Mazlum Abdi Al-Majalla'ya: Suriye-İran-Türk koordinasyonu bize karşı ve aşiret gerilimi sona erdi

SDG komutanı, Şam'ın güçlerini dağıtma taleplerini reddetti ve özerk yönetim için savundu ... ve Fırat'ın doğusundaki ABD-Rusya gerilimini "kontrollü" olarak nitelendirdi.

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Mazlum Abdi Al-Majalla'ya: Suriye-İran-Türk koordinasyonu bize karşı ve aşiret gerilimi sona erdi

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

İbrahim Hamidi

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) komutanı Mazlum Abdi, Al-Majalla'ya verdiği röportajda, Şam ve Tahran arasında yakın oldukları bazı aşiret temsilcilerini desteklemek için açık bir koordinasyon olduğunu ve Türkiye'nin de bu çizgiye katılarak bağlı Suriyeli silahlı grupları desteklediğini doğruladı. Üç ülkenin de başarılı olmadığını söyleyen Abdi, "Şu anda durum istikrarlı" dedi.

Abdi, Rusya'nın ‘aşiret gibi görünmeye çalışan’ silahlı grupları bombaladığını belirterek, Moskova'nın ‘yeni Türk genişleme operasyonları lehine durumu istismar etme formülüne’ katılmadığını söyledi. Abdi, ABD'nin aşiretlere karşı askeri operasyonlara katılmadığını da sözlerine ekledi. Ayrıca “İstikrar sağlama sürecinde hava desteği (keşif) dışında ABD desteğine ihtiyacımız yoktu” dedi.

Ukrayna'daki savaş zemininde ABD ile Rusya arasında Suriye'nin kuzeydoğusunda yaşanan gerilimlerin ‘en azından kontrol altında olduğunu’ vurguladı. Abdi, “Bölgelerimizin uluslararası ve bölgesel rekabete sahne olmamasını sağlamaya çalışıyoruz” dedi.

Abdi, Şam'a müzakere için gitmeyi reddetmediğini, ancak koşulların henüz olgunlaşmadığını ve Şam'dan herhangi bir çözüm belirtisi görmediklerini söyledi. Ayrıca, Suriye krizini sona erdirecek siyasi bir çözüme ulaşmaya yardımcı olmaları için Ruslardan yardım talep ettiklerini belirtti. Mazlum ABD, “Şam'ın gerçekçi bir siyasi çözümü kabul etmesini talep ediyoruz. Şam, hala inat politikasında ısrar ediyor. Krizi sona erdirmeye, barışı ve istikrarı sağlamaya yardımcı olacak herhangi bir gerçekçi teklifi reddediyor” dedi.

Mazlum Abdi, SDG'nin ‘profesyonel ve milli bir güç olduğunu ve Suriye savunma sisteminin bir parçası olmasını talep ettiklerini, ardından rolünün ve çalışmasının bir yasa ile düzenleneceğini’ de sözlerine ekledi. Abdi, ‘SDG'nin çözülmesine dair herhangi bir konuşmanın, mümkün olan herhangi bir siyasi çözümü engellemek için geldiğini ve diyalogda herhangi bir ciddiyeti yansıtmadığını’ söyledi.

SDG Komutanı, sözlerine şu şekilde devam etti: "Anlaşmazlıkları çözümsüz hale getirmek için zorlayıcı önkoşullar koymak ve kaos yoluyla çatışmayı sürdürmek, Şam'daki iktidar rejiminin kurtarılmasına yardımcı olmayacak ve herhangi bir çözüme yol açmayacaktır. Şam yönetimi çözümü geciktirirse, o zaman en büyük kaybeden yine kendisi olacaktır."

Mazlum Abdi, ‘özerk yönetim’ modelini ve ‘bölge sakinlerinin vesayetten, ötekileştirmeden ve dışlanmadan bağımsız olarak yerel politikalarını oluşturma ve temsilcilerini seçme hakkını’ savundu.

İşte Majalla’nın 20 Eylül 2023 tarihinde yaptığı röportajın metni:

-Son zamanlardaki aşiretlerle yaşanan gerginliğin ardından sahadaki durumu nasıl görüyorsunuz?

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki son zamanlardaki gerginlik dar bir alanda yaşandı. Beş köyde ara sıra huzursuzluk yaşandı. Ancak durum şu anda istikrar kazandı. Hizmetleri yeniden sunmaya, halkın taleplerini karşılamaya ve sorunlarını çözmeye çalışıyoruz. Bu konuda bir söz verdik ve bu gerginliklerin yaşanmasına neden olan tüm nedenleri ele almaya kararlıyız.

-Ebu Havle’yi Deyr-i Zor Askeri Meclisi'nden neden görevden aldınız?

Kuvvetlerimiz, Ahmed el-Hubeyl'in (Ebu Havle) görevden alınmasının gerekçelerini açıklayan bir bildiri yayınladı. Kararımız, bölge sakinlerinin ve kanaat önderlerinin birçok raporu ve şikayetini gözden geçirdikten sonra dış güçlerle iletişimi ve koordinasyonuyla ilgili birçok suç ve suistimal işlediği için kuzey ve doğu Suriye Başsavcılığı'ndan tutuklama emri üzerine verildi.

-Şam'ın aşiretlerin hareketindeki rolü nedir?

Şam, Fırat'ın doğusunda kaos yaratmaya çalıştı. Bunun için sürekli medya üzerinden kışkırtma yaptı ve kendisine bağlı silahlı aşiret gruplarını bizimle savaşa sokmaya çalıştı. Daha önce, rejimin bizim bölgelerimizi ele geçirmek için Fırat'ın diğer yakasında silahlı gruplar oluşturma planlarını ortaya çıkardık. Ancak bu grupların doğu yakasına geçme girişimlerini hızla ve kararlı bir şekilde durdurduk.

