Bitmeyen hikâye: Iraklıların trajik ölümü

Iraklılar terörizm, yolsuzluk ve siyasi başarısızlık üçlüsünün kurbanı oluyor.

Reuters
Reuters
TT

Bitmeyen hikâye: Iraklıların trajik ölümü

Reuters
Reuters

İyad el-Anber

Irak, trajediyle dolu topraklar üzerinde hakimiyet kurmaya çalışan politikacılarının duruşuyla, zıtlıklarla dolu bir ülke olmaya devam ediyor. Yakın zamanda yaşanan iki sahne bunu acı verici bir netlikle gösterdi. Birincisi, Musul vilayetinin el-Hamdaniye semtindeki düğün salonunda çıkan yangında hayatını kaybedenlerin ailelerinin feryatları, çığlıkları ve şoklarıydı. İkincisiyse Kürdistan Yurtseverler Birliği'nin (KYB) Süleymaniye'deki beşinci genel konferansı kutlamalarında, iktidara hâkim olmak için ittifakla bir araya getirilen bir grup siyasi liderin küstahlığını ifade eden kahkahalar ve konuşmalardı.

Bu anlamsız ölüm trajedisi, Irak halkının liderliğini aile unvanları veya hayali sembollerle üstlenen ve belki de dış iradelerle yaratılan bir grup karakterin siyasi komedisiyle tezat oluşturuyor. Süleymaniye'de toplanan siyasilerin çoğunluğu taziye açıklamaları yaparak olayı acı verici olarak nitelendirse de kutlamalarını ve siyasi sohbetlerini kurbanların cenazeleri defnedilene kadar dahi ertelemediler.

Politikacılar kazalara ve mağdurlara karşı kayıtsız kalmaya alışkındır. Yaşanan trajediler ve sıradan vatandaşların çektiği acılar, politikacılar üzerindeki etkisini kaybetmiş görünüyor. Ne de olsa, çok sayıda takipçiyi anlamsız ve kanlı talihsizliklerle feda ederek güç elde ettiler. Hepsi de tek bir motivasyonla hareket ediyordu: gücü ve siyasi nüfuzu ele geçirmek ve sürdürmek.

Anlamsız ölümler

Iraklıların anlamsız ölüm olaylarıyla ilişkisi ‘bitmeyen bir hikâye’. Dünyada hiçbir halkın Iraklılar gibi ölümü tattığını düşünmüyorum. Çünkü Irak halkıyla ölüm arasında yakın ve ayrılmaz bir ilişki var. Ölüm bazen otoriter bir rejimin elinde, bazen savaşların elinde ve her ikisi de yoksa o ülkenin halk bileşenlerinin elinde olur. 2003 yılından sonra terör, anlamsız ölümün en belirgin sembolü oldu.

Tarihin çok derinlerine inmek istemiyoruz ama Irak devletinin kuruluşundan bu yana yaşanan ölüm olaylarının bir envanterini çıkarabiliriz. İngiliz kuvvetleri girdiğinde Iraklılar işgalle karşı karşıya kaldı ve yüzlerce vatandaş öldü. Süryanilerin 1930'lu yıllardaki krizi trajik bir katliamla sonuçlandı. Birinci Cumhuriyet döneminde Kerkük ve Musul, yürek parçalayıcı katliamlara sahne oldu. Kürt isyanı 1970'li yılların ortalarına kadar devam etti ve geride sayısız kayıp bıraktı. İkinci Cumhuriyet boyunca Ulusal Muhafızlar ölüm yaydı. Terör ve zulüm Üçüncü Cumhuriyet'e damgasını vurdu ve İran'la yapılan savaşta yüzbinlerce kişi hayatını kaybetti. Bunun ardından Saddam Hüseyin'in zalim yönetimine karşı çıkanlar, insanlığa karşı suç sayılacak şekilde katledildi. Bunlar arasında Halepçe'deki menfur suçlar ve halk ayaklanmalarının sert bir şekilde bastırılması da vardı. Orta ve güney bölgelerdeki toplu mezarlar bu acının unutulmaz bir kanıtıdır.

