Yağmur sezonunun başlaması, İdlib’deki kamplar için zorlu bir kışın habercisi

Yağmur sezonunun başlaması, İdlib’deki kamplar için zorlu bir kışın habercisi
TT

Yağmur sezonunun başlaması, İdlib’deki kamplar için zorlu bir kışın habercisi

Yağmur sezonunun başlaması, İdlib’deki kamplar için zorlu bir kışın habercisi

İdlib'in batı kırsalındaki Armanaz kasabası yakınlarında hasarlı bir çadırın altında Hatice Şakruk ve onun gibi binlerce kişi, Pazar günü yağmur fırtınasının geçmesi ardından zorlu bir geceyle karşı karşıya kaldı.

Kürtlerin kaldığı kampın müdürü, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, “Bu fırtınayla ilgili aldığımız birçok uyarıya rağmen önceki yıllardan farklı olmasını beklemiyorduk. Daha önce de yağmur fırtınaları yaşadık, ancak hiç bu kadar zarar görmemiştik” vurgusunda bulundu.

Sivil Savunma ekipleri verilerine göre, yoğun yağış sonrası sağanak yağış nedeniyle su sızdıran bir okul çadırının yanı sıra yaklaşık 40 çadır hasar gördü. Birçok kampta yağmur suyu drenaj kanallarını açmak için bütün gece çalışan bu ekipler, yerinden edilenlerin çadırlarından suyun çıkarılmasına yardımcı oldu.

Foto: Ez-Zamar Kampı’nda bir okul çadırı hasar gördü (Sivil Savunma)
Ez-Zamar Kampı’nda bir okul çadırı hasar gördü (Sivil Savunma)

Şarku’l Avsat’a konuşan Sivil Savunma gönüllüsü Hasan, fırtınanın birçok yolun kapanmasına, Armanaz kasabası sakinlerinin evlerini su basmasına neden olduğunu anlatıyor. Ekiplerin yolları açmak, toprağı süpürmek ve diğer kampların etrafına toprak bariyerler koymak için çalıştığını da ekliyor.

Önümüzdeki kış aylarında tekrar tekrar şiddetli fırtınalar yaşanabilir. İklim değişikliği nedeniyle bu fırtınaların şiddetinin artması bekleniyor. Kuzeybatı Suriye’ye dair raporlara göre, artık eskisi gibi öngörülebilir geçmeyen uzun kış aylarında düşük sıcaklıklar ve kar fırtınaları tekrarlanabilir.

Dört yıl önce İdlib'in güney kırsalından Armanaz civarına göç etmek zorunda kalan Hatice, Pazar günü yağmur başladığında çocukları uyuduğu sırada şilteler, örtüler ve çadırın içindeki her şeyin hızla sular altında kaldığını anlatıyor. Aynı zamanda, “Çadırımı ve içindekileri kurulayıp temizlemeye çalıştığım için gece boyu uyuyamadım. Üç yıllık çadırın rüzgar nedeniyle yırtılan yalıtımını onarmada başarılı olamadık. Çocuklarım ve ben bir süngerin üzerine oturduk, bu süngeri onu mümkün olduğunca sızan sudan uzak tutmaya çalıştık, geri kalanlar tamamen ıslanmıştı” ifadelerini kullanıyor.

Pazar gecesi İdlib kamplarında biriken suyun çekilmesi (Sivil Savunma)
Pazar gecesi İdlib kamplarında biriken suyun çekilmesi (Sivil Savunma)

Suriye'nin kuzeyindeki fırtınalar nedeniyle kampların karşı karşıya olduğu tehlikenin ciddiyeti; yaklaşık 32 bin yerinden edilmiş kişinin bulunduğu 17 kampın karşı karşıya kaldığı bir felaket, 313 bin kişinin kaldığı 240 kamp için çok ciddi tehlike ya da yaklaşık 850 bin kişinin bulunduğu 617 kamp için ciddi tehlike oluşturabilir.

Suriye'nin kuzeybatısındaki bin 527 kampta yüzde 80'i kadın ve çocuk olmak üzere 1,9 milyon insan, 84 bin engelli yaşıyor. Altyapı ve temel hizmetlerin bulunmadığı kampların yüzde 79'u aşırı kalabalıktan muzdarip. Bu da yangın ve sel ve fırtınaların neden olduğu hasar riskini artırıyor.

Hasan, yolların iyileştirilmesi, kampların izole edilmesi ve altyapının iyileştirilmesinin kalıcı bir çözüm olmayacağını söylüyor. Hiçbirinin yerinden edilmiş insanları gelecekte sel tehlikesinden kurtaracak garantili bir çözüm sunmayacağını belirtiyor. Uluslararası toplumun yalnızca yerinden edilenlerin çektiği sıkıntılara değinmekle kalmayıp Suriye trajedisine radikal bir çözüm bulması gerektiğini de ekliyor.

