Lübnan İç Güvenlik Güçleri’nde personel krizi

Lübnan İç Güvenlik Güçleri, personelinin azalması, emeklilik ve firar nedeniyle bir krizle karşı karşıya. Hizmet dışı olanların geri dönmesini talep eden muhtıra Lübnan İç Güvenlik Güçleri Genel Müdürü Tümgeneral İmad Osman tarafından iptal edildi.

Lübnan çevik kuvvet polisi ekibi (Lübnan İç Güvenlik Güçleri web sitesi)
Lübnan çevik kuvvet polisi ekibi (Lübnan İç Güvenlik Güçleri web sitesi)
TT

Lübnan İç Güvenlik Güçleri’nde personel krizi

Lübnan çevik kuvvet polisi ekibi (Lübnan İç Güvenlik Güçleri web sitesi)
Lübnan çevik kuvvet polisi ekibi (Lübnan İç Güvenlik Güçleri web sitesi)

Lübnan İç Güvenlik Güçleri, ülkeyi tehdit eden güvenlik riskleriyle yüzleşmekten başlayarak suçla mücadeleye, ekonomik ve mali krizin büyüklüğüne dayanmaya kadar büyük zorluklarla karşı karşıya. Maaşlarının düşüklüğü ve tıbbi bakım, hastaneye yatış, çocuklarına yönelik eğitim bursu gibi temel kazanımlardan mahrum kalmaları sonucunda çok sayıda subay, astsubay ve memur kendilerini Lübnan İç Güvenlik Güçleri’nden kurtaracak alternatif seçenekler aramak zorunda kalıyor.

Mali çöküşün bir sonucu olarak acı çeken tüm Lübnan devlet kurumları gibi, yüzlerce güvenlik gücü mensubu da Lübnan'da veya yurtdışında geçim kaynağı arayışı içinde mesleklerini bırakmak zorunda kaldı. Lübnan İç Güvenlik Güçleri’nin Jandarma Birlik Komutan Vekili Tuğgeneral Rebi Mucaas, personel kaybını azaltmak amacıyla yayınladığı telgrafta, birliklerde görev yapan subayların, birliklerinden firar eden askerlerle iletişim kurmalarını ve onları tekrar görevlerine katılmaya çağırmalarını istedi.

Güvenlik teşkilatında kafa karışıklığına neden olan bu telgraf, uzmanlar tarafından “kurumun tüm mensuplarını kuşattığını, onların durumlarını anladığını ve görevlerine dönmeye ikna etmeye çalıştığını ifade eden bir mesaj” olarak algılandı. Ancak “yürürlükteki yasalara uymadığı” gerekçesiyle uygulanamadı.

Lübnan İç Güvenlik Güçleri’nin personel sayısı, sıradan memurlardan üst düzey subaylara kadar değişmekle beraber toplam 26 bindir. 2019 yılındaki kriz öncesinde üst düzey subayların maaşları 1,5 milyon Lübnan lirasından (bin dolar) başlayıp 9 milyon Lübnan lirasına (6 bin dolar) ulaşmıştı. Krizin ardından, mali yardım ve maaşlara yapılan üç kat artış ışığında, maaşlar en düşük 120 dolar, üst kademelerde ise en yüksek 800 dolar arasında değişiyordu.

Bir güvenlik kaynağı tarafından yapılan açıklamada “Tuğgeneral Mucaas'ın Lübnan İç Güvenlik Güçleri Genel Müdürü Tümgeneral İmad Osman'ın talebi üzerine telgrafı geri çektiği” ifadeleri yer aldı. Şarku’l Avsat’a yapılan açıklamada “bu muhtıranın uygulanmasının yasal değişiklik gerektirdiği, özellikle de firar eden Lübnan İç Güvenlik Güçleri mensuplarının şu anda askeri yargıya sevk edildiği bilgisi yer aldı. Ayrıca kaçanların yargılamaya tabi oldukları, dolayısıyla firar krizinin disiplin prosedürleriyle ele alınamayacağı” ifadelerine yer verildi.

(foto altı) Bir eğitim enstitüsündeki Lübnanlı kadın polisler (Lübnan İç Güvenlik Güçleri web sitesi)
Bir eğitim enstitüsündeki Lübnanlı kadın polisler (Lübnan İç Güvenlik Güçleri web sitesi)

Mucaas’ın telgrafı, güvenlik teşkilatındaki birim liderlerini de şaşırttı. Ayrıca Mucaas, telgrafı askeri birimlere göndermeden önce Osman'a bu konuda danışmadı. Güvenlik ve strateji uzmanı Tuğgeneral Naci Melaib, “Lübnan İç Güvenlik Güçleri, Genel Müdür Tümgeneral İmad Osman'ın liderliğinde yönetilen birimlerden oluşuyor. Mucaas’ın tek başına böyle bir karar vermesi uygun değil” dedi.