Ölümün üç resmi

Hikâye burada bitmiyor. Saddam'ın devrilmesinden sonra bile ölüm hayaleti varlığını sürdürdü. Ölüm üç şekilde gerçekleşti. Birincisi askeri operasyonlar yoluylaydı. İkincisi unvanları ne olursa olsun terör örgütlerinin elindeydi. Üçüncüsü ise otoritenin aptallığı ve güvenlik ve emniyeti sağlama konusundaki en önemli fonksiyonlarını yerine getirememesinden kaynaklanıyordu. Bunun en güzel kanıtı Bağdat'taki İmamlar Köprüsü olayı ve 2014 yılındaki Speicher katliamıdır.

Ölüm hayaleti hâlâ Irak'ta dolaşıyor. Her gün, yolsuzluğun sinsi varlığıyla daha da kötüleşen farklı türde bir tehdit getiriyor. Zira devlet yolsuzlukla yönetiliyor. Hukukun üstünlüğünün yokluğu, mafya gruplarının hayatın her alanında kontrol sahibi olduğu ve yıkımın ortasında yalnızca siyasi sınıfın ayakta kaldığı anlamına geliyor. Dolayısıyla yolsuzluk mafyaları, harabe halinde yaşayan bir siyasi sınıfın yönettiği ‘devlette’ hayatın her yönünün yönetimini kontrol ediyor.

Politikacılar kazalara ve mağdurlara karşı kayıtsız kalmaya alışkındır. Yaşanan trajediler ve sıradan vatandaşların çektiği acılar, politikacılar üzerindeki etkisini kaybetmiş görünüyor. Ne de olsa, çok sayıda takipçiyi anlamsız ve kanlı talihsizliklerle feda ederek güç elde ettiler. Hepsi de tek bir motivasyonla hareket ediyordu: gücü ve siyasi nüfuzu ele geçirmek ve sürdürmek.

Musul'un savaşın enkazından yükselen ve silahlı çatışmaların tüm kalıntılarını silmek için yeniden inşa edilen bir şehre dönüşmesi gerekiyordu. Ancak siyasi ve silahlı grupların yanı sıra ona bağlı ekonomik ofislerin de kontrolüne itiraz ettiği bir şehre dönüştü.

Dolayısıyla el-Hamdaniye'de cenazeye dönüşen düğün yangını, kaosun yayıldığını, yolsuzluğun ve insanların hayatlarının hiçe sayıldığını gösteren ilk olay değil. 21 Mart 2019'da çoğu kadın ve çocuk olmak üzere onlarca kişinin hayatını kaybettiği bir feribot kazası yaşandı. Her iki olay da Irak'ın tüm şehirlerindeki Iraklıların hayatlarını mahveden yolsuzluk ve kötü yönetimin sonucudur.

Musul'un DEAŞ'dan kurtarılmasının ardından yaşananlar, felakete uğramış bir bölgenin kötü yönetilmesiyle alakalıdır. Askeri operasyonlar şehri harabeye çevirdi ve hükümet, çeşitli siyasi ve güvenlik sektörleri ile vatandaşlar arasında güvenin yeniden inşasına yatırım yapmakta başarısız oldu. Ne hükümetin, ne il meclisinin, ne de vilayetin, DEAŞ’dan kurtuluş sonrası aşamada vilayeti yönetmeye yönelik bir vizyonu yoktu. Terörist gruplara karşı zafer sloganı bile 2018 yılında sadece seçim propagandası olarak kullanıldı ve hâlâ her seçim kampanyasında bu sloganı kullananlar var.

Ölümcül yolsuzluk

Bugün Basra'da, Musul'da, Bağdat'ta, Zikar'da ve Irak'ın bütün şehirlerinde Iraklıların ölümünden sorumlu olan derinlere kök salmış ve yozlaşmış siyasi sistemdir. 2003 yılından sonra Irak'ı yöneten siyasi sınıf, devletin kimliği, yönetim sisteminin doğası ve yabancı bağlılıkların çoğulculuğu konusundaki vizyonunda farklılık gösteriyordu. Ama bir konuda hemfikirdiler ve hâlâ da aynı fikirdeler; o da devleti ganimet kaynağı olarak görmek ve onu yolsuzlukla yönetmek.

Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu (UNAMI), terörist operasyonlar sonucunda ölen ve yaralananların sayısına ilişkin aylık istatistikler yayınlıyordu. Bugünse yolsuzluk nedeniyle öldürülen insan sayısına ilişkin istatistiklere ihtiyacımız var. Ancak bu konunun Irak'taki varlığını kanıtlamak için istatistiksel kanıtlara ihtiyacı yok. Zira Irak şehirlerindeki sağlık kurumlarını ziyaret eden herkes, bunların çoğunun yaşam için değil, ölüm için olduğunu hissedecektir. Eğer terörist operasyonların kurbanlarının sayısı ile yolsuzluk ve kötü yönetim mağdurlarının sayısını karşılaştırmak için istatistik yapsaydık, fark kesinlikle anlamlı olmazdı. Irak şehirlerini birbirine bağlayan otoyollarda meydana gelen trafik kazaları, yolsuzlukla boğuşan ve halkına en temel güvenlik önlemlerini bile sağlayamayan bir ülkede, terörizmden kaynaklanan ölüm sayısını geride bırakıyor.

Uzun savaş

Iraklıların trajedisini, tekrarlanan yangın olaylarıyla tasavvur etmek mümkün. Bazen bu yangınlar, Bağdat'taki el-Hatib Hastanesi'nde ya da Nasıriye'deki el-Hüseyin Hastanesi'nde olduğu gibi şifa merkezleri olmak yerine ölüm merkezlerine dönüşen hastanelerde meydana geliyor. Şimdi de trajik yangınlar listesine, düğünün sevinç ve neşeye vesile olduğu ve büyük bir cenazeye dönüştüğü el-Hamdaniye düğün salonunda çıkan yangını ekliyorum! Peki, güvenli yaşamanın en temel gereklerinden yoksun yaşayan Iraklılar nasıl seviniyor ve yaşama sevgilerini nasıl ifade edebiliyor? Siyasi sınıf, sonu yıkım ve ölüm olsa bile, bu ülkeyi şahsi mallarını maksimuma çıkarmaya yönelik bir yatırım projesi olarak görüyor ve bu nedenle vatandaşını umursamıyor.

Siyasi sınıf, sonu yıkım ve ölüm olsa bile, bu ülkeyi şahsi mallarını maksimuma çıkarmaya yönelik bir yatırım projesi olarak görüyor ve bu nedenle vatandaşını umursamıyor.

Görünen o ki Iraklıların yozlaşmış ve başarısız siyasetçilerle mücadelesi uzayacak ve kayıpları terörle mücadeledeki kayıplarından daha büyük olacak. Musul halkı hem Iraklılara hem de tüm dünyaya terörün nasıl yenileceğini gösterdi. Ancak zaferleri ilan edildikten sonra kendilerini daha yaygın bir düşmanla, yaygın yolsuzlukla farklı bir savaşın içinde buldular. Aynı zamanda mezhepçilerin ve teröristlerin 2003'ten sonra yaymak istedikleri ölüm ve yıkım kültürüne karşılık yaşama iradesine bağlı kaldılar. Ancak Irak topraklarını yıkıma sürükleyen yolsuzluk ve yozlaşmışlar karşısında hâlâ çaresiz ve güçsüzler.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



İsrail’in bombardıman uyarısı, Lübnan’la Cideyde Yabus Sınır Kapısı geçişini durdurdu

Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)
Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)
TT

İsrail’in bombardıman uyarısı, Lübnan’la Cideyde Yabus Sınır Kapısı geçişini durdurdu

Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)
Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)

Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi Halkla İlişkiler Müdürü Mazen Alluş, Cideyde Yabus Sınır Kapısı’nın Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı üzerinden geçişlerin ikinci bir duyuruya kadar kapalı olduğunu açıkladı. Alluş, özellikle Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı üzerinden uçuşu bulunan yolcuların, seyahatlerini sürdürebilmeleri için Humus kırsalındaki Cusiye Sınır Kapısı üzerinden geçiş yapabileceklerini belirtti.

Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi, cumartesiyi pazara bağlayan gece yarısı itibarıyla Cideyde Yabus Sınır Kapısı üzerinden geçişlerin geçici olarak durdurulduğunu duyurdu.

Bu karar, İsrail ordusunun Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı ile bu kapıya ulaşan M30 karayolunu hedef alacağı yönündeki uyarısının ardından geldi.

Alluş, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Cideyde Yabus Sınır Kapısı’nın yalnızca sivillerin geçişi için kullanıldığını, herhangi bir askerî amaçla kullanılmadığını vurguladı.

İsrail ordusu ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, Suriye–Lübnan sınırındaki Masnaa Sınır Kapısı çevresinde bulunanlara ve M30 yolunu kullananlara bölgeyi derhal boşaltmaları çağrısında bulundu. Açıklamada, bölgenin hedef alınacağı belirtilerek, Hizbullah’ın söz konusu geçiş noktasını askerî amaçlarla ve silah kaçakçılığı için kullandığı iddia edildi.

fdvfdv
İsrail bombardımanından kaçan Suriyeliler ve Lübnanlılar, Lübnan ile Suriye arasındaki Masnaa Sınır Kapısı’nda (Şarku’l Avsat)

Bir Lübnan güvenlik kaynağı da uyarının ardından Masnaa Sınır Kapısı’nda tahliye sürecinin başlatıldığını doğruladı.

Alluş, gece saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada ise sınır kapısının tamamen sivil amaçlarla kullanıldığını, herhangi bir silahlı grup ya da milis varlığının bulunmadığını ve yasal çerçeve dışı faaliyetlere izin verilmediğini yineledi.

Şarku’l Avsat’ın Alman Haber Ajansı DPA’dan aktardığı habere konuşan Alluş, “Mevcut uyarılar ışığında ve yolcuların güvenliği için, olası riskler ortadan kalkana kadar sınır kapısından geçişler geçici olarak durdurulacaktır. Durumun istikrara kavuşmasının ardından faaliyetlerin yeniden başladığı duyurulacaktır” dedi.

vrrv
Bir çocuk, sırtında eşyalarını taşırken 4 Ekim 2024’te İsrail bombardımanının oluşturduğu çukurun yanında, Masnaa Sınır Kapısı’ndan geçiyor (AP)

Suriye ile Lübnan arasındaki sınır kapılarında, özellikle İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik yoğun hava saldırılarının ardından ülkelerine dönen Suriyelilerin oluşturduğu yoğun bir geçiş trafiği yaşanıyor. Saldırılarda çok sayıda Suriyeli hayatını kaybederken, çok sayıda kişi de yaralandı.

rbrg
Humus kırsalında, Lübnan sınırındaki Cusiye Sınır Kapısı (SANA)

Masnaa Sınır Kapısı, iki ülke arasındaki ana geçiş noktası olmasının yanı sıra, ticaret açısından hayati bir arter ve Lübnan’ın bölgeye açılan başlıca kara kapısı konumunda bulunuyor. İsrail, söz konusu sınır kapısını daha önce Ekim 2024’te İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmalar sırasında hedef almıştı. Kapı, o dönemdeki ateşkesin ardından yaklaşık bir ay sonra başlatılan onarım çalışmalarıyla yeniden açılmıştı.


Cezayir'in İran Savaşı’na ilişkin endişelerinin ardında yatan gerçekler

Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)
Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)
TT

Cezayir'in İran Savaşı’na ilişkin endişelerinin ardında yatan gerçekler

Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)
Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)

Rabia Abdusselam

Cezayir’deki yetkililerin ve siyasi parti liderlerinin açıklamalarını dinleyen ya da yayınladıkları bildirileri okuyanlar, ‘sert güç’ olarak bilinen olguya ve uluslararası ortamın hiçbir kuralın geçerli olmadığı açık bir alana dönüşmesine yönelik ‘endişe ve gerginliği’ hissedebilir. Buna komşu ülkelerdeki (Libya, Mali ve Afrika Sahel Bölgesi) güvenlik istikrarsızlığından kaynaklanan karmaşık bölgesel tehditler de ekleniyor.

