Libya’da İsrail’i destekleyen ülkelere petrol ihracatı konusunda anlaşmazlık yaşanıyorhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/4631776-libya%E2%80%99da-i%CC%87srail%E2%80%99i-destekleyen-%C3%BClkelere-petrol-ihracat%C4%B1-konusunda-anla%C5%9Fmazl%C4%B1k
Libya’da İsrail’i destekleyen ülkelere petrol ihracatı konusunda anlaşmazlık yaşanıyor
Libya Temsilciler Meclisi. (Meclisin medya ofisi)
Libya Temsilciler Meclisi’nin gündeminde Filistinlilere yönelik saldırıların devam etmesi halinde Gazze savaşında İsrail’i destekleyen ülkelere petrol ve gaz ihracatının durdurulması talebi var. Konuya dair yaşana görüş farklılıkları tartışmalara neden oldu. Bazı politikacılar söz konusu çağrıya destek vererek bunu Gazze ile dayanışma olarak tanımladı. Ancak Temsilciler Meclisi tarafından yayınlanan açıklamanın, Gazze’deki olayları Abdulhamid Dibeybe başkanlığındaki geçici Birlik hükümeti ile siyasi çekişmeler çerçevesinde istismar etme girişimi olduğunu düşünenler var.
Libya Temsilciler Meclisi üyesi Ali es-Sul, meclisin açıklamasının İsrail işgal güçlerinin Filistinlilere karşı işlediği ihlalleri ve insanlık dışı suçları kınamayı amaçladığını belirtti. Sul ayrıca, Batılı ülkelerin işgale verdiği desteği ve Gazze halkına karşı işlenen suçlar konusundaki sessizliğini de kınadı. Ali es-Sul, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Libya halkının Filistin davasını destekleyen tutumunun herkes tarafından bilindiğine dikkat çekerek işgalci oluşumla normalleşmeyi reddettiklerini vurguladı. Yetkili, Temsilciler Meclisi’nin Libya halkının meşru temsilcisi olduğuna işaretle “Gazze halkının maruz kaldığı suçları kınaması doğaldır. Bazılarının söylediği gibi; konunun Dibeybe veya siyasi rekabetle herhangi bir ilgisi yok” dedi.
Libya Temsilciler Meclisi, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırganlığının derhal durdurulması gerektiğini vurgulayarak, İsrail’i destekleyen ülkelerin büyükelçilerine ‘ülkeyi derhal terk etmeleri’ çağrısında bulunmuştu. Aynı şekilde hükümete de ‘İsrail’in işlediği katliamlar durmazsa, İsrail’i destekleyen ülkelere petrol ve gaz ihracatını durdurma’ çağrısı yapmıştı.
Diğer yandan Dibeybe hükümetini destekleyenler, Temsilciler Meclisi açıklamasının ‘siyasi’ olduğunu vurgularken Libya Temsilciler Meclisi üyesi Ali et-Takbali de büyükelçilerin sınır dışı edilmesi talebini ve saldırının devam etmesi halinde petrolün durdurulması yönündeki gerilimi ‘düşünülmemiş ve mantıksız kararlar’ olarak nitelendirdi. Takbali, “Bu, Başkanlık Konseyi ve Dibeybe hükümeti tarafından temsil edilen batı bölgesindeki yetkililerle rekabet ve çatışma bağlamındadır. Dibeybe hükümetini hem diplomatik hem de halk açısından zora sokmaktadır” ifadesini kullandı.
Trablus sokaklarında Filistin halkıyla dayanışma amacıyla protesto gösterileri düzenlendi. (AFP)
Takbali, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada meclisin açıklamasının Gazze ile dayanışmayı vurguladığını ve bunun tartışılmaz olduğunu belirtti. “Ancak Libyalıların geçimini sağlayacak başka bir kaynak olmadığını bilmelerine rağmen defalarca imalarda bulunmak ve petrolü durdurmakla tehdit etmek mantıksız” şeklinde konuştu.
