Lübnanlılar ve savaş endişesi: Yiyecek stoğu ve kaçmak için çanta hazırlığı

Savaşın destekçisi ile yeni bir maceraya atılmayı reddeden kişi arasındaki bölünme

Hizbullah üyeleri Pazartesi günü yaşanan çatışmalarda öldürülen iki parti üyesinin cenaze töreni sırasında (AP)
Hizbullah üyeleri Pazartesi günü yaşanan çatışmalarda öldürülen iki parti üyesinin cenaze töreni sırasında (AP)
TT

Lübnanlılar ve savaş endişesi: Yiyecek stoğu ve kaçmak için çanta hazırlığı

Hizbullah üyeleri Pazartesi günü yaşanan çatışmalarda öldürülen iki parti üyesinin cenaze töreni sırasında (AP)
Hizbullah üyeleri Pazartesi günü yaşanan çatışmalarda öldürülen iki parti üyesinin cenaze töreni sırasında (AP)

Lübnan'daki vatandaşlar, Güney'den gelen güvenlik gelişmeleri karşısında panik ve dehşet içinde yaşıyorlar. Lübnanlılar, İsrail'e karşı Filistin’i destekleseler de ülkeyi saran zor koşullar nedeniyle belirsizliğe girmekten korkanlarla, ne pahasına olursa olsun çatışmaya hazır olanlar arasında belirgin bir bölünme var.

Lübnanlılar için haber takip etmek artık en önemli mesele haline geldi. İnsanlar, savaş çıkarsa durumun nasıl olacağını ve nereye kaçacaklarını düşünmeye başladı. Bu endişeler, güney ve sınır bölgeleri ile Beyrut'un Güney Mahallesi'nde yaşayanlar için daha da ağır bir şekilde hissediliyor. Bu mahalle, Hizbullah'ın kalesi olarak biliniyor. Bu panik, pazartesi öğleden sonra İsrail ile Hizbullah arasında karşılıklı bombardımanın duyurulması ile daha da arttı. Bu bombardımanlarda Hizbullah'a ait hedefler vuruldu ve bazı üyeler hayatını kaybetti.

Yetkililerin benzinin yeterli olduğunu açıklamasına rağmen, Lübnanlılar, benzin istasyonlarında, arabalarının depolarını doldurmak için acele ettiler. Fırınlarda ise, vatandaşlar mümkün olduğunca fazla ekmek satın almak için yarıştılar. Müşteriler artık bir veya iki ekmekle yetinmez hale geldi. Merciyunlu Ahmed isimli bir vatandaş tek seferde 15 paket istedi. Sebebi sorulduğunda, Merciyun’a (sınır bölgesine) gidiyorum ve savaş çıkarsa ne olacağını veya önümüzdeki günlerde ekmek alıp alamayacağımı bilmiyorum. Çoğu aile, savaş korkusuyla bölgeden ayrıldı ve bazı dükkanlar kapandı" dedi.

Ahmed ve Merciyun halkının korkusu, çoğu Lübnanlının hissettiği korkudan çok farklı değil. Bu durum, farklı bölgelerdeki mağazalar ve süpermarketlere akın edilmesine yol açıyor. Örneğin, el-Metn bölgesindeki bir süpermarkette çalışan bir görevliye son günlerdeki hareketlilikle ilgili soru sorulduğunda, "Her ay aynı dönemdeki hareketlilikten çok farklı bir hareketlilik var. Bu yoğunluk genellikle ay başlarında ve hafta sonlarında görülür, ancak son iki gündür daha fazla hareketlilik yaşanıyor ve satın alımlar temel olarak tahıl ve un üzerine yoğunlaşıyor” şeklinde yanıt verdi. Ancak, en büyük panik, Güney Şeridi'ne yakın bölgelerde veya Güney Yolu üzerinde bulunan mağazalarda daha belirgin görünüyor. Aramun bölgesindeki bir mağazayı ziyaret ettiğinizde, özellikle de konserve, tahıl ve un raflarının neredeyse boş olduğunu görebilirsiniz. Kasada çalışan bir görevli, arabası eşyalarla dolu bir kadına neden bu kadar çok şey satın aldığını sorduğunda, kadının "Savaş geliyor ve evden çıkamayabiliriz" dediğine tanık olduk. Görevli ise kadına şöyle cevap verdi: "Füze düştüğünde ya sizi öldürür ve eşyaları ya da kaçarsınız ve eşyaların hepsi evde kalır."

