Mazlum Abdi Al-Majalla'ya: Suriye-İran-Türk koordinasyonu bize karşı ve aşiret gerilimi sona erdi

SDG komutanı, Şam'ın güçlerini dağıtma taleplerini reddetti ve özerk yönetim için savundu ... ve Fırat'ın doğusundaki ABD-Rusya gerilimini "kontrollü" olarak nitelendirdi.

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Mazlum Abdi Al-Majalla'ya: Suriye-İran-Türk koordinasyonu bize karşı ve aşiret gerilimi sona erdi

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

İbrahim Hamidi

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) komutanı Mazlum Abdi, Al-Majalla'ya verdiği röportajda, Şam ve Tahran arasında yakın oldukları bazı aşiret temsilcilerini desteklemek için açık bir koordinasyon olduğunu ve Türkiye'nin de bu çizgiye katılarak bağlı Suriyeli silahlı grupları desteklediğini doğruladı. Üç ülkenin de başarılı olmadığını söyleyen Abdi, "Şu anda durum istikrarlı" dedi.

Abdi, Rusya'nın ‘aşiret gibi görünmeye çalışan’ silahlı grupları bombaladığını belirterek, Moskova'nın ‘yeni Türk genişleme operasyonları lehine durumu istismar etme formülüne’ katılmadığını söyledi. Abdi, ABD'nin aşiretlere karşı askeri operasyonlara katılmadığını da sözlerine ekledi. Ayrıca “İstikrar sağlama sürecinde hava desteği (keşif) dışında ABD desteğine ihtiyacımız yoktu” dedi.

Ukrayna'daki savaş zemininde ABD ile Rusya arasında Suriye'nin kuzeydoğusunda yaşanan gerilimlerin ‘en azından kontrol altında olduğunu’ vurguladı. Abdi, “Bölgelerimizin uluslararası ve bölgesel rekabete sahne olmamasını sağlamaya çalışıyoruz” dedi.

Abdi, Şam'a müzakere için gitmeyi reddetmediğini, ancak koşulların henüz olgunlaşmadığını ve Şam'dan herhangi bir çözüm belirtisi görmediklerini söyledi. Ayrıca, Suriye krizini sona erdirecek siyasi bir çözüme ulaşmaya yardımcı olmaları için Ruslardan yardım talep ettiklerini belirtti. Mazlum ABD, “Şam'ın gerçekçi bir siyasi çözümü kabul etmesini talep ediyoruz. Şam, hala inat politikasında ısrar ediyor. Krizi sona erdirmeye, barışı ve istikrarı sağlamaya yardımcı olacak herhangi bir gerçekçi teklifi reddediyor” dedi.

Mazlum Abdi, SDG'nin ‘profesyonel ve milli bir güç olduğunu ve Suriye savunma sisteminin bir parçası olmasını talep ettiklerini, ardından rolünün ve çalışmasının bir yasa ile düzenleneceğini’ de sözlerine ekledi. Abdi, ‘SDG'nin çözülmesine dair herhangi bir konuşmanın, mümkün olan herhangi bir siyasi çözümü engellemek için geldiğini ve diyalogda herhangi bir ciddiyeti yansıtmadığını’ söyledi.

SDG Komutanı, sözlerine şu şekilde devam etti: "Anlaşmazlıkları çözümsüz hale getirmek için zorlayıcı önkoşullar koymak ve kaos yoluyla çatışmayı sürdürmek, Şam'daki iktidar rejiminin kurtarılmasına yardımcı olmayacak ve herhangi bir çözüme yol açmayacaktır. Şam yönetimi çözümü geciktirirse, o zaman en büyük kaybeden yine kendisi olacaktır."

Mazlum Abdi, ‘özerk yönetim’ modelini ve ‘bölge sakinlerinin vesayetten, ötekileştirmeden ve dışlanmadan bağımsız olarak yerel politikalarını oluşturma ve temsilcilerini seçme hakkını’ savundu.

İşte Majalla’nın 20 Eylül 2023 tarihinde yaptığı röportajın metni:

-Son zamanlardaki aşiretlerle yaşanan gerginliğin ardından sahadaki durumu nasıl görüyorsunuz?

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki son zamanlardaki gerginlik dar bir alanda yaşandı. Beş köyde ara sıra huzursuzluk yaşandı. Ancak durum şu anda istikrar kazandı. Hizmetleri yeniden sunmaya, halkın taleplerini karşılamaya ve sorunlarını çözmeye çalışıyoruz. Bu konuda bir söz verdik ve bu gerginliklerin yaşanmasına neden olan tüm nedenleri ele almaya kararlıyız.

-Ebu Havle’yi Deyr-i Zor Askeri Meclisi'nden neden görevden aldınız?

Kuvvetlerimiz, Ahmed el-Hubeyl'in (Ebu Havle) görevden alınmasının gerekçelerini açıklayan bir bildiri yayınladı. Kararımız, bölge sakinlerinin ve kanaat önderlerinin birçok raporu ve şikayetini gözden geçirdikten sonra dış güçlerle iletişimi ve koordinasyonuyla ilgili birçok suç ve suistimal işlediği için kuzey ve doğu Suriye Başsavcılığı'ndan tutuklama emri üzerine verildi.

-Şam'ın aşiretlerin hareketindeki rolü nedir?

Şam, Fırat'ın doğusunda kaos yaratmaya çalıştı. Bunun için sürekli medya üzerinden kışkırtma yaptı ve kendisine bağlı silahlı aşiret gruplarını bizimle savaşa sokmaya çalıştı. Daha önce, rejimin bizim bölgelerimizi ele geçirmek için Fırat'ın diğer yakasında silahlı gruplar oluşturma planlarını ortaya çıkardık. Ancak bu grupların doğu yakasına geçme girişimlerini hızla ve kararlı bir şekilde durdurduk.

-Son gerilimden sonra sizinle Şam arasında herhangi bir iletişim oldu mu? Sonucu ne oldu?

Resmi olarak Şam ile aramızda herhangi bir iletişim olmadı.

-Şam, Ankara ve Tahran'ın aşiretlere destekte koordineli olduğunu düşünüyor musunuz?

Şam ve Tahran'ın yakın oldukları bazı aşiret temsilcilerini desteklemeye yönelik açık bir koordinasyondan bahsedebiliriz. Ancak Türkiye de bu çizgiye girdi ve aşiret adı altında kendisine bağlı Suriyeli silahlı grupları desteklemeye başladı. Deyr-i Zor dışındaki Münbiç, Tel Temr ve Ayn İsa gibi bölgelerde, bölgelerimize paralel saldırılar düzenlemek için ciddi girişimlerde bulunuldu. Üç tarafın da bazı aşiretlerin mensuplarını kendi gündemlerini gerçekleştirmek için istismar etmek istediğinden bahsedebiliriz. Bu gündemler farklı olsa da amacı açıktır: Kuvvetlerimize darbe vurmak ve bölgenin bileşenleri tarafından kabul edilen formül olan özyönetim sistemini yıkmak. Onlar, mezhepsel dil kullanarak aşiretlerle ve yerel toplumla olan iyi ilişkilerimizi bozmak istediler, ancak bunda başarılı olamadılar.

