Hamas’ın kamikaze dronlarını yapan Tunuslu mühendis: Muhammed ez-Zevvari

Gölgede yaşadı, farklı başkentler arasında seyahat etti, suikasta uğradığı güne kadar Hamas'la olan bağlantısı bilinmiyordu

Albane Simon
Albane Simon
TT

Hamas’ın kamikaze dronlarını yapan Tunuslu mühendis: Muhammed ez-Zevvari

Albane Simon
Albane Simon

Kevser Zentur

Muhammed ez-Zevvari 1973 ekiminde henüz altı yaşlarında küçük bir çocukken ağır bir astım hastalığı geçirdi. Zevvari, ilk okula başlamıştı, ancak geçirdiği hastalıktan bitkin düşen bedenindeki sağlık sorunlarından dolayı annesi onu her gün okula sırtında götürüyor ve sonra Tunus’un Safaks şehrinin merkezindeki mütevazı evlerine dönmesini bekliyordu.

Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları tarafından ‘Aksa Tufanı’ saldırılarının başlatılmasından bir gün sonra yapılan yazılı açıklamada, Hamas’ın hava kuvvetlerinin Aksa Tufanı saldırılarında İsrail’e karşı tüm cephelerde, direnişçilerin işgal altındaki bölgelere geçiş yolunun açılmasına katkıda bulunan 35 adet ‘Zevvari’ tipi kamikaze insansız hava araçları (İHA) kullandığının belirtilmesi, Muhammed ez-Zevvari'nin devam eden çatışmayla ilgili gelişmeleri aktaran çeşitli basın kuruluşlarının ilgi odaklarından biri haline gelmesi için yeterli oldu.

Zevvari’yi Tunus’ta ‘1990’lı yılların çilesini çeken’ İslami hareketin gençlik çevreleri dışında tanıyan yoktu. ‘Özgürleşme Girişimi’ adıyla bilinen bu dönemde yüzlerce genç tutuklandı, bazılar ise sahte pasaportlarla yurtdışına kaçtı.

Tıpkı diğer birçok kişi gibi Tunuslular da Mühendis Muhammed ez-Zevvari’yi bundan 9 yıl önce 15 Aralık 2016'da Tunus'ta evinin önünde silahlı iki kişi tarafından suikasta uğradığında tanıdı. Zevvari, üç merminin hayati bölgelerine isabet etmesi sonucu yaşamını yitirdi. Hamas Hareketi, Zevvari’nin öldürüldüğünü açıkladığında, suikasttan İsrail gizli servisi Mossad’ı sorumlu tuttu. Açıklamada, Zevvari'nin Hamas Hareketi’nin liderlerinden ve ‘Ebabil’ adlı İHA projesinin yanı sıra uzaktan kumandalı denizaltı projesinin başındaki isimlerden biri olduğu vurgulandı.

O dönemde Tunus İçişleri Bakanlığı, suikastın arkasında yabancı bir ülkenin istihbarat teşkilatının olduğunu açıkladı. Tunus’un resmi anlatısına göre suikast 11 kişi (3 Tunuslu, 8 yabancı) ile Tunus sınırları dışında planlandı ve suikast için büyük bir bütçe ayrıldı.

Safaks’tan Sudan’a

Muhammed ez-Zevvari’yi Tunus’ta ‘1990’lı yılların çilesini çeken’ İslami hareketin gençlik çevreleri dışında tanıyan yoktu. ‘Özgürleşme Girişimi’ adıyla bilinen bu dönemde yüzlerce genç tutuklandı, bazılar ise sahte pasaportlarla yurtdışına kaçtı. Zevvari, o dönem Tunus’un güneyinde Safaks şehrinde Mühendislik Fakültesi'nde öğrenciydi. Kendi kuşağından birçok genç gibi o da siyasi düşüncenin en önemli merkezlerinden biri olan üniversitede siyasi faaliyetlere ve fikri çatışmalara dahil oldu.

Filistin’de 1980’li yılların sonlarında başlayan Birinci İntifada, Tunus'taki İslami hareketin gençlerine ilham veren olaylardan biri oldu. Bu da Zevvari’nin de aralarında olduğu gençlerden bazılarının önce Tunus'tan Libya'ya kaçmalarını ve sonra yeni kurulan Hamas Hareketi’ne katılmanın bir yolunu bulmaya çalışmalarını açıklıyor.

