İsrail’in Ekim Sürprizi sonrası öfkesi: ABD hava köprüsü nerede?

Tel Aviv’deki liderlerin anılarındaki savaş.

İsrail’in ve uluslararası arenanın önde gelen liderlerinin tarihsel stratejilerinin bölgede yaşananlarda önemli etkileri oldu. (Eduardo Ramon)
İsrail’in ve uluslararası arenanın önde gelen liderlerinin tarihsel stratejilerinin bölgede yaşananlarda önemli etkileri oldu. (Eduardo Ramon)
TT

İsrail’in Ekim Sürprizi sonrası öfkesi: ABD hava köprüsü nerede?

İsrail’in ve uluslararası arenanın önde gelen liderlerinin tarihsel stratejilerinin bölgede yaşananlarda önemli etkileri oldu. (Eduardo Ramon)
İsrail’in ve uluslararası arenanın önde gelen liderlerinin tarihsel stratejilerinin bölgede yaşananlarda önemli etkileri oldu. (Eduardo Ramon)

Sami Mubeyyed

“Washington’daki İsrail Büyükelçisi Simcha Dinitz’i aradım ve ona hava köprüsünün nerede olduğunu ve neden henüz başlamadığını sordum.” İsrail Başbakanı Golda Meir, İsrailliler tarafından Yom Kippur Savaşı veya Yom Kippur olarak bilinen 1973 Ekim Savaşı’nda ABD yardımının gecikmeli şekilde ulaşmasıyla ilgili duygularını bu öfkeli sözlerle anlatıyor.

“Bir keresinde onu Washington saatiyle sabahın üçünde aradığımı hatırlıyorum. Şöyle demiştim: Saatin kaç olduğu umurumda değil. Hemen, gece yarısı (ABD eski Dışişleri Bakanı Henry) Kissinger’i ara. Ona bugün yardıma ihtiyacımız olduğunu söyle. Çünkü yarın, doğru zaman için çok geç olmuş olabilir.”

Fotoğraf Altı: Meir, Knesset’te başbakanlıktan istifasını sunarken. (Getty Images)
Meir, Knesset’te başbakanlıktan istifasını sunarken. (Getty Images)

Dönemin ABD Başkanı Richard Nixon, Meir’in talebine kendisi için çok geç olmadan yanıt vererek tank, mühimmat ve havadan havaya füzelerle dolu dev uçaklar gönderdi. Uçaklar, savaşın dokuzuncu gününde Lod şehrine ulaştılar ve bu hava köprüsü, savaşın gidişatını değiştirerek Birleşmiş Milletler (BM) tarafından ateşkes ilan edilmesine yol açtı. Ancak bu, Mısır ve Suriye ordularının savaşın ilk günlerinde kazanabildiği Arap zaferini ortadan kaldırmadı. Zira bu günler, Golda Meir hükümetinin altı ay sonra devrilmesine neden oldu.

ABD Başkanı Richard Nixon, Meir’in talebine kendisi için çok geç olmadan yanıt vererek tank, mühimmat ve havadan havaya füzelerle dolu dev uçaklar gönderdi. Uçaklar, savaşın dokuzuncu gününde Lod şehrine ulaştılar. Bu hava köprüsü, savaşın gidişatını değiştirmeyi başardı.

Meir, savaşın ilk saatlerini yakın bir felaket olarak tanımlıyor. Sözlerinin devamında ise şunları söylüyor:

“Yom Kippur Savaşı’nı kazandık. Hem Suriye hem de Mısır’daki siyasi ve askeri liderlerin, başlangıçtaki kazanımlarına rağmen mağlup olduklarını kalplerinde bildiklerine inanıyorum.”

Ancak dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Efraim Katzir, Meir’in bu sözlerine katılmazken, anılarında şu ifadelere yer veriyor:

“Düşmanın bizi kandırma becerisine karşı şaşkınlığımızın yanı sıra böyle bir olaya hazırlıklı olmadığımız, kaslarımızı geliştirmediğimiz ve yağa bağımlı hale geldiğimiz de şüphe götürmez bir şekilde açıktı.”