Takbali, açıklamanın coşkulu dilinin, tüm Libyalılar arasında yüksek önceliğe sahip olan Filistin meselesine ilişkin Parlamento ile hükümet arasındaki pozisyon ayrımını pekiştirmeyi amaçladığını kaydetti. Ayrıca birkaç ay önce Dibeybe hükümetinin (görevden alınan) Dışişleri Bakanı Necla el-Mankuş ile İsrailli mevkidaşı Eli Cohen arasındaki Roma görüşmesi skandalının ardından Libya sokaklarında patlak veren büyük çaplı öfkeye dikkat çekti.
Büyükelçileri sınır dışı etme kararının Dibeybe ve onların evraklarını alıp onaylayan Başkanlık Konseyi için bağlayıcı olmadığını söyleyen Ali et-Takbali, bu kararın herhangi bir Batılı yetkiliyle görüşmesi halinde Dibeybe’yi zora sokacağını vurguladı.
Dışişleri Bakanlığı eski Müsteşarı Hasan es-Sağir ise petrol akışının kesilmesi çağrısına destek vererek, Facebook üzerinden yaptığı paylaşımda ‘petrolün çeşitli vesilelerle ve dönemlerde kapatıldığını, bu nedenle tekrar kapatılmasının Libyalıları açlıktan öldürmeyeceğini’ ifade etti.
Libya Ulusal Buluşma Partisi kurucu organı başkanı Esad Zahyou, Temsilciler Meclisi’nin açıklamasının, işgalcilerin Gazze halkına karşı korkunç suçlarını görmezden gelen Batı taraflılığı karşısında parlamentonun ve Libya halkının Filistin davasına yönelik tutumu bağlamında geldiğine dikkat çekti. Şarku’l Avsat’a konuşan Zahyou, açıklamanın siyasi çekişme amaçlı olmadığını söylerken, “Saldırganlığı destekleyen ülkelerin büyükelçilerinin isimlerini anarak sınır dışı edilmesi talebi, Parlamentonun onlarla ilişkilerini kaybedebileceğinin farkında olduğu anlamına geliyor ve büyükelçileri ve temsilcilerini sınır dışı etme çağrısı muhaliflerle tek saf oluşturabilir” ifadesini kullandı.
Trump’ın Gazze planı sallantıda: 20 asker zor gönderilecekhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5294617-trump%E2%80%99%C4%B1n-gazze-plan%C4%B1-sallant%C4%B1da-20-asker-zor-g%C3%B6nderilecek
Trump’ın Gazze planı sallantıda: 20 asker zor gönderilecek
Gazze'de ateşkesten bu yana İsrail'in saldırılarında binden fazla kişi yaşamını yitirdi (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump'ın öncülüğünde oluşturulan Uluslararası İstikrar Gücü (ISF), Gazze'ye öngörülenden çok daha az asker konuşlandıracak.
Adlarının paylaşılmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan yetkililer, 20 bin askerden oluşması planlanan ISF'nin ilk etapta Gazze'ye sadece 10 ila 20 asker gönderebileceğini söylüyor.
Arnavutluk, Kazakistan, Kosova ve Fas'ın ISF'ye resmi katılım taahhüdü vermeye hazırlandığı belirtiliyor.
Askerler, ilk aşamada İsrail'in Gazze'deki Kerem Şalom sınır kapısı yakınlarında kurulacak ISF lojistik merkezine gönderilecek. Doğrudan Gazze'ye giremeyecek birlik burada eğitim alacak. ISF'nin Gazze içindeki ana görev merkezinin inşasının ise henüz başlamadığı ifade ediliyor.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Gazze'de Barış Kurulu'nun kurulması ve ISF'nin görev yapmasını öngören ABD tasarısını Kasım 2025'te kabul ederken 31 Aralık 2027'ye kadar süre tanımıştı.
