Ortadoğu’da gidişatı değiştiren ve geleceği şekillendiren tarihi bir destan: 1973 Arap-İsrail Savaşıhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/4581021-ortado%C4%9Fu%E2%80%99da-gidi%C5%9Fat%C4%B1-de%C4%9Fi%C5%9Ftiren-ve-gelece%C4%9Fi-%C5%9Fekillendiren-tarihi-bir-destan
Ortadoğu’da gidişatı değiştiren ve geleceği şekillendiren tarihi bir destan: 1973 Arap-İsrail Savaşı
Savaş kararı Mısır'ın bölgesel ve uluslararası arenadaki konumuna geri dönmesini sağladı (AFP)
Nebil Fehmi
Şanlı 1973 Arap-İsrail Savaşı’nın (Yom Kippur) üzerinden yarım asır geçti. Çatışmaların başladığını duyduğum anı, o an hissettiğim duyguyu, halkın verdiği tepkileri çok iyi hatırlıyorum. Savaşın, Ortadoğu'da belirleyici bir an ve Mısır Silahlı Kuvvetleri’nin yeniden yapılanmasının, Mısır'ın siyasi performansının iyileştirilmesinin, Mısır halkının özgüveninin geri gelmesinin ve Mısır'ın Ortadoğu'daki seçkin konumuna yeniden dönmesinin destansı bir sonucu olduğunu düşünüyorum.
1967 Arap-İsrail Savaşı’nın (6 Gün Savaşı) yıkıcı sonuçlarının Mısır’ı ve halkını sarstığı herkesçe bilinen bir gerçek. Bu durum, Arap ülkelerinde ve İsrail'de, İsrail’in yenilmez bir güç olduğu yönünde yanlış bir algı oluşturdu.
Dönemin Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat, savaştan önce Arap-İsrail barış sürecini başlatmaya çabalamış, ancak çabaları boşa gitmişti. Sedat’ın girişimleri arasında İsrail güçlerinin 50 kilometre doğuya çekilmesi durumunda Süveyş Kanalı'nın sivil gemilerin geçişine açılması önerisi yer alıyordu. Bu amaçla Ulusal Güvenlik Danışmanı Hafız İsmail'i 1973 yılında dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ile gizlice görüşmesi için önce Paris’e ardından New York'a gönderdi. Ancak İsrail ve ABD, özellikle Sedat'ın bir yıl önce ülkeyi Rus uzmanlardan terk etmelerini istemesi ve bu yüzden Mısır ordusunun başlıca silah tedarikçisi olan Rusya ile arasında gerginlik yaşamasından dolayı Mısır ve Arap dünyasının işleri daha ileriye taşıyabileceklerine ihtimal vermedikleri için bu girişimi ciddiye almadılar.
Dürüst olmam gerekirse cepheye gitme ihtimaliyle ilgili şüpheler ne bana ne de 1967 savaşının neden olduğu ciddi moral bozukluğunun halen etkili olduğu Mısır halkının çeşitli kesimlerinden çoğu kişiye uzak bir duygu olmadığını kabul etmeliyim. O dönem üniversite son sınıftaydım. Savaşta gösterilen tüm çabalara ve yapılan tüm fedakarlıklara rağmen moral bozukluğu bölgesel ve uluslararası düzeyde hakim ve yaygın bir duyguydu.
Enver Sedat, bu zor koşullarda cesurca ve doğru bir karar alarak 1973 savaşını başlattı. Ülkesinin Ortadoğu siyasi denklemindeki yerini geri kazanmak ve Arap-İsrail barış müzakerelerinin başlaması için gerekli ortamı oluşturmak amacıyla, Suriye ile koordinasyon içinde belirli askeri hedefleri olan bir savaş için akıllıca bir plan yaptı. Söz konusu müzakerelerin kaçınılmaz olarak işgal altındaki Mısır topraklarının geri alınması, kapsamlı bir Arap-İsrail barışının sağlanması ve Filistin halkının ulusal özlemlerinin gerçekleşmesiyle sona ermesini umuyordu.
Savaş kararının tüm yanlış yönlendirilmiş insanlara rağmen cesareti ve bilgeliği nedeniyle Enver Sedat tarafından alındığı söyleniyor.
Çatışmaların başlamasıyla ilgili ilk kaygılara rağmen Mareşal Ahmed İsmail komutasındaki Mısır ordusunun kahramanlığı ve en üst rütbelisinden en acemi erine kadar subayların ve askerlerin unutulmaz çabaları ve fedakarlıkları sonucunda savaş, Mısır’ın ve Arap halklarının güvenliğini yeniden tesis etti. Mısır ordusu, aşılmaz denilen Bar Lev savunma hattını mağlup etti ve tüm beklentilerin ötesinde yüksek bir askeri performans göstererek İsrail'in kibrini kırdı. Askerler, savaş için yeterli ve uygun silahların temin edilmesindeki zorlukları ve endişeleri bilmelerine rağmen vatan sevgisiyle ve toprakları için fedakarlıkla hücum ettiler.
Savaşın 50’nci yıl dönümü vesilesiyle kısa bir süre önce açıklanan İsrail belgelerine göre Mısır’ın askeri performansı İsrail’in ve diğer ülkelerin tüm beklentilerini aşmıştı. Belgeler, İsrail'in Mısır’daki askeri hareketliliği takip ettiği ve haberdar olduğunu ortaya koydu. Belgeler, İsrailli liderlerin çoğu, Mısır'ın İsrail'in askeri üstünlüğüne karşısında ezici bir yenilgiye uğrayacakları düşüncesiyle savaşa girmeyeceğini düşündüklerini de gösterdi.
Savaşa girme kararı ve Mısır'ın sergilediği askeri performans, Mısır'ın bölgesel ve uluslararası arenadaki konumunu geri kazanmasını sağladı. Dönemin ABD Başkanı Richard Nixon, savaşın son günlerine doğru Sedat’ın temsilcisi ve dönemin Dışişleri Bakanı İsmail Fehmi'yi kabul etti. Başkan Nixon, Fehmi’ye Mısır'ın bölgede önemli ve stratejik bir güç olduğunu kanıtladığını ve ABD'nin duruma bu temelde yaklaşacağını söyledi. ABD Başkanı’nın tüm protokol kurallarını çiğneyerek Mısır'a övgüde bulunması ve Mısırlı Bakan’a arabasına kadar eşlik etmesi, bu şanlı savaşın Ortadoğu'daki gidişatı ve uluslararası toplumun Mısır’a ve Arap dünyasına bakışını değiştirdiğinin göstergesidir.
