Gazze savaşta: Hizbullah, savaşa girecek mi?

Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları Komutanı Muhammed ed-Dayf'ın davetine verdiği yanıtla ilgili sorular

Hizbullah mensupları, üyelerinden birinin 1 Haziran 2017'deki cenaze töreninde (Shutterstock)
Hizbullah mensupları, üyelerinden birinin 1 Haziran 2017'deki cenaze töreninde (Shutterstock)
TT

Gazze savaşta: Hizbullah, savaşa girecek mi?

Hizbullah mensupları, üyelerinden birinin 1 Haziran 2017'deki cenaze töreninde (Shutterstock)
Hizbullah mensupları, üyelerinden birinin 1 Haziran 2017'deki cenaze töreninde (Shutterstock)

Elie el-Kusayfi

Hizbullah'ın, Hamas'ın 7 Ekim Cumartesi günü İsrail'e yönelik Aksa Tufanı operasyonunu başlatmasının ardından yaptığı açıklama önemli hususlar içeriyor. Açıklamada öncelikle, Aksa Tufanı operasyonunun “Arap ve İslam dünyasına ve bir bütün olarak uluslararası topluma, özellikle de Siyonist düşmanla normalleşme arayışında olanlara, Filistin davasının zafere kadar devam edeceğine dair bir mesaj” olduğu belirtildi. Her ne kadar Hamas bunu hiçbir zaman saldırısını başlatma nedenlerinden biri olarak belirtmemiş olsa da, söz konusu anlatı savaşın siyasi gerekçelerini akla getiriyor. Aksa Tufanı operasyonu, Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları Komutanı Muhammed ed-Dayf'ın belirttiği gibi, “İsrail'in Filistin halkına karşı devam eden suçlarına ve işgalin ABD ile Batı desteği ve uluslararası sessizlik ortasında uluslararası yasaları hiçe saymasına” bir yanıt olarak geldi. Ed-Dayf ayrıca Aksa Tufanı'na destek için intifada çağrısında bulundu.

Dolayısıyla Hizbullah'ın açıklamasını zamanlaması ve genel bağlamıyla okumak, savaşın genel bölgesel siyasi çerçevesini çizerek sadece Hizbullah’ın savaşa ilişkin konumunu değil, aynı zamanda İran'ın da savaşa ilişkin konumunu ifade ettiğini söylemeye yol açıyor. Yani bu açıklama, İran'ın Aksa Tufanı"na ilişkin ilk tutumu sayılabilir.

İç içe geçen noktalar

İsrail'in kuzeyinde dün (Pazar) Lübnan'daki Hizbullah ile yapılan kısa süreli çatışmalar, Filistin’deki çatışmanın daha geniş bir bölgesel savaşa dönüşebileceği yönündeki korkuları artırdı. Hizbullah, dün sınır boyunca İsrail mevzilerine roket ve top mermisi attı. İsrail ise silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) karşılık verdi. İsrail ordusu, karşılıklı çatışmalardan sonra durumun sakinleştiğini bildirdi.

Ancak belki de savaşın nedeninden daha önemli olan, Hizbullah'ın doğrudan mı yoksa dolaylı olarak mı operasyonlara katılarak savaşa gireceğidir. Hizbullah tarafından yapılan açıklamada, “Arap ve İslam ulusunun halklarına ve dünyanın dört bir yanındaki özgür insanlara, Filistin halkına ve direniş hareketlerine desteklerini beyan etmeleri, söz ve eylemde birliklerini teyit etmeleri” çağrısında bulunuluyor. Açıklamanın devamında Lübnan'daki İslami direniş liderliğinin Filistin'deki kritik gelişmeleri ve saha koşullarını büyük bir ilgiyle yakından takip ettiği vurgulandı. Ayrıca Hizbullah’ın hem yurt içinde hem de yurt dışında Filistin direnişinin liderleriyle doğrudan temas halinde olduğu, olayları ve operasyonların ilerleyişini sürekli değerlendirdiği belirtildi. Açıklama, Siyonist düşmanın hükümetine, Filistin direnişinin savaş alanında ve çatışma alanlarında verdiği önemli dersleri dikkate alması çağrısıyla sona erdi.

“Hizbullah'ın savaştaki potansiyel rolüne odaklanmak, onun İsrail’e karşı Lübnan sınırında operasyonlar düzenleyerek veya savaş yürüterek doğrudan savaş hattına girme ihtimali göz önüne alındığında artık büyük önem kazanıyor.”

