Lübnan açısından Gazze savaşı: Coşku, yok sayma ve geleceğe dair korku

Tartışmalar, Lübnanlı gruplar arasındaki birikmiş düşmanlığı gözler önüne seriyor.

Lübnan açısından Gazze savaşı: Coşku, yok sayma ve geleceğe dair korku
TT

Lübnan açısından Gazze savaşı: Coşku, yok sayma ve geleceğe dair korku

Lübnan açısından Gazze savaşı: Coşku, yok sayma ve geleceğe dair korku

Şadi Alaaddin

Lübnan’da yaşananlara dair sosyal medyada günlük olarak paylaşılan mesajlar, Gazze olayı; silahı kutsayanlar ve silahlı kişiye onu her türlü tartışmanın dışında bırakan, yaptığı şeyin sonuçlarının ve etkisinin değerlendirilmesini engelleyen ve konumunu, görevlerini ve projesini incelemeyi yasaklayan bir statü verenler ile Lübnan’ın ulusal vazifesinin Hizbullah üzerinden savaşa sürüklenmeyi önlemek olduğunu düşünenler arasında bir tartışmaya dönüştü.

Bu dönemde varılan tek fikir birliği, Reuters muhabiri İsam el-Abdullah’ın sınırda çalıştıkları esnada bir grup meslektaşıyla İsrail güçleri tarafından hedef alınmasının ardından ölmesinin sebep olduğu büyük acı dalgasında görüldü. Genç gazetecinin fotoğrafları, matem dolu görüntülerle Facebook’ta yer aldı. İsam, pek çok arkadaşının ve seveninin paylaştığı tüm fotoğraflarda daima gülümser haldeydi. Suikast hadisesine önce şaşkınlık, inanamama ve şiddetli bir üzüntü duygusuyla yaklaşıldı. Merhumun çalıştığı Reuters haber ajansının haberi, suikastı kimliği belirlenemeyen birine atfedip, bilinen İsrailli faile işaret etmekten kaçınarak sunmasıyla bu yaklaşım büyük bir öfke yaklaşımına dönüştü. Gazetecinin İsrail tarafından açılan bir ateş sonucu öldürüldüğü söylenerek, böylece failin bilmezden gelinmesi formülü daha kötü niyetli bir şekilde yeniden üretildi. Haberin sunulma biçiminde daha sonra yapılan bu sahtekârlık öfke duygularını daha da artırdı.

Uluslararası haber ajanslarının, genç gazetecinin meslektaşlarıyla hedef alınmasında İsrail’in doğrudan sorumlu olduğuna dair aktardıkları ile birlikte bu öfke Lübnanlı internet sayfalarında yayıldı. Bu hareket, durumun birliğinin bir ifadesi olarak İsrail’in Gazze’de Filistinli gazetecileri hedef almasıyla bağlantılı bir çerçeveye yerleştirildi.

“Hizbullah’ı ve onun taraftarlarını hedef alan ve Kudüs’e yürüyüş, Filistin’in kurtuluşu ve kutsalların savunulması konusunda her zaman dile getirilen büyük ve gösterişli sloganlarla alay eden yoğun kampanyalar düzenlenirken, Lübnan’ı bu olaydan ve sonuçlarından tamamen ayrı tutacak tutumlar benimsenmesi için çağrı yapıldı.”

Gazze’de patlak veren Filistin olayı ayrıca, Lübnanlı grupların birbirleriyle ilişkilerine hâkim olan tüm düşmanlık ve çatışma birikimlerini yeniden gözler önüne seren tartışmaların başlangıç noktası oldu. Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre mesela Lübnan iç savaşının hatırası ve çıktıları yeniden ön plana çıktı ve genel olarak Filistinlinin katı bir şekilde şeytanlaştırılmasının işaretleri belirginleşti. Ekranlarda doğrudan izlenen soykırım sahnesi bu düşmanlığı ne bitirebildi ne de ahlaki ve insani bir başlıkla ilişkilendirebildi.

Çeşitli başlıklar ve isimler altında Filistin’e ait her şeye düşmanlığını mutlak bir şekilde ifade etme konusunda daha radikal görünen eğilimlere bakılınca bakışları kaçırmak, bu konuda en nazik ifade biçimi gibi görünüyordu. Ayrıca Hizbullah’ı ve onun taraftarlarını hedef alan ve Kudüs’e yürüyüşe, Filistin’in kurtuluşuna ve kutsalların müdafaasına dair her zamanki büyük ve gösterişli sloganlarla alay eden yoğun kampanyalar düzenlenirken, Lübnan’ı bu olaydan ve sonuçlarından tamamen ayrı tutacak tutumlar benimsenmesi için de çağrı yapıldı.

Fotoğraf Altı: Beyrut’taki ESCWA  genel merkezi önünde, 13 Ekim 2023’te Lübnan’ın Gazze’deki Filistinliler ile dayanışmasını ortaya koyan bir konvoy oluşturuldu. (EPA)
Beyrut’taki ESCWA genel merkezi önünde, 13 Ekim 2023’te Lübnan’ın Gazze’deki Filistinliler ile dayanışmasını ortaya koyan bir konvoy oluşturuldu. (EPA)

Bazı çevreler Batı medyasının Filistin’le ilgili her konuda sergilediği önyargıyı ve çarpıtmayı gözler önüne sermekle meşgul olurken, bazıları da Gazzeli yoldaşlarının ve arkadaşlarının çığlıklarını iletmek ve sempati gösterilmesi için Filistin’de olup bitenleri yeniden yayımlamak için çalıştı.