1973 Arap-İsrail Savaşı, müzakere edilmiş bir barış sürecinin başlatılması amacıyla yapılan yaratıcı bir askeri eylemdi. Barış sürecindeki ilk adım, ilk askeri hareket ve Mısırlı bir askerin Süveyş Kanalı'nı geçmek için yaptığı ilk atlayıştı. Bunlar duygusal ya da mesaj gönderme amaçlı sözler değil. Çünkü barış müzakerelerine başlamak, karşı tarafı müzakerelerin sonuçlarının müzakereleri başlatmaktan çok daha zor olduğuna ikna etmeyi gerektirir. Mısır ordusu da bunu başardı.
Savaşın en önemli amaçlarından ve kazanımlarından biri, İsrail'in işgale devam edebileceği ve Arap ülkelerinin haklarını ve taleplerini göz ardı edebileceği yönündeki siyasi kibrine son vermesiydi. ABD, Arap-İsrail savaşının devam etmesinin uluslararası arenada doğrudan yansımaları olacağını biliyordu. Bu yüzden savaş, müzakerelerin tek seçenek ve yol olduğu gerçeğini dayattı.
Savaşın ardından ateşkes için uygun bir tarihin belirlenmesi, ateşkes sonrasında İsrail'in Mısır mevzilerine ve askerlerine zarar vermek amacıyla işlediği bazı ihlaller karşısında esir takası yapılması ve İsrail askerlerinin işgal ettiği bölgelerden kademeli olarak geri çekilmesiyle ilgili diplomatik tartışmalar ve çekişmeler patlak verdi. Birinci Cenevre Konferansı, dünyadaki iki kutup olan Sovyetler Birliği ve ABD arasında değişen uluslararası rüzgarlar ve ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'ın gerçek bir barış sürecinden kaçınıp yalnızca mevcut durumu ve istikrarı kontrol etmekle ilgilendiği bir ortamda başladı. ABD böylece İsrail'i kayırmaya devam edebiliyor ve Sovyetler Birliği ile ilişkilere de odaklanabiliyordu. Bu kayırma, Mısır’ın egemen kararını koruması ve çıkarlarını güvence altına alması için diplomatik becerisini ortaya koymasını ve tüm taraflarla dikkatli dengeler kurmasını gerektiriyordu. Mısır, 1973-1977 yılları arasında Dışişleri Bakanı İsmail Fehmi liderliğindeki Mısır'ın çıkarlarına her zaman sadık ve egemenliğini koruma konusunda samimi olan diplomatlarının sayesinde bu diplomatik çekişmelerden de kazanımlarla çıktı.
İçinde bulunduğum şartlar bana bu süreci yakından ve doğrudan takip etme imkanı sundu. Mısır’ın diplomatik kurumları ile operasyonel ve idari kurumları arasındaki uyuma tanık oldum. Her biri kendi bakış açısına ve deneyimine sahip olan yetkilileri ve kurumları arasında karşılıklı saygı çerçevesinde Mısır’ın işgal altındaki topraklarını kurtarmak için en iyi askeri, siyasi ve diplomatik eylem araçlarıyla ilgili çeşitli tartışmalar yapıldı. Farklı görüşler ortaya koyuldu, kapsamlı bir barışa ulaşmak amacıyla yoğun çabalar sarf edildi ve başarıya ulaşıldı. Ancak bu çabalar, İsrail’in fanatizmi nedeniyle sarsıldı. Mısır Dışişleri Bakanı'nın istifasından sonra dahi Mısırlı yetkililer arasında saygı devam etti. Çünkü İsrail'in, Arap-İsrail barışını engellemek için Arapları birbirinden koparmaya çalıştığını biliyorlardı.
Mısır'ın siyasi, askeri ve diplomatik kahramanlarına selam olsun. Savaşlarda ya da savaşa katıldıktan sonraki yıllarda kaybettiğimiz kahramanlarıma Allah'tan rahmet diliyorum.
Ortadoğu’da gidişatı değiştiren ve geleceği şekillendiren şanlı bir savaşın 50’nci yıldönümünde asil Mısır halkına da selam olsun.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.
Sık sık yapılan yabancı müdahaleler, Somali'yi sadece ‘isyanlara’ karşı iç savaş veren bir ülke olmaktan çıkarıp, ‘güç dengesinin yeniden düzenlendiği için bir savaş alanı’ haline getirdi (AFP)
Çatışan çıkarlar: Somali bölgesel bir çatışma sahasına mı dönüşüyor?
Sık sık yapılan yabancı müdahaleler, Somali'yi sadece ‘isyanlara’ karşı iç savaş veren bir ülke olmaktan çıkarıp, ‘güç dengesinin yeniden düzenlendiği için bir savaş alanı’ haline getirdi (AFP)
Ahmed Abdulhakim
Bölgesel ittifakların değişkenliği nedeniyle, jeopolitik açıdan son derece önemli Afrika Boynuzu üzerindeki şiddetli rekabet yaşanıyor. Bu durum Somali’yi, Aden Körfezi'ne bakan stratejik konumu ve dünyanın en önemli ticaret ve enerji arterlerinden biri olan Bab el-Mandeb Boğazı'na yakınlığı nedeniyle, artan dış müdahalelerle birlikte bölgesel güvenlik denklemlerinde hızla odak noktası haline getirmektedir.
On yıllardır iç savaşların yaşandığı ve kurumları kronik kırılganlıkla boğuşan Somali, coğrafi konumu ve karmaşık durumu nedeniyle, nüfuz, limanlar ve askeri üsler için rekabet eden bölgesel güçler arasında açık bir rekabet arenasına dönüştü. Somali'nin askerileşmesi artık ‘milli ordunun kapasitesinin geliştirilmesi’ veya silahlı gruplara karşı operasyonların yoğunlaştırılmasıyla sınırlı kalmayıp, savunma anlaşmaları, eğitim ve silahlanma programlarına da uzanmıştır. Bu hareket, komşu ülkelerin hesaplamalarının, Afrika Boynuzu'nda kalıcı bir yer edinmek isteyen daha geniş bölgesel güçlerin bahisleriyle kesiştiği gergin bir bölgesel ortamda gerçekleşiyor.
