‘SDG’ Deyr-i Zor olaylarının ardından rejim bölgelerine kaçanlara ‘uzlaşma’ çağrısında bulundu

Kürt siyasetçi: Deyr-i Zor'daki olaylar aşiretleri ‘özyönetim’ projesine karşı kışkırtmayı amaçlıyor.

Deyr-i Zor'un doğu kırsalındaki güvenlik operasyonu sırasında SDG güçlerine bağlı savaşçılar (Arşiv - Şarku'l Avsat)
Deyr-i Zor'un doğu kırsalındaki güvenlik operasyonu sırasında SDG güçlerine bağlı savaşçılar (Arşiv - Şarku'l Avsat)
TT

‘SDG’ Deyr-i Zor olaylarının ardından rejim bölgelerine kaçanlara ‘uzlaşma’ çağrısında bulundu

Deyr-i Zor'un doğu kırsalındaki güvenlik operasyonu sırasında SDG güçlerine bağlı savaşçılar (Arşiv - Şarku'l Avsat)
Deyr-i Zor'un doğu kırsalındaki güvenlik operasyonu sırasında SDG güçlerine bağlı savaşçılar (Arşiv - Şarku'l Avsat)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Suriye'nin doğusundaki Deyr-i Zor olaylarına katılmak ve bu olaylara karışmakla suçlanan militanlara yönelik operasyonlarına başladı. Resmi internet sitesinde yayınlanan açıklamada, Deyr-i Zor'da son olaylara karışan ve rejimin kontrolündeki bölgelere kaçan tüm militanların kendisiyle temasa geçerek ‘yerleşim prosedürlerini başlatıp bölgeye dönmeleri’ çağrısında bulunuldu.

Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) siyasi kanadı olan Suriye Demokratik Konseyi (SDK) Suriye rejimi, Türkiye ve İran'ı Deyr-i Zor'daki olayları kışkırtmakla suçladı. Bu ülkelerin, SDG'nin kontrolündeki bölgelerin güvenliğini ve istikrarını bozmayı amaçladığı iddia edildi. SDG lideri Mazlum Abdi, Arap ve Kürtler arasındaki bağların, bu komploların başarılı olmasını engellediğini söyledi. Abdi, "Bazı kesimler, nefret söylemini yayma, bölgenin istikrarını bozma ve etnik veya aşiret çatışmalarını teşvik etme konusunda başarısız oldu" dedi.

SDG, ‘çözüm’ süreci için dünden itibaren geçerli olan ‘uzlaşma işlemlerinin başlatılması ve en fazla 15 gün içinde bölgeye geri dönülmesi’ amacıyla WhatsApp üzerinden bir numara tahsis etti.

Tüm aşiret mensubu silahlı kişiler silahlarını teslim etmeye ve gerekli yasal işlemleri başlatmaya çağırıldı. Ayrıca, SDG'nin, silahlı kişilerin hizmet ve yönetim kurumlarına yönelik saldırıları nedeniyle zarar gören Deyr-i Zor sakinlerini desteklemeye ve failleri hesap sormaya kararlı olduğu vurgulandı.

Suriye'nin doğusundaki Deyr-i Zor kırsalı, Deyr-i Zor Askeri Meclisi'nden ayrılan unsurlar ve Arap aşiret mensubu silahlı kişiler, ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyon güçleri tarafından desteklenen SDG ile kanlı çatışmalara sahne oldu. Çatışmalarda 78'den fazla kişi hayatını kaybetti, aralarında siviller de vardı. Çatışmalar, geçtiğimiz ayın sonunda başladı ve 10 gün sürdü. Bu süre zarfında, 25 SDG unsuru, 29 aşiret mensubu silahlı kişi ve 9 bölge sakini hayatını kaybetti. Çatışmalar, bu ay 25'inde tekrar alevlendi. Bu çatışmalarda, 24 silahlı saldırgan, 4 SDG militanı ve 1 sivil hayatını kaybetti, 31 kişi ise yaralandı. Çatışmaların nedenleri henüz tam olarak anlaşılamamış olsa da SDG'nin kontrolünü zayıflatmak ve bölgede istikrarsızlığı artırmak için başlatıldığı iddia ediliyor.

