İsrail’in Ekim Sürprizi sonrası öfkesi: ABD hava köprüsü nerede?

Tel Aviv’deki liderlerin anılarındaki savaş.

İsrail’in ve uluslararası arenanın önde gelen liderlerinin tarihsel stratejilerinin bölgede yaşananlarda önemli etkileri oldu. (Eduardo Ramon)
İsrail’in ve uluslararası arenanın önde gelen liderlerinin tarihsel stratejilerinin bölgede yaşananlarda önemli etkileri oldu. (Eduardo Ramon)
TT

İsrail’in Ekim Sürprizi sonrası öfkesi: ABD hava köprüsü nerede?

İsrail’in ve uluslararası arenanın önde gelen liderlerinin tarihsel stratejilerinin bölgede yaşananlarda önemli etkileri oldu. (Eduardo Ramon)
İsrail’in ve uluslararası arenanın önde gelen liderlerinin tarihsel stratejilerinin bölgede yaşananlarda önemli etkileri oldu. (Eduardo Ramon)

Sami Mubeyyed

“Washington’daki İsrail Büyükelçisi Simcha Dinitz’i aradım ve ona hava köprüsünün nerede olduğunu ve neden henüz başlamadığını sordum.” İsrail Başbakanı Golda Meir, İsrailliler tarafından Yom Kippur Savaşı veya Yom Kippur olarak bilinen 1973 Ekim Savaşı’nda ABD yardımının gecikmeli şekilde ulaşmasıyla ilgili duygularını bu öfkeli sözlerle anlatıyor.

“Bir keresinde onu Washington saatiyle sabahın üçünde aradığımı hatırlıyorum. Şöyle demiştim: Saatin kaç olduğu umurumda değil. Hemen, gece yarısı (ABD eski Dışişleri Bakanı Henry) Kissinger’i ara. Ona bugün yardıma ihtiyacımız olduğunu söyle. Çünkü yarın, doğru zaman için çok geç olmuş olabilir.”

Fotoğraf Altı: Meir, Knesset’te başbakanlıktan istifasını sunarken. (Getty Images)
Meir, Knesset’te başbakanlıktan istifasını sunarken. (Getty Images)

Dönemin ABD Başkanı Richard Nixon, Meir’in talebine kendisi için çok geç olmadan yanıt vererek tank, mühimmat ve havadan havaya füzelerle dolu dev uçaklar gönderdi. Uçaklar, savaşın dokuzuncu gününde Lod şehrine ulaştılar ve bu hava köprüsü, savaşın gidişatını değiştirerek Birleşmiş Milletler (BM) tarafından ateşkes ilan edilmesine yol açtı. Ancak bu, Mısır ve Suriye ordularının savaşın ilk günlerinde kazanabildiği Arap zaferini ortadan kaldırmadı. Zira bu günler, Golda Meir hükümetinin altı ay sonra devrilmesine neden oldu.

ABD Başkanı Richard Nixon, Meir’in talebine kendisi için çok geç olmadan yanıt vererek tank, mühimmat ve havadan havaya füzelerle dolu dev uçaklar gönderdi. Uçaklar, savaşın dokuzuncu gününde Lod şehrine ulaştılar. Bu hava köprüsü, savaşın gidişatını değiştirmeyi başardı.

Meir, savaşın ilk saatlerini yakın bir felaket olarak tanımlıyor. Sözlerinin devamında ise şunları söylüyor:

“Yom Kippur Savaşı’nı kazandık. Hem Suriye hem de Mısır’daki siyasi ve askeri liderlerin, başlangıçtaki kazanımlarına rağmen mağlup olduklarını kalplerinde bildiklerine inanıyorum.”

Ancak dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Efraim Katzir, Meir’in bu sözlerine katılmazken, anılarında şu ifadelere yer veriyor:

“Düşmanın bizi kandırma becerisine karşı şaşkınlığımızın yanı sıra böyle bir olaya hazırlıklı olmadığımız, kaslarımızı geliştirmediğimiz ve yağa bağımlı hale geldiğimiz de şüphe götürmez bir şekilde açıktı.”

Katzir, ilk günlerindeki yenilgilerin sorumluluğunun Golda Meir’e ait olduğuna işaret ederek, erken yenilginin yükünü taşımadığına inandığını belirttiği açıklamasını şöyle sürdürüyor:

“Çünkü Tabur ile bölük arasındaki farkı bilmeyen bir kadın olduğu için onu doğru yoldan uzaklaştıran askeri uzmanlara güveniyordu. Ona yönelik tüm takdir ve saygımla birlikte, savaş zamanlarında İsrail Başbakanı'nın kadın olsun erkek olsun savunma konularında bilgili olması gerektiği konusunda hiç şüphem yok.”

Fotoğraf Altı: Eski İsrail Devlet Başkanı Efraim Katzir, 19 Kasım 2007’de Kudüs’te. (Getty Images)
Eski İsrail Devlet Başkanı Efraim Katzir, 19 Kasım 2007’de Kudüs’te. (Getty Images)

Golda Meir’in istifasının ardından iktidara gelen eski Başbakan İzak Rabin, o dönemde eski genelkurmay başkanıydı ve 6 Ekim 1973 sabahı saat 8.30’da ordu komutanlığına çağrıldı. Rabin şunları aktarıyor:

“Böyle bir toplantının İsrail’deki tek izin günümüz olan cumartesi günü yapılması yeterince tuhaftı ama o cumartesi aynı zamanda Yom Kippur’du. İbrani takvimindeki en kutsal gün olması, böyle bir çağrıyı çok tuhaf kılıyor. İsrail ordusunun alarma geçtiğini anlamak için eski bir genelkurmay başkanı olmaya gerek yoktu. Ama yine de savaşın yaklaştığını hayal etmiyordum.”

“Düşmanın bizi kandırma becerisine karşı şaşkınlığımızın yanı sıra böyle bir olaya hazırlıklı olmadığımız, kaslarımızı geliştirmediğimiz ve yağa bağımlı hale geldiğimiz de şüphe götürmez bir şekilde açıktı.”