Hizbullah, Dayf'ın çağrısına doğrudan yanıt vermekten kaçındı ve Lübnan, İran, Yemen, Irak ve Suriye'deki kardeşlerini Filistin'deki direnişe katılmaya çağırdı. Bu, yakın zamanda İran'ın temel ilkesi olan ‘direniş ekseni’ doktrini ile uyumludur. Hamas ile İran arasındaki ilk kritik uzlaşma sınavı, Hamas'ın 2011'deki Suriye ayaklanmasından sonra, rejimin protestoculara yönelik baskısını desteklemediği dönemde yaşanmıştı ve o süreçte bağlar neredeyse kopmuştu. Zira Hamas'ın tutumu İran’ın direniş ekseni doktrininden önemli bir kopuşa işaret ediyordu.

(foto altı) Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, eski Genel Sekreter Abbas el-Musavi'nin öldürülmesinin yıldönümünde bir konuşma yapıyor. (Getty Images)
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, eski Genel Sekreter Abbas el-Musavi'nin öldürülmesinin yıldönümünde bir konuşma yapıyor. (Getty Images)

Hizbullah, Dayf'ın savaşa katılma davetini doğrudan kabul etmemekle birlikte, müdahil olma olasılığını da tamamen reddetmedi. Hizbullah’ın Hamas'ı ‘söz ve eylemle’ desteklediği, grubun Lübnan'daki olayları izlediği ve hem yurt içinde hem de yurt dışında Filistin direnişiyle doğrudan temas kurduğu iddiası da bunu gösteriyor. Bu tutum, Hizbullah'ın 2021'de Hamas ile İsrail arasındaki Kudüs Kılıcı savaşında olduğu gibi, Hizbullah ile silahlı Filistinli gruplar arasında ortak operasyonlar kontrol odasının varlığına işaret eden önceki destek beyanlarıyla uyumludur. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, 25 Temmuz 2022'de İzzeddin el-Kassam Tugayları liderlerinden Muhammed es-Sinvar'ın 22 Mayıs 2022'de Hizbullah ile ortak bir güvenlik odası kurulduğunu duyurmasının ardından bunu doğrulamıştı.

Doğru hesaplamalar

Bu nedenle Hizbullah’ın açıklaması, Hizbullah'ın savaşa aktif olarak katılıp katılmamasına bakılmaksızın, mevcut çatışmalarda Hizbullah ile Hamas arasında doğrudan koordinasyonu doğruluyor. Hizbullah'ın savaşa herhangi bir doğrudan katılımı, hem Hizbullah hem de İran tarafından titizlikle hesaplanacak ve değerlendirilecektir. Kuşkusuz bu, mevcut bölgesel ve uluslararası ortamda İsrail'le savaşa girmeye hazır olup olmamalarına bağlı. Lübnan'daki ekonomik kriz ve Cumhurbaşkanlığı boşluğu, Hizbullah'ın seçeneklerini dikkatlice düşünmesini ve kâr-zarar dengesine göre karar vermesini gerektiriyor.

“Lübnan'daki ekonomik kriz ve Cumhurbaşkanlığı boşluğu, Hizbullah'ın seçeneklerini dikkatlice düşünmesini ve kâr-zarar dengesine göre karar vermesini gerektiriyor.”

Bu bağlamda Hizbullah'ın “Siyonist düşman hükümetine, Filistin direnişinin savaş alanında verdiği önemli dersleri kavraması” çağrısı, İsrail'e, Hamas'a karşı misillemede dikkatli olması gerektiği yönünde bir uyarı olarak yorumlanabilir.

Aslında Hizbullah’ın İsrail'e mesajı, özellikle İsrail'in operasyonlarının kapsamını kuzey cephesini de kapsayacak şekilde genişletmesi durumunda, zorlanmadıkça kendisiyle büyük ve kapsamlı bir savaşa girmek istemediğine dair bir beyanı içeriyor. Bu şu ana kadar pek olası değil. Ancak buradaki mesele yalnızca İsrail-Lübnan sınırındaki olası gelişmelerle sınırlı değil. Zira burada ortaya çıkan temel soru, İsrail'in Aksa Tufanı’na vereceği tepkinin beklenenden daha büyük ve daha şiddetli olması durumunda Hizbullah'ın ve İran’ın nasıl davranacağıdır. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun İsrail'in “bir operasyon veya bir savaş durumunda” olduğu yönündeki iddiası dikkate alındığında bu husus özellikle önemlidir.