Bu bağlamda Cezayir Genelkurmay Başkanı General Said Şangariha, Ramazan Bayramı vesilesiyle komutanlarla gerçekleştirdiği toplantıda yaptığı konuşmanın büyük bir bölümünü, yumuşak güç araçları yerine askeri ve savunma varlıklarına öncelik veren ‘güç savaşları’ veya ‘sert güç’ olarak bilinen konuya değindi. General Şangariha konuşmasında, “Silahlı kuvvetler mensupları, uluslararası durumun tanık olduğu ve savaş seçeneğinin geri dönüşü, askeri müdahaleler, çok taraflı kuruluşların konumunun gerilemesi ve uluslararası hukuk kurallarının göz ardı edilmesi ile karakterize edilen, devletlerin egemenliğini ve ulusal tercihlerini etkileyen hızlanan jeopolitik dönüşümlerin gerçeklerini kavramaya davet ediliyor” dedi.

General Şangariha, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanları, Cumhuriyet Muhafızları ve Ulusal Jandarma komutanları ile ordunun merkezi kurum ve birimlerinin komutanlarının da katıldığı toplantıda şunları söyledi:

“Ortadoğu’da yaşanan kaos ve şiddetli askeri gerginlik, ‘herkesin, dünyanın yaşadığı derin jeopolitik dönüşümler, özellikle de bunların Güney ülkeleri üzerindeki etkileri konusunda, yüksek profesyonellik ve öngörülü bir proaktiflikle farkındalık düzeyini artırmasını’ gerektiriyor.”

Aynı söylem, bir süredir ülkedeki siyasi liderler tarafından da tekrarlanıyor. Bu bağlamda, solcu İşçi Partisi lideri ve eski cumhurbaşkanlığı adayı Louisa Hanoune, başkent Cezayir’de Siyasi Büro ile yaptığı toplantıda, “Eğer dostlarına vurulduğunu görürsen, bunun sana da ulaşacağını bil” deyişini kullandı. Bu atasözü, ülkede başkalarına (arkadaşlara) gelen kötülük veya zarardan ders çıkarmaya ve tedbirli olmaya teşvik etmek için kullanılır. Zira Hanoune da öncelikle İran'a ve ayrıca ‘Mutlak Kararlılık Operasyonu’ adı verilen ABD askeri müdahalesine sahne olan Venezuela'ya atıfta bulunuyordu. Söz konusu operasyon, artan jeopolitik gerginlikler ortasında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşinin tutuklanıp ABD’ye götürülmesiyle sonuçlanan bir operasyondu.

Hanoune’a göre Cezayir'in şu anda iç istikrarı ve toplumsal uyumu koruması gerekiyor. Zira arka arkaya gelen uluslararası krizler, devletlerin dış baskılara karşı koyabilecek güçlü bir iç cepheye sahip olmasının önemini teyit ediyor ve kanıtlıyor. Ayrıca bu durum ‘geniş çaplı bir siyasi seferberlik ve ulusal bilincin güçlendirilmesini’ de gerektiriyor.

Öte yandan (Cezayir'in en eski muhalefet partisi) Sosyalist Güçler Cephesi’nin birinci sekreteri Youcef Aouchiche, başkentte düzenlenen parti kadroları toplantısında yaptığı konuşmada, Ortadoğu'da tırmanan gerginliklerin ‘yüksek düzeyde uyanıklık ve ulusal sorumluluk’ gerektirdiğini vurguladı. Aouchiche, ulusal egemenliğin savunulması ve devletin stratejik direncinin güçlendirilmesinin, kalkınma ve demokrasiye dayalı bir ulusal proje gerektirdiğine dikkati çekti.

fvf
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, başkent Cezayir’de İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'yi ağırladı, 25 Mart 2026 (AFP)

Cezayir, tehditler ortak olduğundan ve bölgesel güvenlik ulusal güvenliğin savunma mekanizması bulunduğundan özellikle Mağrip ve Akdeniz bölgelerindeki komşu ülkelerle güçlü ortaklıklar ve ittifaklar kurmaya ihtiyaç duyuyor ve bunun için şu an çok uygun bir fırsat bulunuyor.

Daha önce 2024 cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olan Youcef Aouchiche’e göre bir devletin gücü askeri kapasitesi veya doğal kaynaklarıyla değil, esas olarak toplumunun uyumu ve vatandaşlarının kurumlarına duyduğu güvenle ölçülür. Ayrıca Aouchiche, halkın kamu hayatına fiilen katılımı ve demokratik meşruiyete dayalı bir yönetimin varlığı olmadan hiçbir devletin güçlü, istikrarlı ve güvenli olmasının mümkün olmadığını düşünüyor. Aouchiche, dış zorluklar ve baskılarla mücadelenin, hukukun üstünlüğü ve özgürlüklerin sağlamlaştırılması, ekonomik bağımsızlığımızın güçlendirilmesi ve başta gıda, enerji, teknoloji ve dijital güvenlik olmak üzere hayati alanlarda kendi kendine yeterliliği sağlayabilecek bir ulusal ekonominin inşa edilmesi sayesinde gerçekleştirilebileceğini de sözlerine ekledi.

Endişenin sebebi ne?

Cezayir’deki askeri yetkililer ve parti liderleri arasında endişeli açıklamaların dikkat çekici şekilde artması, ‘İran’a karşı savaş, neden resmi yönetici kesimleri ve ülkenin siyasetçilerini endişelendiriyor?’ şeklindeki temel bir soruyu gündeme getiriyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre uzmanlar, Cezayir’in bugün, on binlerce kurbanın verildiği ve ülkenin 1990’lı yıllarda yaşadığı ‘kara on yıl’ diye adlandırılan döneme hakim olan türden bir ‘siyasi parçalanma’ ya da ‘çatışma’ yaşamadığı ve kurumsal bir kriz bulunmadığı konusunda hemfikir. Ancak dış faktörler güçlü bir şekilde kendini hissettiriyor. Stratejik çalışmalar uzmanı Prof. Muhammed Zenasni, Al Majalla’ya yaptığı değerlendirmede, Cezayir’in dengeleyici bir bölgesel aktör olarak büyük zorluklarla karşı karşıya kaldığını ve bugün egemenliğini ve bağımsızlığını korumak için karşı karşıya olduğu bu büyük tehditlerin farkında olduğunu, bu sebeple Cezayir’in askeri ve siyasi liderliğinin, herhangi bir acil duruma karşı iç cepheyi sağlamlaştırmayı amaçlayan bir dizi konuşma başlattığını belirtti.

Prof. Zenasni'ye göre Cezayir'in temel korku ve endişesinin arkasında, toplumsal güvenliği sarsmak amacıyla toplumu mezheplere bölme girişimleri yoluyla toprak bütünlüğüne ve toplumsal uyuma yönelik olası tehdit yatıyor. Bu da değerler düzeyindeki güvenliği sarsmaktan geçiyor. Bu yüzden Cezayir'den, liderleri ve halkı, sosyal güvenliğin bir emniyet valfi olarak fikri, değerler ve hukuki güvenliği sağlamaları ve böylece ulusal uyumu güçlendirmeleri bekleniyor.

Cezayir’in tehditler ortak olduğundan ve bölgesel güvenlik ulusal güvenliğin savunma mekanizması bulunduğundan özellikle Mağrip ve Akdeniz bölgelerindeki komşu ülkelerle güçlü ortaklıklar ve ittifaklar kurmaya ihtiyaç duyduğunu, bunun için diplomatik iletişim kanallarını açık tutmanın yanı sıra şu an çok uygun bir fırsatın olduğunu belirten Prof. Zenasni, “Şu and, kapsayıcı diplomasi uygulamanın, bazı düşman güçlerin hesaplanamayan tırmanışlarını önlemenin ve başta enerji dosyası olmak üzere mevcut tüm kozları kullanmanın en uygun zamanı” yorumunda bulundu.

Cezayir, bir enerji ülkesi olarak, petrol fiyatlarındaki artıştan geçici olarak fayda sağlayabilir. Ancak bunun karşılığında, büyük savaşların küresel ekonomik belirsizliğe yol açtığını ve tedarik zincirleri üzerinde baskı oluşturduğunu çok iyi biliyor.

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler alanında doktora sahibi Nabila Ben Yahya, Cezayir’deki askeri liderlikte güç savaşlarının şiddetlenmesi konusunda artan endişeye ilişkin özel bir açıklamada bulundu. Al Majalla’ya konuşan Ben Yahya, “Cezayir’deki resmi ve askeri elitler arasında artan endişe, yapısal, bölgesel ve iç olmak üzere üç analitik düzeyin kesişimi üzerinden açıklanabilir” ifadelerini kullandı.

Bunlardan birincisinin yapısal düzey olduğunu ifade eden Ben Yahya'ya göre Cezayir, ‘İran'a karşı savaşın sadece geleneksel bir çatışma olmadığını, aksine uluslararası sistemin doğasında, uluslararası hukuk kurallarının etkisinin azalarak sert güç dengelerinin öne çıktığı, yasal çerçevelerin dışındaki (güç savaşları) mantığına doğru bir dönüşümü yansıttığının’ farkında. Bu dönüşüm, Cezayir dahil olmak üzere orta büyüklükteki ülkeleri tehdit ediyor. Çünkü bu, müdahalelerin ve önleyici saldırıların meşrulaştırılmasına kapı açarak, 2003'ten beri bölgede tanık olduğumuz kaos modellerini yeniden üretiyor.

dfbfgb
Başkent Cezayir’deki sahil şeridi boyunca dalgalanan Cezayir bayrakları, 18 Eylül 2021 (AP)

Ben Yahya’ya göre ikincisi olan bölgesel düzeyde ise Cezayir, ulusal güvenliğinin stratejik derinliği olarak bölgesel istikrarı sağlamak için mevcut tüm mekanizmaları kullanıyor. Ben Yahya, Ortadoğu'da yaşanacak herhangi bir büyük patlamanın diğer etkileşimleri yeniden şekillendirebileceğini ve bölgedeki askerileşmenin artırabileceğini, bunun da özellikle zaten kırılgan olan Afrika Sahel bölgesinde uluslararası aktörlerin geri dönüşü için elverişli bir ortam yaratabileceğini söyledi.

Cezayir, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerini de kapsayan askeri tırmanışı kınadı ve İran-ABD müzakerelerinin tıkanmasından duyduğu derin üzüntüyü dile getirdi. Dışişleri Bakanlığı'nın daha önceki bir açıklamasında Cezayir, Umman'ın arabuluculuğunda yürütülen ve birçok kişinin İran-ABD müzakerelerinde barışçıl bir çözüme ulaşılabileceğine dair büyük umutlar beslediği müzakerelerin başarısız olmasından duyduğu üzüntüyü dile getirmişti.

Ben Yahya, üçüncü ve son olan iç düzeydeki endişenin ise ekonomik ve sosyal dengelerin yönetilmesiyle ilgili olduğunu ifade etti. Ben Yahya bu ayrıntıyı açıklarken Cezayir'in bir enerji ülkesi olarak petrol fiyatlarındaki artıştan geçici olarak faydalanabileceğini, ancak bunun karşılığında büyük savaşların küresel ekonomik belirsizlik yarattığını ve tedarik zincirleri üzerinde baskı oluşturduğunu tam olarak farkında olduğunu belirtti. Ben Yahya’ya göre bu durum, gelişmekte olan ülkelerin istikrarı pahasına büyük güçlerin önceliklerini yeniden düzenleyebilir. Bunun yanında, düzensiz göç veya sınır ötesi ağların büyümesi yoluyla bir ‘güvenlik bulaşması’ endişesi de bulunuyor.

Bu yüzden Cezayir'in güvenlik doktrini, saldırganlığı reddetme ve devletlerin egemenliğini destekleme üzerine kurulu ilkesel bir tutum benimsiyor. Bu da Cezayir'in, hegemonyayı meşrulaştırabilecek ve adalet dengesindeki bozulmayı pekiştirebilecek herhangi bir savaşa endişeyle bakmasına neden oluyor.


Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
TT

Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'tan beri yürüttüğü İran savaşı, Suriye yönetimini de tehdit ediyor.

Irak'taki Şii milislerin ve Tahran destekli Hizbullah'ın saldırılarının hedefindeki Suriye, İran savaşında tarafsız kalmaya çalışıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Birleşik Krallık'a (BK) gerçekleştirdiği bu haftaki ziyaretinde Başbakanı Keir Starmer'la bir araya geldi.

Londra yönetiminden yapılan açıklamada, iki ülkenin de Hürmüz Boğazı'nın yeniden tam kapasite faaliyet göstermesi için uygulanabilir bir planın gerekliliği üzerinde durduğu belirtildi.

Şara, BK merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'un düzenlediği etkinlikte ülkesini savaşın dışında tutmak istediğini yineleyerek, "Yeterince savaş yaşadık. Başka bir savaş deneyimine hazır değiliz" dedi.

14 yıl süren yıkıcı iç savaşın ardından Suriye'yi yeni bir çatışmanın içine sokmak istemediğini vurgulayan lider, şöyle devam etti:

Suriye herhangi bir tarafın hedefi haline gelmedikçe, herhangi bir çatışmaya dahil olmayacak. Suriye'nin bir savaş alanı haline gelmesini istemiyoruz. Ancak ne yazık ki bugün işler akıllı kişiler tarafından yönetilmiyor. Durum istikrarsız ve öngörülemez.

Ancak Financial Times'ın analizinde, İran savaşının başından bu yana Suriye topraklarına düzenlenen saldırıların ülkenin tarafsızlık politikasını zora soktuğuna dikkat çekiliyor.

Beyrut'taki düşüne kuruluşu Carnegie Ortadoğu Merkezi'nden Suriye uzmanı Kheder Khaddour, savaşın uzamasıyla Şam yönetiminin çatışmalara çekilebileceğine işaret ediyor:

Suriye ne kadar süre tarafsız kalabilir? Bu savaş ne kadar uzun sürerse, bu çatışma ne kadar yayılırsa Suriye'ye sıçrama riski de o kadar artar.

Reuters'ın geçen ay yayımladığı haberde, ABD'nin Lübnan'daki Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına yönelik operasyonlara katılması için Şara yönetimine baskı yaptığı öne sürülmüştü.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise iddiaları yalanlayarak "ABD'nin, Suriye'yi Lübnan'a asker göndermeye teşvik ettiği yönündeki haberler yanlış ve gerçeğe aykırıdır" demişti.

Khaddour da "Suriye silahlı kuvvetlerinin böyle bir şey yapma imkanı yok. Kendi topraklarını zar zor koruyacak kadar güce sahipler" diyor.  

Diğer yandan Şam yönetimi, İran savaşının yarattığı krizi kullanarak yatırım çekmeyi de amaçlıyor.

Avrupa temaslarında Almanya'yı da ziyaret eden Şara, Berlin'deki iş insanlarının yer aldığı toplantıda, Hürmüz Boğazı'ndaki durumun yarattığı enerji krizinde Suriye'nin "güvenli bir alternatif rota" oluşturduğunu söyledi:

Suriye güvenli bir liman işlevi görebilir. Stratejik konumu sayesinde tedarik zincirlerinin güvenliğini sağlayabileceği gibi, Akdeniz kıyıları üzerinden enerji tedarikini de güvence altına alabilir.

Irak da yıllar sonra Suriye üzerinden karayoluyla petrol ihracatına bu hafta başladı. Politico'nun aktardığına göre Iraklı yetkililer, kamyonlarla sevkıyatın başarılı olması halinde Kerkük-Baniyas boru hattının tamir edilerek yeniden kullanılabileceğini söylüyor.

Analizde, İran savaşının yarattığı krizde Şara'nın "farklı bir yol çizmeye çalıştığı" yazılıyor. Medya kuruluşuna konuşan kaynaklardan biri şu ifadeleri kullanıyor:

Savaş, Ortadoğu'yu farklı şekilde düşünmeye zorluyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Politico, SANA