Eski İsrail Devlet Başkanı Efraim Katzir

İzak Rabin gibi pek çok askeri lider de Ürdün Kralı Hüseyin bin Talal’dan ve o zamanlar Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın ofisinde çalışan, Cemal Abdünnasır’ın damadı Eşref Mervan’dan aldıkları uyarılara rağmen bunu hayal etmemişti. Uyarıları, yakın zamanda İsrail’in Ekim Savaşı’nın ellinci yıldönümünde yayınladığı bir dizi gizli belgede yayınlandı.

Moşe Dayan’ın anıları

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre Golda Meir’in yanı sıra İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan da Suriye ve Mısır ordularının ani saldırısına karşı ihmalkarlık ve hazırlıksızlıkla suçlandığı için, Ekim Savaşı’nın ilk günlerinde İsrail ordusunun başına gelenlerin sorumluluğunu taşıyor. Golda Meir gibi o da 1974’te görevinden istifaya zorlanmıştı. İki yıl sonra yayınlanan anılarında o savaşla ilgili pek çok ayrıntı var. Al-Majalla de Ekim Savaşı’nın 50’inci yıl dönümünde bu anılara yer verdi. 

6 Ekim 1973 Cumartesi sabahı saat dörtte yatağımın yanında çalan kırmızı telefonla uyandım. Bu alışılmadık bir durum değildi ve bu şekilde iki veya üç aramanın olmadığı neredeyse tek bir gece geçmiyordu. Ancak bu kez telefon, yeni aldığımız bilgilere göre Mısır ve Suriye’nin gün batımından önce bize savaş açacağını bildirmek içindi.

Fotoğraf Altı: Moşe Dayan, 18 Ekim’de savaş sırasında Golan Tepeleri’nde Suriye’nin ön saflarını izliyor. (AFP)
Moşe Dayan, 18 Ekim’de savaş sırasında Golan Tepeleri’nde Suriye’nin ön saflarını izliyor. (AFP)

Dayan, bilginin kaynağından bahsetmiyor, ancak kaynağı güvenilir olarak nitelendiriyor. İsrail, yakın geçmişte de benzer bir bilgi almıştı. Mısır Cumhurbaşkanı Sedat, güçlerinin sınırda konuşlanmasını emretmiş ve herhangi bir çatışma yaşanmadan geri dönebilmek ve geri çekilebilmek için İsraillilere çok büyük bir mali bedel ödeterek, benzer bir operasyon gerçekleştirmişti. İsrail’deki pek çok kişi Sedat’ın tekrar hile yaptığını düşünüyordu. Bu durum, askeri liderlerin gerekli güçleri seferber etme konusunda neden tereddüt ettiklerini açıklıyor. Moşe Dayan ise cepheleri güçlendirmenin yanı sıra yedek askerleri de mevzilerine davet ederek, Yom Kippur orucu nedeniyle tüm İsrail’in istikrar içinde olduğu bir dönemde Golan’daki yerleşim yerlerindeki çocukların ve kadınların tahliyesini sağlamak zorunda kaldığını söylüyor. Anlattığına göre Dayan, Golda Meir ile ofisinde görüştü ve ona yalnızca Suriye’ye, cepheye veya uçaksavar silahlarına değil, Suriye içindeki hava üslerine caydırıcı saldırı başlatmasını teklif etti. Ama öğleden önce bu mümkün değildi.

İzak Rabin gibi pek çok askeri lider de Ürdün Kralı Hüseyin bin Talal’dan ve o zamanlar Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın ofisinde çalışan, Cemal Abdünnasır’ın damadı Eşref Mervan’dan aldıkları uyarılara rağmen bunu hayal etmemişti.

Dayan, tutumunu şu ifadelerle anlatıyor:

“Şahsen Mısırlıların Süveyş Kanalı kıyısındaki varlığımıza razı olacağını ya da Suriyelilerin Golan Tepeleri’ndeki işgalimizi kabul edeceğini hiç düşünmemiştim. Orada bulunmamızın er ya da geç savaş anlamına geleceğini hissetmiştim.”

Moşe Dayan, Golan’daki 177 numaralı tanklarının ve Kanal bölgesindeki 300 tankın, beklenen her türlü saldırıyı püskürtebileceğini ve askeri takviye kuvvetleri cephelere gelene kadar gerekli zamanı kazanabileceğine inanıyordu:

“Plan, savaşın başlamasıyla birlikte cephelere büyük miktarda yedek asker takviyesinin gelmesi için yirmi dört saatten fazla, önceden uyarı yapılacağı varsayımına dayanıyordu.”

Suriye ve Mısır’ın 1973’teki performansını 1948’den bu yana Araplarla yapılan önceki savaşlardaki performansıyla karşılaştırarak, düşman güçlerinin saldırısının beklenenden çok daha etkili olduğunu kabul ediyor.

Bu hayatımda girdiğim dördüncü savaştı. İlk olarak 1948 yılındaki Kurtuluş Savaşı’nda 25 yaşındaydım ve bir komando taburunun komutanıydım. O gün benim için kolaydı ve sorumluluklarımı tamamladıktan sonra puşimi yüzüme sarıp derin bir uykuya dalabildim. 1956’daki Sina harekâtı zor değildi. 1967’deki Altı Gün Savaşı da zor değildi. O gün Mısırlılar saldırıya uğradı ve kaçtılar. Suriyelilerin karadan karaya füzeleri yoktu, Ürdünlülerin ise hava gücü yoktu.

Dayan ayrıca, 1967 ve 1973 savaşları arasındaki temel farkın, Arap ordularının gücü olduğunu ve bu gücün geçmişte olduğundan yaklaşık üç kat daha iyi olduğunu belirtiyor. Aktardığına göre ortak Arap kuvvetlerinin sayısı 1973’te bir milyon muharebe askerine ulaşırken, 1967’de 300 bini aşmıyordu. Tank sayıları 1967’de bin 700 yerine 1973’te 5 bine ulaştı. Geçmişte 350 olan savaş uçağı sayısı bine ve 1967’de bin 350 sahra topu sayısı 4 bin 800’e ulaştı.