-Son gerilimden sonra sizinle Şam arasında herhangi bir iletişim oldu mu? Sonucu ne oldu?

Resmi olarak Şam ile aramızda herhangi bir iletişim olmadı.

-Şam, Ankara ve Tahran'ın aşiretlere destekte koordineli olduğunu düşünüyor musunuz?

Şam ve Tahran'ın yakın oldukları bazı aşiret temsilcilerini desteklemeye yönelik açık bir koordinasyondan bahsedebiliriz. Ancak Türkiye de bu çizgiye girdi ve aşiret adı altında kendisine bağlı Suriyeli silahlı grupları desteklemeye başladı. Deyr-i Zor dışındaki Münbiç, Tel Temr ve Ayn İsa gibi bölgelerde, bölgelerimize paralel saldırılar düzenlemek için ciddi girişimlerde bulunuldu. Üç tarafın da bazı aşiretlerin mensuplarını kendi gündemlerini gerçekleştirmek için istismar etmek istediğinden bahsedebiliriz. Bu gündemler farklı olsa da amacı açıktır: Kuvvetlerimize darbe vurmak ve bölgenin bileşenleri tarafından kabul edilen formül olan özyönetim sistemini yıkmak. Onlar, mezhepsel dil kullanarak aşiretlerle ve yerel toplumla olan iyi ilişkilerimizi bozmak istediler, ancak bunda başarılı olamadılar.

-Suriye'nin kuzeydoğusunda Arapların zulüm gördüğünü söyleyenler var. Cevabınız nedir?

Bölgelerimizde zulüm gören veya zulüm eden bir etnik gruptan bahsedemeyiz. Bu mantığı ve bu suçlamaları şiddetle reddediyoruz. Özerk Yönetim bölgenin tüm çocuklarını temsil ediyor ve kuvvetlerimizin en güçlü noktası saflarında güçlü bir Arap varlığıdır. Açıkçası, bölgelerin, DEAŞ'ın terörizmi, kaynakların ve hizmetlerin eksikliği ve bölgenin istikrarını bozmaya çalışan birçok tarafın girişimleri nedeniyle zulüm gördüklerinden bahsedebiliriz. Zor koşullara maruz kalan bölgelerde halkın sorunlarını ciddi bir şekilde çözmeye çalışıyoruz ve burada bu sorunları en kısa sürede çözme sözü verdiğimizi tekrarlıyorum.

-Son gerilimde Rusya'nın tutumu nasıldı? Münbiç kırsalındaki aşiretlerin bombalanmasına size destek verildiğini düşünüyor musunuz?

Aslında, Rusya sizin dediğiniz gibi aşiretleri bombalamadı, bu sefer kendilerini aşiret olarak göstermeye çalışan silahlı grupları bombaladı. Rusya, cephelerin sakinliğini korumaya ve Türkiye yanlısı silahlı grupların genişlemesini önlemeye çalıştı. Rusya'nın bizi desteklediğini söylemek yerine, durumun Türkiye'nin yeni genişleme operasyonları için faydalanılmasın diye bir formül üzerinde anlaşmaya varmadığını söylemek daha doğru olacaktır. Özellikle 2019'da uluslararası koalisyonun Fırat’ın batısından çekilmesinin ardından bu bölgenin istikrarını korumak için Rusya ile eskiden beri anlaşmalarımız var. Rusya'nın Fırat'ın batısındaki nüfuz alanlarında herhangi bir değişikliğe razı olmadığı görülüyor.

-Peki ya ABD? Sadece keşif uçuşu yaptı ama askeri olarak size destek vermedi. Açıklamanız nedir?

Yeniden istikrar sağlama sürecinde, keşif uçuşları dışında, ABD desteğine ihtiyacımız yoktu. Kuvvetlerimizin yeteneklerine ve mevcut güvenlik gerilimlerini karşılayabileceklerine güveniyorduk. Ayrıca, bölge sakinlerinin çoğunun kuvvetlerimizin başlattığı 'güvenliği güçlendirme' kampanyasını destekleyeceğine güveniyorduk. Gerçekten de olan buydu.

Bölgelerimizde zulüm gören veya zulüm eden bir etnik gruptan bahsedemeyiz. Bu mantığı ve bu suçlamaları şiddetle reddediyoruz. 'Özerk Yönetim' bölgenin tüm çocuklarını temsil ediyor ve kuvvetlerimizin en güçlü noktası saflarında güçlü bir Arap varlığıdır.

-ABD’li temsilciler sizinle aşiretler arasında arabuluculuk yapmayı önerdiler. Bu ne anlama geliyor?

Bu bağlamda ABD ile iki konuda hemfikiriz. DEAŞ'ın yenilgiye uğratılması ve bölgede istikrarın sağlanması konusunda ortak görevlerimizi tamamlamak bunlardan ilkidir. ABD’li temsilcilerin önerileri, DEAŞ'la mücadelede bir ortak olarak SDG'nin pozisyonunu güçlendirmek için bu bağlamda geliyor. ABD’li yetkililerin SDG ile ortaklık taahhütlerini yeniledikleri açıklamalarında hissettiğimiz budur. Ayrıca, birlikte kurtardığımız bölgelerde meydana gelen çalkantıları ve sorunları ABD tarafıyla genellikle paylaşırız.

-ABD Ordusu Genelkurmay Başkanı Mark Milley, Suriye'nin kuzeydoğusuna bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaret nasıl geçti?