Gözlemcilerin Mogadişu'nun ‘iç isyanla mücadele eden bir Afrika başkenti’ olmaktan ziyade ‘güç dengesinin yeniden yapılandırılması için savaş alanına dönüştüğünü’ ifade ettikleri bir ortamda, her yeni askeri ittifak veya genişletilmiş savunma anlaşması artık caydırıcılık dengesinin değişmesi veya belirli taraflara karşı bir pozisyon alma olarak yorumlanıyor. Bu da caydırıcılık dengesinde bir kayma veya belirli taraflara yönelik konumlandırma olarak görülüyor ve iç ve dış güçler arasındaki sorunların karmaşıklığı ve iç içe geçmesi nedeniyle çatışmalara veya ‘vekalet savaşına’ kayma olasılığını artırıyor.
Kahire ve “bölgesel varlığını güçlendirmenin kaçınılmazlığı”
Mısır'ın Somali'deki Afrika Birliği (AfB) Barış Gücü Misyonu’na (AUSSOM) katılmak üzere planlanan ve ülkenin üst düzey askeri liderleri ile Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'un katıldığı son askeri geçit töreni, Kahire'nin Mogadişu'nun dış varlık denklemindeki konumuna ilişkin geçici bir mesaj değildi.
Somali ile karşılıklı savunma anlaşması imzalayan Mısır, stratejik öneminden ötürü Afrika Boynuzu bölgesindeki ‘tehdit altında olan’ çıkarlarına yıllardır hassas davranıyor. Uluslararası deniz ticaret yollarına doğrudan bağlantısı nedeniyle, bu bölgedeki güç dengesinin değişmesinin küresel ticareti ve Süveyş Kanalı'nın güvenliğini etkileyebileceğini değerlendiriyor. Süveyş Kanalı, küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12'sinin geçtiği ve Kahire'nin en önemli döviz kaynaklarından biri olan, Mısır ekonomisi için hayati öneme sahip bir arter olarak kabul ediliyor.
İsrail Somaliland'ı tanıdıktan sonra Somalililer İsrail'e karşı protesto gösterisi düzenledi (Reuters)
Mısır'ın hesaplarına göre İsrail'in ‘Somaliland’ olarak bilinen bölgeyi bağımsız bir devlet olarak tanıma kararı almasıyla Somali'deki varlığının artması, Mısır için bir ‘tehdit’ oluşturuyor. Zira bu adım, Mısır'ın hayati deniz koridorlarının yakınlarına ona düşman olan yeni ittifakların kurulmasına veya daha fazla askeri üssün kurulmasına zemin hazırlıyor. Bununla birlikte Mısır, Büyük Etiyopya Rönesans Barajı konusunda Mısır ile gergin ilişkiler içinde olan Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabalarını da kendi çıkarlarına yönelik doğrudan bir tehdit olarak görüyordu.
Mısır'ın eski Afrika İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Ali el-Hafeni, Mısır'ın Somali krizi ve Afrika Boynuzu'ndaki zorluklara yaklaşımının ‘bu karmaşık durumların, Afrika Boynuzu bölgesiyle yakından bağlantılı olan bölgesel güvenlik veya ulusal güvenliği etkilememesini sağlama konusundaki hassasiyetinden kaynaklandığını’ değerlendiriyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Hafeni açıklamasında, Mısır'ın çıkarlarının ‘Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı'nda deniz taşımacılığı üzerindeki etkilerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda bölgeyi bir bütün olarak olumsuz etkileyen geçmişte biriken sorunların üstesinden gelmek için sosyal ve ekonomik kalkınma çabalarını teşvik etme yönünde de ilerlediğini’ belirtti.
Hafeni'ye göre Kahire, bölgedeki ulusal kurumların istikrarını ve kaosun yayılmasının önlenmesini daha çok önemsiyor. Bu kaos, bölgelerdeki gerginliğin artmasını durdurmak için ciddi uluslararası ve bölgesel çabalar gösterilmediği için bu ülkelerin kaynaklarını ve kapasitelerini büyük ölçüde etkiledi. Hafeni, genel olarak Afrika Boynuzu'nun özelde ise Somali'nin ‘birçok uluslararası ve bölgesel güç için hassas ve son derece önemli bir bölge olmaya devam ettiğini belirterek, bu yüzden Mısır'ın bölgedeki ülkelerle ikili eylemler yoluyla veya Afrika Birliği (AfB), Arap ve uluslararası kuruluşlar gibi ilgili kuruluşlar aracılığıyla ve bölgede bulunan güçlerle birlikte çalışarak üstlendiği rol, bu vizyonu gerçekleştirmeye yönelik adımların önem taşıdığını vurguladı.
Hafeni, sözlerini şöyle sürdürdü:
Mısır, Mogadişu'nun devlet kurumlarını korumak, kalkınmayı sağlamak, kaybedilen istikrarı yeniden tesis etmek ve özellikle kalkınmaya odaklanmak için gösterdiği çabaları desteklemeyi amaçlıyor.”
Özelde Somali, genel olarak ise Afrika Boynuzu bölgesindeki durumun ‘tüm olasılıklara açık’ olduğunu düşündüğünü belirten Hafeni, ‘yabancı müdahale ve bazı iç tarafların bu müdahaleyi bölgesel güvenliği tehlikeye atarak kendi dar çıkarlarına hizmet edecek şekilde istismar etmelerinin, Mısır da dahil olmak üzere bir dizi ülkenin ulusal güvenliğine zarar verdiğini’ söyledi.
