Suriye: Kontrol noktalarının kaldırılması manevra mı ‘adıma karşılık adım’ mı?

Şam Seba Bahrat (Yedi Çeşme) Meydanı (AFP)
Şam Seba Bahrat (Yedi Çeşme) Meydanı (AFP)
TT

Suriye: Kontrol noktalarının kaldırılması manevra mı ‘adıma karşılık adım’ mı?

Şam Seba Bahrat (Yedi Çeşme) Meydanı (AFP)
Şam Seba Bahrat (Yedi Çeşme) Meydanı (AFP)

Manaf Saad*

Şam rejiminin kontrolü altındaki bölgelerde bulunan ana yollardaki askeri ve güvenlik bariyerlerini kaldırma’ kararı, bunun nedenleri hakkında birçok soruya neden oldu. Kararın amacı, ülkenin güneyindeki Suveyda vilayetinde yeniden başlayan protestoların ardından gerilimi azaltmak ve kamuoyunu sakinleştirmek mi?

Kontrol noktalarının kaldırılması ile Arap dünyasının Suriye ile normalleşme girişimi arasında ‘adıma karşılık adım’ ilkesine göre bir bağlantı var mı?

Yoksa bu kontrol noktalarının kaldırılması, özellikle tümenin vilayetleri birbirine bağlayan tüm ana yollarda kontrol noktaları olması nedeniyle Beşşar Esed ile Suriye Ordusu Dördüncü Tümen Komutanı kardeşi Mahir Esed arasındaki anlaşmazlıklardan mı kaynaklanıyor?

Bu bariyerlerin geçmişi esas olarak 2011 yılında güneydeki Dera’dan başlayıp giderek illerin çoğunluğuna yayılan hükümete karşı protestoların patlak vermesine kadar uzanıyor. Protestoların hızla yayılması, artan katılımcı sayısı ve muhalif silahlı grupların oluşumunun hızı iktidarı endişelendirerek, vilayetleri, illeri, kasabaları, köyleri birbirinden izole etmeye, onları birbirine bağlayan yollara askeri ve güvenlik bariyerleri dikerek onları ayırmaya neden oldu. Aynı şekilde protestoların yayılmasını sınırlamak ve katılımcılar ile muhalif silahlı örgütlerin milisleri arasındaki iletişimi kesmek amacıyla her vilayet, şehir, kasaba ve köy, bariyerlerle ayrılmış güvenlik bölgelerine bölündü. Bu kontrol noktalarının unsurları, silahlı unsurların izlenmesi ve alanlar arasındaki hareketlerinin engellenmesinin yanı sıra, protestocuların bölgelerine bitişik alanlara ulaşmasını ve vatandaşların bir bölgeden diğerine geçmesini engelledi.

Başkent kapalı

Esed rejimi ayrıca, başkent Şam’ın tüm girişlerinde kontrol noktaları inşa ederek sıkı bir şekilde izolasyon kararı aldı. Bu durum, protestoların çoğu şehir, kasaba ve köye yayıldığı ve özellikle Şam’daki Doğu ve Batı Guta bölgelerinde silahlı grupların sayısının hızla arttığı Şam kırsalı vilayetinden tamamen izole edilmeyi amaçlıyor.

Başkentin güney girişine, Şam- Amman karayolunun kuzey tarafından büyük bir kontrol noktası yerleştirilirken, kontrol noktasına ise karşısında bulunan Town Center alışveriş merkezinden dolayı Town Center Kontrol Noktası adı verildi. Buraya, Askeri İstihbarat Dairesi’nin 227. Şubesi ve Genel İstihbarat Dairesi’nin 251. Şubesi’nden 135’ten fazla güvenlik personeli konuşlandırıldı. Aynı şekilde Şam - Suveyda karayolu üzerinde, Şam’ın güneydoğu girişinde Hava Kuvvetleri İstihbarat Müdürlüğü ve Filistin Şubesi’ne bağlı unsurların konuşlandığı ve Askeri İstihbarat Dairesi’nin şubelerinden biri olan Necha kontrol noktası bulunuyor.

Başkentin güneybatı girişinde, Şam’ın yaklaşık 10 kilometre doğusundaki Sumeriyye bölgesindeki Kuneytra - Şam karayolu üzerinde de büyük bir kontrol noktası inşa edildi. Burası, araçların girebileceği dört şerit içerirken, burada konuşlandırılan unsurlar ise yaklaşık 110 unsurdan oluşan Hava Kuvvetleri İstihbarat Müdürlüğü ve Askeri İstihbarat Dairesi’nin 215. Şubesi’ne bağlı. Aynı şekilde Şam - Beyrut karayolu üzerindeki Dimas bölgesinde bir kontrol noktası daha kuruldu. Bu kontrol noktası, aralarındaki en büyüğü ve Dördüncü Tümen’e ait. Buraya Dördüncü Kontrol Noktası adı verildi ve burada 50’den fazla unsur konuşlandırılmış durumda.

Şam’ın kuzey girişine gelince, Şam - Humus karayolu üzerinde ilki el-Kutayfa kasabasında olmak üzere iki kontrol noktası kuruldu ve buraya, el-Kutayfa Kontrol Noktası adı verildi. Burası, Şam’ın yaklaşık 40 kilometre kuzeyinde olup Üçüncü Tümen’e bağlı. İkincisi ise bu noktaya yakın, Bağdat Köprüsü bölgesinde yer alıyor ve Dördüncü Tümen’e bağlı. Yolunun keskin virajlı olması nedeniyle de Kıvrımlı Kontrol Noktası olarak anılıyor. İşin ironik yanı ise hükümetin, Kıvrımlı Kontrol Noktası yakınlarında meydana gelen ve 32 kişinin ölümüne neden olan bir trafik kazasından birkaç gün sonra, Mart 2020’de el-Kutayfa Kontrol Noktası kaldırılmıştı.

28 Şubat 2018’de e-Vafidin Kontrol Noktası’ndaki Suriyeli askerler (AFP)
28 Şubat 2018’de e-Vafidin Kontrol Noktası’ndaki Suriyeli askerler (AFP)

Doğu Guta, neredeyse tamamı protestolara katılan şehirler, kasabalar ve köylerle çevrili. Burada, başta Ceyşu’l İslam örgütü olmak üzere pek çok silahlı grup ortaya çıktı. Bu bağlamda Rejim, Guta’nın kendisiyle doğrudan temas halinde olan Harasta, Arbin, Zamelka, Ayn Terma, Beyt Sahm, Yalda ve Bella gibi ilçe, kasaba ve köylerden Şam’a giden tüm yollara askeri ve güvenlik bariyerleri kurdu.

Ulaşım kesintisi

Rejim, Şam’ı kenti çevreleyen banliyölerden izole etmekle yetinmedi, başkentteki her bölge ve mahalleyi, aralarına 300’ün üzerinde bariyer kurarak diğer bölge ve mahallelerden de izole etti. Bu mahalleler ve bölgelerdeki ana yolların çoğu, büyük çimento bloklarıyla kapatılarak sakinlerin yürüyerek girip çıkması için dar açıklıklar bırakıldı. Başkentin merkezinde, bölge ve mahalleleri birbirine bağlayan ana yollara da çok sayıda devasa bariyerler kuruldu; ayrıca emniyet ve askeri teşkilatların genel merkezleri ile devlet kurumlarının etrafı büyük beton bloklarla çevrelendi. Her birine arabaların girip çıkabileceği dar bir giriş bırakılırken, bu girişlerde sıkı güvenlik önlemleri alındı.