En az şahit olunan ifadelerse şu düşünceleri dile getirenlerdi: Kimse Filistinliler adına karar veremez. Olup bitenlere dair bir okuma, yaşananları kaçınılmaz kılan koşullara ve öncüllere bakmayı gerektirir. Hamas’ın operasyonunun; İsrail’in tekrarlanan saldırıları, geçim yollarının kapatılması ve Arap ve uluslararası düzeyde ihmal gösterilmesi karşısında hayatları tüm seçeneklerin eşitlendiği kilitli bir cehenneme dönüştükten sonra, kimsenin akla mantığa aykırılığından ötürü Gazzelileri sorgulama hakkına sahip olmadığı derin bir Gazze ve Filistin eğilimine bir cevap olduğu inkâr edilemez.  

Kutlama ve korku arasında

Hamas’ın Aksa Tufanı operasyonunun başlatıldığını ilan etmesiyle Lübnan’da iki karşıt söylem hâkim oldu. Bu söylemlerden ilki, operasyonun gidişatını ve hızlı sunumunu coşku ve gururla takip eden ve ilgili görüntüleri ve haberleri Mahmud Derviş’in şiirlerinden kesitler veya zafer sloganları, Feyruz’un Kudüs’e ve dönüşe dair şarkıları ve bunu İsrail’in karşı koyamayacağı ve felaket etkisini sınırlayamayacağı artçı tepkiler oluşturacak bir deprem olarak gören analizler gibi hamasi şeyler eşliğinde yeniden yayınlayan duygusal, romantik ve ideolojik bir kitleyi ifade ediyor.

Fotoğraf Altı: Gazze şehrindeki Şucaiye mahallesi büyük bir yıkıma sahne oldu.
Gazze şehrindeki Şucaiye mahallesi büyük bir yıkıma sahne oldu.

Bu tür bir eğilimi karakterize eden boyut, solu ve İslamcı hareketleri bir araya getiren silahlı mücadelenin kutsanması olgusuyla bağlantılı. Bu kişiler, Gazze’den başlatılan bu sahnede, İsrail tarafındaki ölü ve esir sayılarına ilişkin tek kaynak olarak İsrail medyasının peş peşe yayınladığı haberlere ve bu operasyonun onun üzerinde bıraktığı devasa ve benzersiz etkinin boyutuna bakarak kendi görüşlerinin ve düşünce biçimlerinin isabetliliğini teyit edecek bir alan buldular. Bu operasyonun etkisi, İsrail devleti tarihindeki başka herhangi bir olayla kıyaslanamaz. O kadar ki 50’nci yıl dönümünde olduğumuz Ekim 1973 Savaşı dahi şu anki olayın ciddiyetine kıyasla küçük bir olay sayılır.  

“Operasyonla ilgili İsrail içeriğinin yeniden yayımlanması ve bunun bir belge olarak ele alınması dikkat çekiciydi. Bu, İsrail’in İsrailli siviller arasındaki büyük ölüm oranlarına ilişkin anlatısına ve kadınlarla çocukların kafalarının kesilmesi ve korkunç işkencelerin yapılması hakkındaki uydurmalara körü körüne hizmet etti.”

Operasyona dair İsrail içeriğinin yeniden yayımlanması ve bunun bir belge olarak ele alınması dikkat çekiciydi. Bu, İsrail’in İsrailli siviller arasındaki büyük ölüm oranlarına ilişkin anlatısına ve kadınlarla çocukların kafalarının kesilmesi ve korkunç işkencelerin yapılması hakkındaki uydurmalara körü körüne hizmet etti. İsrail medyası bu iddiaları tekrarlamaktan vazgeçmedi ve bu iddiaların doğruluğunu ispatlayan görüntüler veya belgeler olmamasına rağmen ABD’ye, Avrupa’ya ve uluslararası birçok haber sitesine bu iddiaları benimsetmeyi başardı. Bu medya, Batı’nın tüm enerjisini İsrail’i koruyup savunmak için seferber ettiği bir varoluşsal tehdit ortaya koyup, tartışmasız bir mağduriyet algısı oluşturmak için bu anlatıya dayandı. Ardından ABD, en büyük uçak gemisini bölgeye göndererek İsrail’e, kendisini savunması için açık silah desteği verdiğini duyurduktan sonra onu Birleşik Krallık ve birçok Batı ülkesi izledi.

Facebook ve diğer sosyal medya platformlarının algoritmalarının doğrudan bir destek ve kutlama hali ifade etmekle birlikte Hamas’ın operasyonunun sebep olduğu ölümlerin ve yıkımların boyutuyla ilgili haberlerin yayımlanmasını engellemedi. Hamas’a ve operasyonlarına işaret etmese bile Filistinlilerin hakkından bahseden ya da genel olarak Filistin’le dayanışma gösteren içeriği doğrudan engellemeyi amaçlaması garip görünüyordu. Bu, görünürde İsrail’in anlatısına bir destek mahiyetindeydi; Lübnan’ın bu konudaki törensel içeriği de genel olarak tehdit altındaki İsrail söylemini destekleyen ve sürdüren bir model olarak alındı.  