Golda Meir’in yanı sıra İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan da Suriye ve Mısır ordularının ani saldırısına karşı ihmalkarlık ve hazırlıksızlıkla suçlandığı için, Ekim Savaşı’nın ilk günlerinde İsrail ordusunun başına gelenlerin sorumluluğunu taşıyor.

5 Ekim 1973 Cuma günü Moşe Dayan, Başbakan Golda Meir ile sabah 9.45’te görüşmeden önce alarm durumunun İsrail ordusundaki en yüksek seviye olan C seviyesine yükseltilmesini emretti. Açıkça Suriye ve Mısır’ın birkaç saat içinde savaşa gireceğini düşündüğünü söyledi. Ancak askeri meslektaşları, özellikle de İstihbarat Şefi Eli Zeira ve Genelkurmay Başkanı David Eliezer onunla aynı fikirde değildi

İstihbarat şefinin kararına göre Mısırlıların, ateş açıp bazı baskınlar yapmalarına rağmen kanalı büyük kuvvetlerle geçmeleri pek mümkün değildi. ABD’nin değerlendirmesi, ne Suriye’nin ne de Mısır’ın yakın gelecekte bir saldırı düzenleme niyetinde olmadığı yönündeydi.

Ancak kısa sürede ABD’lilerin yanıldığı ortaya çıktı.

Dayan, anılarında savaşın ilk günlerinin zor olduğunu, erkekler arasından kayıplarının az olmadığını belirtiyor. Suriye ve Mısır orduları sürpriz saldırı avantajına sahipti. Ancak İsrailli subaylar Golda Meir’e, yedek güçler ön saflara ulaştığında ilk Suriye ve Mısır zaferlerinin hızla tersine çevrilebileceğine dair güvence verdi. Kısa sürede işlerin bu kadar basit olmadığı anlaşıldı. Aynı şekilde Dayan, Suriye güçlerinin Kuneytira şehrinin güneyindeki İsrail hatlarına nasıl girdiğini ve Celile Denizi’ne giden yollara doğru nasıl ilerlediğini de anlatıyor.

Fotoğraf Altı: İsrail ordusu arşivlerinden bir fotoğraf… Ariel Şaron, savaş sırasında alanı dolaşıyor (AFP)
İsrail ordusu arşivlerinden bir fotoğraf… Ariel Şaron, savaş sırasında alanı dolaşıyor (AFP)

“Güçlerimiz, Suriyelilerin içlerine girmesini engellemeyi başardı ve onları temas hatlarının ötesine, Suriye’nin kalbine itti. Ancak o zaman bile Suriyeliler kilit mevkiler için inatçı bir mücadele yürütüyordu. Birliklerimiz Kuneytira- Şam yolu üzerinde Tel Şems’i kontrol eden mevzilere ulaştığında, bunların güçlü bir şekilde korunduğunu, güçlerimizin füzelerle vurulan Suriye Hava Kuvvetleri’nin ateşine maruz kaldığını gördük.”

İsrail, yakın geçmişte de benzer bir bilgi almıştı. Mısır Cumhurbaşkanı Sedat, güçlerinin sınırda konuşlanmasını emretmiş ve herhangi bir çatışma yaşanmadan geri dönebilmek ve geri çekilebilmek için İsraillilere çok büyük bir mali bedelle benzer bir operasyon gerçekleştirmişti.

Daha sonra Mısır cephesi hakkında konuşmaya devam eden Dayan 1Zordu, kahramancaydı ve sinir bozucuydu” diyor. Bar Lev Hattı olarak bilinen Süveyş Kanalı güzergahındaki 16 İsrail kalesi, Mısır kuvvetleri tarafından büyük ve oldukça başarılı bir saldırıya maruz kalmıştı. Dayan, konuyla ilgili olarak şunları aktarıyor:

“Her biri izole bir adaydı, büyük ve umutsuz bir mücadelenin, bir ölüm kalım mücadelesinin içindeydi. Kalelerin bir veya iki gün bile olsa düşmana ne ölçüde dayanabileceğini kesin olarak belirlemenin mümkün olup olmadığını bilmiyordum.”

Son olarak Dayan, 1973 savaşını öncekilerden farklı kılan şeyin Arapların mevzilerinden kaçmamaları olduğunu kabul ediyor: “Geçmişte kaçış, Arap ordularının ortak bir özelliğiydi. Hepsinin değil ve hemen değil. Ama genelleme yapmak gerekirse, sert darbe aldıklarında ve alınları genişçe kırıldığında ellerini ve topuklarını kaldırdıkları söylenebilir. Ancak bu sefer öyle olmadı.”

Şimon Peres’in anıları

İsrail’in 2007- 2014 yılları arasında cumhurbaşkanı olan Şimon Peres, anılarında o dönemde Golda Meir hükümetinde yardımcı bakan olarak görev yaptığını ve karar alma mekanizmasına gerçek anlamda katılımının olmadığını söylüyor.

Fotoğraf Altı: İsrail Genelkurmay Başkanı David Eliezer (sağdan ikinci) ve İzak Rabin (en solda), 9 Ekim’de savaş sırasında Golan Tepeleri’ndeki ön cephelerin yakınını ziyaret ederken. (AFP)
 İsrail Genelkurmay Başkanı David Eliezer (sağdan ikinci) ve İzak Rabin (en solda), 9 Ekim’de savaş sırasında Golan Tepeleri’ndeki ön cephelerin yakınını ziyaret ederken. (AFP)

Ancak birkaç ay sonra Moşe Dayan’ın Yom Kippur Savaşı’nın sonuçları nedeniyle görevinden istifa etmesi üzerine Savunma Bakanı oldu. Peres, 6 Ekim sabahı Dayan’la görüştü. Dayan’ın kendisine orduyu hemen cepheye davet edemeyeceğini, hatta bir günde yedek askerleri bile davet edemeyeceğini söylediğini hatırlıyor:

“Yom Kippur Savaşı felaketinden sonra Moşe Dayan, yakın geçmişte en büyük hayranları olan kişiler tarafından terk edildi. Askeri mezarlığı ziyareti sırasında yüzüne tükürdüler, toplantılarda ve gazetelerde hakaret ettiler. Dayan, Yom Kippur Savaşı’ndan sonra artık aynı adam değildi.”