Kurucuları arasında Türkiye dahil 28 ülkenin yer aldığı Barış Kurulu'nun ilk ve tek toplantısı 19 Şubat'ta Washington'da düzenlenmişti. Trump, Gazze savaşının bittiğini ilan ederken, bölgeyi "başarı, güvenlik ve birlik örneği haline getireceğiz" demişti.
Çok geçmeden ABD ve İsrail, 28 Şubat'ta İran savaşını başlattı. Trump ise o günden bu yana Gazze'den nadiren bahsetti.
Barack Obama döneminde İsrail Büyükelçisi olarak görev yapan Daniel Shapiro, İran savaşının hem ABD'nin Gazze'yle ilgili projelerini geciktirdiğini hem de bölgedeki ülkelerin ISF'ye katılımını daha da belirsiz hale getirdiğini söylüyor.
ABD arabuluculuğunda 10 Ekim 2025'te sağlanan ateşkes kapsamında Hamas'ın silah bırakması, İsrail ordusunun bölgeden tamamen çekilmesi ve yeni bir geçiş yönetimi altında Gazze'nin tekrar inşa edilmesi planlanıyor.
Hamas, ateşkes kapsamında hükümeti feshedip yönetimi Filistinli teknokratlardan oluşan geçiş kuruluna teslim edeceğini hafta başında duyurdu. Ancak Gazze'yi 2007'den beri yöneten örgüt, silah bırakacağına dair herhangi bir güvence sunmadı.
Uzmanlara göre, ateşkese rağmen Gazze'yi bombalamaya devam eden İsrail'le Hamas arasındaki sürecin tıkanması da Trump'ın Barış Kurulu'nun faaliyetlerini zora sokuyor.
Ayrıca ABD Başkanı, Barış Kurulu için 17 milyar dolarlık taahhütte bulunsa da bu miktarın çok azı tahsil edilebildi. WSJ, Gazze'nin Refah bölgesinde yaklaşık 25 bin kişiyi barındıracak yerleşim projesini desteklemek için Birleşik Arap Emirlikleri'nin 100 milyon dolar fon sağladığını aktarıyor. Ancak İsrail-Hamas müzakerelerinde yol kat edilememesi nedeniyle altyapı ve inşaat projelerinin de başlayamadığı belirtiliyor.
Independent Türkçe, Wall Street Journal, Guardian
Avn, Şarku’l Avsat’a konuştu: İşgali ve güney halkının acılarını bitirmek için müzakereyi tercih ettikhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5294599-avn-%C5%9Farku%E2%80%99l-avsat%E2%80%99-konu%C5%9Ftu-i%CC%87%C5%9Fgali-ve-g%C3%BCney-halk%C4%B1n%C4%B1n-ac%C4%B1lar%C4%B1n%C4%B1-bitirmek-i%C3%A7in
Avn, Şarku’l Avsat’a konuştu: İşgali ve güney halkının acılarını bitirmek için müzakereyi tercih ettik
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AP)
Güney Lübnan’da, özellikle Hürmüz Boğazı ve çevresinde ABD ile İran arasında artan askeri gerilimin etkisiyle yeni bir çatışma ihtimaline yönelik endişeler sürerken, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkesini sarsan felaketten çıkış umudunu korumaya çalışıyor. ‘Felaket’ ifadesi abartı olarak görülmüyor. Zira İsrail’in Güney Lübnan’daki işgali ve buna eşlik eden yıkım genişlerken, yerinden edilenlerin yaşadığı sıkıntılar derinleşti, savaşın sorumluluğu ve bundan çıkış yollarına ilişkin iç siyasi ayrışma da belirgin şekilde arttı.
İsrail ordusunun Güney Lübnan’ın bazı bölgelerindeki varlığını sürdürdüğü mevcut tabloda, Lübnan yönetimi çözüm için büyük ölçüde ABD’nin desteğine bel bağlıyor. Beyrut, bu desteğin, 21 Temmuz’da Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile Avn arasında yapılması planlanan görüşmenin ardından daha somut bir çerçeveye kavuşmasını umut ediyor.
