Mazlum Abdi Al-Majalla'ya: Suriye-İran-Türk koordinasyonu bize karşı ve aşiret gerilimi sona erdi

SDG komutanı, Şam'ın güçlerini dağıtma taleplerini reddetti ve özerk yönetim için savundu ... ve Fırat'ın doğusundaki ABD-Rusya gerilimini "kontrollü" olarak nitelendirdi.

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Mazlum Abdi Al-Majalla'ya: Suriye-İran-Türk koordinasyonu bize karşı ve aşiret gerilimi sona erdi

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

İbrahim Hamidi

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) komutanı Mazlum Abdi, Al-Majalla'ya verdiği röportajda, Şam ve Tahran arasında yakın oldukları bazı aşiret temsilcilerini desteklemek için açık bir koordinasyon olduğunu ve Türkiye'nin de bu çizgiye katılarak bağlı Suriyeli silahlı grupları desteklediğini doğruladı. Üç ülkenin de başarılı olmadığını söyleyen Abdi, "Şu anda durum istikrarlı" dedi.

Abdi, Rusya'nın ‘aşiret gibi görünmeye çalışan’ silahlı grupları bombaladığını belirterek, Moskova'nın ‘yeni Türk genişleme operasyonları lehine durumu istismar etme formülüne’ katılmadığını söyledi. Abdi, ABD'nin aşiretlere karşı askeri operasyonlara katılmadığını da sözlerine ekledi. Ayrıca “İstikrar sağlama sürecinde hava desteği (keşif) dışında ABD desteğine ihtiyacımız yoktu” dedi.

Ukrayna'daki savaş zemininde ABD ile Rusya arasında Suriye'nin kuzeydoğusunda yaşanan gerilimlerin ‘en azından kontrol altında olduğunu’ vurguladı. Abdi, “Bölgelerimizin uluslararası ve bölgesel rekabete sahne olmamasını sağlamaya çalışıyoruz” dedi.

Abdi, Şam'a müzakere için gitmeyi reddetmediğini, ancak koşulların henüz olgunlaşmadığını ve Şam'dan herhangi bir çözüm belirtisi görmediklerini söyledi. Ayrıca, Suriye krizini sona erdirecek siyasi bir çözüme ulaşmaya yardımcı olmaları için Ruslardan yardım talep ettiklerini belirtti. Mazlum ABD, “Şam'ın gerçekçi bir siyasi çözümü kabul etmesini talep ediyoruz. Şam, hala inat politikasında ısrar ediyor. Krizi sona erdirmeye, barışı ve istikrarı sağlamaya yardımcı olacak herhangi bir gerçekçi teklifi reddediyor” dedi.

Mazlum Abdi, SDG'nin ‘profesyonel ve milli bir güç olduğunu ve Suriye savunma sisteminin bir parçası olmasını talep ettiklerini, ardından rolünün ve çalışmasının bir yasa ile düzenleneceğini’ de sözlerine ekledi. Abdi, ‘SDG'nin çözülmesine dair herhangi bir konuşmanın, mümkün olan herhangi bir siyasi çözümü engellemek için geldiğini ve diyalogda herhangi bir ciddiyeti yansıtmadığını’ söyledi.

SDG Komutanı, sözlerine şu şekilde devam etti: "Anlaşmazlıkları çözümsüz hale getirmek için zorlayıcı önkoşullar koymak ve kaos yoluyla çatışmayı sürdürmek, Şam'daki iktidar rejiminin kurtarılmasına yardımcı olmayacak ve herhangi bir çözüme yol açmayacaktır. Şam yönetimi çözümü geciktirirse, o zaman en büyük kaybeden yine kendisi olacaktır."

Mazlum Abdi, ‘özerk yönetim’ modelini ve ‘bölge sakinlerinin vesayetten, ötekileştirmeden ve dışlanmadan bağımsız olarak yerel politikalarını oluşturma ve temsilcilerini seçme hakkını’ savundu.

İşte Majalla’nın 20 Eylül 2023 tarihinde yaptığı röportajın metni:

-Son zamanlardaki aşiretlerle yaşanan gerginliğin ardından sahadaki durumu nasıl görüyorsunuz?

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki son zamanlardaki gerginlik dar bir alanda yaşandı. Beş köyde ara sıra huzursuzluk yaşandı. Ancak durum şu anda istikrar kazandı. Hizmetleri yeniden sunmaya, halkın taleplerini karşılamaya ve sorunlarını çözmeye çalışıyoruz. Bu konuda bir söz verdik ve bu gerginliklerin yaşanmasına neden olan tüm nedenleri ele almaya kararlıyız.

-Ebu Havle’yi Deyr-i Zor Askeri Meclisi'nden neden görevden aldınız?

Kuvvetlerimiz, Ahmed el-Hubeyl'in (Ebu Havle) görevden alınmasının gerekçelerini açıklayan bir bildiri yayınladı. Kararımız, bölge sakinlerinin ve kanaat önderlerinin birçok raporu ve şikayetini gözden geçirdikten sonra dış güçlerle iletişimi ve koordinasyonuyla ilgili birçok suç ve suistimal işlediği için kuzey ve doğu Suriye Başsavcılığı'ndan tutuklama emri üzerine verildi.

-Şam'ın aşiretlerin hareketindeki rolü nedir?

Şam, Fırat'ın doğusunda kaos yaratmaya çalıştı. Bunun için sürekli medya üzerinden kışkırtma yaptı ve kendisine bağlı silahlı aşiret gruplarını bizimle savaşa sokmaya çalıştı. Daha önce, rejimin bizim bölgelerimizi ele geçirmek için Fırat'ın diğer yakasında silahlı gruplar oluşturma planlarını ortaya çıkardık. Ancak bu grupların doğu yakasına geçme girişimlerini hızla ve kararlı bir şekilde durdurduk.

-Son gerilimden sonra sizinle Şam arasında herhangi bir iletişim oldu mu? Sonucu ne oldu?

Resmi olarak Şam ile aramızda herhangi bir iletişim olmadı.

-Şam, Ankara ve Tahran'ın aşiretlere destekte koordineli olduğunu düşünüyor musunuz?

Şam ve Tahran'ın yakın oldukları bazı aşiret temsilcilerini desteklemeye yönelik açık bir koordinasyondan bahsedebiliriz. Ancak Türkiye de bu çizgiye girdi ve aşiret adı altında kendisine bağlı Suriyeli silahlı grupları desteklemeye başladı. Deyr-i Zor dışındaki Münbiç, Tel Temr ve Ayn İsa gibi bölgelerde, bölgelerimize paralel saldırılar düzenlemek için ciddi girişimlerde bulunuldu. Üç tarafın da bazı aşiretlerin mensuplarını kendi gündemlerini gerçekleştirmek için istismar etmek istediğinden bahsedebiliriz. Bu gündemler farklı olsa da amacı açıktır: Kuvvetlerimize darbe vurmak ve bölgenin bileşenleri tarafından kabul edilen formül olan özyönetim sistemini yıkmak. Onlar, mezhepsel dil kullanarak aşiretlerle ve yerel toplumla olan iyi ilişkilerimizi bozmak istediler, ancak bunda başarılı olamadılar.