ABD Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley'nin ziyareti, bölgedeki ABD kuvvetlerinin durumunu takip etmek, DEAŞ'ın yenilgisini sağlamaya yönelik operasyonların gidişatını incelemek ve ABD askerleriyle buluşmak amacıyla gerçekleşti. Ziyaret, SDG ile Uluslararası Koalisyon güçleri arasındaki ortaklığın hala güçlü olduğunu ve DEAŞ'ın yenilgisini sağlamaya yönelik çalışmaların devam ettiğini teyit etti.

dfre
Mazlum Abdi ve ABD Müşterek Görev Gücü Komutanı Paul T. Calvert, Suriye Demokratik Güçleri'nin 1 Ağustos 2021'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke şehrinde yıllık toplantısına katıldığı sırada (AFP)

-Bu ziyareti, ABD varlığının bir garantisi olarak görüyor musunuz? Bu konuda bilgilendirildiniz mi?

Pratik olarak, bu tür üst düzey ziyaretler, Washington'ın DEAŞ'ı yenme çalışmalarına yönelik taahhütlerini yeniliyor ve bölgenin Washington'ın güvenlik stratejisinde önemli bir rol oynadığını yansıtıyor. ABD’liler, bölgenin istikrarının ve DEAŞ'ın geri dönmemesini sağlamanın, kuvvetlerimizin yeteneklerini güçlendirmek ve desteğini sürdürmekle doğrudan bağlantılı olduğunu kabul ediyorlar.

-Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde askeri operasyon yapacağına dair tehditleri azaldı. Bunun nedenini nasıl yorumluyorsunuz?

Keşke tehditlerin azalması, Türk yetkililerin savaş tehdidinin bölge sorunlarını daha da kötüleştirdiğini anladıklarına işaret olsaydı. Ancak Ankara'nın tehditlerini azaltması, ABD veya Ruslardan yeşil ışık almasının zor olmasından kaynaklanıyor. Dolayısıyla, Türkiye'nin son iki yılda sık sık uyguladığı bu tür bir politikadan vazgeçmesi gerekiyor. Bence Türkiye'nin iç durumu ve ekonomik krizi, bu tür tehditleri sürdürmesini engelliyor. Bu tehditler, Türkiye'nin büyük güçlerle, özellikle ABD ile ilişkilerini bozuyor. Ayrıca, Türkiye'nin Arap (Körfez) ülkeleriyle ilişkilerinin düzelmesi, Türkiye'nin bölge ülkelerini kışkırtmaktan ve Suriye'de işgal ettiği bölgeleri genişletmeye çalışmaktan vazgeçmesine yardımcı oldu. Bu tehditlerin tamamen sona ermesini umuyoruz ve bölgenin istikrarını sağlamaya ve Suriye krizine, özellikle Türkiye'nin işgal ettiği bölgelerde yaşayanların geri dönüşünü garanti altına alacak bir çözüm bulmaya hizmet edecek herhangi bir diyaloga açığız.

-Suriye'nin kuzeydoğusunda ABD-Rusya gerginliği belki de Ukrayna yüzünden arttı. Bu size nasıl yansıdı?

Hala gerilimler minimum düzeyde veya daha doğrusu kontrol altında. Bölgelerimizin uluslararası ve bölgesel rekabetin bir arenası haline gelmesini istemiyoruz. Bölgelerimizdeki halkların çıkarları ve Suriye halkının çıkarı, güçlerimizle ilişkilerimizi şekillendiriyor. Bu nedenle, Suriyeli bir taraf olarak, uluslararası anlaşmazlıkların ve çatışmaların bölgelerimize yansımasını önlemeye veya uluslararası nitelikli çatışmaların bir parçası olmaya çalışıyoruz.

-ABD ve Rusya orduları arasındaki ilişkiyi nasıl dengeliyorsunuz?

ABD ordusuyla ilişkimiz, DEAŞ'a karşı savaş ve bölgenin güvenliğini korumak çerçevesinde şekilleniyor. ABD kuvvetlerinin bulunmadığı ve Rusya'nın nüfuz alanına giren bölgelerde ise, o bölgelerin istikrara kavuşması ve kaos ve teröre karşı korunması için bir koordinasyon biçimi kurmaya çalışıyoruz. İlişkilerimiz açıktır ve biz bir tarafın karşısında diğer tarafla saf tutmak istemiyoruz. Amacımız, Suriye’nin bu bölümünü, ülkenin krizini sona erdirecek adil bir siyasi çözüme ulaşana kadar korumaktır.

xscd
8 Ekim 2022'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Amerikan ve Rus kuvvetleri (AFP)

-Rusya'nın baskılarına rağmen neden Şam'a gitmeyi reddediyorsunuz? Şam ile anlaşmak için şartlarınız neler?

Şam'a gitmeyi reddetmiyoruz, ancak koşullar henüz olgunlaşmadı ve Şam'dan herhangi bir çözüm belirtisi, yanıt veya esneklik göremedik. Daha önce, Suriye krizini sona erdirecek siyasi bir çözüme ulaşmak için Rusya'dan yardım talep etmiştik. Şam'ın gerçekçi bir siyasi çözümü kabul etmesini istiyoruz. Bu amaçla, Yönetim, geçtiğimiz Nisan ayında Suriye krizini çözmek için bir girişimde bulundu, ancak Şam'dan herhangi bir yanıt alamadı. Bu, Şam'ın hala inat politikasında ısrar ettiği ve krizi sona erdirmeye ve barışı ve istikrarı sağlamaya yardımcı olacak herhangi bir gerçekçi teklifi reddettiği anlamına geliyor.

