Lübnan Dışişleri Bakanı Şarku'l Avsat'a konuştu: İsrail savaşın kapsamını genişletmemeli... Hizbullah'tan İsrail'e saldırmama konusunda söz aldık

Lübnan’ın Arap ülkelerinin ‘cesurca’ tutumlarıyla uyumlu bir tutum içerisinde olduğunu vurgulayan Lübnanlı Bakan, İsrail’le sınırlar konusunda 1949 tarihli Ateşkes Anlaşması’nın altını çizdi

Lübnan Dışişleri ve Göçmenler Bakanı Abdallah Buhabib, Washington'dan Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Dışişleri ve Göçmenler Bakanı Abdallah Buhabib, Washington'dan Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Dışişleri Bakanı Şarku'l Avsat'a konuştu: İsrail savaşın kapsamını genişletmemeli... Hizbullah'tan İsrail'e saldırmama konusunda söz aldık

Lübnan Dışişleri ve Göçmenler Bakanı Abdallah Buhabib, Washington'dan Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Dışişleri ve Göçmenler Bakanı Abdallah Buhabib, Washington'dan Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Dışişleri ve Göçmenler Bakanı Abdallah Buhabib, İsrail'in Gazze Şeridi ve çevresinde Hamas Hareketi ile arasındaki savaşın kapmasını genişletmemesi gerektiğini söyledi. Gazze Şeridi'nde patlak veren son olayları ‘tehlikeli’ olarak nitelendiren Lübnanlı Bakan, bu durumun İsrail'in ‘kibrinden ve Filistin halkına yönelik aralıksız devam eden düşmanlığından’ kaynaklandığını belirtti.

Hizbullah'ın pazar sabahı Suriye ve İsrail sınırlarının birleştiği Golan Tepeleri’nin dibinde bulunan Şebaa Çiftlikleri’ndeki İsrail mevzilerine saldırdığını duyurmasından önce Washington'da Şarku'l Avsat'ın sorularını yanıtlayan Bakan Buhabib, Lübnan hükümetinin İsrail Lübnan'ı ‘taciz etmedikçe’ Hizbullah'tan Gazze savaşına müdahale etmeyeceği yönünde söz aldığını söyledi.

Gazze Şeridi'nde patlak veren son olayları ‘tehlikeli’ olarak nitelendiren Lübnanlı Bakan, bu durumun İsrail'in ‘kibri ve Filistin halkına yönelik aralıksız devam eden düşmanlığından’ kaynaklandığını belirtti. Lübnan’ın gelişmeler karşısında Arap ülkelerinin ‘cesurca’ tutumlarıyla uyumlu bir tutum içerisinde olduğunu vurgulayan Buhabib, Hizbullah'ın Lübnan hükümetinin çözebileceği Lübnan’a ait bir sorun olmaktan ziyade bölgesel bir sorun olduğunu kabul ettiğini kaydetti.

Lübnan-İsrail kara sınırlarının çizilmesi meselesine değinen Buhabib, bu sınırların 1923 yılında çizildiğini ve 1949 Ateşkes Anlaşması'nda da yer aldığını hatırlatarak Lübnan hükümetinin ‘Mavi Hat’tı sınır olarak görmediğini’ sözlerine ekledi.

ABD Başkanı Joe Biden'ın Enerji ve Altyapıdan Sorumlu Kıdemli Danışmanı Amos Hochstein'ın iki ülke arasındaki deniz sınırlarıyla ilgili anlaşmaya varılmasından sonra kara sınırları üzerinde anlaşma sağlama çabalarının şu an devam eden savaş sona erene kadar ‘askıya alındığını’ da sözlerine ekledi.

Öte yandan ülkesinde cumhurbaşkanlığına aday olmayı düşünmediğini belirten Buhabib, ‘er ya da geç’ cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılacağını kaydetti. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'ni (UNHCR) ‘imparatorluk’ olarak nitelendiren Buhabibi UNHCR’nin Suriyeli mültecilerin Lübnan'a akınıyla ilgili tutumunu şiddetle eleştirdi. Lübnan’daki Suriyeli mülteci sayısının yaklaşık iki milyona, yani Lübnanlıların sayısının yüzde 50'sine ulaştığını ifade eden Buhabibi, Lübnan'ın aynı zamanda yaklaşık yarım milyon Filistinli mülteciye de ev sahipliği yaptığını hatırlatarak, Batı’nın, Arap ülkelerinin Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed yönetimindeki Suriye hükümetine yönelik açılımını durdurmak amacıyla ‘yoğun baskı uyguladığına’ işaret etti.

ABD'den Lübnan'a dönmek üzereyken Washington’daki bir kafede Şarku’l Avsat’a alelacele röportaj veren Lübnan Dışişleri Bakanı’nın açıklamaları sık sık bazı üst düzey yetkililerle yaptığı telefon görüşmeleri nedeniyle kesintiye uğradı.

