İyad el-Anber
Irak, trajediyle dolu topraklar üzerinde hakimiyet kurmaya çalışan politikacılarının duruşuyla, zıtlıklarla dolu bir ülke olmaya devam ediyor. Yakın zamanda yaşanan iki sahne bunu acı verici bir netlikle gösterdi. Birincisi, Musul vilayetinin el-Hamdaniye semtindeki düğün salonunda çıkan yangında hayatını kaybedenlerin ailelerinin feryatları, çığlıkları ve şoklarıydı. İkincisiyse Kürdistan Yurtseverler Birliği'nin (KYB) Süleymaniye'deki beşinci genel konferansı kutlamalarında, iktidara hâkim olmak için ittifakla bir araya getirilen bir grup siyasi liderin küstahlığını ifade eden kahkahalar ve konuşmalardı.
Bu anlamsız ölüm trajedisi, Irak halkının liderliğini aile unvanları veya hayali sembollerle üstlenen ve belki de dış iradelerle yaratılan bir grup karakterin siyasi komedisiyle tezat oluşturuyor. Süleymaniye'de toplanan siyasilerin çoğunluğu taziye açıklamaları yaparak olayı acı verici olarak nitelendirse de kutlamalarını ve siyasi sohbetlerini kurbanların cenazeleri defnedilene kadar dahi ertelemediler.
Politikacılar kazalara ve mağdurlara karşı kayıtsız kalmaya alışkındır. Yaşanan trajediler ve sıradan vatandaşların çektiği acılar, politikacılar üzerindeki etkisini kaybetmiş görünüyor. Ne de olsa, çok sayıda takipçiyi anlamsız ve kanlı talihsizliklerle feda ederek güç elde ettiler. Hepsi de tek bir motivasyonla hareket ediyordu: gücü ve siyasi nüfuzu ele geçirmek ve sürdürmek.
Anlamsız ölümler
Iraklıların anlamsız ölüm olaylarıyla ilişkisi ‘bitmeyen bir hikâye’. Dünyada hiçbir halkın Iraklılar gibi ölümü tattığını düşünmüyorum. Çünkü Irak halkıyla ölüm arasında yakın ve ayrılmaz bir ilişki var. Ölüm bazen otoriter bir rejimin elinde, bazen savaşların elinde ve her ikisi de yoksa o ülkenin halk bileşenlerinin elinde olur. 2003 yılından sonra terör, anlamsız ölümün en belirgin sembolü oldu.
Tarihin çok derinlerine inmek istemiyoruz ama Irak devletinin kuruluşundan bu yana yaşanan ölüm olaylarının bir envanterini çıkarabiliriz. İngiliz kuvvetleri girdiğinde Iraklılar işgalle karşı karşıya kaldı ve yüzlerce vatandaş öldü. Süryanilerin 1930'lu yıllardaki krizi trajik bir katliamla sonuçlandı. Birinci Cumhuriyet döneminde Kerkük ve Musul, yürek parçalayıcı katliamlara sahne oldu. Kürt isyanı 1970'li yılların ortalarına kadar devam etti ve geride sayısız kayıp bıraktı. İkinci Cumhuriyet boyunca Ulusal Muhafızlar ölüm yaydı. Terör ve zulüm Üçüncü Cumhuriyet'e damgasını vurdu ve İran'la yapılan savaşta yüzbinlerce kişi hayatını kaybetti. Bunun ardından Saddam Hüseyin'in zalim yönetimine karşı çıkanlar, insanlığa karşı suç sayılacak şekilde katledildi. Bunlar arasında Halepçe'deki menfur suçlar ve halk ayaklanmalarının sert bir şekilde bastırılması da vardı. Orta ve güney bölgelerdeki toplu mezarlar bu acının unutulmaz bir kanıtıdır.
Ölümün üç resmi
Hikâye burada bitmiyor. Saddam'ın devrilmesinden sonra bile ölüm hayaleti varlığını sürdürdü. Ölüm üç şekilde gerçekleşti. Birincisi askeri operasyonlar yoluylaydı. İkincisi unvanları ne olursa olsun terör örgütlerinin elindeydi. Üçüncüsü ise otoritenin aptallığı ve güvenlik ve emniyeti sağlama konusundaki en önemli fonksiyonlarını yerine getirememesinden kaynaklanıyordu. Bunun en güzel kanıtı Bağdat'taki İmamlar Köprüsü olayı ve 2014 yılındaki Speicher katliamıdır.
Ölüm hayaleti hâlâ Irak'ta dolaşıyor. Her gün, yolsuzluğun sinsi varlığıyla daha da kötüleşen farklı türde bir tehdit getiriyor. Zira devlet yolsuzlukla yönetiliyor. Hukukun üstünlüğünün yokluğu, mafya gruplarının hayatın her alanında kontrol sahibi olduğu ve yıkımın ortasında yalnızca siyasi sınıfın ayakta kaldığı anlamına geliyor. Dolayısıyla yolsuzluk mafyaları, harabe halinde yaşayan bir siyasi sınıfın yönettiği ‘devlette’ hayatın her yönünün yönetimini kontrol ediyor.
Politikacılar kazalara ve mağdurlara karşı kayıtsız kalmaya alışkındır. Yaşanan trajediler ve sıradan vatandaşların çektiği acılar, politikacılar üzerindeki etkisini kaybetmiş görünüyor. Ne de olsa, çok sayıda takipçiyi anlamsız ve kanlı talihsizliklerle feda ederek güç elde ettiler. Hepsi de tek bir motivasyonla hareket ediyordu: gücü ve siyasi nüfuzu ele geçirmek ve sürdürmek.