Ağabeyi Rıdvan’ın Majalla’ya anlattıklarına göre ‘çocuksu yüz hatlarına’ sahip, yeşil gözlü, küçük ve muhafazakâr bir ailenin en küçük ve en çok şımartılan oğlu olan Zevvari, 1967 doğdu. Geçirdiği ağır astım hastalığı nedeniyle eğitimini zorlukla tamamladı. Ağabeyi, küçük Muhammed'in okula tek başına zar zor gidebildiğini, bedeni güçlenene ve derslerdeki parlak başarısı artana kadar annesinin, kendisinin de sağlık sorunları olmasına rağmen yıllarca her gün oğluna eşlik ettiğini söyledi.

Zevvari’nin 1991 yılında güvenlik güçlerinden kaçmaya başladığı dönemde aylarca kendisiyle aynı evi paylaşan ev arkadaşlarından biri olan Kerim Abdusselam’a göre ise Muhammed, dahi, utangaç ve yardımsever bir gençti. Abdusselam, Zevvari’nin o dönem, Tunus emniyeti tarafından, Tunusluların hafızasında yer edinen Bab Suveyka olayının ‘planlayıcısı’ olarak takip edildiğini ve ‘çok tehlikeli biri’ olarak sınıflandırıldığını söyledi. Bab Suveyka olayında Tunus’un dönemin iktidar partisi Anayasal Demokratik Birlik partisinin Bab Suveyka Mahallesi’ndeki genel merkez binası hedef alınmış, bina içindekilerle birlikte ateşe verilmişti. Olayda iki kişi hayatını kaybederken, Zevvari, İslami çizgideki Nahda Hareketi üyesi olması ve iktidarla yaşanan çatışmalar sırasında okullardaki ve üniversitelerdeki şiddet olaylarına karışması nedeniyle arananlar listesine alındı.

Safaks’ın Zeyt ilçesine bağlı küçük bir evde, çeşitli şehirlerden İslami harekete mensup 15 genç bir araya geldi. Ayrı ayrı hepsinin bir hikayesi, bir davası, bir hayali vardı. Hepsi, 1991 yılında ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Hamas Hareketi’nin kurucusu Şeyh Ahmed Yasin'den etkilenmişti. Filistin’de 1980’li yılların sonlarında başlayan Birinci İntifada, Tunus'taki İslami hareketin gençlerine ilham veren olaylardan biri oldu. Bu, Zevvari’nin de aralarında olduğu bu gençlerden bazılarının önce Tunus'tan Libya'ya kaçmalarını ve sonra yeni kurulan Hamas Hareketi’ne katılmanın bir yolunu bulmaya çalışmalarını açıklıyor.

Nahda Hareketi’nin Müslüman Kardeşler’den (İhvan-ı Müslimin) uzaklaşmasını kabul etmeyen Zevvari, bazı kaynakların tanıklığına göre Nahda Hareketi içinde hesap verilebilirliğin olması talebinde bulunması ve mali yolsuzluk ve göçmenlere verilen hibelerdeki dengesizlikle ilgili eleştirileri nedeniyle ağır bir bedel ödedi.

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı habere göre gençler Hamas Hareketi’ne katılmak için hazırlıklara başladığında güvenlik güçleri daha hızlı davranarak grubun tüm üyelerini tutuklayıp hapse attı. Arkadaşı Kerim Abdusselam'ın Majalla’ya anlattığına göre daha sonra Zevvari’nin de aralarında olduğu üç genç kaçmayı başardı.  Abdusselam, “Muhammed'in bir güvenlik görevlisine saldırıp hapishaneden kaçması, ardından gizlenmesi ve Libya'ya gitmesi arkadaşları da dahil herkesi şaşırttı” ifadelerini kullandı.

Libya’da birkaç ay kalan Zevvari, o dönem İslami hareket üyelerinin hoş karşılandığı Sudan'a gitti. Sudan, Zevvari’nin hayatında bir dönüm noktasıydı. Hatta hayatını alt üst etmişti. Zevvari burada kendisini, Nahda Hareketi'nin daha sonra reddettiği Özgürleşme Girişimi sürecine katıldıkları gerekçesiyle güvenlik güçlerinin işkence ettiği bir grup genç arasında buldu. Yaşları 15 ile 26 arasında değişen binlerce genç, haklarında verilen ağır cezaların ardından cezaevine gönderildi ve arkalarında ‘terörist aileleri’ olarak etiketlenen ve zulüm gören aileler bıraktı.