Şarku’l Avsat’ın Lübnan Dışişleri ve Göçmenler Bakanı Abdallah Buhabib ile yaptığı röportajın tamamı:

- Artık herkes Gazze'de olup bitenleri izliyor. Bir savaş ilan edildi. Lübnan’ın yanı sıra tüm bölgede, 50 yıl önce olduğu gibi geniş çaplı bir savaşa sürüklenme endişesi hakim. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

- Tüm bu olanlar son derece tehlikeli. Olaylar İsrail'in kibrinin bir sonucu. Çünkü İsrail, Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta 2002'de düzenlenen Arap Birliği Zirvesi’nde kabul edilen ‘1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletinin kurulması, Filistinli mültecilerin sorununa adil çözüm bulunması, İsrail'in, Suriye'de Golan Tepeleri ile Lübnan'ın güneyinde işgal ettiği topraklardan çekilmesi, karşılığında da Arap ülkelerinin İsrail'i tanıması ve ilişkilerini normalleştirmesini’ öngören iki devletli barış planını reddediyor. Şu an İsrail ve özellikle mevcut hükümeti, uzlaşmazlık, kibir, küçük görme ve Filistin halkına ve hem Hıristiyanların hem de Müslümanların Kudüs'teki kutsal mekanlarına karşı hız kesmeden sürdürdüğü saldırılarıyla öne çıkıyor. Tüm bunların sonucu şu an tanık olduklarımız dışında olamazdı. Elbette hiçbirimiz Gazze Şeridi’nden böyle bir tepkinin gelmesini beklemiyorduk ama gözlemciler bir noktada olayların patlak vermesinden korkuyordu ve korkulan oldu.

- Lübnan'ın ve özellikle Hizbullah'ın bu savaşa sürüklenmesinden korkmuyor musunuz?

- Bugün yurt dışında olsam da Hizbullah'ın olan bitene müdahale etmeyeceğine dair söz verdiği  Başbakan ile iletişim halindeyim. Hizbullah, İsrail bizi taciz etmediği sürece olaylara müdahale etmeyecek. Bugün İsrail, kendini savunuyor, ancak savaşın kapsamını büyütmemeli ve genişletmemeli. Eğer savaşın kapsamı genişlerse o zaman ne olacağını ancak Allah bilir.

- Bu durum, halihazırda oldukça kırılgan bir halde olan Lübnan için tehlike oluşturmuyor mu?

Bakın, Lübnan’ın resmî kurumlarının zayıfladığına şüphe yok fakat güvenlik istikrarlı, ordumuz görevinin başında, iç ve dış politika devam ediyor. Hükümet çalışmalarını sürdürüyor ve görevlerini yerine getiriyor. Elbette birtakım sorunlarımız var ama Lübnan hükümetinin tutumları tüm Lübnan'ı temsil ediyor.

Arap ülkelerinin cesurca tutumu

- Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve diğer Arap ülkeleri, bir an önce ateşkes yapılması ve Filistinlilerin haklarını garanti eden barış anlaşması görüşmelerine dönüş çağrısında bulunmaya başladılar. Lübnan Arap ülkelerinin çağrıda bulundukları talepleri açıkça destekliyor mu?

Lübnan'ın ve diğer Arap ülkelerinin taleplerinin aynı olduğuna şüphe yok, ancak bunlar en başta Lübnan'ın talepleridir. Çünkü kendi varlığına ve kendi gücüne sahip, bağımsız bir Filistin devletinin kurulması bizim de çıkarımızadır. Bölgedeki her barış Lübnan’ın yararınadır. Bu yüzden Arapların bu cesurca tutumunu destekliyoruz. Ayrıca BM’yi barış sürecini yeniden başlatmaya ve iki devletli çözümün yeniden masaya yatırılması konusunda cesur bir karar almaya çağırıyoruz.

- Lübnan, deniz sınırlarının çizilmesiyle ilgili İsrail'le bir anlaşma yaptı. Kara sınırıyla ilgili başka bir anlaşmaya varılması konusunda da hareketlik başladı. Ancak Gazze'deki son gelişmeler bu hareketliliği etkiledi. Sizce bundan sonra ne olur?

Meselenin Lübnan ile İsrail arasındaki sınırların tanınması ya da netleştirilmesiyle ilgili olduğuna şüphe yok. Zira sınırlar 1923 yılında çizildi. Ancak uluslararası toplumun zamanı olmayacağı için sınır meselesiyle ilgili görüşmeler ertelenecektir. Şu an bunun sırası değil, çünkü önemli olan ateşkesin sağlanması ve barış sürecinin başlaması.

- Amos Hochstein’ın (görüşmelerle ilgili) son icraatı ne oldu?

Sınırların çizilmesine ilişkin görüşmeler bir süre önce başladı. Bu görüşmelere İsrail katılmadı. Biz de onlarca yıldır sıkıntı içinde olan Güney Lübnan'daki sorunların hafifletilmesiyle ilgileniyoruz. Bu sebeple BM’den ve ABD'den 1923 yılında Filistin ile Lübnan arasında çizilen ve 1949 yılında BM himayesinde Yunanistan'ın Rodos adasında imzalanan Ateşkes Anlaşması'nda yer alan sınırların netleştirilmesi konusunda bize ve İsrail'e yardım etmelerini istedik.

Lübnan’ın sınırları nerede başlayıp nerede bitiyor?

Lübnan, bu sınırlar üzerinde ısrarcı mı? Zira bazı noktalarda net görüş ayrılıkları var.

Biz Mavi Hat'tı bir sınır olarak görmüyoruz, daha ziyade İsrail’in 2000 yılında geri çekildiği çizgi olarak görüyoruz. Bu nedenle ateşkes anlaşmasıyla çizilen sınır üzerinde ısrar ediyoruz. BM’nin arabuluculuğunda İsrail’le bazı noktalarda anlaştık. Bu yüzden Güney Lübnan’a biraz olsun huzur getirmek için çalışmaları tamamlamaya çabalıyoruz.

- Peki, ABD, Lübnan'ın bu görüşü ya da yaklaşımına karşı anlayışlı mı?