Avn’ın Trump ile görüşmesindeki öncelikleri
Baabda Sarayı’nda konuşan Avn, Şarku’l Avsat’ın, Beyaz Saray’da yapılacak görüşmeden beklentilerine ilişkin sorusunu yanıtlarken, “Öncelikle Lübnan dosyasının ABD’nin gündeminde kalmasını istiyoruz. ABD ile iyi ilişkilere sahip olmanın önemini hatırlatmaya gerek yok. Başkan Donald Trump’ın ülkemize yardım etme isteğini dile getirmesinden faydalanmak istiyoruz. Onun rolü hayati önem taşıyor ve buna güveniyoruz. Son derece zor ve karmaşık bir süreçten geçiyoruz. ABD’nin, İsrail hükümeti üzerinde baskı kurarak Beyrut’un güney banliyösünü, altyapıyı hedef almasını ya da Güney Lübnan’daki işgal alanlarını genişletmesini engelleyebilecek tek taraf olduğunun farkındayız. Bu rolü üstlenebilecek başka bir aktör bulunmuyor” dedi.
Avn, “ABD yönetiminin, topraklarımızın tamamını geri almamıza yardımcı olmasını istiyoruz. Toprağımızdan bir karıştan, vatandaşlarımızdan ise tek bir kişiden dahi vazgeçmeyeceğiz. Egemenlik konusu bizim için taviz verilebilecek ya da farklı yorumlara açık bir mesele değildir. Bu, bağlı kaldığımız temel ulusal ilkelerin başında geliyor. Topraklarımızın geri verilmesini ve yalnızca Lübnan ordusunun, yani meşru Lübnan devlet kurumlarının denetiminde olmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Lübnan’ın bu çerçevede talebinin, meşru devlet kurumlarının otoritesini ülke topraklarının tamamında tesis etme yönündeki doğal hakkı olduğunu vurgulayan Avn, “Güney Lübnan’ı bölgedeki gelişmelerin insafına bırakamayız. Bölge halkı, farklı dönemlerde canları ve mallarıyla çok ağır bedeller ödedi. Ayrıca Lübnan’ın kaderi, güvenlik, ekonomi ve istikrar açısından güneyinin kaderinden ayrı düşünülemez” diye konuştu.
Güney Lübnan’daki bir kasabada savaşın bıraktığı enkaz (AP)
Avn, “Başkan Trump’tan, topraklarımızın tamamının geri alınmasına yönelik haklı taleplerimize destek vermesini istiyoruz. Kendisinin, İsrail’i Lübnan’dan çekilmeye ikna edebileceğini düşündüğünü görüyoruz. Güney Lübnan’daki durumu ve mevcut tablonun sürmesi ya da yeniden tırmanacak bir çatışmanın doğuracağı riskleri kendisine aktarmak istiyorum. Ayrıca, üstlendiği görev son derece zorlu olan ve desteğe ihtiyaç duyan Lübnan ordusuna ABD’nin destek vermesini umut ediyoruz. Savaşın yol açtığı yıkımın yeniden inşası ve ağır kayıplar yaşayan Lübnan ekonomisinin yeniden canlandırılması için de ABD’den destek ve yardım bekliyoruz” dedi.
İsrail ile doğrudan müzakere hesapları
Avn, İsrail ile doğrudan müzakere yöntemine ilişkin ülkede yaşanan görüş ayrılıklarına değinirken, “İdeal seçeneklere sahip olduğumuz bir durumda değildik. Savaşın daha da genişlemesi ve buna bağlı olarak işgal altındaki bölgelerin artması tehlikesi vardı. Yerinden edilenlerin dramı ve yıkım manzaraları son derece ağırdı. Beyrut’un ve ülkenin altyapısının geniş çaplı bir yıkıma uğraması riskiyle karşı karşıyaydık. Güç dengesindeki büyük eşitsizlik nedeniyle fiilen tek seçeneğimiz vardı. ABD’den yardım istemekten başka çaremiz yoktu. Doğrudan müzakereler, topraklarımızdaki işgal süresini kısaltmak, yerinden edilenlerin acılarını hafifletmek, köylerine dönüşlerinin önünü açmak ve savaşın yıktığı bölgelerin yeniden inşasını başlatmak için elimizdeki tek ciddi seçenekti” dedi.