Rusya'dan, Suriye krizini sona erdirecek siyasi bir çözüme ulaşmamıza yardım etmelerini istedik. Şam'ın gerçekçi bir siyasi çözümü kabul etmesini istiyoruz... Şam, hala inat politikasında ısrar ediyor ve krizi sona erdirmeye ve barışı ve istikrarı sağlamaya yardımcı olacak herhangi bir gerçekçi teklifi reddediyor.

-Şam, SDG’nin feshedilmesini ve üyelerinin orduya katılmasını şart koşmuştu. Bu konudaki tutumunuz nedir?

SDG profesyonel ve milli bir güçtür. Biz, SDG’nin Suriye savunma sisteminin bir parçası olmasını ve ardından rolünün ve çalışmalarının, Suriyelileri terörden korumak için kuvvetlerimizin yaptığı büyük fedakarlıkları ve bölgelerimizi yüksek verimlilikle koruma yeteneğini dikkate alan özel bir yasayla düzenlenmesini talep ediyoruz. ‘SDG’nin feshedilmesi' hakkındaki herhangi bir konuşma, mümkün olan herhangi bir siyasi çözümü engellemek için geliyor ve diyalog için herhangi bir ciddiyeti yansıtmıyor. Şam'ın çözümü engellemeye yönelik zorlayıcı önkoşulları ve çatışmayı kaosla sürdürmeye olan güveni, Şam'daki iktidar rejimini kurtarmayacak ve herhangi bir çözüm üretmeyecektir. Şam ne kadar gecikirse, en büyük kaybeden yine kendisi olacaktır.

-Özerk Yönetimi'n geleceği nedir? Şam'ın yerel yönetimlere özerklik verilmesi önerisine karşı tutumunuz nedir?

Özerk Yönetimi'n geleceği, deneyimini koruma, geliştirme ve eksikliklerini düzeltme yeteneğine bağlıdır. Bu deneyimi savunmak, tüm Suriyelilerin görevidir. Gerçekler, Özerk Yönetim modelinin, merkezin diğer bölgeler üzerindeki tahakkümünü sınırlamak için en uygun model olduğunu ve halkın yerel politikalarını belirleme ve temsilcilerini vesayet, dışlama ve marjinalleştirmeden seçme hakkına sahip olduğunu göstermiştir. Şam'ın önerilerinde mevcut yerel yönetim kanununun geri dönüştürülmesi ve merkezi otoriteye hizmet edecek şekilde değiştirilmesinden bahsediliyor; bu da Şam'ın önerilerinin ne uzaktan ne de yakından merkezi olmayan bir yönetim biçiminden bahsetmediği anlamına geliyor.



Irak’taki İran destekli milisler silahları devlete teslim ediyor

Irak'taki Şii milislerin saldırıları, Bağdat yönetimiyle Körfez ülkeleri arasında gerginlik yaratmıştı (AP)
Irak'taki Şii milislerin saldırıları, Bağdat yönetimiyle Körfez ülkeleri arasında gerginlik yaratmıştı (AP)
TT

Irak’taki İran destekli milisler silahları devlete teslim ediyor

Irak'taki Şii milislerin saldırıları, Bağdat yönetimiyle Körfez ülkeleri arasında gerginlik yaratmıştı (AP)
Irak'taki Şii milislerin saldırıları, Bağdat yönetimiyle Körfez ülkeleri arasında gerginlik yaratmıştı (AP)

Irak'taki güçlü Şii örgütlerden Asayib Ehlilhak ve İmam Ali Tugayları dün yaptıkları açıklamada, silahlarını yetkililere teslim etmeye başlayacaklarını bildirdi.

Asayib Ehlilhak, bu sürecin denetlenmesi, silah ve askeri teçhizatın envanterinin çıkarılması için Irak ordusuyla ortak çalışacak bir komite kurulduğunu açıkladı.

Tahran destekli örgüt, kararı Irak'ta en üst düzey Şii otoritesi olan Koordinasyon Çerçevesi'nin 1 Haziran'daki toplantısının ardından aldı. Irak'ın yeni başbakanı Ali Zeydi'nin katılımıyla gerçekleştirilen oturumda, silahların tamamen devlet kontrolünde olması gerektiği vurgulanmıştı.

İmam Ali Tugayları da benzer bir açıklama yaparak, "tam egemenliğe sahip güçlü bir devlet kurmanın" zamanının geldiğini belirtti. Örgüt, silahların yalnızca devletin elinde bulunmasını sağlamayı ve devlet kurumlarının güçlendirilmesini hedeflediklerini bildirdi.

Irak siyasetinin en etkili figürlerinden biri olan Mukteda Sadr da geçen hafta yaptığı açıklamada, Saraya el-Selam milislerinin devlet kurumlarına entegre olacağını duyurmuştu.

Ülkedeki diğer Şii örgütlerden Ketaib Hizbullah ise silahlı direnişin süreceğini bildirdi. Diğer yandan Irak Silahlı Kuvvetleri'ne bağlı Haşdi Şabi'yle işbirliği yapılacağı da belirtildi.

ABD-İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a yönelik saldırıları başlatmasının ardından Irak'taki Tahran destekli milisler de çatışmalara katılmıştı.

Şii örgütler drone saldırılarında Kuveyt'teki sivil havalimanını hedef almış, Bağdat, Dubai, Kuveyt ve Riyad'da ABD'ye ait diplomatik tesisleri vurmuştu.