“Bu kontrol noktalarının açıklanan görevi, arabaları aramak, sürücü ve yolcuların kimliklerini doğrulamakken, Şam halkının yaşadığı durum ise örgütün asıl görevinin mahallelerdeki protestoları durdurmak, muhalif gruplardan savaşçıların başkentin merkezine girişini engellemek, ayrıca muhalif gençleri tutuklamak olduğunu gösteriyor.”

Rejim tarafından Şam’ın merkezindeki lüks bölgeleri birbirine bağlayan ana yollara dikilmiş en önemli kontrol noktaları, güneydeki Ebu Rummaneh mahallesinin girişindeki Cumhurbaşkanlığı Köprüsü yolunun sonuna dikilen devasa kontrol noktaları olarak sayılıyor. Genel İstihbarat (Muhaberat) Teşkilatı’na bağlı Erbain Şubesi’nin üyeleri burada konuşlandırılmış durumda. Solunda, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Necah el-Attar’ın ofisine dönüştürülen eski Misafirperverlik Sarayı’nın karargâhı bulunuyor. Cumhurbaşkanlığı Köprüsü Kontrol Noktası olarak anılan bu bölge, üç şeride bölündü. Bunlar; birincisi sivil araçlar, ikincisi askeri araçlar ve kontrol noktasının sağında yer alan üçüncüsü ise uluslararası heyetlerin en önemli merkezi olan Four Seasons Oteli’nin doğusuna ve kuzeyde birçok büyükelçiliğin bulunduğu Ebu Rummaneh mahallesinin ana yola giden giden bir yan yoldan geçtikten sonra başka bir yola ayrılıyor. Burası, Suudi Arabistan Krallığı Büyükelçiliği de dahil olmak üzere birçok yabancı ve Arap ülkesinin büyükelçiliklerini içeriyor. Ayrıca birçok uluslararası kuruluşun genel merkezinin bulunmasının yanı sıra batıya doğru Dama Rose Oteli’ne kadar uzanıyor.

10 Temmuz 2018’de Şam’da çimento bloklarının yakınında bulunan bir kadın (AFP)
10 Temmuz 2018’de Şam’da beton bloklarının yakınında bulunan bir kadın (AFP)

Şam’ın lüks mahallelerine giden birçok yolun ayrıldığı Ebu Rummaneh mahallesinin batısında yer alan Emevi Meydanı’nda, el-Maliki Mahallesi’ne giden ve kuzeyden meydandan ayrılan ana caddenin başında Esed Milli Kütüphanesi’nin yanına bir kontrol noktası inşa edildi. Bu yol kuzeye, Cumhuriyet Sarayı’na ve Tişrin Sarayı’na gidiyor. Kontrol noktasına kütüphanenin adı verildi ve buraya biri sivil diğeri askeri olmak üzere iki şerit tahsis edildi. Ayrıca Erbain Şubesi’nden unsurlar buraya konuşlandırıldı.

Ayrıca doğudan Emevi Meydanı’na ayrılan Mehdi Bin Baraka Caddesi’nin başlangıcına da bir kontrol noktası yerleştirildi. Burası, Genelkurmay Başkanlığı, Hava Komutanlığı ve Hava İstihbarat Direktörlüğü karargahlarının yanı sıra Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar büyükelçilikleri de dahil olmak üzere Arap ve yabancı büyükelçiliklerin genel merkezlerini içeriyor. Beton bloklar onu sivil ve askeri olmak üzere ikiye ayırırken, burada Arbain Şubesi ve Hava Kuvvetleri İstihbarat Müdürlüğü üyeleri konuşlandırıldı.

Başkentin merkezideki kontrol noktaları arasında ayrıca, Genel İstihbarat Teşkilatı karargahının yakınındaki Kefer Susa Teşkilatı’nın ana cadde kontrol noktası, el-Muctehid bölgesinden el-Hicaz bölgesine ve en-Nasr caddesine uzanan kontrol noktası, Bab Musalla kontrol noktası, Tarihi Şam girişindeki (Hava Kuvvetleri İstihbarat Müdürlüğü unsurları ile Genel İstihbarat Müdürlüğü unsurlarının konuşlandığı) Bab Cabiyye kontrol noktası, el-Adavi mahallesindeki Dar eş-Şifa kontrol noktası, Genel İstihbarat Dairesi’ne bağlı İç Şube karargâhının bulunduğu el-Hatib mahallesindeki el-Hatib Caddesş kontrol noktası, şehrin doğusundaki Cobar mahallesinin bitişiğindeki Bab Touma bölgesine bağlanan Bağdat Caddesi kontrol noktası da yer alıyor.

“Bu kontrol noktalarını kontrol etmek için güvenlik birimleri arasında yoğun bir rekabet var ve hükümet yanlısı silahlı milisler de bu şubelere karşı rekabet yürütüyor. Öte yandan artık Şam’ın birçok mahallesinde, güvenlik güçlerine ve silahlı milislere ait ve bir mahallenin girişinde arka arkaya inşa edilmiş çok sayıda kontrol noktası görülebiliyor.”

Geçen Nisan ayındaki kontrol noktasını kaldırma faaliyeti, Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad’ın aynı ayın 13’ünde Suudi Arabistan’ın Cidde şehrinde yaptığı ilk ziyaretle eş zamanlı olarak gerçekleşti. Bu, Suriyeli bir yetkilinin 2011’den bu yana Suudi Arabistan’a yaptığı ilk ziyaret sayılıyor. Ziyaret, iki ülke arasındaki konsolosluk çalışmalarının yeniden başlatılması konusunda anlaşmaya varılmasıyla sonuçlandı ve ardından aynı ayın 15’inde Körfez İşbirliği Konseyi’nin (KİK) dışişleri bakanları Mısır, Ürdün ve Irak ile Cidde’de bir toplantı gerçekleştirdi. Konuyla ilgili aktarılan haberlere göre Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan’ın 18 Nisan’da Şam’ı ziyaret etmesi ve Cumhurbaşkanı Esed ile protestoların ve 2011 yılındaki Suriye krizinin başlangıcından bu yana gerçekleşen en yüksek profilli Suudi ziyareti öncesinde Suriye dosyasına ilişkin ayrıntılı bir görüşme yapıldı.

Arap ülkelerinin Şam ile ilişkilerini yeniden tesis etme ve Suriye’yi Arap Birliği’ne döndürme yönündeki adımlar hızlanıyor gibi görünüyor. Öyle ki geçen Mart ayının sonunda Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi, Ürdün’ün Suriye’deki krize ‘adıma karşılık adım’ ilkesine göre siyasi çözüm bulma yönünde bir girişimde bulunduğunu açıkladı. Mayıs ayı başında Ürdün’ün başkenti de yukarıda bahsi geçen Cidde toplantısının devamı olarak Ürdün, Suudi Arabistan, Irak ve Mısır dışişleri bakanlarının Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad ile katıldığı bir toplantıya sahne oldu. Beşli toplantıya ilişkin yapılan açıklamada, Şam’ın itiraz ettiği pek çok unsur ve madde yer alıyor. Bunların başında ise ‘adıma karşılık adım’ yaklaşımına verilen destek yer alıyor. Bakanlar ayrıca, üzerinde mutabakata varılan bir takvime göre ve tüm ülkelerle entegre olacak şekilde, bakanlar toplantısının sonuçlarının uygulanmasını takip etmek için Suriye, Ürdün ve Irak’ı içeren uzman düzeyinde bir teknik ekip oluşturulması için de mutabakata vardı. Mültecilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli bir şekilde geri dönmelerinin en önemli öncelik olduğunu vurgulayan bakanlar, kaçırılanların ve tutukluların takası çabaları için iş birliğinin güçlendirilmesi ve Suriye ile komşu ülkeler ve Suriye sınırındaki uyuşturucu kaçakçılığı operasyonlarından etkilenen ülkeler ile komşu ülkeler arasındaki iş birliğinin artırılması gerektiğini belirtti.  

