Sosyal medya Aksa Tufanı karşısında nasıl taraf tutuyor?

Londra’da Filistin’e destek yürüyüşü sırasında yüzünde Filistin bayrağı olan küçük bir çocuk (AFP)
Londra’da Filistin’e destek yürüyüşü sırasında yüzünde Filistin bayrağı olan küçük bir çocuk (AFP)
TT

Sosyal medya Aksa Tufanı karşısında nasıl taraf tutuyor?

Londra’da Filistin’e destek yürüyüşü sırasında yüzünde Filistin bayrağı olan küçük bir çocuk (AFP)
Londra’da Filistin’e destek yürüyüşü sırasında yüzünde Filistin bayrağı olan küçük bir çocuk (AFP)

Filistinli gazeteci Nesrin er-Razayine ‘Yazdıklarımız ulaşmıyor’ ifadeleri ile yaşadıklarını anlattı. Hamas’ın Aksa Tufanı olarak adlandırılan saldırısına tepki olarak İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırı başlatmasından bu yana Razayine memleketinde olup bitenleri aktarmaya başlamasının ardından Facebook sayfasında yazdıklarının silindiğini belirtti.

Razayine Şarku’l Avsat’a, Filistinlilerle ilgili içeriklerin silindiğini ve takipçilerinin gönderilerine ve özellikle de İsrail ordusunun şiddetine maruz kalan çocukların fotoğraflarına ‘erişim eksikliği’ olarak belirtilen bir nedenle ulaşmadığını söyledi. Ayrıca siteden kısıtlamaya ilişkin mesajlar aldığını da anlattı.

Geçen hafta Facebook ve Instagram’daki kullanıcılar, Meta’nın sahibi olduğu bu platformların, kamuoyunu şekillendirme arenası haline gelerek, Filistin davasını destekleyen içeriklerin silinmesine yönelik eleştirilerini yayınlamıştı. Geçtiğimiz iki gün içinde bazı kullanıcılar, birçok arkadaşının gönderilerinin kaybolduğunu belirterek, Facebook’un algoritmalarının değiştirilmesini talep eden bir mesajı paylaştı. Söz konusu mesajda “Facebook, uygulamada yalnızca seçtiği arkadaşlarımı gösteriyor. Bizim arkadaşlarımızı seçmek için Facebook’a ihtiyacımız yok uygulamanın kontrol politikası olmadan kullanabiliriz” ifadelerine yer verildi.

Hamas Hareketi’ne bağlı Sağlık Bakanlığı’nın cumartesi sabahı açıkladığı son verilere göre, Gazze Şeridi’nde İsrail bombardımanı sonucu ölenlerin sayısının 724’ü çocuk olmak üzere 2 bin 215’e yükselirken, basında çıkan haberlerde Hamas ve Aksa Tufanı ile ilgili hashtaglerin gizlendiği belirtiliyor.

Uluslararası ilişkiler, strateji ve uluslararası çatışma konularında uzman olan Enes el-Kassas, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırganlığına ilişkin sahte haberlere örnek olarak Politico dergisindeki bir haberin bağlantısını yayınladıktan sonra son günlerde Facebook hesabında kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı. Kassas, Şarku’l Avsat’a “İki gün boyunca bir kısıtlama uyarısı aldım. Bu algoritmalar çılgınlık” ifadelerini kullandı.

Buna rağmen araştırmacı, Facebook platformunda hesabının askıya alınmasını önlemek için, doğru olsa bile, davayı destekleyecek herhangi bir bilgi veya gönderi yayınlamaktan kaçınmaya çalıştı. Bununla ilgili olarak “Facebook resmi verileri bile kısıtlamaya çalışıyor. Ayrıca yalnızca iki beğeni alan gönderilerim var ve bu normal değil” ifadelerini kullandı.

Siyasi araştırmacı, bu kısıtlamanın Facebook platformunun takipçilerine olan saygısını azalttığını düşünüyor. İsrail’in bakış açısını destekleyen içeriklerin yayınlanmasına izin verilmesinin çifte standartların kanıtı olduğunu vurgulayarak “16 yıldır Facebook hesabım var ve daha önce bu yasak hiç yaşanmamıştı” ifadelerini sözlerine ekledi.

Kitaplarla ilgili içerikleri ‘Kitap Kurdu’ kanalı adı altında çeşitli platformlarda yayınlayan Nida eş-Şebravi Şarku’l Avsat’a Instagram platformuna Filistin meselesini ele alan bir video yüklediğini ancak videonun 3 kez silindiğini ve sesin kapatıldığını söylüyor. Videoyu yayınlamayı tekrar denediğini de sözlerine ekledi.

Aynı bağlamda Şarku’l Avsat, Instagram platformunda savaştaki çocuklarla ilgili bir konunun bağlantısını yayınlamaya çalıştı. Ancak “Topluluğumuzu korumak için bazı faaliyetleri yasaklıyoruz” uyarısı aldı.

cdfvg
Instagram’da Gazze ile ilgili basında çıkan bir haberi yayınlamanın yasak olduğunu belirten bir uyarı (Şarku’l Avsat)

* Önlem mi engelleme mi?

Sosyal paylaşım sitesi Facebook’un sahibi ABD merkezli teknoloji devi Meta, Gazze’de çatışmaların başlamasının ardından internette yasa dışı ve yanıltıcı içeriklerin yayınlanmasına karşı ek önlemler alacağını açıkladı.