-Suriye'nin kuzeydoğusunda Arapların zulüm gördüğünü söyleyenler var. Cevabınız nedir?

Bölgelerimizde zulüm gören veya zulüm eden bir etnik gruptan bahsedemeyiz. Bu mantığı ve bu suçlamaları şiddetle reddediyoruz. Özerk Yönetim bölgenin tüm çocuklarını temsil ediyor ve kuvvetlerimizin en güçlü noktası saflarında güçlü bir Arap varlığıdır. Açıkçası, bölgelerin, DEAŞ'ın terörizmi, kaynakların ve hizmetlerin eksikliği ve bölgenin istikrarını bozmaya çalışan birçok tarafın girişimleri nedeniyle zulüm gördüklerinden bahsedebiliriz. Zor koşullara maruz kalan bölgelerde halkın sorunlarını ciddi bir şekilde çözmeye çalışıyoruz ve burada bu sorunları en kısa sürede çözme sözü verdiğimizi tekrarlıyorum.

-Son gerilimde Rusya'nın tutumu nasıldı? Münbiç kırsalındaki aşiretlerin bombalanmasına size destek verildiğini düşünüyor musunuz?

Aslında, Rusya sizin dediğiniz gibi aşiretleri bombalamadı, bu sefer kendilerini aşiret olarak göstermeye çalışan silahlı grupları bombaladı. Rusya, cephelerin sakinliğini korumaya ve Türkiye yanlısı silahlı grupların genişlemesini önlemeye çalıştı. Rusya'nın bizi desteklediğini söylemek yerine, durumun Türkiye'nin yeni genişleme operasyonları için faydalanılmasın diye bir formül üzerinde anlaşmaya varmadığını söylemek daha doğru olacaktır. Özellikle 2019'da uluslararası koalisyonun Fırat’ın batısından çekilmesinin ardından bu bölgenin istikrarını korumak için Rusya ile eskiden beri anlaşmalarımız var. Rusya'nın Fırat'ın batısındaki nüfuz alanlarında herhangi bir değişikliğe razı olmadığı görülüyor.

-Peki ya ABD? Sadece keşif uçuşu yaptı ama askeri olarak size destek vermedi. Açıklamanız nedir?

Yeniden istikrar sağlama sürecinde, keşif uçuşları dışında, ABD desteğine ihtiyacımız yoktu. Kuvvetlerimizin yeteneklerine ve mevcut güvenlik gerilimlerini karşılayabileceklerine güveniyorduk. Ayrıca, bölge sakinlerinin çoğunun kuvvetlerimizin başlattığı 'güvenliği güçlendirme' kampanyasını destekleyeceğine güveniyorduk. Gerçekten de olan buydu.

Bölgelerimizde zulüm gören veya zulüm eden bir etnik gruptan bahsedemeyiz. Bu mantığı ve bu suçlamaları şiddetle reddediyoruz. 'Özerk Yönetim' bölgenin tüm çocuklarını temsil ediyor ve kuvvetlerimizin en güçlü noktası saflarında güçlü bir Arap varlığıdır.

-ABD’li temsilciler sizinle aşiretler arasında arabuluculuk yapmayı önerdiler. Bu ne anlama geliyor?

Bu bağlamda ABD ile iki konuda hemfikiriz. DEAŞ'ın yenilgiye uğratılması ve bölgede istikrarın sağlanması konusunda ortak görevlerimizi tamamlamak bunlardan ilkidir. ABD’li temsilcilerin önerileri, DEAŞ'la mücadelede bir ortak olarak SDG'nin pozisyonunu güçlendirmek için bu bağlamda geliyor. ABD’li yetkililerin SDG ile ortaklık taahhütlerini yeniledikleri açıklamalarında hissettiğimiz budur. Ayrıca, birlikte kurtardığımız bölgelerde meydana gelen çalkantıları ve sorunları ABD tarafıyla genellikle paylaşırız.

-ABD Ordusu Genelkurmay Başkanı Mark Milley, Suriye'nin kuzeydoğusuna bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaret nasıl geçti?

ABD Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley'nin ziyareti, bölgedeki ABD kuvvetlerinin durumunu takip etmek, DEAŞ'ın yenilgisini sağlamaya yönelik operasyonların gidişatını incelemek ve ABD askerleriyle buluşmak amacıyla gerçekleşti. Ziyaret, SDG ile Uluslararası Koalisyon güçleri arasındaki ortaklığın hala güçlü olduğunu ve DEAŞ'ın yenilgisini sağlamaya yönelik çalışmaların devam ettiğini teyit etti.

dfre
Mazlum Abdi ve ABD Müşterek Görev Gücü Komutanı Paul T. Calvert, Suriye Demokratik Güçleri'nin 1 Ağustos 2021'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke şehrinde yıllık toplantısına katıldığı sırada (AFP)

-Bu ziyareti, ABD varlığının bir garantisi olarak görüyor musunuz? Bu konuda bilgilendirildiniz mi?

Pratik olarak, bu tür üst düzey ziyaretler, Washington'ın DEAŞ'ı yenme çalışmalarına yönelik taahhütlerini yeniliyor ve bölgenin Washington'ın güvenlik stratejisinde önemli bir rol oynadığını yansıtıyor. ABD’liler, bölgenin istikrarının ve DEAŞ'ın geri dönmemesini sağlamanın, kuvvetlerimizin yeteneklerini güçlendirmek ve desteğini sürdürmekle doğrudan bağlantılı olduğunu kabul ediyorlar.

-Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde askeri operasyon yapacağına dair tehditleri azaldı. Bunun nedenini nasıl yorumluyorsunuz?

Keşke tehditlerin azalması, Türk yetkililerin savaş tehdidinin bölge sorunlarını daha da kötüleştirdiğini anladıklarına işaret olsaydı. Ancak Ankara'nın tehditlerini azaltması, ABD veya Ruslardan yeşil ışık almasının zor olmasından kaynaklanıyor. Dolayısıyla, Türkiye'nin son iki yılda sık sık uyguladığı bu tür bir politikadan vazgeçmesi gerekiyor. Bence Türkiye'nin iç durumu ve ekonomik krizi, bu tür tehditleri sürdürmesini engelliyor. Bu tehditler, Türkiye'nin büyük güçlerle, özellikle ABD ile ilişkilerini bozuyor. Ayrıca, Türkiye'nin Arap (Körfez) ülkeleriyle ilişkilerinin düzelmesi, Türkiye'nin bölge ülkelerini kışkırtmaktan ve Suriye'de işgal ettiği bölgeleri genişletmeye çalışmaktan vazgeçmesine yardımcı oldu. Bu tehditlerin tamamen sona ermesini umuyoruz ve bölgenin istikrarını sağlamaya ve Suriye krizine, özellikle Türkiye'nin işgal ettiği bölgelerde yaşayanların geri dönüşünü garanti altına alacak bir çözüm bulmaya hizmet edecek herhangi bir diyaloga açığız.

-Suriye'nin kuzeydoğusunda ABD-Rusya gerginliği belki de Ukrayna yüzünden arttı. Bu size nasıl yansıdı?