Amos Hochstein bunu dile getirdi ama sonuçta karar verecek olan İsrail'dir. Eğer İsrail istemezse onu buna zorlayamayacaklarını söylüyorlar. Artık Gazze'de ve çevresindeki çatışmalar duruncaya kadar her şey ertelenmiş durumda.

- ABD de dahil olmak üzere Lübnan devletinin Hizbullah’ın elinde olduğunu, dolayısıyla kararın Lübnan devleti tarafından değil, Hizbullah tarafından alındığını söyleyenler var. Bu konuda söyleyeceksiniz?

Bu söylemin temel bir dayanağı yok. Çünkü deniz sınırlarının çizilmesine ilişkin anlaşma mevcut Lübnan hükümetiyle yapıldı. O dönem cumhurbaşkanımız vardı. Şu an bir cumhurbaşkanımız yok ama er ya da geç bir cumhurbaşkanı seçeceğiz.

- Ne zaman?

Bilmiyorum. Bununla ilgili bir fikrim de yok. Ben milletvekili değilim ve bu konuyla ilgilenmiyorum.

“Cumhurbaşkanlığına aday değilim”

- Lübnan'daki her Maruni Hıristiyan, doğuştan cumhurbaşkanlığına adaydır. Siz de aday mısınız?

Asla. Ben aday değilim. Emekli olmayı ve son günlerimin tadını çıkarmak için cumhurbaşkanının seçilmesini ve hükümetin kurulmasını bekliyorum.

- Lübnan, yalnızca güney sınırı nedeniyle değil, aynı zamanda Suriye savaşı nedeniyle de kırılgan bir durumda. Son dönemde on binlerce, belki de yüzbinlerce Suriyeli mülteci Lübnan'a akın etti. Bu yoğun mülteci akışı ülkede büyük bir gerginliğe neden oldu. Bu akım neden birden yaşandı?

FOTO: Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib Washington'da röportaj verdiği sırada açıklamaları sık sık gelen telefon görüşmeleriyle bölündü (Ali Barada)
Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib Washington'da röportaj verdiği sırada açıklamaları sık sık gelen telefon görüşmeleriyle bölündü (Ali Barada)

Batılı ülkelerin uygulanan yaptırımlar nedeniyle Suriye ekonomisi çok kötü bir halde. Bundan dolayı köyünde işsiz yaşayan herkes göç etmek ister. Biz Lübnanlılar  bu durumu herkesten çok daha iyi biliriz. Çünkü siyasi ya da güvenlik nedenlerinden ziyade ekonomik nedenler yüzünden yurtdışına göç eden milyonlarca insanımız var. Neden geldiklerini anlıyoruz ama artık dayanamıyoruz. Lübnan’da iki milyon Suriyeli mülteci var. Bu sayı Lübnan'ın şu an beş milyon olan, ancak bir milyonu yurtdışında bulunan nüfusunun neredeyse yarısına denk geliyor. Şu an Lübnan’da 4 milyon Lübnanlı, 2 milyon Suriyeli ve yarım milyon da Filistinli var. Lübnan bunu kaldıramaz. Yaşanan sorunların aslında yaşanmaması gerekiyor. Çünkü uluslararası bir anlayış olmalı. BM, UNHCR'nin Lübnan'daki mültecilere para vermesi konusunda ısrar ettiği sürece, bu kişiler Lübnan'da kalacak ve ödemeler az da olsa geri dönmeyecekler. UNHCR ve Batılı ülkeler, bu kişileri siyasi mülteci olarak görüyor, ancak esasında öyle değiller.

“UNHCR imparatorluğu”

- Yani UNHCR’nin Lübnan için tehdit oluşturduğunu mu söylüyorsunuz?

Tehlike oluşturduğunu söylemiyorum ama çalışma şekli Lübnan'daki Suriyeli mültecilerin sayısını artırıyor. BM, kimin ekonomik mülteci, kimin siyasi mülteci olduğunu anlamak için Lübnan devleti ve hatta Suriyeli yetkililerle iş birliği yapsa UNHCR’ye fazla iş kalmayacak. UNHCR, bugün bir imparatorluk. Lübnan'daki durumu anlamalarını önemsiyoruz. Biz hükümet olarak, cumhurbaşkanından dışişleri ve içişleri bakanına kadar bu yıl ve geçtiğimiz yıl mültecilerle ilgili yaptığımız tüm toplantılarda BM’yi bu şekilde devam edemeyeceğimiz konusunda uyardık. Ancak Batı ülkeleri aynı tutumlarını sürdürmekte ısrarcılar.

Batı’nın baskısı

- Arap ülkeleri Lübnan'ın sorunlarının çözümüne nasıl katkıda bulunabilir? Lübnan'ın yaşadığı bu sorunların çözümü için önde gelen Arap ülkeleriyle iletişim halinde misiniz?

Suriye ile Arap İrtibat Komitesi, Arap Birliği (AL) ve AL Genel Sekreteri ile birlikte beş ülkeden oluşuyor. Lübnan da bu ülkelerden biri. Komite çalışmaları başlarda coşkuyla başladı ama Batı ülkeleri, Suriye rejimine hiçbir taviz verilmemesi ve Suriye’nin AL üyeliğine geri dönmesiyle yetinilmesi konusunda komiteye yoğun bir baskı uyguladı.

Hizbullah

- Lübnan hükümetinin Arap ülkeleriyle arasını düzeltmeye yönelik girişimleriniz var mı?