SDG lideri Mazlum Abdi, Deyr-i Zor'daki çatışmaların ardından, Arap ve Kürt ilişkilerinin, bölgedeki istikrarı ve güvenliği sağlamada önemli bir rol oynadığını söyledi. Abdi, "Doğu Suriye'deki Arap ve Kürt halkları arasındaki ilişkiler, bölgedeki istikrarı ve güvenliği sağlamada önemli bir rol oynuyor. Bu ilişkiler, bölgeyi hedef alan dış güçlerin planlarını bozdu" dedi. Abdi, Arap ve Kürt halklarının, barış ve birlikte yaşamanın temelini oluşturduğunu söyleyerek, "Arap ve Kürt halkları, barış ve birlikte yaşamanın temelini oluşturmaktadır. Bu halkların arasındaki ilişkiler, bölgedeki istikrar ve güvenliğin garantisidir" şeklinde konuştu. Abdi, Deyr-i Zor'daki çatışmaların, bölgedeki istikrarı ve güvenliği tehdit eden dış güçlerin bir komplosu olduğunu ifade etti.

İki SDG üyesi dün, Suriye'nin doğusundaki Deyr-i Zor kırsalındaki Ziban kasabasında (AP)
İki SDG üyesi dün, Suriye'nin doğusundaki Deyr-i Zor kırsalındaki Ziban kasabasında (AP)

Suriye'nin doğusundaki Deyr-i Zor ili ve geniş kırsalı, 2011'deki savaşın başından bu yana, petrol, doğal gaz ve enerji sahalarıyla zengin olan bu bölgeyi kontrol etmek için birden fazla askeri güç arasında rekabete sahne oldu. Fırat Nehri, bu ili ikiye bölüyor ve doğu ve kuzey taraflarında yer alan SDG'nin kontrolündeki bölgeleri, batı ve güney taraflarında yer alan ve Suriye rejim güçlerinin yanı sıra İran, Lübnan ve Irak'tan destek alan milislerin bulunduğu rejimin kontrolündeki bölgelerden ayırıyor.

SDG lideri Abdi, konuşmasında, SDG'nin siyasi kanadı SDK ve sivil yönetimin, bölgedeki ilişkileri korumak için birlikte çalıştıklarını söyledi. Bu çabalar sayesinde, istikrarsızlığı ve çatışmaları körüklemek isteyen güçlerin planlarını bozmayı başardıklarını belirtti. Abdi, bölge halkını, ’ölümcül’ olarak nitelendirdiği politikalara karşı dikkatli olmaları konusunda uyardı. Abdi, “Bu politikalar, Suriye'nin kuzeydoğusunu yıkıcı bir iç savaşa sürüklemek istiyor. Bu savaşı daha önce de önledik ve şimdi daha da büyük bir tehlike oluşturduğunu hissediyoruz. Ne pahasına olursa olsun bu savaşı durduracağız" dedi. Bölge halkından, kazanımlarını, güvenliğini, istikrarını ve refahını korumalarını isteyen Abdi, "Bu bölgede, tüm Suriye için bir model oluşturmak istiyoruz" şeklinde konuştu.

SDG savaşçıları 4 Eylül'de Deyr-i Zor'un bir köyünde iken (AP)
SDG savaşçıları 4 Eylül'de Deyr-i Zor'un bir köyünde iken (AP)

SDK Eş Başkanı Emine Ömer, Deyr-i Zor'daki çatışmaların sorumluluğunu Suriye rejimi, Türkiye ve İran'a yükledi. Ömer, Şarku'l Avsat gazetesine telefonla verdiği demeçte, "Son olaylar, planlı ve sistematik olduğunu gösterdi. Bu olaylar, bölgedeki güvenliği ve istikrarı bozmak için Türkiye, İran veya hükümet gibi birkaç tarafın koordineli bir şekilde yönettiği bir komplo" dedi. Ömer, komplonun amacının, ‘bölgede kaos yaratmak, etnik çatışmaları körüklemek ve aşiretleri özerk yönetim projesine karşı kışkırtmak’ olduğunu söyledi.

Ömer, "Bu komplo, Suriye'nin kuzeydoğusunu iç savaşa sürüklemek ve SDG'nin kazanımlarını yok etmek istiyor" dedi. Bölge halkına, bu komplolara karşı dikkatli olmaları ve birlikte çalışma çağrısı yaptı.