İhtiyaçları temin etmek ve depolamak bugün yapabildiğinde, sorun yaşam ve çocuklar için duyulan korkudan ve dolayısıyla savaş başlarsa ailelerin ve çocukların kaçabilecekleri bir sığınak sağlamayı düşünmede yatıyor. Burada, aynı ülkenin ve aynı bölgenin halkı arasında yaklaşım çoğu zaman farklılık gösteriyor. Bazıları hala ‘inanç ve kadere’ bağlı kalarak Hizbullah’ın aldığı her kararı destekliyor ve “Evimizde onurumuzla ölürüz ve ayrılmayız” sloganı altında evini terk etmeyi reddediyor. Umm Hasan, güney halkını kabulü reddeden bazı tutumları hatırlatarak, “Genel Sekreter'in (Hizbullah'ın) verdiği her kararın arkasındayız ve İsrail'in bize saldırmasına izin vermeyeceğiz... Ama ne yazık ki aynı ülkeyi paylaştığımız kardeşlerimiz bizi hoş karşılamıyor. 2006 savaşında dağlara, Suriye'ye kaçtık, bugün Suriye'ye gitmek mümkün değil, Suriyeliler bile aramızda mülteci durumunda. Lübnan'da güvenli bölgelere gitmek pek mümkün görünmüyor. O zaman onurumuzla evlerimizde kalacağız ve işlerimizi Allah'a teslim edeceğiz” dedi. Bazen siyasi ve mezhepsel bölünmeler olduğu biliniyor. Bugün Lübnan'da, 2006 savaşında olduğu gibi, güney halkını kabul etmeyi reddeden seslerin yükselmesiyle bu açıkça görülüyor. Bu, onlara karşı çeşitli tepkilere neden oldu. Hatta bazı Lübnanlılar, bu konuyu sosyal medyaya taşıyarak ailelerle iletişime geçmek ve onları evlerinde misafir etmek için telefon numaralarını yayınladılar.

Öte yandan, bazıları savaşın tekrar yaşanma fikrini kaldıramadı ve her an ayrılmak için hazırlıklara başladı. Beyrut'un güney banliyölerinde yaşayan iki çocuk babası Şadi de bu kişlerden biriydi. Şadi, Şarku'l Avsat gazetesine şunları söyledi: "Salı gecesi bizim için çok zordu... Güney'de meydana gelecek gelişmeleri beklerken uyuyamadık... Savaşın kapıda olduğunu hissettik, bu yüzden aileme kışlık kıyafetler de dahil olmak üzere bavul hazırlamalarını istedim (kaçışımızın ne kadar süreceğini bilmediğimiz için), ayrıca önemli belgeleri hazırladık ve onları evin girişine koyduk, böylece herhangi bir acil durumda çıkabiliriz. Güvenli bir bölge olarak kabul edilen ve özellikle Hristiyan çoğunluğa sahip bir bölgede iki yer bulduk.”

Şadi'nin savaş kaygısı, önümüzdeki saatlerde durumun nasıl olacağını bekleyerek iki çocuğunu okula göndermemeye karar vermesine neden oldu.

Lübnan'ın güneyinden Hasan da benzer bir endişeye sahip. Hasan, Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada savaşa tekrar girmeye karşı olduğunu söyledi. Hasan, "Filistin davasını destekliyoruz ama artık yerinden edilmeyi ve evlerimizi tekrar terk etmeyi kaldıramıyoruz. Kendi ailem için bir sığınak bulmak mümkün olabilir ama köyümdekiler ve akrabalarım için bu kadar kolay olmayabilir. Ayrıca, savaş çıkarsa yaşayacağımız tüm acılara da katlanmak zorunda kalacağız. Hastanelere gitmek mümkün olmayacak çünkü zaten kötü durumdalar ve yıllardır sağlık hizmetleri yok" dedi.



Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud tarafından kurulan Adalet ve Dayanışma Partisi, ‘hukuki ve anayasal sürece uyulmaması’ yönündeki eleştiriler ve son anayasa değişiklikleri konusunda hükümet ile muhalefet arasındaki sert anlaşmazlıkların gölgesinde yeni bir darbe aldı.