Arap ülkeleriyle ilişkilerimiz iyi. Aramızda kesintisiz bir iletişim ve kalıcı iş birliği var. Biz Hizbullah'ı, Lübnan hükümetinin çözebileceği sadece Lübnan’a ait bir sorun olarak değil, bölgesel bir sorun olarak görüyoruz. Dolayısıyla bu konuda daha iyi bir anlayış olduğunu söylemek istiyorum. Buna karşın birlikte nasıl yaşayacağımız konusunda da mutabakatın sağlanması amacıyla daha fazla çalışma yapılması gerekiyor. Arap ülkeleri, özellikle de Körfez ülkeleri, Lübnan'ın eski haline dönmesini umuyorlar. Umarım bir cumhurbaşkanımız, bir hükümetimiz olur ve bir barış anlaşmamız olur ve hiçbir güvenlik sorunu yaşanmaz. Ama bugün Filistin'de yaşananlardan sonra başarılı bir barış süreci olursa, bunun Lübnan'a da faydası olacaktır.



Suriye Savunma Bakanlığı: Ateşkes 15 gün daha uzatıldı

Haseke'de Suriye Demokratik Güçlerine (SDD) ait bir kamyon, cephe hatlarına giden bir yolun üstünde duruyor. (AP)
Haseke'de Suriye Demokratik Güçlerine (SDD) ait bir kamyon, cephe hatlarına giden bir yolun üstünde duruyor. (AP)
TT

Suriye Savunma Bakanlığı: Ateşkes 15 gün daha uzatıldı

Haseke'de Suriye Demokratik Güçlerine (SDD) ait bir kamyon, cephe hatlarına giden bir yolun üstünde duruyor. (AP)
Haseke'de Suriye Demokratik Güçlerine (SDD) ait bir kamyon, cephe hatlarına giden bir yolun üstünde duruyor. (AP)

Suriye Savunma Bakanlığı bugün, Suriye Arap Ordusu'nun operasyonlarının tüm bölgelerinde ateşkesin 15 gün daha uzatıldığını duyurdu.

Bakanlık açıklamasında, ateşkes uzatmasının 24 Ocak 2026 saat 23:00 itibarı ile başlayacağını belirtti.

Bakanlık, uzatmanın "ABD'nin DEAŞ mahkumlarını SDG hapishanelerinden Irak'a transfer etme operasyonuna destek amacıyla" verildiğini belirtti.

Suriye Ordusu Operasyon Komutanlığı bugün yaptığı açıklamada, SDG’nin, Kandil Dağları'ndan Haseke vilayetine Kürdistan İşçi Partisi (PKK) milislerinden takviye birlikleri getirdiğini belirtti.

Şarku’l Avsat’ın resmi El-İhbariya TV kanalından aktardığına göre Komutanlık açıklamasında, "SDG, kontrolü altındaki bölgelerde, politikalarına karşı çıkan herkesi tutuklayarak, zorla yerinden ederek ve işkence ederek yaygın ihlallere devam ediyor" denildi.

Suriye Ordusu Operasyon Komutanlığı, SDG ve PKK milislerini provokasyonlarına devam etmemeleri ve yalan ve kurgulanmış görüntüler yaymamaları konusunda uyardı. Komutanlık, "Sahadaki durumu inceliyor ve operasyonel koşulları değerlendirerek bir sonraki adımımızı belirliyoruz" ifadelerini kullandı.

Suriye Ordusu Operasyon Komutanlığı, ilgili bakanlıklarla iş birliği içinde, çatışmalardan etkilenenlere destek ve yardım sağlamak amacıyla önümüzdeki saatlerde insani yardım koridorlarının açılacağını vurguladı.

Ajans, ordunun "tüm Suriye toplumu için koruyucu kalkan olacağını, Suriye topraklarının birliğini koruyacağını ve sınır ötesi tüm terörist projelere karşı duracağını" belirtti.

Bugün erken saatlerde Suriye Enformasyon Bakanı Hamza el-Mustafa, ateşkes anlaşması kapsamında SDG'ye verilen sürenin dolduğunu ve hükümetin sonraki adımlarını değerlendirdiğini söyledi.

Suriye Dışişleri Bakanlığı ise "tüm seçeneklerin masada olduğunu, aynı zamanda hukukun uygulanması ve ülkenin birleştirilmesi için gerilimin azaltılması ve diyalog yolunun izlendiğini" ifade etti.


Witkoff ve Kushner, Gazze Şeridi'nin geleceğini görüşmek üzere İsrail'de

ABD'li elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na katıldı. (AP)
ABD'li elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na katıldı. (AP)
TT

Witkoff ve Kushner, Gazze Şeridi'nin geleceğini görüşmek üzere İsrail'de

ABD'li elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na katıldı. (AP)
ABD'li elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na katıldı. (AP)

Bilgi sahibi iki kaynak, ABD’li temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner’in, Gazze Şeridi başta olmak üzere bölgesel gelişmeleri görüşmek üzere bugün İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile bir araya gelmek için ülkede bulunduğunu bildirdi. Aynı gün Gazze’de iki yeni şiddet olayı yaşandığı açıklandı. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, bölgedeki gelişmeler uluslararası kamuoyunun gündeminde yer almaya devam ediyor.

ABD, perşembe günü, sıfırdan inşa edilecek ‘yeni bir Gazze’ planını duyurdu. Planın, konutlar, veri merkezleri ve sahil şeridinde tatil tesislerini kapsadığı belirtildi. Bu girişimin, İsrail ile Hamas arasında, sık sık ihlallerle sekteye uğrayan ateşkes anlaşmasını ilerletme amacı taşıyan ABD Başkanı Donald Trump’ın çabaları kapsamında gündeme geldiği ifade edildi.