SDK Eş Başkanı Emine Ömer (Şarku'l Avsat)
SDK Eş Başkanı Emine Ömer (Şarku'l Avsat)

Suriye rejimi ile herhangi bir siyasi diyalog olmadığını söyleyen Ömer, "Geçmişte bazı toplantılar oldu, ancak bunlar diyalog seviyesine ulaşmadı. Hükümetin siyasi çözümleri kabul etmediğini ve Suriye krizini çözmek için herhangi bir gerçek adım atmadığını görüyoruz" dedi.



Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ve Kıbrıs Rum Kesimi  Savunma Bakanı Vasilis Palmas düzeyinde Mısır-Yunanistan-Kıbrıs görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmeler, üç ülkenin yaklaşık iki hafta önce düzenlediği zirvenin ardından savunma ve askeri iş birliğinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, görüşmelerin Doğu Akdeniz’de daha güçlü savunma iş birliği yoluyla güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Uzmanlara göre Kahire, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden endişe duyan Türkiye ile köprüleri atmadan Yunanistan ve Kıbrıs’la iş birliğini geliştirmeyi, aynı zamanda diğer tarafların çatışmalarına dahil olmadan Doğu Akdeniz’deki Mısır çıkarlarını korumayı hedefliyor.

Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ortaklık, üçlü iş birliği mekanizması üzerinden 2014 yılında başladı. Bu dönemde Kahire ile Ankara arasında siyasi anlaşmazlıklar yaşanırken Atina ve Lefkoşa’nın da Türkiye ile Doğu Akdeniz konusunda farklılıkları bulunuyordu. Ancak son yıllarda Türkiye ile Mısır ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. İlişkilerin tamamen normalleşmesinin ardından cumhurbaşkanları karşılıklı ziyaretlerde bulundu ve iki ülke arasındaki askeri tatbikatlar yeniden başladı. Bunun yanı sıra iki ülke arasında savunma sanayisi alanındaki ortaklıklar da giderek güçlendi.

8 Eylül’de İskenderiye’nin kuzeybatısındaki El-Alameyn kentinde düzenlenen üçlü zirvenin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesinin ardından Sisi, salı günü Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ı kabul etti. Görüşmede Mısır Savunma Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile Silahlı Kuvvetler Silahlanma Kurumu Başkanı Muhammed Süleyman da hazır bulundu.

cdfvgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas ile görüşmesi sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle askeri ve savunma alanları başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilmesinin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Yunanistan Savunma Bakanı ise ülkesinin ortak tehditlerle mücadele amacıyla Mısır’la koordinasyonu güçlendirmeye verdiği önemi dile getirdi.

Sisi aynı gün ikinci bir görüşmede Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ı da kabul etti. Sisi, iki ülke arasındaki mevcut stratejik ortaklığın derinleştirilmesi ve özellikle güvenlik ve askeri alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda daha geniş bir çerçeveye taşınması gerektiğini belirtti.

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Adil el-Umde, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan savunma bakanlarıyla görüşmelerinin 2014’ten bu yana yürütülen ortaklığın maddelerinin hayata geçirilmesi ve bu ay El-Alameyn’de düzenlenen üçlü zirvenin devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

El-Umde, Mısır politikasının başarısının yalnızca Atina ve Lefkoşa ile askeri iş birliğinin ne ölçüde geliştirildiğiyle ölçülemeyeceğini belirterek Kahire’nin asıl hedefinin Doğu Akdeniz’i rekabet ve çatışma alanından çok taraflı bir denge ve iş birliği alanına dönüştürme kapasitesi olduğunu ifade etti. Mısır’ın bunu tüm taraflarla bağımsız ilişkilerini koruyarak gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen El-Umde, bunun “stratejik denge diplomasisi” çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Dr. Ahmed Fuad Enver ise Doğu Akdeniz’in güvenliğinin bölgedeki tüm etkin aktörlere açık olmayı ve gerilimi artıran söylemlerin aşılması amacıyla mevcut araçların kullanılmasını gerektirdiğini belirtti.

Enver, Mısır-Yunanistan-Kıbrıs arasındaki üçlü iş birliği mekanizmasının mevcut savunma ve askeri iş birliğini güçlendirme çabalarıyla birlikte Doğu Akdeniz’de bölgesel güvenliğin sağlamlaştırılmasında temel bir eksen oluşturduğunu söyledi. Bunun, üç ülke arasında uzun süredir devam eden askeri, ekonomik ve siyasi ortaklıkların üzerine inşa edilmesine olanak sağlayacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi de salı günü Yunanistan Savunma Bakanı ile görüşmesinde üçlü iş birliği ile Doğu Akdeniz’in istikrarı arasında bağlantı kurdu. Sisi, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki mevcut üçlü iş birliğinin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve ortak refahın sağlanmasına yönelik başarılı bir bölgesel iş birliği modeli oluşturduğunu vurguladı.