FOTO: İdlib'in batı kırsalındaki sel nedeniyle zarar gören yollar açılıyor (Sivil Savunma)
İdlib'in batı kırsalındaki sel nedeniyle zarar gören yollar açılıyor (Sivil Savunma)

Kamplara dair verilere göre geçen yıl kaydedilen fırtınalarda 306 kamp zarar gördü. Bunlardan 52'si son iki yılda benzer hasarlar ile karşı karşıya kaldı. 2023 yılında kış ekipmanı ihtiyacının değeri 102 milyon doların üzerinde kalırken şuana dek gerekli fonun yalnızca yüzde 34'ü elde edilebildi.

Birleşmiş Milletler, ısıtma malzemeleri, kışlık giysiler, termal battaniyeler ve halılar gibi kış ekipmanlar dahil olmak üzere kış aylarındaki temel ihtiyaçları listeliyor. Kampların izole edilmesi ve hasar gören çadırların değiştirilmesinin ilk şart olduğuna inanan Hatice ise sel tehlikesine maruz kalan bir yerde bulunmanın tehlikelerinin de bilincinde. Ancak kendisi ve diğer kamp sakinleri buradan ayrılmak istemiyor. Bu hususta, “Bizim gibi yerinden edilmiş insanlar bir yerden başka bir yere taşınmayı son derece zor buluyor. Zirâ ilk yer değiştirdiğimiz sırada karşılaştıklarımızı hatırlıyoruz” diyor.



Rapor: Uluslararası koalisyon güçleri Suriye'deki Kasrak üssünün tahliyesine başladı

El-Kasrak köyü yakınlarında bir Amerikan devriyesi (Arşiv- Şarku'l Avsat)
El-Kasrak köyü yakınlarında bir Amerikan devriyesi (Arşiv- Şarku'l Avsat)
TT

Rapor: Uluslararası koalisyon güçleri Suriye'deki Kasrak üssünün tahliyesine başladı

El-Kasrak köyü yakınlarında bir Amerikan devriyesi (Arşiv- Şarku'l Avsat)
El-Kasrak köyü yakınlarında bir Amerikan devriyesi (Arşiv- Şarku'l Avsat)

Suriye TV'nin haberine göre, ABD öncülüğündeki DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon, dün Haseke kırsalındaki Kasrak üssünü boşaltmaya başladı.

Yerel haber ağları, tahliye operasyonunu gerçekleştirmek amacıyla dün erken saatlerde Irak'a giren ve üsse doğru ilerleyen, askeri araçlara ilave olarak 20'den fazla boş kamyondan oluşan bir Amerikan konvoyunun bulunduğunu belirtti.

Şarku’l Avsat’ın yerel haber ağlarından aktardığına göre 20'den fazla boş kamyon ve askeri araçtan oluşan bir ABD konvoyu dün erken saatlerde Irak sınırını geçerek tahliyeyi gerçekleştirmek üzere üsse doğru hareket etti.

Alman Basın Ajansı'na (DPA) göre, Kasrak üssü Suriye'nin Haseke Valiliği'nde, uluslararası karayolunun (M4) güneyinde, Tel Tamir ve Tel Beydar arasında yer almaktadır.

Suriye Savunma Bakanlığı bu ay, ABD güçlerinin bölgeden ayrılmasının ardından eş-Şeddadi ve el-Tanf askeri üslerinin kontrolünü ele geçirdi.


Gazze'de Ramazan... İsrail ihlalleri, ölümler ve yaralanmalar

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki evlerin enkazı arasında yapılan toplu iftar (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki evlerin enkazı arasında yapılan toplu iftar (EPA)
TT

Gazze'de Ramazan... İsrail ihlalleri, ölümler ve yaralanmalar

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki evlerin enkazı arasında yapılan toplu iftar (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki evlerin enkazı arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail, yıkıcı bir savaşın üzerinden iki yıl geçtikten sonra, Ramazan ayının dördüncü gününde Gazze Şeridi'ndeki ihlallerine devam ederek Filistinlileri öldürdü ve birçok kişiyi yaraladı. Bu sırada bölge sakinleri zaten kötü yaşam koşullarıyla karşı karşıya.

Ramazan ayının başlangıcından bu yana, ateşkes anlaşması kapsamında İsrail askeri konuşlanma hattı olarak belirlenen "Sarı Hat’ın batısındaki bölgelerde en az 5 Filistinli öldürüldü.

Bu ihlaller, Gazze Şeridi sakinlerinin Ramazan ayı nedeniyle daha da zorlaşan şartlarda yaşadığı bir dönemde gerçekleşiyor.

Öte yandan, Filistin Başkan Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh, dün Gazze'deki "Barış Konseyi" Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov'a gönderdiği mektupta, Filistin Yönetimi'nin Başbakan Muhammed Mustafa başkanlığında resmi olarak bir irtibat bürosu kurduğunu ve "bu büronun artık tüm görevlerini yerine getirmeye hazır olduğunu" duyurdu.


ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.