Öte yandan Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı, bugün yaptığı açıklamada, biri kuzeyde olmak üzere iki ayrı olayda, aralarında iki çocuğun da bulunduğu üç kişinin İsrail ateşi sonucu hayatını kaybettiğini duyurdu. Bakanlığın verilerine göre, savaşın başlamasından bu yana Gazze Şeridi’nde hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bin 654’e ulaştı.

Netanyahu’nun ofisinden bir sözcü, taraflar arasında bir toplantı yapılacağını doğruladı ancak görüşmenin içeriğine ilişkin ayrıntı paylaşmadı.

İsrail’in yürüttüğü savaş nedeniyle Gazze Şeridi’nin büyük bölümü yıkıma uğradı. ABD destekli Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas, perşembe günü yaptığı açıklamada, Refah Sınır Kapısı’nın bu hafta açılacağını söyledi. Kapı, nüfusu iki milyonu aşan Gazze halkı için fiilen bölgeye giriş ve çıkışın tek yolu konumunda bulunuyor.

Reuters’a konuşan üç kaynağa göre İsrail, Mısır üzerinden Refah Sınır Kapısı’ndan Gazze’ye dönecek Filistinlilerin sayısını sınırlamak istiyor. Bu çerçevede, Gazze Şeridi’nden çıkan Filistinlilerin sayısının, bölgeye girenlerden fazla olması hedefleniyor.

Refah Sınır Kapısı’nın, Trump’ın savaşı sona erdirmeye yönelik planının ilk aşamasında açılması öngörülüyordu. ABD, bu ay planın ikinci aşamasına geçildiğini açıklamıştı. Söz konusu aşamada İsrail’in Gazze’den asker çekmesi ve Hamas’ın bölgenin yönetiminden çekilmesi bekleniyor. İsrail ordusu, 2024 yılından bu yana sınır kapısının Filistin tarafını kontrol ediyor.


Filistinlilerin yıkıntıları üzerine inşa edilecek “Gazze Rivierası” hakkında ne biliyoruz?

Davos Forumu 2026'nın oturum aralarında “Barış Konseyi” girişiminin duyurulması sırasında “Yeni Gazze” başlıklı bir slayt gösterimi yapıldı
Davos Forumu 2026'nın oturum aralarında “Barış Konseyi” girişiminin duyurulması sırasında “Yeni Gazze” başlıklı bir slayt gösterimi yapıldı
TT

Filistinlilerin yıkıntıları üzerine inşa edilecek “Gazze Rivierası” hakkında ne biliyoruz?

Davos Forumu 2026'nın oturum aralarında “Barış Konseyi” girişiminin duyurulması sırasında “Yeni Gazze” başlıklı bir slayt gösterimi yapıldı
Davos Forumu 2026'nın oturum aralarında “Barış Konseyi” girişiminin duyurulması sırasında “Yeni Gazze” başlıklı bir slayt gösterimi yapıldı

Hala en-Naci

Bugün ‘Gazze Rivierası’ ya da ‘Yeni Gazze” adıyla tanıtımı yapılan proje, sadece bir kentsel konsept veya ertelenmiş bir kalkınma hayali değil, Filistin bağlamını açıkça dışlayan, toprak, insan ve kentleşmeyi yeniden tanımlayan eksiksiz bir siyasi projedir. Zarif sunumlarla tanıtılan ve kendisini ‘Barış Konseyi’nin başkanı ilan eden ABD Başkanı Donald Trump tarafından ‘deniz kenarında harika bir mülk’ olarak tanımlanan ve damadı Jared Kushner’in iş çevrelerinde pazarladığı bu proje, “Filistinliler nasıl yaşayacak?” sorusuna yanıt aramak yerine, “Gazze nasıl verimli bir yatırım projesine dönüştürülebilir?” sorusunun cevabına odaklanıyor.

Gazze'yi soyup yatırım amaçlı bir mülk haline getirmek

Bu projede Gazze, tarihi zengin, sosyal ilişkilere, çatışma geçmişine ve hatıralara sahip kalabalık bir şehir olarak değil, bir yatırım yeri olarak görülüyor. Bu yeni kent inşa etme fantezisine göre Gazze, orada yaşayanlar silinip, yeniden şekillendirilebilecek boş bir alan olarak lanse ediliyor. Sanki son birkaç ayda yaşananlar sistematik bir imha değil de gelecek için zemin hazırlayan gerekli bir yıkım ve boşaltma süreciymiş gibi.

Gazze siyasi, kültürel, sosyal ve insani tüm sahip olduklarından arındırılıp otellere, mali fırsatlara, sahil şeridine ve gayrimenkul geliştirmeye indirgendiğinde, orijinal sakinleri dışlayan ve onları potansiyel yararlanıcılar ve tüketiciler olarak soyut bir şekilde sunan bir piyasa dili ve ticari eylem ortaya çıkıyor.

Bu anlayışa göre Filistinlilere siyasi aktörler veya bu yerin hak sahipleri olarak değil, idari olarak ele alınması gereken fazlalık unsurlar olarak bakılıyor. Bu çerçevede insanlıklarından ve iradelerinden mahrum bırakılan Filistinliler, sınıflandırma, nakil, kontrol ve idare gibi otoriter önlemlere tabi bir nüfusa indirgeniyor.