Melaib, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, “firar suçunun askeri yargı önünde disiplin cezası ve kovuşturmayla sonuçlandığını” söyledi. Melaib, “Askeri yargıdaki yargılama sırasında firarinin kuruma zarar verecek eylemlerde bulunmadığının kanıtlanması ve bir aydan az hapis cezasına çarptırılması halinde, daha sonra askeri rütbesinin düşürülmesi gibi disiplin cezalarına tabi tutulabilir ve ardından askere geri gönderilebilir” ifadelerini kullandı.

Malaib, “İşinden istifa eden ve firar etmeden görevden ayrılan bir memurun görevden alınacağını belirten bir yasa var. Eğer beş yılı geçmeyecek bir süre içerisinde geri dönmek isterse yönetim bunu kabul edip onu görevine iade edebilir. Ancak bu prosedürler dışında firar edenlerin işlerine geri dönme ihtimali yoktur” dedi.

(foto altı) Bir eğitim enstitüsünde iki Lübnanlı polis memuru (Lübnan İç Güvenlik Güçleri web sitesi)
Bir eğitim enstitüsünde iki Lübnanlı polis memuru (Lübnan İç Güvenlik Güçleri web sitesi)

Lübnan devletinin dört yıl önce aldığı personel, astsubay ve subay alımını durdurma kararına karşılık her yıl yüzlerce kişinin yasal yaşını doldurduktan sonra emekliliğe sevk edildiği İç Güvenlik Güçleri kurumu, firar olgusunun kurumun krizini derinleştirdiği bir dönemde insan kaynakları açısından büyük bir kayıp yaşıyor. Lübnan İç Güvenlik Güçleri liderliği, hizmetten ayrılanları kayıtlarından çıkarma kararı almadı. Bilgi sahibi kaynaklar bu durumu dikkat çekici bir durum olarak değerlendirirken aynı zamanda “kurumun daha fazla üyesini kaybetmemesi için güncel olarak çalışmaya devam edenleri firara teşvik etmemekle” gerekçelendirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, “Lübnan İç Güvenlik Güçleri liderliği, özellikle krizin sonsuza kadar sürmeyeceği için her zaman memurlara, astsubaylara ve subaylara, kendileri ve ülke için azim ve fedakârlık yapmalarını tavsiye ediyor. Kahramanlığın, kriz anında kaçanların değil, ülkesini ve halkını savunmak için kurumda kalanların işi olduğunu söylüyorlar. Krizin başlangıcından bu yana görevden ayrılanların toplam sayısı 700'ü aştı. Ancak yaklaşık 200 kişi gönüllü olarak geri döndü ve yalnızca davranışsal cezalarla karşılaştı” ifadelerini kullandı.

Aynı kaynaklar, “son üç yılda çok az sayıda güvenlik görevlisinin görevden ayrıldığını, bir kısmının istifasını sunarak Komuta Konseyi'nin onayını aldığını, ardından da görevden uzaklaştırılmalarına ilişkin kararnameler çıkarıldığını” söyledi. Kaynaklar, istifaları kabul edilen memurların çoğunluğunun uzman kişiler yani doktorlar, mühendisler, teknoloji ve bilgi teknolojisi uzmanları olduğu, dolayısıyla bunların görevden alınmamasının onların hırslarını baltalama nedeni olmayacağına dikkat çekti.



Washington’dan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisi

Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
TT

Washington’dan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisi

Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)

ABD dün, Birleşmiş Milletler'e (BM), Sudan'daki çatışmanın bölgesel çapta genişleyebileceğine işaret ederek, Sudan'ın Darfur bölgesine yönelik silah ambargosunun tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesi için bir teklif sundu.

Darfur'a yönelik yirmi yılı aşkın süredir yürürlükte olan silah ambargosunun, yeni bir karar alınmadığı takdirde 12 Eylül 2026 tarihinde sona ermesi planlanıyor.

Silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) oylama yapılmasını gerektiriyor. Ancak BMGK’da veto hakkı bulunan Rusya, Sudan ordusunu etkileyebilecek yeni kararların alınmasına karşı uyardı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika ve Arap İşleri Danışmanı Massad Boulos toplantıda yaptığı konuşmada, BMGK’nın, özellikle dış desteğin daha fazla bölgesel aktörü ve komşu ülkeyi Sudan'daki çatışmanın içine çekme tehdidi oluşturduğu bir ortamda, çatışmayı körükleyen unsurları sınırlandırmak için adımlar atması gerektiğini ifade etti.