Moşe Dayan, Golan’daki 177 numaralı tanklarının ve Kanal bölgesindeki 300 tankın, beklenen her türlü saldırıyı püskürtebileceğini ve askeri takviye kuvvetleri cephelere gelene kadar gerekli zamanı kazanabileceğine inanıyordu.

“O sabah, sadece birkaç ay sonra Dayan’ın orada aynı ofiste durup bana Savunma Bakanlığı’nı teslim edeceğini hiç düşünmemiştim. Yom Kippur Savaşı başladığında bize çok pahalıya mal olan ihmalin bir daha asla tekrarlanmayacağından emin olmak için askeri bölgelere rastgele ve habersiz ziyaretler yaparak doğrudan orduyu yeniden inşa etmeye ve güçlendirmeye giriştim.”

Peres, 1973’teki savaşına dönüp bakarak, “1973’te başımıza gelenleri bugüne kadar anlamak çok zor. Duvarlarda bu kadar açık ve cesur olan yazıları nasıl olur da halkımız okumaz?” diyor.

Savaşın Enver Sedat’a, İsrail’le pazarlık yapabileceğini hissettirecek kadar zafer kazandırdığına ancak karşılığında Mısır’ın kendi iradesini İsrail’e askeri yollarla dayatamayacağını anlatacak kadar onu yenilgiye uğrattığına dikkat çekiyor. Sözlerinin devamında “Mısır askeri bir zafer elde edemedi, İsrail ise siyasi bir zafer kazanamadı” ifadelerine yer veriyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Vefik Safa yetkilerinin azaltılmasının ardından Hizbullah'tan istifa etti

Vefik Safa (AP)
Vefik Safa (AP)
TT

Vefik Safa yetkilerinin azaltılmasının ardından Hizbullah'tan istifa etti

Vefik Safa (AP)
Vefik Safa (AP)

Hizbullah'ın "Koordinasyon ve İrtibat Birimi" başkanı Vefik Safa istifasını sundu. Bu, partinin iki genel sekreterinin ve üst düzey askeri liderlerinin öldürüldüğü İsrail'in sert saldırılarının ardından yapısını yeniden kurmaya çalışan parti liderliği için bir ilk oldu.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre konuyla ilgili bilgili kaynaklar, Hizbullah liderliğinin bugün üst düzey güvenlik yetkilisi Vefik Safa'nın istifasını kabul ettiğini bildirdi.

Lübnan güvenlik kurumlarıyla irtibattan sorumlu olan Safa, Ekim 2014'te İsrail'in düzenlediği bir suikast girişiminden sağ kurtulmuştu.

Vefik Safa, Hizbullah'ın siyasi danışmanı Hüseyin Halil ile birlikte (Reuters)Vefik Safa, Hizbullah'ın siyasi danışmanı Hüseyin Halil ile birlikte (Reuters)

İstifa, partinin Safa'nın yetkilerini azaltmasının ardından geldi. Bu durum, geçen yılın sonlarında başlayan ve bazı isimlerin görevden alınması ve yerlerine yeni isimlerin atanmasıyla sonuçlanan yapısal değişiklikle eş zamanlı olarak gerçekleşti.

Safa'nın halefinin kimliği konusunda çelişkili haberler ortaya çıktı, ancak kaynaklar partinin bazı gruplar için daha az kışkırtıcı ve devlet ve yabancı güçlerle ilişkilerinde farklı bir üslup benimseyecek bir isim aradığı konusunda hemfikirdi. Potansiyel halefler olarak adı geçen en öne çıkan isimler arasında Hüseyin Barada, Hüseyin Abdullah ve Muhammed Muhanna yer alıyordu.

Geçtiğimiz eylül ayında Beyrut sahil şeridindeki Raouche bölgesinde Hizbullah destekçileri, Nasrallah ve Safiyuddin'in suikastlarını anmak için bir araya geldi (AP)Geçtiğimiz eylül ayında Beyrut sahil şeridindeki Raouche bölgesinde Hizbullah destekçileri, Nasrallah ve Safiyuddin'in suikastlarını anmak için bir araya geldi (AP)

Safa'nın son görünümü, Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın suikastının yıldönümü olan 25 Eylül'de Raouche Kayası'nda, Başbakan Nevvaf Selam'a hakaretler yağdıran parti destekçilerinden bazılarıyla birlikte gerçekleşti.


Gazze anlaşması: Arabulucuların Hamas’ın silah sorununu çözmek için sınırlı seçenekleri

Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)
Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)
TT

Gazze anlaşması: Arabulucuların Hamas’ın silah sorununu çözmek için sınırlı seçenekleri

Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)
Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)

Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının 10 gün önce başlamasının ardından İsrail’in taleplerinin başında ‘Hamas’ın silahsızlandırılması’ yer alıyor. Ancak bu talebin nasıl hayata geçirileceğine dair belirsizlik sürerken, Hamas’ın Filistin devleti kurulmadan silahlarını teslim etmeye sıcak bakmaması süreci çıkmaza sokuyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, bu düğümün arabulucuları son derece sınırlı seçeneklerle karşı karşıya bıraktığını belirtiyor. Buna göre, ya silahların tamamen tasfiyesi ya da dondurulması yönünde bir formül bulunması ve Hamas’ın buna ikna edilmesi ya da harekete baskı uygulanması gerekiyor. Uzmanlar, bu başlığın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başta olmak üzere İsrail iç siyasetinde seçim amaçlı bir baskı aracı olarak giderek daha fazla kullanılacağına dikkat çekiyor.

İsrailli muhalif lider Benny Gantz dün X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, ‘Hamas’ın silahsızlandırılması’ çağrısında bulundu.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz ise çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Hamas silah bırakmayı kabul etmezse İsrail bu yapıyı tasfiye edecek” dedi. Netanyahu da salı günü ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile yaptığı görüşmenin ardından, ‘Gazze Şeridi’nin yeniden imarına yönelik herhangi bir adımdan önce Hamas’ın silahsızlandırılmasının vazgeçilmez bir şart olduğu’ konusunda ısrarcı olduğunu vurguladı.