Beşli toplantıyı takiben Arap Birliği, 7 Mayıs’ta bir açıklama yaptı. Açıklamada, Arap dışişleri bakanlarının Kahire’de yaptıkları acil toplantıda, 11 yıllık aradan sonra Suriye’nin Arap Birliği’ne geri döndürülmesi konusunda mutabakata vardıkları açıklandı.

Bunun ardından Cumhurbaşkanı Esed, geçen yıl 19 Mayıs’ta Suudi Arabistan’ın Cidde şehrinde düzenlenen 32. Arap Birliği Zirvesi’ne katılmaya davet edildi.

Dikkat çekici gelişme

Kontrol noktalarının kaldırılması konusunda en dikkat çekici gelişme, 30 Ağustos’ta Suriye hükümetinin Suriye genelinde ana yollardaki tüm kontrol noktalarının kaldırılması yönünde karar aldığı haberini sızdırmasıyla yaşandı. Şam’dan haber aktaran muhalif web sitesi Savtu’l Âsime (Başkentin Sesi) ise özel kaynaklardan aktardığı haberinde, “Tümgeneral Ali Memluk başkanlığındaki Milli Güvenlik Ofisi, Suriye vilayetlerindeki güvenlik komiteleri tarafından sunulan ve Suriye vilayetleri ile şehirler arasındaki ana yollardaki tüm askeri ve güvenlikle ilgili olmayan kontrol noktalarının kaldırılması gerektiğini öngören raporları inceledikten sonra bu kararı yayınladı” açıklamasında bulundu.

Bu kaynaklara göre karar, askeri temas hatlarının yakınında bulunan kontrol noktalarını ve Lazkiye, Halep, İdlib, Deyr-i Zor kırsalı ve güvenlik açısından sıcak bölgeler olarak sınıflandırılan diğer bölgeler gibi hükümet kontrolü dışındaki alanlarla olan geçişleri kapsamıyor.

Aynı kaynaklar, kararın ayrıca kışla ve askeri alanların yakınında bir kontrol noktasına ihtiyaç duyulması durumunda kontrol noktasının Savunma Bakanlığı’na bağlı olması şartıyla çevresini de kapsam dışı bıraktığını belirtti.

Özel kaynaklara göre kararda, güvenlik makamlarının belirleyeceği süre içerisinde askeri bir kuruluşa değil güvenlik şubesine bağlı bir kontrol noktasının inşası gibi, gerektiğinde ana yollarda ve Suriye şehirleri girişlerinde kontrol noktaları kurulmasına ilişkin prosedürler belirtildi. Aynı vilayette güvenlik komisyonunun belirleyeceği süre içerisinde kontrol noktası, belirlenen süre sonunda İçişleri Bakanlığı’na devredilecek.

Suriyeli baskıncılar, Şam’ın Bağdat Caddesi’nde arabaları ve yoldan geçenleri arıyor (AFP)
Suriyeli baskıncılar, Şam’ın Bağdat Caddesi’nde arabaları ve yoldan geçenleri arıyor (AFP)

Özel kaynaklar, kararın Dördüncü Tümen’e, güvenlik servisleriyle paylaşılan kontrol noktaları da dahil olmak üzere ana yollardaki tüm eski kontrol noktalarını kaldırma ve bunları kanun uyarınca bir güvenlik şubesine devretme yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekti.

Kaynaklara göre kararda, vilayet ve ana yolların önemine göre şehirlerin dışında bulunan askeri kontrol noktalarının birkaç aşamada kaldırılması kararının geçtiğimiz Eylül ayının başından itibaren uygulamaya başlanması gerekiyordu.

Ancak kararın ardından Majalla, Dördüncü Tümen kontrol noktasının, Şam’ın güneyindeki Yermuk Kampı girişinde ve Şam Uluslararası Havaalanı’na giden yol üzerindeki Şii es-Seyyide Zeyneb bölgesinin girişinde bulunan kontrol noktasının yan tarafında kaldığını gözlemledi.

“Hükümet ile muhalif bölgeler arasındaki temas hattı yakınında yer alan kontrol noktalarının sorumluları, uzun süredir muhaliflere çeşitli gıda, duman, deterjan, mazot, benzin ve hatta mühimmat kaçakçılığı yaparak geçimlerini sağlamak ve servet biriktirmekle suçlanıyor.”

Şarku’l Avsat’ın Londra merkezli Al Majalla dergisinden aktardığı analiz habere göre kamyon şoförlerinin dergiye belirttiğine göre devlet kontrolü altındaki bölgelerde vilayetleri birbirine bağlayan tüm yollara Dördüncü Tümen kontrol noktaları yayılıyor. Ancak basında çıkan haberler, son birkaç günde, Suriye’nin bazı vilayetlerini birbirine bağlayan ana yollarda bulunan Dördüncü Tümen kontrol noktalarının kaldırıldığı belirtildi.

Şam’daki bir dizi siyasi analist, Suriye’nin başkentinin merkezindeki ve Suriye vilayetleri arasındaki yollarda bulunan engellerin kaldırılması konusunun, adıma karşılık adım ilkesi doğrultusunda Şam ile Arap ülkeleri arasındaki müzakerelerin şartları arasında yer alacağını belirtti.

Analistlerden biri Majalla’ya verdiği röportajda, “Arap ülkeleri, Suriye halkının güvenlik ve istikrardan yararlanmasını ve dibe vuran yaşam koşullarının iyileştirilmesini istiyor. Ancak Suriye hükümeti, Arap ülkeleri onlarla ilişkilerini normalleştirmeyi tamamlayana ve yıkılan bölgeleri yeniden inşa etme isteklerini gösterene kadar vatandaşları rehin almış durumda” diyerek, sözlerinin devamında ise “Engeller kaldırılmışsa yeniden inşa süreci başlıyor demektir” şeklinde konuştu.

Bir başka analist de Majalla’ya “Şam rejiminin Suriye vilayetleri arasındaki yollarda bulunan kontrol noktalarını kaldırma yönündeki son kararı, Dördüncü Tümen’in kontrol noktalarının hakimiyetinden ve mallara telif ücreti uygulanmasından şikâyet eden tüccarlara yanıt olarak alındı. Bu durum, özellikle yerel tarım ve sanayi ürünlerinde fiyatların artmasına katkıda bulundu” dedi.

Aynı şekilde bu kararı amacının, ülkenin güneyindeki Süveyde vilayetinde hükümete karşı protestolara yol açan son çılgın fiyat artışları dalgasının bir sonucu olarak halkın öfkesini hafifletmek olduğu iddialarını da yalanladı. Analist, “Hükümet, birkaç gün önce akaryakıt fiyatlarını daha da artırma kararının da gösterdiği gibi, bu protestoları görmezden geliyor” dedi.