Sisi, Kıbrıs Savunma Bakanı ile görüşmesinde de Doğu Akdeniz’in istikrarının önemine dikkat çekerek Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki üçlü iş birliğinin bölgedeki güvenlik, istikrar ve refahın pekiştirilmesi açısından merkezi bir mekanizma olduğunu belirtti. Sisi, bu mekanizmanın üç ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini ve ortak tehditlerle mücadeleye katkı sağladığını ifade etti.

El-Umde’ye göre Mısır’ın bu tutumu, caydırıcılık ve hazırlık kapasitesini güçlendirme ancak düşmanca bir blok oluşturmama anlayışını ortaya koyuyor. Kahire, Yunanistan ve Kıbrıs’la ortaklığını geliştirirken Türkiye ile köprüleri atmıyor ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korurken bölgedeki diğer aktörlerin çatışmalarına dahil olmuyor.

Enver ise Mısır’dan gelen açıklamaların söz konusu adımların başka tarafları hedeflemediğini ve Türkiye açısından endişe kaynağı oluşturmadığını gösterdiğini savundu. Enver’e göre Kahire, ilişkilerini ortak çıkarlar temelinde yürütmeye, arabuluculuk kanallarını açık tutmaya ve gerilimi azaltmak amacıyla karşılıklı güvence vermeye önem veriyor.

El-Umde ayrıca Mısır’ın İsrail’in bölgesel rekabeti kullanarak bazı güçleri diğer aktörlere karşı saflaştırma girişimlerinin önünü kesmede önemli bir rol oynadığını belirtti. Mısırlı uzmana göre Kahire’nin bölgedeki varlığı, istikrarı ve kutuplaşmadan kaçınmayı önceleyen dengeli bir bölgesel cephe oluşturulmasını güvence altına alıyor.

Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliği de ağustos ayının sonunda önemli bir gelişmeye sahne olmuştu. İki ülke, 3 milyar avro (yaklaşık 3,48 milyar dolar) değerinde bir askeri anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşma kapsamında İsrail, Yunanistan’da çok katmanlı bir hava savunma sistemi kuracak.

İsrail Savunma Bakanlığı, söz konusu anlaşmayı “İsrail ile Yunanistan arasındaki ilişkiler tarihindeki en büyük savunma ihracatı anlaşması ve İsrail tarihindeki en büyük anlaşmalardan biri” olarak nitelendirmişti.


Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam dün Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı görüşmede, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde uluslararası bir gücün varlığının sürdürülmesi gerektiğini söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, ‘UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası varlığın sürdürülmesinin önemine’ vurgu yaptı. Selam, ‘izleme, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına alması, istikrarın korunmasına katkı sağlaması ve Lübnan devletinin ülkenin tamamında otoritesini tesis etme sürecini desteklemesi’ gerektiğini belirtti.

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde görev yapan UNIFIL bünyesinde 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personel bulunuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, geçen yıl ağustos ayında ABD’nin baskısıyla UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar vermişti.

UNIFIL misyonunun sona ermesinin yaklaşması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir döneme denk geliyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn geçen hafta AFP’ye verdiği röportajda, ülkesinin Güney Lübnan’da görev yapan UNIFIL’in yerine geçecek herhangi bir güce açık olduğunu belirtmiş ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir ‘boşluk’ oluşmaması gerektiğini vurgulamıştı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmaması. Hangi ad altında olursa olsun gelecek herhangi bir gücün yasal bir çerçeveye sahip olması gerekir. Bu yasal çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” demişti. Avn ayrıca, Güney Lübnan’da bir gücün bulunmasının amacının ‘devletin yerini almak değil, orduya yardım etmek ve devleti güçlendirmek’ olduğunu ifade etmişti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile gerçekleştirdiği toplantıda da ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce BM’nin Lübnan’daki barış gücünün yerine geçecek çok uluslu bir güç oluşturulmasını istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesinin ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti. Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin halen yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirerek insani müdahale için finansman sağlama çabalarının sürdürülmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilenlere yardım etmesine destek verilmesinin önemini vurguladı.


Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.