Boulos sözlerine şöyle devam etti:

“Bu nedenle ABD, silah ambargosunun tüm Sudan topraklarını kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören güçlü bir teklif sunuyor.”

Teklif ayrıca, insansız hava araçlarının (İHA) da silah ambargosu kararına dahil edilmesini ve mevcut ambargo kararını denetleyen uzman gözlemcilerin sayısının artırılmasını içeriyor.

Boulos, bu teklifin, çatışan taraflara daha önce getirilmiş olan silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasaklarına yönelik ihlalleri izlemek amacıyla, söz konusu gözlemciler ile diğer uzman heyetler arasındaki koordinasyonu da güçlendireceğini ekledi.

Sudan'daki savaş dördüncü yılına girerken, çatışan tarafların İHA'lar da dahil olmak üzere daha gelişmiş silahlar kullanması siviller arasında ağır kayıplara yol açtı. On binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden oldu. Ordu, Sudan'ın orta ve doğu bölgelerini kontrol altında tutarken, batıdaki Darfur bölgesi ile Kordofan ve güneyin bazı kısımları Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) denetimi altında bulunuyor.

Sudan'ın batısında yer alan ve yüzölçümü neredeyse Fransa kadar olan geniş Darfur bölgesi, şiddet olaylarından en çok etkilenen alanların başında geliyor. Çünkü bölgedeki mülteci kampları baskınlara uğradı ve binlerce insanın hayatına mal olan tekrarlanan etnik katliamlara sahne oldu.


Burhan'dan Sudan'a ambargo önerilerine itibar edilmemesi çağrısı

Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
TT

Burhan'dan Sudan'a ambargo önerilerine itibar edilmemesi çağrısı

Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, dün, Sudan halkına, ‘düşmanlar ve art niyetliler’ olarak nitelendirdiği kesimlerin, ülkeye bir hava ambargosu uygulanması konusunda yaydığı söylentilere aldırış etmemeleri çağrısında bulunarak, ‘isyancıların kirlettiği her karış Sudan toprağı kurtarılana dek Onur Savaşı'nda ilerlemeye devam edeceklerini’ vurguladı.

Egemenlik Konseyi'nin medya ofisinden yapılan açıklamaya göre Orgeneral Burhan, başkent Hartum'da düzenlenen polis kuvvetleri subaylarının 22. dönem mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada, “Sudan'a yaptırımlar uygulanabileceğine dair konuşulanlar bizi etkilemez. Canımız ve kaderimiz Allah'ın elinde” ifadelerini kullandı.

Washington, dün, Birleşmiş Milletler'e (BM), Sudan'daki çatışmanın bölgesel çapta genişleyebileceğine işaret ederek, Sudan'ın Darfur bölgesine yönelik silah ambargosunun tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesi için bir teklif sundu.

hyju
New York’ta düzenlenen BMGK oturumundan bir kare (BM)

Fransız haber ajansı AFP’nin aktardığına göre yirmi yılı aşkın bir süredir Darfur'a uygulanan silah ambargosunun, hakkında yeni bir karara varılmaması halinde 12 Eylül 2026 tarihinde sona ermesi planlanıyor. Silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi ise BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) bir oylama yapılmasını gerektiriyor.

Rusya'nın veto hakkı

Ancak BMGK’da veto hakkı bulunan Rusya, Sudan ordusunu etkileyebilecek yeni kararların alınmasına karşı uyardı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika ve Arap İşleri Danışmanı Massad Boulos, toplantı sırasında, özellikle dış desteğin daha fazla bölgesel aktörü ve komşu ülkeyi Sudan'daki çatışmaya sürükleme tehlikesi yarattığı göz önüne alındığında, BMGK’nın çatışmanın körüklenmesini sınırlandırmak için adımlar atması gerektiğini ifade etti.

Boulos sözlerine şöyle devam etti:

“Bu nedenle ABD, silah ambargosunun tüm Sudan topraklarını kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören güçlü bir teklif sunuyor.”

Teklif ayrıca, insansız hava araçlarının (İHA) da silah ambargosu kararına dahil edilmesini ve mevcut ambargo kararını denetleyen uzman gözlemcilerin sayısının artırılmasını içeriyor.

Boulos, bu teklifin, çatışan taraflara daha önce getirilmiş olan silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasaklarına yönelik ihlalleri izlemek amacıyla, söz konusu gözlemciler ile diğer uzman heyetler arasındaki koordinasyonu da güçlendireceğini ekledi.