ABD, Irak'taki seçimlerde İran'a yakın eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki’nin iktidarının devamını engellemişti. Irak'ta seçimi kazanan Şii parti liderlerinden oluşan Koordinasyon Çerçevesi, 27 Nisan'da Ali Zeydi'yi başbakan adayı olarak açıklamış, Cumhurbaşkanı Nizar Amedi de aynı gün Zeydi'yi hükümeti kurmakla görevlendirmişti.

ABD Başkanı Donald Trump, İran etkisinden uzak bir hükümet kurulması ve ülkedeki Şii örgütlerin kontrol altına alınması için Zeydi'ye baskı yapmıştı.

Zeydi de silahların devlet kontrolüne geçmesine yönelik vaatleri seçim kampanyasında sıkça dile getirmişti.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi, Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, X'te yaptığı açıklamada Zeydi hükümetini tebrik ederek, bunun "egemenlik, kalıcı istikrar ve ulusal yenilenmeyi" güçlendireceğini bildirdi.

Independent Türkçe, AP, The National


Kays el-Hazali Irak'ta direniş elbisesini çıkarıyor mu?

Kays el-Hazali, Asaib Ehl el-Hak Hareketi'nin lideri (AFP)
Kays el-Hazali, Asaib Ehl el-Hak Hareketi'nin lideri (AFP)
TT

Kays el-Hazali Irak'ta direniş elbisesini çıkarıyor mu?

Kays el-Hazali, Asaib Ehl el-Hak Hareketi'nin lideri (AFP)
Kays el-Hazali, Asaib Ehl el-Hak Hareketi'nin lideri (AFP)

Temmuz 2025’te, Asaib Ehl el-Hak lideri Kays el-Hazali, Irak’taki silahlı grupların silahsızlandırılması çağrılarını sert bir dille eleştirerek alaycı bir ifadeyle, “Silahını teslim etmek isteyen bıyığını kesmeye hazır olsun” demişti.

Hazali’nin bu açıklaması, bir taziye meclisinde yaptığı konuşma sırasında gelmişti. Açıklamanın arka planında ise, yıllarca süren şiddet ve terör dalgasının ardından ülkede sağlanan güvenlik istikrarı sonrasında bazı yerel çevrelerin milis grupların dağıtılması ve silahlarının toplanması yönündeki talepleri bulunuyordu.

Ancak Hazali, yaklaşık bir yıl sonra, liderliğini yaptığı Asaib Ehl el-Hak’ın Halk Seferberlik Güçleri’nden (Haşdi Şabi) ayrılacağını ve silahların devlet tekelinde toplanması ilkesini kabul ettiğini açıkladı.

Her ne kadar örgüt, bu talebe uyulmasını dini merciiyetin yönlendirmelerine ve Başbakan Ali ez-Zeydi hükümetinin programına bağlasa da bu adım, İran’a yakın milislerin tasfiyesine yönelik devam eden Amerikan baskılarının yaşandığı daha geniş bir sürecin parçası olarak görülüyor.

Asaib Ehl el-Hak, hafta başında Haşdi Şabi ile bağlarını koparmak, silahları devletin kontrolüne bırakmak ve resmi askeri emir-komuta zincirine uymak amacıyla merkezi bir komite kurduğunu duyurdu. Örgüt ayrıca Başbakan Ali ez-Zeydi ile yapılan görüşmeler sonucunda kararın önümüzdeki iki gün içinde uygulanması konusunda anlaşmaya vardı.

Peki, bir dönem Mukteda es-Sadr’ın Mehdi Ordusu içindeki özel gruplardan birinin liderlerinden olan Hazali, nasıl oldu da siyasi sürece entegre olmuş ve adım adım “direniş kimliğinden” uzaklaşan bir hareketin liderine dönüştü?

Sadr’ın yardımcısı

1974 yılında Bağdat’ın doğusundaki Sadr Kent bölgesinde doğan Kays el-Hazali, üniversitede jeoloji eğitimi aldı. Daha sonra 1990’lı yıllarda Necef Havzası’nda dini eğitim görmeye başladı ve önce merhum dini merci Muhammed Sadık es-Sadr’ın, ardından da oğlu Mukteda es-Sadr’ın yakın çevresine katıldı.

frgthyujı
Sadrcı Hareket lideri Mukteda es-Sadr ile Kays el-Hazali (solda), ABD ordusunun Necef'e doğru ilerlediği Mart 2003'te (X)

Hazali, Mukteda es-Sadr’ın liderliğinde, Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden yaklaşık üç ay sonra, Temmuz 2003’te Mehdi Ordusu’nun kurulmasına katkı sağladı. Böylece Irak’taki ilk açık Şii milis gücü ortaya çıkmış oldu.

İzleyen yıllarda bugün bilinen birçok silahlı grup ve lider, Mehdi Ordusu’nun içinden çıktı. O dönemde yaşanan ayrışmalar, İran ve etkili Şii siyasi aktörlerin Mukteda es-Sadr’ı zayıflatma, aynı zamanda Tahran’ın çıkarları doğrultusunda ABD’ye karşı güç dengesi oluşturma stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyordu.

Hazali’nin sahadaki faaliyetlerinin ilk dönemleri, Asaib Ehl el-Hak’ın kuruluş süreciyle aynı döneme denk geldi. Bu süreçte Lübnan Hizbullahı’nın saha komutanları Irak’a gelerek özel Şii grupların eğitimini üstlendi.

Yaygın kanaate göre Hazali, Hizbullah’ın Rıdvan Gücü komutanlarından İmad Muğniye ve Hüseyin Ali Dakduk ile yakın çalıştı. Her iki isim de Asaib Ehl el-Hak’a şehir savaşı ve Amerikan çıkarlarına yönelik operasyonların planlanması konusunda ileri düzey eğitim verilmesinde rol oynadı.