Gerçek sınav

Dolayısıyla, İsrail'in tepkisinin sadece Gazze Şeridi'nde bile yayılması ve Hamas'ın sivil kayıplarının yanı sıra önemli kayıplar verme ihtimali, ‘arenaların birliği’ teorisi çerçevesinde hakiki ve ölümcül bir sınava tabi olacaktır. Bu anlamda teorinin son sınavı da olabilir. Cumartesi günü Hamas tarafından Gazze Şeridi civarındaki İsrail bölgelerine gerçekleştirilen özel operasyonun ardından yaşanan büyük gelişme ve İsrail'in de buna karşı özel bir karşılık verme olasılığı karşısında bu ‘arenalar’ birleşmeyeceklerse ne zaman birleşecekler?

Ancak İsrail'in bölgedeki, özellikle Suriye'deki mevzilerini hedef aldığında ‘direniş ekseninin’ her zaman kullandığı ‘uygun zaman ve yerde karşılık’ teorisinin mantığının, İsrail için de geçerli olması muhtemeldir. Bu eksene bağlı ülke ve kuruluşlarla yapacağı her türlü hareket, öncelikle İran'ın stratejik hesaplarına tabi olduğu için ‘arenaların birliği’ teorisi ortaya çıkmaktadır. Yani bu eksendeki her hareket, İran'ın bölgedeki ve dünyadaki öncelikler listesiyle bağlantılıdır. Buna rağmen, Aksa Tufanı operasyonu gibi büyük bir olay, bu öncelikleri yeniden düzenleyebilir. Bu ise doğaçlama, rastgele veya acele bir şekilde değil, dikkatli seçimlerin bir parçası olarak gerçekleşebilir.

“İsrail'in tepkisinin sadece Gazze Şeridi'nde bile yayılması ve Hamas'ın sivil kayıplarının yanı sıra önemli kayıplar verme ihtimali, ‘arenaların birliği’ teorisi çerçevesinde hakiki ve ölümcül bir sınava tabi olacaktır.”

Bu önceliklerden biri, Hizbullah'ın son yıllarda Lübnan'daki nüfuzunu en üst düzeye çıkararak Lübnan'ı İran için Batı Akdeniz'de önemli bir nüfuz alanı haline getirmiş olmasıdır. Bu etki sadece siyasi boyutla sınırlı değil, aynı zamanda güvenlik ve askeri boyutları da içeriyor. Özellikle de Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nin başını çektiği İran yanlısı Filistinli gruplar için Lübnan, siyasi ve askeri-güvenlik varlığı açısından büyük ölçüde Suriye'ye bir alternatif haline geldiğinden beri durum bundan ibaret. Kısa bir süre önce Beyrut'taki Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’ne (FHKC) ek olarak bu iki hareketin kapsamlı direnişi artırma çağrısı da bunu ifade etmektedir. Bu üçlü arasında gerçekleşen toplantıda hem Hamas hem de İslami Cihad Hareketi’nin temsil düzeyi oldukça dikkat çekiciydi. Hamas, Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri, İslami Cihad Hareketi ise Genel Sekreter Ziyad en-Nahale tarafından temsil edildi. Ayrıca bu iki isim sık sık Beyrut'ta bulunuyor.

Savaş envanteri

Hizbullah ve İran, İsrail ile doğrudan bir savaşa hazır değil ya da bundan kaçınıyor. İki taraf aralarındaki sözde ‘caydırıcılık dengesinin’ olduğu gibi kalmasını tercih ediyor. Böylece iki taraf arasındaki herhangi bir açık çatışma Hizbullah'ın Lübnan'daki popüler ve siyasi konumunu etkilemeyecek. Şu an böyle bir yorum daha makul gözüküyor. Çünkü günümüzde Temmuz 2006 savaşında olduğu gibi yeniden inşa çabalarını karşılayabilecek uluslararası ve Arap kuruluşlarının varlığından söz edemiyoruz. Bu nedenle bu tür bir savaşın sebep olabileceği büyük yıkımın yanı sıra mevcut ekonomik koşullar ışığında bu yol tercih ediliyor. İsrail ile deniz sınırlarının çizilmesinde Lübnan adına hamleler yapan Hizbullah'ın, ekonomik krizin yükünü hafifletmek ve kendisini Lübnan'ın kurtarıcısı ve zenginliğinin koruyucusu olarak göstermek umuduyla Lübnan karasularından petrol çıkarmayı hedeflediğinden bahsetmiyorum bile.