Dördüncü Tümen

Washington merkezli Middle East Enstitüsü, 24 Eylül 2021’de yayınlanan ‘Dördüncü Tümen: Suriye’deki Paralel Ordu’ başlıklı raporunda, “40 yılın ardından Suriye’de cumhurbaşkanı ile kardeşi arasındaki askeri yönetim ikiliği yeniden canlanıyor. Seksenli yılların başında Cumhurbaşkanı Hafız Esed’in kardeşi Rıfat Esed, Savunma Tugayları'nın komutanı, Suriye'nin askeri ve güvenlik düzeyinde, hatta sivil düzeyde güçlü adamıydı. Hafız Esed, o dönemde yokluktan şikayetçiydi. Bugün Beşşar Esed’in kardeşi Mahir Esed’in, ‘İran’ın sınırsız desteği ve tüm Suriye topraklarında kendisine tanınan yetkiler nedeniyle’ askeri açıdan Suriye’de bir numara haline gelen Dördüncü Tümen’in kontrolünü ele geçirmesiyle, aynı sahne tekrarlanıyor” ifadelerine yer verdi.

Raporda, “Rıfat Esed ve kardeşi Hafız arasında, Rıfat liderliğindeki hükümete yönelik darbe girişiminin ardından anlaşmazlıkların ortaya çıktığı 1984 yılı ile 2021 yılı arasındaki fark, Mahir liderliğindeki Dördüncü Tümen ile kardeşi Beşşar’ın kontrol ettiği Cumhuriyet Muhafızları arasındaki rekabete rağmen Mahir Esed ile Beşşar arasındaki uyum ve paralel yolun bugüne kadar bozulmamış olmasıdır” denildi.

Rapora göre Dördüncü Tümen’in ve daha önce Savunma Tugayları’nın görevi, başkent Şam’ın güvenliğini sağlamak ve rejimi her türlü acı verici saldırıdan korumaktı. Bu iki kuvvet (Dördüncü Tümen ve Savunma Tugayları), Suriye rejimini özellikle içeriden koruyan ana güçlerdi. Ancak aynı rapora göre savaş sırasında Dördüncü Tümen, iyi silah donanımı ve muazzam yetenekleri sayesinde sadece başkent Şam ve çevresine değil, tüm Suriye topraklarına yayılmış bir orduya dönüştü.

Al Majalla’ya konuşan bir analist, Dördüncü Tümen kontrol noktalarının kaldırılması kararının, Devlet Başkanı Beşşar Esed ile kardeşi Mahir arasında anlaşmazlığa yol açacağı iddiasını yalanladı. Analist, “Kontrol noktalarının kaldırılması kararı, iki adam arasında alındı. Başlangıçta kontrol noktaları, Suriye hükümetinin ek mali kaynak elde etmesi için oluşturulmuştu” dedi. Analist ayrıca, hükümetin bu noktalardan elde edilen kaynakların ilgili ülkeler tarafından harcanması sonrasında yeniden inşa fonları yoluyla bunları telafi etmeye bel bağlamış olabileceğini vurguladı.

* Bu analiz haber Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Deyrizor, Rakka, Haseke hattı kritik eşikte... Strateji değiştiren DEAŞ Şam'ı yıpratarak yeniden güç kazanabilir mi?

Örgüte bağlı Amaq haber ajansı tarafından 2019 yılında el-Bağuz’da çekilmiş bir DEAŞ militanının fotoğrafı (AP)
Örgüte bağlı Amaq haber ajansı tarafından 2019 yılında el-Bağuz’da çekilmiş bir DEAŞ militanının fotoğrafı (AP)
TT

Deyrizor, Rakka, Haseke hattı kritik eşikte... Strateji değiştiren DEAŞ Şam'ı yıpratarak yeniden güç kazanabilir mi?

Örgüte bağlı Amaq haber ajansı tarafından 2019 yılında el-Bağuz’da çekilmiş bir DEAŞ militanının fotoğrafı (AP)
Örgüte bağlı Amaq haber ajansı tarafından 2019 yılında el-Bağuz’da çekilmiş bir DEAŞ militanının fotoğrafı (AP)

Suriye, yılın başından bu yana hem kuzeydoğuda hem kıyı ve güney bölgelerinde yaşanan iç karışıklıklardan göreceli bir sükûnet dönemine ve yeni bir siyasi yapı oluşturma girişimlerine geçti. Bu yeni süreçte özellikle güvenlik dosyası ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yapılan anlaşmalar öne çıkıyor. Ancak bu dönüşüm, ülkeyi aynı zamanda DEAŞ ile çoklu coğrafyalarda ve farklı toplumsal alanlarda sessiz bir rekabet sürecine sokmuş durumda. Örgüt, kontrolün tam sağlanamadığı alanlardan yararlanarak yeniden etki alanı oluşturma çabasında ve bu durum yeni bir istikrarsızlık faktörü olarak öne çıkıyor. DEAŞ’ın, özellikle saldırgan propaganda dili ve belirli noktalara odaklanan güvenlik eylemleriyle varlık göstermeye çalıştığı; bu faaliyetlerin şubat ortasından itibaren arttığı, mart ayının ilk haftasında kısa süreli bir düşüş yaşadığı ve ardından yeniden yükselişe geçtiği belirtiliyor.

Uzmanlara göre 2026 yılı için en kritik test alanı, Deyrizor, Rakka ve Haseke’yi kapsayan Cezire bölgesi olacak. Bu bölge, örgütün kapasitesini ölçmek açısından stratejik bir sahne olarak görülüyor. Şam yönetiminin Fırat’ın doğusunda kontrol sağlamaya yönelik adımları, ocak ayı sonunda ABD güçlerinin tamamen çekilmesi süreciyle ve SDG’nin farklı bölgelere çekilmesiyle birlikte yeni bir güvenlik boşluğu yarattı. Bu boşluğun, örgüt tarafından kendi lehine kullanılmaya çalışıldığı ifade ediliyor.

sdfghyj
 Eskiden DEAŞ örgütünün kontrolü altında olan Rakka şehir merkezindeki yıkık bölgeden geçen bir kadın (Arşiv – AFP)

ABD’nin Suriye’nin doğusunda bazı üslerden çekilmesi, özellikle Harab el-Cir Üssü ve Rumeylan Üssü bölgelerinde geçici bir ‘operasyonel karmaşa’ yarattı.

DEAŞ tarafından yayımlanan haftalık en-Nebe dergisinde yer alan raporlara göre, Suriye genelinde hükümet güvenlik noktaları ve kontrol noktalarına yönelik saldırılarda artış yaşandı. Saldırıların hem el yapımı patlayıcılar hem de doğrudan silahlı baskınlar şeklinde gerçekleştiği aktarıldı. Söz konusu raporlarda, örgütün Mart 2026 boyunca Suriye’nin farklı bölgelerinde yaklaşık 22 saldırı gerçekleştirdiği, bu saldırıların hem askeri hedefleri hem de sivilleri kapsadığı ifade ediliyor.