Kerbela operasyonu

Hazali’nin önce Mehdi Ordusu, ardından Asaib Ehl el-Hak bünyesinde Amerikan işgaline karşı yürüttüğü faaliyetler sonuçsuz kalmadı. İngiliz ve Amerikan güçleri, onu 2007 yılında Kerbela’da koalisyon güçlerine yönelik nitelikli saldırıları yönetmek suçlamasıyla yakaladı.

Hazali, Bağdat’ın güneybatısındaki Kerbela’daki Ortak Koordinasyon Merkezi’ne düzenlenen baskının planlayıcıları ve uygulayıcıları arasında yer alıyordu. Saldırıda beş Amerikan askeri öldürülmüş, operasyon Irak Savaşı’nın en karmaşık ve en cesur saldırılarından biri olarak değerlendirilmişti.

Saldırganlar Amerikan askeri üniforması giymiş, güvenlik şirketleri ve uluslararası güçlerin kullandığı araçlara benzeyen arazi araçları kullanarak kontrol noktalarını aşmış ve merkezin derinliklerine kadar ulaşabilmişti.

Hazali, 2010 yılı başında İngiliz rehine Peter Moore ile bazı askerlerin naaşlarının serbest bırakılması karşılığında gerçekleştirilen bir takas anlaşması kapsamında özgürlüğüne kavuştu.

Siyasete dönüş

Üç yılı aşkın süre boyunca silahlı gruplar sahnesinden uzak kalan Hazali, 2011 yılında yeniden ortaya çıkarak hareketinin siyasi kanadı olan Sadikun Bloğu’nu kurdu.

2014 parlamento seçimlerinde Sadikun’un siyasi ağırlığı sınırlı kaldı ve yalnızca bir milletvekilliği kazanabildi. Ancak 2018 seçimlerinde İran’a yakın birçok grup ve partiyi bünyesinde toplayan Fetih Koalisyonu içinde 15 sandalye elde ederek önemli bir çıkış yaptı.

2021 seçimlerinde Sadikun’un sandalye sayısı dokuzla sınırlı kaldı. Buna rağmen Hazali, bu dönemde Şii siyasi çevrelerde ve genel olarak Irak siyasetinde en etkili dini liderlerden biri haline geldi.

2029 hükümeti hedefi

Asaib Ehl el-Hak, devlet kurumlarında önemli pozisyonlar elde ederken, Hazali de Irak içinde geniş ekonomik ve güvenlik ağları kurmayı başardı. Buna İran’la olan yakın ilişkileri de eklendi.

Tüm bu gelişmeler, geçen yıl yapılan seçimlerde hareketinin 27 milletvekili çıkarmasının önünü açtı ve Hazali’yi Şii Koordinasyon Çerçevesi’nin en güçlü aktörlerinden biri haline getirdi.

Ancak son seçim başarısına rağmen, ABD’nin terör listesinde bulunan grupların hükümette yer almasına karşı çıktığı yönündeki değerlendirmeler nedeniyle Hazali istediği siyasi rahatlığı elde edemedi. Çünkü liderliğini yaptığı Asaib Ehl el-Hak da Washington tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılan yapılar arasında bulunuyor.

Bu nedenle gözlemcilere göre Hazali’nin “direniş elbisesini çıkarması”, yıllar boyunca yaptığı siyasi yatırımı koruma ve Amerikan baskılarının yaratabileceği risklerden kaçınma arzusuyla bağlantılı.

Ayrıca Hazali’ye yakın isimlerin aktardığına göre Asaib Ehl el-Hak, 2029 seçimlerinin ardından kurulacak hükümette başbakanlık makamını hedefliyor. Bu da örgütün silahlı bir hareketten tam anlamıyla siyasi bir aktöre dönüşme sürecinin en önemli motivasyonlarından biri olarak görülüyor.


Muhbirler mi teknoloji mi? Kassam liderlerinin peşindeki İsrail’in Gazze’deki istihbarat ağı suikastları nasıl hızlandırdı?

Sağdan sola, İsrail'in ayrı operasyonlarda öldürdüğünü açıkladığı Kassam Tugayları komutanları: Muhammed Avde, Rafi Selame, Ebu Ubeyde ve Muhammed ed-Dayf (Fotoğraf: İsrail Ordusu tarafından yayımlandı)
Sağdan sola, İsrail'in ayrı operasyonlarda öldürdüğünü açıkladığı Kassam Tugayları komutanları: Muhammed Avde, Rafi Selame, Ebu Ubeyde ve Muhammed ed-Dayf (Fotoğraf: İsrail Ordusu tarafından yayımlandı)
TT

Muhbirler mi teknoloji mi? Kassam liderlerinin peşindeki İsrail’in Gazze’deki istihbarat ağı suikastları nasıl hızlandırdı?

Sağdan sola, İsrail'in ayrı operasyonlarda öldürdüğünü açıkladığı Kassam Tugayları komutanları: Muhammed Avde, Rafi Selame, Ebu Ubeyde ve Muhammed ed-Dayf (Fotoğraf: İsrail Ordusu tarafından yayımlandı)
Sağdan sola, İsrail'in ayrı operasyonlarda öldürdüğünü açıkladığı Kassam Tugayları komutanları: Muhammed Avde, Rafi Selame, Ebu Ubeyde ve Muhammed ed-Dayf (Fotoğraf: İsrail Ordusu tarafından yayımlandı)

İsrail’in Ekim 2023’te Gazze Şeridi’ne karşı başlattığı savaş boyunca ve iki yıl sonra Ekim 2025’te ilan edilen kırılgan ateşkese kadar İsrail’in Hamas liderlerini ve askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın komutanlarını hedef alıp öldürmesi kolay ve hızlı bir süreç değildi.