(foto altı) Hizbullah ile İsrail arasında yaşanacak herhangi bir yeni savaş, Lübnan'daki ekonomik krizi daha da ağırlaştıracaktır. (Getty Images)
Hizbullah ile İsrail arasında yaşanacak herhangi bir yeni savaş, Lübnan'daki ekonomik krizi daha da ağırlaştıracaktır. (Getty Images)

Sonuç olarak, şu ana kadar Hamas ve İsrail arasındaki savaşın koşullarını çevreleyen veriler bizlere şunu göstermektedir: Direniş ekseni doktrini çerçevesinde İsrail ile kapsamlı bir çatışma yürütülürse ve bölge genelinde angajman kurallarını değiştirme konusunda bir gecikme yaşanırsa bunun sonucunda askeri operasyonların İsrail - Gazze Şeridi ile sınırlı kalması gerekebilir. Nihayetinde mesele, askeri operasyonların yürütülmesine, İsrail'in vereceği yanıtın boyutuna ve stratejik etkilerine bağlıdır. Kesin olan şu ki Hizbullah ve Hamas'ın daha önce bahsettiğimiz bir ortak operasyon odası bulunuyor. Bu oda şu an da aktif durumda ve Beyrut ana karargâh olarak kullanılıyor. Hizbullah’ın savaşa doğrudan katılmaması bu ortak operasyon odası içinde Hamas’ı desteklemediği anlamına gelmiyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



BM, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin ‘etnik temizlik’ endişelerini artırdığı değerlendirmesinde bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
TT

BM, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin ‘etnik temizlik’ endişelerini artırdığı değerlendirmesinde bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) bugün yaptığı açıklamada, İsrail’in yoğun saldırıları ve Filistinli sivillerin zorla yerinden edilmesi nedeniyle Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da ‘etnik temizlik’ yaşanabileceğine dair endişelerini dile getirdi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından yayımlanan raporda, “Yoğun saldırılar, mahallelerin sistematik biçimde tamamen yıkılması ve insani yardımların engellenmesi, Gazze Şeridi’nde kalıcı bir demografik değişim yaratmayı amaçlıyor gibi görünmektedir” ifadesine yer verildi.

Raporda ayrıca, “Kalıcı bir yerinden etmeyi hedeflediği izlenimi veren zorla tahliye uygulamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde, bu durum, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da etnik temizlik konusunda ciddi endişelere yol açmaktadır” denildi.

BM’de üst düzey bir yetkili dün yaptığı açıklamada, İsrail’in idari olarak Filistin yönetimine bağlı olması öngörülen Batı Şeria bölgeleri üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya yönelik adımlarının ‘fiili ve kademeli bir ilhaka’ vardığı uyarısında bulundu. BM Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, Filistin meselesine ilişkin BM Güvenlik Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada, “Sahadaki durumu istikrarlı biçimde değiştiren tek taraflı İsrail adımları nedeniyle Batı Şeria’nın fiili ve kademeli bir ilhakına tanıklık ediyoruz” dedi. Geçen haftadan bu yana İsrail, Batı Şeria’daki kontrolünü pekiştirmeye yönelik bir dizi kararı onayladı. Filistinliler, Oslo Anlaşmaları kapsamında Batı Şeria’da sınırlı bir özerk yönetime sahip bulunuyor.

DiCarlo, söz konusu adımların işgal altındaki Batı Şeria’da, El Halil gibi hassas bölgeler de dahil olmak üzere İsrail sivil otoritesinin tehlikeli biçimde genişlemesi anlamına geleceğini belirtti. DiCarlo, bu adımların bürokratik engellerin kaldırılması, arazi alımının kolaylaştırılması ve İsraillilere inşaat ruhsatı verilmesinin önünün açılması yoluyla yerleşimlerin genişlemesine zemin hazırlayabileceğini ifade etti.

Yeni düzenlemelerin, hâlihazırda Filistin yönetiminin idari yetki kullandığı Batı Şeria’nın bazı bölümleri üzerindeki İsrail kontrolünü daha da pekiştirmesi bekleniyor. Oslo Anlaşmaları uyarınca Batı Şeria, Filistin Yönetimi, karma yönetim ve İsrail yönetimi altındaki A, B ve C bölgelerine ayrılmıştı. Batı Şeria’nın, gelecekte kurulacak bir Filistin devletinin büyük bölümünü oluşturması öngörülürken, İsrail’deki aşırı sağ çevreler bölgeyi İsrail topraklarının bir parçası olarak görüyor.