Uzmanlara göre, partide yaşanan dikkat çekici istifalar, giderek derinleşen bölünmenin boyutlarını ortaya koyuyor. İstifa edenler arasında en öne çıkan isim, partinin genel başkan yardımcısı ve Güneybatı Eyaleti Başkanı Abdulaziz Hasan Muhammed Laftagaren oldu.

Laftagaren, çarşamba akşamı X platformu üzerinden yaptığı açıklamada görevinden istifa ettiğini duyurarak, “Birliğimizi zayıflatan anayasa dışı adımları destekleyemem. Somali’nin birliği, demokrasisi ve hukukun üstünlüğüne bağlılığım sürecek” ifadelerini kullandı.

Bu karar, Güneybatı Eyaleti’nin bir gün önce federal hükümetle iş birliğini askıya almasının ardından geldi. Eyalet yönetimi, Mogadişu’nun iç işlerine müdahale ettiği yönünde suçlamalarda bulunurken, merkezi hükümet bu iddiaları reddediyor.

Cumhurbaşkanına parti içinde en güçlü destek veren isimlerden biri olarak görülen Laftagaren’in yanı sıra, partinin dört üst düzey yöneticisi daha istifa etti. Somali basınına göre bu isimler, parti yönetimini ulusal anayasayı göz ardı etmek ve federal sistemi zayıflatmakla suçladı.

İstifa edenler arasında Muhammed Hasan Muhammed, Hasan Ali Muhammed, Aleviye Seyid Abdullah ve Muhtar Muhammed Mürsel yer alıyor. Bu isimler, hayvancılık, planlama, sağlık ve eğitim alanlarından sorumlu parti sekreterliklerini yürütüyordu. Üçü parlamentoda görev yaparken, biri eski bakan olarak biliniyor ve tamamı Güneybatı Eyaleti’ni temsil ediyor.

Ortak açıklamalarında parti yönetimini ‘federal sistemi zayıflatmak’ ve ‘Güneybatı Eyaleti’ne karşı hareket etmekle’ suçlayan isimler, partinin artık ülkenin anayasal ve hukuki çerçevesine bağlı kalmadığını, bunun da ulusal bütünlüğü aşındırdığını savundu.

Afrika uzmanı Ali Mahmud Kelni, iktidar partisinin başkan yardımcısının istifasının, yönetim içindeki derin görüş ayrılıklarını yansıtan önemli bir gelişme olduğunu belirtti.

Kelni, mevcut çatlaklara rağmen iktidar partisinin kısa vadede tamamen dağılmasının beklenmediğini ifade ederken, anlaşmazlıkların çözülmemesi halinde kademeli bir parçalanma ihtimaline dikkat çekti. Önümüzdeki dönemde, iktidar partisinden öne çıkan isimleri de içerebilecek yeni siyasi ittifakların ortaya çıkabileceği ve muhalefetin daha aktif hale gelebileceği öngörülüyor.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)

Adalet ve Dayanışma Partisi’nin Mayıs 2025’te kurulması, Hasan Şeyh Mahmud ile muhalefet arasında yeni bir gerilim sürecinin başlangıcı oldu. Özellikle Mahmud’un yaklaşan doğrudan seçimler için partinin adayı olarak öne çıkması, muhalif isimlerin tepkisiyle karşılandı.

Kelni’ye göre, tartışmalar yalnızca partinin kurulmasıyla sınırlı kalmadı; seçimlerin nasıl yapılacağı konusu da önemli bir anlaşmazlık başlığı oldu. Ayrıca Cumhurbaşkanı Mahmud’un, Puntland Başkanı Said Abdullahi Deni ve Cubaland Başkanı Ahmed Muhammed İslam Madobe ile yaşadığı gerilimler, federal sistem içindeki bölünmenin boyutunu gözler önüne seriyor.

Kelni, hükümetin yeni anayasayı onayladığını açıklamasının muhalefetin tepkisini daha da artırdığını ve alınan kararların meşruiyeti ile zamanlamasına ilişkin şüpheleri derinleştirdiğini belirtti. Bu tek taraflı sürecin, ülkedeki istikrarsızlığı artırabileceği ve siyasi kaos ile güvenlik sorunlarına zemin hazırlayabileceği uyarısında bulundu.

Somali’de yaşanan gelişmelerin, ülkenin siyasi tarihinde sıkça görülen bir örüntüyü yansıttığını ifade eden Kelni, büyük siyasi süreçler yaklaşırken gerilimlerin tırmandığına dikkat çekti.

Kelni, mevcut krizin aşılması için tek çözümün, taraflar arasında güveni yeniden tesis edecek ve geçiş sürecinin yönetimine yönelik uzlaşı zemini oluşturacak ‘ciddi ve kapsayıcı bir ulusal diyalog’ başlatılması olduğunu vurguladı.


Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
TT

Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)

Hizbullah ile İsrail arasındaki savaşta, özellikle hayatını kaybeden savaşçıların duyurulması konusunda medya yönetiminde dikkat çekici bir değişim yaşandı. 2024’teki savaşın başlarında örgüt, kayıplarını neredeyse günlük olarak açıklama politikası izlerken, ilerleyen süreçte bu yaklaşımı kademeli olarak azalttı ve sonunda tamamen durdurdu. Mevcut çatışmalarda da benzer bir yöntem uygulanıyor; taziye açıklamaları büyük ölçüde ortadan kalkarken, duyuruların yalnızca savaşçıların geldiği köy ve kasabalarla sınırlı tutulduğu görülüyor. Bu değişimin, psikolojik ve siyasi nedenlerle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Kamusal yas sürecinden medya belirsizliğine

Hizbullah, 2024 savaşının ilk haftalarında hayatını kaybeden savaşçılar için isim, fotoğraf ve memleket bilgilerini içeren art arda taziye açıklamaları yayımladı; bu açıklamalara kamuya açık cenaze törenleri de eşlik etti. Ancak bu yaklaşım zamanla değişti. Taziye açıklamalarının sayısı kademeli olarak azaltıldı ve Eylül 2024 sonlarına gelindiğinde neredeyse tamamen durduruldu. Bu tarihte açıklanan resmi kayıp sayısı yaklaşık 450 olarak belirtilirken, savaşın Kasım 2024’te sona ermesiyle birlikte toplam can kaybının resmi olmayan tahminlere göre yaklaşık 4 bine ulaştığı ifade ediliyor.

Öte yandan İsrail ordusu, çatışmalara ilişkin açıklamalarını sürdürüyor. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee dün X platformunda yaptığı paylaşımda, 36. Tümen ve hava kuvvetlerinin son 24 saat içinde Güney Lübnan’da 20’den fazla Hizbullah mensubunu öldürdüğünü duyurdu.

 Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)

Savaşın başlamasından bu yana 350 savaşçı öldürüldü

Uluslararası Bilgi Merkezi araştırmacısı Muhammed Şemseddin, Hizbullah’ın bugüne kadar yaklaşık 350 savaşçı kaybettiğini belirtti. Şemseddin’e göre bu sayı, Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı toplam bin 1 ölüm içinde yer alıyor. Kayıpların büyük bölümünün 7 Mart’ta Nebi Şit bölgesindeki operasyonlarda ve özellikle sınır hattındaki çatışmalarda meydana geldiği, bu kapsamda yalnızca el-Hıyam bölgesinde 53 savaşçının öldüğü ifade edildi. Şemseddin, bu tahminlerin ülke genelinde hastanelere getirilen cenaze sayısına dayandığını, yalnızca çok az sayıda kişinin doğrudan defnedildiğini belirtti.

Şemseddin ayrıca, hayatını kaybedenlerin büyük kısmının siviller ya da örgüt destekçileri olduğunu, doğrudan savaşçı veya örgüt üyesi olmadığını vurguladı. Bunun, İsrail’in örgütün yakın çevresini hedef alan saldırılarından kaynaklandığını, buna karşılık Hizbullah’ın kendi unsurlarını korumak için sıkı güvenlik önlemleri uyguladığını dile getirdi. Şemseddin, Eylül 2024’ten bu yana Hizbullah’ın taziye açıklamalarını yalnızca üst düzey komutanlarla sınırladığını, bunun da artan kayıpların örgüt tabanında yaratabileceği etkileri azaltmaya yönelik bir politika olduğunu ifade etti.

Güvenlik risklerini azaltmak

Emekli Tuğgeneral Hasan Cuni, Hizbullah’ın savaş sırasında kayıplarını duyurmaktan kaçınmasının birden fazla iç içe geçmiş nedene dayandığını belirtti. Cuni, bu nedenlerin başında moral faktörünün geldiğini ifade ederek, “Günlük ve sürekli taziye açıklamaları, özellikle kayıpların arttığı bir dönemde, örgütün tabanı üzerinde olumsuz etki yaratır ve kayıpların büyüklüğünü ortaya koyarak düşmanın üstün olduğu yönünde algı oluşturur” değerlendirmesinde bulundu.

Cuni ayrıca güvenlik boyutuna da dikkat çekti. Cuni’ye göre taziye açıklamaları, savaşçıların kimlikleri, aile bağları ve yaşadıkları bölgeler gibi hassas bilgileri ortaya çıkarıyor. Cuni, bu tür verilerin, modern teknolojiler aracılığıyla dar coğrafi alanların tespit edilmesi ve hedef alınması için kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)

Akıbeti bilinmeyen kayıplar

Cuni, Hizbullah’ın taziye açıklamalarını sınırlamasında bir diğer etkenin de ‘akıbeti bilinmeyen kayıplar’ olduğunu belirtti. Cuni’ye göre, çatışmalar sırasında kaybolan ve durumları netleşmeyen bu kişiler için resmi ölüm ilanı yapılmaması, belirsizlik nedeniyle daha temkinli bir yaklaşımı zorunlu kılıyor.

Cuni, bazı savaşçıların akıbetinin çatışmaların doğası ve şiddeti nedeniyle net olarak belirlenmesinin zor olduğunu ifade etti. Örgütün benimsediği dağınık ve merkezi olmayan savaş yönteminin de bu durumu daha karmaşık hale getirdiğini belirten Cuni, iletişimin kesilmesinin her zaman ölüm anlamına gelmediğine dikkat çekti. Cuni, kayıp bir savaşçının hayatta olabileceği ya da esir düşmüş olabileceği ihtimalinin, örgütün resmî açıklama yapmadan önce beklemesine neden olduğunu vurguladı. Cuni ayrıca, 2024 savaşında ‘kayıp’ olarak duyurulan bazı kişilerin daha sonra hayatta olduğunun ortaya çıktığını hatırlattı.

İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)

27 Kasım 2024’te ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından, Hizbullah bünyesinde yaklaşık bin 500 savaşçının ‘akıbeti bilinmeyen kayıp’ kategorisinde değerlendirildiği yönünde tahminler ortaya çıktı. Örgüt, bu kişilerin ailelerine kendileriyle bağlantının kesildiğini bildirdi. Daha sonra ise kayıp kişilerin kimliklerinin tespiti için cenazeler bulunarak DNA testleri yapılmaya başlandı. Bu sürecin, resmi taziye açıklamaları ve ailelere bilgilendirme yapılmadan önce uygulanan bir prosedür olduğu ifade ediliyor.

Cenazelerin büyük bölümünün ailelere teslim edildiği ve defin işlemlerinin gerçekleştirildiği belirtilirken, bazı ailelere ise yakınlarının ‘kayıp’ statüsünde olduğu bildirildi. Bu durum, söz konusu kişilere ait herhangi bir iz bulunamaması ya da evler ve yerleşim alanlarını hedef alan yoğun bombardıman nedeniyle enkaz altında kalan cenazelere ulaşmanın son derece zor olmasıyla ilişkilendiriliyor. Bu kategoride değerlendirilenlerin sayısının yaklaşık 45 savaşçı olduğu tahmin ediliyor.


İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
TT

İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)

Associated Press'in (AP) haberine göre, İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, perşembe günü "Sevide bölgesinde Dürzi vatandaşlarına yönelik saldırılar"a karşılık olarak gece boyunca Suriye hükümetine ait mevzilere hava saldırıları düzenlediğini bildirdi.

İsrail ordusu, Suriye'nin güneyindeki askeri yerleşkelerde bulunan bir komuta merkezini ve silahları hedef aldığını da sözlerine ekledi.

Açıklamada, İsrail ordusunun "Suriye'deki Dürzilere zarar gelmesine izin vermeyeceği ve onları korumak için çalışmaya devam edeceği" vurgulandı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu saldırı, İsrail-ABD-İran çatışmasının başlamasından bu yana Suriye'ye yapılan ilk İsrail saldırısı olarak değerlendiriliyor.