Niteliksel hedeflere ulaşma yeteneği

Deyrizor’da Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı unsurlara ve kentin güney girişinde yer alan konuşlanma ve tahkimat noktalarına yönelik saldırı, örgütün hükümet kontrolündeki alanların derinliklerindeki askeri hedeflere ulaşabilme kapasitesini ortaya koyan bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Bu durum, örgütün tamamen gerilla savaşına dayalı bir yapıya evrildiğine işaret ediyor. Küçük ve hareketli hücreler halinde faaliyet gösteren grupların, geniş çöl alanlarına yayılan bölgelerde hareket ettiği; coğrafyanın sağladığı avantajla nispeten güvenli sığınaklar bulabildiği belirtiliyor. Söz konusu alanların, yoğun ABD hava saldırılarına rağmen örgüt unsurları ve lider kadroları için hâlâ belirli ölçüde barınma imkânı sunduğu ifade ediliyor.

dbfd
Şam-Amman yolunu kullanarak Suriye’den çekilen ABD askeri araç konvoyu, 16 Nisan 2026 (AFP)

DEAŞ’ın propaganda kolu el-Furkan Medyası tarafından yayımlanan ve Ebu Huzeyfe el-Ensari’ye atfedilen video mesaj, 5 Şubat 2026 tarihinde örgütün kendisini Suriye’deki yeni siyasi düzene karşı ‘tek meşru direniş gücü’ olarak yeniden tanımlama çabasını ortaya koydu. Söz konusu açıklamalar ve örgütün yayın organı en-Nebe dergisinin 12 Şubat 2026 tarihli 531. sayısında yer alan içerikler, örgütün ‘bekleme ve gözlem’ stratejisinden çıkarak ideolojik söylem üzerinden ‘kapsamlı bir fikrî saldırı’ aşamasına geçtiğini gösteriyor.

DEAŞ Sözcüsü, ‘yeni bir operasyon aşamasının başladığını’ duyurarak, hedefin doğrudan Şam’daki yeni yönetim yapısı olduğunu açıkladı. Bu yaklaşım, örgütün çöl bölgelerindeki savunma odaklı eylemlerden şehir merkezleri ve devlet kurumlarını hedef alan yıpratma stratejisine yöneldiğine işaret ediyor. En-Nebe dergisi son sayılarında Şam yönetimini sert şekilde eleştirdi. Yayınlarda ayrıca, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera hedef alınırken, kendisi örgüt tarafından halen ‘Ebu Muhammed el-Culani’ ismi ile anılmaya devam ediliyor.

Askeri yeterliliğin sorgulanması

DEAŞ, Şera’nın cihatçı bir grup liderliğinden Şam’da devlet adamlığına geçişini ‘küresel cihat projesine karşı büyük ihanet’ olarak nitelendiriyor. Örgüt, bu söylem üzerinden özellikle ‘selefi-cihatçı’ çizgide kaldığını savunan unsurları etkilemeye çalışıyor. Hedef kitlenin, hem Heyetu Tahriru’ş-Şam (HTŞ) içindeki bazı unsurlar hem de yeni Suriye ordusuna entegrasyon ve uyum politikalarından rahatsızlık duyan diğer silahlı gruplar olduğu belirtiliyor. Ayrıca örgüt, eski rejim döneminde sivillere yönelik ihlallerden sorumlu olduğu iddia edilen bazı askerî ve güvenlik yetkililerinin sisteme dahil edilmesini ve çatışma sonrası ‘uzlaşma politikalarını’ da eleştiriyor. Bunun yanında, Suriye’nin ABD öncülüğündeki terörle mücadele koalisyonuna katılımına ilişkin dini ve siyasi gerekçeleri de propaganda malzemesi haline getiriyor. Bu söylem hattı, örgütün sahadaki askeri faaliyetlerinin yanı sıra ideolojik düzeyde de yeni yönetim ve dönüşüm sürecini hedef alarak etki alanı oluşturmaya çalıştığını gösteriyor.

sdfrg
Şam-Amman yolunu kullanarak Suriye’den çekilen ABD askeri araç konvoyu, 16 Nisan 2026 (AFP)

DEAŞ, son dönemde yoğunlaştırdığı operasyonlarla birlikte yalnızca sahadaki askeri kapasiteyi değil, aynı zamanda yeni Suriye hükümetinin güvenlik sağlama yeteneğini de sorgulatmayı hedefliyor. Analizlere göre örgüt, şubat ortasından itibaren artan ve mart başında kısmen yavaşlayan saldırı dalgasını, hükümetin istikrar kurma kapasitesine dair şüphe oluşturmak için kullanıyor. Bu çerçevede örgütün söyleminde, mevcut yönetimin Şam’daki varlığının ABD çıkarlarıyla bağlantılı olduğu ve bunun örgüte karşı yürütülen savaşın devamı için gerekli görüldüğü iddiası öne çıkıyor. Aynı zamanda bu propaganda hattı, yeni yönetimi ‘meşruiyet sorunu’ üzerinden tartışmaya açmayı amaçlıyor. Şera üzerinden yürütülen bu anlatıda, onun hükümet içindeki konumunun uluslararası baskı ve özellikle ABD merkezli politikalarla bağlantılı olduğu öne sürülüyor. Örgüt, kendisini ise ‘İslami değerlere bağlı kalacak alternatif bir güç’ olarak sunarak, hem sahadaki unsurları hem de ideolojik olarak etkilenen grupları hedef alıyor. Bu söylemde ayrıca, siyasi kazanımlar karşılığında uluslararası meşruiyet arayışı ve terör örgütleri listesinden çıkarılma ihtimali gibi iddialar üzerinden yeni yönetimin ‘taviz verdiği’ algısı oluşturulmaya çalışılıyor.

Çelişkiler üzerine

DEAŞ, Şam yönetiminin daha önce uzun süre özerk yönetim ya da farklı güçlerin etkisi altında kalan bölgelere geri dönüşüyle ortaya çıkabilecek toplumsal çelişkiler üzerine hesap yapıyor. Bu bölgeler arasında kuzeydoğu Suriye’de SDG yönetimi altındaki alanlar ile kuzeyde uzun yıllar Türkiye destekli silahlı grupların kontrolünde kalan bölgeler bulunuyor. Örgütün, aşiretlerin merkezi yönetim politikalarına yönelik endişelerini kullanarak kendisini ‘koruyucu’ ya da ‘gizli müttefik’ gibi göstermeye çalıştığı belirtiliyor. Bu söylemde, olası güvenlik ihlallerine karşı alternatif bir güç olduğu algısı oluşturulmaya çalışılıyor. Ayrıca devletin eski rejim unsurlarını ve güney ile kıyı bölgelerindeki silahlı grupları takip etmeye odaklanmasının, doğu Suriye’de örgüte daha geniş bir hareket alanı bıraktığı ifade ediliyor. Coğrafi kontrolü büyük ölçüde daralmış olmasına rağmen DEAŞ’ın, esnek hücre yapılanması ve sınırlı da olsa süren insan kaynağı sayesinde varlığını sürdürebildiği; ayrıca finansal kapasitesinin de faaliyetlerini belirli ölçüde devam ettirmesine imkân verdiği değerlendiriliyor.

vdfv
Suriye’nin kuzeydoğusunda, DEAŞ üyelerinin ailelerinin kaldığı el-Hol Kampı’nın girişinde bulunan Suriye güvenlik güçleri mensupları, 21 Ocak 2026 (EPA)

DEAŞ’ın en önemli güç unsurlarından biri, merkezi komuta yapısının zayıflamasıyla birlikte ortaya çıkan aşırı adem-i merkeziyetçi örgütlenme modeli olarak öne çıkıyor. ‘Yetkilendirilmiş eyaletler’ üzerinden yürüyen bu yapı, üst düzey liderliğin etkisinin azalması ve sözde halifeliğin dördüncü lideri Ebu el-Hüseyin el-Hüseyni el-Kureyşi’nin öldürülmesinin ardından daha da belirgin hale geldiği ifade ediliyor. Bu yapı sayesinde yerel hücreler, merkezi talimat beklemeden hem militan devşirme hem de saldırı planlama kapasitesine sahip oluyor. Bu durum, istihbarat takibini zorlaştıran bir esneklik sağlıyor. Örgütün ayrıca ‘küçük sığınaklar’ ve destek noktalarını yeniden oluşturduğu, özellikle Humus Çölü gibi engebeli bölgelerde faaliyetlerini sürdürdüğü belirtiliyor. Bu alanlarda kurulan yapılar, yıl içinde ABD hava saldırılarının hedefi oldu.