Söz konusu projenin duyurusunda verilen ayrıntılara göre İsrail tarafından Filistinlilerin, inşa edilmesi planlanan köylerde ve kapalı topluluklar olarak ikamet etmeye hak kazananların belirlendiği bir tarama sürecine tabi tutulmaları kararlaştırıldı. Bu, yerli nüfusun, kimin kalmasına izin verileceği ve kimin dışlanacağına ilişkin kendi kaderini belirleme sürecinden sistematik olarak dışlanması anlamına geliyor.

Bu anlayışa göre Filistinlilere, siyasi aktörler veya bu yerin hak sahipleri olarak değil, idari olarak ele alınması gereken fazlalık unsurlar olarak bakılıyor.

Ayrıca, kapalı ve izlenen konut kompleksleri fikri, sıkı konut düzenlemeleri, izinler ve şartlı hizmetler yoluyla yönetilecek olan Gazze'nin modern bir hapishane biçimidir. Bu anlamda, şehir Filistinliler için değil, onların üzerine inşa edilmektedir. Filistinliler, kendilerinin tasarlamadığı bir forma, seçmedikleri bir yaşam tarzına ve kendilerine benzemeyen bir şehre uyum sağlamak zorunda bırakılıyor.

Buradaki planlama, “İnsanlar nasıl yaşıyor? Nasıl çalışıyorlar? Nasıl bir arada bulunuyorlar?” gibi günlük yaşama dair sorularla ilgilenmiyor. Daha ziyade “Nerede olmalılar? Nasıl kontrol edilebilirler? Nasıl susturulabilirler? Nasıl tekrar siyasi bir sorun haline gelmelerini engelleyebiliriz?” gibi kontrolle ilgili sorulardan yola çıkıyor.

Askeri operasyonların ardından Han Yunus sokaklarında yıkımın yaşandığı manzara (AP Photo/ Abdulkerim Hana)Askeri operasyonların ardından Han Yunus sokaklarında yıkımın yaşandığı manzara (AP Photo/ Abdulkerim Hana)

Proje, ne bu yerin tarihine, ne kültürüne, ne de kolektif hafızasına dayanıyor. Yok edilen mahallelerin, isimlerin, akrabalık bağlarının, on yıllarca süren kuşatma sonucu şekillenen geçim ekonomisinin hiçbir izi yok. Projede yer alan bu şehir, anlamından arındırılmış bir araziye yapıştırılmış, hazır fikir olarak ithal edilmiş bir şehir. Bu şehir, Filistin gerçekliğine değil, sahil şeridi, kuleler, oteller ve tüketim alanları gibi yatırımcıların hayal gücüne dayalı olarak tasarlanmış bir şehir.

Dolayısıyla Yeni Gazze projesi, Filistin karakterinden yoksun, gerçek bir yaşam ritmi olmayan, köklü sosyal ilişkilerin bulunmadığı bir şehir gibi görünmektedir. Bu şehir, arkasında derin bir boşluğu gizleyen cilalı  cephedir: anlam boşluğu, haklar boşluğu ve katılım boşluğu. Bu şehir, sakinlerini varlığının bir koşulu değil, kalkınmanın önünde bir engelmiş gibi görüyor. Bu da özünde, günümüz dilinde yeniden üretilen eski bir sömürge mantığını, yani ‘halkı olmayan bir toprak ya da toprağın yatırım yapılabilir hale gelmesi için görünmez kılınması gereken bir halk’ düşüncesini yansıtıyor.

Vatandaşlıktan nüfus yönetimine

Yeni Gazze projesinin en tehlikeli yönü, gelecekteki şekli veya pazarlama dili değil, politikasında yer alan, vatandaşlık fikrinden nüfus yönetimi mantığına geçişi simgeleyen egemenlik mantığıdır. Bu vizyonda Filistinliler, kendi kaderini tayin etme hakkına sahip bir siyasi grup olarak ya da toprak ve şehirlerin sahipleri olarak değil, hareket ve varoluşları açısından organize edilmesi, dağıtılması ve kontrol edilmesi gereken bir insan kitlesi olarak görülüyor. Kullanılan dil bu değişimi açıkça ortaya koyuyor. Konuşma mahalleler, açık şehirler veya yaşayabilir bir kentsel doku hakkında değil, kapalı konut kompleksleri, model köyler ve bölge sakinlerinin İsrail makamları tarafından sınıflandırıldıktan sonra burada kalıp kalmayacaklarının kararlaştırılması hakkında yapılıyor.

Gazze'deki yıkımın sınırın İsrail tarafından görünüşü (Reuters)Gazze'deki yıkımın sınırın İsrail tarafından görünüşü (Reuters)

Bu terimler, genel olarak, sivil ve kentsel planlama sözlüğüne ait olmaktan çok, kontrol sözlüğüne aittir. Bunlar, nüfusun izole edildiği, yerlerinin belirlendiği ve hayatlarının dışarıdan yönetildiği kamplar, rezervler ve kontrol bölgeleri gibi askeri bağlamlarda tarihsel olarak kullanılan kelimeleri yeniden üretir.

Kentsel eylem bağlamında bile, bu kentsel planlama değildir, çünkü planlama esasen sakinlerin katılımını, yaşam tarzlarının tanınmasını ve sosyal ve ekonomik ağlarının üzerine inşa edilmesini gerektirir. Ancak burada, önceden tasarlanmış ve daha sonra insanlara dayatılan zorlayıcı bir sosyal mühendislikle karşı karşıyayız. Şehir içinden büyümez, yukarıdan dayatılır. Günlük deneyimlerle şekillenmez, nüfusun tasarımla çözülebilecek teknik bir sorun olduğunu varsayan hazır planlarla şekillenir.