Hala gerilimler minimum düzeyde veya daha doğrusu kontrol altında. Bölgelerimizin uluslararası ve bölgesel rekabetin bir arenası haline gelmesini istemiyoruz. Bölgelerimizdeki halkların çıkarları ve Suriye halkının çıkarı, güçlerimizle ilişkilerimizi şekillendiriyor. Bu nedenle, Suriyeli bir taraf olarak, uluslararası anlaşmazlıkların ve çatışmaların bölgelerimize yansımasını önlemeye veya uluslararası nitelikli çatışmaların bir parçası olmaya çalışıyoruz.

-ABD ve Rusya orduları arasındaki ilişkiyi nasıl dengeliyorsunuz?

ABD ordusuyla ilişkimiz, DEAŞ'a karşı savaş ve bölgenin güvenliğini korumak çerçevesinde şekilleniyor. ABD kuvvetlerinin bulunmadığı ve Rusya'nın nüfuz alanına giren bölgelerde ise, o bölgelerin istikrara kavuşması ve kaos ve teröre karşı korunması için bir koordinasyon biçimi kurmaya çalışıyoruz. İlişkilerimiz açıktır ve biz bir tarafın karşısında diğer tarafla saf tutmak istemiyoruz. Amacımız, Suriye’nin bu bölümünü, ülkenin krizini sona erdirecek adil bir siyasi çözüme ulaşana kadar korumaktır.

xscd
8 Ekim 2022'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Amerikan ve Rus kuvvetleri (AFP)

-Rusya'nın baskılarına rağmen neden Şam'a gitmeyi reddediyorsunuz? Şam ile anlaşmak için şartlarınız neler?

Şam'a gitmeyi reddetmiyoruz, ancak koşullar henüz olgunlaşmadı ve Şam'dan herhangi bir çözüm belirtisi, yanıt veya esneklik göremedik. Daha önce, Suriye krizini sona erdirecek siyasi bir çözüme ulaşmak için Rusya'dan yardım talep etmiştik. Şam'ın gerçekçi bir siyasi çözümü kabul etmesini istiyoruz. Bu amaçla, Yönetim, geçtiğimiz Nisan ayında Suriye krizini çözmek için bir girişimde bulundu, ancak Şam'dan herhangi bir yanıt alamadı. Bu, Şam'ın hala inat politikasında ısrar ettiği ve krizi sona erdirmeye ve barışı ve istikrarı sağlamaya yardımcı olacak herhangi bir gerçekçi teklifi reddettiği anlamına geliyor.

Rusya'dan, Suriye krizini sona erdirecek siyasi bir çözüme ulaşmamıza yardım etmelerini istedik. Şam'ın gerçekçi bir siyasi çözümü kabul etmesini istiyoruz... Şam, hala inat politikasında ısrar ediyor ve krizi sona erdirmeye ve barışı ve istikrarı sağlamaya yardımcı olacak herhangi bir gerçekçi teklifi reddediyor.

-Şam, SDG’nin feshedilmesini ve üyelerinin orduya katılmasını şart koşmuştu. Bu konudaki tutumunuz nedir?

SDG profesyonel ve milli bir güçtür. Biz, SDG’nin Suriye savunma sisteminin bir parçası olmasını ve ardından rolünün ve çalışmalarının, Suriyelileri terörden korumak için kuvvetlerimizin yaptığı büyük fedakarlıkları ve bölgelerimizi yüksek verimlilikle koruma yeteneğini dikkate alan özel bir yasayla düzenlenmesini talep ediyoruz. ‘SDG’nin feshedilmesi' hakkındaki herhangi bir konuşma, mümkün olan herhangi bir siyasi çözümü engellemek için geliyor ve diyalog için herhangi bir ciddiyeti yansıtmıyor. Şam'ın çözümü engellemeye yönelik zorlayıcı önkoşulları ve çatışmayı kaosla sürdürmeye olan güveni, Şam'daki iktidar rejimini kurtarmayacak ve herhangi bir çözüm üretmeyecektir. Şam ne kadar gecikirse, en büyük kaybeden yine kendisi olacaktır.

-Özerk Yönetimi'n geleceği nedir? Şam'ın yerel yönetimlere özerklik verilmesi önerisine karşı tutumunuz nedir?

Özerk Yönetimi'n geleceği, deneyimini koruma, geliştirme ve eksikliklerini düzeltme yeteneğine bağlıdır. Bu deneyimi savunmak, tüm Suriyelilerin görevidir. Gerçekler, Özerk Yönetim modelinin, merkezin diğer bölgeler üzerindeki tahakkümünü sınırlamak için en uygun model olduğunu ve halkın yerel politikalarını belirleme ve temsilcilerini vesayet, dışlama ve marjinalleştirmeden seçme hakkına sahip olduğunu göstermiştir. Şam'ın önerilerinde mevcut yerel yönetim kanununun geri dönüştürülmesi ve merkezi otoriteye hizmet edecek şekilde değiştirilmesinden bahsediliyor; bu da Şam'ın önerilerinin ne uzaktan ne de yakından merkezi olmayan bir yönetim biçiminden bahsetmediği anlamına geliyor.



Irak: Petrol Bakan Yardımcısı’na ait yüklü miktarda para ve altın ele geçirildi

Irak Petrol Bakan Yardımcısı’nın evinde ele geçirilen banknot desteleri (Irak Haber Ajansı/INA)
Irak Petrol Bakan Yardımcısı’nın evinde ele geçirilen banknot desteleri (Irak Haber Ajansı/INA)
TT

Irak: Petrol Bakan Yardımcısı’na ait yüklü miktarda para ve altın ele geçirildi

Irak Petrol Bakan Yardımcısı’nın evinde ele geçirilen banknot desteleri (Irak Haber Ajansı/INA)
Irak Petrol Bakan Yardımcısı’nın evinde ele geçirilen banknot desteleri (Irak Haber Ajansı/INA)

Yolsuzlukla suçlanan Irak Petrol Bakan Yardımcısı Adnan el-Cumeyli dosyasında yeni gelişmeler yaşanırken, hükümet ile yargının yolsuzlukla mücadele hamlesinin yalnızca alt düzey isimlerle sınırlı kalacağı, onları koruyan nüfuzlu siyasetçi ve partilere uzanmayacağı yönündeki endişeler sürüyor. Buna karşın hükümet çevreleri soruşturmaların devam ettiğini vurguluyor.

Merkezi Yolsuzlukla Mücadele Ceza Mahkemesi Soruşturma Hâkimi Ziya Cafer dün yaptığı açıklamada, tutuklu bulunan Petrol Bakanlığı Rafineri İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Adnan el-Cumeyli ve birlikte hareket ettiği öne sürülen kişilerle ilgili soruşturmada 25 milyar Irak dinarı, 1 milyon dolar nakit para ile yaklaşık 5 kilogram altın ziynet eşyasına el konulduğunu duyurdu.

Cafer, yazılı açıklamasında, soruşturma kapsamında bugüne kadar el konulan toplam meblağın 127 milyar Irak dinarı ve 24 milyon dolara ulaştığını belirtti. Ayrıca çok sayıda taşınmaz, araç ve altın ziynet eşyasının da haczedildiğini ifade etti.