Sudan'daki savaş dördüncü yılına girerken, çatışan tarafların İHA'lar da dahil olmak üzere daha gelişmiş silahlar kullanması siviller arasında ağır kayıplara yol açtı. On binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden oldu.

Ordu, Sudan'ın orta ve doğu bölgelerini kontrol altında tutarken, batıdaki Darfur bölgesi ile Kordofan ve güneyin bazı kısımları Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) denetimi altında bulunuyor.

Sudan'ın batısında yer alan ve yüzölçümü neredeyse Fransa kadar olan geniş Darfur bölgesi, şiddet olaylarından en çok etkilenen alanların başında geliyor. Çünkü bölgedeki mülteci kampları baskınlara uğradı ve binlerce insanın hayatına mal olan tekrarlanan etnik katliamlara sahne oldu.

Orgeneral Burhan, ulusal diyaloğa katılmayan sivil siyasi güçleri eleştirdi

Öte yandan Orgeneral Burhan, ülke içindeki ulusal diyalog çağrısına olumlu yanıt vermeyi reddeden siyasi ve sivil güçleri eleştirerek, “Yurtdışındaki otellerde kalıp Sudan halkına boyun eğdirmek amacıyla uygulanan yaptırımları alkışlayanlara mesajımız şu: ‘Bu halk asla boyun eğmeyecek, asıl hüsrana uğrayan siz olacaksınız’” dedi.

Orgeneral Burhan sözlerine şöyle devam etti:

“Bunlar halkı bir daha asla yönetemeyecekler. Zira halk, Hızlı Destek Kuvvetleri'ni (HDK) ve şu anda Sumud İttifakı olarak bilinen Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri'ni bir daha siyaset sahnesinde görmek istemiyor.”

Eski Başbakan Abdullah Hamduk liderliğindeki Sumud İttifakı’nın da aralarında bulunduğu savaş karşıtı Sudanlı siyasi ve sivil güçler, bu adımın Sudan'ın fiilen bölünmesini kalıcı hale getirdiğini savunarak Burhan'ın diyalog çağrısını reddettiklerini duyurmuştu.


Dibeybe ve Tekala arasındaki görüşme soğukluğun ardından Batı Libya'da ittifak tartışmalarını yeniden gündeme getirdi

UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
TT

Dibeybe ve Tekala arasındaki görüşme soğukluğun ardından Batı Libya'da ittifak tartışmalarını yeniden gündeme getirdi

UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)

Libya'da geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Tekala arasında geçen hafta gerçekleşen görüşme, özellikle ‘ABD girişimi’ ile ilgili siyasi tutumlardaki farklılıklar zemininde, son aylarda aralarındaki ilişkiye gölge düşüren soğukluğun doğasına dair soruları yeniden gündeme taşıdı.

Bazı gözlemciler bu görüşmeyi; ülkedeki yürütme erkinin birleştirilmesinin ve seçimlerin önünü açması beklenen küçük çaplı (4+4) Birleşmiş Milletler (BM) komitesinin sonuçlarını açıklamasının yaklaştığı bir döneme denk gelmesi hasebiyle, Batı bölgesindeki UBH ile DYK arasındaki siyasi ittifakı yeniden düzenlemeye yönelik önleyici bir adım olarak değerlendirdi.

Öte yandan diğer kesimler bu görüşmeyi, elektrik kesintileri ve yakıt sıkıntısı krizinin giderek kötüleşmesi nedeniyle hükümetine yönelik eleştirilerin ve protestoların arttığı bir dönemde, Dibeybe'nin siyasi bir desteğe (arka çıkacak bir güce) sahip olduğunu kanıtlama girişimi olarak yorumladı.

DYK Siyasi Komite Başkanı Muhammed Muazzib, son dönemde Tekala ile Dibeybe'nin ilişkisinde bir ölçüde soğukluk olduğunu dile getirerek, bunu üç nedene bağladı. Bunlardan ilki, DYK’nın Libya Başsavcısı’ndan Libya'nın ilk özel petrol şirketi Arkenu Petrol Şirketi dosyasını soruşturmasını talep etmesi, ikincisi ise ABD girişimi.

Muazzib’in Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalara göre üçüncü faktör ise Tekala’nın iki ay önce Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ve Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile geçiş sürecini sonlandıracak ve önümüzdeki şubat ayı sonlarına kadar cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasına zemin hazırlayacak yeni bir yol haritası üzerinde uzlaşmaya varması.