Fotoğraf Altı: Beyrut’taki Hizbullah destekçileri 13 Ekim 2023’te, Gazze’deki Filistinlileri desteklemek için yürüyüş düzenledi. (Reuters)
 Beyrut’taki Hizbullah destekçileri 13 Ekim 2023’te, Gazze’deki Filistinlileri desteklemek için yürüyüş düzenledi. (Reuters)

Olaylar geliştikçe ve İsrail Gazze’yi yıkmaya başladıkça kutlama odağı kararlı durdu. Bu odağa aynı bağlama ait olan ve direnme, meydan okuma, savaşa sonuna kadar devam etme ve Hamas’ın İsrail yerleşimlerine ve şehirlerine attığı füzeleri övme çağrısı yaparak bu bağlamı tekrarlayan bir tür de dahil oldu.

Kutlama eğilimine karşılık Hizbullah’ın bu savaşa katılması ihtimaline dair bir korku eğilimi de egemendi. Ardından Lübnan’ı topyekûn yıkımdan uzak tutmak ve tarafsızlığını vurgulamak için çaba gösterilmesi gerektiğini dillendiren sesler ortaya çıktı. Bu tutumları ortaya koyan arka planlar aynı değildi. Bu arka planlar; Lübnan vatanseverliği, onun özel durumları ve Filistinliler ile İsrailliler arasındaki savaşla alakası olmadığı yönündeki vurgudan, Hamas’ı bir Arap ürünü değil de İran’ın bölgeye sızma projesinin bir parçası olarak gören bakış açısından hareketle İran’ın siyasi istismarından duyulan korkuya kadar uzanıyordu.

Görünürde birleşik olan bu bakış açıları, Lübnan’ın Lübnan vatanseverliğinin tanımlanmasına ve onu oluşturan unsurların belirlenmesine dair keskin ayrışmasını yeniden gözler önüne seriyor. Hizbullah’ın savaşa katılmasına ilişkin tutum, farklı referanslara sahip boyutlar kazanıyor. Bu boyutlar, kıvrımlarında çelişkili aidiyetleri ve kimlikleri gizliyor ki bunlardan bazıları, İsrail’in olası tepkisinin sebep olabileceği büyük can kayıplarına hiç değinmeden, sadece öngörülen ekonomik zarara dayanıyor.

Bu eğilimin gizlediği şey, İsrail’in Lübnan’da bir savaş başlatmaya karar vermesi halinde bunu belirli bir tarafa karşı başlatacağı kanaatiyle ilgili. Dolayısıyla savaştan kaçınmayı gerektiren zarar, Hizbullah’ın dahil olmasının yol açabileceği iç içe geçmiş ve karmaşık boyutlar ağını dikkate almıyor. Bu durum, öngörülen büyük yıkımın ve kurbanların ötesine geçerek, ülkenin Direniş Ekseni’nin kucağına nihai olarak düşmesine sebep olabilir. Bu da ülkenin, geleceği olmayan ve kenara atılmış bir ülke haline gelmesi demek.

Karşı tarafın argümanlarının temelinde Hamas’ın bir İran projesinin parçası olması yatıyor. İran’a bağlılık ve onun projesine hizmet çatısı altında iki taraf arasındaki yakın ilişkiye dair çok sayıda delil var. Nitekim Hizbullah’ın savaşa dahil olması, gerilimden İran’ın bölgedeki konumunu güçlendirmek ve Filistin kartını ona devretmek için fayda devşirmek üzere meydanları birleştirme rolü oynar.  

“Lübnan sosyal medyasında gerek orada yaşayan Filistinliler tarafından paylaşım yapılması gerekse Gazze halkının yazdıkları ve yayınladıklarının paylaşılması suretiyle yayınlanan Filistin içeriklerine karşı bir suskunluk hâkim.”

Bu kişiler, İran Dışişleri Bakanı’nın bölgedeki hareketliliğine ve Lübnan’a gelişine dikkat çekiyor. Lübnan’da Hamas’tan, İslami Cihat’tan ve Hizbullah’tan oluşan bir heyetle karşılanan Bakanın görüşme programı, esas olarak kendi eksenine ve Hizbullah’ın halen gözlerden uzak liderine bağlı olan Hükümet Başkanı Necib Mikati ile yapılan göstermelik bir oturumla sınırlıydı. Gözlemciler ve yorumcular bu sahneyi, Lübnan’ın sadece bir operasyon sahası ya da bir posta kutusu olarak görüldüğü özel ve kapalı bir operasyon odasında yapılan bir toplantıya benzetti.

Filistin içeriği

Lübnan sosyal medyasında gerek orada yaşayan Filistinliler tarafından paylaşım yapılması gerekse Gazze halkının yazdıkları ve yayınladıklarının paylaşılması suretiyle yayınlanan Filistin içeriklerine karşı bir suskunluk hâkim. Ne bir değerlendirme ne bir mesaj ne de bir çatışma ve tartışma söz konusu. Filistin’de sözün bittiğine ve anlamın öldüğüne dair sağlam kanaati ve bir son beklemeyen açık bir acıyı ifade ederek farklı bir biçimde tekrarlanması dikkat çekici görünen kısa konuşmalardan bir suskunluk, kasvet ve üzüntü taşıyor.