Alman haber ajansı DPA’ya göre Meta dün (Cumartesi) yaptığı açıklamada, Hamas savaşçılarının saldırısını takip eden ilk üç gün ile ilgili olarak ‘Şirket, politikalarını ve yönergelerini ihlal ettiği için İbranice ve Arapça 795 bin içeriği sildi veya spam olarak sınıflandırdı” ifadelerine yer verdi. Ayrıca “7 Ekim’i takip eden üç günde önceki iki ayla karşılaştırıldığında, Tehlikeli Kuruluşlar ve Bireyler politikamızı ihlal ettiği için her gün 7 kat daha fazla İbranice ve Arapça içeriği siliyoruz” ifadeleri de açıklamada yer aldı.

Hamas’ın rehineleri Facebook ve Instagram’da sergilemekle tehdit etmesi nedeniyle bu platformlarda özellikle dikkatli olduklarını belirten şirket, daha önce platformun politikalarını ihlal eden bazı kullanıcılara kısıtlamalar getirdiğini söyledi.

Elon Musk’ın sahibi olduğu X platformu, Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırısını takip eden günlerde ‘onbinlerce’ paylaşımı kaldırdığını veya sınıflandırdığını duyurdu. X CEO’su Linda Yaccarino çarşamba günü yaptığı açıklamada Avrupa Birliği’nin bu konudaki bir eleştirisine yanıt olarak “İsrail’e düzenlenen terör saldırısından bu yana on binlerce paylaşımın kaldırılması veya etiketlenmesi için harekete geçtik” ifadelerini kullandı. Söz konusu açıklama, salı günü sosyal medyada Musk’ı eleştiren Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun İç Pazar ve Sanayiden Sorumlu Üyesi Thierry Breton’a yönelikti.

Fransız haber ajansı AFP’ye göre, Breton salı günü Musk’a ve Facebook ve Instagram platformlarını da içeren Meta grubundan Mark Zuckerberg’e gönderdiği mektuplarda, Avrupa Birliği’nin yeni dijital hizmetler yasasına uygun olarak ‘yasadışı içerik ve yanlış bilgilerin’ platformlarından nasıl kaldırılacağına ilişkin 24 saat içinde ayrıntılı bilgi vermelerini talep etmişti.

Dijital platformların aldığı bu ‘önlemlere’ rağmen, AFP tarafından hazırlanan bir haberde, bir haftadır süren çatışmanın ardından yanlış bilgi hacminin ve bunların internette yayılma hızının eşi benzeri görülmemiş olduğu belirtildi. AFP, uzmanlara göre İsrail ile Hamas arasındaki bu çatışmanın, Facebook ve X gibi önde gelen platformların yanlış bilgilerle mücadele etme becerisinin azaldığına dair korkunç bir örnek olduğunu bildirdi.

* Önyargılı algoritmalar

Kahire’deki Amerikan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Kamu Politikası Bölümünde öğretim üyesi olan Amr el-Iraki Filistin meselesiyle ilgili içeriğe getirilen kısıtlamanın bu platformlar açısından açık bir ideolojik önyargıyı ifade ettiğini söyleyerek, Hamas hareketini düzenli bir ordu olan İsrail ordusuyla karşı karşıya olan bir terörist hareket olarak tanımladıklarını belirtti. Iraki, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu kısıtlamanın bu platformların özellikle kriz ve çatışma zamanlarında iyi bir bilgi kaynağı olmadığını ve siyasi kutuplaşmadan da etkilendiğini doğruladığını belirtti.

Iraki, algoritmaların bir matematik denklemi gibi olduğunu, girdileri giren ve şartlarını belirleyen kişinin önyargılarına uygun davrandığını söyledi. Facebook gibi platformların tarafsız platformlar olmadığını, asıl krizin bu algoritmaların ilişkilerimize, arkadaş çevremize, önyargılarımıza göre çalışmaması olduğunu dolayısıyla bunların artık gerçek anlamda sosyal medya platformları değil, devam eden çatışmada sahiplerinin önyargılarını ifade eden platformlar olduğunu sözlerine ekledi.

Son günlerde Iraki, ‘keşfetinde’ İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırganlığa ilişkin söylemini destekleyen Kürtçe içerikler olduğunu gözlemlediğini bunun, İsrail’in son dönemde askerlerinin moralini yükseltmek için yürüttüğü psikolojik savaşın bir parçası olduğunu belirtti.

Peki çözüm nedir? Başka platformlar mı? Iraki bu soruya her topluluğun kendi platformunu oluşturma hakkına sahip olduğunu söyleyerek yanıt verdi. Bununla birlikte Facebook’un büyük bir piyasa değeri olduğunu ve 20 yıl önce oluşturulmuş bir kâr modeli olması nedeniyle yayılma ve etki alanını olduğunu belirtti. Son dönemde ortaya çıkan ve kaybolan ancak Facebook ve Instagram’ın sahip olduğu devamlılığı sağlayamayan yeni platformların bulunduğunu sözlerine ekledi.



Lübnan’da gri liste alarmı: Paralel ekonominin tasfiyesi ve şeffaflık krizi

Cumhurbaşkanı General Joseph Avn başkanlığında Baabda’da Bakanlar Kurulu toplantısı gerçekleştirildi. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı General Joseph Avn başkanlığında Baabda’da Bakanlar Kurulu toplantısı gerçekleştirildi. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Lübnan’da gri liste alarmı: Paralel ekonominin tasfiyesi ve şeffaflık krizi

Cumhurbaşkanı General Joseph Avn başkanlığında Baabda’da Bakanlar Kurulu toplantısı gerçekleştirildi. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı General Joseph Avn başkanlığında Baabda’da Bakanlar Kurulu toplantısı gerçekleştirildi. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF) Lübnan’ı kara para aklama ve terörün finansmanıyla mücadelede eksiklikler bulunan ülkeler arasında yer alan “gri liste”de yeniden sınıflandırma kararının, sınır ötesi finansal işlemler üzerinde yeni bir etki yaratmadığı; ancak hükümet ve para otoritelerine “paralel ekonomiyi” ve kayıt dışı nakit akışlarını ortadan kaldırmaya yönelik yasal ve idari tedbirleri tamamlamaları için tanınan sürenin sona ermek üzere olduğu belirtildi.

vdfv
Beyrut’un güney banliyösünde bulunan “El-Kard el-Hasen” kurumuna ait binalardan biri (Arşiv fotoğrafı - AP)

Finansal bir yetkiliye göre, son savaşın insani, yeniden inşa ve ekonomik düzeylerde yarattığı yıkıcı sonuçlar, ilgili makamların özellikle idari, adli ve güvenlik alanlarında gerekli düzenlemeleri yavaşlatmasını kısmen açıklayan “hafifletici bir gerekçe” oluşturdu. Ancak bu durum, paralel ekonominin ürettiği artan şüpheli faaliyetler ve kırılgan finansal sistemin zayıflığının yarattığı riskleri ortadan kaldırmıyor.

Siyasi ve ekonomik süreçlerin iç içeliği

Söz konusu yetkiliye göre siyasi ve ekonomik süreçler arasında karmaşık bir iç içelik ve paralellik bulunuyor. Bu durum, silahın devlet tekeline alınması hedefi ile finansal ve ticari faaliyetlerin meşruiyetinin yeniden tesis edilmesi hedefinin eş zamanlı yürütülmesini gerektiriyor.

Bu çerçevede, uluslararası koşulların açık şekilde karşılanması gerektiği, bunun da dış desteğin mobilize edilmesi ve yeniden inşa sürecine girilmesi için temel olduğu ifade ediliyor. Süreç, aynı zamanda Uluslararası Para Fonu (IMF) programı aracılığıyla ekonomik toparlanma aşamasına geçişi ve ülkenin kredi notu ile finansal itibarı açısından gerilemenin tersine çevrilmesini hedefliyor.

dv
Beyrut’un güney banliyösünde bulunan “El-Kard el-Hasen” kurumuna ait binalardan biri (Arşiv fotoğrafı - AP)

Uluslararası baskıların, özellikle finansal sistem dışındaki kanalları da kapsayan yasa dışı para akışlarının kontrol altına alınmasına odaklandığı belirtiliyor. Bu kapsamda bazı meslek grupları, finans dışı kuruluşlar ve özellikle de Hizbullah ile bağlantılı olduğu iddia edilen yapılar, özellikle de Kard el-Hasen (Karz-ı Hasen )  gibi kurumlar dikkat çekiyor.

Yasal finansal sektörün değerlendirilmesi

Negatif sınıflandırmaya rağmen, Lübnan’daki yasal finansal sektörün uluslararası standartlara uyum sağlayan kapsamlı bir yasal ve idari çerçeveye sahip olduğu belirtiliyor. Merkez Bankası’nın (BDL), fon kaynaklarının ve yönlerinin sıkı şekilde doğrulanması, nakit ve elektronik işlemlerin yalnızca lisanslı bankalar ve şirketler üzerinden yürütülmesi ve adli mekanizmaların finansal suçlarla mücadelede etkinleştirilmesi gibi adımlar attığı ifade ediliyor.

Merkez Bankası yetkilileri, Lübnan’ın gri listeden çıkmasının temel öncelik olduğunu ve bunun sağlanmaması halinde ülkenin küresel finans sisteminde güvenilir bir aktör olamayacağını vurguluyor. Bu durumun yalnızca itibar değil, aynı zamanda muhabir bankacılık ilişkileri ve işlem maliyetleri üzerinde de ciddi etkileri olduğu belirtiliyor.

cd fd
Beyrut’un Hamra bölgesinde bulunan Lübnan Merkez Bankası (Banque du Liban) genel merkezi (Reuters)

Merkez Bankası Başkanı’nın açıklamalarına göre, ekonomik krizin gerçekçi bir anlatısı paralel ekonomi, yasa dışı para akışları, kara para aklama ve yolsuzluk pratiklerini göz ardı edemez. Banka, şeffaflık, hesap verebilirlik ve finansal açıklık ilkelerine bağlılığını sürdürüyor.

Yapısal reformlar ve denetimler

Merkez Bankası’nın son dönemde kara ekonomiyle mücadele kapsamında uzman şirketlerle çalıştığı, gelişmiş izleme araçları kullandığı, “müşterini tanı (KYC)” standartlarını güçlendirdiği ve şüpheli işlem bildirim mekanizmalarını geliştirdiği ifade ediliyor.

Ayrıca, Maliye ve Adalet Bakanlıkları ile koordinasyon içinde adli denetim süreci başlatıldığı ve bu sürecin Alvarez & Marsal tarafından yürütüldüğü belirtiliyor. Denetimin kapsamı, yalnızca geçmiş hükümetlerin destek programları için yapılan ödemeleri değil, 2023 sonuna kadar olan tüm merkez bankası ödemelerini, bankalara aktarılan uluslararası transferleri ve devlet adına yapılan harcamaları da içeriyor.

vfevb
Lübnan Cumhurbaşkanı General Joseph Avn’ın Baabda’da Merkez Bankası Başkanı ile görüşmesi (X)

Merkez Bankası’nın İsviçre, Fransa, Almanya, Lihtenştayn, Lüksemburg ve Birleşik Krallık gibi ülkelerde yürütülen adli soruşturmalarla da iş birliği yaptığı ifade ediliyor.

FATF yükümlülükleri ve eylem planı

FATF’nin son değerlendirmesine göre Lübnan, siyasi düzeyde kara para aklama ve terör finansmanıyla mücadele sistemini güçlendirme taahhüdünde bulunuyor. Ancak ülkenin ağır ekonomik ve güvenlik koşulları nedeniyle uygulamada ciddi eksiklikler bulunduğu belirtiliyor.

Eylem planı 10 temel başlıktan oluşuyor. Bunlar arasında risk değerlendirmelerinin güçlendirilmesi, terör finansmanı ve kara para aklama risklerinin daha etkin analiz edilmesi, uluslararası adli yardımlaşma süreçlerinin hızlandırılması ve varlıkların geri kazanımı yer alıyor.

Ayrıca finansal olmayan belirli meslek gruplarının daha sıkı denetlenmesi, gerçek faydalanıcı bilgilerinin güncellenmesi, etkili yaptırımların uygulanması ve suçlarla mücadelede daha fazla yargı kararı üretilmesi gerekiyor.

fdbfdb
Lübnan Merkez Bankası binasının İsrail hava saldırısında hedef alındığı bölgeyi inceleyen bir adam (AFP)

Plan ayrıca sınır ötesi nakit ve değerli varlık hareketlerinin daha etkin izlenmesini, terör finansmanı soruşturmalarının güçlendirilmesini ve uluslararası bilgi paylaşımının artırılmasını öngörüyor.

Son olarak, hedefe yönelik finansal yaptırımların etkin uygulanması, yüksek riskli sivil toplum kuruluşlarının risk temelli denetimi ve yasal faaliyetlerin engellenmemesi arasında hassas bir denge kurulması gerektiği vurgulanıyor.


Bağdat Yeşil Bölge’deki gözaltı operasyonun detayları ortaya çıktı

28 Haziran 2026 şafağında Bağdat Yeşil Bölge girişlerinden birinde Irak’a ait “Humvee” araçlarını gösteren dolaşımdaki görüntü
28 Haziran 2026 şafağında Bağdat Yeşil Bölge girişlerinden birinde Irak’a ait “Humvee” araçlarını gösteren dolaşımdaki görüntü
TT

Bağdat Yeşil Bölge’deki gözaltı operasyonun detayları ortaya çıktı

28 Haziran 2026 şafağında Bağdat Yeşil Bölge girişlerinden birinde Irak’a ait “Humvee” araçlarını gösteren dolaşımdaki görüntü
28 Haziran 2026 şafağında Bağdat Yeşil Bölge girişlerinden birinde Irak’a ait “Humvee” araçlarını gösteren dolaşımdaki görüntü

Güvenlik kaynakları, Irak’ın başkenti Bağdat’ın merkezindeki Yeşil Bölge’de Cumartesi’yi Pazar’a bağlayan gece, Irak Terörle Mücadele Gücü, ordu ve yolsuzluk dosyalarıyla ilgili uzman güvenlik birimlerinin katılımıyla geniş çaplı bir güvenlik operasyonu gerçekleştirildiğini bildirdi. Bölgeye giriş noktalarında ve ana yollarda güvenlik önlemlerinin artırıldığı ifade edildi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre söz konusu güçler; yolsuzluk ve nüfuzun kötüye kullanılması iddialarına ilişkin dosyalar kapsamında siyasi ve devlet yetkilileri, milletvekilleri, güvenlik görevlileri ve iş insanlarını hedef alan mahkeme kararıyla gözaltı işlemlerini başlattı. Bazı gözaltına alınan kişilerin Yolsuzlukla Mücadele Kurumu’na sevk edildiği belirtildi.

Bir hükümet yetkilisi, operasyonu Başbakan Ali Zeydi’nin denetlediğini ve gözaltıların yargı tarafından çıkarılan yakalama emirlerine dayandığını ifade etti. Aynı yetkili, Özel Kuvvetler ile Terörle Mücadele Gücü’nün operasyona katıldığını ve operasyonun sadece Bağdat ile sınırlı kalmayıp diğer şehirlere de yayıldığını söyledi.

Bir güvenlik kaynağı, Bağdat’ta Yeşil Bölge’nin yanı sıra Yermuk, Kadiyisiye, Şaab, Sadr Şehri ve Zeyyune bölgelerinde de gözaltıların yapıldığını; ayrıca Missan, Babil, Diyala ve Salahaddin illerinde de operasyonlar gerçekleştirildiğini aktardı.

Iraklı bir yetkili ise kolluk kuvvetlerinin operasyonla ilgili resmi bir açıklama hazırlığında olduğunu, gözaltına alınanların bugün (Pazar) yargı makamlarına sevk edileceğini bildirdi.

Aynı yetkili, Parlamento Başkanı’nın bazı milletvekilleri için dokunulmazlıkların kaldırıldığını da öne sürdü. Bu gelişmenin yasama tatiliyle eş zamanlı gerçekleştiği ifade edildi.

Kaynaklar, Yeşil Bölge’nin hâlen kapalı olduğunu ve Irak güvenlik güçlerinin çevrede arama-tarama faaliyetlerini sürdürdüğünü belirtti.

vdsvds
28 Haziran 2026 şafağında Yeşil Bölge içinde bir evin etrafını saran Irak güvenlik güçlerine ait personel (X)

Yüksek düzeyli bir kaynak, gözaltıların petrol bakan yardımcısı Adnan el-Cemili’nin verdiği ifadeler doğrultusunda yolsuzluk dosyaları kapsamında gerçekleştirildiğini aktardı.

Görgü tanıkları ise zırhlı araçlar ve ağır silahlı güvenlik güçlerinin Yeşil Bölge içindeki bazı ev ve villaları kuşattığını söyledi.

Ayrıca Terörle Mücadele Gücü’ne bağlı unsurların, bir kişinin korunmasından sorumlu güvenlik görevlileriyle bir yakalama emrini uygulamaya çalışırken çatışmaya girdiği, ancak olayın niteliği ve olası yaralanma ya da ek gözaltılar konusunda net bilgi bulunmadığı ifade edildi.

Kaynaklar, operasyonların başkent genelinde birçok noktada baskınlarla sürdüğünü; eski bir hükümet yetkilisinin evine de baskın yapıldığına dair iddialar bulunduğunu ancak bunun bağımsız olarak doğrulanamadığını aktardı.

Güvenlik yetkilileri, gece boyunca yürütülen operasyonların mahkeme kararlarına dayanan “gözaltı kampanyası” olduğunu belirtti.

Sosyal medyada ise Yeşil Bölge’de ana kapıların kapatıldığını ve tanklar ile zırhlı araçların konuşlandığını gösterdiği iddia edilen görüntüler paylaşıldı. Ancak bu görüntülerin doğruluğu bağımsız olarak teyit edilemedi.

Şu ana kadar hiçbir resmi güvenlik, hükümet ya da yargı kurumu operasyonun nedenine veya gözaltına alınan kişilerin kimliğine ilişkin resmî bir açıklama yapmadı.


Trump'ın Libya anlaşması: Doğu ile batı arasında “zorla evlilik”

Libya'nın Sirte kentinde düzenlenen Flintlock-2026 Tatbikatı’nın açılış töreninde, Libya Ortak Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 14 Nisan 2026 (AFRICOM)
Libya'nın Sirte kentinde düzenlenen Flintlock-2026 Tatbikatı’nın açılış töreninde, Libya Ortak Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 14 Nisan 2026 (AFRICOM)
TT

Trump'ın Libya anlaşması: Doğu ile batı arasında “zorla evlilik”

Libya'nın Sirte kentinde düzenlenen Flintlock-2026 Tatbikatı’nın açılış töreninde, Libya Ortak Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 14 Nisan 2026 (AFRICOM)
Libya'nın Sirte kentinde düzenlenen Flintlock-2026 Tatbikatı’nın açılış töreninde, Libya Ortak Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 14 Nisan 2026 (AFRICOM)

Manaf Saad

Libya kamuoyu, geçtiğimiz yıl ağustos ayında Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin yeni Libya Özel Temsilcisi ve ülkedeki BM Destek Misyonunun (UNSMIL) Başkanı Hanna Tetteh'in açıkladığı Libya krizine çözüm bulmayı amaçlayan yol haritasını pek coşkulu karşılamadı. Tetteh’ten önce sekizden fazla BM özel temsilcisi bu görevi üstlenmiş, ancak 2011 yılından bu yana siyasi, güvenlik ve ekonomik çalkantılarla boğuşan ülkede durumu düzeltmeyi başaramamıştı.

Libya kamuoyunun pek çok kesiminden UNSMIL’e yönelik sert ve tekrar eden eleştirilere karşın Libya'daki çözümün artık Libyalıların ya da uluslararası temsilcilerin karşı koyamayacağı ya da en azından yumuşatamayacağı bölgesel ve uluslararası müdahalelere rehin olduğunu vurgulamak gerekiyor. BM Güvenlik Konseyi'nden (BMGK) ya da Libya dosyasına dahil taraflar arasındaki dış toplantılardan yayımlanan tüm siyasi bildirilerde çözümün sahipliğinin ve liderliğinin Libyalılara ait olması gerektiği ısrarla vurgulanıyor olsa da bu açıklamalar, kararın Libya'ya değil uluslararası alana ait olduğu sade gerçeğini gizleyemiyor.

Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Mareşal Halife Hafter geçtiğimiz yıl, Libya krizi çözümünün tellerine dokunmaya çalıştığında kasım ayı sonlarında on Batılı ve bölgesel ülkenin yayımladığı bir bildiri, Hafter'in Libya'nın sorunlarına yerli çözüm söylemi altında cumhurbaşkanlığı hedeflerine ters düştü. Bildiride, çözümün bölgesel ve uluslararası destek gören ülkenin batısındaki diğer Libyalı tarafları da kapsaması gerektiğini vurgulandı. Bildirinin yayımlanmasından bir hafta sonra ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşleri Baş Danışmanı Massad Boulos, bildirinin arkasında kendisinin olduğunu açıkladı. Boulos geçtiğimiz yılın eylül ayından itibaren Trablus ve Bingazi ailelerini bir araya getiren ve bu çözümün siyasi, askeri ve ekonomik ayrıntılarına her iki tarafın da destek verdiği bir formül arayışına girmişti.

Boulos bu süreçteki çabasını bu yılın ocak ayında Paris'te düzenlenen bir başka toplantıda da teyit etti. Toplantıya bir tarafta Halife Hafter'in oğlu ve babasının yerine LUO Başkomutanı görevini üstlenen Saddam Hafter, diğer tarafta Trablus'taki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe’nin yeğeni ve Ulusal Güvenlik Danışmanı İbrahim ed-Dibeybe katıldı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Boulos, o günden beri, geçtiğimiz nisan ayında ülkenin doğusu ve batısındaki iki ana taraf arasında birleştirilmiş kalkınma harcamaları konusunda imzalanan önemli bir anlaşmayı içeren planını uygulamaya devam etti. Anlaşma, devletin genel harcama tablolarının kabul edilmesini öngörüyor. Bunun ardından Libya’nın batısındaki ve doğusundaki silahlı güçler, ABD Afrika Kuvvetleri Komutanlığı'nın (AFRICOM) denetiminde Sirte kentinde düzenlenen Flintlock-2026 Tatbikatı’na katıldı.

Son aylarda sızdırılan bilgiler, Abdulhamid ed-Dibeybe'nin birleşik hükümet başkanlığı görevini sürdürmeye devam edeceğini, Saddam Hafter'in ise Başkanlık Konseyi başkanlığı görevini elde edeceğini gösteriyor.

Massad Boulos, Libya'daki siyasi, güvenlik ve ekonomi kurumlarını birleştirme sürecinde ilerlemeyi sürdürdüğünü pek çok açıklamasında dile getirmeye devam ettiyse de planının ayrıntılarını açıklamadı. Bununla birlikte son aylarda sızdırılan bilgiler, Abdulhamid ed-Dibeybe'nin birleşik hükümetin başbakanlığı görevini sürdürmeye devam edeceğini, Saddam Hafter'in ise Başkanlık Konseyi başkanlığı görevine getirileceğini gösteriyor.

Boulos'un Libya'daki girişimleri, geçtiğimiz 20 Haziran Cumartesi günü Mısır'ın El-Alemeyn kentinde Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanlarıyla katıldığı toplantının gündeminden ayrı görünmüyor. Mısır İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tümgeneral Hasan Mahmud Reşad, El-Alemeyn toplantısının ertesi günü, Trablus'u ziyaret etti ve burada Başbakan Dibeybe ve UBH’den diğer yetkililerle görüştü. Bu ziyaret, Mısır'ın Libya'daki olası siyasi değişimlerin merkezinde yer aldığını, ülkenin batısıyla ilişkilerini geliştirdiğini ve kendisini LUO Genel Komutanlığı'yla yakın ilişkilere hapsetmediğini gösterdi. Bu durum, son dönemde Genel Komutanlığın Sudan'daki Muhammed Hamdan 'Hâmidetî' Dagalu liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) silah ve yakıt tedarik etmesiyle de gölgelendi. Kahire bunu, geçici Askeri Konsey Başkanı Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki Sudan ordusunu desteklediği için Mısır'ın ulusal güvenliğine ciddi bir müdahale olarak değerlendiriyor.

dervefv
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Massad Boulos’u kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır ve Türkiye, bölgede -özellikle Libya dosyasında- tansiyonu düşürmeye yönelik mutabakatlara ulaştıktan sonra harekete geçti. Bu süreç çerçevesinde iki ülkenin istihbarat servisi başkanları doğu ve batıyı ziyaret etti ve bazı görüşmeler gerçekleştirdi. Bu hareketlilik, doğu ve batı arasında iktidar paylaşımına yönelik Amerikan planının konuşulduğu bir döneme denk geldi. Bu da yeni dengeler için herhangi bir uzlaşının yalnızca bir tarafı değil, Mısır ile Türkiye'yi de kapsaması gerektiğine işaret ediyor.

Mısır İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tümgeneral Reşad, 22 Haziran'dan dört gün önce, Trablus'ta UBH Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe ile pek çok askeri ve güvenlik yetkilisiyle görüştü. Bu görüşme, Reşad'ın Kahire'de doğu kampındaki LUO Başkomutan Yardımcısı Saddam Hafter ve Massad Boulos ile yaptığı görüşmenin hemen ardından gerçekleşti. Bu durum, Kahire ile Libya'nın batısı arasındaki yakınlaşmanın artık açıkça görülür hale geldiğini gösterdi. Bu yakınlaşma, doğu kampıyla varılan mutabakatlar eşliğinde sürüyor. Mısır, Libya kurumlarının kapsamlı bir Libya-Libya süreciyle birleştirilmesini destekliyor. Uluslararası kararların uygulanması doğrultusunda tüm yabancı kuvvet ve paralı askerlerin Libya topraklarından çekilmesini ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin en kısa sürede yapılmasına zemin hazırlanmasını gerekli görüyor. Bunu da Libya’nın güvenliğini Mısır'ın ulusal güvenliğinin bir parçası olarak değerlendirdiğinden yapıyor.

Bu gelişmelere, Türkiye'nin Libya politikasında köklü bir dönüşüm eşlik etti. Doğu Libya ile doğrudan iletişim kanalları açıldı. 23 Haziran Salı günü Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, Libya'ya gitti. Trablus'ta Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ve Dibeybe’nin yanı sıra askeri ve güvenlik yetkilileriyle, Bingazi'de ise Tümgeneral Saddam Hafter ile görüştü. Türkiye, Libya’daki devlet kurumlarının yeniden birleştirilmesi için görüşleri yakınlaştırmaya ve herhangi bir siyasi uzlaşının sürdürülebilirliğini güvence altına almaya çalışıyor. Türkiye'nin şu anda izlediği batı ve doğu Libya arasında yakınlaşma yaratma çizgisi, 2019 yılında Trablus ile imzaladığı tartışmalı Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakat Muhtırası’nın ardından yıllarca Libya'nın batı kampını desteklemesinin ardından ciddi bir dönüşümü temsil ediyor.

İtalya Dış Güvenlik ve İstihbarat Servisi Başkanı Giovanni Caravelli de Trablus'u ziyaret ederek Dibeybe ile görüştü. Görüşmede Caravelli, İtalyan hükümetinin Libya ile ortak ilgi alanına giren çeşitli dosyalarda koordinasyon ve iş birliğini sürdürme konusundaki kararlılığını teyit ederken Dibeybe, ‘istikrarı desteklemek, kurumların birliğini korumak ve Libya halkının beklentilerini gerçekleştirecek siyasi süreci ilerletmek için uluslararası çabaların ve tutumların koordinasyonunun önemini’ vurguladı.

Bu bölgesel ve uluslararası hareketliliğin öncesinde iç siyasette de bir gelişme yaşandı. Başkanlık Konseyi, Temsilciler Meclisi ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) başkanlarının imzaladığı sürpriz bir üçlü bildiri, Hanna Tetteh'in 18 Haziran'da BMGK’ya yaptığı brifingden iki gün önce yayımlandı. Bildiri, mevcut kurumsal yapıyı korurken önümüzdeki yılın şubat ayında parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine gidilmesini öneren bir girişimi içeriyordu. Üç başkan, plan metnini BM özel temsilcisine ileterek üzerinde baskı kurma niyetlerini teyit etti. Bu adım, Bingazi'deki Saddam Hafter ekibini, üç başkanın girişimine sert bir yanıt olarak Genel Komutanlık aracılığıyla Boulos planına açıkça destek veren bir bildiri yayımlamaya yöneltti. Bunun ardından Temsilciler Meclisi'nden 47 üyenin, Washington'ın girişimiyle ilgili Trablus ve Bingazi taraflarını desteklediklerinden Amerikan çabasını selamladıklarını duyuran bir bildiri yayımlaması da sürpriz olmadı.

Boulos planına yönelik itirazlar yalnızca Libya içinden gelmiyor. Rusya da bu plandan tedirgin; çünkü plan, kendisinin de parçası olduğu BM Güvenlik Konseyi ve Berlin sürecinin dışından geliyor.

Bu desteğin içinde Libya'da siyasal İslam liderlerinden biri olan Abdulhakim Belhac de yer aldı. O da Trablus'tan Boulos planına desteğini dile getirdi, ancak planın ayrıntılarının açıklanması çağrısında bulundu. Bununla birlikte Belhac'ın bu önemli tutumunun, Libya Müftüsü ve radikal İslamcı akımın lideri Sadık el-Giryani'nin tutumundan farklı olduğunu vurgulamak gerekiyor. Giryani, Saddam Hafter'i Başkanlık Konseyi başkanlığına getirmeyi hedefleyen Boulos planına sert biçimde karşı çıktı. Bu karşı çıkışta Abdulhamid ed-Dibeybe'nin kendisinin de mensubu olduğu Misrata grupları da Giryani'ye güçlü destek verdi.

Bu bağlamda ülkenin batısında, doğusunda ve güneyinde sivil-demokratik akıma bağlı siyasi aktivistler ve partilerin temsil ettiği sessiz çoğunluğun görüşlerini de göz ardı etmemek gerekiyor. Bu kesimler, Dibeybe ve Hafter ailelerinin iktidarın dümenini tutmaya ve devlet kurumlarını kontrol etmeye devam etmesine güçlü biçimde karşı çıkıyor. Bu muhalefet, BMGK Uzmanlar Komitesi'nin geçtiğimiz nisan ayında yayımladığı raporun ardından daha da güçlendi. Rapor, iki ailenin yetkilileri ve yardımcılarının işlediği ağır insan hakları ihlallerini ve yasadışı petrol kaçakçılığı ile satış suçlarını özellikle kınadı; bu suçların ülkenin kamu güvenliği, siyasi ve ekonomik istikrarına zarar verdiğini vurguladı.

sdfdv
Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe ve Ulusal Petrol Kurumu Vekil Başkanı Mesud Süleyman Musa, 17 yıl sonra ilk kez yeni petrol arama ve üretim lisanslarının verildiğini duyurmak için Trablus'ta düzenlenen basın toplantısında yan yana, 11 Şubat 2026 (AFP)

Libyalıların bildiği acı gerçek ise Boulos’un girişimi uygulanması halinde ufukta umut ışığı görünmüyor olması. Başbakan Dibeybe, kendilerini doğrudan etkileyen ve günlük yaşamlarında acı çektikleri geçim koşullarını düzeltme niyeti göstermedi. Tam tersine kendisi ve etrafındaki çevre, iktidarda kalmalarının asıl motivasyonu olan kamu kaynaklarını yağmalama konusundaki kararlılıklarını sergiledi. Bingazi'de Mareşal Halife Hafter'in oğullarının kontrol ettiği paralel hükümet ve diğer kurumlarda da durum aynı.

Genel gidişatı kontrol eden bu güçlerin hiçbiri yerel bankalardaki nakit sıkışıklığına çözüm bulmaya, Libya dinarının dolar karşısındaki değer kaybının fiyat artışı ve enflasyona yol açmasına, tekrarlanan akaryakıt krizlerine, saatlerce süren elektrik kesintilerine, başkentte ve diğer bölgelerde sivillerin yaşamına son veren milis çatışmalarının önüne geçmeye ya da ülkenin her köşesinde kamu özgürlüklerinin olmamasına karşı harekete geçmedi.

Bununla birlikte Boulos planına yönelik itirazlar yalnızca Libya içinden yapılmadı. Rusya da bu plan karşısında tedirgin. Çünkü plan, kendisinin de parçası olduğu BMGK ve Berlin sürecinin dışından geliyor. Boulos’un görüşme ve koordinasyon ağı Batılı ve bölgesel ülkeleri kapsarken ülkenin doğusunda askeri olarak konuşlanan Rusları dışlıyor. Rusya, Libya'nın siyasi ve askeri kurumlarını birleştirmeyi hedefleyen tüm bu çabaların nihayetinde ilk aşamada Rus askeri varlığını ülkenin doğusunda ve güneyinde kısıtlamayı, sonraki aşamada ise tümüyle sonlandırmayı amaçladığının farkında.

Boulos planı, hesapta olmayan engellerle yüzleşmediği takdirde Libya'daki durgun suları hareketlendirebilir; aksi halde mevcut durgunluk sürmeye devam edebilir.

Bu nedenle Hanna Tetteh kendisini karmaşık bir tablonun içinde buluyor. İçeride Libya kamuoyunun geniş bir kesiminin yaşadığı sorunların önemini ve ağırlığını bilen ve bunlarla köklü çözümler aracılığıyla yüzleşmeyi isteyen Tetteh, BMGK’ya yaptığı son brifingde bunları açıkça dile getirdi. Bununla birlikte Tetteh’in Boulos planıyla uyum sağlamaya yöneldiği görülüyor. Bu doğrultuda son dönemde her iki aileden dört üyeyi açıkça temsil edecek bir küçük komite oluşturdu. Tetteh, bu komitenin geçtiğimiz yıl ilan ettiği yol haritasının uygulanmasının önündeki bazı asılı zorlukların aşılmasını sağlayabileceğini umuyor. Tetteh, bu komitenin geçen yıl Libyalı hukuk ve siyaset uzmanlarından oluşturduğu istişari komite tavsiyeleri temelinde değişiklik gerektiren parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçim yasaları üzerinde anlaşmaya ulaşmasını arzu ediyor. Küçük komite bunu başarırsa seçim yasaları sorununun aşılmasının ardından BM yol haritasının kapsadığı bir aşama olan birleşik hükümetin kurulmasının önü açılacak.

İç ve dış zorlukların boyutu ne olursa olsun ABD'nin çözüm çabaları karşısında Libya, İran'daki savaşın tetiklediği küresel enerji krizinin ardından ABD'nin gözünde öncekinden çok daha büyük bir önem kazanmaya başladı. Amerikalılar, Libya'nın şu an 1,5 milyon varil olan günlük petrol üretimini 2030 yılına kadar 3 milyon varile çıkarmayı hedefliyor. Bu beklentiler, Boulos'u Libya Ulusal Petrol Kurumu (NOC) aracılığıyla ConocoPhillips ve Chevron gibi büyük Amerikan şirketleriyle yeni arama ve sondaj anlaşmaları imzalamaya yöneltti. ABD yönetimi, Trablus'taki Abdulhamid ed-Dibeybe hükümetinin terörle mücadele alanındaki iş birliğini de göz ardı etmiyor. Hükümet, son dönemde 2012 yılında Bingazi'deki ABD Konsolosluğu binasına düzenlenen saldırıya karışmakla suçlanan Libya vatandaşı Mera'i Salih el-Arfi'yi ABD'ye teslim etti. Bu gelişme, geçtiğimiz şubat ayında aynı saldırıya katıldığı gerekçesiyle aranan Zubeyr el-Bukuş'un teslim edilmesinin ardından yaşandı.

Önümüzdeki haftalar ve aylar, son derece karmaşık bir krize ilişkin pek çok soruya yanıt verecek. Boulos planı, hesapta olmayan engellerle karşılaşmadığı sürece Libya'daki durgun suları hareketlendirebilir. Aksi halde ise bu durgunluk sürmeye devam edebilir.