-Suriye'nin kuzeydoğusunda Arapların zulüm gördüğünü söyleyenler var. Cevabınız nedir?

Bölgelerimizde zulüm gören veya zulüm eden bir etnik gruptan bahsedemeyiz. Bu mantığı ve bu suçlamaları şiddetle reddediyoruz. Özerk Yönetim bölgenin tüm çocuklarını temsil ediyor ve kuvvetlerimizin en güçlü noktası saflarında güçlü bir Arap varlığıdır. Açıkçası, bölgelerin, DEAŞ'ın terörizmi, kaynakların ve hizmetlerin eksikliği ve bölgenin istikrarını bozmaya çalışan birçok tarafın girişimleri nedeniyle zulüm gördüklerinden bahsedebiliriz. Zor koşullara maruz kalan bölgelerde halkın sorunlarını ciddi bir şekilde çözmeye çalışıyoruz ve burada bu sorunları en kısa sürede çözme sözü verdiğimizi tekrarlıyorum.

-Son gerilimde Rusya'nın tutumu nasıldı? Münbiç kırsalındaki aşiretlerin bombalanmasına size destek verildiğini düşünüyor musunuz?

Aslında, Rusya sizin dediğiniz gibi aşiretleri bombalamadı, bu sefer kendilerini aşiret olarak göstermeye çalışan silahlı grupları bombaladı. Rusya, cephelerin sakinliğini korumaya ve Türkiye yanlısı silahlı grupların genişlemesini önlemeye çalıştı. Rusya'nın bizi desteklediğini söylemek yerine, durumun Türkiye'nin yeni genişleme operasyonları için faydalanılmasın diye bir formül üzerinde anlaşmaya varmadığını söylemek daha doğru olacaktır. Özellikle 2019'da uluslararası koalisyonun Fırat’ın batısından çekilmesinin ardından bu bölgenin istikrarını korumak için Rusya ile eskiden beri anlaşmalarımız var. Rusya'nın Fırat'ın batısındaki nüfuz alanlarında herhangi bir değişikliğe razı olmadığı görülüyor.

-Peki ya ABD? Sadece keşif uçuşu yaptı ama askeri olarak size destek vermedi. Açıklamanız nedir?

Yeniden istikrar sağlama sürecinde, keşif uçuşları dışında, ABD desteğine ihtiyacımız yoktu. Kuvvetlerimizin yeteneklerine ve mevcut güvenlik gerilimlerini karşılayabileceklerine güveniyorduk. Ayrıca, bölge sakinlerinin çoğunun kuvvetlerimizin başlattığı 'güvenliği güçlendirme' kampanyasını destekleyeceğine güveniyorduk. Gerçekten de olan buydu.

Bölgelerimizde zulüm gören veya zulüm eden bir etnik gruptan bahsedemeyiz. Bu mantığı ve bu suçlamaları şiddetle reddediyoruz. 'Özerk Yönetim' bölgenin tüm çocuklarını temsil ediyor ve kuvvetlerimizin en güçlü noktası saflarında güçlü bir Arap varlığıdır.

-ABD’li temsilciler sizinle aşiretler arasında arabuluculuk yapmayı önerdiler. Bu ne anlama geliyor?

Bu bağlamda ABD ile iki konuda hemfikiriz. DEAŞ'ın yenilgiye uğratılması ve bölgede istikrarın sağlanması konusunda ortak görevlerimizi tamamlamak bunlardan ilkidir. ABD’li temsilcilerin önerileri, DEAŞ'la mücadelede bir ortak olarak SDG'nin pozisyonunu güçlendirmek için bu bağlamda geliyor. ABD’li yetkililerin SDG ile ortaklık taahhütlerini yeniledikleri açıklamalarında hissettiğimiz budur. Ayrıca, birlikte kurtardığımız bölgelerde meydana gelen çalkantıları ve sorunları ABD tarafıyla genellikle paylaşırız.

-ABD Ordusu Genelkurmay Başkanı Mark Milley, Suriye'nin kuzeydoğusuna bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaret nasıl geçti?

ABD Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley'nin ziyareti, bölgedeki ABD kuvvetlerinin durumunu takip etmek, DEAŞ'ın yenilgisini sağlamaya yönelik operasyonların gidişatını incelemek ve ABD askerleriyle buluşmak amacıyla gerçekleşti. Ziyaret, SDG ile Uluslararası Koalisyon güçleri arasındaki ortaklığın hala güçlü olduğunu ve DEAŞ'ın yenilgisini sağlamaya yönelik çalışmaların devam ettiğini teyit etti.

dfre
Mazlum Abdi ve ABD Müşterek Görev Gücü Komutanı Paul T. Calvert, Suriye Demokratik Güçleri'nin 1 Ağustos 2021'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke şehrinde yıllık toplantısına katıldığı sırada (AFP)

-Bu ziyareti, ABD varlığının bir garantisi olarak görüyor musunuz? Bu konuda bilgilendirildiniz mi?

Pratik olarak, bu tür üst düzey ziyaretler, Washington'ın DEAŞ'ı yenme çalışmalarına yönelik taahhütlerini yeniliyor ve bölgenin Washington'ın güvenlik stratejisinde önemli bir rol oynadığını yansıtıyor. ABD’liler, bölgenin istikrarının ve DEAŞ'ın geri dönmemesini sağlamanın, kuvvetlerimizin yeteneklerini güçlendirmek ve desteğini sürdürmekle doğrudan bağlantılı olduğunu kabul ediyorlar.

-Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde askeri operasyon yapacağına dair tehditleri azaldı. Bunun nedenini nasıl yorumluyorsunuz?

Keşke tehditlerin azalması, Türk yetkililerin savaş tehdidinin bölge sorunlarını daha da kötüleştirdiğini anladıklarına işaret olsaydı. Ancak Ankara'nın tehditlerini azaltması, ABD veya Ruslardan yeşil ışık almasının zor olmasından kaynaklanıyor. Dolayısıyla, Türkiye'nin son iki yılda sık sık uyguladığı bu tür bir politikadan vazgeçmesi gerekiyor. Bence Türkiye'nin iç durumu ve ekonomik krizi, bu tür tehditleri sürdürmesini engelliyor. Bu tehditler, Türkiye'nin büyük güçlerle, özellikle ABD ile ilişkilerini bozuyor. Ayrıca, Türkiye'nin Arap (Körfez) ülkeleriyle ilişkilerinin düzelmesi, Türkiye'nin bölge ülkelerini kışkırtmaktan ve Suriye'de işgal ettiği bölgeleri genişletmeye çalışmaktan vazgeçmesine yardımcı oldu. Bu tehditlerin tamamen sona ermesini umuyoruz ve bölgenin istikrarını sağlamaya ve Suriye krizine, özellikle Türkiye'nin işgal ettiği bölgelerde yaşayanların geri dönüşünü garanti altına alacak bir çözüm bulmaya hizmet edecek herhangi bir diyaloga açığız.