Soruşturmaların sürdüğünü kaydeden Cafer, olayla bağlantısı bulunan diğer şüphelilerin takibi ile tüm yasal işlemlerin tamamlanmasına yönelik çalışmaların devam ettiğini bildirdi.

cdbthynju
Irak Petrol Bakan Yardımcısı’ndan ele geçirilen çantalar (Irak Haber Ajansı/INA)

Irak Dürüstlük Komisyonu kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Adnan el-Cumeyli’nin şimdiye kadar el konulan nakit varlıkları ve 70 taşınmazının toplam değerinin 250 milyar Irak dinarını (yaklaşık 191 milyon dolar) aştığını belirtti.

Irak İçişleri Bakanlığı da dün, Salahaddin vilayetinde Adnan el-Cumeyli dosyasında aranan şüphelilerden birinin yakalandığını duyurdu. Bakanlığın açıklamasında, Federal İstihbarat ve Soruşturmalar Ajansı ekiplerinin, el-Cumeyli’ye bağlı olduğu öne sürülen yolsuzluk ağına mensup bir şüpheliyi gözaltına aldığı bildirildi. Operasyonda 3 milyon dolardan fazla nakit para, 750 milyon Irak dinarı, çok sayıda hafif silah, yeni model araç ve şüphelinin evinde bulunan kamu ihalelerine ilişkin sözleşmelere el konulduğu aktarıldı.

Iraklı yetkililer, geçen hafta Adnan el-Cumeyli’nin ifadeleri doğrultusunda yolsuzluk suçlamasıyla aralarında milletvekilleri, siyasi blok liderleri ve eski valilerin de bulunduğu 15 kişiyi gözaltına almıştı. El-Cumeyli dosyasıyla bağlantılı olarak İçişleri Bakanlığı dün Salahaddin vilayetinde, Beyci Rafinerisi’nin bulunduğu bölgede aranan bir şüphelinin daha yakalandığını açıkladı.

Güvenlik kaynakları ise gözaltına alınan kişinin Beyci Rafinerisi’nin sözleşmelerden sorumlu müdürü olduğunu ve evinde yapılan aramada 3 milyon dolar ile 700 milyon Irak dinarı ele geçirildiğini bildirdi.

Hükümetin yolsuzlukla mücadele kapsamında attığı adımlar kamuoyunda geniş destek görse de, Başbakan Ali ez-Zeydi hükümetinin bu mücadeleyi kararlılıkla sürdürüp sürdüremeyeceği konusunda belirsizlik devam ediyor. Şüpheleri artıran unsurlar arasında Zeydi’nin daha önce, çaldıkları kamu kaynaklarını iade etmeleri karşılığında bazı sanıklarla ‘uzlaşma’ yapılabileceği ve serbest bırakılabilecekleri yönündeki açıklamaları da yer alıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, hükümeti kuran Şii Koordinasyon Çerçevesi kulislerinde son yolsuzluk operasyonlarına yönelik ciddi rahatsızlık oluştuğunu belirtti. Kaynaklara göre bazı Koordinasyon Çerçevesi liderleri, gözaltı dalgasının kendi çevrelerine ve destekçilerine uzanmasından endişe ederek Başbakan Zeydi’den operasyonların durdurulmasını talep ediyor.

cfgthyju
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (Hükümet medya ofisi)

Şii Koordinasyon Çerçevesi’ni oluşturan siyasi güçlerin büyük bölümü yolsuzlukla mücadele kampanyasına destek verdiğini açıklasa da, kaynaklar kamuoyuna yapılan açıklamalar ile kapalı kapılar ardındaki tutumların birbirini yansıtmadığını belirtiyor.

Kaynaklara göre, Koordinasyon Çerçevesi’nin olağan toplantısında son yolsuzluk operasyonlarının sonuçları ve olası etkilerinin yanı sıra, silahlı grupların silahsızlandırılması dosyası da ele alınacak. Bu başlığın, Başbakan Ali ez-Zeydi’nin ay ortasında Washington’a gerçekleştirmesi beklenen ziyaretin gündemindeki temel konular arasında yer aldığı ifade ediliyor.

Öte yandan Koordinasyon Çerçevesi’nden milletvekili Abdullah el-Heygani, Başbakan Ali ez-Zeydi ile Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan arasında, yolsuzluğa karışan isimlerin herhangi bir siyasi grubu diğerine karşı hedef almadan yargılanması konusunda mutabakat sağlandığını açıkladı.

El-Heygani dün yaptığı basın açıklamasında, Zeydi, Zeydan ve operasyonları yürüten güvenlik birimlerinin, hiçbir siyasi oluşumu diğerine karşı hedef göstermeden yolsuzlukla mücadeleyi sürdürme konusunda anlaştığını belirterek, operasyonların Irak’ın tüm vilayetlerine yayılacağını söyledi.

Milletvekili, yolsuzlukla mücadelede bir sonraki operasyon dalgasının çok sayıda şüpheliyi kapsayacağını, üçten fazla aşamada yürütüleceğini ve mevcut ile eski bakanlar, genel müdürler, milletvekilleri ve valileri de hedef alacağını ifade etti.

Irak Yolsuzlukla Mücadele Akademisi’nden Dr. Galib ed-Daami de yolsuzluk soruşturmalarının süreceği görüşünü paylaştı.

Daami, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, soruşturmaların iki paralel hat üzerinden yürütüldüğünü belirterek, bunlardan birinin ülke içindeki şüphelilere, diğerinin ise yurt dışına kaçan zanlılara yönelik olduğunu söyledi.

Yakında büyük miktarlarda krediyi Irak bankalarından kullandıktan sonra ne anaparayı ne de faizini ödeyen bazı iş insanlarını kapsayan yeni bir operasyon dalgasının başlatılabileceğini ifade eden Daami, hükümetin mevcut tutukluları, çaldıkları paraları iade etmeleri karşılığında serbest bırakacağı yönündeki iddiaların ise gerçeği yansıtmadığını dile getirdi.

Daami ayrıca, yargı ve denetim kurumlarının, Irak dışına kaçırıldığı öne sürülen kamu kaynaklarının geri alınmasına ilişkin 954 dosya ile cezaevindeki sanıkların yurt dışına aktardığı yolsuzluk gelirlerinin iadesine yönelik 262 hukuki başvuru üzerinde çalıştığını açıkladı.

bgtrynytn
(foto altı) Irak Petrol Bakan Yardımcısı’nın evinde ele geçirilen dolar desteleri (Irak Haber Ajansı/INA)

Irak Dürüstlük Komisyonu daha önce yaptığı açıklamada, hakkında mahkûmiyet kararı bulunan eski Vergi Genel Müdürlüğü Başkanı Usame Cevdet Hüsam’ın, Türkiye’de eşi adına kayıtlı 12 taşınmaza sahip olduğunu açıklamıştı. Komisyon ayrıca Hüsam’ın Türkiye ve Kuveyt’teki bankalarda bulunan hesaplarında da yüklü miktarda para bulunduğunu duyurmuştu.

