28 Eylül: Arap dünyasını üç kez sarsan tarih

Arap dünyasını şekillendiren üç tarihi olayın aynı günde meydana gelmesi, pek çok kişinin 28 Eylül'ün lanetli olduğuna inanmasına neden oldu.

1 Ekim 1970'te Cemal Abdunnasır'ın cenaze töreni sırasında kalabalıklar. (Getty Images)
1 Ekim 1970'te Cemal Abdunnasır'ın cenaze töreni sırasında kalabalıklar. (Getty Images)
TT

28 Eylül: Arap dünyasını üç kez sarsan tarih

1 Ekim 1970'te Cemal Abdunnasır'ın cenaze töreni sırasında kalabalıklar. (Getty Images)
1 Ekim 1970'te Cemal Abdunnasır'ın cenaze töreni sırasında kalabalıklar. (Getty Images)

Sami Moubayed

Suriye eski Başbakanı Faris el-Huri (1877-1962) anılarında, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Mebusan Meclisi'nde milletvekili olarak görev yaparken Mısır'ı geri almak için askeri bir saldırıya hazırlanan Osmanlı Harbiye Nazırı Enver Paşa ile görüşmesini anlatıyor. El-Huri toplantının tarihini belirtmiyor ancak bunun Ocak 1915'te Mısır’a yönelik askerî harekât başlamadan önce olduğu varsayılıyor.

Enver Paşa Mısır’ı çok kolay bir şekilde alacağını anlatınca el-Huri, güçlü İngiliz Ordusu'na karşı savaşmadan önce Sina çöllerini aşması gereken paşanın kendine olan güveni karşısında şaşkına dönüyor. El-Huri daha fazlasını sorunca Enver Paşa'nın, Mısır'ın fethinin hicri 1334 (miladi 1916) yılında olacağını ilim sahibi bir kişiden duymuş olduğunu öğreniyor. Bunun delili ise ebced hesabına göre “Mısır'ı fethedeceksin” ifadesinin harflerinin toplamının 1334 olması.

Enver Paşa maalesef Mısır'da kendisinin ve ordusunun başına gelenler karşısında şok olmuştu. O, Mısır'ı geri alamamakla kalmadı, Birinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru Osmanlı İmparatorluğu'nu da kaybetti. Tarih boyunca pek çok lider, önemli kararlarını verirken ebced hesabına güvendi. Belki de bu tarz malumatları umursamayan en ünlü kişi, Roma döneminde kötü şans ve felaketle ilişkilendirilen 15 Mart tarihi konusunda uyarılan Roma'nın en ünlü imparatoru Julius Sezar'dı. Sezar, 15 Mart günü en yakınındakiler tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

28 Eylül 1961 tarihinde Mısır-Suriye birliği bozuldu ve Birleşik Arap Cumhuriyeti dağıldı. Cemal Abdunnasır 28 Eylül 1970’te öldü. Ayrıca 2000 yılında Ariel Şaron'a karşı İkinci İntifada’nın patlak verdiği günde 28 Eylül’dü. Bu da 28 Eylül’ü modern Arap tarihinin en sembolik tarihlerinden biri yapıyor.

Eğer Mısır'ın eski Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır, Sezar gibi 28 Eylül’ün lanetli bir gün olduğu konusunda uyarılsaydı muhtemelen o gün evinden ayrılmazdı. 28 Eylül, 1961'de Suriye-Mısır birliğinin dağılmasına ve ardından 1970 yılında kendi zamansız ölümüne tanık olan karanlık bir gündü. Yine aynı gün, 2000 yılında İkinci İntifada patlak verdi. Böylece 28 Eylül, modern Arap tarihinde bir dönüm noktası haline geldi.

28 Eylül 1961

Eylül 1961, Şubat 1958'de kurulan kısa ömürlü Suriye-Mısır birliğinin en kötü dönemlerinden biriydi. İnsanlar kapalı kapılar ardında Suriye'yi yöneten Mısırlı subayların yanlışlarını konuşuyordu. Abdunnasır, Suriye'deki özel sektörü yeni kamulaştırmıştı. Bu, Şam ve Halep'teki önde gelen iş adamlarını öfkelendiren bir hareketti. Eylül ayında Abdunnasır'ın iki adamı, Suriyeli Abdulhamid es-Serrac ile Mısırlı Abdulhakim Amir arasında son hesaplaşma yaşandı. Eski bir içişleri bakanı ve güvenlik şefi olan es-Serrac, Birleşik Arap Cumhuriyeti’nde cumhurbaşkanı yardımcısı olarak görev yaptı. Amir ise Abdunnasır'ın Suriye'deki adamı ve Mısır ordusunun komutanıydı. Abdunnasır ikisini de Kahire'ye çağırdı ve uzun görüşmelerin ardından es-Serrac 22 Eylül 1961 tarihinde görevinden istifa etti. Kamu hayatından çekildi ve dolaylı olarak Amir'in kendisini mağlup ettiğini kabul etti. 28 Eylül'ün erken saatlerinde, Abdulkerim en-Nahlavi liderliğindeki bir grup subay harekete geçti ve askeri bir darbe gerçekleştirdi.