Zevvari’nin Nahda Hareketi ile anlaşmazlığı

Nahda Hareketi’nin Müslüman Kardeşler’den (İhvan-ı Müslimin) uzaklaşmasını kabul etmeyen Zevvari, bazı kaynakların tanıklığına göre Nahda Hareketi içinde hesap verilebilirliğin olması talebinde bulunması ve mali yolsuzluk ve göçmenlere verilen hibelerdeki dengesizlikle ilgili eleştirileri nedeniyle ağır bir bedel ödedi. Aynı kaynaklar, Zevvari’nin Tunus dışında olduğu dönemde verilen mücadelenin sahte ve bunun bir ulusal meseleden çok gençlerin yakıt olarak kullanıldığı bir iktidar mücadelesi olduğunu anlamış gibi göründüğünü söylediler.

Çok az konuşan ve sesi neredeyse hiç duyulmayan biri olduğundan ailesinin, Hamas Hareketi’yle olan ilişkisini ancak suikasta uğradığı gün öğreneceği kadar gizemli bir insan olan Zevvari’nin hayatına dair tüm detayları öğrenmek son derece güç.

Zevvari'nin Nahda Hareketi ve genel olarak siyasetle ilişkisi sona erdi. Bu ‘kopuş’ ketum bir kişiliğe sahip olan ve insanların kalplerinde ve akıllarında derin izler bırakan Muhammed'i tanıyan herkesin cezalandırılmasına neden oldu. Muhammed de tacize ve şiddete maruz kaldı, Sudan'ın ‘ara sokaklarında’ yaşadı. İçinde bulunduğu aşırı yoksulluk, özellikle makine mühendisi olarak mezun olmak üzereyken okulu bırakan Zevvari’nin dehası ve akademik başarısı sayesinde kendisini bekleyen gelecekten uzak atölyelerde çalışmaya zorladı.

‘İzzeddin el-Kassam Tugayları Mühendisi’ Muhammed ez-Zevvari iki öğrencisiyle birlikte bir dron üzerinde çalışırken
‘İzzeddin el-Kassam Tugayları Mühendisi’ Muhammed ez-Zevvari iki öğrencisiyle birlikte bir dron üzerinde çalışırken

O dönemin tanıkları kendilerini ‘Özgürleşme Girişimi döneminin kurbanları’ olarak adlandırdıklarını söylüyorlar. Muhammed ez-Zevvari de baskılara ve adam kayırmacılığa uğradığı, şahsi ve mali hesaplar adına hareket etmeye karşı çıkıp kalbinde bir dava taşıdığı ve gönülsüz işler yapmayı kabul etmediği için siyasetten koptu. Anlayışlı ve kendinden emin bakışları, her seferinde farklı adlarla yaptığı seyahat yıllarının izlerini taşıyordu. Parlak akademik başarılar elde etse ve bir dahi olsa da gerçek adını taşıyan bir diploması hiç olmadı. Abdusselam’ın söylediğine göre Zevvari’nin en çok bilinen takma adı ‘Murad et-Tunusi’ydi.

Çok az konuşan ve sesi neredeyse hiç duyulmayan biri olduğundan ailesinin, Hamas Hareketi’yle olan ilişkisini ancak suikasta uğradığı gün öğreneceği kadar gizemli bir insan olan Zevvari’nin hayatına dair tüm detayları öğrenmek son derece güç. Sakin doğası ona zarar veriyordu. Bazen yeni tanıştığı kişiler ona güvenip güvenmemekte tereddüt ediyorlardı. Ancak arkadaşları onu ‘saf ve temiz biri’ olarak nitelendiriyorlar.

İzzeddin el-Kassam Tugayları tarafından yapılan açıklamaya göre Muhammed ez-Zevvari, Sudan'da kaldığı süre boyunca makine mühendisliği, bilgisayar teknolojileri ve askeri endüstriye yönelik muazzam yeteneklerinin farkına vardıktan sonra 2006 yılında Kassam Tugayları’na katıldı.

Zevvari, Sudan'dayken Bosna-Hersek'te 1992-1995 yılları arasında yaşanan savaşta Müslümanları desteklemek için Bosna’ya gitti ve orada birkaç ay kaldı. Daha sonra Sudan'a döndü ve 1996 yılına kadar burada kaldı. Sudan vatandaşlığı aldı ve camilerden başlayarak Filistinliler de dahil olmak üzere farklı milletlerden İslami hareketlerle bağlantılar kurdu. Hamas'la olan hikayesi de buradan başladı.