Irak Adalet Bakanlığı ise önceki gün, son iki yıl içinde ülkeden yasa dışı yollarla çıkarılan kamu kaynaklarından 25 milyon dolardan fazlasının geri alındığını açıkladı. Bakanlık, çeşitli ülkelerde bulunan para, taşınmaz ve banka hesaplarının iadesi için hukuki ve adli sürecin sürdüğünü bildirdi.

Bakanlık Sözcüsü Ahmed Luaybi, Irak Haber Ajansı’na (INA) yaptığı açıklamada, varlıkların geri alınması sürecinin Federal Dürüstlük Komisyonu ile koordinasyon içinde ve uluslararası anlaşmalara dayanan hukuki mekanizmalar aracılığıyla yürütüldüğünü söyledi. Luaybi, bakanlığın çeşitli uluslararası davalarda önemli başarılar elde ettiğini belirterek, bu süreçte 25 milyon dolardan fazla kamu kaynağının geri kazanıldığını ve yurt dışındaki Irak varlıkları üzerindeki bazı haciz kararlarının kaldırıldığını ifade etti. Diğer dosyalara ilişkin takip ve uygulama çalışmalarının ise devam ettiğini kaydetti.

Luaybi ayrıca, geri alma sürecinin ilgili ülkelerde Irak mahkemelerinin verdiği kararların hukuki kanallar üzerinden ve görevlendirilen avukatların iş birliğiyle uygulanmasını kapsadığını belirterek, farklı ülkelerdeki banka hesapları ve taşınmazlara dağıtılmış diğer kamu varlıklarının geri kazanılması için çalışmaların sürdüğünü söyledi.


Üç yıllık savaşın ardından Gazze'de çadır hayatından başka bir şey bilmeyen bir nesil

Gazze Şeridi’nin kuzeyinde, eskiden Banksy’nin bir duvar resminin bulunduğu evin yanında duran bir Filistinli çocuk, 2015 (Mohammed Abed / AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyinde, eskiden Banksy’nin bir duvar resminin bulunduğu evin yanında duran bir Filistinli çocuk, 2015 (Mohammed Abed / AFP)
TT

Üç yıllık savaşın ardından Gazze'de çadır hayatından başka bir şey bilmeyen bir nesil

Gazze Şeridi’nin kuzeyinde, eskiden Banksy’nin bir duvar resminin bulunduğu evin yanında duran bir Filistinli çocuk, 2015 (Mohammed Abed / AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyinde, eskiden Banksy’nin bir duvar resminin bulunduğu evin yanında duran bir Filistinli çocuk, 2015 (Mohammed Abed / AFP)

Salim er-Reyyis

Muhammed Gabun (12), Gazze şehrinin merkezinin güneyindeki Rimmal semtinde ailesine ait evin enkazının önünde dururken artık bir mucize beklemiyor. Tek istediği Sivil Savunma ekiplerinin, o dönemde Hamas ile İsrail arasında ateşkesin ilan edileceği haberlerin geldiği geçtiğimiz yılın ekim ayında eve düşen bombanın altında kalan anne-babasının, kardeşlerinin ve yakınlarının cesetlerinin bulunması. Muhammed o gün evden sağ çıkan tek kişi olurken ailesinden yaklaşık kırk kişi halen enkaz altında. Kurtarılmaları ve defnedilmeleri için çıkarılmalarını sağlanmasını bekleniyor.

Muhammed artık hayatta kalan biri olup olmadığı arayışında değil; uzun bir bekleyişin ardından onları sadece yasını tutubilmeyi istiyor. Sivil Savunma ekipleri kısıtlı imkânlarla enkaz kaldırma çalışmalarını sürdürürken çocuk sessizce durup ailesini yutan yığınları seyrediyor. Sivil Savunma Sözcüsü Mahmud Bassal binlerce ailenin aynı tabloyu yaşadığını belirterek Sivil Savunma’nın tahminlerine göre İsrail ordusunun yıktığı evlerin enkazı altında yaklaşık 8 bin 500 vatandaşın bulunduğunu, bunlar arasında çok sayıda çocuğun yer aldığını aktardı.

Ne yazık ki Muhammed'in hikayesi bir istisna değil. Yaklaşık üç yıllık soykırım savaşının ardından Gazze Şeridi'ndeki toplumda yaşanan derin dönüşümü yansıtan binlerce hikâyeden yalnızca biri. Uluslararası kuruluşların yayımladığı rakamlar felaketin boyutunu ortaya koyuyor. Ancak bireysel hikâyeler istatistiklerin gösteremeyeceği bir gerçeği, çocukluğun nasıl değiştiğini, ailenin nasıl parçalandığını ve hayatta kalmanın başlı başına günlük bir çabaya dönüştüğünü açığa çıkarıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Filistin Toprakları ve İsrail'e İlişkin Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu tarafından geçtiğimiz haziran ayında yayımlanan raporda, İsrailli yetkililerin sivillere yönelik ağır ihlaller işlemeyi sürdürdüğü sonucuna vardı. Çocukların sistematik bir hedef hâline getirildiğini ve yaşananların tüm Filistin toplumunun geleceğini tehdit ettiğini değerlendirdi. İsrail ise hem raporu hem de bulgularını reddetti. Ancak hukuki ve siyasi tartışmanın gölgesinde Gazze'deki gündelik yaşam ‘savaşının üçüncü yılına giren bir toplumda neler yaşanıyor?’ şeklindeki başka bir soruyu gündeme getiriyor.

Okuldan iş hayatına sürüklenen bir çocukluk

Savaştan önce Muhammed Aşur (14) okula gidiyor, yaz tatilini mahallede arkadaşlarıyla ya da ailesiyle Akdeniz kıyısında geçiriyordu. Savaş onun hem okulunu hem de eğitimini elinden aldı. Babasının işini ve gelir kaynağını yitirmesinin ardından artık omzuna bir kahve ibriği asıp müşteri arayarak Gazze sokaklarında dolaşıyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre  Aşur, “Ailem için para kazanmak amacıyla kahve satıyorum. Eskiden güneş beni deniz kenarında yakardı; şimdi ise sokakta müşterilere kahve satarken yakıyor” ifadelerini kullandı.

Gazze'nin başka bir sokağında Vasim Alivve (15) yayalara çikolata parçaları satıyordu. Alivve, Al Majalla’ya “Sokakta arkadaşlarımla top oynamak istiyorum ama bizi kim geçindirsin? Ailem tüm günlük harcamalarını sattıklarıma ve günde 15 ile 20 Şekel arasını geçmeyen çok az kazandığıma bağlı” dedi.

Bu tablolar artık birer istisnai olmaktan çıkmış durumda. Evlerin reislerinin büyük çoğunluğunun geçim kaynaklarını yitirdiği Gazze Şeridi’nin günlük ekonomisinin bir parçası hâline geldi. Okul çantasını taşıyan çocuk artık kahve ibriği ya da şeker kutusu taşıyor. Bunu da harçlık ya da lüks bir talep için değil, temel ihtiyaçların karşılanması için ailesinin geçimine katkı sağlamak amacıyla yapıyor.

Gazze Sağlık Bakanlığı'nın yayımladığı raporlara göre savaş 85 binden fazla çocuğu yetim bıraktı. Bunların 27 bini her iki ebeveynini de yitirdi. Bu tablo, binlerce çocuğun soykırım savaşı sonucunda geçimini sağlayacak ve koruyacak bir aile ağından yoksun biçimde yaşamak zorunda kaldığı yeni bir toplumsal gerçeklik yarattı.

Uluslararası kuruluşların yayınladığı rakamlar felaketin boyutlarını ortaya koysa da bireysel hikâyeler istatistiklerin ötesindekileri gözler önüne seriyor.

Evin direği olan çocuk

Gazze Şeridi’nin ortasındaki Deyr el-Belah'taki bir çadırda yaşayan İyad Cerbua (12) sabahları çalar saate ihtiyaç duymuyor. Belin aşağısı felçli babasının yanı başında uyuyor ve geceleri babasının ihtiyaç duyduğu her an uyanıyor. Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan uzun gün, babasına tuvalet ihtiyacını gidermesinde yardım etmekle başlıyor. Ardından daha önce her iki bacağını da kaybeden annesine bakıyor. Ablası Rehef de (14) çadır içinde annesinin özel bakımını üstleniyor.

İyad sabahın erken saatlerinde su bidonlarını doldurmaya gidiyor ve, ardından ücretsiz yemek dağıtılan ‘tekye’ kuyruklarında bekliyor. Çadıra döndüğünde de ablasıyla birlikte anne-babasına bakmayı sürdürüyor. Al Majalla’ya konuşan Cerbua, “Annem ve babama yardım etmek için çocukluğumu, arkadaşlarımı ve eğitimimi feda ettim” ifadelerini kullandı.

Savaşta evlerini yitiren aile bir çadıra yerleşti; Sosyal Kalkınma Bakanlığı'nın mali yardımlarının kesilmesiyle birlikte artık hiçbir gelir kaynağı kalmadı. İyad artık gününü anne-babasına bakarak, ücretsiz su ve yiyecek arayarak geçiriyor. Eğitime ve bir şeyler okumaya vakit yok, tüm zaman aileye ve onların ihtiyaçlarına ayrılmış durumda. Zaman zaman çadırlarının çevresindeki yaşıtlarıyla oturup sohbet etme ya da oynama fırsatı bulabiliyor yalnızca.

dceefv
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, yemek almak için sıraya giren Filistinli mülteciler, 1 Nisan 2026 (AFP)

İyad'ın hikayesi savaşın Filistinli ailelerin üzerindeki etkisini yalnızca kayıp açısından değil, Gazzeli ailelerin içindeki rollerin nasıl yeniden dağıldığı açısından da gözler önüne seriyor. Çocuklar evin geçimini üstlenenlere, ergenler bakım verenlerle dönüştü. Kadınlar ve yaşlılar soykırımdan önce hayatlarının hiç olmadığı sorumlulukları omuzlamak zorunda kaldı. Artık çocukluk yaşla değil, üstlenilen sorumluluğun ağırlığıyla ölçülüyor.

Bitmeyen bir yokluk: Kayıplar

Olağan koşullarda ölüm ardında bir mezar bırakır. Sevdiklerinin ve dostlarının ziyaret edebileceği, nerede yattığına dair bir kesinlik sunan bir yer olur. Ancak kimliği belirsiz kayıp, ‘öldü mü, yoksa hayatta mı? Cesedi nerede? Defnedildi mi yoksa toprağa mı karıştı, yoksa köpekler mi yedi kuşlara mı yem oldu?’ gibi yanıtsız bir soruya yol açar.

Ahmet Ebu Avvad (15), geçtiğimiz yılın ağustos ayında Gazze Şeridi’nin güneyinde Han Yunus'un güneydoğusundaki Muraç Ekseni'ndeki yardım dağıtım bölgesine ailesi için yiyecek aramak üzere çıktı ve bir daha geri dönmedi.

Annesi bugüne kadar oğlunun hayatta mı, esir mi, yoksa ölü mü olduğunu bilmiyor. Onun tarif ettiği gibi ‘ince yapılı bedenine’ ne olduğundan habersiz. Al Majalla’ya konuşan Ebu Avvad, “Bazen sadece bu bekleyişin sona ermesi için şehit olduğu haberini almak istiyorum. Beklemek insanı öldürüyor. Ona ne olduğuna dair hiçbir bilgi yok” ifadelerini kullandı.

Vefa Belur'un (21) hikayesi de pek farklı değil. 14 yaşındaki kardeşi Eşref 2023'teki soykırım savaşının ilk aylarında çıkıp bir daha geri dönmedi. Ardından büyük kardeşi Adnan (23) kaybolan kardeşini aramak için yola çıktı ve o da yok oldu.

Vefa, savaşın başında İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ndeki geniş kamp ve şehir bölgeleri için tahliye emirleri verdiğini, yoğun hava ve topçu bombardımanı altında ilk kardeşini yitirdiğini ve hakkında hiçbir bilgiye ulaşamadığını anlatıyor. Bir yılı aşkın süre sonra bir arkadaşlarının onu Gazze’nin güneyinde gördüğünü bildirmesiyle büyük kardeşleri onu aramaya gitti ve o da bir daha dönmedi. Her ikisinin de İsrail ordusu tarafından esir alınıp alınmadığını, öldürülüp öldürülmediğini ya da cesetlerinin kimsesiz cenazeler arasında ya da başıboş köpeklere yahut kuşlara yem olarak bırakılıp bırakılmadığını bilmiyor.

Gazze Sosyal Kalkınma Bakanlığı'nın verilerine göre enkaz altında olmadığı düşünülen ancak akıbeti hâlâ bilinmeyen çocukların adı kayıplar listesinde yer alıyor. Aileleri ise yıllarca süren beklemeyi sona erdirecek her türlü bilginin peşinde. Çünkü savaşlarda acı yalnızca ölümle sınırlı değil. Kesinliğini yitiren ve izini takip etmenin artık imkânsız olduğu yoklukla devam eder.

Savaşlarda acı sadece ölümle sınırlı kalmaz, kesin bir sonuç bırakmayan yoklukla da devam eder.

Çadır vatana dönüşünce

Savaşın ilk aylarında Gazeliler yerinden edilmenin geçici olduğuna inansa da üç yılın ardından çadır binlerce aile için kalıcı bir ev hâline geldi. Barınma merkezlerinde dünyaya gelen çocuklar var. Çadırlarda doğup ilk günlerinden bu yana bir evin nasıl bir yer olduğunu hiç bilmeyenler de. Aileler tüm yaşamlarını birkaç metrekarelik bir alana sığdırmak zorunda kaldı. Yine de çadırların içinde hayat her şeye rağmen akıyor. Çocuklar dünyaya geliyor, mütevazı düğünler yapılıyor, aileler çocuklarına en azından geçici de olsa bir istikrar hissi yaşatacak günlük rutinler oluşturmaya çalışıyor.

dsfev
Ramazan ayı boyunca Gazze Şeridi'nin merkezindeki El-Bureyc Mülteci Kampı’nda ihtiyaç sahibi ailelere yardım dağıtan Filistinli gönüllüler, 23 Şubat 2026 (Eyad Baba / AFP)

Üç yıllık soykırım sürecinde anne babalarının ya da kardeşlerinin anlattıklarından ev ve mahalle kavramını öğrenen tam bir nesil büyüdü. Yitirilen yalnızca barınak değildi. Yatak odası, pencereler, kapılar, oyuncaklar ve karyolalarla kuşatılmış küçük güvenli köşeler de kayboldu. Bunların yerini bir çadır, kum, birkaç örtü ve yatak aldı.