Öte yandan Mısır'ın Afrika İşlerinden Sorumlu Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Muna Amr, ülkesinin Afrika Boynuzu ve Somali'deki ‘varlığını güçlendirmenin kaçınılmazlığı’ konusundaki hesaplarına ‘uluslararası taraflar arasındaki çatışma ve çıkar farklılıklarının ardından, Mısır için hayati önem taşıyan bu bölgede vekalet savaşlarının yayılması’ gibi bir boyut daha ekliyor. Amr, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Sudan'daki iç savaşın şiddetlenmesi ve dış tarafların artan müdahalesi, dış güçlerin devletin ulusal kurumlarını feda ederek bir tarafı desteklemesi ve bu tarafın hayatta kalmasını sağlayan sürekli siyasi, güvenlik ve askeri destek almasıyla, durumun tırmanmaya ve alevlenmeye devam etmesinin en güçlü örneğidir” değerlendirmesinde bulundu.
Somaliland ile Mogadişu'daki merkezi hükümet arasındaki kriz 1990'lı yıllara kadar uzanıyor, ancak bu konudaki çatışma ister doğrudan ister dolaylı olsun, son yıllarda daha belirgin hale geldi (AFP)
Kahire Üniversitesi Afrika Araştırmaları Enstitüsü'nde siyaset bilimi profesörü olan Eymen Şabana da bu değerlendirmeye katılıyor. Şabana yaptığı değerlendirmede, Mısır'ın çıkarlarına yönelik en büyük tehdidin, İsrail'in Somaliland'ı ilk kez tanıması ışığında, devletlerin, özellikle Somali'nin bölünmesi ve parçalanması olduğunu düşünüyor. Mısır'ın çeşitli yollarla gerçekleştirdiği eylem ve müdahalelerin, ulusal güvenliği için hayati önem taşıyan bölgedeki çıkarlarını güvence altına almayı amaçladığını belirten Şabana, özellikle de Kahire için hayati öneme sahip iki konuyu, Kızıldeniz ve Nil sularında seyrüsefer özgürlüğünü içerdiğini belirtiyor.
Şabana, Mısır'ın çıkarlarını korumaya istekli olduğunu ve aslında Somali'ye güç gönderme sürecinde olduğunu, bunun amacının çatışmayı kışkırtmak veya mevcut sorunları karmaşıklaştırmak değil, Somali'nin egemenliğini ve istikrarını ve resmi kurumlarını korumak için çözümün bir parçası olmak olduğunu ifade etti.
Öte yandan, Etiyopyalı yazar ve araştırmacı Enver İbrahim'e göre Mısır'ın Afrika Boynuzu'nda, özellikle Somali'de artan faaliyetleri, öncelikle Etiyopya'yı izole etmeyi amaçlamaktadır ve bu yeni bir şey değil. Etiyopya’nın bunun farkında olduğunu ve bu yüzden Mısır'ın hamlelerine karşı koymak için ters yönde hareket ettiğini söyleyen İbrahim, “Bölgedeki herhangi bir yabancı ülkenin hareketi, kendi çıkarlarını korumak ve etkisini güçlendirmek içindir ve mevcut çatışma ışığında, Sudan'da olduğu gibi vekalet savaşlarının artmasına tanık olabiliriz” yorumunda bulundu.
Son yıllarda Kahire, Afrika Boynuzu'ndaki varlığını önemli ölçüde güçlendirdi. Bu gelişme, Somali, Cibuti ve Eritre ile ekonomik, siyasi, güvenlik ve hatta askeri ilişkilerinin güçlenmesinin ardından gerçekleşti. Addis Ababa, bu adımları uzun süredir “kendisini doğrudan hedef alan” adımlar olarak nitelendiriyor, ancak Kahire bunu reddediyor.
Somali ile ilgili olarak Mısır, Somali'nin birliğini korumak ve çıkarlarını tehdit eden herhangi bir yabancı genişlemeye karşı denge oluşturmak amacıyla, güvenlik ve askeri iş birliği ile eğitim ve ekipman desteği sağlayarak federal hükümetle ilişkilerini güçlendirdi. Mogadişu ise dış güçlerin emellerine karşı koymak için Mısır ve Türkiye'nin desteğine güveniyor.
Kahire, yıllardır stratejik öneme sahip Afrika Boynuzu bölgesinde ‘tehdit altındaki’ çıkarlarını korumak için çabalarını yoğunlaştırmaya çalışıyor (Mısır Cumhuriyeti Başkanlığı)
Kahire'nin son hamlesi, Mısır ordusunun 11 Şubat Çarşamba günü Somali Cumhurbaşkanı’nın AUSSOM’a katılan güçlerin düzenlenmesine tanık olduğunu duyurmasının ardından gerçekleşti. Bu, Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve bir dizi silahlı kuvvetler komutanının huzurunda gerçekleşti. Bu önlemler, ‘tüm silahların ve uzmanlık alanlarının hazırlık ve savaşa hazır olma durumunu yansıtıyor’ olarak değerlendirildi ve ardından eğitim faaliyetleri ve misyona katılan araçların modelleri sergilendi.
Mısır Ordu Sözcüsü Albay Garib Abdulhafız, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin Somali'li mevkidaşı ile gerçekleştirdiği son görüşmede yaptığı açıklamaları aktararak, “Mısır, Afrika kıtasına olan bağlılığı ve Somali'nin tamamında güvenlik ve istikrarı sağlama konusundaki kararlılığı doğrultusunda, misyon kapsamında kuvvetlerini konuşlandırmaya devam edecek” dedi.
Çelişkili ittifaklar ve çelişkili çıkarlar
Afrika Boynuzu'nda, özellikle Somali'de artan yabancı müdahale, bölgeyi nüfuz, limanlar ve askeri üsler için rekabet eden bölgesel güçler arasında açık bir çatışma alanına dönüştürdü. Kızıldeniz'in güney girişinde, bu güçler arasındaki rekabet artık gizli veya örtülü değil, daha açık ve çatışmacı hale geldi.
Son zamanlarda ilgi gören Somali'deki sıcak noktalardan biri, Somaliland bölgesi ve Somali merkezi hükümeti ile yaşadığı karmaşık kriz olarak karşımıza çıkıyor. Bu sorun 1990'lı yıllara kadar uzanmasına rağmen, coğrafi konumu nedeniyle doğrudan veya dolaylı olarak yaşanan rekabet çatışması, bölgeye uluslararası müdahalenin artmasına neden olan en önemli faktör haline geldi ve yeni boyut ve biçimler aldı.