-Suriye'nin kuzeydoğusunda ABD-Rusya gerginliği belki de Ukrayna yüzünden arttı. Bu size nasıl yansıdı?

Hala gerilimler minimum düzeyde veya daha doğrusu kontrol altında. Bölgelerimizin uluslararası ve bölgesel rekabetin bir arenası haline gelmesini istemiyoruz. Bölgelerimizdeki halkların çıkarları ve Suriye halkının çıkarı, güçlerimizle ilişkilerimizi şekillendiriyor. Bu nedenle, Suriyeli bir taraf olarak, uluslararası anlaşmazlıkların ve çatışmaların bölgelerimize yansımasını önlemeye veya uluslararası nitelikli çatışmaların bir parçası olmaya çalışıyoruz.

-ABD ve Rusya orduları arasındaki ilişkiyi nasıl dengeliyorsunuz?

ABD ordusuyla ilişkimiz, DEAŞ'a karşı savaş ve bölgenin güvenliğini korumak çerçevesinde şekilleniyor. ABD kuvvetlerinin bulunmadığı ve Rusya'nın nüfuz alanına giren bölgelerde ise, o bölgelerin istikrara kavuşması ve kaos ve teröre karşı korunması için bir koordinasyon biçimi kurmaya çalışıyoruz. İlişkilerimiz açıktır ve biz bir tarafın karşısında diğer tarafla saf tutmak istemiyoruz. Amacımız, Suriye’nin bu bölümünü, ülkenin krizini sona erdirecek adil bir siyasi çözüme ulaşana kadar korumaktır.

xscd
8 Ekim 2022'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Amerikan ve Rus kuvvetleri (AFP)

-Rusya'nın baskılarına rağmen neden Şam'a gitmeyi reddediyorsunuz? Şam ile anlaşmak için şartlarınız neler?

Şam'a gitmeyi reddetmiyoruz, ancak koşullar henüz olgunlaşmadı ve Şam'dan herhangi bir çözüm belirtisi, yanıt veya esneklik göremedik. Daha önce, Suriye krizini sona erdirecek siyasi bir çözüme ulaşmak için Rusya'dan yardım talep etmiştik. Şam'ın gerçekçi bir siyasi çözümü kabul etmesini istiyoruz. Bu amaçla, Yönetim, geçtiğimiz Nisan ayında Suriye krizini çözmek için bir girişimde bulundu, ancak Şam'dan herhangi bir yanıt alamadı. Bu, Şam'ın hala inat politikasında ısrar ettiği ve krizi sona erdirmeye ve barışı ve istikrarı sağlamaya yardımcı olacak herhangi bir gerçekçi teklifi reddettiği anlamına geliyor.

Rusya'dan, Suriye krizini sona erdirecek siyasi bir çözüme ulaşmamıza yardım etmelerini istedik. Şam'ın gerçekçi bir siyasi çözümü kabul etmesini istiyoruz... Şam, hala inat politikasında ısrar ediyor ve krizi sona erdirmeye ve barışı ve istikrarı sağlamaya yardımcı olacak herhangi bir gerçekçi teklifi reddediyor.

-Şam, SDG’nin feshedilmesini ve üyelerinin orduya katılmasını şart koşmuştu. Bu konudaki tutumunuz nedir?

SDG profesyonel ve milli bir güçtür. Biz, SDG’nin Suriye savunma sisteminin bir parçası olmasını ve ardından rolünün ve çalışmalarının, Suriyelileri terörden korumak için kuvvetlerimizin yaptığı büyük fedakarlıkları ve bölgelerimizi yüksek verimlilikle koruma yeteneğini dikkate alan özel bir yasayla düzenlenmesini talep ediyoruz. ‘SDG’nin feshedilmesi' hakkındaki herhangi bir konuşma, mümkün olan herhangi bir siyasi çözümü engellemek için geliyor ve diyalog için herhangi bir ciddiyeti yansıtmıyor. Şam'ın çözümü engellemeye yönelik zorlayıcı önkoşulları ve çatışmayı kaosla sürdürmeye olan güveni, Şam'daki iktidar rejimini kurtarmayacak ve herhangi bir çözüm üretmeyecektir. Şam ne kadar gecikirse, en büyük kaybeden yine kendisi olacaktır.

-Özerk Yönetimi'n geleceği nedir? Şam'ın yerel yönetimlere özerklik verilmesi önerisine karşı tutumunuz nedir?

Özerk Yönetimi'n geleceği, deneyimini koruma, geliştirme ve eksikliklerini düzeltme yeteneğine bağlıdır. Bu deneyimi savunmak, tüm Suriyelilerin görevidir. Gerçekler, Özerk Yönetim modelinin, merkezin diğer bölgeler üzerindeki tahakkümünü sınırlamak için en uygun model olduğunu ve halkın yerel politikalarını belirleme ve temsilcilerini vesayet, dışlama ve marjinalleştirmeden seçme hakkına sahip olduğunu göstermiştir. Şam'ın önerilerinde mevcut yerel yönetim kanununun geri dönüştürülmesi ve merkezi otoriteye hizmet edecek şekilde değiştirilmesinden bahsediliyor; bu da Şam'ın önerilerinin ne uzaktan ne de yakından merkezi olmayan bir yönetim biçiminden bahsetmediği anlamına geliyor.



Misrata Havalimanı’nda Türk Özel Uçağının kaza yapması Libya’da komplo şüphelerini tetikledi

Dün Libya'nın Misrata Havalimanı'na iniş yaptıktan sonra uçakta çıkan yangını söndürme çalışmaları, (Yerel Medya)
Dün Libya'nın Misrata Havalimanı'na iniş yaptıktan sonra uçakta çıkan yangını söndürme çalışmaları, (Yerel Medya)
TT

Misrata Havalimanı’nda Türk Özel Uçağının kaza yapması Libya’da komplo şüphelerini tetikledi

Dün Libya'nın Misrata Havalimanı'na iniş yaptıktan sonra uçakta çıkan yangını söndürme çalışmaları, (Yerel Medya)
Dün Libya'nın Misrata Havalimanı'na iniş yaptıktan sonra uçakta çıkan yangını söndürme çalışmaları, (Yerel Medya)

İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan kalkan Türk tescilli bir özel yolcu uçağı, dün sabah Libya’nın batısındaki Misrata Uluslararası Havalimanı’na inişi sırasında pistten çıkarak alev aldı. Yangın nedeniyle havalimanındaki uçuş trafiği geçici olarak durduruldu.