Yezin Ebu Abid, 2024 yılının mart ayında bir sahra hastanesindeki çadırda dünyaya geldi. Ertesi gün annesi Nura ile birlikte Han Yunus'un batısındaki el-Mevasi bölgesindeki yerinden edilmiş ailesinin çadırına taşındı. Aile, kentin doğusundaki Zanna bölgesindeki evini tahliye emirlerinin ardından terk etmek zorunda kalmıştı. Bölge ardından gelen yoğun bombalamalarla tamamen yerle bir edildi. Yezin kum, kumaş parçaları ve ‘banyo’ olarak adlandırılan köşesiyle çadırın tüm ayrıntıları içinde büyüdü. Mutfak ise çadırın yanına yerleştirilmiş bulaşık yıkamak için kullanılan bir kap ile yanı başındaki yemek pişirmek için ateş yakılan bir ocaktan ibaret.

Al Majalla’ya konuşan annesi şunları söyledi:

“Yezin yalnızca çadırı ve açlığı biliyor. Yakın zamanda meyvelerin girişine izin verildiğinde ürktü ve yanına yaklaşmak istemedi; çünkü çocukluğundan bu yana onlara alışkın değil. Söz ettiğimiz pek çok şeyi garip karşılıyor. Büyüyünce, eğer hâlâ çadırlarda yaşıyorsak, nasıl uyum sağlayacağını bilmiyorum.”

Gazze Hükümeti Medya Ofisi'nin haziran ayında yayımladığı açıklamaya göre soykırım ve tahribat sonucunda Gazze Şeridi'ndeki zarar gören konut birimlerinin sayısı yaklaşık 510 bine ulaştı. 335 bin bina ve konut birimi tamamen yıkılırken 75 bin bina ve konut birimi oturulamaz hale getirecek düzeyde hasar gördü. Veriler ayrıca 350 binden fazla Filistinli ailenin barınmaya ihtiyaç duyduğuna, binlerce Gazzeli aile için ise çadırların tek seçenek hâline geldiğine işaret ediyor.

Soykırım ve tahribatın sonucunda Gazze Şeridi'ndeki zarar gören konut birimlerinin sayısı yaklaşık 510 bine ulaştı. 335 bin bina ve konut birimi tamamen yıkılırken 75 bin bina ve konut birimi oturulamaz hale getirecek düzeyde hasar gördü.

Eğitim: Okulların çok ötesindeki kayıp

İnsanın hayatındaki kayıpların belki de en ağırı gözle görülemeyendir. Kısmen ya da tamamen tahrip edilen okullar, yıllar alsa da yeniden inşa edilebilir. Ancak öğrencilerin hayatından silinen eğitim yılları bir daha geri getirilemez.

sdgrtbngty
Filistinli mülteciler, yemek pişirmek için yakıt olarak kullanmak üzere Gazze’deki İslam Üniversitesi’nin enkazından kitapları topluyor, 21 Mart 2025 (Omar al-Qattaa / AFP)

Sara Sa'da (15), savaş nedeniyle kapanan okulun yerine resmi koyduğunu anlatıyor. Yerinden edilmiş oldukları çadırda kendine küçük bir resim köşesi ayırdı ve tablolarını yaşadıklarını ve yaşamaya devam ettiklerini belgelemek için bir araca dönüştürdü. Yıkılmış evleri, su kuyruklarını, yerinden edilmiş insanları ve birkaç ay önce bir yardım dağıtım noktasında üzerine sıcak yemek dökülerek yanan çocuğu resimlerine taşıdı.

Al Majalla’ya konuşan Sara, “Halkımın sesini dünyaya ulaştırmaya çalışıyorum” dedi. Sara için resim artık bir hobi değil. Eğitimden ve istikrardan yoksun bırakılmış bir neslin belleğini koruma ve deneyimini aktarma yoluna dönüştü.

Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu'nun raporu, yalnızca savaş sürecindeki ihlalleri tanımlamakla yetinmeyip çocuklar, aileler ve toplumsal yapı üzerindeki uzun vadeli etkilere dikkati çektiği için ayrı bir önem taşıyor.

Birkaç ay önce çadırlar içinde gençlerden oluşan bir grubun yürüttüğü eğitim girişimine katılmayı başardı. Burada kaçırdığı eğitim yıllarını telafi etmek ve uzaktan eğitim sistemine dahil olmak için ders görüyor, fakat “Mesele kolay değil, internete ve elektriğe ihtiyacımız var, bunlar her zaman mevcut değil, ama çabalıyoruz" diyor.

Yaklaşık on ay önce ateşkes ilan edilmesine karşın savaşın sürmesiyle birlikte sonuçları artık yalnızca bedensel değil, ruhsal sağlığı da derinden etkiliyor. Saha raporları Gazze Şeridi'nde psikolojik destek hizmetlerine başvuruların giderek arttığına işaret ederken çocuklar arasında kabuslar, ani seslerden ürküntü, konsantrasyon güçlükleri ve idrar kaçırma gibi belirtilerin yaygınlaştığı görülüyor.

Uzmanlar söz konusu raporlarda bu artışı travmaların birikmesinin doğal bir sonucu olarak tanımladı. Psikolojik sağlık hizmetlerine duyulan ihtiyacın bu alanda çalışan kurumların karşılayabileceğinin çok üstüne çıktığını vurguladı. BM’nin geçtiğimiz mayıs ayında bir raporunda Gazze'deki çocukların süregelen yerinden edilme, eğitimin çöküşü ve temel hizmetlerin azalması karşısında dünyanın en ağır insani ve psikolojik krizlerinden biriyle yüzleştiği uyarısında bulundu. Savaşın psikolojik izlerinin çatışma dursa bile yıllarca sürebileceğinin de altını çizdi.

Savaştan önce ve sonra

Savaşlar çoğunlukla kayıp sayısıyla ya da yıkılan binaların büyüklüğüyle ölçülür. Ancak üç yıldır süregelen İsrail soykırımı göz önüne alındığında kayıp bunun çok daha ötesinde bir derinlik taşıyor. Çünkü iş hayatına erken sürüklenen Mahmud ve Vasim çocukluklarının yıllarını kolay kolay geri kazanamayacak. Anne-babalarına bakan İyad ile Rehef sanki hiçbir şey olmamış gibi okul sıralarına dönemeyecek. Ahmet'in annesi ve kayıplarından haber bekleyen tüm anneler, dünyanın geri kalanından farklı bir zamanda yaşıyor. Yokluğun başladığı an üzerinde donup kalmış bir zamanda. Bu nedenle beklenen yeniden yapılanma yalnızca enkaz kaldırma ve ev inşa etme süreci değil, insani dokusunun emsalsiz bir baskıya maruz kaldığı bir toplumu yeniden kurma girişimi olarak değerlendirilebilir.

sdfvfv
İsrail saldırılarının ardından Gazze Şeridi orta kesimlerindeki Nusayrat Mülteci Kampı'nda bir evin enkazı arasında oturup kitap okuyan Filistinli bir çocuk, 29 Nisan 2025 (Eyad Baba / AFP)

Bu noktada Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu'nun raporu, yalnızca savaş sürecindeki ihlalleri tanımlamakla kalmayıp çocuklar, aileler ve toplumsal yapı üzerindeki uzun vadeli etkilere dikkat çektiği için ayrı bir önem kazanıyor. Ancak Gazze'deki günlük hikayeler rapor ve kuru istatistiklerin çok ötesine geçen bir gerçeği gözler önüne seriyor: Savaşın artık hayatın kendisinin içinde inşa edildiği bir çerçeveye dönüştüğünü, sorumlulukların, hayallerin ve aile ilişkilerinin kayıp ile yerinden edilmenin ağırlığı altında nasıl köklü bir dönüşüm geçirdiğini ortaya koyuyor.

Muhammed Gabun ve enkaz altındaki aile bireylerinin bulunmasını bekleyen tüm insanlar için geriye kalan kemikler yarın, haftalar sonra ya da belki aylarca sonra ortaya çıkabilir. Ancak bu, savaş öncesi ve sonrası olarak hayatlarının ikiye bölündüğü zamanı geri getirmeyecek. İki zaman diliminin arasında değişen yalnızca mekânın şekli ve dokusu değil, insanın kendisi de değişti.


Macron'un Şam'daki konaklama yerine yakın bölgede iki patlama... Elysee: Macron güvende

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Şam'da geceyi geçirdiği otelin yakınında meydana gelen bombalı saldırının ardından olay yerinde yükselen duman ve alevler arasında acil durum ekipleri çalışmalarını sürdürüyor. (Reuters)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Şam'da geceyi geçirdiği otelin yakınında meydana gelen bombalı saldırının ardından olay yerinde yükselen duman ve alevler arasında acil durum ekipleri çalışmalarını sürdürüyor. (Reuters)
TT

Macron'un Şam'daki konaklama yerine yakın bölgede iki patlama... Elysee: Macron güvende

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Şam'da geceyi geçirdiği otelin yakınında meydana gelen bombalı saldırının ardından olay yerinde yükselen duman ve alevler arasında acil durum ekipleri çalışmalarını sürdürüyor. (Reuters)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Şam'da geceyi geçirdiği otelin yakınında meydana gelen bombalı saldırının ardından olay yerinde yükselen duman ve alevler arasında acil durum ekipleri çalışmalarını sürdürüyor. (Reuters)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, salı günü Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara tarafından Halk Sarayı'nda kabul edildi. Görüşme öncesinde Macron'un geceyi geçirdiği Four Seasons Oteli yakınlarında iki patlama meydana gelirken, Suriye İçişleri Bakanlığı patlamaların el yapımı iki bombadan kaynaklandığını açıkladı.

Fransa Cumhurbaşkanlığı ise Macron'un "güvende olduğunu ve Suriye ziyaretini planlandığı şekilde sürdürdüğünü" duyurdu.

Macron'un patlamalardan önce otelden ayrıldığı ve şu anda Halk Sarayı'nda bulunduğu belirtildi. Fransız Cumhurbaşkanlığı'na göre iki lider, iki ülkenin heyetlerinin katıldığı geniş kapsamlı bir toplantı gerçekleştiriyor. Bu toplantının ardından Macron ile Şara'nın baş başa görüşmesi bekleniyor.

sdvfevb
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, bugün Halk Sarayı'nda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşıladı. (AFP)

Suriye İçişleri Bakanlığı, salı günü Şam'ın merkezinde bir çöp konteyneri ile yol kenarına park edilmiş bir araca yerleştirilen iki el yapımı bombanın patlaması sonucu en az 18 kişinin yaralandığını açıkladı.

Bakanlık açıklamasında, yaralılar arasında dört polis memurunun da bulunduğu belirtilirken, ilk bombanın park halindeki bir araca, ikinci bombanın ise çöp konteynerine yerleştirildiği ifade edildi.

Söz konusu patlamalar, cuma günü Şam'da Adliye Sarayı yakınındaki bir kafede meydana gelen ve 10 kişinin hayatını kaybettiği saldırının ardından yaşandı.

Macron, pazartesi günü başladığı Şam ziyaretiyle, Aralık 2024'te Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinden bu yana Suriye'yi ziyaret eden ilk büyük Batılı ülke lideri olmuştu.

Macron'un bugün Şara ile gerçekleştirdiği görüşmelerde, savaşın yıkıma uğrattığı Suriye'nin yeniden inşası ele alınacak. Fransız liderin ayrıca Suriye'nin birliği ve çoğulcu yapısı konusundaki mesajını yinelemesi bekleniyor.

dertgtr
Şam ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un konakladığı otelin önünde Fransız bayrağı sallayan kişiler. (AFP)

13 yılı aşkın süren savaşın ekonomiyi ağır şekilde tahrip etmesi ve ülkeyi bölgesel ile uluslararası alanda izole etmesinin ardından Suriye, Paris 1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi'nden araştırmacı Arthur Quesnay'in ifadesiyle, "Avrupa Birliği açısından Doğu'ya açılan bir kapı olarak yeniden konumlanmayı" hedefliyor.

Bu kapsamda Irak ve Körfez ülkelerine uzanan alternatif bağlantılarla birlikte deniz ve kara ulaşım koridorlarının geliştirilmesi planlanıyor.

Macron'a ziyaretinde Fransa'nın önde gelen şirketlerinin üst düzey yöneticileri de eşlik ediyor. Heyette, CMA CGM Yönetim Kurulu Başkanı Rodolphe Saadé ile TotalEnergies Üst Yöneticisi (CEO) Patrick Pouyanné de yer alıyor.

dfvfvf
Şam'da Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un konakladığı otelin yakınında güvenlik güçleri nöbet tutuyor. (AFP)

Taraflar arasında çok sayıda anlaşmanın imzalanması beklenirken, Fransız yatırımcıların mevcut koşullar nedeniyle temkinli tutumunu sürdürdüğü belirtiliyor.

Macron, salı günkü programına sivil toplum temsilcileriyle bir araya gelerek başladı. Ardından Halk Sarayı'nda Ahmed Şara ile resmi görüşmelere geçen Fransız liderin programında, "Suriye'nin yeniden inşası ve stratejik ulaşım koridorları" konulu bir ekonomi forumuna katılması da bulunuyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ise pazartesi akşamı BFM TV'ye verdiği röportajda, ülkesinde "çok büyük bir yatırım fırsatı" bulunduğunu söyledi.

Şara, Fransa'nın turizm, tarım ve sanayi gibi alanlardaki altyapının yeniden inşasına katkı sağlayacağını umduğunu belirterek, Suriye'nin Avrupa merkezli uçak üreticisi Airbus'tan sekiz uçak alımını kapsayan büyük bir sözleşme üzerinde çalıştığını ifade etti.

csddfv
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, dün Şam'daki Emevi Camii ziyaretinde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'a eşlik etti. (AFP)