Strateji uzmanı Tuğgeneral Semir Ragıb, arabulucuların seçeneklerinin sınırlı olduğunu ve önlerinde ya uzlaşı sağlamak ya da baskı uygulamak dışında bir yol kalmadığını ifade etti. Ragıb, silahsızlandırma talebinin İsrail, Washington, Avrupa Birliği (AB) ve bağışçı ülkeler tarafından defalarca dile getirildiğini ve artık savaşın durdurulması ile yeniden imarın önüne konulan temel engellerden biri haline geldiğini söyledi.

Ragıb’a göre Netanyahu ve benzer siyasi aktörler silahsızlandırma dosyasını seçimlerde kullanacak ve anlaşmayı her an sabote edebilecekler. Özellikle ikinci aşama çok sayıda mayın barındırıyor ve Netanyahu, özellikle çekilmeyle ilgili başlıklara yaklaşmak istemiyor.

 Gazze şehrinin Şeyh Rıdvan mahallesinde yıkılmış binaların enkazı arasında ilerleyen Filistinliler (AFP)Gazze şehrinin Şeyh Rıdvan mahallesinde yıkılmış binaların enkazı arasında ilerleyen Filistinliler (AFP)

Askeri strateji uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, mevcut seçeneklerin giderek daraldığını belirterek, silahların tamamen tasfiye edilmesinden ziyade dondurulması yönündeki bir seçeneğin daha olası olduğunu ifade etti. Ferec, Hamas’ın elindeki silahların füze ya da insansız hava aracı (İHA) niteliğinde olmadığını ve bu nedenle teslim edilebileceğini söyledi. ABD ve İsrail’in silah maddesinin uygulanmasında ısrarcı olduğunu kaydeden Ferec, bunun İsrail’in geri çekilmesiyle eş zamanlı gerçekleşmesi ve yeni bir savaşın önüne geçecek garantilerin sunulması gerektiğini vurguladı.

Öte yandan Reuters’a konuşan Hamas kaynakları, çarşamba günü yaptıkları açıklamada, hareketin silahsızlanma konusunu diğer Filistinli gruplarla görüşmeyi kabul ettiğini, ancak Washington ya da bölgesel arabulucuların kendilerine silahsızlandırmaya dair ayrıntılı ve somut bir teklif sunmadığını belirtti.

İsrail’in Kanal 13 televizyonu, geçtiğimiz ocak ayının sonunda, ABD’nin Hamas’a silahlarını çok uluslu bir güce teslim etmesi için birkaç haftalık süre tanıyan bir belge hazırladığını bildirmişti. Habere göre, bu sürede uyum sağlanmaması halinde İsrail’e ‘dilediği gibi hareket etme’ konusunda yeşil ışık yakılacak.

Ferec, Hamas’ın manevra alanının son derece sınırlı olduğuna dikkat çekerek, özellikle Mısır, Katar ve Türkiye başta olmak üzere arabulucularla hızlı bir uzlaşıya varması gerektiğini, zira İsrail’in şu aşamada en büyük engeli bu dosya üzerinden yarattığını ifade etti.

Ragıb ise Hamas’ın önünde, Trump planı ve silahsızlanma maddesini uygulamaktan başka bir seçenek bulunmadığını savundu. Ragıb, bu sürecin uzatılmaması ya da dolaylı yollardan aşılmaya çalışılmaması gerektiğini, ‘çünkü kaybedilen her günün ateşkes anlaşması için bir tehdit anlamına geldiğini’ dile getirdi.

Ragıb, Gazze’de polis güçlerinin önümüzdeki günler ya da haftalar içinde konuşlandırılacağını, istikrar gücünün de devreye girebileceğini belirterek, bu aşamadan sonra manevra alanının daha da daralacağına dikkat çekti.


Kürdistan rüyası kritik bir dönüm noktasında: Dış güçlerin ihaneti mi, yoksa bir yanılsamanın sonu mu?

Almanya’nın Frankfurt kentinde Suriyeli Kürtlerle dayanışma için düzenlenen gösteriye katılan bir Kürt protestocu (DPA)
Almanya’nın Frankfurt kentinde Suriyeli Kürtlerle dayanışma için düzenlenen gösteriye katılan bir Kürt protestocu (DPA)
TT

Kürdistan rüyası kritik bir dönüm noktasında: Dış güçlerin ihaneti mi, yoksa bir yanılsamanın sonu mu?

Almanya’nın Frankfurt kentinde Suriyeli Kürtlerle dayanışma için düzenlenen gösteriye katılan bir Kürt protestocu (DPA)
Almanya’nın Frankfurt kentinde Suriyeli Kürtlerle dayanışma için düzenlenen gösteriye katılan bir Kürt protestocu (DPA)

“Kürtlerin dağlar dışında dostu yoktur” ifadesi boşuna söylenmiş bir söz değil. Bu söz, Kürtlerin Osmanlı döneminden modern ulus devletlere (Türkiye, İran, Irak ve Suriye) kadar yüzyıllar boyunca sığındıkları dağlık bölgelerin hikâyesini anlatıyor. Bu, Kürtlerin defalarca karşılaştıkları bir senaryo; jeopolitik çıkarları değiştiğinde dış güçler onları terk etmeden önce koruma veya özerklik vaatleri verir.

Rojava projesinin kuzeydoğu Suriye’de çöküşüyle birlikte, bölgesel destekli Türkiye etkisinin Kürdistan hayalini sona erdirip erdirmediği sorusu gündemde.

Suriye’deki bu dönüşümü, bölgedeki son olayları anlamak için tarihsel bir bağlamda okumak gerekiyor.

Geçtiğimiz yıl mart ayında, Kürdistan’ın dört bölgesini temsil eden yetkililer, Diyarbakır’da buluştu. Toplantıda, ‘kolektif hafızada tarihsel baskılar ve Kürt devleti hayalleri’ gündeme geldi. 2025 yılı, Kürt hareketi için umut verici bir dönem olarak görülüyordu: Güney Kürdistan (Kuzey Irak) özerk yönetiminde istikrarlıydı; Kuzey Kürdistan (Güneydoğu Türkiye) ise Abdullah Öcalan’ın PKK ile Ankara arasındaki çatışmayı sona erdirmeye yönelik girişimini, Türkiye Kürtlerinin tüm haklarının tanınması açısından bir dönüm noktası olarak bekliyordu. Bu etkiyle Batı Kürdistan (Kuzey Suriye) da Beşşar Esed rejiminin çökmesini fırsat bilip kendi projesini ilerletmeyi umut ediyordu. Öte yandan Doğu Kürdistan (Kuzeybatı İran) hâlâ yakın vadede bir perspektife sahip değildi.