Lübnan içeriğinin aksine ne siyasi bir okuma var ne de analiz. Korku da yok, coşku ve kaçınılmaz zafer söyleminin tekrarı da... Aksine siyah karelerle dolu alanlar var. Bu kareler, Gazze’de kuşatma altındaki dost ve akrabalardan gelen ve geçici olarak ölümden kurtulmakla birlikte kendilerini ölümden başka bir şeyin beklemediğini ifade eden güvence mesajlarına paralel olarak her şeyin yakıldığını söylüyor.

İfade dilinde trajedi yok. Bunun yerine Filistinlilere kendilerini yanılsama olmadan ifade etme imkânı veren son bir savunma hattı olarak bir tür sert ve acımasız ümitsizlik var.

Gazze’den gelen videolarda ve görüntülerde Gazze Şeridi halkı, başlarına gelen zulümlere karşı büyük bir kenetlenme hali sergiliyor. İçlerinden biri çocuğunun cesedini tutarken kayıt cihazına en yakın şekilde aile üyelerinin nasıl şehit edildiğini anlatıyor. Ama aynı zamanda sanki başka biri onun aracılığıyla konuşuyormuş gibi kendisi görünmüyor.

Başı ve yüzünün büyük bir kısmı yaralarla kaplı bir çocuk, yanında yatan yaralı babasına kendisinin iyi olduğuna dair güvence vermek için tarifsiz acılarla boğuşuyor. Bu sahneyi izlerken bu çocuğun babasının acısına katlanamadığını ve diğer tüm acıların geçici olduğuna inandığını biliyoruz.

Bir adam, evinin enkazı önünde konuşuyor ve o evi kırk yılda inşa ettiğini söylüyor. Bu esnada gözlerinden bir damla yaş ve göğsünden bir hıçkırık çıkıyor, ama bunu bastırıyor ve bu kaybı, herhangi bir partiye değil, Filistin’e armağan ediyor. Sınırsız ve ucu açık bir fikir olarak Filistin, sözün bittiği o anda adamın kalbine ve ruhuna yerleşmişti; onun yok olmasından sonra geriye kalan, onun ötesinde bir şey gibi…

Bazıları, ölen aile üyelerinin isimlerini sanki kendileri hayatta kaldıkları için utanç duyuyormuş gibi yorum yapmadan sıralıyor. Bazıları ise şehitlerinin isimlerini, radikal grupların söylemlerine hâkim olan hayatı küçümseme ve kahramanlık bağlamlarından uzak, şahsi ve özel açıklamalarla birlikte yayınlıyor; sanki kaybettikleri sevdiklerine dair bu yoğun ve kısa açıklamada sahip oldukları basit, sıradan ve tanıdık hayatlarıyla yeryüzünden silinmenin her türlü biçimine karşı savaşıyorlar.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Irak'ın batısında bir ABD yakıt ikmal uçağı düştü

ABD Hava Kuvvetleri'ne ait bir KC-135 Stratotanker uçağı, bir F-16 savaş uçağına havada yakıt ikmali yapıyor, (CENTCOM)
ABD Hava Kuvvetleri'ne ait bir KC-135 Stratotanker uçağı, bir F-16 savaş uçağına havada yakıt ikmali yapıyor, (CENTCOM)
TT

Irak'ın batısında bir ABD yakıt ikmal uçağı düştü

ABD Hava Kuvvetleri'ne ait bir KC-135 Stratotanker uçağı, bir F-16 savaş uçağına havada yakıt ikmali yapıyor, (CENTCOM)
ABD Hava Kuvvetleri'ne ait bir KC-135 Stratotanker uçağı, bir F-16 savaş uçağına havada yakıt ikmali yapıyor, (CENTCOM)

ABD ordusu dün yaptığı açıklamada, KC-135 Stratotanker tipi havadan yakıt ikmal uçaklarından birinin Irak'ın batısında düştüğünü, olaya karışan ikinci uçağın ise güvenli bir şekilde iniş yaptığını duyurdu.

ABD Merkez Komutanlığı, İran ile devam eden çatışma sırasında Irak üzerinde "dost hava sahasında" bir askeri uçağın düşmesinin ardından arama ve kurtarma operasyonu yürüttüğünü daha önce açıklamıştı. Ordu açıklamasında, "Olayda iki uçak yer aldı. Biri Irak'ın batısında düştü, diğeri ise güvenli bir şekilde indi" ifadelerini kullandı. Açıklamada, olayın düşman veya dost ateşi sonucu gerçekleşmediği belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın ABD medyasından aktardığına göre Irak'ın batısında kaybolan uçakta altı kişilik mürettebat bulunuyordu.

İran'la ittifak halindeki silahlı grupların oluşturduğu Irak İslam Direnişi, uçağı düşürme sorumluluğunu üstlendi. Grup yaptığı açıklamada, uçağı "ülkemizin egemenliğini ve işgal güçlerinin uçakları tarafından ihlal edilen hava sahasını savunmak için" düşürdüğünü belirtti. Açıklamada, Amerikan uçağının "uygun silahla" düşürüldüğü ifade edildi.

Bu, ABD-İsrail-İran savaşının başlamasından bu yana düşen en az dördüncü ABD askeri uçağı. Daha önce Kuveyt üzerinde dost ateşiyle üç F-15 uçağı düşürülmüştü. Askeri komutanlık o dönemde olayın "İran uçakları, balistik füzeler ve insansız hava araçlarının saldırıları" içeren bir çatışma sırasında meydana geldiğini belirtmişti.