Ancak son haftalarda suikastların yoğunluğu ve hızı dikkat çekici biçimde arttı. Bu süreç, yıllardır aranan Kassam lideri İzzeddin el-Haddad’ın 15 Mayıs’ta öldürülmesiyle zirveye ulaştı. İsrail, iki haftadan kısa bir sürede halefi Muhammed Avde’yi de öldürdü. Ayrıca Kassam’ın önde gelen komutanlarından İmad İslim de hedef alınırken, saldırıda Kuzey Tugayı komutanı da vuruldu ancak hayatta kaldı.

Suikastlar yalnızca üst düzey isimlerle sınırlı kalmadı. Özellikle 7 Ekim 2023 saldırısına katılan saha sorumluları ile askeri üretim alanında görev yapan isimler de hedef alındı.

vbfrgf
Filistinliler, 16 Mayıs 2026'da Gazze kentinde düzenlenen cenaze töreninde Hamas'ın askeri lideri İzzeddin el-Haddad'ın fotoğraflarını taşıyor (AFP)

Bu suikastların artması, Hamas içinde ve dışında birçok soruyu beraberinde getirdi. Bazı kaynaklar İsrail’in Gazze’deki istihbarat faaliyetlerinin güçlenmesine işaret ederken, diğerleri İsrail’in tünellere yönelik operasyonlarının Hamas’ın güvenlik yapısında oluşturduğu boşluğa dikkat çekiyor.

Hamas’tan saha kaynakları, yaşanan her suikastın ardından uzman ekipler tarafından soruşturma yürütüldüğünü ve olası güvenlik açıklarının araştırıldığını belirtti.

Tüneller ve onları terk etme kararı

Dört Hamas saha kaynağına göre, suikastların hızlanmasının başlıca nedenlerinden biri İsrail’in tünellere karşı yürüttüğü yoğun askeri kampanya oldu. Kaynaklar, savaş sırasında ve sonrasında çok sayıda tünelin imha edildiğini ifade ediyor.

Hamas, son yirmi yılda savunma, saldırı, komuta ve kontrol amaçlı yüzlerce, hatta bazı tahminlere göre binlerce tünel inşa etmişti. Bu tünellerin bir kısmı liderlerin savaş yönetim merkezleri olarak kullanılıyordu.

Kaynaklara göre İsrail, kara operasyonları ve hava saldırılarıyla çok sayıda tüneli yok etti. Bu saldırılar sırasında çok sayıda militan, bazı komutanlar ve hatta İsrailli rehineler hayatını kaybetti.

df76ju
İsrailli iki asker, İsrail'in Kassam Tugayları lideri Muhammed Sinvar'ın öldürüldüğüne inanılan bir tünelin bulunduğunu açıkladığı Han Yunus’taki Avrupa Hastanesi’nde, 8 Haziran 2025 (DPA)

Bir kaynak, yoğun saldırılar nedeniyle direniş liderliğinin tünelleri sürekli kullanmayı bırakma kararı aldığını söyledi. Amaç, liderlerin, savaşçıların ve gelecekte Filistinli tutuklularla takas edilmesi planlanan rehinelerin hayatını korumaktı.

Kaynakların aktardığına göre savaşın başlangıcında İsrail tünellere yoğun saldırılar düzenledi ancak tünellerin çokluğu nedeniyle yalnızca yüksek riskli bölgeler boşaltıldı. Mart 2024 sonlarında ise özellikle içinde savaşçılar ve İsrailli rehinelerin bulunduğu tünellere yönelik bombardımanların artması üzerine, onların yer üstüne taşınmasına ilişkin acil karar alındı.

Bir dönüm noktası

Kaynaklar, tünellerden çıkışın ardından yaşanan dönemin bir dönüm noktası olduğunu belirtiyor. Bundan sonra tüneller daha çok ulaşım ve belirli operasyonlar için kullanılmaya başlandı; liderlerin veya önde gelen saha sorumlularının uzun süreli saklanma mekânı olmaktan çıktı.

Buna rağmen bazı Hamas ve Kassam liderleri zaman zaman tünellere sığındı. Hamas Siyasi Büro üyeleri Ruhi Muşteha ve Samih es-Serac, Temmuz 2024’te Gazze kentinin güneyindeki Sanayi Bölgesi’nde bulunan bir tünelde Kassam komutanlarıyla birlikte öldürüldü.

Kassam’ın eski lideri Muhammed Sinvar ile komutan Muhammed Şebane de Mayıs 2025’te Han Yunus’taki Avrupa Hastanesi çevresindeki karmaşık tünel ağında öldürüldü.

Bir saha kaynağı, İsrail’in artan takibi nedeniyle siyasi ve askeri liderlerin zaman zaman tünellere sığınmak zorunda kaldığını belirterek, “Seçenekler giderek daralıyordu” dedi.

Aynı kaynak, İzzeddin el-Haddad’ın özellikle Gazze’nin kuzeyindeki yoğun operasyonlar sırasında tünelleri sık kullandığını, İsrail güçleri yer üstünde operasyon yürütürken kendisinin yer altındaki tünel ağlarını kullanarak bölgeden çıkabildiğini anlattı.

Bununla birlikte kaynak, Haddad ve diğer isimlerin tünelleri güvenli bir saklanma alanı olarak görmediklerini, savaş süresince ve ateşkes sonrasında çoğu zaman yer üstünde yaşadıklarını, farklı yöntemlerle gizlenerek ve güvenlik konvoyları kullanmadan hareket ettiklerini söyledi.