ABD güçlerinin 3-12 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirdiği 10 hava saldırısında, Suriye genelinde 30’dan fazla hedefin vurulduğu, özellikle Humus kırsalındaki Sahra es-Sahne ve doğu Humus’taki gaz sahaları çevresinin yoğun şekilde hedef alındığı bildirildi. ABD güçlerinin çekilmesiyle birlikte bu bölgelerde oluşan güvenlik boşluğu, örgütün yeniden hareket kabiliyeti kazanıp kazanamayacağına dair soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.

Mülteci kamplarından militan toplama

DEAŞ, özellikle kamplarda büyüyen ya da ekonomik olarak ağır koşullarda yaşayan gençleri ve ergenleri hedef alarak kadro devşirme faaliyetlerini yoğunlaştırıyor. Bu süreçte şifreli platformlar ve modern dijital uygulamalar kullanılarak güvenlik takibinden uzak şekilde gençlere ulaşılmaya çalışıldığı belirtiliyor. Örgüt ayrıca, yeni siyasi dengeler içinde Şam yönetimi karşısında Sünni toplulukların dışlandığı algısını güçlendirmek için mezhepsel ve politik söylemlerden yararlanıyor.

dvdevfd
2019 yılında DEAŞ mensuplarının aileleri el-Bağuz’dan SDG kontrolündeki gözaltı merkezlerine nakledildi. (AFP)

Buna karşılık örgüt, sahada ciddi yapısal zorluklarla karşı karşıya. Suriye hükümeti ile DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) arasında artan askerî koordinasyon, örgütün geçmişte kullandığı ‘uluslararası güçler arasındaki çelişkilerden yararlanma’ stratejisini büyük ölçüde zayıflatmış durumda. Ayrıca çöl coğrafyasının sağladığı avantajların da insansız hava araçları (İHA) ve gelişmiş termal takip sistemleri nedeniyle eskisi kadar etkili olmadığı ifade ediliyor. Bu teknolojiler, hem Suriye hükümet güçleri hem de DMUK tarafından etkin şekilde kullanılıyor.

Öte yandan DEAŞ, hükümetin ekonomik istikrarı sağlayamaması ve eski silahlı grupların kontrol ettiği bölgelerde tam meşruiyet kazanamaması ihtimaline de oynuyor. Özellikle Deyrizor bölgesinde aşiret yapısının hedef alınması, eski rejimle bağlantılı yerel isimlerin gözaltına alınması ve petrol kaynakları üzerindeki anlaşmazlıklar, örgütün istismar etmeye çalıştığı gerilim alanları arasında yer alıyor.

Sahadaki güç dengesi değişti

Suriye İçişleri Bakanlığı’nın şubat ayı sonlarında ordu birlikleriyle koordinasyon içinde başlattığı ‘güvenlik temizliği’ operasyonunun ardından, sahadaki inisiyatif dengelerinde belirgin bir değişim yaşandığı bildiriliyor. Operasyon kapsamında, Hama’nın doğu kırsalı ve orta çöl bölgesi başta olmak üzere geniş çaplı tarama faaliyetleri yürütüldü. Ayrıca Halep çevresi ve Suriye kıyı şeridinde de baskınlar gerçekleştirildi. Mart ayının ilk haftasında güvenlik güçleri, Halep içinde askeri hedeflere yönelik büyük bir saldırı planını engellediğini ve kıyı bölgeleri ile Humus kırsalında üç uyuyan hücreyi çökerttiğini açıkladı. Bu operasyonların, DEAŞ’ın yerel destek ağını zayıflattığı ve saha ile üst kademe arasındaki iletişimi aksattığı belirtiliyor.

sdvfb
Suriye güvenlik güçleri, Halep’in doğusundaki es-Sefira köyünde bir DEAŞ hücresine baskın düzenledi. (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Mart ortasına gelindiğinde ise sahada ‘operasyonel gerileme’ olarak tanımlanan bir tablo ortaya çıktı. Saldırıların, 2024 sonlarından bu yana görülmemiş seviyelere düştüğü ifade ediliyor. Bu süreçte küçük grupların, artan güvenlik baskısından uzaklaşmak amacıyla Rakka ve Deyrizor kırsalındaki daha izole bölgelere çekildiği değerlendiriliyor. Buna karşılık yerel raporlar, finansman ve temel gıda ile sağlık malzemelerindeki ciddi sıkıntılar nedeniyle örgüt mensuplarının bazı bölgelerde Suriye makamlarıyla ‘uzlaşma’ ya da teslim olma girişimlerine yöneldiğini ortaya koyuyor.

‘Besleyici ortam’ arayışı

DEAŞ üzerine araştırmalarıyla bilinen Zeynelabidin el-Ukaydi, Fırat’ın doğusundaki gelişmelere ilişkin değerlendirmesinde örgütün önceki dönemde SDG’ye yönelik Arap aşiretlerinin hoşnutsuzluğunu kullandığını, ancak son anlaşma sonrasında bölgede kalan alanların büyük ölçüde Kürt nüfuslu hale gelmesinin örgüt için uygun bir zemin oluşturmadığını ifade etti. Bu durumun, örgütün faaliyetlerini başka bölgelere kaydırmasını açıkladığı belirtiliyor.

El-Ukaydi ayrıca, tüm risklere rağmen örgüte katılımda gözle görülür bir artış olduğunu ve bunun güvenlik açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguladı. Buna karşın, Suriye hükümetinin geçmişte örgüt hücrelerini takip etme konusunda önemli bir deneyime sahip olduğu da hatırlatılıyor.

El-Ukaydi, örgüt mensuplarının ailelerin bulunduğu el-Hol Kampı dosyasının kapatılması ve hükümetin Fırat’ın doğusunda daha güçlü kontrol sağlamasının, örgütün propaganda ve radikalleştirme faaliyetlerini kısıtlayabileceğini belirtti.

Bununla birlikte, Cezire bölgesinin güvenlik açısından hâlâ zor bir alan olduğu, yaşam koşullarının kötüleşmesi, hizmet eksiklikleri ve uyuşturucu ticaretinin yaygınlaşmasının örgüt tarafından istismar edilen başlıca zeminler arasında yer aldığı ifade ediliyor.

DEAŞ’a yakın kaynakların, el-Hol Kampı dosyasının kapatılmasının örgütün hükümete yönelik saldırılarını durdurması şartına bağlandığını aktardığı belirtiliyor. Bu iddialar, sahadaki gerilimin yalnızca askeri değil, aynı zamanda pazarlık ve karşılıklı baskı unsurları içerdiğini gösteriyor.

Suriye ordusundan Albay Muhammed el-Amir ise yaptığı açıklamada, Suriye’nin doğusunda örgütle bağlantılı olduğu değerlendirilen bazı ‘aşiret bağlantılı aracı yapılar’ bulunduğunu ifade etti. Bu yapıların, güvenlik güçleri ile bazı örgüt mensupları arasında temas kurulmasında ve teslim süreçlerinin yönetilmesinde rol oynadığı belirtildi.

Yetkili, bazı kişilerin gözaltına alındığını, bazılarının ise gözetim altında tutulduğunu aktararak, devletin DEAŞ varlığını sona erdirmek için güvenlik ve istihbarat operasyonları, hücre yapılanmalarının tespiti ve dağıtılması gibi tüm araçları kullandığını vurguladı.