Trablus yönetimi yetkilileri kazanın "uçağın pistten çıkması" nedeniyle meydana geldiğini açıklasa da olay ülkede komplo teorilerini tetikledi. Bu kaza, geçen aralık ayında Geçici Ulusal Birlik Hükümeti Genelkurmay Başkanı Korgeneral Muhammed el-Haddad ve beraberindeki 5 kişiyi taşıyan uçağın Ankara'dan Trablus'a dönüş yolunda düşmesini yeniden hatırlattı.

Haddad ve beraberindekileri taşıyan düşen uçağın enkaz parçaları (Batı Libya İçişleri Bakanlığı)
Haddad ve beraberindekileri taşıyan düşen uçağın enkaz parçaları (Batı Libya İçişleri Bakanlığı)

Resmî açıklamalar ve hasar durumu

Ulusal Birlik Hükümeti Ulaştırma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, mürettebattan ölen ya da yaralanan olmadığı, yangının kontrol altına alındığı ve havacılık güvenliğinin sağlanması için gerekli tedbirlerin alındığı belirtildi.

Misrata Havalimanı Genel Müdürü resmi sayfada yayınlanan görüntülü açıklamasında, C68A tipi uçağın saat 10:06’da teker koyduktan hemen sonra sol tarafa savrulduğunu, ardından tekrar piste dönerek alev aldığını aktardı.

Yerel basında yer alan bilgilere göre, charter/hava taksi hizmeti veren uçakta sadece 3 kişilik mürettebat (Alman kaptan pilot, Türk yardımcı pilot ve Türk kabin memuru) bulunuyordu. Sözcü gazetesinin haberine göre uçağın Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Akın’a ait "TC-AKF" tescilli özel jet uçağı ve sabah saat 05:45'te Atatürk Havalimanı'ndan havalandığı öğrenildi. Yaralanan mürettebatın hastaneye kaldırıldığı ve sağlık durumlarının iyi olduğu bildirildi.

Komplo iddiaları ve tepkiler

Sosyal medyada ve kamuoyunda uçağın Ulusal Birlik Hükümeti Savunma Bakan Müsteşarı Abdussalam ez-Zubi’nin kardeşi M'hammed Zubi "el-Abus" dahil üç önemli Libyalı ismi almak üzere Misrata'ya geldiği yönünde iddialar yayıldı.

Hükümete yakın bir medya yetkilisi ise Şarku’l Awsat’a yaptığı kısa açıklamada bu iddiaları reddederek, bunları "Libya dışından faaliyet gösteren siyasi aktivistler tarafından körüklenen kuruntular" olarak nitelendirdi. Olay, 2011'de Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesinden bu yana yaşanan gizemli suikastlar silsilesini yeniden gündeme taşıdı.

Dün Libya'nın Misrata Havalimanı'na iniş yaptıktan sonra uçakta çıkan yangını söndürme çalışmaları, (Yerel Medya)
Dün Libya'nın Misrata Havalimanı'na iniş yaptıktan sonra uçakta çıkan yangını söndürme çalışmaları, (Yerel Medya)

Libya'da düşen uçağa ilişkin uzman değerlendirmesi: "pistten çıkma bir sebep değil, sonuçtur"

Dün Libya'nın Misrata Havalimanı'na iniş yaptıktan sonra alev alan uçaktaki yangını söndürme çalışmaları yerel medyaya yansırken, hava taşımacılığı uzmanları olayın teknik boyutunu değerlendirdi.

Libyalı Hava Taşımacılığı ve Sivil Havacılık Uzmanı Dr. Muhammed Muhammed İsa, uçağın Türk şirketi "BKNJET" tarafından işletildiğini ve Türk Sivil Havacılık tesciline "TC-AKF" koduyla kayıtlı olduğunu belirtti. İsa, uçağın iş seyahatleri ve hava taksi hizmetleri için kullanılan, iki motorlu, gelişmiş elektronik donanıma sahip modern ve orta ölçekli bir özel jet olduğunu ifade etti.

Bu model uçakların geçmişte de benzer olaylara karıştığına dikkat çeken İsa, 2019 yılında ABD'de iniş sırasında yaşanan bir pistten çıkma kazasını örnek gösterdi. Ancak yapılan incelemelerin kazayı yaklaşma ve iniş süreçlerindeki bir dizi faktörle ilişkilendirdiğini, uçağın genel tasarımında kronik bir kusur bulunduğunun kanıtlanmadığını vurguladı.

Havacılık ilkelerine değinen Libyalı uzman değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

"Havacılıkta pistten çıkmak bir sebep değil, bir sonuçtur. Gerçek sorulara yalnızca yapılacak detaylı inceleme cevap verebilir: İniş hızı uygun muydu? Teker koyma noktası doğru mu seçildi? Rüzgâr şartları nasıldı ve pistin durumu neydi? İncelemeler tamamlanmadan uçağı, mürettebatı veya pisti doğrudan suçlamak için henüz çok erken."


Somaliland: Açıklanan ortaklıkların haritası ve bölgesel belirtilerin sınırları

Fotoğraf: Hargeisa'nın güvenlik ve istihbarat ilişkilerinin açıklanan çekirdeğini beş taraf oluşturuyor ve İsrail de bunlardan biri (AFP)
Fotoğraf: Hargeisa'nın güvenlik ve istihbarat ilişkilerinin açıklanan çekirdeğini beş taraf oluşturuyor ve İsrail de bunlardan biri (AFP)
TT

Somaliland: Açıklanan ortaklıkların haritası ve bölgesel belirtilerin sınırları

Fotoğraf: Hargeisa'nın güvenlik ve istihbarat ilişkilerinin açıklanan çekirdeğini beş taraf oluşturuyor ve İsrail de bunlardan biri (AFP)
Fotoğraf: Hargeisa'nın güvenlik ve istihbarat ilişkilerinin açıklanan çekirdeğini beş taraf oluşturuyor ve İsrail de bunlardan biri (AFP)

Amani et-Tavil

Son iki yılda Hargeisa, en az beş güvenlik ve istihbarat çevresinin hesaplarının kesiştiği bir merkez haline geldi. Bunlar yakın komşu Etiyopya, Kızıldeniz limanlarına yönelik Körfez ilgisi, Cibuti’deki üssüne jeopolitik alternatif arayan ABD, sömürge himayesine dayanan İngiliz güvenlik mirası ve son olarak, yakın zamana kadar resmi söylemin bir parçası olmayan, giderek büyüyen bir İsrail varlığı. Son aylarda yayınlanan uluslararası ve bölgesel haberler, sadece ortaklarda bir çeşitlenme değil, aynı zamanda Somaliland'ın uluslararası tanınma konusunda sessiz bir diplomatik rekabetin konusu olmaktan çıkıp, sahadaki gerçeklerin siyasi tanımaya tabi olmak yerine ondan önce geldiği, fiili bir istihbari ve askeri konumlandırma alanına döndüğünü ortaya koyuyor.