Cemal Abdunnasır, Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin dağılmasına karşı isyan etti ve çok sevdiği birliği yeniden tesis etmeye çalıştı, ancak başarılı olamadı.

Darbeci liderler Amir ile görüştüler ve kendisi de onların isteklerini kabul etme isteğini dile getirince 9 No'lu Askeri Tebliğ'i yayınladılar. Tebliğde, “Silahlı Kuvvetler Başkomutanı’nın bilgeliğine olan güvenimiz sayesinde işler normal seyrine döndü” ifadeleri yer aldı. Tebliğin yayınlanmasının ardından askeri kademelerde büyük bir huzursuzluk yaşandı. Halkın bir kısmıysa Birleşik Arap Cumhuriyeti’ni desteklemek için gösteriler düzenledi. Darbe liderleri, Amir’in zaman kazanmak için kaçamak davrandığını ve taleplerine yanıt verme niyetinde olmadığını anladıktan sonra hareketlerine devam etmeye karar verdiler. Olaylar hızlandı ve aynı günün akşamı saat beş buçukta Abdulhakim Amir, bazı Suriyeli bakanlarla birlikte Şam'dan ayrıldı.

Cemal Abdunnasır, Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin dağılmasına karşı isyan etti ve çok sevdiği birliği yeniden tesis etmeye çalıştı, ancak başarılı olamadı. Lazkiye'ye paraşütçüler gönderip darbecileri tutuklattı. En-Nahlevi ve grubuna karşı şiddetli bir saldırı başlattı ve onları Siyonizm ve emperyalizmin ajanları olarak nitelendirdi. Ancak tüm bunlar sonuçsuz kaldı ve Suriye ile Mısır birliği yeniden tesis edilemedi.

Abdunnasır gerçekten öldürüldü mü? Zirvenin bitiminden sonra Kuveyt Emiri'ne veda ederken son anlarını yaşadığının farkında mıydı? Suriye ile Mısır birliğinin bittiği gün olan 28 Eylül'ün hayatının da son günü olacağını biliyor muydu?

Cemal Abdunnasır'ın eşi Tahia Kazım anılarında, o gün eşinin başına gelenleri şöyle anlatıyor: “Radyoda konuşmasını duydum ve ne kadar sıkıntılı olduğunu farkettim. Onun üzüntüsünü hissettim ama gerçek şu ki Suriye'den ayrılığa üzülmedim. Benim için yalnızlık rahat edebileceğim bir şey değildi. Zira onun işi önce azami düzeye çıktı ve 1959 yılı sonunda şeker hastalığına yakalandı. Ben de kendi kendime onun çok çalışmaktan hastalandığını söylerdim.”

28 Eylül 1970

Her ne kadar ona çok acı vermiş olsa da Suriye'deki 1961 darbesinin Abdunnasır'ın kötüleşen sağlığıyla bir ilgisi olup olmadığını kimse kesin olarak bilmiyor. Kesin olan tek şey, Suriye ile Mısır birliğinin bu şekilde bozulmasının onun ruhunda derin bir yara açtığıdır. Abdunnasır’ın hayatındaki ilk yenilgi, 23 Temmuz 1952 Devrimi'nden Süveyş Kanalı'nın millileştirilmesine, 1956'daki üçlü saldırıya tepkiden 1958'de Suriye ile birliğe kadar uzanan bir dizi ses getiren zaferin ardından geldi. 1961'den sonra Abdunnasır için acılar birikti ve Haziran'daki başarısızlık onu mahvetti. Birkaç ay sonra, 1967'de Arapların yenilgisinden doğrudan sorumlu olan, ömür boyu dostu ve yoldaşı Abdulhakim Amir'in ölümü ya da cinayeti yaşandı.

Abdunnasır çok sigara içiyordu ve o dönemde Mısır'da düzenlenen Arap Zirvesi'nde doktorlar onun büyük strese maruz kaldığını bildirmişti. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile Ürdün Ordusu arasındaki kanlı ‘Kara Eylül’ çatışmalarının durdurulması için büyük çaba harcadı. Elli iki yaşındayken ateroskleroz ve şeker hastalığının komplikasyonlarından öldüğünü söylediler. Bu durum, masaj seansları sırasında vücuduna verilen zehirden kaynaklanan doğal olmayan bir ölüm veya yavaş bir suikastla ilgili birçok hikâyeyi ateşledi.

Abdunnasır gerçekten öldürüldü mü? Zirvenin bitiminden sonra Kuveyt Emiri'ne veda ederken son anlarını yaşadığının farkında mıydı? Suriye ile Mısır birliğinin bittiği gün olan 28 Eylül'ün hayatının da son günü olacağını biliyor muydu?