Yönetimin maliyetlerini artırma potansiyeli

DEAŞ açısından, yetkililerin ne kadar yoğun çaba sarf ettiği fark etmeksizin Şam yönetimini asgari düzeyde de olsa rahatsız etme kapasitesinin tamamen ortadan kalkmadığı değerlendiriliyor. Örgütün mevcut aşamada hedefinin geçmişte olduğu gibi geniş toprak kontrolü kurmak olmadığı, bunun yerine yönetim maliyetini hem siyasi hem de güvenlik açısından artırmak olduğu ifade ediliyor. Bu yaklaşım, doğrudan toprak tutmaktan ziyade sürekli bir yıpratma stratejisine işaret ediyor. Gözlemlere göre DEAŞ, köy ya da kentleri kontrol altına alabilecek veya geniş çaplı çatışmalara girebilecek bir kapasiteden uzak durumda. Buna rağmen küçük ölçekli saldırılar ve istikrarsızlık yaratan eylemlerle varlığını sürdürmeye çalıştığı belirtiliyor.

sdvd
Deyrizor’un doğusundaki Elbukemal’de güvenlik güçleri tarafından bir DEAŞ mensubu yakalandı. (Arşiv – Suriye İçişleri Bakanlığı)

Dikkat çeken bir diğer unsur ise mart ayının son haftasında gerçekleştirilen sınırlı saldırıların, saldırıdan çok savunma odaklı bir nitelik taşıması oldu. Bu eylemlerin, büyük çaplı hedefler yerine çöl bölgelerinin çevresindeki küçük devriyelere ya da terk edilmiş noktalara yöneldiği belirtiliyor. Bu tablo, DEAŞ içinde planlama ve koordinasyon kapasitesinde bir zayıflamaya işaret ederken, örgütün daha bütünlüklü operasyonlar yürütmekten uzaklaştığını gösteriyor. Uzmanlara göre bu değişim, örgütün sahada somut kazanımlar elde etmekten ziyade, varlığını sembolik düzeyde sürdürmeye odaklandığını ortaya koyuyor.

Saklanma ve yeniden inşa

5 Nisan itibarıyla elde edilen verilere göre DEAŞ, ‘durgunluk’ olarak tanımlanan bir evreye girmiş durumda. Bu evre; çatışma hatlarından kısmi çekilme, liderlik yapısının yeniden düzenlenmesi ve geleceğe yönelik seçeneklerin değerlendirilmesiyle karakterize ediliyor. Uzmanlar, bu sürecin örgütün geçmişte Irak’ta 2007 sonrası dönemde uyguladığı ‘saklanma ve yeniden yapılanma’ stratejisine benzer olabileceğini belirtiyor. Buna göre örgüt, büyük kayıpların ardından bir süre geri çekilip, güvenlik sistemlerindeki boşlukları yeniden değerlendirme eğilimi gösteriyor.

Analizlere göre, yaşam koşullarındaki kötüleşme, temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat artışı ve hizmetlerdeki gerileme, örgütün yeniden eleman kazanması için zemin oluşturabilir. Buna karşın, Suriye hükümetinin birleşik bir ulusal ordu oluşturması, silahlı grupları entegre etmesi ve silah kullanımını devlet kontrolüne alması halinde bu alanın daralabileceği ifade ediliyor. Özellikle Fırat’ın doğusu ve Cezire bölgesinde ekonomik ve güvenlik istikrarının sağlanması, örgütün hareket alanını ciddi şekilde sınırlayabilecek bir faktör olarak görülüyor. Genel değerlendirmelere göre DEAŞ 2026 yılında ‘kontrol gücü’ algısını büyük ölçüde kaybetmiş olsa da, mücadele iradesini tamamen yitirmiş değil. Örgütün Şera ve Şam yönetimine yönelik saldırılarının ise yeni devlet yapısının varlığına yönelik tehdit algısının bir yansıması olduğu değerlendiriliyor.

Çift test

Sonuç olarak, DEAŞ’ın faaliyetlerindeki görece düşüşün tek bir nedene bağlanamayacağı; güvenlik, saha ve ekonomik faktörlerin birikimli etkisiyle şekillenen yeni bir çatışma evresine işaret ettiği değerlendiriliyor. Suriye güvenlik güçlerinin yoğun operasyonlarının örgütün iç yapısında ciddi bir bozulmaya yol açtığı, bazı bölgelerden kısmi çekilmeyi zorunlu hale getirdiği belirtiliyor. Ancak bu geri çekilme yalnızca saldırı kapasitesindeki zayıflamayla değil, aynı zamanda örgütün yeniden yapılanma sürecine girmesi ve doğrudan çatışma temelli yöntemlerden kısmen uzaklaşmasıyla da açıklanıyor.

Buna karşılık sahadaki bazı göstergeler, örgütün uyum sağlama kabiliyetini tamamen kaybetmediğine işaret ediyor. Özellikle Deyrizor ve Rakka arasındaki çöl hattı ile sınır bölgelerinde küçük hücrelerin hâlâ aktif olduğu ifade ediliyor. Bu durum, mevcut aşamanın geçici bir yeniden konumlanma süreci olabileceği, örgütün ise doğrudan takipten kaçınarak iç ağlarını yeniden kurma ve stratejik seçeneklerini gözden geçirme aşamasında olduğu yönünde yorumlanıyor.

dvfv
Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP – Arşiv)

Geçmiş deneyimler, DEAŞ’ın daralma dönemlerini yeniden konumlanma için kullandığını ve güvenlik ya da siyasi düzeydeki olası boşluklardan faydalanarak faaliyet alanını yeniden genişletmeye çalıştığını gösteriyor. Bölgesel koşulların da zaman zaman örgütün lojistik hatlarını yeniden kurmasına veya alt yapılanmalarla temasını artırmasına imkân tanıyabileceği değerlendiriliyor.

Bu çerçevede önümüzdeki dönem, Suriye güvenlik güçlerinin şubat ayından bu yana elde ettiği kazanımları koruyup koruyamayacağının test edileceği bir süreç olarak görülüyor. Aynı zamanda örgütün de maruz kaldığı çok yönlü baskılara karşı ne ölçüde dayanabileceği bu dönemde ortaya çıkacak. Analistlere göre örgüt ya mevcut durgunluk halini sürdürerek zamanla etkisi sınırlı, marjinal bir yapıya dönüşecek ya da tamamen açık çatışmaya girmeden, küçük ve seçici saldırılarla varlığını yeniden görünür kılmaya çalışacak.

Her iki senaryoda da mevcut veriler, önümüzdeki aylarda Suriye’nin kuzey ve orta bölgelerinde güvenlik tablosunu belirleyecek kritik bir döneme girildiğine işaret ediyor. Bu süreç, devlet ile DEAŞ arasındaki mücadelenin gelecekteki seyrini de şekillendirecek.


Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Recci,  Şarku’l Avsat’a konuştu: İsrail ile müzakere kararı devlete aittir

Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Recci  (Arşiv)
Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Recci (Arşiv)
TT

Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Recci,  Şarku’l Avsat’a konuştu: İsrail ile müzakere kararı devlete aittir

Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Recci  (Arşiv)
Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Recci (Arşiv)

Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Recci, Lübnan’ın “kendi kaderini belirleme hakkını başkalarının hesaplarından bağımsız olarak kademeli biçimde yeniden kazanmaya başladığını” belirtti. Recci, Lübnan devletinin “müzakere konusunda tek yetkili merci” olduğunu ifade ederek, ülkesinin “hiç kimseye bağlı olmadığını ve herhangi bir eksenin elinde bir koz olmadığını” söyledi.

Recci, devletin yeniden inşa için mali ve siyasi destek sağlama çabalarının, içeride Hizbullah tarafından engellendiğini savunarak, bu yapının “güneydeki köylerin ve sakinlerinin kaderiyle ulusal çıkarla ilgisi olmayan hedefler uğruna kumar oynadığını” dile getirdi.

“Egemenliğin yeniden tesis edilmesi öncelik”

Recci, bugün ulusal önceliğin tam egemenliğin yeniden tesis edilmesi olduğunu belirterek, savaşın sona erdirilmesi ve toprakların geri alınması amacıyla Lübnan devletinin İsrail ile müzakere etmesinde “utanılacak bir durum olmadığını” söyledi.

Aynı zamanda bazı Arap ülkelerinde ortaya çıkarılan ve Hizbullah ile bağlantılı olduğu belirtilen sabotaj hücrelerini kınayan Recci, Arap ülkelerinin güvenliğini hedef alan eylemleri de reddetti.

Müzakerelerin devlet tekelinde olması

Lübnan’ın Washington Büyükelçisi Nada Hamade Muavvad ile İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter arasında, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda ikinci doğrudan görüşme gerçekleştirildi. Görüşmede ateşkesin uzatılması ve müzakere takvimi ele alındı. Bu süreç, 1993’ten bu yana ilk doğrudan temas olma özelliği taşıyor.

Recci, İran’ın Lübnan’ı “devletin ve halkın tercihi olmayan bir savaşa sürüklediğini” savunarak, Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın doğrudan müzakere yolunu seçmesinin önemli bir adım olduğunu ifade etti. Bu adımın yalnızca diplomatik değil, aynı zamanda ulusal karar alma mekanizmasının yeniden tesisi açısından kritik olduğunu söyledi.

sdvdfevf
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, geçtiğimiz Şubat ayında Dışişleri Bakanı Yusuf Recci ile yaptığı görüşmeden bir kare

Recci ayrıca Lübnan’ın artık İran’dan bağımsız bir siyasi çizgi izlediğini ve ulusal çıkarlarının İran ile ilgili müzakerelere bağlı olmadığını belirtti.

Lübnan artık çatışma sahası olmayacak

Recci, Lübnan’ın artık bölgesel hesaplaşmaların sahası olmasını kabul etmeyeceklerini belirterek, geçmişte bu durumun ülkeye “yıkım, izolasyon ve ekonomik çöküş” getirdiğini söyledi.

Müzakerelerin hedefleri

Recci, müzakerelerin temel hedefinin sınır, güvenlik ve insani meselelerin çözümü olduğunu ifade ederek, müzakerenin “teslimiyet değil, ulusal çıkarları savunmanın bir aracı” olduğunu vurguladı.

Güç dengesinin yalnızca askeri unsurlarla ölçülemeyeceğini belirten Recci, devletin meşruiyeti, ulusal birlik, uluslararası destek ve diplomasi kapasitesinin de belirleyici olduğunu söyledi.

“Silah yalnızca devlette olmalı”

Recci, Lübnan’ın devlet dışı silahlı yapılara karşı gerekli adımları geciktirdiğini belirterek, özellikle Hizbullah’ın silahlarının devlet kontrolüne alınması gerektiğini ifade etti.

“İki silah, iki egemenlik ya da iki savaş-karar merkeziyle bir devlet var olamaz” diyen Recci, devlet dışı silahların ülkeyi korumadığını, aksine kayıpları artırdığını savundu.

Savaşın bilançosu ağırlaştı

Recci, 7 Ekim 2023 sonrası İsrail’in Lübnan topraklarındaki varlığını genişlettiğini ve birçok köyün yıkıldığını belirterek, bu durumun “kontrolsüz silah politikasının başarısızlığını ortaya koyduğunu” söyledi.

Arap ülkelerine yönelik saldırılara tepki

Recci, Hizbullah ile bağlantılı sabotaj ağlarının ortaya çıkarılmasını sert şekilde kınayarak, Lübnan’ın ilgili ülkelerle güvenlik ve yargı alanında iş birliğine hazır olduğunu belirtti.

Hizbullah güney halkının kaderiyle oynuyor

İsrail’in güneydeki sınır köylerinde patlamalara devam ettiğini belirten Recci, hükümetin diplomatik yollarla İsrail’in tamamen çekilmesini ve yerinden edilenlerin geri dönüşünü sağlamaya çalıştığını söyledi.

Ancak bu çabalara rağmen Hizbullah’ın politikalarının süreci zorlaştırdığını savunan Recci, güneydeki yıkımın “ulusal bir muhasebe gerektirdiğini” ifade etti.

Recci, Lübnan’ın artık “başkalarının savaşlarını, projelerini ve yıkım getiren sahte zafer söylemlerini taşıyamayacağını” belirterek, geleceğin “devlet, egemenlik ve adil barış” temelinde kurulması gerektiğini sözlerine ekledi.


Gazze 2005’ten bu yana ilk kez sandık başına gidiyor

Salı günü Gazze'nin merkezindeki Deyr el-Belah’ta iki Filistinli kadın yerel seçimlerdeki oy kullanma talimatlarını okurken (AFP)
Salı günü Gazze'nin merkezindeki Deyr el-Belah’ta iki Filistinli kadın yerel seçimlerdeki oy kullanma talimatlarını okurken (AFP)
TT

Gazze 2005’ten bu yana ilk kez sandık başına gidiyor

Salı günü Gazze'nin merkezindeki Deyr el-Belah’ta iki Filistinli kadın yerel seçimlerdeki oy kullanma talimatlarını okurken (AFP)
Salı günü Gazze'nin merkezindeki Deyr el-Belah’ta iki Filistinli kadın yerel seçimlerdeki oy kullanma talimatlarını okurken (AFP)

Filistin Merkezi Seçim Komisyonu, 2005 yılından bu yana Gazze Şeridi'nde düzenlenecek ilk yerel seçimler için yoğun hazırlıklar yürütüyor. Önümüzdeki cumartesi günü Batı Şeria ile eş zamanlı olarak başlayacak seçimler için Filistin Yönetimi, İsrail savaşının ardından Gazze'nin en az hasar gören bölgesi olarak belirlenen Gazze'nin orta kesimlerindeki Deyr el-Belah şehrini seçimlerin yapılacağı tek bölge olarak seçti.

Gazze'de yerel seçimler son olarak 2005 yılında düzenlenmişti. O seçimlerde Hamas oyların çoğunluğunu kazanmıştı. O tarihten 2023 yılına kadar Hamas, yerel komite ve belediyelerin üyelerini bizzat atayıp onaylıyordu.

Seçimlerde şehrin aşiret ve koalisyonlarını temsil eden 4 liste yarışıyor. Hamas bu seçimlerde ne bir aday gösterdi ne de yarışanlardan herhangi birini desteklediğini açıkladı.

Gazze Yüksek Seçim Komisyonu'nun bölge direktörü Cemil el-Halidi, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, seçim sürecinin tamamının Filistin sivil polisi tarafından -ki bu fiilen Hamas hükümetine bağlı polis gücü oluyor- güvence altına alındığını söyledi.

Merkezi Seçim Komisyonu, nüfus kayıtlarına göre Deyr el-Belah'ta oy kullanma hakkına sahip olanların sayısının yaklaşık 70 bin 449’a ulaştığını ve bu seçmenlerin 12 sandık merkezinde oylarını kullanacaklarını açıkladı.