Üç Hamas saha kaynağına göre tünellere başvurma yöntemi, Muhammed Sinvar ve Ekim 2024’te Refah’ta bir İsrail birliğiyle yaşanan çatışmada öldürülen Yahya Sinvar dahil birçok lider tarafından kullanıldı.

Gözetim alanının daralması

Kaynaklar, tünellerin imha edilmesinin tek neden olmadığını vurguluyor.

İsrail’in, Gazze’nin yüzde 60 ila 70’ini kapsayan ve “Sarı Hat” olarak bilinen hattın doğusundaki kontrol alanını genişletmesi, nüfusun büyük bölümünü hattın batısına sıkıştırdı. Böylece Hamas ve diğer Filistinli örgütlerin liderleri için güvenli veya gözlerden uzak alanlar büyük ölçüde azaldı.

Kaynaklara göre örgüt liderleri ve mensupları artık yüz binlerce Gazze sakiniyle birlikte sınırlı bölgelerde yaşamaya mecbur kaldı. Evlerini kaybeden birçok kişi gibi onlar da ailelerinin yanında veya yakınında, çadırlarda ve geçici barınaklarda yaşamaya başladı. Bu durum ise İsrail’in gözetim ve takip faaliyetlerini kolaylaştırdı.

degthyj
ABD Başkanı Donald Trump'ın planına göre Gazze Şeridi'nden çekilme aşamalarının haritası (Beyaz Saray)

Ateşkes anlaşmasındaki ilk çekilme hattı olarak belirlenen Sarı Hat çevresindeki bölgeler her gün yoğun yıkım operasyonlarına maruz kalıyor. İsrail’in bu alanları genişletmesi, hem güvenlik kontrolünü artırma hem de operasyon bölgelerine yakın tünel güzergâhlarını yok etme amacı taşıyor.

Casusluk teknolojisi ve ses izi

Gazze’deki saha kaynakları, Hamas ve Kassam liderlerinin hızla tespit edilmesinde İsrail’in istihbarat teknolojilerinin önemli rol oynadığı görüşünde birleşiyor.

Kaynaklar; Gazze semalarında yoğun şekilde dolaşan keşif dronları, diğer teknik araçlar ve İsrail’le iş birliği yapan muhbirlerin yanı sıra İsrail destekli silahlı grupların da etkili olduğunu belirtiyor.

Bir kaynak, İsrail’in son yıllarda yapay zekâ destekli teknolojileri yoğun biçimde kullandığını öne sürerek, yeni nesil İsrail yapımı insansız hava araçlarının ses izi takibi ve bazı biyolojik işaretleri tespit etmeye yönelik gelişmiş siber sistemlere sahip olabileceğini söyledi.

Kaynağa göre bu dronlar, belirli iletişim ağlarını izleyerek sesleri ayrıştırabiliyor ve daha önce telefon kayıtlarından veya gözaltı süreçlerinden elde edilen ses örnekleriyle eşleştirme yapabiliyor.

Aynı kaynak, bazı muhbirlerin kamera ve ses kayıt cihazları içeren çeşitli casusluk ekipmanları yerleştirdiğini; bunların bir kısmının böcek büyüklüğünde olduğunu ve dronlarla bırakıldığını, bazılarının ise savaş sırasında bölgeye giren kara birlikleri tarafından yerleştirildiğini iddia etti.

Kaynaklar, insan istihbaratının da Hamas ve Kassam liderlerine ulaşılmasında etkili olduğunu inkâr etmiyor.

ty6u7ı8
İsrail'in, Hamas'ın askeri lideri İzzeddin el-Haddad'ı hedef aldığı saldırının ardından Gazze kentindeki Rimal Mahallesi'nde vurulan bir konut binasında yangın çıkıyor, 15 Mayıs 2026 gecesi (EPA)

Bir saha kaynağı, çok sayıda muhbirin yakalandığını ve infaz edildiğini, bunların küçük bir bölümünün Hamas veya Kassam içinden, çoğunluğunun ise örgüt dışından kişiler olduğunu söyledi.

Aynı kaynak, Haddad suikastıyla bağlantılı olduğu şüphesiyle Hamas dışından bir kişinin tutuklandığını açıkladı. Şüphelinin, suikastın gerçekleştiği bölgede ve Haddad’ın bulunduğu başka bir noktada da görüldüğü belirtildi.

İki kaynak, zanlının sorgulandığını doğrularken, bunlardan biri kişinin İsrailli bir istihbarat görevlisinin talimatlarıyla Haddad’ı takip ettiğini itiraf ettiğini söyledi. Kaynağa göre İsrailli görevli, Haddad’ın ailesinin bulunduğu yerlere ilişkin bilgiler veriyor ve bu durum başka muhbirlerin de olabileceğine işaret ediyor.

Kaynaklar ayrıca müzakere süreçleriyle ilgili mesajların iletilme yöntemlerinin de İsrail tarafından yakından takip edilen güvenlik açıklarından biri olduğunu, bu konunun halen araştırıldığını belirtti.

Gazze savaşının en yoğun dönemlerinde, Filistinli gruplar bazı kişileri İsrail saldırılarına bilgi sağladıkları suçlamasıyla gözaltına almış ve “devrim mahkemeleri” olarak adlandırılan süreçlerin ardından infaz etmişti. Bu kişiler arasında Hamas içinden ve dışından isimlerin bulunduğu, bazı zanlıların Temmuz 2024’te öldürülen Kassam lideri Muhammed ed-Dayf’a ulaşılmasına yardım etmekle suçlandığı ifade edilmişti.