Etiyopyalı yazar ve araştırmacı Enver İbrahim'e göre genel olarak Afrika Boynuzu bölgesi (Somali, Etiyopya, Cibuti, Eritre ve Kenya dahil), özelde ise Somali, birbirinden farklı birçok ittifak arasındaki vekalet savaşlarının sahnesine dönüştü. İbrahim yaptığı değerlendirmede, rekabetin boyutu ve projeler ile çıkarların çatışması, ilgili aktörlerin hızlanan dinamikleri ile birleştiğinde, mevcut ittifakların yapısında bir değişikliğe yol açabileceğini ve gelecekte yeni ittifakların ortaya çıkabileceğini belirtti.
Somali Ulusal Ordusu bir şehri terörist gruplardan korurken (AFP)
Bu coğrafi bölgedeki mevcut akımların veya ittifakların temel olarak çıkarlar, güvenlik ve askeri hegemonyanın peşinde olma ve nüfuzun güçlendirilmesi tarafından yönetildiğini ifade eden İbrahim, bu müdahalelerin genel olarak zaten kırılgan olan Afrika Boynuzu bölgesi ve bu bölgedeki ülkeler için zararlı olduğunu ve herhangi bir çatışmanın olumsuz etkisini daha da artırabileceğini düşündüğünü belirtti. İbrahim, jeopolitik gerçekliğin zaman zaman önemli değişikliklere uğradığı göz önüne alındığında, bu özellikle doğru olsa da Etiyopya ile Somali arasında Somaliland bölgesi üzerindeki ilişkileri yöneten anlaşmazlıklara ve hem Addis Ababa ile Asmara arasındaki hem de Hartum ve Kahire arasındaki ilişkilerde yaşanan gerilimlere işaret etti. Bu gerilimin, bölgedeki ülkeleri bir ittifaka yaklaşmaya veya uzaklaşmaya ittiğini ve bunun da nihayetinde Afrika Boynuzu'ndaki hükümetlerin çıkarlarını tehdit ettiğini, bölgede binlerce yıldır var olan siyasi, sosyal ve tarihi sabitleri ve bağları aştığını düşünüyor.
Kahire Üniversitesi Afrika Araştırmaları Enstitüsü'nde siyaset bilimi profesörü olan Eymen Şabana ise Afrika Boynuzu'nun stratejik öneminin uluslararası deniz ticaret yolunu kontrol etmesinden kaynaklandığını ve bu nedenle bu bölge için rekabetin muhtemel ve devamlı olduğunu söylüyor. Her ülkenin kendi görüşüne göre çıkarlarını elde etmeye çalıştığını belirten Şabana, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlamak ve bölgedeki güç olarak niteliksel üstünlüğünü korumak istediğini örnek olarak gösteriyor. Şabana’ya göre diğer ülkelerin çıkarları ise mineral ve enerji ithalatını güvence altına almak isteyenler, bu stratejik koridorda seyrüseferi güvence altına almak isteyenler ve ekonomik ve ticari nedenlerle bölgede istikrarı güvence altına almak isteyenler arasında değişiklik gösteriyor.
Şabana, Afrika Boynuzu'nun son zamanlarda önemli gelişmelere tanık olduğunu, bunların başında İsrail'in Somaliland'ı tanımasının ve bundan önce Etiyopya ile Somaliland arasında Addis Ababa'nın 2024 yılında denize erişimini garanti eden bir mutabakat zaptının imzalanmasının geldiğini belirtti. Tüm bu gelişmelerin, diğer tarafları da bölgedeki varlıklarını, etkilerini ve çıkarlarını korumak için çabalarını hızlandırmaya ittiğine dikkat çeken Şabana, bölgedeki nüfuzunu güvence altına almak ve çıkarlarını en üst düzeye çıkarmak için bölgesel ve uluslararası güçler arasında rekabetin şiddetli olduğunu ve bunun etkisinin bölgenin coğrafyasının ötesinde bölgesel ve uluslararası düzeylere uzandığını ifade etti.
Somaliland, merkezi devletin çöküşünün ardından 1991 yılında Somali'den ayrıldığını ilan etmesine rağmen, uluslararası toplum tarafından tanınmadı. Bölgesel istikrarın garantisi ve kırılgan devletlerin parçalanmasını önlemenin bir yolu olarak Somali'nin birliğini temel alan bu yaklaşım, Etiyopya ve İsrail bu ilkeyi açıkça çiğnemeye çalışana kadar sürdürüldü. Addis Ababa'nın iki yıl önceki hamlesi sonuçsuz kalırken, Tel Aviv'in hamlesi nihayet çıkmaza son verdi ve bölgeyi bağımsız bir devlet olarak tanıyan ilk ülke oldu.
Şabana, Somali'deki durum ve bölgeler arasındaki bölünmeye atıfta bulunarak konuşmasına devam etti. Örneğin, dünyanın Somaliland'ı fiili bir otorite olarak kabul ettiğini ve bazı ülkelerin kendi çıkarları için bu durumu pekiştirmeye çalıştığını görüyoruz. Ancak aynı zamanda, Afrika'da ve uluslararası alanda reddedilen bir devleti parçalamak ve egemenliğine müdahale etmek gibi ağır siyasi sorumluluğu üstlenmemek için ayrılıkçı bölgeyi tanımak istemiyorlar. Afrika Boynuzu'nda hızlı gelişmeler olduğunu, ancak her tarafın bunları kendi çıkarlarına göre çerçevelemeye çalıştığı değerlendirmesinde bulundu.
Öte yandan, Sudanlı araştırmacı ve yazar Kaddafi Menhal Cuma, Somali ve Afrika Boynuzu bölgesinde artan gerginliği, Etiyopya'nın bu bölgedeki istikrarsızlaştırıcı rolüne, özellikle de komşu ülkelerin egemenliği ve istikrarını hiçe sayarak Kızıldeniz'e erişim sağlamaya yönelik kesintisiz çabalarına bağladı. Cuma yaptığı açıklamada, “Afrika ülkesi olmasına rağmen Etiyopya, bir süredir Afrika Boynuzu ülkelerini istikrarsızlaştırmaya çalışıyor. Bölgedeki etkili ülkelere, özellikle İsrail'e açıkça düşman olan ülkelerle artan iş birliği, jeopolitik hamlelerini daha da karmaşık hale getiriyor” dedi.