ABD ordusuna göre, KC-135 Stratotanker 60 yıldan fazla bir süre önce hizmete girdi ve tipik olarak üç kişilik bir mürettebata sahip: bir pilot, bir yardımcı pilot ve uçağın yakıt ikmal sistemini kullanan üçüncü bir görevli. Bununla birlikte, bazı görevler bir navigatör gerektiriyor ve uçak aynı kaynağa göre 37 yolcuya kadar taşıyabiliyor.


Akkaşat ve Kerkük’te Halk Seferberlik Güçleri’ne yönelik ölümcül hava saldırıları

Irak’ın batısındaki Akkaşat’ta meydana gelen saldırının yerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)
Irak’ın batısındaki Akkaşat’ta meydana gelen saldırının yerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)
TT

Akkaşat ve Kerkük’te Halk Seferberlik Güçleri’ne yönelik ölümcül hava saldırıları

Irak’ın batısındaki Akkaşat’ta meydana gelen saldırının yerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)
Irak’ın batısındaki Akkaşat’ta meydana gelen saldırının yerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)

Irak’ın batısında, Halk Seferberlik Güçleri’ne (Haşdi Şabi) bağlı noktalara bugün şafak vakti düzenlenen hava saldırılarında ölü, yaralı ve kayıp sayısının 260’ı aştığı bildirildi. Söz konusu saldırı, milis grupları hedef alan en şiddetli saldırılardan biri olarak değerlendirilirken, bölgede artan gerilim ve saldırının sorumluluğuna ilişkin karşılıklı suçlamalar da sürüyor.

Enbar vilayetindeki bir güvenlik kaynağı, hava saldırılarının Halk Seferberlik Güçleri bünyesindeki Ensarullah el-Evfiya hareketine bağlı 19. Tugay’a ait üç noktayı hedef aldığını söyledi. Saldırıların, Irak-Suriye sınırında yer alan el-Kaim ilçesine bağlı Akkaşat bölgesinde gerçekleştiği belirtildi.

Kaynak, güçlü bombardımanın askeri sağlık birimleri, ikinci tabur ve destek birliğine ait karargâhları hedef aldığını ifade etti. Saldırılarda 99 kişi hayatını kaybetti, 43 kişi kayboldu ve bazıları ağır olmak üzere yaklaşık 123 kişi yaralandı.

Ayrıca saldırıyı gerçekleştiren savaş uçaklarının bombardımanın ardından da bölge üzerinde uçuşlarını sürdürdüğü aktarıldı. Hedef alınan noktalara ulaşmaya çalışan ambulans ekiplerinin de hava saldırılarına maruz kaldığı, bu nedenle yaralıların tahliyesi ve hastanelere sevkinin geciktiği kaydedildi.

Kimliği açıklanmayan savaş uçaklarının bugün erken saatlerde Akkaşat bölgesinde Halk Seferberlik Güçleri’ne ait bir noktaya şiddetli bir hava saldırısı düzenlediği bildirilmişti. İlk belirlemelere göre saldırıda çok sayıda militanın öldüğü ve bazılarının yaralandığı açıklanmış, enkaz altında kayıp kişilerin aranması sürdükçe bilanço daha da yükselmişti.

dfgth
Halk Seferberlik Güçleri üyeleri, Musul’un güneyindeki karargahlarından birini hedef alan hava saldırısında yaralanan bir meslektaşlarına ilk yardım uyguluyor. (Reuters)

Diğer yandan Ensarullah el-Evfiya hareketi, saldırının arkasında İsrail ve ABD’nin olduğunu iddia ederek, bombardımanın ‘terör örgütleri için boşluk yaratmayı ve bölgeyi yeniden kaosa sürüklemeyi amaçladığını’ savundu.

Hareket, hedef alınan 19. Tugay mensuplarının ‘sınırları koruma ve silahlı örgütlerin sızmalarını önleme görevini yerine getirdiğini’ belirtti.

Ensarullah el-Evfiya, yaşanan olayla ilgili olarak Irak hükümetini ‘anayasal ve etik sorumluluk’ taşımakla suçladı ve olayın ciddiyetine uygun resmi bir tavır alınması çağrısında bulundu. Hareket ayrıca 19. Tugay’ın Irak Silahlı Kuvvetleri Genel Komutanlığı’na bağlı resmi bir birim olduğunu vurguladı.

Ensarullah el-Evfiya, İran destekli Irak İslami Direnişi çatısı altında yer alan gruplardan biri olarak biliniyor.

ABD, 2024 yılında bu hareketi ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırmıştı. Bu karar, hareketin Ürdün ve Suriye’deki Amerikan güçlerine yönelik saldırılara karışması ve Gazze savaşı sırasında İsrail’e roket ve insansız hava aracı (İHA) saldırıları düzenlemesi iddialarına dayanıyordu.

Kerkük’te saldırılar

Paralel bir gelişme olarak, Irak’ın kuzeyinde bulunan Kerkük kenti yakınlarındaki bir Halk Seferberlik Güçleri noktasına da bugün şafak vakti hava saldırısı düzenlendi. Olayın ardından güvenlik güçleri bölgeyi kuşatarak inceleme başlattı.