28 Eylül 2000

Mısırlılar Abdunnasır'a veda etmek için sokaklara döküldüler. Onun ölüm tarihi, sevenlerinin yıllarca andığı üzücü bir olay olarak kaldı. Cemal Abdunnasır'ın ölümünden tam 30 yıl sonra, 28 Eylül 2000'de İsrailli muhalefet lideri Ariel Şaron Mescid-i Aksa'ya girdi. Provokasyonun hem caminin içinde hem de kapılarında gösterileri tetiklediği biliniyor. Bu provokatif ziyaret, caminin içinde ve çevresinde öfkeli gösteri dalgalarına yol açtı. İsrail, göstericilere ateş ederek yedi kişiyi öldürdü ve 250 Filistinli genci yaraladı. Bu olay El Aksa İntifadası olarak da bilinen İkinci İntifada'yı ateşledi.

Dönemin İsrail İçişleri Bakanı Şlomo Ben Ami, Filistin Önleyici Güvenlik Servisi Başkanı Cibril er-Rucub'a danıştıktan sonra Şaron'a camiyi ziyaret etme yetkisi verildiğini söyledi. Er-Rucub bunu şiddetle yalanladı. 28 Eylül 2000 olayları, 1961 ve 1970 yıllarında olduğu gibi hızlanarak 30 Eylül'de Gazze'de babasının vücudunun arkasına saklanan Muhammed Durra adlı çocuğun öldürülmesine yol açtı. Bir Fransız kanalının kamerasıyla çekilen bu sahne o dönemde küresel bir öfke dalgasına yol açtı ve 12 yaşındaki Muhammed Durra İkinci İntifada’nın sembolü haline geldi.

* Şarku’l Avsat okurları için Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.


İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
TT

İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)

Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında en az 8 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, hedef alınan unsurların Hizbullah ile müttefiki Hamas mensupları olduğunu açıkladı.

Hizbullah’a yakın bir kaynak AFP’ye yaptığı açıklamada, Bekaa bölgesini hedef alan saldırılarda örgütün askeri komutanlarından birinin de hayatını kaybedenler arasında bulunduğunu bildirdi.

Yerel basında yer alan haberlerde, hayatını kaybedenler arasında Hizbullah’ta görevli bir yetkilinin de bulunduğu, söz konusu ismin eski milletvekili Muhammed Yaği’nin oğlu olduğu ve Hizbullah’ın hayatını kaybeden eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın yardımcılığını yaptığı öne sürüldü.

İsrail, Kasım 2024’te bir yılı aşkın süren çatışmaların ardından varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu genellikle hedefin Hizbullah olduğunu belirtirken, zaman zaman Hamas Hareketi’ni de vurduğunu açıklıyor.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), Bekaa bölgesindeki İsrail saldırılarının ilk belirlemelere göre altı kişinin ölümüne ve 25’ten fazla kişinin yaralanmasına yol açtığını, yaralıların bölgedeki hastanelere sevk edildiğini duyurdu.

İsrail ordusu ise Bekaa’daki Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait karargâhların hedef alındığını açıkladı.

Söz konusu saldırılar, ülkenin en büyük Filistin mülteci kampı olan Ayn el-Hilve’ye yönelik İsrail hava saldırılarından saatler sonra gerçekleşti. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılarda iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. İsrail ordusu ise kampta Hamas’a ait bir karargâhın hedef alındığını duyurdu.

NNA, İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) Sayda’ya bitişik kampı vurduğunu aktardı.

İsrail ordusu açıklamasında, kampta ‘Hamas mensubu militanların faaliyet gösterdiği bir karargâhın’ hedef alındığını belirterek, Lübnan’da Hamas’ın ‘yerleşmesine karşı’ operasyonlarını sürdürdüğünü ve “Hamas terör örgütü militanlarına karşı nerede faaliyet gösterirlerse göstersinler güçlü şekilde hareket etmeye devam edeceğini” kaydetti.

 Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Hamas yaptığı yazılı açıklamada, sivil kayıplara yol açtığını belirttiği saldırıyı kınadı.

Açıklamada, ‘işgal ordusunun ileri sürdüğü iddiaların’ reddedildiği belirtilerek, bunların ‘gerçekler karşısında dayanaksız bahaneler’ olduğu savunuldu. Hedef alınan merkezin, kampta güvenlik ve istikrarı sağlamakla görevli Ortak Güvenlik Gücü’ne ait olduğu ifade edildi.

Lübnan hükümeti geçen yıl, İsrail ile yaşanan ve binlerce Hizbullah mensubunun yanı sıra çok sayıda üst düzey ismin hayatını kaybettiği savaşın ardından zayıflayan Hizbullah’ın silahsızlandırılacağını taahhüt etmişti.

Lübnan ordusu geçen ay, İsrail sınırına yakın bölgeden başlayarak Litani Nehri’ne kadar uzanan alanı kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını açıkladı.

Ancak Hizbullah’ı yeniden silahlanmakla suçlayan İsrail, Lübnan ordusunun kaydettiği ilerlemeyi yetersiz bulduğunu duyurdu.

Beş aşamadan oluşan planın ikinci etabı ise Litani Nehri’nin kuzeyinden başlayarak, başkent Beyrut’un yaklaşık 40 kilometre güneyindeki Sayda’nın kuzeyinden Akdeniz’e dökülen Evveli Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.