Cuma, Etiyopya ile İsrail arasındaki iş birliğinin Afrika Boynuzu ülkelerini istikrarsızlaştırmayı ve Mısır gibi bazı ülkeleri zayıflatıp izole etmeyi amaçladığından şüphe olmadığını ve bunun da Afrika Boynuzu bölgesindeki durumu daha da karmaşık hale getirdiğini belirtti.
Peki, hangi olası senaryolar var?
Afrika Boynuzu'ndaki rekabetin artık küresel güçlerle sınırlı olmadığı bir dönemde, Kızıldeniz'in güney girişinde etki alanlarını genişletmeye çalışan bölgesel aktörlerin sayısı giderek artıyor. Tüm gözler, bu şiddetli rekabetin yansımaları ve sonuçlarına çevrilmişken özellikle de bu aktörlerin çoğu birbirleriyle çatışma halinde olduğundan, bölgeyi siyasi ve ekonomik dengeleri yeniden şekillendirmek için ‘nüfuz alanlarının askerileştirilmesi’ aşamasına itiyor.
Eymen Şabana, gerginliğin tırmanması ve çok sayıda çatışmalı projenin geleceği ile ilgili olarak şunları söyledi:
“Öncelikle, bu bölgedeki rakip bölgesel güçlerin bir tür koordinasyonla birleşip birleşmediklerini sormalıyız. Buna cevap vermek gerekirse, bence öyle değil. Aslında, her ülkenin hareketleri kısıtlanmış olsa da aralarında şiddetli bir rekabet söz konusu. Örneğin, Etiyopya, Mısır ve Sudan ile tartışmalı Rönesans (Hedasi) Barajı sorunu nedeniyle kısıtlanmış durumda. Türkiye de Etiyopya, Mısır, Körfez ülkeleri ve diğerleri gibi bölgedeki ülkelerle olan çıkarları nedeniyle kısıtlı hareket edebiliyor. Öte yandan ABD, bu konuyu İsrail ve bölgedeki müttefiklerinin lehine kullanmaya çalışıyor. Bu da mevcut karmaşık durum göz önüne alındığında, Afrika Boynuzu'nun daha da kötüleşmesi ve gerginliklerin artmasının muhtemel olduğu anlamına geliyor.”
Somali'de yabancı müdahalenin yaygınlaşması ve birbirine zıt ittifakların ortaya çıkmasına da değinen Şabana, “Bunları Somali'deki dış müdahalelere karşı kurulan ittifaklar olarak tanımlayamayız, daha çok iki ana müdahale akımı olarak tanımlayabiliriz. İlki Somali topraklarının birliğini ve devletin bölünmemesi gerektiğini vurgularken, diğeri diğer sabiteleri gözetmeksizin kendi çıkarlarını en üst düzeye çıkarmaya çalışıyor” dedi. Şabana ayrıca, bu iki akımın çatışması veya ‘tüm taraflar için zararlı’ olarak nitelendirdiği uzun soluklu silahlı çatışmaya dönüşmesi ihtimalinin ortadan kaldırılabileceğine inandığını ifade etti.
Somali'de kurulan her yeni askeri ittifak veya genişletilmiş savunma anlaşması, caydırıcılık dengesindeki bir değişiklik veya belirli taraflara karşı bir pozisyon alma olarak yorumlanıyor (AFP)
Şabana, Somali'de yaşananların, Sudan'daki iç savaş veya Nil suyu ve Büyük Etiyopya Rönesans Barajı sorunu gibi bölgedeki diğer sorunları ve zorlukları da etkilediğini, bölgedeki kutuplaşma ve istikrarsızlığı artırdığını ve iş birliği olanaklarını olumsuz etkilediğini düşündüğünü belirtti.
Mısır eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Ali el-Hafeni ise, Somali'deki durumun 30 yılı aşkın bir süre önce Siad Barre rejiminin düşüşünden bu yana kaos ve istikrarsızlıkla karakterize olduğunu söyledi. Hafeni, Independent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede, ‘o anın bölgede sayısız yabancı müdahalenin başlangıcı olduğunu ve daha sonra projeler arasında çatışma ve rekabetin başladığını’ belirtti.
Hafeni, değerlendirmesine şöyle devam etti:
“Son yıllarda Somali ve Afrika Boynuzu'ndaki kriz, Ortadoğu'daki gerilimler, özellikle İran'ın bölgedeki artan etkisi ve Kızıldeniz'in diğer tarafındaki Yemen'e varışıyla iç içe geçerek daha karmaşık hale geldi. Bu bağlamda, durum her geçen yıl daha da karmaşık hale geldi ve karmaşıklaştıkça, bölgedeki yabancı müdahale ve müdahil olma düzeyleri de arttı.”
Birçok ülkenin çıkarları açısından Babu’l-Mendeb ve Kızıldeniz'de seyrüsefer güvenliğinin hayati önem taşıdığını belirten Hafeni, bunu korumak için birçok bölgesel ve yabancı gücün, Afrika Boynuzu'ndaki bölgesel ve ulusal güvenliği tehlikeye atsa bile, kendi vizyonlarını ve projelerini gerçekleştirmeye çalıştığına işaret etti.
Büyükelçi Muna Ömer ise Somali'nin Babu’l-Mendeb Boğazı, Aden Körfezi ve Kızıldeniz'in güneyinde yer alması, Husilerin varlığı ve Sudan ile Gazze'deki olaylar göz önüne alındığında, Ortadoğu'daki koşullar nedeniyle mevcut uluslararası rekabetin yeni bir boyut kazandığını düşünüyor. Tüm bu koşullar, birçok yabancı filonun bu bölgedeki uluslararası sularda yoğunlaşmasına yol açtığını belirten Ömer’e göre çok sayıda ve çelişkili müdahalelerin ve çatışmaların olması, askeri gerilimden ziyade caydırıcılık dengesine yol açabilir.