Katzir, ilk günlerindeki yenilgilerin sorumluluğunun Golda Meir’e ait olduğuna işaret ederek, erken yenilginin yükünü taşımadığına inandığını belirttiği açıklamasını şöyle sürdürüyor:

“Çünkü Tabur ile bölük arasındaki farkı bilmeyen bir kadın olduğu için onu doğru yoldan uzaklaştıran askeri uzmanlara güveniyordu. Ona yönelik tüm takdir ve saygımla birlikte, savaş zamanlarında İsrail Başbakanı'nın kadın olsun erkek olsun savunma konularında bilgili olması gerektiği konusunda hiç şüphem yok.”

Fotoğraf Altı: Eski İsrail Devlet Başkanı Efraim Katzir, 19 Kasım 2007’de Kudüs’te. (Getty Images)
Eski İsrail Devlet Başkanı Efraim Katzir, 19 Kasım 2007’de Kudüs’te. (Getty Images)

Golda Meir’in istifasının ardından iktidara gelen eski Başbakan İzak Rabin, o dönemde eski genelkurmay başkanıydı ve 6 Ekim 1973 sabahı saat 8.30’da ordu komutanlığına çağrıldı. Rabin şunları aktarıyor:

“Böyle bir toplantının İsrail’deki tek izin günümüz olan cumartesi günü yapılması yeterince tuhaftı ama o cumartesi aynı zamanda Yom Kippur’du. İbrani takvimindeki en kutsal gün olması, böyle bir çağrıyı çok tuhaf kılıyor. İsrail ordusunun alarma geçtiğini anlamak için eski bir genelkurmay başkanı olmaya gerek yoktu. Ama yine de savaşın yaklaştığını hayal etmiyordum.”

“Düşmanın bizi kandırma becerisine karşı şaşkınlığımızın yanı sıra böyle bir olaya hazırlıklı olmadığımız, kaslarımızı geliştirmediğimiz ve yağa bağımlı hale geldiğimiz de şüphe götürmez bir şekilde açıktı.”

Eski İsrail Devlet Başkanı Efraim Katzir

İzak Rabin gibi pek çok askeri lider de Ürdün Kralı Hüseyin bin Talal’dan ve o zamanlar Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın ofisinde çalışan, Cemal Abdünnasır’ın damadı Eşref Mervan’dan aldıkları uyarılara rağmen bunu hayal etmemişti. Uyarıları, yakın zamanda İsrail’in Ekim Savaşı’nın ellinci yıldönümünde yayınladığı bir dizi gizli belgede yayınlandı.

Moşe Dayan’ın anıları

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre Golda Meir’in yanı sıra İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan da Suriye ve Mısır ordularının ani saldırısına karşı ihmalkarlık ve hazırlıksızlıkla suçlandığı için, Ekim Savaşı’nın ilk günlerinde İsrail ordusunun başına gelenlerin sorumluluğunu taşıyor. Golda Meir gibi o da 1974’te görevinden istifaya zorlanmıştı. İki yıl sonra yayınlanan anılarında o savaşla ilgili pek çok ayrıntı var. Al-Majalla de Ekim Savaşı’nın 50’inci yıl dönümünde bu anılara yer verdi. 

6 Ekim 1973 Cumartesi sabahı saat dörtte yatağımın yanında çalan kırmızı telefonla uyandım. Bu alışılmadık bir durum değildi ve bu şekilde iki veya üç aramanın olmadığı neredeyse tek bir gece geçmiyordu. Ancak bu kez telefon, yeni aldığımız bilgilere göre Mısır ve Suriye’nin gün batımından önce bize savaş açacağını bildirmek içindi.

Fotoğraf Altı: Moşe Dayan, 18 Ekim’de savaş sırasında Golan Tepeleri’nde Suriye’nin ön saflarını izliyor. (AFP)
Moşe Dayan, 18 Ekim’de savaş sırasında Golan Tepeleri’nde Suriye’nin ön saflarını izliyor. (AFP)