Birleşmiş Milletler (BM) Uzmanlar Heyeti tarafından hazırlanan bir rapor, Arkenu Petrol Şirketi’ni milyarlarca dolarlık petrol gelirini resmi kanalların dışına kaçırmakla suçlamış ve şirketin, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter ile UBH Başbakanı Dibeybe’nin danışmanı İbrahim Dibeybe'yi birbirine bağlayan bir çıkar ağı üzerinden yönetildiğini ortaya çıkarmıştı.

Libya yıllardır iki paralel hükümet arasında bölünmüş halde. Trablus'taki UBH ile ülkenin doğusunu ve güneyin bazı kısımlarını yöneten LUO Genel Komutanı Halife Hafter'in desteğini arkasına alan ve Temsilciler Meclisi tarafından atanan Usame Hammad liderliğindeki hükümet.

Muazzib'e göre Dibeybe, ülkenin batısındaki kendi nüfuz alanında siyasi ve toplumsal olarak izole edilmiş hissetmek istemiyor ve bilhassa seçim yasaları ile Ulusal Seçim Komisyonu dosyalarını karara bağlamakla görevli 4+4 Komitesi’nin sonuçlarının açıklanması yaklaşırken, DYK gibi seçilmiş bir meclisten siyasi destek almayı umuyor olabilir.

Muazzib sözlerine şöyle devam etti:

“Dibeybe hükümeti ile Doğu Libya cephesinin bu komitenin sonuçlarının uygulanmasında çıkarı bulunuyor. Çünkü seçim sürecine zemin hazırlamak tüm ülke için birleşik bir yürütme otoritesinin kurulmasını gerektiriyor ve elbette taraflar bu otoritedeki koltukları paylaşacaklar. Muazzib ayrıca, mensubu olduğu meclisin (DYK), 4+4 Komitesi’nin çalışmalarıyla herhangi bir bağı olmadığı yönündeki tutumunu sürdürdüğünü belirtti.

Diğer taraftan Sadeq Araştırmalar Merkezi Müdürü Enes el-Gomati, Dibeybe'nin ‘Tekala'dan siyasi destek alma arayışında olduğu’ fikrine karşı çıkarak, Dibeybe'nin bu ziyaretle, kendisi dışında (kendi onayı olmadan) yapılacak herhangi bir düzenlemeyi hala bozabilecek güçte olduğu mesajını vermek istediğine inandığını ifade etti.

Gomati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları ekledi:

“Elektrik ve yakıt krizlerinin tırmanması ve UBH'ye karşı protestoların patlak vermesiyle birlikte, Doğu cephesinde ve belki de ABD arabuluculuğunu yürüten taraflarda, Dibeybe'nin artık gözden çıkarılabilecek (vazgeçilebilecek) kadar zayıfladığı izlenimi oluşmaya başladı."

Öte yandan Libyalı siyasi analist Husameddin el-Abdeli, Dibeybe'nin Tekala ile birlikte görüntü vererek ‘bölgesel ve Batılı müttefiklerine, son protestolar sebebiyle bir izolasyon (yalnızlık) yaşamadığı konusunda güvence vermek’ istediğini düşünüyor.

Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Dibeybe'nin DYK’nın 4+4 Komitesi’nin ulaştığı sonuçları kabul etmesini garanti altına almak için Tekala ile olan ilişkisine bel bağladığına dair söylentilere değinen Abdeli, komite kararlarının oylamayla alındığını ve içeride bu komiteyle çalışmayı en başından beri reddeden büyük bir grubun bulunduğunu açıkladı.

Abdeli ayrıca, Tekala ile Dibeybe arasındaki ilişkinin güçlenmesinin, son krizlerin ardından hükümetin kaybettiği halk desteğini geri kazanmasına katkı sağlayacağı ihtimalini uzak görerek, “DYK'nın sokakta bir ağırlığı yok" dedi.

Libyalı siyasi analist Muhammed Mahfuz ise Dibeybe ile Tekala arasındaki ilişkinin iddia edildiği gibi gergin olmadığını savundu. Mahfuz, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Dibeybe'nin aralarında bu mesele yüzünden gerçek bir anlaşmazlık yaşanmasını gerektirecek şekilde ABD Girişimi'ni destekleyen net bir tutum henüz açıklamadığına işaret etti.

Mahfuz sözlerini, Dibeybe'nin Tekala'ya yaptığı ziyaretin özellikle ABD girişimine dair tartışmaların geri planda kalmasıyla birlikte hükümeti için siyasi bir dayanak bulmayı hedeflediğini belirterek tamamlarken  ülkedeki ittifakların ulusal çıkarlara göre değil, iktidar mücadelesi veren tarafların şahsi menfaatlerine göre sürekli değiştiğine dikkati çekti.