Planın en tehlikeli yönü ise, bu şiddetin şiddet olarak sunulmaması, aksine yumuşak insani bir dil ile örtbas edilmesi: yeniden inşa, insana yakışır konutlar, daha iyi bir yaşam. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre ancak bu dilin ardında, Filistinlilerin yaşamı, siyasi ve sosyal boyutlarından arındırılacak ve kontrol ve gözetim altında tutulan idari bir meseleye indirgenecek şekilde yeniden düzenleniyor.

Cezalandırma aracı olarak şehir: itaat et hayatta kal

Yeni Gazze projesinin arkasındaki üstü kapalı denklem açıkça belirtilmemiş olsa da bu, olayların dışında kalanların belirlediği bir modele göre yaşamayı kabul etmek demek ve bu kabul, hayat karşılığında elde edilir. Sadece boyun eğmek Filistinlileri ölümden, yerinden edilmeden ve yavaş yavaş yok olmaktan kurtarabilir.

Yeni Gazze, Filistin karakterinden yoksun, gerçek bir yaşam ritmi olmayan, köklü sosyal ilişkilerin bulunmadığı bir şehir gibi görünüyor. Arkasında anlam boşluğu, haklar boşluğu ve katılım boşluğu gibi derin bir boşluğu gizleyen cilalı cephe.

Bu bağlamda proje, bölge sakinleri için doğal bir hak ya da önceki yaşamlarının bir uzantısı olarak değil, hayatta kalmak için şartlı bir alternatif olarak sunuluyor. Burada hayatta kalmak, onurlu bir yaşam anlamına gelmiyor, sadece hayatta kalmak anlamına gelir. Böylece konut, yaşam alanı olmaktan çıkıp bir disiplin mekanizmasına dönüşür. Ev artık mahremiyet, hatıralar veya felaket sonrası kendini yeniden inşa etme yeri değil, hareketleri izleyen, sosyal toplantıları sınırlayan ve özgürlüğü değil, asgari istikrarı sağlamak için sosyal ilişkileri yeniden şekillendiren daha büyük bir sistem içinde kontrol edilen bir konut birimidir.

Han Yunus’ta gıda yardımından alabilmeyi bekleyen Filistinliler (AP Photo/Abdulkerim Hana)Han Yunus’ta gıda yardımından alabilmeyi bekleyen Filistinliler (AP Photo/Abdulkerim Hana)

Bu mantığa göre, şehir başka yollarla şiddeti sürdürmek için bir araç olarak kullanılıyor. Zorla yıkıldıktan sonra, halkın siyasi veya sosyal olarak geri kazanmasını engelleyecek şekilde yeniden inşa ediliyor. Buradaki şehir yarayı iyileştirmiyor, aksine zorla kapatıyor ve adaleti sağlamak yerine sakinlerinden minnettarlık bekliyor.

Burada cezanın baskı dilinde değil, bakım dilinde sunulması asıl tehlikeyi arz ediyor. Filistinlilere ‘size barınma, güvenlik ve hizmetler sağlıyoruz’ deniyor. Ancak bu barınmanın sessizlik şartına, bu güvenliğin itaat şartına ve bu hizmetlerin, yeri veya geleceğini yeniden tanımlama hakkından vazgeçme şartına bağlı olduğu söylenmiyor.

Şu anda olanlar sömürge tarihinde yeni bir şey değil. Sadece görünüşü yeni. Kampları, kolonileri ve yeniden yerleşim şehirlerini yöneten mantık, bugün yatırım araçları ve daha iyi bir yaşam vaadiyle çağdaş bir dilde yeniden üretiliyor.

Filistinlilere değil, yatırımcılara yönelik bir proje

“Gazze Rivierası” projesinin öncelikle Filistinlilere yönelik olmadığının açıkça belirtilmesi gerekiyor. Sadece fiziksel olarak orada bulunmadıkları için değil, aynı zamanda söylemden yapısal olarak dışlandıkları için de bu böyle. Projenin sunulduğu dil, ortam ve mekan, hedeflenen kitlenin; iş adamları, yatırım fonları ve genellikle Dünya Ekonomik Forumu gibi platformlarda bir araya gelen küresel ekonomik elit olduğunu ortaya koyuyor. Burada Filistinliler hedef kitle değil, konu olarak ele alınmaktadır. Onlar bu vizyonun ortakları değil, yatırımın mümkün olabilmesi için aşılması veya yönetilmesi gereken engellerdir. Proje, Gazze'de yaşayan insanların sorularına cevap vermek için değil, sermaye sahiplerinin ve yatırımcıların ‘Burası güvenli mi? Sakinleri kontrol edilebilir mi? Siyasi riskler kontrol altında mı?’ şeklindeki sorularına cevap vermek için tasarlanmış görünüyor.

Çeşitli ülkelerin liderleri, Davos 2026'da Trump ile birlikte Barış Konseyi tüzüğünü imzaladı (AFP – Mandel NGAN)Çeşitli ülkelerin liderleri, Davos 2026'da Trump ile birlikte Barış Konseyi tüzüğünü imzaladı (AFP – Mandel NGAN)

Bu tehlikeli gelişmeler, sorunu sömürgecilik, soykırım savaşı ve ihlal edilen haklar meselesinden yönetilebilir bir ekonomi meselesine dönüştürüyor. Bu söylemde Filistin, adalet meselesi olarak değil, felaketin ardından ortaya çıkan bir pazar olarak görülüyor. Bu yüzden Filistinlilerin yokluğu, projenin bir kusuru değil, başarısının şartıdır. Siyasi talepleri, hafızası ve tarihi hakları olan bir halkın varlığı, yatırımı bozuyor.

Bu şiddet, şiddet olarak sunulmuyor, yeniden inşa, insana yakışır konutlar, daha iyi bir yaşam gibi ifadelerin kullanıldığı yumuşak insani bir dil ile örtülüyor.

Gazze ile ilgili bu öneride Filistin, adalete muhtaç yaralı bir vatan olarak değil, yeniden pazarlanmaya hazır bir toprak olarak sunuluyor. Bu da projeyi özünde bir yeniden inşa önerisi değil, yatırım diline bürünmüş bir siyasi çekilme önerisi haline getiriyor.

Soykırımdan kalkınmaya: Dil değişiyor ama öz değişmiyor

Son yıllarda soykırımla ilgili açık söylemlerin azaldığı doğru olsa da sadece dil değişti, mantık değil. Artık Gazze'nin sakinlerinin boşaltılması gerektiği açıkça ifade edilmiyor, bunun yerine Filistinlilerin ya gereksiz oldukları ya da bu yer için yeni bir vizyona hizmet etmek üzere yeniden şekillendirilebilecekleri varsayımıyla bir kalkınma modeli öneriliyor. Gazze ile ilgili bu öneride Filistin, adalete muhtaç yaralı bir vatan olarak değil, yeniden pazarlanmaya hazır bir toprak olarak sunuluyor. Bu da projeyi özünde bir yeniden inşa önerisi değil, yatırım diline bürünmüş bir siyasi çekilme önerisi haline getiriyor.

Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına hizmet edecek komite Kahire'de oluşturuldu (AFP – Egypt’s State Information Service)Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına hizmet edecek komite Kahire'de oluşturuldu (AFP – Egypt’s State Information Service)

Artık silahlar tek araç değil; şehirlerin kendisi bir araç haline geldi. Planlama tankların yerini aldı, yatırımlar askerlerin yerini aldı ve insani dil açık ırkçı söylemlerin yerini aldı. Devam eden dilsel aldatmaca, kalkınma, yeniden inşa, istikrar ve daha iyi bir yaşam gibi kelimeleri kullanarak, önerilenin Filistinlilerin siyasi konumlarına geri dönmelerini engelleyecek şekilde bölgenin yeniden düzenlenmesi olduğu gerçeğini gizliyor. Burada kalkınma, toplumu güçlendirmek ve yıkılanları yeniden inşa etmek anlamına gelmiyor, aksine başka bir halk için ya da en azından orijinal sakinlerin bu yerle olan ilişkilerini geri kazanmalarına izin vermeyen bir mantığa göre başka bir şey inşa etmek anlamına geliyor. Bu bağlamda kalkınma, gelişmiş bir kontrol biçimine dönüşüyor. Dışlama niyetini açıkça beyan etmesine de gerek yok, sonuçlar bunu kendiliğinden halledecektir. Geri dönülmesi imkansız bir şehir, sakinlerine benzemeyen mahalleler, Gazze'deki Filistinlilerin yaşam tarzıyla bağdaşmayan yaşam koşulları ve insanlar için yeniden inşa edilmesi gereken yerden yavaş yavaş dışlayan bir ekonomi söz konusu.

Gazze'deki yıkılmış binaların yanından geçen İsrail ordusuna ait askeri araçlar (Reuters)Gazze'deki yıkılmış binaların yanından geçen İsrail ordusuna ait askeri araçlar (Reuters)

Bu değişimin en tehlikeli yanı, şiddetin rasyonel, teknik ve tarafsız olarak sunulmasına olanak tanımasıdır. İnsanlar suçtan bahsetmek yerine çözümlerden bahsediyorlar. Sorumluluğu sorgulamak yerine ekonomik uygulanabilirliği tartışıyorlar. Bu şekilde, etnik temizlik adından sıyrılıyor, ancak etkisinden sıyrılmıyor. Gazze Rivierası, sakinlerinden boşaltma mantığından kopuş değil, daha çok onun gelişmiş bir versiyonudur. Yaşam koşullarının kendisinin itici hale gelmesi nedeniyle, doğrudan sürgün gerektirmeyen bir gerçeklik yaratma girişimidir. Bir şehrin yıkıntıları üzerine inşa edilmiş, halkını geri getirmek değil, onların nazikçe dışlanmasını sistematik hale getirmek amacıyla kurulmuş bir şehir.

Ancak bu söylemin arkasında, Filistinlilerin yaşamları siyasi ve sosyal boyutlarından arındırılacak şekilde yeniden düzenleniyor. Bir şehrin yıkıntıları üzerine inşa edilen bu proje, halkını geri getirmeyi değil, onların kademeli olarak dışlanmasını sistematik hale getirmeyi amaçlıyor.

Dolayısıyla söz konusu proje, dili ne kadar değişmiş olursa olsun, yok etme savaşının bağlamından ayrı düşünülemez. Şiddet, Filistinlilere fazlalık, bir koşul veya bir anıdan başka bir yerin olmadığı gelecek vaat eden planlar, yatırımlar ve sözlerle sessizce yönetilen aşamayı sona erdirmiyor, yeni bir aşamaya geçiyor.