Dayan, bilginin kaynağından bahsetmiyor, ancak kaynağı güvenilir olarak nitelendiriyor. İsrail, yakın geçmişte de benzer bir bilgi almıştı. Mısır Cumhurbaşkanı Sedat, güçlerinin sınırda konuşlanmasını emretmiş ve herhangi bir çatışma yaşanmadan geri dönebilmek ve geri çekilebilmek için İsraillilere çok büyük bir mali bedel ödeterek, benzer bir operasyon gerçekleştirmişti. İsrail’deki pek çok kişi Sedat’ın tekrar hile yaptığını düşünüyordu. Bu durum, askeri liderlerin gerekli güçleri seferber etme konusunda neden tereddüt ettiklerini açıklıyor. Moşe Dayan ise cepheleri güçlendirmenin yanı sıra yedek askerleri de mevzilerine davet ederek, Yom Kippur orucu nedeniyle tüm İsrail’in istikrar içinde olduğu bir dönemde Golan’daki yerleşim yerlerindeki çocukların ve kadınların tahliyesini sağlamak zorunda kaldığını söylüyor. Anlattığına göre Dayan, Golda Meir ile ofisinde görüştü ve ona yalnızca Suriye’ye, cepheye veya uçaksavar silahlarına değil, Suriye içindeki hava üslerine caydırıcı saldırı başlatmasını teklif etti. Ama öğleden önce bu mümkün değildi.

İzak Rabin gibi pek çok askeri lider de Ürdün Kralı Hüseyin bin Talal’dan ve o zamanlar Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın ofisinde çalışan, Cemal Abdünnasır’ın damadı Eşref Mervan’dan aldıkları uyarılara rağmen bunu hayal etmemişti.

Dayan, tutumunu şu ifadelerle anlatıyor:

“Şahsen Mısırlıların Süveyş Kanalı kıyısındaki varlığımıza razı olacağını ya da Suriyelilerin Golan Tepeleri’ndeki işgalimizi kabul edeceğini hiç düşünmemiştim. Orada bulunmamızın er ya da geç savaş anlamına geleceğini hissetmiştim.”

Moşe Dayan, Golan’daki 177 numaralı tanklarının ve Kanal bölgesindeki 300 tankın, beklenen her türlü saldırıyı püskürtebileceğini ve askeri takviye kuvvetleri cephelere gelene kadar gerekli zamanı kazanabileceğine inanıyordu:

“Plan, savaşın başlamasıyla birlikte cephelere büyük miktarda yedek asker takviyesinin gelmesi için yirmi dört saatten fazla, önceden uyarı yapılacağı varsayımına dayanıyordu.”

Suriye ve Mısır’ın 1973’teki performansını 1948’den bu yana Araplarla yapılan önceki savaşlardaki performansıyla karşılaştırarak, düşman güçlerinin saldırısının beklenenden çok daha etkili olduğunu kabul ediyor.

Bu hayatımda girdiğim dördüncü savaştı. İlk olarak 1948 yılındaki Kurtuluş Savaşı’nda 25 yaşındaydım ve bir komando taburunun komutanıydım. O gün benim için kolaydı ve sorumluluklarımı tamamladıktan sonra puşimi yüzüme sarıp derin bir uykuya dalabildim. 1956’daki Sina harekâtı zor değildi. 1967’deki Altı Gün Savaşı da zor değildi. O gün Mısırlılar saldırıya uğradı ve kaçtılar. Suriyelilerin karadan karaya füzeleri yoktu, Ürdünlülerin ise hava gücü yoktu.

Dayan ayrıca, 1967 ve 1973 savaşları arasındaki temel farkın, Arap ordularının gücü olduğunu ve bu gücün geçmişte olduğundan yaklaşık üç kat daha iyi olduğunu belirtiyor. Aktardığına göre ortak Arap kuvvetlerinin sayısı 1973’te bir milyon muharebe askerine ulaşırken, 1967’de 300 bini aşmıyordu. Tank sayıları 1967’de bin 700 yerine 1973’te 5 bine ulaştı. Geçmişte 350 olan savaş uçağı sayısı bine ve 1967’de bin 350 sahra topu sayısı 4 bin 800’e ulaştı.

Golda Meir’in yanı sıra İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan da Suriye ve Mısır ordularının ani saldırısına karşı ihmalkarlık ve hazırlıksızlıkla suçlandığı için, Ekim Savaşı’nın ilk günlerinde İsrail ordusunun başına gelenlerin sorumluluğunu taşıyor.

