Netanyahu’ya İsrailli esirlerin ailelerinin hareketini bölmeye çalıştığı yönünde suçlamalar yöneltiliyor

“Sorulan soruların hepsinin yanıtı yok. Ancak kesin olan bir şey var: Netanyahu hükümeti ulusal bir felakettir.”

Binyamin Netanyahu, pazar günü Hamas’ın elinde bulunan esirlerin aileleriyle yaptığı görüşme sırasında (DPA)
Binyamin Netanyahu, pazar günü Hamas’ın elinde bulunan esirlerin aileleriyle yaptığı görüşme sırasında (DPA)
TT

Netanyahu’ya İsrailli esirlerin ailelerinin hareketini bölmeye çalıştığı yönünde suçlamalar yöneltiliyor

Binyamin Netanyahu, pazar günü Hamas’ın elinde bulunan esirlerin aileleriyle yaptığı görüşme sırasında (DPA)
Binyamin Netanyahu, pazar günü Hamas’ın elinde bulunan esirlerin aileleriyle yaptığı görüşme sırasında (DPA)

10 gündür devam eden savaşla birlikte İsrailliler, savaş zamanlarında hükümeti eleştirmeyen ve başbakanı hedef almayan tarihi geleneklerini bozdu. Eleştiri halkası, sol ve muhalefetteki güçlerin ötesine geçti. Birçok eski askeri lider, kamp liderlerinden biri olan Benny Gantz’ın hükümet saflarına katılmasından sonra bile hükümetin performansını hedef almaya başladı. Başbakan Binyamin Netanyahu, yaptığı hataları tekrarlayarak, kendisini eleştirenlere bizzat bol bol malzeme vermiş oldu.

İşler öyle bir noktaya ulaştı ki, Yedioth Ahronoth gazetesi, bu eleştirileri gerekçelendiren bir başyazı yayınlayarak, Netanyahu’nun kibrinin, bu hataların sorumluluğunu üstlenmemesinin ve bu hatalara yol açan politikayı sürdürmesinin, yetkili herkesin onu eleştirmesine neden olduğunu ifade etti. Haaretz gazetesi de başyazısında hükümetin performansının, hizmet sisteminin çöküşünün sinyallerini verdiğini belirtti. Gazete bu konuda örnekler vererek şu ifadeleri kullandı:

“Başbakanlık Ofisi görevini yerine getirmiyor. Bunun sonucunda da tüm bakanlıklar görevlerini yerine getirmekte zorlanıyor. Genel müdürün istifa ettiği olağanüstü dönem için gerekli beş bakanlık da (ulusal güvenlik, eğitim, medya, istihbarat ve kültür) dahil olmak üzere bugün, hükümetteki en az altı bakanlık, bir genel müdür olmadan faaliyet gösteriyor. İstihbarat Bakanlığı’nda bir genel müdür atama zahmetine bile girmediler. Diğer bakanlıklarda genel müdürler var. Ancak Başbakanlık Ofisi Müdürü gibi onlar da vasıflı oldukları için değil, sorumlu bakanın siyasi yardımcıları oldukları için seçildiler.”

Gazete yazısını şöyle devam ettirdi:

“Aşırı sağ hükümet ilk gününden beri üst düzey mesleki pozisyonlarda bulunanlara, hukukun üstünlüğüne ve sağlıklı yönetime karşı verdiği savaşla meşgul. Değerli profesyoneller, yalnızca resmiyetlerini ve profesyonel konumlarını korumaya cesaret ettikleri için düşman ilan edildiler. Birçoğu yenik düştü ve ayrılmaya zorlandı. Sonuç; özellikle bu büyüklükteki bir felaketin ışığında hükümetin, halka sağlaması gereken temel hizmetleri sunmasına izin vermeyen araç eksikliği ve performans eksikliği oldu.”

Fotoğraf altı: Netanyahu’nun pazar günü Hamas tarafından esir alınan İsrailli vatandaşların aileleriyle yaptığı toplantıdan bir kare (DPA)
Netanyahu’nun pazar günü Hamas tarafından esir alınan İsrailli vatandaşların aileleriyle yaptığı toplantıdan bir kare (DPA)

Gazete başyazısını sonlandırırken “Devam eden başarısızlıklarla ilgili sorulan soruların hepsinin yanıtı yok. Ancak kesin olan bir şey var: Netanyahu hükümeti ulusal bir felakettir” ifadelerini kullandı.

Netanyahu, dokuz gün süren tereddüt ve ertelemenin ardından, Hamas’ın elinde bulunan İsrailli esirlerin aileleriyle görüşmeyi kabul etmişti. Gözlemciler toplantıyı özetlerken, “Netanyahu onlara bir tuzak kurdu ancak içine kendi düştü” ifadelerini kullandı. Netanyahu muhaliflerinin söylediklerine göre toplantı, savaşın ortasında medya manşetlerine yansıyan bir skandala dönüştü.

Eleştirmenlerin söylediklerine göre Netanyahu, esirler meselesini gündeminin merkezine koymadı. Eleştirmenler, ABD Başkanı Joe Biden’ın, ABD’li esirlerin aileleriyle Zoom uygulaması üzerinden uzun bir toplantı yapmamış olsaydı, İsrail Başbakanı’nın onlarla görüşmeyi düşünmeyeceğini söyledi. Netanyahu, savaşın bu aşamasında, özellikle medyada bedeli çok sayıda Filistinli tutuklunun veya tüm Filistinli tutukluların serbest bırakılması olsa bile, Hamas’la anlaşılması yönünde çağrılar varken, kendisine baskı yapılmasını engellemek için ailelerle görüşmekten kaçındı.

Fotoğraf altı: İsrail, Hamas Hareketi’nin 7 Ekim’de Gazze Şeridi sınırında başlattığı sürpriz saldırı sonrasında 199 kişiyi esir aldığını açıkladı (DPA)
İsrail, Hamas Hareketi’nin 7 Ekim’de Gazze Şeridi sınırında başlattığı sürpriz saldırı sonrasında 199 kişiyi esir aldığını açıkladı (DPA)

Bu arada esir aileleri güçlü bir şekilde örgütlendi. Bir dernek kurarak ailelere yardım için bağış ve gönüllülük kampanyası başlattılar. Esirlerin yaşlarını, ihtiyaçlarını, hangi ilaçları kullandıklarını ve gıda alerjilerini öğrenmek için bilgi topladılar. Yabancı esirlerin ülkeleriyle temas kurdular ve esirlerle iletişime geçmeye yardımcı olması için Kızılhaç ile iletişime geçtiler. Ayrıca bir sekreterlik oluşturup sözcü seçtiler. Tel Aviv’in kalbindeki Şalom gökdeleninde ofis kiraladılar. Netanyahu’nun uzun süre kendileriyle görüşmekten kaçınması üzerine, pazar sabahı ofisini arayarak, kendisiyle hemen görüşmek istediklerini, aksi takdirde kamuoyuna başvuracaklarını bildirdiler. Kamuoyuna başvurmak, savaşın başından beri Netanyahu’ya, hükümetine ve yardımcılarına karşı büyük bir kampanya yürüten, onu başarısızlıkların sorumluluğundan kaçmak ve başarısızlıklarla ilgili bir soruşturma komitesi kurulursa, suçlamalardan paçasını sıyırma derdinde olmakla suçlayan basına olayın taşınması demekti.

Bu nedenle Netanyahu, hızla ailelerden yedi kişilik bir grupla görüştü. Basından kaçmak için toplantıyı Ramle kentindeki askeri üste, gözlerden uzakta gerçekleştirdi. Toplantı sırasında onlara güçlü bir empati yaklaşımı göstermeye çalıştı ve onları tek tek kucaklayarak şaşırttı. Onlara bir saat ayıracağını söylese de toplantı iki saat sürdü. Netanyahu, her birinin Hamas tarafından esir alınan çocuklarının hikayesini anlatmasına müsaade etti. Onlara, savaşın amaçlarından birinin esirlerin serbest bırakılması olduğunu söyledi. Netanyahu “Hepsinin serbest kalmasını istiyorum. Ancak bir kısmının serbest bırakılmasını sağlayabilecek olursak tereddüt etmeyiz” dedi. Onlara, Hamas’ın hükümete baskı yapmak için bir halk ayaklanması çıkarmasına yardım etmemeleri çağrısında bulunarak “Esirlerin durumunu önceliklerimizin en üstüne koyduk” dedi. Toplantıdakiler, Netanyahu’nun gösterdiği yakınlıktan etkilendiler. Öyle ki, bazıları daha sonra onun sıcak tavrına şaşırdıklarını söyledi. Bununla birlikte görüşme sırasında Netanyahu’nun ofisine giren bir yetkili, yüksek sesle bazı esir ailelerinin dışarıda olduğunu ve kendisiyle görüşmek istediğini söyledi. Netanyahu “Sıkıntı yok, içeri gelsinler” dedi. İçeriye biri dindar olmak üzere dört kişi girdi. İçlerinden ikisi Netanyahu ve hükümetini övdü. Ondan “zafer elde edene ve Hamas ortadan kaldırılana” kadar savaşı sakin ve dikkatli bir şekilde yürütmesini istediler. Her biri, esir olarak alınan bir yakınının olduğunu, zafer için gerekirse onları feda etmeye hazır olduklarını ifade ederek, “Önemli olan Hamas’taki bu DEAŞ teröristlerine boyun eğmemektir” dediler.

Fotoğraf altı: Hamas savaşçıları tarafından kaçırılan Shani Nicole Louk’un yakını, pazar günü Ramle şehrinde Netanyahu ile yaptığı görüşmenin ardından gazetecilere konuşuyor (AFP)
Hamas savaşçıları tarafından kaçırılan Shani Nicole Louk’un yakını, pazar günü Ramle şehrinde Netanyahu ile yaptığı görüşmenin ardından gazetecilere konuşuyor (AFP)

Daha sonra orada bulunanlardan tanınmış ve eski bir avukat, bu kişilerin kim olduğunu araştırmaya çalıştı. Esirlerin ailelerinden biri olarak kayıtlı değillerdi. Aralarında çıkan tartışma kavgaya dönüştü. Toplantının sonunda bu dört kişi, bir basın açıklaması yaparak, esirlerin serbest bırakılması için hükümetle omuz omuza verilerek bir hareket oluşturulduğunu duyurdu. Burada aileler, Netanyahu’nun bir tuzak kurduğunu anladı. Zira Netanyahu, esirlerin ailelerini, esirler meselesine bakılmaksızın savaşın devam etmesi konusunda kendisini destekliyorlarmış gibi göstermek istiyordu. Oysa ailelerin kendisinden ne pahasına olursa olsun yakınlarını güvenli bir şekilde geri getirmesini istediklerini biliyordu. Mevzu, Netanyahu’nun politikasıyla esir alanların yanında, esir alınanların da öldürülmesine yol açabileceği eleştirilerine maruz kalınca skandala dönüştü. İsrail, Hamas’ın sürpriz saldırısını başlattığı 7 Ekim’den bu yana İsrailliler, yabancılar ve çifte vatandaşlar da dahil olmak üzere 199 esiri tuttuğunu söylüyor.

İbrani medyası, Netanyahu ve yardımcılarının eylemlerine ilişkin birden fazla olayı gündeme getirdi. Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın, pazar günü Netanyahu’yla görüşmek için ofisine geldiği ancak arabasının içeriye alınmasına izin verilmediği için geri dönmek zorunda kaldığı ortaya çıktı. Netanyahu’nun bunu, Gallant’ın Gazze Şeridi çevresindeki beldelerin onarım sürecini yönetecek bir kişiyi atama kararından memnun olmadığı için yaptığı ortaya çıktı. Gallant, askeri geçmişi olan ve hükümetin iktidar ve yargı sistemini devirme planına karşı düzenlenen protesto gösterilerinin liderlerinden biri olan Roni Numa’yı seçmişti. Bu yüzden Netanyahu, onarım sürecini yürütmek üzere, Başbakanlık Ofisi’nde kendisine yakın isimlerden biri olan Dimona Nükleer Reaktörü’nün Başkanı Moshe Adri’nin liderliğinde özel bir ekip kurdu.

Fotoğraf altı: Hamas’ın elindeki esirlerin Tel Aviv’deki bir duvara yapıştırılmış posterleri (DPA)
Hamas’ın elindeki esirlerin Tel Aviv’deki bir duvara yapıştırılmış posterleri (DPA)

Sızıntılara göre Numa’nın atanmasını reddetme kararı, ailesine düşman olduğu gerekçesiyle Netanyahu’nun eşi Sara’dan geldi. Sara’nın aldığı ve kocası Binyamin’in uyguladığı tek kararın bu olmadığı ortaya çıktı. Avigdor Liberman’ın savaşı yönetecek olağanüstü hal hükümetine dahil edilmesini engelleyen de Sara’ydı. İsrail İletişim Bakanı Shlomo Karhi’nin, savaşın getirdiği olağanüstü halden yararlanarak, medya ve yayın özgürlüğüne ilişkin kanunlarda değişiklik yapıp “savaş zamanında hükümete ve devlet simgelerine karşı kışkırtmayı yasaklayan” bir dizi tasarıyı geçirme teklifinin arkasında da Sara vardı. İsrail Başbakanı’nı eleştirenlere göre bu, Netanyahu ve ailesinin, hükümetin Hamas saldırısındaki başarısızlıklarına ve bu saldırıdaki kişisel sorumluluğuna yönelik geniş çaplı eleştirilere ne kadar kapalı olduklarını gösteriyor.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.