Bu bağlamda, Hargeisa'nın güvenlik aygıtının bölgesel ve uluslararası ortaklarıyla geliştirdiği istihbarat ve güvenlik etkileşiminin modelini analiz etmek çok önemli. Bu analiz, bahsedilen etkileşimin açıklanmış çerçevesinden yola çıkmalı. Ardından bu çerçevenin resmi söylemde o kadar öne çıkmayan, ancak tabloya katkıda bulunan son araştırma haberleri ile ne ölçüde örtüştüğünü incelemeli.

Birçok kaynak, Hargeisa'nın güvenlik ve istihbarat ilişkilerinin açıklanan çekirdeğini beş tarafın oluşturduğu konusunda hemfikir. Bunların katılımlarının niteliği, doğrudan istihbarat koordinasyonundan kritik altyapıdaki operasyonel ortaklıklara kadar değişiyor.

Etiyopya hem coğrafi olarak hem de güvenlik açısından Somaliland'ın en yakın bölgesel ortağı olmaya devam ediyor. Doğrudan bir sınır ile Etiyopya için hassas olan denize erişim konusunu paylaşıyorlar. Denize erişim konusu, Addis Ababa'yı Hargeisa ile askeri iş birliği konusunda doğrudan görüşmelere yöneltti. Daha önce bu görüşmeler, Addis Ababa'nın Mogadişu'nun diplomatik baskısı altında geri adım atmasından önce, Aden Körfezi'ndeki 19 kilometrelik bir kıyı şeridi ile ilgili müzakereleri de içeriyordu. Bu konu, açık kaynaklı istihbarat konusunda uzman araştırmacıların, 2025 sonlarından beri aktif olan tedarik yolu Berbera Limanı üzerinden Asosa'daki Etiyopya Savunma Kuvvetleri üssüne askeri sevkiyat akışını tespit etmesiyle yeni bir boyut kazandı. Bu, ortak sınır koordinasyonunu Sudan savaşı ve Hızlı Destek Kuvvetleri’ni (HDK) destekleme yollarıyla bağlantılı daha geniş bir meseleye bağlıyor.

Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) gelince, yıllardır Berbera Limanını ve tesislerini idare ederek hayati öneme sahip altyapı konusunda en yakın ortak konumunda bulunuyor. Bu rol, son zamanlarda daha gelişmiş bir savunma boyutuna evrildi. Somaliland Cumhurbaşkanı Abdurrahman Muhammed Abdullahi'nin (Iro) BAE tarafından gönderilen özel bir uçakla Abu Dabi'ye yaptığı ziyaret, BAE'nin bölgenin hava savunmasını güçlendirme çabasına işaret ediyor ve limanlara yapılan ticari yatırımlardan daha derin bir güvenlik ortaklığına doğru kaymayı yansıtıyor.

Fransız basınında yer alan haberler, Berbera Havaalanı pistinin güneyinde, 2025 yılının ekim ayından bu yılın mart ayına kadar kazılan en az 18 hendek de dahil olmak üzere kapsamlı kazı çalışmalarının, yeraltı mühimmat ve yakıt depolama tesislerinin inşasına işaret ettiğini vurguladı. BAE'nin pist iyileştirmeleri, askeri hangarların inşası ve savaş gemilerinin yanaşabileceği bir deniz iskelesi de dahil olmak üzere önceki projelerin yanı sıra bu çalışmaları da gerçekleştiren taraf olduğuna inanılıyor.

Uluslararası düzeyde ise ABD, AFRICOM heyetleri aracılığıyla son aylarda Hargeisa'ya yaptığı ziyaretleri yoğunlaştırdı. Ziyaretlerin en dikkat çekici olanı, ABD Afrika Komutanlığı Komutanı General Dagvin Anderson'ın 1 Aralık 2025'te Berbera Havaalanı pistini ziyaret etmesiydi. Washington, Pekin dışındaki tek Çin askeri üssüne komşu olan Cibuti'deki üssüne jeopolitik bir alternatif bulma arzusunda olduğunu gizlemiyor, zira bu durum Amerikalılar için kabul edilemez. Buna ilave olarak, Cibuti Mayıs 2024'te Husilere karşı operasyonlar için topraklarının kullanılmasına izin vermeyi reddetmişti; Hargeisa ise diplomatik kazanımlar karşılığında bunu göz ardı etmeye hazır. Somaliland'ın, bölgenin bağımsızlığının ABD tarafından tanınması karşılığında, Berbera Limanı ve Afrika'nın en uzun pistlerinden birine sahip olan Berbera Havaalanında Washington'a konuşlanma hakkı teklif ettiği yönünde haberler var. Buna ilave olarak, Kızıldeniz'de seyrüsefere yönelik tehditlerle mücadele amacıyla Tomahawk füzelerinin depolanması olasılığıyla ilgili görüşmeler yapıldığına dair haberler de mevcut.

Londra'nın, yerel polis ve istihbarat gücünü desteklemeye ve sınır yönetimi ile organize suçla mücadele konusunda teknik tavsiyeler sunmaya odaklanan, daha sakin ancak tarihsel olarak uzun süredir devam eden bir koordinasyon yaklaşımını koruduğu söylenebilir. Bu, Washington'un sergilediği gibi yeni bir stratejik hamleden ziyade, İngiltere'nin bölgedeki güvenlik mirasının sürekliliğini yansıtıyor.

Cibuti de daha karmaşık bölgesel hesaplar tarafından yönetilen, düzensiz bir sınır ve istihbarat koordinasyonu yaklaşımını sürdürüyor. Cibuti, özellikle Amerikan askeri varlığına ev sahipliği yapma olasılığından kaynaklanan rekabetin gölgesinde, Somaliland'ın rolünde bölgedeki önemli bir uluslararası askeri ve lojistik merkezi olarak geleneksel konumunu tehdit edebilecek herhangi bir artıştan endişe duyuyor.

Paralel bir gelişme olarak, 2024'ten bu yana İsrail istihbaratı, üst düzey siyasi figürlerle gizli ilişkiler kurarak ve istihbarat şefleri ile Somaliland yetkilileri arasında doğrudan görüşmeler yaparak Somaliland ile sessiz etkileşimini yoğunlaştırmış bulunuyor. Bu süreç, sistematik bir açık belirsizlikle birlikte, bölgenin İsrail tarafından daha sonra tanınmasının diplomatik olarak önünü açtı. Yine bu süreç, İsrail Dışişleri Bakanı'nın 2026 yılının başlarında Hargeisa'ya yaptığı aleni bir ziyaretle doruk noktasına ulaştı. Bu etkileşimin, sembolik normalleşmenin ötesine geçen doğrudan güvenlik ve istihbarat boyutları bulunuyor. CNN'de yayınlanan bir haber, İsrail'in İran'a yönelik kuşatmasını genişletmesine olanak sağlayan gizli bölgesel üsler ağını ortaya çıkardı.