Somali'nin stratejik konumu ve hükümetinin ve kurumlarının zayıflığı nedeniyle uluslararası güçlerin Somali'ye olan ilgisinin Mogadişu'yu terörist hareketlerin hedefi haline getirdiğini belirten Muna Ömer, stratejik konumu ve zayıf hükümeti nedeniyle Somali'nin bir rekabet sahası haline geldiğini ve son on yıllarda birçok yabancı gücün Somali'de varlık gösterdiğini söyledi. Ömer, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'de en fazla askeri üssün bulunduğu bölge haline gelen Cibuti örneğine işaret etti.
Büyükelçi Ömer, şunları söyledi:
“On yıllardır Afrika Boynuzu'nda, özellikle de Somali'de birçok yabancı müdahaleye tanık olduk. Güvenlik ve ekonomi alanında Rusya'nın, ekonomi, kalkınma ve ticaret alanında Türkiye'nin varlığını gördük. Ayrıca Kenya ve Etiyopya gibi komşu ülkeler de askeri, ekonomik ve diğer alanlarda varlık gösteriyor. Son olarak, Somaliland'da İsrail var ve Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve diğerleri gibi Körfez ülkeleri de bu rekabet halindeki güçlere ekleniyor.”
Öte yandan Afrika Boynuzu'nun uluslararası güçlerin şiddetli rekabetine sahne olmasının ardından, dünyanın herhangi bir bölgesine yönelik yabancı müdahalenin olumsuz niteliğini ve bunun kısa ve uzun vadede çatışma olasılığını artırıcı etkisini vurgulayan Etiyopyalı yazar ve araştırmacı Enver İbrahim, “Yabancı müdahale ve yabancı ülkelerin Afrika Boynuzu'na, özellikle de Somali'ye müdahil olması, bölgeyi daha fazla çatışmaya ve gerilime sürükledi. Bu durum İsrail'in bölgeye girmesi ve Somaliland'ı bağımsız bir devlet olarak tanıması ve ondan önce Rusya, Çin ve ABD arasında devam eden rekabet gibi bölgenin çıkarlarına aykırı büyük hedefleri ve amaçları olan projelerin müdahalesine kapı açtı. Bu da nihayetinde daha fazla bölünmeye ve AfB, Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve diğerleri gibi anlaşmazlıkları çözmede başarısız olduğunu gördüğümüz bölgesel kuruluşların rolünün azalmasına sebep oluyor” ifadelerini kullandı.
* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.
Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5243812-bar%C4%B1%C5%9F-konseyi%E2%80%99ndeki-i%CC%87srail-ekibi-gazze-%C5%9Feridi%E2%80%99nin-nas%C4%B1l-yeniden-in%C5%9Fa-edilece%C4%9Fini
Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu’da kapsamlı barış planının başarıya ulaşıp ulaşamayacağına dair tartışmalar sürerken, özellikle Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmeyeceğini düşünen çevreler planın uygulanabilirliği konusunda şüphelerini dile getiriyor. Bu kesimler, İsrail hükümetinin de bu durumu, süreci bütünüyle sekteye uğratmak için kullanabileceğini ve müzakereleri zorlaştıracak çok sayıda ağır şart öne sürebileceğini savunuyor. Buna karşılık ABD yönetimine yakın isimler ise iyimser mesajlar veriyor. Projede kilit sorumluluklar üstlenen üç İsrailli yetkili de bu isimler arasında yer alıyor.
Söz konusu isimler, ABD Başkanı’nın planın başarıya ulaşması konusunda kararlı olduğunu ve sürecin sabote edilmesine izin vermeyeceğini vurguluyor. Ayrıca şimdiye kadar atılan adımların, biriken engellere rağmen ‘umut verici’ olduğunu ifade ediyorlar.
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, toplu iftar yapan yerinden edilmiş aileler, 21 Şubat 2026 (AFP)
İsrail’in önde gelen gazetelerinden Yedioth Ahronoth, ABD ekibi tarafından görevlendirilen ve İsrail’i resmen temsil etmeyen İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, sürecin artık geri dönülmez biçimde başladığını aktardı. Yetkililer, Mısır, Türkiye ve Katar’ın Hamas’ı iş birliğine ikna etmek için etkili bir rol üstlendiğini ifade etti.
Gazete, İsrail’in siyasi ve askeri liderliğinde birçok ismin Trump’ın vizyonuna ve bu vizyona inanan danışmanları Steve Witkoff ile Jared Kushner’ın planı fiilen hayata geçirme kapasitesine kuşkuyla yaklaştığını yazdı. Söz konusu iki ismin, planın uygulanma mekanizmalarını oluşturmak ve başarıya ulaştırmakla görevlendirildiği belirtildi.
Buna karşılık Barış Konseyi’nde yer alan İsrailli yetkililer (İş insanı Yakir Gabay, teknoloji sektörü yöneticisi Liran Tancman ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ABD koordinasyon merkezindeki temsilcisi Michael Eisenberg) Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmesi ve Filistinlilerin okul müfredatını ‘barış ve hoşgörü kültürünü’ esas alacak şekilde değiştirmesi halinde Trump’ın projesinin ‘Gazze Şeridi’ni gerçek bir rivieraya dönüştürmek için tarihi bir fırsat’ olacağını savundu.
Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre yetkililer, projenin arkasında ‘engellenmesi zor, sağlam, profesyonel ve dengeli bir çekirdek oluşturan’ Amerikalı, Arap ve uluslararası isimlerden oluşan bir kadronun bulunduğunu ifade etti.
Ancak aynı yetkililer, Hamas’tan talep edilen hususun ‘taviz verilemeyecek belirleyici unsur’ olduğuna da dikkat çekti.
İlk görev
Barış Konseyi üyesi Yakir Gabay, projenin uygulanmasına ilişkin vizyonunu açıklarken, “İlk görev 70 milyon ton moloz ve patlayıcı kalıntısını temizlemek, geri dönüştürülebilecek malzemeleri değerlendirmek, yüzlerce kilometrelik tüneli yıkıp doldurmak ve Gazze sakinleri için dayanıklı çadırlar ile konteynerlerden oluşan geçici konutları hızla organize etmek olacak. Bu adımlar, altyapı ve konut inşasıyla eş zamanlı yürütülecek” dedi.
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, yerinden edilmiş kişiler için kurulan çadırlar (AFP)
Gabay, modern hastaneler, okullar, fabrikalar, tarım alanları, karayolu ve demiryolu ağları, enerji, su ve veri merkezleri ile bir liman ve havaalanı inşasını içeren ayrıntılı bir plan hazırlandığını belirtti.