Oslo Anlaşmaları’nın ilan edilen amacı, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasının önünü açmaktı. BM nezdindeki 85 ülkenin misyonu ise salı günü yayımladıkları ortak açıklamada, İsrail’in Batı Şeria üzerindeki kontrolünü genişletmesini kınadı. Açıklamada, ‘İsrail’in Batı Şeria’daki yasa dışı varlığını genişletmeyi amaçlayan tek taraflı karar ve uygulamalar’ kınandı.


Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
TT

Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera dün çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişiler ile 70 yaşını aşmış mahkûmları kapsayan genel af kararı yayımladı. Ancak karar, Suriyelilere yönelik ihlallerde bulunanları kapsam dışı bırakıyor.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre söz konusu kararname, Aralık 2024’te Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından göreve gelen Şera’nın yayımladığı ilk af niteliğini taşıyor. Esed, görev süresi boyunca zaman zaman benzer af kararnameleri çıkarmıştı.

Suriye devlet televizyonunda yayımlanan kararnameye göre, ‘müebbet hapis cezası’ 20 yıla indiriliyor. Ayrıca kabahat ve ihlallerde verilen cezaların tamamı kaldırılıyor. Uyuşturucuyla Mücadele Kanunu, Suriye lirası dışında işlem yapılmasının yasaklanmasına ilişkin yasa ve devlet destekli malların kaçakçılığına dair kanunda yer alan bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da affediliyor.

Af kapsamında ayrıca Askerî Ceza Kanunu ve Bilişim Suçları Kanunu’nda düzenlenen bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da kaldırılıyor.

Silah ve mühimmat yasasında yer alan suçlardan hüküm giyenler de kararın yayımlanmasından itibaren üç ay içinde silahlarını yetkili makamlara teslim etmeleri şartıyla cezalarının tamamından muaf tutulacak.

Kararname, ‘tedavisi mümkün olmayan ağır bir hastalığa’ sahip olanlar ile 70 yaşını doldurmuş hükümlülerin de, metinde belirtilen istisnalar dışında, cezalarının tamamından muaf tutulmasını öngörüyor.

Buna karşılık, ‘Suriye halkına karşı ağır ihlaller içeren suçlar’ ile İşkencenin Suç Sayılmasına Dair Kanun’da düzenlenen suçlar af kapsamı dışında bırakıldı.

Yeni yönetimin göreve gelmesinden bu yana, eski yönetimle bağlantılı oldukları ve Suriyelilere karşı ihlallerde bulundukları iddiasıyla onlarca kişinin gözaltına alındığı açıklanmış, bazıları hakkında yargı süreci başlatılmıştı.


Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
TT

Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği “Barış Konseyi”nin ilk toplantısı bugün yapılacak. Toplantıda, İsrail'in saldırılarının devam etmesi ve ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının askıya alınmasıyla birlikte, Hamas'ın silahsızlandırılması, İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesi ve istikrar güçlerinin konuşlandırılması ile Gazze Şeridi'ndeki durum ele alınacak.

Bu toplantı, yeniden yapılanma dosyası ve “Gazze Yönetim Komitesi”nin çalışmalarıyla birlikte çözülmemiş meselelere yoğunlaşıyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre İsrail'in Batı Şeria'daki Filistin topraklarını yağmalaması konusunun gündeme getirilmesi olasılığı var. Uzmanlar, İsrail'in toplantıya katılımının, Meksika'nın sınırlı katılım açıklamasında olduğu gibi, İsrail'e karşı çıkanların katılımını azaltabileceğini değerlendiriyor.

Gündemdeki dosyalar

Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un CNN'e yaptığı açıklamaya göre bugünkü toplantıda, Gazze Komisyonu'nun Şerid'e girmesini, ateşkes ihlallerinin sona ermesini sağlamak ve insani yardımı hızlı bir şekilde ulaştırmak için izlenecek süreç tartışılacak. Ayrıca “Gazze'de silahsızlanma süreci, İsrail güçlerinin sınır hattından çekilmesi ve Gazze'nin yeniden inşası ve Batı Şeria'nın Filistin Yönetimi'ne ilhakı da dahil olmak üzere Trump'ın 20 maddelik planının uygulanması” da ele alınacak.