Türkiye’nin güneydoğusundaki Kürtler, 27 Şubat 2025'te PKK lideri Abdullah Öcalan’ın PKK’nın feshedilmesi çağrısının ardından, Öcalan’ın serbest bırakılmasını talep eden bir gösteri düzenledi. (AP)Türkiye’nin güneydoğusundaki Kürtler, 27 Şubat 2025'te PKK lideri Abdullah Öcalan’ın PKK’nın feshedilmesi çağrısının ardından, Öcalan’ın serbest bırakılmasını talep eden bir gösteri düzenledi. (AP)

Bu tartışmalara katılanlar arasında oluşan büyük umutlar, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (KDSÖY) bölgesinin kaybedilmesiyle yerini hayal kırıklığına bıraktı. Suriye Kürtleri artık bir yandan Türkiye tehdidi, diğer yandan Ankara’nın müttefiki durumundaki Şam yönetimi arasında sıkışma riskiyle karşı karşıya.

İran’da devam eden gösteriler ise hem fırsatlar hem de zorluklar sunuyor. İran Kürt güçleri, örneğin İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDPİ), onlarca yıldır bu anı bekliyor; geçmişte İran Şahı ve İslam Devrimi rejimiyle çatışmalar yaşamışlardı. İran ve Türkiye’den Kürt milisler, İran-Irak sınırındaki Zagros Dağları’nın bir parçası olan Kandil Dağı’na sığınıyor. Burası hem Türk hava kuvvetleri hem de İran topçusu tarafından düzenli olarak bombardımana uğrayan engebeli bir bölge. Son dönemde İran insansız hava araçları (İHA) da Kandil Dağı üzerinde devriye yapmaya başladı.

Türkiye-İran kesişimi ve Kürt-Kürt rekabeti

Türkiye, sadece İsrail ve nükleer dosya üzerinden değil, kendi ulusal güvenliği açısından en büyük tehdit olarak gördüğü Kürtler konusunda da Tahran ile çıkarlarının kesiştiği bir alan bulmaya çalışıyor. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Türk istihbaratı, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO), Kürt milislerin Kandil Dağı’ndan İran içine geçerek gösterilerden faydalanmayı denediği konusunda uyardı. Bu koşullar altında, sınırlı savaş kapasitesi ve dış güçlerden güvenilir bir destek olmaması nedeniyle Kürt milisler iki öncelikle hareket ediyor: Kuzey Suriye’de tamamen sona ermeyen bir tehdit ve Kuzeybatı İran’da henüz netleşmemiş bir fırsat.

Bu yeni dinamik, tarih boyunca tehlike karşısında bir araya gelmeye alışkın olan Kürt hareketinde kaygı yaratıyor. Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında bir çatışma olasılığının zirveye ulaştığı dönemde, Türkiye’de bir Kürt lider “Zor zamanlardan geçiyoruz” derken, Irak’taki bir Kürt lider, “Ulusal Kürt birliğinin ortaya çıkması bizim kurtuluşumuz olacak” ifadesini kullandı.

Kürt lider Mesud Barzani, geçtiğimiz cumartesi günü Erbil vilayetinin Pirmam (Masif Selahaddin) şehrinde ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede (Kürdistan Demokrat Partisi – KDP)Kürt lider Mesud Barzani, geçtiğimiz cumartesi günü Erbil vilayetinin Pirmam (Masif Selahaddin) şehrinde ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede (Kürdistan Demokrat Partisi – KDP)

Bugünkü gelişmeleri anlamak için Kürt hareketinin modern tarihine dair bir okuma yapmak gerekiyor. Burada gölgesini en çok hissettiren dinamik, Abdullah Öcalan ile Mesud Barzani arasındaki tarihsel rekabet. Bu rekabetin doğası, Recep Tayyip Erdoğan’ın 2003’te Kürt sahnesinin önüne geçmesiyle değişti. Öcalan’ın barış girişimi ve mart ayında Diyarbakır’da Barzani temsilcisinin Öcalan’ın serbest bırakılması çağrısında bulunması gibi dolaylı uzlaşma adımlarına rağmen, bu iki tarihî liderlik arasındaki ilişki hâlâ doğrudan ve istikrarlı bir çizgiye oturmuş değil. SDG lideri Mazlum Abdi, örgütlenme ve saha yönetiminde yetkinliğini kanıtladı, ancak henüz Kürtlerin tarihî liderlik düzeyine ulaşacak bir meşruiyete sahip değil. Bu nedenle, Rojava’nın kaderinin kritik dönemeçlerinde, özellikle Beşşar Esed rejiminin düşüşü sonrası hem Barzani hem de Öcalan, Abdi’yi kendi taraflarına çekmeye veya karar sürecini etkilemeye çalıştı.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile görüştü. (Mazlum Abdi’nin X hesabı)ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile görüştü. (Mazlum Abdi’nin X hesabı)