Musul'un savaşın enkazından yükselen ve silahlı çatışmaların tüm kalıntılarını silmek için yeniden inşa edilen bir şehre dönüşmesi gerekiyordu. Ancak siyasi ve silahlı grupların yanı sıra ona bağlı ekonomik ofislerin de kontrolüne itiraz ettiği bir şehre dönüştü.
Dolayısıyla el-Hamdaniye'de cenazeye dönüşen düğün yangını, kaosun yayıldığını, yolsuzluğun ve insanların hayatlarının hiçe sayıldığını gösteren ilk olay değil. 21 Mart 2019'da çoğu kadın ve çocuk olmak üzere onlarca kişinin hayatını kaybettiği bir feribot kazası yaşandı. Her iki olay da Irak'ın tüm şehirlerindeki Iraklıların hayatlarını mahveden yolsuzluk ve kötü yönetimin sonucudur.
Musul'un DEAŞ'dan kurtarılmasının ardından yaşananlar, felakete uğramış bir bölgenin kötü yönetilmesiyle alakalıdır. Askeri operasyonlar şehri harabeye çevirdi ve hükümet, çeşitli siyasi ve güvenlik sektörleri ile vatandaşlar arasında güvenin yeniden inşasına yatırım yapmakta başarısız oldu. Ne hükümetin, ne il meclisinin, ne de vilayetin, DEAŞ’dan kurtuluş sonrası aşamada vilayeti yönetmeye yönelik bir vizyonu yoktu. Terörist gruplara karşı zafer sloganı bile 2018 yılında sadece seçim propagandası olarak kullanıldı ve hâlâ her seçim kampanyasında bu sloganı kullananlar var.
Ölümcül yolsuzluk
Bugün Basra'da, Musul'da, Bağdat'ta, Zikar'da ve Irak'ın bütün şehirlerinde Iraklıların ölümünden sorumlu olan derinlere kök salmış ve yozlaşmış siyasi sistemdir. 2003 yılından sonra Irak'ı yöneten siyasi sınıf, devletin kimliği, yönetim sisteminin doğası ve yabancı bağlılıkların çoğulculuğu konusundaki vizyonunda farklılık gösteriyordu. Ama bir konuda hemfikirdiler ve hâlâ da aynı fikirdeler; o da devleti ganimet kaynağı olarak görmek ve onu yolsuzlukla yönetmek.
Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu (UNAMI), terörist operasyonlar sonucunda ölen ve yaralananların sayısına ilişkin aylık istatistikler yayınlıyordu. Bugünse yolsuzluk nedeniyle öldürülen insan sayısına ilişkin istatistiklere ihtiyacımız var. Ancak bu konunun Irak'taki varlığını kanıtlamak için istatistiksel kanıtlara ihtiyacı yok. Zira Irak şehirlerindeki sağlık kurumlarını ziyaret eden herkes, bunların çoğunun yaşam için değil, ölüm için olduğunu hissedecektir. Eğer terörist operasyonların kurbanlarının sayısı ile yolsuzluk ve kötü yönetim mağdurlarının sayısını karşılaştırmak için istatistik yapsaydık, fark kesinlikle anlamlı olmazdı. Irak şehirlerini birbirine bağlayan otoyollarda meydana gelen trafik kazaları, yolsuzlukla boğuşan ve halkına en temel güvenlik önlemlerini bile sağlayamayan bir ülkede, terörizmden kaynaklanan ölüm sayısını geride bırakıyor.
Uzun savaş
Iraklıların trajedisini, tekrarlanan yangın olaylarıyla tasavvur etmek mümkün. Bazen bu yangınlar, Bağdat'taki el-Hatib Hastanesi'nde ya da Nasıriye'deki el-Hüseyin Hastanesi'nde olduğu gibi şifa merkezleri olmak yerine ölüm merkezlerine dönüşen hastanelerde meydana geliyor. Şimdi de trajik yangınlar listesine, düğünün sevinç ve neşeye vesile olduğu ve büyük bir cenazeye dönüştüğü el-Hamdaniye düğün salonunda çıkan yangını ekliyorum! Peki, güvenli yaşamanın en temel gereklerinden yoksun yaşayan Iraklılar nasıl seviniyor ve yaşama sevgilerini nasıl ifade edebiliyor? Siyasi sınıf, sonu yıkım ve ölüm olsa bile, bu ülkeyi şahsi mallarını maksimuma çıkarmaya yönelik bir yatırım projesi olarak görüyor ve bu nedenle vatandaşını umursamıyor.
Siyasi sınıf, sonu yıkım ve ölüm olsa bile, bu ülkeyi şahsi mallarını maksimuma çıkarmaya yönelik bir yatırım projesi olarak görüyor ve bu nedenle vatandaşını umursamıyor.
Görünen o ki Iraklıların yozlaşmış ve başarısız siyasetçilerle mücadelesi uzayacak ve kayıpları terörle mücadeledeki kayıplarından daha büyük olacak. Musul halkı hem Iraklılara hem de tüm dünyaya terörün nasıl yenileceğini gösterdi. Ancak zaferleri ilan edildikten sonra kendilerini daha yaygın bir düşmanla, yaygın yolsuzlukla farklı bir savaşın içinde buldular. Aynı zamanda mezhepçilerin ve teröristlerin 2003'ten sonra yaymak istedikleri ölüm ve yıkım kültürüne karşılık yaşama iradesine bağlı kaldılar. Ancak Irak topraklarını yıkıma sürükleyen yolsuzluk ve yozlaşmışlar karşısında hâlâ çaresiz ve güçsüzler.
* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.