Berbera limanı ve havaalanı, bu sahneye dair herhangi bir analizde özel bir analitik değerlendirmeyi hak ediyor olabilir. Zira artık sadece tek bir tarafça yönetilen altyapı varlıkları olmaktan çıkıp, aynı anda beş veya altı uluslararası ve bölgesel aktörün çıkarlarının fiili kesişim noktası haline geldi. Bunlar; ticari ve askeri BAE yönetimi, Cibuti'ye alternatif olarak ABD’nin kendisine gösterdiği ilgi, İsrail istihbarat varlığı, Berbera-Hargeisa yolu üzerinden bölgedeki Etiyopya çıkarlarına hizmet eden lojistik tedarik yoludur. Dahası, liman ve havaalanı Hargeisa'nın çok yönlü diplomatik tanınmayı güvence altına almak için kullandığı bir pazarlık kozu olarak da değer taşıyorlar.

Tek bir coğrafi konum için yaşanan bu mücadele, bölgenin 1991'deki tek taraflı bağımsızlık ilanından bu yana herhangi bir döneme kıyasla Hargeisa'daki güvenlik ve istihbarat faaliyetlerinde son dönemdeki ivmeyi büyük ölçüde açıklıyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Berbera artık sadece ticari bir bakış açısıyla yönetilen bir ekonomik varlık değil; çeşitli tarafların rekabet alanı olan jeopolitik bir varlığa dönüştü. Bu taraflardan bazıları bunu Kızıldeniz'deki Husi tehditlerine karşı koymak için kullanırken, kimileri İran'a karşı bölgesel kuşatma stratejisinde, kimileri ise coğrafi olarak uzak ama stratejik olarak bağlantılı başka bir bölgesel savaş olan Sudan savaşı bağlamında bir tedarik hattı olarak kullanıyor.

Elbette, güvenlik ve istihbarat alanındaki bu genişleme, Hargeisa ve Mogadişu arasında bu düzenlemelerin meşruiyeti konusunda artan gerilimden ayrı olarak okunamaz. Ocak ayında Somali kabinesi, ulusal egemenliği korumayı amaçlayan ve Somaliland dahil olmak üzere bölgesel yönetimlerin federal hükümetten önceden izin almadan yabancı taraflarla anlaşma yapmasını yasaklayan bir yasa tasarısını onayladı. Resmî açıklamalarda, merkezi hükümetin yetkisini aşan herhangi bir siyasi veya diplomatik ilişkinin yasal meşruiyetinin olmadığı vurgulandı.

Bu yasal ve siyasi gerilim, Somaliland'ı hassas bir durumda bırakıyor: Sınırları içindeki yabancı istihbarat ve askeri varlık ne kadar derinleşirse, bu varlığı haklı çıkarmak için diplomatik desteğe olan ihtiyacı da o kadar artıyor. Bu durum, BM tarafından tam olarak tanınmayı beklemek yerine (ki bu yakın gelecekte gerçekleşmeyebilir), kısmi veya örtük uluslararası tanımayı (İsrail örneğinde olduğu gibi) güvence altına alma yönündeki artan çabasını açıklıyor.

Uluslararası istihbarat ve askeri varlıktaki bu artışın, Somaliland'ın kendi içindeki kırılgan güvenlik durumuyla eş zamanlı gelmesi çarpıcı bir paradoks. Bölge Las Anod ve Boorama (Awdal bölgesinin başkenti) şehirlerinde huzursuzluklara sahne oldu, bu durum Hargeisa'nın çözülmemiş iç gerilimler arasında artan sayıda dış güvenlik ortaklığını yönetme kapasitesi hakkında soruları gündeme getiriyor. Somaliland'ın konumunu haklı çıkarmak için yerel yetkililer tarafından sunulan güvenilir bir güvenlik ortağı ve çalkantılı bölgede bir “istikrar modeli” imajı ile sahadaki iç kırılganlık gerçeği arasında çelişki bulunuyor. Bu da Somaliland'a Cibuti'ye alternatif bir güvenlik dayanağı veya İran ve Husilere karşı bir istihbarat müttefiki olarak uluslararası ve bölgesel güven duymayı, gerçek bir iç güvenlik krizi senaryosunda henüz test edilmemiş tehlikelerle dolu riskli kumara dönüştürüyor.

Bu dosyanın geleceğine ilişkin herhangi bir stratejik değerlendirmede ortaya çıkan soru, Somaliland'ın yakın gelecekte geniş çapta bir uluslararası tanınırlık kazanıp kazanmayacağı değil, ki Somali ve Afrika'nın devam eden muhalefeti göz önüne alındığında bu pek olası görünmüyor. Asıl soru; Hargeisa'nın, coğrafi konumunu paylaşan ancak aynı nihai stratejik hedefleri mutlaka paylaşmayan taraflar arasında dolaylı bir çatışma alanı haline gelmeden, topraklarındaki bu artan istihbarat rekabetini yönetebilecek kapasitede olup olmadığıdır.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Bağdat’ta ‘silahların devletin elinde toplanması’ sürecinin altını oyma girişimleri… Milis gruplarının silah cephaneliği 2028’e kadar kalacak

13 Eylül 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen bir tören sırasında, polis akademisi mezunları Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin önünde geçit töreni düzenledi. (Hükümet medya ofisi)
13 Eylül 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen bir tören sırasında, polis akademisi mezunları Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin önünde geçit töreni düzenledi. (Hükümet medya ofisi)
TT

Bağdat’ta ‘silahların devletin elinde toplanması’ sürecinin altını oyma girişimleri… Milis gruplarının silah cephaneliği 2028’e kadar kalacak

13 Eylül 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen bir tören sırasında, polis akademisi mezunları Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin önünde geçit töreni düzenledi. (Hükümet medya ofisi)
13 Eylül 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen bir tören sırasında, polis akademisi mezunları Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin önünde geçit töreni düzenledi. (Hükümet medya ofisi)

Bağdat’ta uzun süren toplantıların ardından iktidar koalisyonundaki liderler, ABD’nin çekilmesinin ardından yapılacak düzenlemeler, özellikle de devlet dışındaki silahların akıbeti konusunda İran yanlısı grupların temsilcileriyle bir uzlaşmaya varabileceklerini düşündü.

Ancak geçtiğimiz perşembe günü Irak’ın güneyinden, İran sınırı yakınlarından Suudi Arabistan’daki petrol tesislerine yönelik saldırıların düzenlenmesinin ardından bu liderler, büyük olasılıkla kendilerini ‘kontrol etmedikleri bir sahnede rol arayan siyasetçiler’ konumunda buldu.

Şarku’l Avsat’a konuşan özel kaynaklar ve yetkililer, son saldırılardan önce grupların İran’ın desteğiyle ‘silahların devletin kontrolünde toplanmasına yönelik planı etkisiz hale getirmeyi başardığını’ belirtti. Kaynaklara göre gruplar, Başbakan Ali ez-Zeydi’yi siyasi açıdan kuşatarak baskı ve uygulama araçlarını elinden aldı.