5 Ekim 1973 Cuma günü Moşe Dayan, Başbakan Golda Meir ile sabah 9.45’te görüşmeden önce alarm durumunun İsrail ordusundaki en yüksek seviye olan C seviyesine yükseltilmesini emretti. Açıkça Suriye ve Mısır’ın birkaç saat içinde savaşa gireceğini düşündüğünü söyledi. Ancak askeri meslektaşları, özellikle de İstihbarat Şefi Eli Zeira ve Genelkurmay Başkanı David Eliezer onunla aynı fikirde değildi

İstihbarat şefinin kararına göre Mısırlıların, ateş açıp bazı baskınlar yapmalarına rağmen kanalı büyük kuvvetlerle geçmeleri pek mümkün değildi. ABD’nin değerlendirmesi, ne Suriye’nin ne de Mısır’ın yakın gelecekte bir saldırı düzenleme niyetinde olmadığı yönündeydi.

Ancak kısa sürede ABD’lilerin yanıldığı ortaya çıktı.

Dayan, anılarında savaşın ilk günlerinin zor olduğunu, erkekler arasından kayıplarının az olmadığını belirtiyor. Suriye ve Mısır orduları sürpriz saldırı avantajına sahipti. Ancak İsrailli subaylar Golda Meir’e, yedek güçler ön saflara ulaştığında ilk Suriye ve Mısır zaferlerinin hızla tersine çevrilebileceğine dair güvence verdi. Kısa sürede işlerin bu kadar basit olmadığı anlaşıldı. Aynı şekilde Dayan, Suriye güçlerinin Kuneytira şehrinin güneyindeki İsrail hatlarına nasıl girdiğini ve Celile Denizi’ne giden yollara doğru nasıl ilerlediğini de anlatıyor.

Fotoğraf Altı: İsrail ordusu arşivlerinden bir fotoğraf… Ariel Şaron, savaş sırasında alanı dolaşıyor (AFP)
İsrail ordusu arşivlerinden bir fotoğraf… Ariel Şaron, savaş sırasında alanı dolaşıyor (AFP)

“Güçlerimiz, Suriyelilerin içlerine girmesini engellemeyi başardı ve onları temas hatlarının ötesine, Suriye’nin kalbine itti. Ancak o zaman bile Suriyeliler kilit mevkiler için inatçı bir mücadele yürütüyordu. Birliklerimiz Kuneytira- Şam yolu üzerinde Tel Şems’i kontrol eden mevzilere ulaştığında, bunların güçlü bir şekilde korunduğunu, güçlerimizin füzelerle vurulan Suriye Hava Kuvvetleri’nin ateşine maruz kaldığını gördük.”

İsrail, yakın geçmişte de benzer bir bilgi almıştı. Mısır Cumhurbaşkanı Sedat, güçlerinin sınırda konuşlanmasını emretmiş ve herhangi bir çatışma yaşanmadan geri dönebilmek ve geri çekilebilmek için İsraillilere çok büyük bir mali bedelle benzer bir operasyon gerçekleştirmişti.

Daha sonra Mısır cephesi hakkında konuşmaya devam eden Dayan 1Zordu, kahramancaydı ve sinir bozucuydu” diyor. Bar Lev Hattı olarak bilinen Süveyş Kanalı güzergahındaki 16 İsrail kalesi, Mısır kuvvetleri tarafından büyük ve oldukça başarılı bir saldırıya maruz kalmıştı. Dayan, konuyla ilgili olarak şunları aktarıyor:

“Her biri izole bir adaydı, büyük ve umutsuz bir mücadelenin, bir ölüm kalım mücadelesinin içindeydi. Kalelerin bir veya iki gün bile olsa düşmana ne ölçüde dayanabileceğini kesin olarak belirlemenin mümkün olup olmadığını bilmiyordum.”

Son olarak Dayan, 1973 savaşını öncekilerden farklı kılan şeyin Arapların mevzilerinden kaçmamaları olduğunu kabul ediyor: “Geçmişte kaçış, Arap ordularının ortak bir özelliğiydi. Hepsinin değil ve hemen değil. Ama genelleme yapmak gerekirse, sert darbe aldıklarında ve alınları genişçe kırıldığında ellerini ve topuklarını kaldırdıkları söylenebilir. Ancak bu sefer öyle olmadı.”

Şimon Peres’in anıları

İsrail’in 2007- 2014 yılları arasında cumhurbaşkanı olan Şimon Peres, anılarında o dönemde Golda Meir hükümetinde yardımcı bakan olarak görev yaptığını ve karar alma mekanizmasına gerçek anlamda katılımının olmadığını söylüyor.

Fotoğraf Altı: İsrail Genelkurmay Başkanı David Eliezer (sağdan ikinci) ve İzak Rabin (en solda), 9 Ekim’de savaş sırasında Golan Tepeleri’ndeki ön cephelerin yakınını ziyaret ederken. (AFP)
 İsrail Genelkurmay Başkanı David Eliezer (sağdan ikinci) ve İzak Rabin (en solda), 9 Ekim’de savaş sırasında Golan Tepeleri’ndeki ön cephelerin yakınını ziyaret ederken. (AFP)

Ancak birkaç ay sonra Moşe Dayan’ın Yom Kippur Savaşı’nın sonuçları nedeniyle görevinden istifa etmesi üzerine Savunma Bakanı oldu. Peres, 6 Ekim sabahı Dayan’la görüştü. Dayan’ın kendisine orduyu hemen cepheye davet edemeyeceğini, hatta bir günde yedek askerleri bile davet edemeyeceğini söylediğini hatırlıyor:

“Yom Kippur Savaşı felaketinden sonra Moşe Dayan, yakın geçmişte en büyük hayranları olan kişiler tarafından terk edildi. Askeri mezarlığı ziyareti sırasında yüzüne tükürdüler, toplantılarda ve gazetelerde hakaret ettiler. Dayan, Yom Kippur Savaşı’ndan sonra artık aynı adam değildi.”

Moşe Dayan, Golan’daki 177 numaralı tanklarının ve Kanal bölgesindeki 300 tankın, beklenen her türlü saldırıyı püskürtebileceğini ve askeri takviye kuvvetleri cephelere gelene kadar gerekli zamanı kazanabileceğine inanıyordu.

“O sabah, sadece birkaç ay sonra Dayan’ın orada aynı ofiste durup bana Savunma Bakanlığı’nı teslim edeceğini hiç düşünmemiştim. Yom Kippur Savaşı başladığında bize çok pahalıya mal olan ihmalin bir daha asla tekrarlanmayacağından emin olmak için askeri bölgelere rastgele ve habersiz ziyaretler yaparak doğrudan orduyu yeniden inşa etmeye ve güçlendirmeye giriştim.”

Peres, 1973’teki savaşına dönüp bakarak, “1973’te başımıza gelenleri bugüne kadar anlamak çok zor. Duvarlarda bu kadar açık ve cesur olan yazıları nasıl olur da halkımız okumaz?” diyor.

Savaşın Enver Sedat’a, İsrail’le pazarlık yapabileceğini hissettirecek kadar zafer kazandırdığına ancak karşılığında Mısır’ın kendi iradesini İsrail’e askeri yollarla dayatamayacağını anlatacak kadar onu yenilgiye uğrattığına dikkat çekiyor. Sözlerinin devamında “Mısır askeri bir zafer elde edemedi, İsrail ise siyasi bir zafer kazanamadı” ifadelerine yer veriyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.


Mladenov'un ofisi ile Filistin Yönetimi arasında iletişim ve koordinasyon için bir irtibat bürosu kurulması

Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)
Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)
TT

Mladenov'un ofisi ile Filistin Yönetimi arasında iletişim ve koordinasyon için bir irtibat bürosu kurulması

Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)
Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)

Gazze Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi için hazırlanan Amerikan barış planının uygulanması kapsamında, ofisi ile Filistin Yönetimi arasında resmi bir irtibat bürosu kurulduğunu duyurdu.

Mladenov'un ofisinden dün yapılan açıklamada, "Filistin Yönetimi ile irtibat bürosunun kurulmasını memnuniyetle karşılıyoruz" denilerek, bu adımın iki taraf arasında resmi ve organize bir iletişim ve koordinasyon kanalı sağlayacağı, yazışmaların açık bir kurumsal mekanizma aracılığıyla alınıp iletilmesini güvence altına alacağı belirtildi.

Şarku'l Avsat'ın DPA'den aktardığına göre açıklamada Mladenov'un "(Barış Konseyi) ile Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi arasındaki irtibat görevlisi sıfatıyla, Gazze Şeridi'ndeki geçiş yönetimi, yeniden yapılanma ve kalkınmanın çeşitli yönlerinin (dürüstlük ve etkinlik içinde) uygulanmasını sağladığı" ifade edildi.

Yapılan açıklamada, Filistin Yönetimi irtibat bürosunun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından açıklanan 20 maddelik barış planını, Güvenlik Konseyi'nin 2803 sayılı 2025 tarihli kararına uygun olarak uygulamak ve Gazze halkı ile bölge halkı için daha istikrarlı bir gelecek inşa etmeye katkıda bulunmak amacıyla, Filistin Yönetimi irtibat bürosuyla birlikte çalışma konusundaki istekliliği ifade edildi.

Filistin Yönetimi Başkan Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh ise yaptığı kısa açıklamada, duyuruyu memnuniyetle karşılayarak şunları söyledi: "Filistin Yönetimi'ne bağlı bir irtibat bürosunun kurulması duyurusunu memnuniyetle karşılıyoruz. Bu büro, Başkan Trump'ın planını ve Güvenlik Konseyi'nin 2803 sayılı kararını uygulamak için (Barış Konseyi) temsilcisinin ofisi ile Filistin Yönetimi arasında resmi bir koordinasyon ve iletişim kanalı sağlayacaktır."

Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi'ndeki savaşı sona erdirmeye yönelik planının ikinci aşamasının uygulanması bağlamında gerçekleşiyor. Kasım 2025'te BM Güvenlik Konseyi tarafından 2803 sayılı kararla onaylanan plan, yönetimi ve yeniden yapılanmayı denetlemek üzere geçici bir organ olarak "Barış Konseyi"nin kurulmasını ve geçici bir uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılmasını destekliyor.

Bulgar bir diplomat ve 2015-2020 yılları arasında Ortadoğu barış sürecinde BM özel temsilcisi olarak görev yapmış olan Mladenov, 2015 sonbaharından beri devam eden kırılgan ateşkes ortamında, yaygın yıkımın ardından yeniden yapılanmada büyük zorluklarla karşı karşıya olan Gazze'de "Barış Konseyi" ile Gazze Ulusal Yönetim Komitesi arasında koordinasyonu sağlamaktan sorumludur.

İrtibat ofisinin kurulması, Ramallah'taki Filistin Yönetimi ile Gazze'de yeni mekanizmalar arasındaki koordinasyonu artırmak için pratik bir adım olarak görülürken, kapsamlı silahsızlanma ve İsrail güçlerinin çekilmesi gibi planın bazı hükümlerinin uygulanması, Filistinli grupların tutumlarına ve sahadaki gelişmelere bağlı kalmaktadır.


Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
TT

Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)

Husi grubu, birkaç gündür Yemen'deki Haşid aşiretinin en önde gelen şeyhlerinden biri olan aşiret lideri Himyar el-Ahmar’ın, Husi kontrolündeki başkent Sana'nın kuzeyindeki el-Hesebe mahallesindeki evine güvenlik kuşatması uyguluyor. Bu hareket, aşiret ve siyasi çevrelerde geniş çaplı kınamalara yol açtı.

Şarku’l Avsat'a bilgi veren kaynaklar, Husi lideri Yusuf el-Madani'nin birkaç gün önce el-Ahmar’ın evinin etrafına sıkı bir güvenlik kordonu kurulması emrini verdiğini söyledi. Maskeli silahlı kişiler zırhlı araçlar ve askeri kamyonlarla eve giden sokaklara konuşlandırıldı ve giriş çıkışları kısıtlamak için kontrol noktaları kuruldu.

Kaynaklara göre, grubun uyguladığı prosedürler arasında Haşid kabilesi ve diğer kabilelerden şeyhler de dahil olmak üzere ziyaretçilerin kimliklerinin kontrol edilmesi ve bazılarının eve girmesinin engellenmesi, diğer ziyaretçilerin ise bir daha el-Ahmer'i ziyaret etmeyeceklerine dair taahhüt imzalamaya zorlanması yer alıyordu. Bu durum, grubun kontrolü altındaki bölgelerde kabile şeyhlerine karşı dikkat çekici bir tırmanış anlamına geliyor.

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Sana'a'nın kuzeyindeki el-Ahmar’ın evinin yakınlarında yaşayanlar, Şarku’l Avsat'a verdikleri demeçte, mahallede alışılmadık güvenlik takviyelerinin yaşandığını, bunun günlük hayatı etkilediğini ve özellikle artan halk hoşnutsuzluğu doğrultusunda durumun aşiret çatışmalarına dönüşmesi konusunda ciddi endişeler doğurduğunu söylediler.

Bölge sakinleri ayrıca, "provokatif" olarak nitelendirdikleri bu hamlenin, özellikle kuşatma uzarsa veya hedef alınan kişilerin sayısı artarsa, kabileler arasındaki gerilimleri daha da artıracağından endişe ediyorlar.

Boyun eğdirme mesajları

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'in siyasi sahnesindeki en büyük ve en etkili kabilelerden biri olan Haşid kabilesinin en önde gelen sosyal figürlerinden biridir. Gözlemciler, bu statüdeki bir kabile figürünü hedef almanın, acil güvenlik endişelerinin ötesine geçen siyasi bir mesaj olarak görülebileceğini değerlendiriyor.

Amran, Sana ve çevresindeki kırsal kesimden aşiret liderleri, Şarku’l Avsat'a yaptıkları açıklamada, Husilerin aldığı önlemlerden duydukları derin memnuniyetsizliği dile getirerek, aşiret önderlerine yönelik devam eden tacizin yerleşik toplumsal normların ihlali ve kuzeydeki aşiretler arasında gerilimi artırma tehdidi olduğunu belirttiler.

Bu tür önlemlerin devam etmesinin, Yemen toplumunda derinden kök salmış aşiret geleneklerine doğrudan bir provokasyon oluşturduğunu, bu geleneklere göre evleri silahlarla kuşatmanın veya kutsallıklarını ihlal etmenin suç sayıldığını vurguladılar.

 Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)

Yerel kaynaklar, Husi militanlarının, Haşid aşiretinin önde gelen isimlerinden aşiret şeyhi Cibran Mücahid Ebu Şevarib'i, Sana'nın kuzeyindeki bir kontrol noktasında, el-Ahmar ailesinin evini ziyaretinden dönerken kaçırdığını ve hiçbir açıklama yapmadan bilinmeyen bir yere götürdüklerini bildirdi.

Ziyaretler devam ediyor

Husilerin sıkılaştırdığı güvenlik önlemlerine rağmen, aşiret şeyhleri ​​ve ileri gelenleri, grubun birkaç gündür konut çevresinde uyguladığı kısıtlamaları hiçe sayarak Sana'daki Şeyh Humeyr el-Ahmar’ın evini ziyaret etmeye devam ediyor.

Aşiret kaynaklarına göre önde gelen sosyal figürler, silahlı adamların konuşlandırılması ve bölge çevresinde kontrol noktalarının kurulmasının devam etmesi göz önüne alındığında, "aşiret geleneklerinin ihlali" olarak nitelendirdikleri durumu reddetmek ve dayanışma göstermek için Şeyh el-Ahmar’ın evine ulaşma konusunda istekliydiler.

Kaynaklar, ziyaretlerin gergin bir atmosferde gerçekleştiğini ancak aşiretlerin Şeyh el-Ahmar'a olan sürekli desteğini yansıttığını vurguladı.

Gözlemciler, bu aşiret hareketlerinin taciz politikasını ve evlerin kuşatılmasını reddeden açık mesajlar taşıdığını, Yemen'deki aşiret geleneklerinin evlere özel bir kutsallık tanıdığını ve onları herhangi bir şekilde hedef almayı yasakladığını savundu.

 Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)

Bu gelişmeler, Husilerin Sana ve diğer şehirleri ele geçirmesinden bu yana, kabilelerin nüfuz dengesini yeniden şekillendirmek ve geleneksel liderleri kendi otoritesine tabi kılmak amacıyla, Husiler ile bir dizi kabile şeyhi ve ileri gelenleri arasında yaşanan gergin ilişki bağlamında ortaya çıkmaktadır.

Tekrarlanan provokasyonlar bağlamında, Husi grubu geçen yıl Ağustos ayında Sana'da merhum Şeyh Abdullah bin Hüseyin el-Ahmar’ın evinin ana kapısı önünde "Humeyni sloganı" atarak askeri geçit töreni düzenledi.