Gölgede yaşadı

Zevvari, 1990’lı yıllar bitip 2000’li yıllara gelindiğinde Murad et-Tunusi adına aldığı pasaportla birçok başkente seyahat etmeye başladı. O sıralarda Hamas'ın askeri kanadı İzeddin el-Kassam Tugayları içindeki yeni çalışmaları nedeniyle kimliğini gizli tutmak zorundaydı. Bu yüzden gizlendiği süre zarfında gizemlerle örtülen karakterini çözmek hiç de kolay değildi. Onu tanıyanlardan birinin anlattıklarına göre olağanüstü yeteneklere sahip bir mühendis olarak edindiği deneyimlerden en dikkate değer olanı Sudan'da askeri sanayide çalışmış olması olabilir.

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah şehrinde Muhammed ez-Zevvari’yi anma töreni düzenleyen İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri, 31 Ocak 2017 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah şehrinde Muhammed ez-Zevvari’yi anma töreni düzenleyen İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri, 31 Ocak 2017 (AFP)

İzzeddin el-Kassam Tugayları tarafından yapılan açıklamaya göre Muhammed ez-Zevvari, Sudan'da kaldığı süre boyunca makine mühendisliği, bilgisayar teknolojileri ve askeri endüstriye yönelik muazzam yeteneklerinin farkına vardıktan sonra 2006 yılında Kassam Tugayları’na katıldı. Zevvari, Kassam Tugayları'nın askeri sanayi birimine katıldı. Kendisine Suriye'de ve özellikle İran'da yoğun eğitim kurslarına katılarak becerilerini daha da geliştirme fırsatı verildi. Yaklaşık yarım yıllık bir eğitim sürecinin ardından Kassam Tugayları ekibiyle testlerini tamamladı. İran'dan Gazze'ye taşınan Zevvari, burada drone endüstrisinin geliştirilmesi çalışmalarına katıldı. Dron projesine ‘Ebabil-1’ adını verdi. Zevvari’nin doktora tezi ise uzaktan kumandalı denizaltı geliştirilmesi üzerineydi. Ancak suikasta uğraması projenin tamamlanmasını engelledi. Suikasttan aylar sonra saygı göstergesi olarak tez savunması yapıldı.

Muhammed ez-Zevvari, ilk gençlik yıllarındaki aksiliklerden sonra tam da istediği gibi gölgede yaşadı. Arkadaşlarının anlattıklarına göre şu ya da bu şekilde zulüm görmeye devam ettiğinden, Tunus'a dönmek onun için hiçte kolay olmadı.

Tunus’ta eski Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali iktidarının düşmesinin ardından, başarılı olduğu üniversitede akademik kariyerine devam etmek için Tunus'a dönen Zevvari, kısa sürede mühendislik diplomasını aldı. Bu kısa süre zarfında bir de kapıları güneyden gelen yetenekli gençlere açılan ‘Güney Havacılık Kulübü’nü kurdu. Kulübün hiçbir üyesi, Zevvari’nin Hamas Hareketi’nin temel taşlarından biri olduğunu bilmiyordu. Onu tanıyanlara göre Zevvari, başarılarıyla övünen ya da şöhret peşinde koşanlar biri değildi.

Muhammed ez-Zevvari, ilk gençlik yıllarındaki aksiliklerden sonra tam da istediği gibi gölgede yaşadı. Arkadaşlarının anlattıklarına göre şu ya da bu şekilde zulüm görmeye devam ettiğinden Tunus'a dönmek onun için hiçte kolay olmadı. Bazıları Majalla’ya Zevvari’nin suikasttan bir yıl önce Safaks'taki güvenlik birimlerinin kendisini takip etmelerinden şikayetçi olduğunu ve Malezya'ya yerleşmeyi planladığını söylediler.

Zevvari, Suriyeli eşinin ikametini yenilemek için her altı ayda bir Tunus'u terk etmeye zorlayan idari tacize de maruz kaldı. Eşi, suikastın ardından Tunus vatandaşlığı alabilmek için bir Tunusluyla evlendi. Ancak kaynaklar, en üst makamlardan yetkililerin verdiği sözlere rağmen yine de vatandaşlık alamadığını aktardılar.

Zevvari’nin eşine Tunus vatandaşlığı verilmemesi ve mühendislik diplomasını da zorlukla almış olması, dönemin Nida Tunus Partisi ve Nahda Hareketi koalisyonunun iktidarı için zorlu bir meydan okumaya dönüşmüştü. Tunus hükümeti, Zevvari suikastı karşısında sessiz kaldı. Halkın baskısı sonucunda ve sert eleştirilerin ardından suikasttan birkaç gün sonra dönemin Tunus Başbakanı Yusuf Şahid, bir açıklama yaparak, ‘Tunus'un şehit Muhammed ez-Zevvari’nin hakkını ödeyemeyeceğini’ söylemek zorunda kaldı.

Muhammed Ez-Zevvari'nin, öldürülmesinden yıllar sonra Majalla’ya konuşan ağabeyi, şunları söyledi:

“Nüfuzlu siyasi partiler bu suça ortak oldular. Faillerin ve Mossad ajanlarının bu suçu evinin önünde tereyağından kıl çeker gibi kolayca işlemelerine yardım ettiler.”

Kardeşinin avukatlarının dava dosyası üzerinde çalıştığını söyleyen ağabey, Zevvari’nin Mossad’ın suikast düzenlemeye hazırlandığı kişiler listesinde yer aldığına dair bilgiler edindiklerini ve bu listenin ‘uzaktan kumandalı denizaltı’ projesindeki başarısının hemen ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun talimatıyla hazırlandığına dair bilgiler edindiklerini belirtti.

*Bu çeviri Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden yapılmıştır.



Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.


İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
TT

İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)

Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında en az 8 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, hedef alınan unsurların Hizbullah ile müttefiki Hamas mensupları olduğunu açıkladı.

Hizbullah’a yakın bir kaynak AFP’ye yaptığı açıklamada, Bekaa bölgesini hedef alan saldırılarda örgütün askeri komutanlarından birinin de hayatını kaybedenler arasında bulunduğunu bildirdi.

Yerel basında yer alan haberlerde, hayatını kaybedenler arasında Hizbullah’ta görevli bir yetkilinin de bulunduğu, söz konusu ismin eski milletvekili Muhammed Yaği’nin oğlu olduğu ve Hizbullah’ın hayatını kaybeden eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın yardımcılığını yaptığı öne sürüldü.

İsrail, Kasım 2024’te bir yılı aşkın süren çatışmaların ardından varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu genellikle hedefin Hizbullah olduğunu belirtirken, zaman zaman Hamas Hareketi’ni de vurduğunu açıklıyor.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), Bekaa bölgesindeki İsrail saldırılarının ilk belirlemelere göre altı kişinin ölümüne ve 25’ten fazla kişinin yaralanmasına yol açtığını, yaralıların bölgedeki hastanelere sevk edildiğini duyurdu.

İsrail ordusu ise Bekaa’daki Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait karargâhların hedef alındığını açıkladı.

Söz konusu saldırılar, ülkenin en büyük Filistin mülteci kampı olan Ayn el-Hilve’ye yönelik İsrail hava saldırılarından saatler sonra gerçekleşti. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılarda iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. İsrail ordusu ise kampta Hamas’a ait bir karargâhın hedef alındığını duyurdu.

NNA, İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) Sayda’ya bitişik kampı vurduğunu aktardı.

İsrail ordusu açıklamasında, kampta ‘Hamas mensubu militanların faaliyet gösterdiği bir karargâhın’ hedef alındığını belirterek, Lübnan’da Hamas’ın ‘yerleşmesine karşı’ operasyonlarını sürdürdüğünü ve “Hamas terör örgütü militanlarına karşı nerede faaliyet gösterirlerse göstersinler güçlü şekilde hareket etmeye devam edeceğini” kaydetti.

 Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Hamas yaptığı yazılı açıklamada, sivil kayıplara yol açtığını belirttiği saldırıyı kınadı.

Açıklamada, ‘işgal ordusunun ileri sürdüğü iddiaların’ reddedildiği belirtilerek, bunların ‘gerçekler karşısında dayanaksız bahaneler’ olduğu savunuldu. Hedef alınan merkezin, kampta güvenlik ve istikrarı sağlamakla görevli Ortak Güvenlik Gücü’ne ait olduğu ifade edildi.

Lübnan hükümeti geçen yıl, İsrail ile yaşanan ve binlerce Hizbullah mensubunun yanı sıra çok sayıda üst düzey ismin hayatını kaybettiği savaşın ardından zayıflayan Hizbullah’ın silahsızlandırılacağını taahhüt etmişti.

Lübnan ordusu geçen ay, İsrail sınırına yakın bölgeden başlayarak Litani Nehri’ne kadar uzanan alanı kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını açıkladı.

Ancak Hizbullah’ı yeniden silahlanmakla suçlayan İsrail, Lübnan ordusunun kaydettiği ilerlemeyi yetersiz bulduğunu duyurdu.

Beş aşamadan oluşan planın ikinci etabı ise Litani Nehri’nin kuzeyinden başlayarak, başkent Beyrut’un yaklaşık 40 kilometre güneyindeki Sayda’nın kuzeyinden Akdeniz’e dökülen Evveli Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.