Abdullah Öcalan, PKK ile Türkiye hükümeti arasındaki barış sürecini, Suriye hükümeti ile SDG arasında bir uzlaşmayı kolaylaştırma önerisi üzerinden yürütmeye çalıştı. Bu süreçte Mesud Barzani devreye girdi; Ocak 2025’te Mazlum Abdi’yi Erbil’e davet ederek, Şam ile iletişim kanalları açmasını ve Türkiye sınırlarını güvence altına almasını tavsiye etti. Bu yaklaşım, 10 Mart’ta Ahmed eş-Şera ile Abdi arasında sağlanan anlaşmada sonuç buldu. Barzani son dönemde PKK milislerinin Suriye’den çekilmesini, çözüm sürecini kolaylaştıracak bir adım olarak önerdi; Öcalan ise Abdi’yi Suriye’nin resmi güçleriyle bütünleşmeye ikna edebileceğini savunuyor. Erdoğan hükümeti, PKK’nın Şera-Abdi anlaşmasını engellediğini vurgulayarak bu farklılığı siyasi avantaj olarak kullandı. Bu durum, Suriye Kürtleri arasında Öcalan’ın kaderiyle kendi meselelerinin bağlanmasına yönelik hoşnutsuzluğu artırdı; aynı zamanda Barzani, Amerikalıların SDG ile yürüttüğü müzakerelerde merkezi bir rol üstlendi. Tüm bu tehdit ve gerilimlere rağmen, Şera hükümeti ile SDG arasında açık bir savaş olasılığı sınırlı kaldı. Bunun başlıca nedenleri, Öcalan’ın barış girişimiyle Türkiye istihbaratı ile SDG arasında doğrudan ve daha önce benzeri görülmemiş iletişim kanalları açılması ve hem Türk hükümeti hem de PKK’nın, böyle bir savaşın Türkiye içindeki sonuçlarını iyi hesaplaması oldu.

Diyarbakır’da Kürtler, Suriye güçlerinin ülkenin kuzeydoğusundaki Kürt bölgelerine girmesini protesto etti. (AFP)Diyarbakır’da Kürtler, Suriye güçlerinin ülkenin kuzeydoğusundaki Kürt bölgelerine girmesini protesto etti. (AFP)

Öcalan ile Türk hükümeti arasındaki müzakerelerde kilit rol oynayan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) Dış İlişkiler Komisyonu Eş Sözcüsü Ebru Günay, geçen yılın sonunda Halep’teki Kürt mahallelerine yönelik saldırıları ‘uluslararası bir komplo’ olarak nitelendirdi. Günay, saldırıların Şera hükümeti ile İsrail arasında Paris’te imzalanan anlaşmanın hemen ardından gerçekleştiğini vurguladı. Günay, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ‘Şam İçişleri Bakanı gibi davrandığını’ ve Şera hükümetine büyük miktarda Türk zırhlı araç ve piyade tüfeği sevk edildiğini belirtti. Kuzeydoğu Suriye’de yaşananların Türkiye’deki barış sürecine etkisini de değerlendiren Günay, bunun ‘derin bir güvensizlik ortamı yarattığını ve bu sürecin Kürtlerin Türkiye içindeki siyasi konumunu da ellerinden alarak sonuçlanacağı algısını güçlendirdiğini’ ifade etti. Buna karşın Günay, Öcalan’ın barış girişiminin hâlâ aktif olduğunu ve Türk hükümetinin bu çerçevede çabalarını sürdürdüğünü vurguladı. Ancak ‘meclisteki işleyişin aksak veya yavaş olduğunu’ belirterek, PKK’nın tasfiyesi ve kalıcı barış koşullarının ancak ‘kararlı yasal düzenlemelerle’ mümkün olabileceğini söyledi.

2 Şubat 2026’da hükümet güçlerinin girdiği Suriye’nin Haseke kentinde bir Kürt milis (AFP)2 Şubat 2026’da hükümet güçlerinin girdiği Suriye’nin Haseke kentinde bir Kürt milis (AFP)

Sözler ve terk edilişlerle dolu bir tarih

Gerçekten de Kürtlerin özgürlük hayalleri zaman zaman şekilleniyor, ancak uzun sürmüyor. Özellikle üç yıl arayla yaşanan iki önemli tarih bu durumu gösteriyor: 1920’deki Sevr Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü sonrasında bağımsız bir Kürdistan vaadi verirken; 1923’teki Lozan Antlaşması, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını görmezden gelerek modern Türkiye’nin sınırlarını pekiştirdi. 1946 yılında Kuzeybatı İran’da kurulan Kürt Mahabad Cumhuriyeti ise yalnızca 11 ay ayakta kalabildi. Moskova ile Tahran arasında sağlanan bir uzlaşma, Sovyet ordusunun Kuzeybatı İran’dan çekilmesine yol açtı.

Bunu takiben Kürtler için sürekli bir mücadele ve defalarca terk edilme döngüsü başladı. Soğuk Savaş’ın zirvesinde, 1975’teki Cezayir Anlaşması, ABD, İsrail ve İran’ın Irak Kürt ayaklanmasını desteklemeyi aniden bırakmasıyla sonuçlandı; karşılığında Bağdat, Şattü’l Arap’ın ortasını sınır olarak kabul etti. Bu adım, İran Şahı’nın Irak Kürtlerine desteğini çekmesine ve onları Saddam Hüseyin rejiminin insafına bırakmasına yol açtı.

 Kamışlı’da Abdullah Öcalan’ın resmini tutan SDG destekçilerinin çizildiği bir duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)Kamışlı’da Abdullah Öcalan’ın resmini tutan SDG destekçilerinin çizildiği bir duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)

Üniversite öğrencisiyken Marksist eğilimler taşıyan Öcalan, 1978’de PKK’yı kurdu. 1980’deki darbenin ardından Suriye’ye sığındı. Bu sırada Mesud Barzani, 1979’da Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) liderliğini devralmıştı. 1991 baharında Washington, Kürtleri Saddam Hüseyin rejimini devirmeye teşvik etti, ancak Irak sınırında konuşlanan ABD güçleri Kürtlerin kitlesel katliamlarını durdurmak için müdahale etmedi. Bu durum, Kürtler arasında Washington’a duyulan güvensizliğin başlangıcı oldu. 2017’de yapılan Kürdistan Bölgesi referandumu, Bağdat yönetiminin İran desteğiyle başlattığı askeri operasyonla etkisiz hale getirildi ve Mesud Barzani yönetimden uzaklaştırıldı. Öcalan ise Soğuk Savaş sonrası stratejik değerini kaybetti ve Hafız Esed rejiminin ekonomik zayıflığı, onu daha savunmasız bıraktı. 1998’de Ankara ile Şam arasında imzalanan Adana Anlaşması’nın ardından Suriye hükümeti PKK ile ilişkilerini kesti ve Türkiye’nin askeri tehditleri üzerine Öcalan’ı Suriye’den sınır dışı etti. Büyük başkentler Öcalan’a sığınma kapılarını kapatırken, Washington Irak ve Balkanlarla meşguldü; ABD’nin sessizliği Öcalan’ın 1999’da Kenya’da tutuklanmasına yol açan dolaylı bir onay anlamına geldi.

2 Şubat 2026’da Suriye güçleri şehre girerken Haseke’nin dış mahallelerinde nöbet tutan iki SDG mensubu (AP)2 Şubat 2026’da Suriye güçleri şehre girerken Haseke’nin dış mahallelerinde nöbet tutan iki SDG mensubu (AP)

Rojava rüyasının sonu

KDSÖY 10 yılı aşkın süre varlığını sürdürdü; geçici bir anayasa ve federasyon modeli benimsedi. Bu süre, Mahabad Cumhuriyeti’nin yalnızca 11 ay sürebilmesiyle kıyaslandığında oldukça uzun. SDG, Kürt mücadelesinin deneyimlerinden dersler çıkardı: kurumlar inşa etti, DEAŞ’a karşı savaştı ve uluslararası meşruiyet kazanmaya çalıştı. Ancak, karşılaştığı engel hâlâ aynıydı. Bu bir başarısızlık değil; Ortadoğu’nun yapısal gerçeği bu: hükümet dışı silahlı projeler, yalnızca büyük güçlerin temel çıkarlarıyla sürekli uyum sağladığında sürdürülebilir. SDG bu aşamaya ulaşamadı; çünkü özerklik, egemenlik olmadan yalnızca geçici bir durum.

Bu dönüşüm, romantik askeri yaklaşımlardan uzak, siyasi direnişe odaklanan bir gerçekçilik aşamasını temsil ediyor. SDG projesinin stratejik belirsizliği sona erdi: fiilen sağlanan özerklik ve dış koruma artık geçerli değil. Halkın kendi kaderini tayin hakkı, geri dönülmez haklar güvence altına alınmadan hayal olmaktan öteye gidemez. Bu durum, güç dengesini Şera hükümeti lehine ciddi şekilde değiştirdi. Anlaşma, yarı-federal yapıyı sona erdiriyor, kültürel varlığı ve yerel nüfuz hedeflerini düşürüyor. Cumhurbaşkanı Şera’nın çıkardığı kararname ile Kürtlerin bazı haklara kavuşması tarihî bir adım olsa da bu adım, Araplar ve Kürtler arasında Suriye’de yeni bir tarih sayfası açmak yerine daha çok Amerikalıları memnun etmeye yönelik görünüyor.

Son gelişmeler, Rojava projesi açısından en büyük darbe değil. Projenin ilk kaybı, 2018’de Türkiye’nin Afrin’deki Kürt çoğunluklu sınır bölgesine yönelik askeri operasyonuyla yaşandı. İkinci kırılma noktası ise 2019’da Türkiye’nin Tel Abyad ve Resulayn gibi sınır şehirlerini ele geçirdiği operasyon oldu. Bu hamle, KDSÖY’nin önceden birbirine bağlı sınır bölgelerini parçaladı.

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısına yanıt olarak 11 Temmuz 2025’te Kandil Dağı’nda düzenlenen silah bırakma töreninden (AFP)PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısına yanıt olarak 11 Temmuz 2025’te Kandil Dağı’nda düzenlenen silah bırakma töreninden (AFP)

Son bölüm

Son dönüşüm en öngörülebilir olan oldu. SDG’nin Deyrizor ve Rakka’daki demografik ağırlığı ve coğrafi kontrolü abartılmıştı; kabilelerin sadakatlerini değiştirmesiyle bu rol sona erdi. Bu nedenle, ABD’nin çekilmesi dramatik bir etki yaratmadı; durum, Haseke’deki son cephede daha kritik olabilirdi. 2018’in mayıs ayında Trump’ın Suriye’den ani çekilme kararı sonrası, SDG Moskova’ya yöneldi. Washington’daki bürokratlar çekilme kararından geri adım atsa da Pentagon SDG’ye Moskova ile yakınlaşmalarının ABD desteğinin bırakılması anlamına geleceğini bildirdi. O dönemde, Washington’ın SDG’den tamamen vazgeçme fikri olgunlaşmamıştı; ancak Esed rejiminin çöküşü süreci hızlandırdı.

Irak’ın işgali ve DEAŞ’ın yükselişi, Irak Kürtlerinin özerklik kazanma fırsatlarını artırdı. Ancak 2017’deki Kürdistan referandumu karşısında ABD’nin sessizliği, başarılı olma ihtimalini sona erdirirken, Irak’taki Amerikan rolünü ve Saddam rejiminin düşüşünden sonra Kürtlerin elde ettiği kazanımları zedelemedi. Suriye deneyimi ise farklıydı: ABD, Suriye’de aktif bir rol üstlenmek istemedi. Amerikalılar, Kürtleri DEAŞ ile mücadele ve Moskova’nın Suriye’de kontrolü ele geçirmesini engellemek için kullandı; DEAŞ tehdidi sona erip Rusya çekilince, Washington açısından Kürtlerin rolü de tamamlandı.

Amerikalılar, şiddetin patlak vermemesi ve Haseke’ye yaklaşılmaması koşuluyla yeşil ışık yaktı; Moskova ise Kamışlı’daki üssünü tamamen boşalttı. Mazlum Abdi mesajı anladı.

Suriye’deki bir Kürt yetkili Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Amerikalıların tutumundaki değişimin, Şeyh Maksud mahallesi savaşında Beyaz Saray’ın kararını netleştirmesiyle başladığını belirtti. Yabancı devlet koruması, özellikle Amerikan hava desteği çekildiğinde, Kürtler savunmasız hale geliyor. Tarihsel olarak Kürt hareketleri, rejimlerin çöküşünde devrimci anlar ve devletlerin otoritesini yeniden tesisinde hayatta kalma anları arasında gidip geliyor. Suriye’deki bu anlaşma, Kürtlerin varoluş mücadelesinden, hayatta kalma safhasına geçişini işaret ediyor; hedefler yok olmuyor, sadece istikrar dönemine giriyor.