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Washington’a gitmeden önce Lübnan müzakere heyetiyle bir araya geldi. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Devletin ülkenin her karış toprağından ve her vatandaşından sorumlu olduğunu vurgulayan Avn, “Zor kararları ulusal sorumluluğumuz gereği aldık. Başka herhangi bir taraf adına bedel ödemeyi sürdürmemiz mümkün değil. Lübnan’ın kararları, meşru devlet kurumlarında alınmalıdır. Ülke kendi çıkarlarını, egemenliğini ve istikrarını savunmalıdır. Bu nedenle hiç kimsenin bizim adımıza ya da bizim yerimize müzakere etmesini ve Lübnan’ın başkalarının hesaplarında bir pazarlık unsuruna dönüşmesini kabul etmeyeceğimizi söyledik” ifadelerini kullandı.
Trump’ın Beyaz Saray’da kendisiyle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu bir araya getirme önerisinin ardından gündeme gelen tartışmalarla ilgili de konuşan Avn, “Böyle bir görüşme fikri zaten gerçekçi değil. Ancak zaman zaman sosyal medya ve bazı çevreler, gerçeğe dayanmayan senaryolar üretebiliyor” değerlendirmesinde bulundu.
Hükümeti devirme girişimleri
Hükümete karşı çıkan çevrelerin çerçeve anlaşmasını gerekçe göstererek kabineyi düşürme ihtimaline ilişkin değerlendirmede bulunan Avn, “Hükümet değişikliğinin anayasal çerçevede işleyen bir süreci vardır. Hükümeti sokak hareketleriyle düşürmeye çalışmak kabul edilemez. Devlet kurumları da imkânları ölçüsünde görevlerini yerine getiriyor. Hükümetin performansı son derece iyi, bakanlar verimli şekilde çalışıyor” dedi.
Hizbullah destekçileri, ABD, İsrail ve Lübnan arasında imzalanan üçlü anlaşmayı protesto etmek amacıyla Beyrut’un güney banliyölerindeki havaalanına giden eski yolu trafiğe kapattı. (AFP)
Hizbullah ile mevcut kopukluğa ilişkin ise Avn, “Biz kimseyle ilişkileri kesmeyi tercih etmedik. Kapımız da ofislerimiz de istisnasız herkese açık. Devletin, işgal süresini ve halkın yaşadığı sıkıntıları kısaltmak amacıyla benimsediği seçeneğe itiraz ediliyor. Bu hedefe ulaşmak için daha iyi bir önerisi olan varsa getirsin, birlikte değerlendirelim. Savaşın sürmesi bir seçenek değildir. Kapımız da gönlümüz de açıktır” ifadelerini kullandı.
ABD-İran mutabakatında Lübnan’daki ateşkese ilk maddede yer verilmesinin, Lübnan’ın İsrail ile imzaladığı çerçeve anlaşmasına etkisine ilişkin soruya ise Avn, “Lübnan’ın çıkarlarıyla örtüşen her türlü desteği memnuniyetle karşılarız. ABD, İsrail üzerinde baskı kurabilecek ya da onu ikna edebilecek tek ülkedir. İran ise Hizbullah ve kararları üzerinde etkide bulunabilecek tek aktördür. Ancak Lübnan’ı ilgilendiren her konuda müzakereyi yürütecek tarafın Lübnan’ın kendisi olduğu da açıktır” yanıtını verdi.
Meclis Başkanı Nebih Berri’nin İsrail ile yapılan çerçeve anlaşmasına yönelik muhalefeti hakkında da konuşan Avn, “Sayın Berri bir devlet adamıdır. İç barışın korunması, ordunun itibarı ve rolüne zarar verilmemesi ile sorunların sokakta çözülmesine karşı çıkılması gibi kırmızı çizgiler konusunda aynı görüşü paylaşıyoruz” dedi. Avn ayrıca, Başbakan Nevvaf Selam ile ilişkilerinin de son derece iyi olduğunu belirtti.
Avn ile Ordu Komutanı arasındaki ilişki
Avn, ülkedeki mevcut koşullar altında ordunun birlik ve bütünlüğünü koruyup koruyamadığı ve Ordu Komutanı Orgeneral Rudolf Heykel ile arasında sorun yaşandığı yönündeki iddialara ilişkin soruya, “Ordu birlik ve bütünlüğünü koruyor, görevini de aksatmadan yerine getiriyor. Zaten hükümetin aldığı kararları, elindeki imkânlar çerçevesinde uyguluyor. Ordu ve tüm güvenlik kurumları ellerinden geleni yapıyor. Orgeneral Heykel ile ilişkimiz günlük temas düzeyinde ve son derece iyi. Bazı basın organlarında yer alan iddialar gerçeği yansıtmıyor” yanıtını verdi.
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Ordu Komutanı General Rudolf Heykel ile görüştü. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Arap ülkelerinin Lübnan’a verdiği destekten duyduğu memnuniyeti de dile getiren Avn, “Suudi Arabistan, her zaman olduğu gibi, haklarımızı ve egemenliğimizi yeniden tesis etmeye yönelik çabalarımıza destek amacıyla talep ettiğimiz hiçbir yardımı esirgemedi. Bu vesileyle Suudi yönetimine, özellikle de Veliaht Prens Muhammed bin Selman’a, Lübnan ürünlerinin yeniden ithal edilmesine izin verilmesi yönündeki kararı dolayısıyla teşekkür etmek istiyorum. Ayrıca Katar hükümetine Lübnan’a sağladığı destekten, Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) de vatandaşlarının yeniden Lübnan’ı ziyaret etmesine izin vermesinden dolayı teşekkür ediyorum” dedi.
Kendi güvenliğine ilişkin endişe duyup duymadığı yönündeki soruya ise Avn, gülümseyerek, “Bizi koruyan Allah’tır. Hiç kimse vakti gelmeden ölmez” cevabını verdi.
Belgeler, Sudan ordusu Amerikan barış planını kabul etme şartı olarak HDK’nin şehirlerden çekilmesini istedihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5294592-belgeler-sudan-ordusu-amerikan-bar%C4%B1%C5%9F-plan%C4%B1n%C4%B1-kabul-etme-%C5%9Fart%C4%B1-olarak-hdk%E2%80%99nin
Belgeler, Sudan ordusu Amerikan barış planını kabul etme şartı olarak HDK’nin şehirlerden çekilmesini istedi
Sudan HDK mensupları (Arşiv- AFP)
Sudan ordusu, üç yıldır devam eden iç savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ABD destekli barış teklifini kabul etmek için paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolü altındaki bütün şehirlerden tamamen çekilmesini şart koştu.
Reuters haber ajansının ulaştığı ve üst düzey yetkililer tarafından içeriği doğrulanan belgelere göre, geçtiğimiz ay sunulan ABD teklifi, her iki tarafın da 90 günlük insani bir ateşkese derhal uymasını öngörüyor. Söz konusu teklif; kalıcı bir ateşkesin müzakere edilmesi ve seçime giden süreçte siviller liderliğindeki barışçıl bir geçişin önünün açılmasını hedefliyor.
Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre belgelerde yer alan bilgilerde, Sudan hükümeti (ordu yönetimi), teklifin maddelerinin büyük bir kısmını kabul etti. Ancak "sınırlı geri çekilme" maddesine itiraz eden ordu yönetimi, barış planının; HDK’nin 11 Mayıs 2023 tarihinden bu yana ele geçirdiği bütün şehirlerden tamamen çekilmesini kapsaması gerektiğini vurguladı.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة