların geri dönüşünü garanti altına alacak bir çözüm bulmaya hizmet edecek herhangi bir diyaloga açığız.

-Suriye'nin kuzeydoğusunda ABD-Rusya gerginliği belki de Ukrayna yüzünden arttı. Bu size nasıl yansıdı?

Hala gerilimler minimum düzeyde veya daha doğrusu kontrol altında. Bölgelerimizin uluslararası ve bölgesel rekabetin bir arenası haline gelmesini istemiyoruz. Bölgelerimizdeki halkların çıkarları ve Suriye halkının çıkarı, güçlerimizle ilişkilerimizi şekillendiriyor. Bu nedenle, Suriyeli bir taraf olarak, uluslararası anlaşmazlıkların ve çatışmaların bölgelerimize yansımasını önlemeye veya uluslararası nitelikli çatışmaların bir parçası olmaya çalışıyoruz.

-ABD ve Rusya orduları arasındaki ilişkiyi nasıl dengeliyorsunuz?

ABD ordusuyla ilişkimiz, DEAŞ'a karşı savaş ve bölgenin güvenliğini korumak çerçevesinde şekilleniyor. ABD kuvvetlerinin bulunmadığı ve Rusya'nın nüfuz alanına giren bölgelerde ise, o bölgelerin istikrara kavuşması ve kaos ve teröre karşı korunması için bir koordinasyon biçimi kurmaya çalışıyoruz. İlişkilerimiz açıktır ve biz bir tarafın karşısında diğer tarafla saf tutmak istemiyoruz. Amacımız, Suriye’nin bu bölümünü, ülkenin krizini sona erdirecek adil bir siyasi çözüme ulaşana kadar korumaktır.

xscd
8 Ekim 2022'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Amerikan ve Rus kuvvetleri (AFP)

-Rusya'nın baskılarına rağmen neden Şam'a gitmeyi reddediyorsunuz? Şam ile anlaşmak için şartlarınız neler?

Şam'a gitmeyi reddetmiyoruz, ancak koşullar henüz olgunlaşmadı ve Şam'dan herhangi bir çözüm belirtisi, yanıt veya esneklik göremedik. Daha önce, Suriye krizini sona erdirecek siyasi bir çözüme ulaşmak için Rusya'dan yardım talep etmiştik. Şam'ın gerçekçi bir siyasi çözümü kabul etmesini istiyoruz. Bu amaçla, Yönetim, geçtiğimiz Nisan ayında Suriye krizini çözmek için bir girişimde bulundu, ancak Şam'dan herhangi bir yanıt alamadı. Bu, Şam'ın hala inat politikasında ısrar ettiği ve krizi sona erdirmeye ve barışı ve istikrarı sağlamaya yardımcı olacak herhangi bir gerçekçi teklifi reddettiği anlamına geliyor.

Rusya'dan, Suriye krizini sona erdirecek siyasi bir çözüme ulaşmamıza yardım etmelerini istedik. Şam'ın gerçekçi bir siyasi çözümü kabul etmesini istiyoruz... Şam, hala inat politikasında ısrar ediyor ve krizi sona erdirmeye ve barışı ve istikrarı sağlamaya yardımcı olacak herhangi bir gerçekçi teklifi reddediyor.

-Şam, SDG’nin feshedilmesini ve üyelerinin orduya katılmasını şart koşmuştu. Bu konudaki tutumunuz nedir?

SDG profesyonel ve milli bir güçtür. Biz, SDG’nin Suriye savunma sisteminin bir parçası olmasını ve ardından rolünün ve çalışmalarının, Suriyelileri terörden korumak için kuvvetlerimizin yaptığı büyük fedakarlıkları ve bölgelerimizi yüksek verimlilikle koruma yeteneğini dikkate alan özel bir yasayla düzenlenmesini talep ediyoruz. ‘SDG’nin feshedilmesi' hakkındaki herhangi bir konuşma, mümkün olan herhangi bir siyasi çözümü engellemek için geliyor ve diyalog için herhangi bir ciddiyeti yansıtmıyor. Şam'ın çözümü engellemeye yönelik zorlayıcı önkoşulları ve çatışmayı kaosla sürdürmeye olan güveni, Şam'daki iktidar rejimini kurtarmayacak ve herhangi bir çözüm üretmeyecektir. Şam ne kadar gecikirse, en büyük kaybeden yine kendisi olacaktır.

-Özerk Yönetimi'n geleceği nedir? Şam'ın yerel yönetimlere özerklik verilmesi önerisine karşı tutumunuz nedir?

Özerk Yönetimi'n geleceği, deneyimini koruma, geliştirme ve eksikliklerini düzeltme yeteneğine bağlıdır. Bu deneyimi savunmak, tüm Suriyelilerin görevidir. Gerçekler, Özerk Yönetim modelinin, merkezin diğer bölgeler üzerindeki tahakkümünü sınırlamak için en uygun model olduğunu ve halkın yerel politikalarını belirleme ve temsilcilerini vesayet, dışlama ve marjinalleştirmeden seçme hakkına sahip olduğunu göstermiştir. Şam'ın önerilerinde mevcut yerel yönetim kanununun geri dönüştürülmesi ve merkezi otoriteye hizmet edecek şekilde değiştirilmesinden bahsediliyor; bu da Şam'ın önerilerinin ne uzaktan ne de yakından merkezi olmayan bir yönetim biçiminden bahsetmediği anlamına geliyor.



SDG mensuplarından oluşan üçüncü grup, 60. Tümen’e katılmak üzere hazırlık eğitimine başladı

Haseke’deki mülteci kamplarında bulunan Suriyeli Kürtlerin kuzeydoğudaki sınır kenti Resulayn’a dönüşünü takip eden güvenlik görevlileri (AFP)
Haseke’deki mülteci kamplarında bulunan Suriyeli Kürtlerin kuzeydoğudaki sınır kenti Resulayn’a dönüşünü takip eden güvenlik görevlileri (AFP)
TT

SDG mensuplarından oluşan üçüncü grup, 60. Tümen’e katılmak üzere hazırlık eğitimine başladı

Haseke’deki mülteci kamplarında bulunan Suriyeli Kürtlerin kuzeydoğudaki sınır kenti Resulayn’a dönüşünü takip eden güvenlik görevlileri (AFP)
Haseke’deki mülteci kamplarında bulunan Suriyeli Kürtlerin kuzeydoğudaki sınır kenti Resulayn’a dönüşünü takip eden güvenlik görevlileri (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) üçüncü grubu, askeri eğitimden geçmek üzere Şam kırsalına hareket etti. Söz konusu grubun, eğitim sürecinin ardından Suriye ordusu bünyesindeki 60. Tümen’e entegre edilmesi planlanıyor. Haseke’deki medya kaynakları gelişmeyi aktarırken, Suriye Savunma Bakanlığı Doğu Bölgesi İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Sipan Hemo, askeri alandaki entegrasyon sürecinin tamamlandığını ve ‘entegrasyondan uyuma’ geçiş aşamasının başladığını açıkladı.

Haseke Medya Gözlemevi bugün yaptığı açıklamada, SDG’nin Haseke Tugayı’na bağlı üçüncü grup unsurlarının, Suriye ordusu bünyesindeki 60. Tümen’e entegrasyona hazırlık amacıyla eğitim programlarına katılmak üzere Şam kırsalındaki Kalamun bölgesinde yer alan Nebek’e gittiğini bildirdi.

İlk grup, Kamışlı Tugayı’ndan yaklaşık bin 350 kişiden oluşmuş ve geçtiğimiz haziran ayında 20 gün süren bir eğitim programına tabi tutulmuştu. Temmuz ayında gönderilen ikinci grupta ise Malikiyye (Derek) Tugayı’ndan bin 120 kişi yer almıştı.

Suriye Savunma Bakanlığı da kısa süre önce Haseke vilayetinde 2004-2008 doğumlular arasından orduya katılmak isteyenlere başvuru imkânı tanındığını açıklamıştı. Söz konusu adım, silahlı kuvvetlere katılmak isteyenlerin seçilmesi ve eğitilmesine yönelik çalışmalar kapsamında atılmıştı.

dfrthy
Suriye Savunma Bakanlığı Doğu Bölgesi İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Sipan Hemo (X hesabı)

Bu kapsamda Hemo, önümüzdeki günlerde SDG’nin ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin (KDSÖY) feshedildiğinin resmen açıklanacağını ve her iki yapının Suriye devlet kurumlarına tamamen entegre edileceğini bildirdi. Hemo, pazar akşamı yayımlanan medya açıklamalarında, askeri ve güvenlik alanındaki entegrasyon sürecinin tamamlandığını belirterek, mevcut aşamanın artık ‘entegrasyondan uyuma’ geçtiğini ifade etti.

ghyjukı
Çiya Kobani’ lakabıyla tanınan Haci Muhammed Nebo, geçtiğimiz mart ayında, Suriye ordusunun Haseke’de faaliyet gösteren 60. Tümeni Komutan Yardımcılığına atandı. (Facebook hesabı)

Hemo, SDG güçlerinin dört tugay halinde Suriye ordusuna entegre edildiğini belirterek, bölgenin yönetiminin Suriye hükümeti tarafından üstlenileceğini söyledi. Hemo, “Bir ülkede iki yönetimin bulunması mümkün değil” ifadesini kullandı. Önümüzdeki aşamada siyasi ve hukuki dosyaların ele alınacağını belirten Hemo, bunların başında yeni bir anayasanın hazırlanması ve tüm Suriyeliler arasında eşitliği güvence altına alacak yasaların çıkarılmasının geldiğini söyledi. Hemo ayrıca bu düzenlemelerin Suriyelilerin kimliklerini ve dillerini ifade etme haklarını ve onurlu bir yaşam sürmelerini güvence altına alacağını kaydetti.

Bu gelişmeyle bağlantılı olarak Haseke’deki yerel kaynaklar, Savunma Bakanlığı’nın kısa süre önce 60. Tümen’e entegre edilen dört unsuru gözaltına aldığını bildirdi. Ancak bu bilgi herhangi bir resmi makam tarafından doğrulanmadı. Haseke Medya Merkezi, söz konusu kişilerin ‘kural ve yönetmeliklere’ aykırı davrandıkları gerekçesiyle gözaltına alındığını belirtti. Merkez, bu kişilerin birkaç gün önce sosyal medyada dolaşıma giren ve Arap aşiretlerinin mensuplarına yönelik ırkçı ifadeler içeren videolarda yer aldığını aktardı.

bgnhjkı
Geçtiğimiz şubat ayında, entegrasyon sürecinin bir parçası olarak çekilmiş, SDG lideri Mazlum Abdi’nin Suriye Savunma Bakanlığı’nın askeri üniformasını giyen savaşçılarıyla birlikte görüldüğü bir fotoğraf (Sosyal medya)

Öte yandan, bu ayın 4’ünde Şam’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile SDG lideri Mazlum Abdi ve KDSÖY Dış İlişkiler Dairesi Sorumlusu İlham Ahmed’in katıldığı bir toplantı düzenlendi. Toplantıya Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani de katıldı. Kürt kaynakların Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre görüşmede, askeri ve idari kurumların entegrasyonu kapsamında bugüne kadar kaydedilen ilerleme ile askeri oluşumların entegrasyonunun önündeki engeller ele alındı. Görüşmede, halen tartışma konusu olan Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) de gündeme geldi. Ayrıca Resulayn ve Rakka’daki Tel Abyad’dan yerinden edilenlerin geri dönüşü de ele alınan dosyalar arasında yer aldı.

Kaynaklara göre, iki taraf arasındaki görüşmeler, bölgenin yeniden canlandırılması için gerekli güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesini ve yıllar süren demografik değişimlerin ardından yerinden edilenlerin kendi bölgelerine dönmesini sağlayacak çözümlere ulaşılması konusunda olumlu geçti.


“Yeni Suriye” Rusya’nın nüfuzunu sınırlandırıyor: Askeri üsler ve ayrıcalıklar döneminin sonu

Fotoğraf: Al Majalla
Fotoğraf: Al Majalla
TT

“Yeni Suriye” Rusya’nın nüfuzunu sınırlandırıyor: Askeri üsler ve ayrıcalıklar döneminin sonu

Fotoğraf: Al Majalla
Fotoğraf: Al Majalla

Subhi Franjieh

Rusya, Suriye’de Beşşar Esed rejiminin düşmesinin üzerinden yaklaşık 18 ay geçtikten sonra on yılı aşkın süredir pekiştirmek için uğraştığı tüm askeri ve güvenlik ayrıcalıklarını kaybetti. Suriye ise eski kampın (Rusya-İran) hiçbir otoritesinin veya ayrıcalığının kalmadığı yeni bir döneme girdi. Bu dönemin en belirgin özelliğini, Şam ile Moskova arasında imzalanan ve Rusya'nın Suriye'deki son askeri kalelerinin (Hmeymim ve Tartus üsleri) akıbetini netleştiren mutabakat zaptı oluşturdu. Esed rejiminin Rusya’ya tanıdığı ve eski rejimin kendisinin bile sonuçlarını denetleme yetkisini sınırlayan ayrıcalıkların ardından bu kaleler, gerçek sahiplerine geri devredildi.

Suriye hükümeti, bir buçuk yılı aşkın bir süre boyunca, Rusya'nın Suriye'deki on yıllara dayanan otorite ve çabasının hızla çöktüğünü hissetmesi halinde yol açabileceği güvenlik ve ekonomik sorunları kademeli olarak etkisiz hale getirmeye çalıştı. Bu aşamalar, Rusya’nın Suriye’deki varlığının koşullu olarak kabul edilmesi ve Suriye'deki Rus üsleri ile Rus askerlerini Suriye denetimi altında koruma yönündeki mutabakatlarla başladı. Bu durum, Suriye Cumhurbaşkanlığı'nın, ordusunun ve güvenlik güçlerinin Rus üsleri ile Rus askerlerinin işlerine müdahale etme kapasitesinden yoksun olduğu Esed dönemiyle taban tabana zıttı. Aşamalar ayrıca, Suriye güçlerinin Hmeymim Hava Üssü içinde gerçekleştirdiği devriyelerle Suriye devletinin Rus üsleri içindeki otoritesinin güçlendirilmesinden geçip Rusya'nın Suriye topraklarını bölgedeki Rus çıkarlarını desteklemek için bir dayanak ve sıçrama noktası olarak kullanmasını engelleyecek şekilde Rusya’nın rolünün ve varlığının niteliğinin resmi olarak belirlenmesine kadar uzandı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Rusya, 8 Aralık 2024 tarihinden önce Suriye'de Fırat'ın doğusundaki Kamışlı Hava Üssü, Kardaha kırsalındaki Hmeymim Hava Üssü ve Tartus'taki Tartus Deniz Üssü olmak üzere üç askeri üsse sahipti. Bunların yanı sıra başkent Şam'da askeri komuta merkezleri ve Suriye'nin birçok bölgesinde, özellikle Suriye'nin güneyi ile kuzeybatısında askeri noktalar bulunuyordu. Rusya, Suriye'de düzenli ordu dışında kalan askeri kanatlar üzerinde de yetkiye sahipti. Bunlar arasında Suriyeli olmayan Rus paramiliter grup Wagner ve Suriye ordusu içinde veya dışında yer alan bazı Ulusal Savunma grupları, Kaplan Güçleri, Beşinci Kolordu, DEAŞ Avcıları, Sekizinci Tugay ve diğer gruplar gibi yerel gruplar bulunuyordu.

Esed rejiminin düşüşüyle birlikte Rusya, tüm askeri noktalarını ve yerel ile yerel olmayan kanatlarını kaybetti. Sadece üç ana üste (Kamışlı, Hmeymim, Tartus) varlığını sürdürebildi. Rusya'nın Kamışlı Hava Üssü’ndeki otoritesi uzun sürmedi. Geçtiğimiz ocak ayında buradan çekildi. Bu gelişme, Rusya’ya bir yandan Kamışlı'daki varlıklarının güvenli olmadığı, diğer yandan Suriye coğrafyasını birleştirmeyi ve ülkede güvenliği tesis etmeyi hedefleyen Suriye vizyonuna karşı bir tehdit oluşturduğu yönünde tekrarlanan Suriye mesajlarının bir sonucuydu. Rusya o dönemde, uluslararası ittifaklarını hızlı adımlarla yeniden düzenleyen ve Suriye'nin geleceğine dair yeni bir harita çizen Şam'a yakınlaşma girişimi olarak Kamışlı Hava Üssü’nden çekilme kararı almıştı.

Suriye Dışişleri Bakanlığı'nın, 9 Ağustos Pazar günü, Şam ile Moskova'nın bir mutabakat zaptına vardıklarını açıklamasıyla, Suriye askeri varlığının seyrinde son dönüşüm gerçekleşti. Bu mutabakat zaptına göre Suriye kıyısındaki Rus varlığının yeniden düzenlenmesi süreci başlatılacak, Suriye devleti, başında Hmeymim Havalimanı ve Tartus Limanı'ndaki dördüncü ticari rıhtımın geldiği sivil nitelikli tesislerin yönetimini üstlenecek, bu da bunların kademeli olarak sivil idare sistemi içine dahil edilmesine imkan tanıyacak. Mutabakat zaptı, Suriye'deki askeri nitelikli Rus üsleri ve tesislerinin işlevini yeniden tanımladı. Bu tesisler ortak eğitim ve yetkinlik geliştirme merkezlerine dönüştürülecek. Mutabakat zaptı, yeni anlaşmaların uygulanması için üç ayı aşmayan bir zaman sınırı belirledi.

Rusya, üslerinden ne kazanç sağlıyordu?

Rusya, 2015 yılı sonunda Suriye'ye gerçekleştirdiği askeri müdahaleden sonraki yıllar boyunca, Suriye muhalefeti ve Esed rejiminin kontrolü dışındaki kentlere yönelik yoğun ve yıkıcı hava saldırıları düzenleyerek Suriye toprakları üzerindeki askeri dengeleri tersine çevirmeyi başarmasının ardından, pratikte kendisine büyük jeopolitik, askeri ve ekonomik kazanımlar sağlayacak bir varlık tesis etmeye çalıştı. Rusya, bu kazanımları elde etmek amacıyla Suriye'de, Uluslararası Koalisyon'un üslerine ve ağırlık merkezlerine yakın (Kamışlı), Suriye muhalefetinin bulunduğu Suriye'nin kuzeybatısına yakın ve ılık suların girişinde (Tartus) bir askeri varlık tesis etti. Ayrıca Esed rejimiyle birlikte savaşan, o dönemde ‘yardımcı güçler’ olarak adlandırılan yerel silahlı grupları kendi tarafına çekmeye başladı. Bunun yanı sıra, orduya sızarak Suriye askeri karar mekanizması üzerindeki kontrolünü genişletti. Rusya’nın Suriye'deki büyük üsleri ve askeri nüfuzu, Moskova'ya, Suriye'deki çıkarlarına ilişkin Rus gündemi ve algılarıyla çelişen İran gündemlerine karşı -açıklanmamış- mücadelesinde de bir ağırlık kazandırdı.

Rusya ile SDG, 2021-2024 yılları arasındaki dönemde sürekli temas halindeydi. SDG liderleri ile Rusya arasında Kamışlı Havalimanı'nda haftalık görüşmeler gerçekleşiyordu.

Rusya'nın Esed rejimiyle imzaladığı askeri anlaşmalar, nitelik itibarıyla alışılagelen anlaşmaların sınırlarını aşıyordu. Bu anlaşmalar, Rusya tarafına Suriye toprakları (üsler) üzerinde eşi benzeri görülmemiş bir yetki verdi. Bu yetki, Beşşar Esed ve rejiminin, Rusların bu üsler içindeki işlerine ve faaliyetlerine müdahale etme kapasitesini elinden aldı. Bir dönemde Suriye'nin kendi toprakları ile askeri ve siyasi kararları üzerindeki egemenliğini de ortadan kaldırdı.

Kamışlı Havalimanı’nda yer alan Kamışlı Hava Üssü, Rusya'ya, Uluslararası Koalisyon ve ABD tarafını sıkıştırmak için siyasi ve askeri bir koz kazandırdı. Rusya, Fırat'ın doğusundaki ‘yasal’ olarak nitelendirdiği varlığını, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından sistematik bir dışlanma yaşayan bazı Arap aşiretlerini kendi tarafına çekmeyi amaçlayan toplumsal mühendislik kampanyaları düzenlemek için kullandı. Rusya, bu yabancı güçlerin varlığının yasal olmadığı, ABD'nin Kürt güçleri destekleyerek bölünme fikrine zemin hazırlamak ve Arapları toprakları ile topraklarının zenginliklerinden mahrum bırakıp bir Kürt kantonu lehine yararlanmak istediği anlatısını güçlendirerek, Uluslararası Koalisyon ve ABD tarafına karşı bir Arap düşmanlığı durumu yaratmak istedi. Rusya, Esed rejiminin son yıllarında sivilleri Amerikan askeri devriyelerinin önünde gösteri yapmaya teşvik ediyor, devriyelerin önünde durup onlara taş atan çocuklar ve sivillere hediyeler dağıtıyordu.

xcdf
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, Hmeymim Hava Üssü’nde düzenlenen askeri geçit törenini izlerken, 11 Aralık 2017 (AFP)

Rusya, Kamışlı'daki varlığını yalnızca SDG'ye kızgın sivilleri kendi tarafına çekmeye çalışmak için değil, aynı zamanda SDG'nin kendisiyle de bir ilişki kurmak için kullandı. Bunu, Şam ile SDG arasında arabuluculuk rolü üstlenerek ve SDG'yi, Uluslararası Koalisyon'un çekilmesinin yakında gerçekleşeceğine, bu durumda SDG'nin ikinci bir plana ihtiyaç duyacağına, çünkü Suriye muhalefetinin kollarını kavuşturup SDG'nin varlığını kabul etmeyeceğine ikna ederek yaptı. Rusya ayrıca SDG'yi, Türkiye ile ilişkilerinin Türk tarafıyla anlaşma sağlamasına ve Ankara ile SDG arasında mutabakat kanalları açmasına imkan tanıdığına ikna etti.

Rusya ile SDG, 2021-2024 yılları arasındaki dönemde sürekli temas halindeydi. SDG liderleri ile Rusya arasında Kamışlı Havalimanı'nda haftalık görüşmeler gerçekleşiyordu. Bunun yanı sıra Rusya, daha sonra SDG liderlerini askeri uçaklarıyla Hmeymim Hava Üssü’ne veya Esed rejimiyle görüşmeler gerçekleştirmek üzere Şam'a taşımaya başladı.

Lazkiye'de ise hikaye farklı bir boyut kazanmıştı. Burası, Esed rejiminin otoritesini dayatamadığı, Rusya’nın Suriye’deki toprağı niteliğindeydi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, birkaç kez Beşşar Esed ile Şam'da değil, Hmeymim Hava Üssü’nde bir araya geldi. Esed'in girişi ve çıkışı, üs içindeki davranışları, Suriye’nin egemenliğine değil, Rus kurallarına tabiydi.

Suriye hükümeti, Beşşar Esed'in Moskova'ya kaçışının ardından geçen 18 ay boyunca, Rusya'yı Suriye'deki varlığı konusunda dar seçeneklerle karşı karşıya bırakacak koşulları hazırlamak amacıyla birçok eksende çalıştı.

Hmeymim Hava Üssü’nün önemi, Rusya'nın üs ve havalimanında gerçekleştirdiği genişletme çalışmalarıyla açıkça ortaya çıktı. Hmeymim Hava Üssü, Rusya'nın bölgede dayandığı en büyük üslerinden biri haline geldi. Üs, sivillerin ve Suriye muhalefetinin yoğun bulunduğu Suriye'nin kuzeyine yakın konumdaydı. Bu da Rusya'ya, Suriye muhalefetiyle olası herhangi bir mutabakatta siyasi ve askeri bir ağırlık kazandırdı ve Suriye'nin kuzeyindeki muhalefete karşı herhangi bir Rus askeri kampanyasından ve bunun Türk topraklarına yeni Suriye yerinden edilme dalgalarına yol açmasından endişe duyan Ankara üzerinde bir baskı faktörü oluşturdu. Bu kozlar, Rusya'nın muhalefeti zorlu anlaşmalara (Halep'ten çıkış anlaşması ve İdlib'de tırmanışın azaltılması anlaşması gibi) itme kapasitesinde önemli bir rol oynadı.

Hmeymim Havalimanı'nın faydaları, Ortadoğu'daki jeopolitik ağırlığın sınırlarını da aştı. Burası daha sonra Rusya için, iş ve paraya ihtiyaç duyan binlerce Suriyelinin silah altına alınıp nakledildiği bir sıçrama noktasına dönüştü. Silah altına alma işlemleri, (Rusya destekli) Suriyeli güvenlik şirketleri aracılığıyla gerçekleştiriliyor, bu kişiler petrol tesislerini korumak gibi güvenlik işlerini yürütmek üzere Libya'ya ya da eğitim görüp Rus ordusu lehine savaşmak üzere Ukrayna'ya gönderilmek amacıyla Rusya'ya naklediliyordu.

fgrt
Maxar Technologies şirketi tarafından yayınlanan fotoğrafta, Suriye'nin batısındaki Tartus'ta bulunan Rusya’nın kullandığı deniz üssü görülüyor, 10 Aralık 2024 (AFP)

Rusya’nın Tartus'taki üssü ise, Rusya'nın büyük güçlere bölgeye yeniden döndüğünü ve herhangi bir bölgeye ilişkin uluslararası kararın oluşturulmasında dikkate alınması gereken siyasi, askeri ve ekonomik nüfuza sahip olduğunu hatırlatmasını sağlayan, ılık sularda bir Rus koz niteliğindeydi. Gücünü ve nüfuzunu güçlendirmek için Rusya, Esad rejimiyle Suriye'deki petrol ve enerji sektörlerine ilişkin, Suriye'nin ılık sularındaki petrole ilişkin sözleşmeler de dahil olmak üzere birden fazla anlaşma imzaladı. Tartus Hava Üssü ayrıca, Rusya'ya nükleer reaktörlü savaş gemileri de dahil olmak üzere askeri gemi getirme ve Moskova'nın uygun gördüğü iletişim araçlarını kullanma kapasitesi tanıyan bir deniz nüfuzu kazandırdı.

Suriye ile arasındaki son mutabakat zaptıyla birlikte Rusya, Sovyetler Birliği'nin çöküşünden bu yana Ortadoğu’da elde ettiği en büyük kazanımlardan birini (Suriye'deki üslerini) kaybetti. Rusya, on yıldan kısa bir sürede (2015'ten itibaren), bölgesel ve Batılı çevrelerde büyük endişe uyandıran, Moskova'nın Ortadoğu'nun kalbinde konumlanmasını sağlayan, jeopolitik ve askeri boyutu olan büyük bir nüfuz tesis etti. Rusya, Esed rejimiyle imzaladığı anlaşmalar aracılığıyla, Birleşmiş Milletler (BM) koridorlarında bir anlatı ve yetkililerinin söylemlerinden hiç eksik olmayan, Suriye'deki varlığının yasal olduğu, uluslararası varlığın (Uluslararası Koalisyon) ise Suriye topraklarının işgaline yaklaşan yasa dışı bir varlık olduğu anlatısına dayanan bir koz da oluşturdu.

Peki Suriye, Rusya’nın hiçbir otoritesinin bulunmadığı yeni bir dönemin çerçevesini çizmeyi nasıl başardı?

Suriye makamları, Esed rejiminin çöküşünden bu yana Rus tarafıyla son derece temkinli bir şekilde ilişki kurdu. Bu temkinlilik, Rusya'nın, Suriye rejiminin çöküşünün ardından yaşanan dönemde Suriye'nin kritik geçiş sürecini başarıya ulaştırma adımlarını sekteye uğratma ve güvenliği sarsma kapasitesinden kaynaklanıyordu. Rusya ve hava askeri arsenali, Suriye makamlarının o dönemde yeterli nüfuza sahip olmadığı üç askeri üste konuşlu kalmaya devam etti. Kamışlı üssü Rusya'ya SDG ile mutabakat kurma imkanı sağlarken, Hmeymim ve Tartus üsleri, Rusya'ya eski Suriye rejiminin geriye kalanlarının askeri ve insani ağırlık merkezlerinde nüfuz kazandırıyordu. Buna, Moskova ile yeni Suriye makamları arasında, düşmanca olmayan siyasi sürecin Suriye-Rusya ilişkilerinin geleceğini yönlendireceğine dair gayri resmi mutabakatların bulunması da ekleniyordu.

sdcfvgthy
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Moskova'daki Büyük Kremlin Sarayı'nda gerçekleşen görüşmeleri sırasında tokalaşırken, 15 Ekim 2025 (AFP)

Beşşar Esed'in Moskova'ya kaçışının ardından geçen 18 ay boyunca, Suriye hükümeti, Rusya'yı Suriye'deki varlığı konusunda dar seçeneklerle karşı karşıya bırakacak koşulları hazırlamak amacıyla birçok eksende çalıştı. Esad rejiminin çöküşünün üzerinden bir aydan kısa bir süre geçtikten sonra, Rusya Devlet Başkanı'nın Ortadoğu Özel Temsilcisi Mihail Bogdanov başkanlığındaki bir Rus heyeti Şam'a indi; Moskova bu ziyaret sırasında, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'dan şartlı, ancak olumlu mesajlar aldı. Bu mesajlar, yeni Suriye'nin Moskova ile ilişkiye açık olduğu, ancak bunun Rusya'nın Suriye halkının iradesine ve çıkarlarına saygı göstermesi temelinde gerçekleşeceği anlamına geliyordu. İki aydan kısa bir süre sonra, Şara ile Putin arasında geçtiğimiz yılın şubat ayı ortalarında ilk resmi görüşme gerçekleşti. Putin bu görüşmede, ülkesinin Esad rejimi döneminden kalan Suriye-Rusya anlaşmalarını yeniden gözden geçirmeye hazır olduğunu ifade etti.

Müzakere süreci şubat ayında başladı. Rusya, Arap ülkeleri ve Batı'ya tarihi bir açılıma başlayan yeni Suriye'de kendisine bir nüfuz güvencesi sağlamak istiyordu. Rusya, müzakerelerdeki gücünün, Fırat'ın doğusu ve Suriye kıyısındaki askeri varlığından, bunun yanı sıra eski rejimin subayları ile unsurları ve SDG ile olan sağlam ilişkilerinden kaynaklandığını düşünüyordu. Suriye hükümeti ise Rus güç kozunu etkisiz hale getirmek, Moskova ile silahların konuşmadığı bir siyasi mutabakatlar geleceği üzerinde anlaşmak istiyordu. Aynı zamanda Rusya'nın Suriye'deki etkisini, Batı'nın endişesini azaltacak ve yeni Suriye'ye yönelik somut adımlar atmasını teşvik edecek bir formülle çerçevelemek istiyordu.

Rusya, Suriye'deki yeni gerçeklikle uyumlu seçenekleri sürdürmeye karar vermiş görünüyor. Bu seçenekler, yeni Suriye ile siyasi ve ekonomik ilişkilere dayanıyor

Suriye ve Rusya tarafları arasında yoğun görüşmeler gerçekleşti; bunlar arasında, Cumhurbaşkanı Şara'nın Ekim 2025 ve Ocak 2026'da bir siyasi-askeri heyetle birlikte Moskova'ya gerçekleştirdiği iki ziyaret de yer aldı. Bu ziyaretler sırasında Putin ile bir araya gelip, kendisiyle ve Rus yetkililerle görüşmeler gerçekleştirdi. Şara'nın Moskova ziyareti, iki taraf arasında, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani'nin öncülük ettiği yoğun askeri, güvenlik ve ekonomik görüşmelere zemin hazırladı. Bu görüşmelerde, Rusya ile eski anlaşmaların incelenmesi, yeniden düzenlenmesi ve gözden geçirilmesi, Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığının çerçevesinin ve sınırlarının çizilmesi ele alındı.

Suriye tarafı, Rusya ile müzakere sürecinde önüne birkaç faktör koydu. Bunlardan başında, Suriye’nin egemenliği geliyordu. Bu da Rusya’nın otoritesinin Suriye kararı üzerinde etkili olma ve yeni Suriye'de istikrarı sarsma kapasitesinin bulunmamasını garanti altına almak anlamına geliyordu. İkincisi, Suriyelilerin çıkarları ve hedefleriydi. Bunlar arasında, kendilerini füze ve ateşe boğan, binlercesini öldüren, Suriye halkını yerinden edip ateş ve demirle zorlandıkları uzlaşmalar çerçevesinde bölgelerinden kuzeye çıkmaya zorlayan Rusya'ya duydukları öfkeyi hafifletmek yer alıyordu. Üçüncüsü, ABD ve Batı'ya yönelik herhangi bir açılımın, Batı'nın çıkarlarını ve Suriye'deki gelecekteki yatırımlarını tehdit eden bir Rus askeri nüfuzu varlığında başarıya ulaşamayacağıydı. Bu yüzden Batı ve ABD ile siyasi denge ve ilişkileri kazanmak için Suriye'deki Rus ayısının pençelerinin kesilmesi gerekiyordu. Dördüncüsü, yeniden inşa, yatırım ve Suriyeli ile Suriyeli olmayan iş insanlarının Suriye'ye ilgi göstermesinin, kontrol edilemeyen ve iç ile dış sonuçları belirsiz bir Rus askeri varlığı gölgesinde dikenlerle dolu olacağıydı. Beşincisi, Rusya'nın Suriye'de Esad döneminde olduğu şekliyle askeri olarak kalmaya devam etmesi, Suriye topraklarını Rus çıkarlarına hizmet etmek amacıyla takviye güçlerinin ve askeri teçhizatın dünyanın başka bölgelerine gönderildiği bir sıçrama platformuna dönüştürecekti. Bu da yetkilileri birden fazla kez bölgesel ve uluslararası güvenliği sarsmanın bir nedeni olmayacağını vurgulayan yeni Suriye'nin istemediği bir durumdu.

gthyju
Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Tartus Limanı'nda yaptığı teftiş gezisi yaparken, 9 Ağustos 2026 (AFP)

Suriye'nin Arap dünyasına ve Arap kararına geri dönmesi, eski Suriye rejiminin kalıntılarının Suriye kıyı bölgelerinde istikrarı bozma ve Suriye devlet otoritesinin dışında bir gerçeklik yaratma çabalarının başarısızlığa uğratılması, Suriye güvenlik güçlerinin Suriye kıyı bölgelerinde bir güvenlik gerçekliği dayatmayı başarması -ki bu, eski rejimin kalıntılarının burada yeni bir denklem oluşturmasını son derece zorlaştırdı- ve Rusya'nın Kamışlı Hava Üssü’nden çıkmasının yanında Hmeymim Hava Üssü’nün kapılarını yeni Suriye ordusu devriyelerine açması, Suriye hükümetinin Hmeymim ve Tartus üsleri çevresinde konuşlanması, SDG’nin askeri olarak çökmesi ve Suriye devletinin Fırat'ın doğusuna girmesi ile Uluslararası Koalisyon'a katılması, bunun yanı sıra Suriye-ABD ve Suriye-Batı mutabakatları; tüm bunlar, geleceğin Suriye'sinin hiç kimseye düşmanlık beslemediğini ve içinde Şam otoritesinin dışında herhangi bir güç veya üs bulunmadığını tüm ilgisini bu noktaya yoğunlaştıran Suriye hükümetinin elindeki güç kartları niteliğindeydi.

Suriye hükümeti, Arap dünyası ve bölgesel destek ile Batı ülkelerinin ilgisiyle eş zamanlı olarak, Rusya karşısında kademeli olarak yeni bir gerçeklik yaratmayı başardı. Bu gerçeklik, Rusya'yı Esed rejimi döneminde elde ettiği formülle Suriye'de kalmaya çalışmak, ancak artık kendisine dost ve bağımlı olmayan bir ortamda -ki bu, varlığının ve emellerinin güvenliğini tehdit ediyor- ya da yeni Suriye'nin memnuniyetle karşıladığı, Beşşar Esed tarafından kendisine verilen askeri kalelerden vazgeçmesi karşılığında kendisiyle siyasi ve ekonomik ilişkiler kurma yönündeki seçeneklere yönelmek şeklindeki az sayıda seçenekle karşı karşıya bıraktı. Rusya, Suriye'deki yeni gerçeklikle uyumlu seçenekleri sürdürmeye karar vermiş gibi görünüyor. Bu seçenekler, yeni Suriye ile siyasi ve ekonomik ilişkilere ve iki ülke arasında askeri eğitim alanında uzmanlaşmış anlaşmalara dayanıyor.


Dibeybe ile Hafter arasında Libya ordusunun rolüne ilişkin tartışma, Boulos’un girişimi üzerine gölge düşürüyor

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, pazar günü Libya ordusunun kuruluşunun 86. yıldönümü vesilesiyle askeri okullarda düzenlenen törene katıldı. (UBH)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, pazar günü Libya ordusunun kuruluşunun 86. yıldönümü vesilesiyle askeri okullarda düzenlenen törene katıldı. (UBH)
TT

Dibeybe ile Hafter arasında Libya ordusunun rolüne ilişkin tartışma, Boulos’un girişimi üzerine gölge düşürüyor

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, pazar günü Libya ordusunun kuruluşunun 86. yıldönümü vesilesiyle askeri okullarda düzenlenen törene katıldı. (UBH)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, pazar günü Libya ordusunun kuruluşunun 86. yıldönümü vesilesiyle askeri okullarda düzenlenen törene katıldı. (UBH)

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile Libya Ulusal Ordusu (LUO) Başkomutanı Mareşal Halife Hafter arasında, ordunun siyasi hayattaki rolünün sınırlarına ilişkin kamuoyu önünde yaşanan tartışma, ülkede geçiş dönemine yönelik beklenen düzenlemeler etrafındaki görüş ayrılıklarını gözler önüne serdi.

Ancak bu tartışma, ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos’un öncülük ettiği, Libya’daki yürütme erkini birleştirmeyi ve seçimlere giden yolu açmayı amaçlayan ABD girişiminin nasıl etkileneceğine ilişkin yeni soru işaretlerini de beraberinde getirdi.

Libya ordusunun kuruluşunun 86’ncı yıl dönümü dolayısıyla pazar günü düzenlenen tören, ülkenin doğusu ve batısındaki bölünmüş kamplar arasındaki tartışmaya sahne oldu. Dibeybe, askeri kurumun birleştirilmesinin ‘daha fazla ertelenemeyecek bir zorunluluk’ haline geldiğini belirtirken, bunun ‘askerlerin siyasete veya hükümetlerin oluşturulmasına müdahalesi olmadan’ gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı. Dibeybe, bu adımın Libya halkının iradesinin korunması açısından gerekli olduğunu söyledi.

Buna karşılık Hafter, LUO’nun ‘siyasetin vatandaşın kaderiyle oynamasına izin vermeyeceğini’ ve ‘işler istikrara kavuşana kadar sahneden çekilmeyeceğini’ belirterek karşılık verdi. Hafter’in mesajı, ordunun gelecek dönemde üstlenmesini istediği role ilişkin daha açık bir tutum olarak değerlendirildi. Hafter ayrıca, ‘silahlı kuvvetlerin kazanımlarını’ korumak amacıyla ordunun ‘karar alma mekanizmasının merkezindeki konumunu’ muhafaza etmesi gerektiğini savundu.

Bu açıklamaların ardından bazı gözlemciler, iki isim arasındaki görüş ayrılığının askeri kurumun görev ve işlevine ilişkin anlaşmazlığın ötesine geçtiği görüşünü dile getirdi. Buna göre tartışma, Boulos’un girişiminin önünde ortaya çıkabilecek engellere işaret ederken, daha geniş kapsamlı olarak nüfuz paylaşımının kuralları ve kurulması planlanan devletin yapısı üzerindeki mücadeleyi de yansıtıyor olabilir.

Ancak Libyalı siyasi analist Eyyub el-Evceli, Libya’nın doğusu ve batısındaki iki yönetim arasında yaşananları ‘sahadaki uygulamaları yansıtmayan müzakere manevraları’ olarak değerlendiriyor. Evceli, ABD girişiminin uygulanmaya başlanmasıyla sürecin çerçevesinin daha net ortaya çıkmasını beklediğini söyledi.

Evceli, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Dibeybe’nin hamleleriyle ‘müzakere çıtasını yükseltmeye ve daha fazla avantaj elde etmeye’ çalıştığını belirtti. Özellikle girişimin ayrıntılarının henüz kamuoyuna açıklanmadığına dikkat çeken Evceli, Dibeybe’nin girişim hakkında doğrudan konuşmaktan kaçındığını ifade etti.

Evceli’ye göre Hafter’in mesajları ise ‘her zaman içeriye ve dışarıya yönelik örtülü mesajlar’ taşıyor. Bu mesajların, LUO’nun Dibeybe’nin açıklamaları ve hamleleri karşısında sessiz kalmayacağı, ancak uzlaşmayı ulusal çıkar olarak gören taraflarla diyaloğa hazır olduğu yönünde olduğu belirtildi.

Libya’daki siyasi çevrelerde konuşulanlara göre Boulos’un girişimi, seçimlerin gerçekleştirilmesinin önünü açmak amacıyla yürütme erkini birleştirmeyi hedefliyor. Sızan bilgilere göre öneride, Dibeybe’nin birleşik hükümetin başında kalması, LUO Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter’in ise Başkanlık Konseyi Başkanlığı’nı üstlenmesi öngörülüyor.

Ordunun bu girişimdeki konumuna ilişkin tartışma, Boulos’un geçtiğimiz ayın sonunda yaptığı açıklamalar ışığında da ayrı bir önem taşıyor. Boulos, ABD Kongresi’nden bir heyetin Libya ziyaretinin ardından, askeri kurumun birleştirilmesi yolunda ‘önemli göstergeler’ bulunduğunu söylemişti. Bu ziyaretin ardından Libya tarafı, Sirte’de ortak bir operasyon odası kurulacağını ve Misrata’da hava kuvvetleri için ortak bir eğitim merkezi oluşturulacağını açıklamıştı.

Boulos daha önce de entegre bir hava kuvvetleri komutanlığından söz etmiş ve Libya’nın doğusu ile batısı arasındaki askeri iş birliğini övmüştü. ABD’li yetkili, Libya’nın geçtiğimiz nisan ayında ülkenin doğusu ve batısından birliklerin katıldığı Flintlock 2026 tatbikatının eğitim faaliyetlerinden birine ev sahipliği yapmasını da bu iş birliğinin bir göstergesi olarak hatırlatmıştı.

astynjy
Libya Ulusal Ordusu (LUO) Başkomutanı Mareşal Halife Hafter, pazar günü düzenlenen Libya ordusunun kuruluşunun 86. yıldönümü kutlamalarında (LUO)

Askerî açıdan bakıldığında, Libya Güvenlik ve Askeri Araştırmalar Merkezi Direktörü Eşref Bufarda, söz konusu sözlü tırmanışın, ‘Boulos’un girişimine ilişkin dolaşıma giren ve LUO Genel Komutanlığı’nın yeniden yapılandırılmasını, nihayetinde Libya’nın birleşik bir askeri kurum oluşturmasını sağlayacak bir formül çerçevesinde lağvedilmesini öngören öneriler’ bağlamında yaşanmış olabileceğini göz ardı etmedi.

Bufarda, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, kamuoyuna yansıyan bilgilere göre bu önerinin Halife Hafter’in itirazıyla karşılaştığını belirtti. Hafter’in, batı bölgesindeki askeri personeli kendi güçlerine katılmaya çağırdığını ifade eden Bufarda, buna rağmen Hafter’in tutumunun girişimin seyrini veya devam etme ihtimalini etkilemeyeceği görüşünde.

Libya’daki bölünmüş iki kamp arasındaki bu tartışmaya rağmen, Boulos’un girişiminin önümüzdeki birkaç hafta içinde şekillenmesinin beklendiği belirtiliyor. Libya uzmanı Celal Hırşavi de değerlendirmesinde, “Dibeybe ve Hafter’in açıklamalarının yüzeysel biçimde ele alınmaması ve yalnızca Libyalılara yönelik kamuoyuna açık tutumlarla ilişkilendirilmemesi gerektiğine” dikkat çekti.

Hırşavi, Hafter’in geçtiğimiz kasım ayında Terhune kentinin şeyhleri ve ileri gelenlerini kabul ettiği sırada, “Siyasi kriz konusunda nihai kararı veren taraf LUO Genel Komutanlığı değil, halktır” dediğini hatırlattı. Hırşavi, bu söylemin 2014 ve öncesinden bu yana tekrarlandığını belirtti.

Hırşavi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Dibeybe’nin de benzer bir tutum sergilediğini; askeri yönetimi reddettiğini açıklarken sivil yönetimin önceliğini vurguladığını söyledi. Hırşavi, kamuoyuna yönelik açıklamaların perde arkasında yaşananların tamamını veya taraflar arasındaki mevcut müzakerelerin niteliğini mutlaka yansıtmayabileceğini ifade etti.

Bu çerçevede gözlemcilere göre iki ismin açıklamaları, kesinleşmiş tutumların ilanından ziyade müzakere pozisyonlarının güçlendirilmesine yönelik adımlar olarak değerlendiriliyor. Özellikle beklenen uzlaşının şekli henüz netleşmezken, ABD girişiminin ayrıntıları da resmî olarak açıklanmış değil. Buna karşılık girişime ilişkin temaslar kamuoyunun gözlerinden uzakta sürdürülüyor.