Bağdat’taki farklı devlet kurumlarında görev yapan yetkililer arasında umutsuzluk giderek artıyor. Yakın zamanda Irak’ı ziyaret eden Amerikalı bir yetkiliyle yaptığı görüşmede üst düzey bir Kürt yetkili, mevcut siyasi sistemi ‘frenleri olmayan, yokuş aşağı hızla ilerleyen eski bir otobüse’ benzetti.

‘Saatli bomba’

Son haftalarda silahların sınırlandırılması için yürütülen müzakerelerde yer alan komitenin üyeleri; eski başbakan Nuri el-Maliki, eski başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri, en az dört toplantıda saatler süren görüşmeler gerçekleştirerek temelini ‘silah kullanılmaması’ ilkesinin oluşturduğu, ancak ‘silahlardan vazgeçilmemesi’ şartını içeren bir uzlaşmayı müzakere etti.

Kaynaklara göre, bu şeklî formüle rağmen grupların temsilcileri, baş müzakerecilerin itirazı olmaksızın uzlaşmanın içine bir ‘saatli bomba’ yerleştirdi. Buna göre, silahların kullanılmaması konusunda varılacak herhangi bir anlaşma, belirli koşullar altında geçersiz sayılabilecekti. Taraflar ayrıca grupların silahlarını nihai olarak devletin kontrolüne vermeyi kabul etmesine kadar uzanan ve 2028’in başına kadar sürecek bir takvim üzerinde anlaşmaya vardı.

Birçok kişi, Şarku’l Avsat’ın ilk ayrıntılarına ulaştığı bu takvimin, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Iraklı gruplara ABD ile ‘zaman kazanmaları’ yönündeki yaklaşımının bir yansıması olduğuna inanıyor.

Bu atmosferde, Koordinasyon Çerçevesi’ndeki liderler, aylar süren siyasi durgunluğun ardından yeniden sahaya çıktı. Bu gelişmede, Kalibaf ve geçen ay Bağdat’ı yoğun şekilde ziyaret eden diğer İranlı yetkililerin yürüttüğü İran baskısı etkili oldu. Söz konusu baskının amacı, ABD’nin Ali ez-Zeydi hükümetine verilen benzeri görülmemiş desteğin ardından elde etmeye başladığı kazanımların önüne geçmekti.

dfrgt
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri, İmar ve Kalkınma İttifakı Başkanı Muhammed Şiya es-Sudani (Koordinasyon Çerçevesi)

Ali ez-Zeydi hükümetinin kurulmasının ardından Irak’ta ve bölgede, siyasi sistemin en karmaşık dosyalarından birinin çözülebileceğine ilişkin umutlar arttı. Ancak zamanla grupların ‘Bağdat’ta art arda kurulan hükümetleri etkisiz hale getirme konusunda deneyimli’ olduğu ortaya çıktı.

Bağdat’taki güç dengesi değişti. Şii gruplar ve partilerden kişiler, 30 Eylül’ün artık silahların sınırlandırılması için bir tarih olmaktan ziyade ‘grupların zafer günü’ haline geldiğini ifade ediyor. Bu sırada ABD güçleri, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) Erbil kentindeki en yakın müttefiklerine dahi hava savunma sistemleri bırakmadan Irak’tan çekilme sürecini hızlandırıyor.

Garantisi olmayan bir zaman çizelgesi

Suudi Arabistan’daki Doğu-Batı petrol boru hattına yönelik saldırıdan yaklaşık bir hafta önce, Koordinasyon Çerçevesi müzakerecileri ile grupların temsilcileri, 2027 sonuna kadar uzanan bir takvim üzerinde anlaşmaya vardı. Şarku’l Avsat’ın ulaştığı taslağa göre, herhangi bir güvence içermeyen anlaşmada Iraklı gruplar, silahlarını teslim etmeden savaşçılarını Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) bünyesinde tugaylar şeklinde birleştirmeyi taahhüt ediyor. Bu sürecin 30 Eylül’de başlayarak 31 Aralık 2026’ya kadar sürmesi öngörülüyor.

Anlaşmanın ikinci aşamasının 2027’nin başında başlaması ve Türk güçlerinin Irak’tan çekilmesinin takvime bağlanması planlanıyor. Çekilmenin gelecek yıl 1 Temmuz’da tamamlanması hedefleniyor. Üçüncü aşamada ise Haşdi Şabi, Koordinasyon Çerçevesi, gruplar ve hükümetten oluşan dört taraflı bir komite kurulması ve bu komitenin entegrasyon ile Türk güçlerinin çekilmesi sürecinin uygulanmasını 2028’in başına kadar izlemesi öngörülüyor.

Ancak grupların temsilcileri, planı belirli bir şartla kabul etti. Toplantının içeriğine vakıf iki kişinin aktardığına göre, uygulamanın herhangi bir aşamasında İran’a karşı savaşın yeniden başlaması veya Koordinasyon Çerçevesi ya da gruplardan herhangi bir tarafın varoluşsal bir tehditle karşı karşıya kalması halinde anlaşma ‘tek taraflı olarak derhal geçersiz sayılacak’.

Kaynaklardan biri Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Gruplar anlaşmanın uygulanacağı aşamalar boyunca yabancı şirketleri ve diğer hedefleri vurmama taahhüdünde bulunuyor” dedi.

axscdfvgbh
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısına katılırken (INA)

Son aylarda Iraklı yetkililer, ABD’deki diplomatik ve istihbarat çevrelerine Bağdat’ın İran tarafından bölgedeki dört başkentte oluşturulan ‘cepheler birliğinden’ çıktığını bildiriyordu. Ancak yetkililer, devlet dışındaki silahlar sorununu çözmek için ‘özel bir muameleye’ ihtiyaç duyduklarını belirtiyordu.

Son anlaşma taslağı dikkate alındığında, grupların bölgesel savaş ile silahların devletin kontrolünde toplanması süreçlerini hâlâ birbirine sıkı şekilde bağlı tuttuğu görülüyor.

Koordinasyon Çerçevesi, ‘direnişçileri’ koruyor

Koordinasyon Çerçevesi’ndeki dört lider ile grupların temsilcileri arasında ‘direnişçilerin korunması’ gerektiği konusunda uzlaşma sağlandı. Toplantıya katılan bir lidere göre, son görüşmede 30 Eylül sonrasının çerçevesini ‘grupların bakış açısıyla’ ortaya koyan anlaşma taslağı hazırlandı.

Adının açıklanmamasını isteyen lider, “Anlaşma, koşullara bağlı olarak gelecek ekim ayının başında ilan edilebilir (...) hiçbir şey garanti değil” dedi.

Bu ayın başında gerçekleştirilen toplantıya, Ensarullah el-Evfiya lideri Haydar el-Garavi ile Ketaib Seyyid eş-Şüheda lideri Ebu Ala el-Velayi’nin yanı sıra Ketaib Hizbullah Genel Sekreteri Ebu Hüseyin el-Hamidavi’yi temsilen bir kişi ve en-Nuceba Hareketi lideri Ekrem el-Kabi’yi temsilen bir başka kişi katıldı. Bu grupların tamamı İran’a yakınlığıyla biliniyor.

Toplantının içeriğine vakıf iki kişinin aktardığına göre, grupların temsilcileri önceliklerini; ‘silahlardan vazgeçmemek ve herhangi bir operasyonun, şeklen dahi olsa, ABD’ye teslim olunuyormuş görüntüsü vermesinden kaçınmak, ancak Amerikalıları Ali ez-Zeydi hükümetine sağlanan desteği kesmeye itecek bir gerilime de yol açmamak’ şeklinde belirledi.

İktidar koalisyonunda görev yapan üst düzey bir siyasi danışman, grupları hükümet karşısında öne çıkaran yeni yaklaşımın, Şii partilerin kulislerinde Amerikalıların da silahların kullanılmaması şartıyla bunların şeklen devletin kontrolünde toplanmasına itiraz etmeyeceğine ilişkin bilgilerin sızmasının ardından güçlü bir ivme kazandığı görüşünde.

Gruplarla yürütülen müzakerelerin sonuç vermeyeceğine ilişkin kanaat giderek güçlenirken, silahların dondurulmasını veya düzenlenmesini güvence altına alacak asgari bir anlaşmanın yapılmasının yeterli olabileceği düşünülüyor. Danışman, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Silahların sınırlandırılmasıyla ilgilenen Amerikalıların ve Iraklı yetkililerin içine umutsuzluk sızmaya başladı. Hatta bazıları planın başarıya ulaşması için baskı yapmayı tamamen bıraktı ve grupların oyunlarından duydukları bıkkınlık nedeniyle dosyayı kendi haline bıraktı” dedi.

Ancak Şarku’l Avsat’a konuşan ve adının açıklanmasını istemeyen Iraklı bir yetkili, ABD’nin tutumunun yumuşak olduğu varsayımına karşı uyarıda bulundu. Yetkili, ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı olarak Steven Fagin’in atanmasıyla eş zamanlı olarak son dönemde bazı mesajların ulaştığını belirtti.

Yetkili, “Özel toplantılarda, Washington’ın grupların elindeki silahları düşman bir devletin cephaneliği olarak değerlendirdiği ve Bağdat’ın bunları elinde tutmasına izin verilemeyeceği, aksine bu silahların imha edilmesi gerektiği yönünde görüşler dile getiriliyor” dedi.

Tarafsız kimse yok

Ali ez-Zeydi, Koordinasyon Çerçevesi ile gruplar arasındaki müzakerelere daha az dahil oldu. İktidar koalisyonundan bir danışmanın ifadesiyle bunun nedeni, ‘müzakere eden tarafın yeterince tarafsız olduğunu düşünmemesi’ olabilir.

Koordinasyon Çerçevesi’nin kısa süre önce Bağdat’ta düzenlediği toplantıda ez-Zeydi, Şii parti liderlerine, “Size karşı açık konuşacağım, gruplarla müzakere eden komite taraflı... Ona güvenmenin doğru bir karar olduğunu düşünmüyorum” dedi.

Ancak ez-Zeydi de silahların devletin kontrolünde toplanması sürecini yavaşlattı. Ez-Zeydi’ye yakın kişiler, onun ‘geçen temmuzun ortasında ABD Başkanı Donald Trump’la görüşmesinin ardından başlattığı sürecin ne kadar gerçeklikten uzak olduğunu fark ettiğini’ belirtti. Buna karşılık üst düzey bir lider, “Komitede deneyimli ve uzman isimler bulunuyor. Üstelik son derece karmaşık bir görev yürütüyorlar; bunu başaramadılar ve başaramayacaklar” dedi.

cvfbg
Irak’taki Halk Seferberlik Güçleri’ne (Haşdi Şabi) bağlı bir devriye (Halk Seferberlik Güçleri internet sitesi)

Bağdat’taki hükümet çevrelerine yakın bir kişinin aktardığına göre, ‘ez-Zeydi biraz geri adım atmaya karar verdi, ancak bunu hesaplı bir şekilde ve projeden vazgeçmeden yapıyor’. Üst düzey bir yetkili de toplantılardan birinde ez-Zeydi’nin şu sözleri söylediğini aktardı: “Çıkmazın tek çözümü, silahlar üzerinde devlet otoritesini tesis etmek.”

Gruplar ile Koordinasyon Çerçevesi liderleri arasında gerçekleştirilen dört toplantıya paralel olarak ez-Zeydi, en-Nuceba Hareketi ve Ketaib Seyyid eş-Şüheda ile ikili görüşmeler yürüttü. Güvenilir kaynaklar, ez-Zeydi’nin silahların bırakılması konusunda makul bir formül karşılığında bu iki gruba ‘sivil ayrıcalıklar’ olarak nitelendirilen bazı imkanlar sunduğunu belirtti.

Milis grupları daha fazlasını talep ediyor

Ancak gruplar bununla yetinmiyor. Gruplardan birinin sorumlusuna yakın bir kişi, grupların ‘hukuki takibata uğramayacaklarına ve üyeleri ile liderlerinin geçmişlerinin incelenmeyeceğine dair güvence aradığını’ belirtti. Aynı kişi, “Herkes bu güvenceleri kimsenin veremeyeceğini biliyor, ancak bunları şart koşmak zaman kazanma sürecinin bir parçası” dedi.

En-Nuceba Hareketi’ne yakın bir kişi ise grupların ‘sivil ayrıcalıkları (burada devlet kurumlarındaki görevler kastediliyor), DEAŞ’la mücadelede oynadıkları rolün doğal bir karşılığı olarak gördüğünü’ söyledi. Aynı kişi, Ketaib Hizbullah’ın hükümetle yürütülen ikili görüşmelerin parçası olmadığını, bunun nedeninin ise ‘daha ağır şartlar öne sürmelerine yol açan derin bir güven krizi’ olduğunu belirtti.

reftbh
Irak’taki Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) mensupları, 29 Temmuz 2026 tarihinde Basra Operasyon Komutanlığı binası önünde nöbet tutuyor. (Reuters)

Hükümetin grupları bir uzlaşmaya çekme girişimleri büyük ölçüde sonuçsuz kaldı. ABD’li yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, görüştüğü Iraklıların ‘ez-Zeydi’nin dostları veya müttefikleri olmadan tek başına kaldığını düşündüklerini’ söyledi. Yetkili ayrıca, “Silahların devletin kontrolünde toplanması sürecinin tamamı çıkmaza girdi ve bu durumdan nasıl çıkacaklarını bilmiyorlar” ifadesini kullandı.

ABD’li yetkili, Erbil’deki Kürt yetkiliden de benzer bir umutsuzluk tonu duyduğunu belirterek, “Bağdat’taki hurda otobüsün büyük bir çarpışma sesi çıkaracağı gün gelecek (...) Bağdat’taki kardeşler gruplara fren yaptıramıyor” dedi.