Mladenov, “tüm tarafların bu konularda anlaşmaya varması ve çabalarını birleştirmesi”nin alternatifi olarak “savaşın yeniden başlaması” ve “savaşın yeniden başlamasından daha da tehlikeli olan, Hamas'ın Gazze'nin yaklaşık yüzde 50'sini kontrol ettiği ve geri kalanının İsrail kontrolü altında olduğu statükonun pekiştirilmesi” olacağı uyarısında bulundu.

İsrail güvenlik kaynakları, Trump'ın “Barış Konseyi” toplantısında uluslararası güçlerin Gazze Şeridi'ne girmesini ve Hamas'ın silahsızlandırılması ile yeniden inşa sürecinin başlatılmasını duyuracağını tahmin ediyor. Bu bilgi, dün İbranice web sitesi Walla'ya konuşan bir kaynak tarafından verildi.

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)

Endonezya, şu ana kadar Gazze'ye asker gönderme niyetini açıklayan tek ülke olurken, İsrail ise Gazze Şeridi'nde Türkiye'nin varlığını reddediyor. Endonezya ordu sözcüsü Dony Pramono pazartesi günü yaptığı açıklamada, Cakarta'nın önerilen çokuluslu gücün bir parçası olarak nisan ayı başlarında Gazze'ye gönderilmek üzere 1.000 asker hazırladığını belirtti.

Siyaset bilimi profesörü ve Filistin ve İsrail meseleleri uzmanı Dr. Tarık Fahmi, ilk toplantının konseyi kurup, çalışmalarına başlamak için fon toplamaya odaklanacağını ve ilgili ve etkili ülkelerin çoğunu kapsayacağını düşünüyor. En önemli konular, istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve silahsızlanma olacak, ancak bazı zorluklar olduğunu da belirtiyor. Ancak anlaşmaya varmaktan başka bir alternatifin olmadığı da ifade ediyor.

Filistinli siyasi analist Dr. Ayman el-Raqab da onunla aynı fikirde ve Hamas'ın silahsızlandırılması, Filistin polis güçlerinin yanı sıra istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin çalışmaları ile Batı Şeria sorunu ile İsrail'in toprak gaspı konularının toplantının ana gündem maddeleri olacağını belirtiyor. Trump'ın, başkanlığını yaptığı konseyin başarısını vurgulamak için bu sorunların bazılarının çözülmesi için çaba göstereceğini değerlendiriyor.

Katılımcılar için engel

Katılımcı düzeyinde Kahire, Başbakan Mustafa Medbuli'nin Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi adına toplantıya katılacağını duyurdu. Bakanlar Kurulu tarafından dün yapılan açıklamaya göre bu katılım, “Mısır'ın kapsamlı ve adil barış çabalarını destekleme rolü ve Trump'ın Filistin halkının Gazze'den sürülmesini reddeden tutumunu ve çabalarını onaylama rolü çerçevesinde” gerçekleşecek.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yaptığı açıklamada, “Barış Konseyi”nin Gazze Şeridi'nde kalıcı istikrar, ateşkes ve arzu edilen barışın sağlanmasına katkıda bulunacağını umduğunu belirterek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın toplantıda ülkesini temsil edeceğini kaydetti.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın Başbakan Binyamin Netanyahu adına toplantıya katılmak üzere ABD'ye gitmesinden bir gün sonra, Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum dün yaptığı açıklamada, toplantıya her iki tarafın da tam katılımının olmadığını (Filistin'in Filistin'in yokluğuna atıfta bulunarak) AFP’ye göre bu nedenle Meksika'nın katılımının sınırlı olacağını belirtti

Fehmi, Mısır'ın bölgedeki ağırlığı ve önemi göz önüne alındığında, Mısır'ın katılımına alternatif olmadığını düşünüyor. İsrail'in katılımının, Trump'ın isteklerine aykırı görünmemek için yarı çözüm çerçevesinde olduğunu, ancak aynı zamanda Konsey'in kararlarını etkili bir şekilde engellemek ve ihlallerine ve saldırılarına devam etmek için çalışacağını açıklıyor.

El-Raqab, Mısır'ın hem sahada hem de Gazze meselesine ilişkin müzakerelerde sahip olduğu uluslararası deneyim nedeniyle katılımının son derece önemli olduğunu ve bunun durum üzerinde olumlu bir etki yaratacağına dair umutlar olduğunu değerlendiriyor.