Irak Ortak Operasyonlar Komutanlığı, Halk Seferberlik Güçleri’ne ait hedeflere yapılan bu saldırıları ‘haksız saldırılar’ olarak nitelendirerek, ülke egemenliğinin açık bir ihlali olduğunu bildirdi.

frgt
Askeri tatbikatlar sırasında Halk Seferberlik Güçleri bayrağı taşıyan savaşçılar (Arşiv – Halk Seferberlik Güçleri)

Komutanlık tarafından yapılan açıklamada, “Tekrarlayan sistemli ihlaller ve saldırılar, toplumsal barışı tehdit ederek güvenlik ve istikrarın temellerini sarsabilir ve Irak halkı arasında rahatsızlık yaratabilir” ifadesi yer aldı.

Açıklamada, son saldırıların bugün Kerkük ve Enbar vilayetlerinde gerçekleştiği, geçtiğimiz günlerde ise Vasıt ile Babil vilayetinde Halk Seferberlik Güçleri’ne ait diğer noktalara hava saldırıları düzenlendiği belirtildi.

Yerel kaynaklara göre, önceki saldırılarda bir mühimmat deposunun hedef alınması sonucu depodaki mühimmat patlamış ve parçalar çevredeki yerleşim alanlarına saçılmıştı. Bu olayda bir kadın hayatını kaybetmiş, oğlu yaralanmış ve bazı Halk Seferberlik Güçleri mensupları da saldırıda zarar görmüştü.

Bu saldırılar, bölgede süregelen savaş ortamı ve güvenlik gerilimleri çerçevesinde gerçekleşiyor. İran destekli silahlı gruplara ait hedeflerin sık sık vurulmasıyla eş zamanlı olarak, bu grupların ABD ve İsrail çıkarlarına yönelik karşı saldırılar düzenlediği, bunu ‘direnişi destekleme’ çerçevesinde yaptıkları bildiriliyor.


İran savaşı, Gazze Anlaşması’nın ikinci aşamasının uygulanmasını nasıl etkileyecek?

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın güneybatısındaki el-Zehra mahallesinde, yıkılmış bir binanın enkazı arasında yürüyen genç adam, 6 Şubat 2026 (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın güneybatısındaki el-Zehra mahallesinde, yıkılmış bir binanın enkazı arasında yürüyen genç adam, 6 Şubat 2026 (AFP)
TT

İran savaşı, Gazze Anlaşması’nın ikinci aşamasının uygulanmasını nasıl etkileyecek?

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın güneybatısındaki el-Zehra mahallesinde, yıkılmış bir binanın enkazı arasında yürüyen genç adam, 6 Şubat 2026 (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın güneybatısındaki el-Zehra mahallesinde, yıkılmış bir binanın enkazı arasında yürüyen genç adam, 6 Şubat 2026 (AFP)

Salem el-Rayyes

Gazze Şeridi'ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, sadece müzakere süreci kapsamındaki prosedürel adım değil, savaş mantığı ile çözüm mantığı arasında önemli bir dönüm noktasıydı. Ancak, son dönemdeki bölgesel değişimler ve gelişmeler, özellikle bir tarafta İsrail ve ABD, diğer tarafta İran arasındaki savaş, karşılıklı saldırılar ve bombardımanlar, bu anlaşmayı farklı bir bağlama yerleştirdi. Uygulanmasını Gazze Şeridi'nin coğrafi sınırlarını aşan daha geniş bir jeopolitik denklemin parçası haline getirdi.

Ortadoğu'daki krizler genel olarak birbirinden izole şekilde hareket etmez. İran ile askeri süreçte yaşananlar, özellikle askeri, siyasi ve bölgesel hesapların kesiştiği verimli bir zemin olan Gazze başta olmak üzere bölgesel dosyalara da hızla yansıyor.

Geçen yıl ekim ayında Hamas ile İsrail arasında Gazze'de ateşkes anlaşmasına varılıp fiilen uygulamaya başlandığında belirtilen amaç, daha sürdürülebilir güvenlik, sivil ve insani düzenlemelere geçişin bir ön adımı olarak ateşkesi sağlamlaştırmaktı. Anlaşmanın ikinci aşaması, Gazze Şeridi'ni savaş halinden daha istikrarlı geçiş yönetimine taşımayı amaçlayan bir dizi birbirine bağlı icraatlar aracılığıyla, bu dönüşümler için bir çerçeve sağlamak üzere formüle edildi.

Bu aşama, Gazze Şeridi’ne insani yardım ve ticari malların akışının artırması için daha fazla geçiş noktasının açılması ile her iki yönde de geçiş için Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılması konusunda bir anlaşmayı içeriyordu. Refah, Gazze'nin tek kara sınır kapısı ve İsrail ordusunun sınır kapısının kontrolünü ele geçirmesi ve tesislerini tahrip etmesi nedeniyle bir buçuk yıldan fazla bir süredir kapalıydı. Ayrıca, Gazze Şeridi'ni yönetmek ve 2007'den beri iktidarda olan fiili Hamas hükümetinin yerini almak üzere teknokrat bir Filistin ulusal komitesi kurulması konusunda da anlaşmaya varılmış ve duyurulmuştu. Bu komite, ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlığını yaptığı “Barış Konseyi” tarafından denetlenen siyasi girişim tarafından yönetilen, daha geniş bir uluslararası çerçeve içinde faaliyet gösterecekti. Bu yönetimin fiili hükümetten yönetim sorumluluklarını kademeli olarak devralması düşünülüyordu.

İran ile askeri çatışmanın tırmanması ve savaşın patlak vermesiyle birlikte İsrail, stratejik önceliklerini gözden geçirdi

Buna paralel olarak, Gazze Şeridi'ndeki silahların geleceği, güvenlik düzenlemelerinin denetlenmesi, ateşkese uyulup uyulmadığını gözlemlemek üzere çok uluslu bir gücün konuşlandırılması için hazırlıklar yapmak da dahil olmak üzere, uygulanması planlanan ve tartışılan bir dizi hassas güvenlik düzenlemesi de gündeme getirilmişti. Çok uluslu güç, muhtemelen açıklanmayan bir zaman çizelgesine göre İsrail güçlerinin Gazze'den kademeli olarak çekilmesiyle eş zamanlı olarak konuşlandırılacaktı. Bu düzenlemelerin bazıları, enkazın temizlenmesi ve Gazze’nin yeniden inşası da dahil olmak üzere, ateşkesi tam olarak uygulamaya yönelik adımlar olarak hayata geçirilse de bölgesel gerçekler ilk adımları olumsuz etkiledi. İsrail kendi güvenlik çıkarlarını Filistin çıkarlarının önüne koydu.

tbtbt
İsrail askeri araçları, İsrail ile Gazze arasındaki sınırın İsrail tarafından görüldüğü üzere, Gazze'nin harap olmuş bölgelerinde devriye geziyor, 21 Ocak 2026 (Reuters)

İran ile askeri çatışmanın tırmanması ve şubat ayı sonunda savaşın patlak vermesiyle birlikte İsrail, stratejik önceliklerini gözden geçirdi. Tek bir cepheye odaklanmak yerine, İsrail askeri kurumu artık İran ve Lübnan gibi birden fazla cephede savaşın ve karşılıklı askeri saldırıların genişlemesi ve diğer tarafların açık çatışmaya girmesinden duyduğu korkuyla ilgilenmeye başladı. Bu bağlamda İsrail, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının gereklilikleriyle, özellikle de Gazze Şeridi’nden askeri olarak çekilme konusunda daha temkinli davranmaya başladı.

Sayıyı kontrol etmesinin yanı sıra, dışarıdan Gazze'ye dönenlerden bazılarının tutuklandıklarına, dövüldüklerine, tehdit edildiklerine ve geri dönmelerini engellemek için en iğrenç hakaretlere maruz kaldıklarına dair tanıklıklar bulunuyor

İsrail, özellikle devam eden savaş ve bunun birçok cepheye genişlemesi göz önüne alındığında, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasını engellemeye dönük adımlar atması gerektiğini düşünüyor. Hatta insani tavizler ve kolaylıklar olarak görülen adımlardan geri adım atmaya çalışıyor; zira şimdi güvenlik dosyası ve bu dönemde attığı her adımın nasıl yorumlanacağı İsrail için daha önemli. İsrail askeri ve hatta siyasi kurumu, bölgesel karışıklık döneminde anlaşmada ilerlemeye çalışmaya devam etmenin ve Gazze'deki askeri varlığını azaltmanın, özellikle Tel Aviv'in daha geniş bir bölgesel askeri manevra alanını korumaya çalıştığı dönemde, İsrail içinde güvenlik riski olarak algılanabileceğine inanılıyor.

Buna ilave olarak, İsrailli askeri yetkililer açık bir stratejik ikilemle karşı karşıya: Gazze Şeridi'nde askeri varlığı sürdürmek sürekli bir askeri ve siyasi kayıp anlamına gelirken, hızlı geri çekilme de Filistinli fraksiyonların askeri güçlerini yeniden inşa etmelerine olanak sağlayacak güvenlik boşluğuna yol açabilir. Bu, İsrail için kabul edilemez bir durum, zira kendisi, Gazze'yi özellikle Lübnan’da Hizbullah’ın güç ve kapasitesini ortadan kaldırmak için güney Lübnan'da neler yapabileceğine dair bir model olarak tanıtmaya çalışıyor.

rtbgtrb
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafından Gazze'ye giren insani yardım tırları, 4 Şubat 2026 (AFP)

Şubat ayı sonunda ikinci İran savaşının patlak vermesinden bir ay önce, İsrail ordusu, Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına onay vererek, insani yardımlar ile mahsur kalan hastaların ve refakatçilerinin her iki yönde de geçişine izin verdi. Bu adım, aylarca süren gecikme ve oyalama, ABD ve Mısır'ın İsrail siyasi liderliğine uyguladığı baskının ardından atıldı. Sınır kapısı, 2005’te kabul edilen işletme prosedürlerine göre ve Avrupalı güçlerin gözetimi altında açıldı. Ancak ordunun, günde sadece çoğunluğu hasta ve refakatçilerinden oluşan 50'den fazla yolcunun kapıdan geçişine izin vermemesi nedeniyle işler amaçlandığı gibi ilerlemedi.

Ordunun sayıyı kontrol etmesinin yanı sıra, dışarıdan Gazze'ye dönen bazı kişilerin tutuklandıklarına, dövüldüklerine, tehdit edildiklerine ve geri dönmelerini engellemek için en iğrenç hakaretlere maruz kaldıklarına dair tanıklıklar da bulunuyor. Çok geçmeden de savaş ve güvensiz emniyet koşulları bahanesiyle Refah Sınır Kapısı da dahil olmak üzere tüm geçiş noktalarının kapatıldığı duyuruldu. Gazze'deki hükümetin Medya Ofisi'nden alınan verilere göre, kapatılana kadar geçen ay sınır kapısının açık kaldığı dönemde Gazze’den ayrılan veya geri dönen Filistinlilerin sayısı bin 500'den azdı. Bunların tamamı hasta ve refakatçileriydi; yani istisnai insani nedenlerle seyahat ediyorlardı. Ordu, kapatma kararından iki gün sonra geri adım atarak mal ve yardım taşıyan tırların geçişi için ticari sınır kapılarını kademeli olarak yeniden açsa da ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının başında Gazze'deki Filistinliler için en önemli olumlu gelişmelerden biri olan kara sınır kapısı hakkında hiçbir bilgi vermedi.

İran savaşı, Gazze'yi sadece insani düzeyde değil, aynı zamanda anlaşmanın ikinci aşamasının en hassas konularından biri olan Gazze Şeridi’nin gelecekteki siyasi yönetimiyle ilgili olarak da gölgeledi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Gazze'yi yönetmek üzere ulusal bir teknokrat komitesi kurulması fikri (ki bu komitenin sahada hemen çalışmaya başlaması gerekiyor), sivil yönetimi Filistinli fraksiyonların askeri yapısından ayırma yönündeki uluslararası çabalar bağlamında gündeme gelmişti.

Gazze artık sadece yerel bir insani veya güvenlik meselesi değil, caydırıcılık ve nüfuz hesaplarının kesiştiği daha geniş bir bölgesel denklemin parçası olarak ele alınıyor

Bu formülün açıklanan amacı, Gazze'nin yeniden inşası sürecini başlatmaya, Filistin Ulusal Otoritesi ile Hamas arasında 19 yıl önce yaşanan bölünmenin ardından Gazze’yi kademeli olarak daha geniş Filistin siyasi sistemine yeniden entegre etmeye elverişli bir siyasi ortam oluşturmaktı. Yeniden inşa ve planların hayata geçirilmesine hazırlık olarak, 2026 Davos Konferansı'ndaki temaslar sırasında yeniden inşa planları ön planda yer aldı. Jared Kushner, Gazze'nin silahsızlandırılması veya silahların teslim edilmesi koşuluyla, Gazze Şeridi'ni iki ila üç yıl içinde yeniden inşa etmek için ABD destekli bir “Barış Konseyi” kurulduğunu açıkladı. Bu vizyon, büyük ölçekli altyapı projeleri, limanlar ve havaalanları ile Gazze'yi bol iş fırsatı sunan bir yatırım bölgesine dönüştürme taahhütlerini içeriyordu. Ancak tüm bunlar belki de İran ile savaş sona erene ve yeniden adımlar atılana kadar geçici olarak durdurulmuş bulunuyor.

Bölgesel gerilimlerin artmasıyla birlikte, Gazze'deki ateşkes anlaşmasının uygulanması, özellikle Ulusal Komite'nin ABD'nin onaylarına, kararlarına ve direktiflerine bağlı olması nedeniyle daha zor hale geldi. Daha da önemlisi, komite tüm üyeleriyle birlikte Mısır'da konuşlanarak dışarıdan faaliyet göstermeye devam ediyor. Henüz Gazze'ye geri dönerek sahadaki görevlerini yerine getirip Filistinlilerin yaşamlarında olumlu değişiklikler gerçekleştiremedi.

Görünüşe göre ABD şu anda İran'a karşı savaşıyla meşgul ve artık silahsızlanmayı müzakere etmiyor. Ayrıca, geçmişteki beklentilere göre önümüzdeki haftalarda Gazze'ye ulaşması beklenen çok uluslu gücün gelişine yönelik hazırlıklardan da bahsetmiyor. Çok uluslu gücün gelişini, İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesi ve geçiş noktalarının daha geniş bir şekilde açılması, Ulusal Komite'nin ise enkazı kaldırma ve savaşın tahrip ettiği yerlerin yeniden inşası aşamalarına başlama sorumluluklarını üstlenmesi izleyecekti. Bu, bölgesel çatışmanın tırmanması, İsrail liderliğinin Gazze ile ilgili önemli kararları bölgedeki stratejik durum netleşene kadar erteleme eğilimi nedeniyle, anlaşmanın ikinci aşamasının neredeyse beyin ölümünün gerçekleştiği anlamına geliyor.

Gazze artık sadece yerel bir insani veya güvenlik meselesi değil; caydırıcılık ve nüfuz hesaplarının kesiştiği daha geniş bir bölgesel denklemin parçası olarak ele alınıyor. Ortadoğu'daki çatışma çemberi ne kadar genişlerse, geçici ateşkesten kalıcı bir çözüme geçiş o kadar zorlaşır. Bu arada, Filistinliler bölgenin geleceğini belirleyecek siyasi bir atılımı beklemeye devam ediyor. Buna göre ikinci aşama ya yakında yeniden canlandırılacak ya da gömülecek. İsrail kontrolü altında güvenlik, siyasi ve insani durum değişmeden kalacak veya öngörülemeyen bir patlama Gazze'yi başlangıç ​​noktasına geri döndürecek.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.