Ortadoğu’da milyonlarca konut inşa etmiş deneyimli müteahhitlerin projeye dahil edileceğini kaydeden Gabay, ‘uygun maliyetli’ konut üretimi için finansmanın hazır olduğunu, yüz binlerce kişiye istihdam sağlanacağını ifade etti.
Konut ve iş alanlarının yanı sıra 200 otelin inşasının da planlandığını açıkladı.
Gabay ayrıca, bu çerçevede Jared Kushner’ın açıklamalarına atıfta bulunarak, Gazze’de Ali Şaas liderliğinde kurulan teknokrat hükümete ve yolsuzlukla mücadele konusunda sağlanan mutabakata dayandıklarını söyledi.
Yüksek teknoloji girişimcisi ve hükümete bağlı siber merkez danışmanı Liran Tancman ise Amerikalı, Arap ve Filistinli taraflarla iş birliği içinde modern teknolojik çözümler geliştirilmesini öngören bir planın uygulanmasından sorumlu olduğunu belirtti. Gazze Şeridi’nde internet altyapısının 2G’den beşinci nesil teknolojiye yükseltileceğini ve hizmetin halka ücretsiz sunulacağını vaat eden Tancman, Gazze Şeridi’nde üretilen mal ve ürünlerin yurt dışına ihracı için modern mekanizmaların oluşturulduğunu da açıkladı.
Yeni bir çağ
İsrailli yetkililer, Yedioth Ahronoth gazetesine yaptıkları açıklamada, Gazze Şeridi’nin yeniden imar planının fiilen Refah’ta başladığını ve üç yıl süreceğini bildirdi. İsrail’in halihazırda moloz temizleme çalışmalarını yürüttüğünü belirten yetkililer, ilk aşamada 500 bin kişiyi barındıracak 100 bin konut inşa edileceğini, yalnızca altyapı maliyetinin 5 milyar dolar olacağını ifade etti. Hedefin, Gazze Şeridi’ndeki tüm vatandaşlar için 400 bin konut inşa etmek olduğu; altyapı için 30 milyar dolar ve yeniden inşa için aynı tutarda kaynak öngörüldüğü kaydedildi.
Gazze şehrindeki er-Rimal Mülteci Kampı’nda yerinden edilmiş bir kadın, seyyar su tankerlerinden doldurduğu iki su kabını taşıyor, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazete, Barış Konseyi’nden üst düzey bir üyenin, “Hamas planla olumlu şekilde etkileşime girerse bunun iyi bir karşılığı olur. İsrail’de liderleri için af çıkabilir, hatta silahları para karşılığında satın alınabilir. En önemlisi, Gazze ve halkı dünyaya açık ve bağlantılı yeni bir döneme geçer” ifadelerini aktardı.
Öte yandan The Times of Israel’e konuşan bir ABD’li yetkili, Yedioth Ahronoth’ta yer alan bilgilerin büyük bölümünü doğruladı. Yetkili, “Hamas silah bırakmayı kabul etmeden fon akışı başlamaz. Ancak İsrail’in de olumlu bir tutum sergilemesi gerekecek” dedi.
The Times of Israel’e konuşan bir Arap diplomat ise “Ortadoğu’da kibir tehlikeli olabilir” uyarısında bulunarak, ABD’nin Gazze’nin yeniden inşasını ve bölgede yeni bir teknokrat hükümet kurulmasını kapsayan planının ikinci aşamasının başarıya ulaşması için hem İsrail hem de Hamas üzerindeki sürekli baskının gerekli olacağını söyledi.
Bölgesel arabulucuların Hamas ile yürüttüğü silahsızlanma görüşmelerine de vakıf olduğu belirtilen diplomat, Washington’un bu konuda bir anlaşmaya varılabileceğine inanması için gerekçeler bulunduğunu aktardı.
Ancak diplomat, silahsızlanma sürecinin zaman alacağını ve Hamas’ın bazı üyelerinin, Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere oluşturulan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi gözetimindeki kamu sektörüne entegre edilmesini gerektireceğini ifade etti. İsrail’in bu çerçeveye karşı çıkmasının muhtemel olduğunu belirten diplomat, Tel Aviv yönetiminin söz konusu komitenin başarısını kolaylaştıracağı konusunda da ciddi şüpheler bulunduğunu dile getirdi.
Şarku’l Avsat’a konuşan Lübnan Meclis Başkanı Berri: Meclis seçimlerinin ertelenmesini istemiyorumhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5243751-%C5%9Farku%E2%80%99l-avsat%E2%80%99-konu%C5%9Fan-l%C3%BCbnan-meclis-ba%C5%9Fkan%C4%B1-berri-meclis-se%C3%A7imlerinin
Şarku’l Avsat’a konuşan Lübnan Meclis Başkanı Berri: Meclis seçimlerinin ertelenmesini istemiyorum
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (Meclis Başkanlığı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, Şarku’l Avsat gazetesine verdiği demeçte, ‘Beşli Komite’deki büyükelçilerin 10 Mayıs'ta yapılması planlanan meclis seçimlerinin ertelenmesinden yana olduklarını belirterek “Onlara bunu reddettiğimi ve (Beşli Komite'den) diğer büyükelçilere de teknik olarak parlamento seçimlerinin ertelenmesini veya parlamentonun görev süresinin uzatılmasını desteklemediğimi bildirdim” dedi.
Berri, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Meclisin teknik nedenlerle ertelenmesi veya uzatılması konusunda beni kişisel olarak suçlamaya çalışanları engellemek için seçimlere ilk aday olan bendim. Bu yüzden hem ülke içinde hem de dışında ilgili kişilere, son dakikaya kadar bu konuyu takip edeceğime dair bir mesaj vermek istedim.”
(Lübnan'ın doğusunda) Bekaa Vadisi’nin orta kesimlerindeki ve kuzeyindeki beldeleri hedef alan İsrail saldırılara değinen Berri, tüm bunları ‘Lübnan'ı Tel Aviv'in koşullarını kabul etmeye zorlamayı amaçlayan yeni bir savaş’ olarak nitelendirdi.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة