Lübnan açısından Gazze savaşı: Coşku, yok sayma ve geleceğe dair korku

Tartışmalar, Lübnanlı gruplar arasındaki birikmiş düşmanlığı gözler önüne seriyor.

Lübnan açısından Gazze savaşı: Coşku, yok sayma ve geleceğe dair korku
TT

Lübnan açısından Gazze savaşı: Coşku, yok sayma ve geleceğe dair korku

Lübnan açısından Gazze savaşı: Coşku, yok sayma ve geleceğe dair korku

Şadi Alaaddin

Lübnan’da yaşananlara dair sosyal medyada günlük olarak paylaşılan mesajlar, Gazze olayı; silahı kutsayanlar ve silahlı kişiye onu her türlü tartışmanın dışında bırakan, yaptığı şeyin sonuçlarının ve etkisinin değerlendirilmesini engelleyen ve konumunu, görevlerini ve projesini incelemeyi yasaklayan bir statü verenler ile Lübnan’ın ulusal vazifesinin Hizbullah üzerinden savaşa sürüklenmeyi önlemek olduğunu düşünenler arasında bir tartışmaya dönüştü.

Bu dönemde varılan tek fikir birliği, Reuters muhabiri İsam el-Abdullah’ın sınırda çalıştıkları esnada bir grup meslektaşıyla İsrail güçleri tarafından hedef alınmasının ardından ölmesinin sebep olduğu büyük acı dalgasında görüldü. Genç gazetecinin fotoğrafları, matem dolu görüntülerle Facebook’ta yer aldı. İsam, pek çok arkadaşının ve seveninin paylaştığı tüm fotoğraflarda daima gülümser haldeydi. Suikast hadisesine önce şaşkınlık, inanamama ve şiddetli bir üzüntü duygusuyla yaklaşıldı. Merhumun çalıştığı Reuters haber ajansının haberi, suikastı kimliği belirlenemeyen birine atfedip, bilinen İsrailli faile işaret etmekten kaçınarak sunmasıyla bu yaklaşım büyük bir öfke yaklaşımına dönüştü. Gazetecinin İsrail tarafından açılan bir ateş sonucu öldürüldüğü söylenerek, böylece failin bilmezden gelinmesi formülü daha kötü niyetli bir şekilde yeniden üretildi. Haberin sunulma biçiminde daha sonra yapılan bu sahtekârlık öfke duygularını daha da artırdı.

Uluslararası haber ajanslarının, genç gazetecinin meslektaşlarıyla hedef alınmasında İsrail’in doğrudan sorumlu olduğuna dair aktardıkları ile birlikte bu öfke Lübnanlı internet sayfalarında yayıldı. Bu hareket, durumun birliğinin bir ifadesi olarak İsrail’in Gazze’de Filistinli gazetecileri hedef almasıyla bağlantılı bir çerçeveye yerleştirildi.

“Hizbullah’ı ve onun taraftarlarını hedef alan ve Kudüs’e yürüyüş, Filistin’in kurtuluşu ve kutsalların savunulması konusunda her zaman dile getirilen büyük ve gösterişli sloganlarla alay eden yoğun kampanyalar düzenlenirken, Lübnan’ı bu olaydan ve sonuçlarından tamamen ayrı tutacak tutumlar benimsenmesi için çağrı yapıldı.”

Gazze’de patlak veren Filistin olayı ayrıca, Lübnanlı grupların birbirleriyle ilişkilerine hâkim olan tüm düşmanlık ve çatışma birikimlerini yeniden gözler önüne seren tartışmaların başlangıç noktası oldu. Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre mesela Lübnan iç savaşının hatırası ve çıktıları yeniden ön plana çıktı ve genel olarak Filistinlinin katı bir şekilde şeytanlaştırılmasının işaretleri belirginleşti. Ekranlarda doğrudan izlenen soykırım sahnesi bu düşmanlığı ne bitirebildi ne de ahlaki ve insani bir başlıkla ilişkilendirebildi.

Çeşitli başlıklar ve isimler altında Filistin’e ait her şeye düşmanlığını mutlak bir şekilde ifade etme konusunda daha radikal görünen eğilimlere bakılınca bakışları kaçırmak, bu konuda en nazik ifade biçimi gibi görünüyordu. Ayrıca Hizbullah’ı ve onun taraftarlarını hedef alan ve Kudüs’e yürüyüşe, Filistin’in kurtuluşuna ve kutsalların müdafaasına dair her zamanki büyük ve gösterişli sloganlarla alay eden yoğun kampanyalar düzenlenirken, Lübnan’ı bu olaydan ve sonuçlarından tamamen ayrı tutacak tutumlar benimsenmesi için de çağrı yapıldı.

Fotoğraf Altı: Beyrut’taki ESCWA  genel merkezi önünde, 13 Ekim 2023’te Lübnan’ın Gazze’deki Filistinliler ile dayanışmasını ortaya koyan bir konvoy oluşturuldu. (EPA)
Beyrut’taki ESCWA genel merkezi önünde, 13 Ekim 2023’te Lübnan’ın Gazze’deki Filistinliler ile dayanışmasını ortaya koyan bir konvoy oluşturuldu. (EPA)

Bazı çevreler Batı medyasının Filistin’le ilgili her konuda sergilediği önyargıyı ve çarpıtmayı gözler önüne sermekle meşgul olurken, bazıları da Gazzeli yoldaşlarının ve arkadaşlarının çığlıklarını iletmek ve sempati gösterilmesi için Filistin’de olup bitenleri yeniden yayımlamak için çalıştı.

En az şahit olunan ifadelerse şu düşünceleri dile getirenlerdi: Kimse Filistinliler adına karar veremez. Olup bitenlere dair bir okuma, yaşananları kaçınılmaz kılan koşullara ve öncüllere bakmayı gerektirir. Hamas’ın operasyonunun; İsrail’in tekrarlanan saldırıları, geçim yollarının kapatılması ve Arap ve uluslararası düzeyde ihmal gösterilmesi karşısında hayatları tüm seçeneklerin eşitlendiği kilitli bir cehenneme dönüştükten sonra, kimsenin akla mantığa aykırılığından ötürü Gazzelileri sorgulama hakkına sahip olmadığı derin bir Gazze ve Filistin eğilimine bir cevap olduğu inkâr edilemez.  

Kutlama ve korku arasında

Hamas’ın Aksa Tufanı operasyonunun başlatıldığını ilan etmesiyle Lübnan’da iki karşıt söylem hâkim oldu. Bu söylemlerden ilki, operasyonun gidişatını ve hızlı sunumunu coşku ve gururla takip eden ve ilgili görüntüleri ve haberleri Mahmud Derviş’in şiirlerinden kesitler veya zafer sloganları, Feyruz’un Kudüs’e ve dönüşe dair şarkıları ve bunu İsrail’in karşı koyamayacağı ve felaket etkisini sınırlayamayacağı artçı tepkiler oluşturacak bir deprem olarak gören analizler gibi hamasi şeyler eşliğinde yeniden yayınlayan duygusal, romantik ve ideolojik bir kitleyi ifade ediyor.

Fotoğraf Altı: Gazze şehrindeki Şucaiye mahallesi büyük bir yıkıma sahne oldu.
Gazze şehrindeki Şucaiye mahallesi büyük bir yıkıma sahne oldu.

Bu tür bir eğilimi karakterize eden boyut, solu ve İslamcı hareketleri bir araya getiren silahlı mücadelenin kutsanması olgusuyla bağlantılı. Bu kişiler, Gazze’den başlatılan bu sahnede, İsrail tarafındaki ölü ve esir sayılarına ilişkin tek kaynak olarak İsrail medyasının peş peşe yayınladığı haberlere ve bu operasyonun onun üzerinde bıraktığı devasa ve benzersiz etkinin boyutuna bakarak kendi görüşlerinin ve düşünce biçimlerinin isabetliliğini teyit edecek bir alan buldular. Bu operasyonun etkisi, İsrail devleti tarihindeki başka herhangi bir olayla kıyaslanamaz. O kadar ki 50’nci yıl dönümünde olduğumuz Ekim 1973 Savaşı dahi şu anki olayın ciddiyetine kıyasla küçük bir olay sayılır.  

“Operasyonla ilgili İsrail içeriğinin yeniden yayımlanması ve bunun bir belge olarak ele alınması dikkat çekiciydi. Bu, İsrail’in İsrailli siviller arasındaki büyük ölüm oranlarına ilişkin anlatısına ve kadınlarla çocukların kafalarının kesilmesi ve korkunç işkencelerin yapılması hakkındaki uydurmalara körü körüne hizmet etti.”

Operasyona dair İsrail içeriğinin yeniden yayımlanması ve bunun bir belge olarak ele alınması dikkat çekiciydi. Bu, İsrail’in İsrailli siviller arasındaki büyük ölüm oranlarına ilişkin anlatısına ve kadınlarla çocukların kafalarının kesilmesi ve korkunç işkencelerin yapılması hakkındaki uydurmalara körü körüne hizmet etti. İsrail medyası bu iddiaları tekrarlamaktan vazgeçmedi ve bu iddiaların doğruluğunu ispatlayan görüntüler veya belgeler olmamasına rağmen ABD’ye, Avrupa’ya ve uluslararası birçok haber sitesine bu iddiaları benimsetmeyi başardı. Bu medya, Batı’nın tüm enerjisini İsrail’i koruyup savunmak için seferber ettiği bir varoluşsal tehdit ortaya koyup, tartışmasız bir mağduriyet algısı oluşturmak için bu anlatıya dayandı. Ardından ABD, en büyük uçak gemisini bölgeye göndererek İsrail’e, kendisini savunması için açık silah desteği verdiğini duyurduktan sonra onu Birleşik Krallık ve birçok Batı ülkesi izledi.

Facebook ve diğer sosyal medya platformlarının algoritmalarının doğrudan bir destek ve kutlama hali ifade etmekle birlikte Hamas’ın operasyonunun sebep olduğu ölümlerin ve yıkımların boyutuyla ilgili haberlerin yayımlanmasını engellemedi. Hamas’a ve operasyonlarına işaret etmese bile Filistinlilerin hakkından bahseden ya da genel olarak Filistin’le dayanışma gösteren içeriği doğrudan engellemeyi amaçlaması garip görünüyordu. Bu, görünürde İsrail’in anlatısına bir destek mahiyetindeydi; Lübnan’ın bu konudaki törensel içeriği de genel olarak tehdit altındaki İsrail söylemini destekleyen ve sürdüren bir model olarak alındı.  

Fotoğraf Altı: Beyrut’taki Hizbullah destekçileri 13 Ekim 2023’te, Gazze’deki Filistinlileri desteklemek için yürüyüş düzenledi. (Reuters)
 Beyrut’taki Hizbullah destekçileri 13 Ekim 2023’te, Gazze’deki Filistinlileri desteklemek için yürüyüş düzenledi. (Reuters)

Olaylar geliştikçe ve İsrail Gazze’yi yıkmaya başladıkça kutlama odağı kararlı durdu. Bu odağa aynı bağlama ait olan ve direnme, meydan okuma, savaşa sonuna kadar devam etme ve Hamas’ın İsrail yerleşimlerine ve şehirlerine attığı füzeleri övme çağrısı yaparak bu bağlamı tekrarlayan bir tür de dahil oldu.

Kutlama eğilimine karşılık Hizbullah’ın bu savaşa katılması ihtimaline dair bir korku eğilimi de egemendi. Ardından Lübnan’ı topyekûn yıkımdan uzak tutmak ve tarafsızlığını vurgulamak için çaba gösterilmesi gerektiğini dillendiren sesler ortaya çıktı. Bu tutumları ortaya koyan arka planlar aynı değildi. Bu arka planlar; Lübnan vatanseverliği, onun özel durumları ve Filistinliler ile İsrailliler arasındaki savaşla alakası olmadığı yönündeki vurgudan, Hamas’ı bir Arap ürünü değil de İran’ın bölgeye sızma projesinin bir parçası olarak gören bakış açısından hareketle İran’ın siyasi istismarından duyulan korkuya kadar uzanıyordu.

Görünürde birleşik olan bu bakış açıları, Lübnan’ın Lübnan vatanseverliğinin tanımlanmasına ve onu oluşturan unsurların belirlenmesine dair keskin ayrışmasını yeniden gözler önüne seriyor. Hizbullah’ın savaşa katılmasına ilişkin tutum, farklı referanslara sahip boyutlar kazanıyor. Bu boyutlar, kıvrımlarında çelişkili aidiyetleri ve kimlikleri gizliyor ki bunlardan bazıları, İsrail’in olası tepkisinin sebep olabileceği büyük can kayıplarına hiç değinmeden, sadece öngörülen ekonomik zarara dayanıyor.

Bu eğilimin gizlediği şey, İsrail’in Lübnan’da bir savaş başlatmaya karar vermesi halinde bunu belirli bir tarafa karşı başlatacağı kanaatiyle ilgili. Dolayısıyla savaştan kaçınmayı gerektiren zarar, Hizbullah’ın dahil olmasının yol açabileceği iç içe geçmiş ve karmaşık boyutlar ağını dikkate almıyor. Bu durum, öngörülen büyük yıkımın ve kurbanların ötesine geçerek, ülkenin Direniş Ekseni’nin kucağına nihai olarak düşmesine sebep olabilir. Bu da ülkenin, geleceği olmayan ve kenara atılmış bir ülke haline gelmesi demek.

Karşı tarafın argümanlarının temelinde Hamas’ın bir İran projesinin parçası olması yatıyor. İran’a bağlılık ve onun projesine hizmet çatısı altında iki taraf arasındaki yakın ilişkiye dair çok sayıda delil var. Nitekim Hizbullah’ın savaşa dahil olması, gerilimden İran’ın bölgedeki konumunu güçlendirmek ve Filistin kartını ona devretmek için fayda devşirmek üzere meydanları birleştirme rolü oynar.  

“Lübnan sosyal medyasında gerek orada yaşayan Filistinliler tarafından paylaşım yapılması gerekse Gazze halkının yazdıkları ve yayınladıklarının paylaşılması suretiyle yayınlanan Filistin içeriklerine karşı bir suskunluk hâkim.”

Bu kişiler, İran Dışişleri Bakanı’nın bölgedeki hareketliliğine ve Lübnan’a gelişine dikkat çekiyor. Lübnan’da Hamas’tan, İslami Cihat’tan ve Hizbullah’tan oluşan bir heyetle karşılanan Bakanın görüşme programı, esas olarak kendi eksenine ve Hizbullah’ın halen gözlerden uzak liderine bağlı olan Hükümet Başkanı Necib Mikati ile yapılan göstermelik bir oturumla sınırlıydı. Gözlemciler ve yorumcular bu sahneyi, Lübnan’ın sadece bir operasyon sahası ya da bir posta kutusu olarak görüldüğü özel ve kapalı bir operasyon odasında yapılan bir toplantıya benzetti.

Filistin içeriği

Lübnan sosyal medyasında gerek orada yaşayan Filistinliler tarafından paylaşım yapılması gerekse Gazze halkının yazdıkları ve yayınladıklarının paylaşılması suretiyle yayınlanan Filistin içeriklerine karşı bir suskunluk hâkim. Ne bir değerlendirme ne bir mesaj ne de bir çatışma ve tartışma söz konusu. Filistin’de sözün bittiğine ve anlamın öldüğüne dair sağlam kanaati ve bir son beklemeyen açık bir acıyı ifade ederek farklı bir biçimde tekrarlanması dikkat çekici görünen kısa konuşmalardan bir suskunluk, kasvet ve üzüntü taşıyor.

Lübnan içeriğinin aksine ne siyasi bir okuma var ne de analiz. Korku da yok, coşku ve kaçınılmaz zafer söyleminin tekrarı da... Aksine siyah karelerle dolu alanlar var. Bu kareler, Gazze’de kuşatma altındaki dost ve akrabalardan gelen ve geçici olarak ölümden kurtulmakla birlikte kendilerini ölümden başka bir şeyin beklemediğini ifade eden güvence mesajlarına paralel olarak her şeyin yakıldığını söylüyor.

İfade dilinde trajedi yok. Bunun yerine Filistinlilere kendilerini yanılsama olmadan ifade etme imkânı veren son bir savunma hattı olarak bir tür sert ve acımasız ümitsizlik var.

Gazze’den gelen videolarda ve görüntülerde Gazze Şeridi halkı, başlarına gelen zulümlere karşı büyük bir kenetlenme hali sergiliyor. İçlerinden biri çocuğunun cesedini tutarken kayıt cihazına en yakın şekilde aile üyelerinin nasıl şehit edildiğini anlatıyor. Ama aynı zamanda sanki başka biri onun aracılığıyla konuşuyormuş gibi kendisi görünmüyor.

Başı ve yüzünün büyük bir kısmı yaralarla kaplı bir çocuk, yanında yatan yaralı babasına kendisinin iyi olduğuna dair güvence vermek için tarifsiz acılarla boğuşuyor. Bu sahneyi izlerken bu çocuğun babasının acısına katlanamadığını ve diğer tüm acıların geçici olduğuna inandığını biliyoruz.

Bir adam, evinin enkazı önünde konuşuyor ve o evi kırk yılda inşa ettiğini söylüyor. Bu esnada gözlerinden bir damla yaş ve göğsünden bir hıçkırık çıkıyor, ama bunu bastırıyor ve bu kaybı, herhangi bir partiye değil, Filistin’e armağan ediyor. Sınırsız ve ucu açık bir fikir olarak Filistin, sözün bittiği o anda adamın kalbine ve ruhuna yerleşmişti; onun yok olmasından sonra geriye kalan, onun ötesinde bir şey gibi…

Bazıları, ölen aile üyelerinin isimlerini sanki kendileri hayatta kaldıkları için utanç duyuyormuş gibi yorum yapmadan sıralıyor. Bazıları ise şehitlerinin isimlerini, radikal grupların söylemlerine hâkim olan hayatı küçümseme ve kahramanlık bağlamlarından uzak, şahsi ve özel açıklamalarla birlikte yayınlıyor; sanki kaybettikleri sevdiklerine dair bu yoğun ve kısa açıklamada sahip oldukları basit, sıradan ve tanıdık hayatlarıyla yeryüzünden silinmenin her türlü biçimine karşı savaşıyorlar.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



İsrail'in önümüzdeki günlerde Lübnan ile görüşmeler yapması bekleniyor

İsrail tankları Lübnan sınırında (EPA)
İsrail tankları Lübnan sınırında (EPA)
TT

İsrail'in önümüzdeki günlerde Lübnan ile görüşmeler yapması bekleniyor

İsrail tankları Lübnan sınırında (EPA)
İsrail tankları Lübnan sınırında (EPA)

Reuters'e dün konuşan iki İsrailli yetkili, İsrail ve Lübnan'ın önümüzdeki günlerde Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına yol açacak kalıcı bir ateşkes sağlamayı amaçlayan görüşmeler yapmasının beklendiğini, ancak bu görüşmelerin zamanlaması ve şartları konusunda henüz bir anlaşmaya varılmadığını belirtti.

Lübnan, görüşmeler için bir heyet oluşturmak üzere çalışıyor, ancak henüz bir tarih belirlenmedi. Dün üç Lübnanlı yetkili, Beyrut'un, Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın ilk olarak dile getirdiği noktaya, yani müzakerelerin önünü açacak tam bir ateşkese İsrail'in uyup uymayacağı konusunda açıklığa ihtiyaç duyduğunu söyledi.

İsrail gazetesi Haaretz, cumartesi günü beklenen görüşmelerle ilgili ilk haberi veren gazete oldu. Bir Lübnanlı yetkili dün, Lübnan'ın bu görüşmelerle ilgili olarak İsrail'den henüz resmi bildirim almadığını söyledi.

İki İsrailli yetkili, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun yakın çalışma arkadaşı Ron Dermer'in İsrail tarafında görüşmelere başkanlık edeceğini ve Fransa'nın da bu girişime dahil olduğunu belirtti. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar dün yaptığı açıklamada, Lübnan ile herhangi bir görüşmenin yapıldığını yalanladı. Lübnan, 2 Mart'ta Hizbullah'ın İran Yüksek Lideri Ali Hamaney'in öldürülmesinin intikamını almak amacıyla İsrail'e saldırmasıyla Ortadoğu'daki daha geniş çatışmanın içine çekildi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İsrail, Lübnan'da 800'den fazla kişinin ölümüne ve 800 binden fazla kişinin evlerinden kaçmasına neden olan bir saldırıyla karşılık verdi.

Avn, savaşı sona erdirmek için İsrail ile doğrudan görüşmeler yapmaya hazır olduklarını ifade etti.

Lübnan hükümetinin İsrail ile görüşme isteği, Hizbullah'ın silahlı bir grup olarak statüsü konusunda Lübnan içinde artan gerilimlerin yaşandığı bir dönemde geliyor. Lübnan hükümeti bu ay Hizbullah'ın askeri faaliyetlerini yasakladı, ancak grup bu kararı reddederek savaşmaya devam etti ve İsrail'e yüzlerce roket fırlattı.


İsrail, tahliye uyarısının ardından Beyrut'un güney banliyölerine hava saldırısı düzenledi

İsrail-Lübnan sınırında bir İsrail topçu birliği ateş açıyor (Reuters)
İsrail-Lübnan sınırında bir İsrail topçu birliği ateş açıyor (Reuters)
TT

İsrail, tahliye uyarısının ardından Beyrut'un güney banliyölerine hava saldırısı düzenledi

İsrail-Lübnan sınırında bir İsrail topçu birliği ateş açıyor (Reuters)
İsrail-Lübnan sınırında bir İsrail topçu birliği ateş açıyor (Reuters)

Yerel medya kaynaklarına göre İsrail ordusunun sabah saatlerinde bölgedeki çeşitli mahalleleri kapsayan bir tahliye uyarısı yayınlamasının ardından, İsrail dün akşamı Beyrut'un güney banliyölerini hedef alan hava saldırısı düzenledi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre İsrail'in bu ayın başlarında savaşın yeniden başlamasından beri defalarca hedef aldığı Hizbullah kalesi bölgesine yönelik son saldırıda, şehrin çeşitli yerlerinde şiddetli bir patlama sesi duyuldu.


Şam’da kadın polis enstitüsü açıldı… Muhalif subaya albay rütbesi verildi

Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışı sırasında İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın güvenlik yetkilileri ve Kadın Polis Enstitüsü yöneticileriyle birlikte çekildiği hatıra fotoğrafı (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışı sırasında İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın güvenlik yetkilileri ve Kadın Polis Enstitüsü yöneticileriyle birlikte çekildiği hatıra fotoğrafı (Suriye İçişleri Bakanlığı)
TT

Şam’da kadın polis enstitüsü açıldı… Muhalif subaya albay rütbesi verildi

Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışı sırasında İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın güvenlik yetkilileri ve Kadın Polis Enstitüsü yöneticileriyle birlikte çekildiği hatıra fotoğrafı (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışı sırasında İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın güvenlik yetkilileri ve Kadın Polis Enstitüsü yöneticileriyle birlikte çekildiği hatıra fotoğrafı (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab, Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışını gerçekleştirdi. Bu adımın, kadınların polis ve güvenlik alanındaki rolünü güçlendirmeyi ve farklı uzmanlık alanlarında daha geniş katılımını sağlamayı hedeflediği belirtildi.

Enstitünün açılışına paralel olarak Suriye İçişleri Bakanlığı, “el-Anud” lakabıyla bilinen ve daha önce rejimden ayrılan subay Yüsra Diyab el-Kata’na’nın albay rütbesine terfi ettirildiğini duyurdu. Kata’na’nın kökeninin Dera kırsalındaki el-Lecat bölgesine dayandığı ve Suriye devriminin ilk dönemlerinde eski rejim ordusundan ayrıldığını açıklayan ilk subaylar arasında yer aldığı ifade edildi.

İçişleri Bakanı Enes Hattab, cumartesi günü açılışta yaptığı konuşmada, enstitünün donatılması ve eğitim programlarının hazırlanmasının yaklaşık bir yıl süren yoğun bir çalışma sonucunda tamamlandığını söyledi. Hattab, bu süreçte uzman bir ekibin modern polislik gereksinimlerine uygun bir eğitim ortamı oluşturmak ve kursiyerler için öğrenme ile mesleki eğitim imkânlarını sağlamak amacıyla büyük çaba harcadığını belirtti.

gth
Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü yöneticileri İçişleri Bakanı’nı karşılarken (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Bakan, enstitünün güvenlik alanında görev alacak kadın kadroların yetiştirilmesi ve eğitilmesi için uzmanlaşmış bir merkez olacağını vurguladı. Ayrıca kursiyerlere görevlerini etkin ve yetkin biçimde yerine getirebilmeleri için gerekli bilgi, disiplin ve mesleki becerilerin kazandırılacağını ifade etti.

Hattab, İçişleri Bakanlığı’nın “kurtuluştan” sonraki ilk günden itibaren kadınların güvenlik ve polislik çalışmalarına ile toplumsal hizmetlere katılımını güçlendirmeyi görev edindiğini belirterek, bunun kadınların haklarını ve mahremiyetini koruyacak şekilde, toplumsal değerler ve mesleki standartlarla uyumlu biçimde yürütüleceğini söyledi.

gh
Albay rütbesine terfi ettirilen muhalif subay Yüsra Diyab el-Kata’na (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Bakan ayrıca, halkının yanında yer almayı seçen, özgürlük ve adalet değerlerini destekleyerek eski rejimden ayrılan kadın subayları memnuniyetle karşıladıklarını belirtti. Bu subayların bugün kuruma katılmasının kurumun deneyimine önemli katkı sağladığını ve ülke çıkarlarını ve topluma hizmeti her şeyin üzerinde tutan herkese kapı açan ulusal bir sürecin somut göstergesi olduğunu ifade etti.

Enstitü Müdürü Tuğgeneral Hüda Mahmud Sercavi ise enstitünün kurulmasının, polislik çalışmalarını geliştirmeyi ve mevcut dönemin ihtiyaçlarıyla uyumlu şekilde modernize etmeyi amaçlayan ulusal bir vizyonun parçası olduğunu söyledi. Sercavi, enstitünün çeşitli toplumsal meselelerle başa çıkabilecek kadın polis kadrolarının yetiştirilmesi için uzmanlaşmış bir eğitim platformu olacağını kaydetti.

vfgbh
Kadın Polis Enstitüsü Müdürü Tuğgeneral Hüda Mahmud Sercavi (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Sercavi ayrıca enstitünün, devletin kadınların yeteneklerine ve toplumun korunması ile istikrarın güçlendirilmesindeki rollerine duyduğu inancı yansıtan kurumsal bir model oluşturma yolunda önemli bir adım olduğunu vurguladı.

Açılış törenine çok sayıda güvenlik ve idari yetkili katıldı. Etkinliğin, polis kurumlarının geliştirilmesi ve en yüksek mesleki standartlara göre eğitilmiş kadın kadrolarla güçlendirilmesi çabalarının bir parçası olduğu ifade edildi. Bu adımın güvenlik sisteminin desteklenmesine ve topluma hizmetin güçlendirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor.

İçişleri Bakanı ayrıca enstitünün çeşitli bölümlerinde incelemelerde bulundu. Ziyaret sırasında eğitim ve hazırlık salonları ile yönetim ofisleri ve idari birimler gezildi.

67ı
İçişleri Bakanı Enes Hattab ile birlikte Kadın Polis Enstitüsü’nde inceleme yapan bazı Suriye güvenlik yetkilileri (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Bakan, enstitü yöneticilerinden uygulanan eğitim programları ile kursiyerlerin polislik görevine hazırlanması ve eğitilmesine ilişkin mekanizmalar hakkında bilgi aldı. Tuğgeneral Sercavi de enstitüde yürütülecek çalışma planları hakkında kapsamlı bir sunum yaptı.

Enstitünün, kursiyerleri polis ve hukuk bilimleri ile saha becerilerini kapsayan uzmanlaşmış eğitim programları aracılığıyla yetiştirmeyi hedeflediği belirtildi. Ayrıca kadın polis varlığının gerekli olduğu toplumsal meselelerle başa çıkmaya yönelik yöntemler konusunda da eğitim verileceği ifade edildi.