Hizbullah: ABD-İran mesajları ışığında ‘meydanların’ ayrılması…

Gazze’deki belirsizlik, Lübnan’ın güneyine de yansıyor

AP
AP
TT

Hizbullah: ABD-İran mesajları ışığında ‘meydanların’ ayrılması…

AP
AP

Elie el-Kusayfi

Özellikle İsrail’in Gazze Şeridi’ne ve sınırlarına kara saldırısının zamanına ilişkin belirsizlik hali, İsrail ile Hamas arasındaki savaşın genel tablosunun önemli bir parçasını oluşturmaya devam ediyor. Boyutuna ve sonuçlarına bağlı olarak böyle bir işgal, savaşın Lübnan-İsrail sınırındaki cephe başta olmak üzere başka cephelere sıçramasına yol açabilir.

Buna karşılık sahadaki manzaraya ve savaşın tarafları arasındaki siyasi ve diplomatik mesajlaşmalara bakarak denebilir ki savaşın gelişmeleri, belirli bir statükoya dayanıyor. Tabi bu, sahadaki ve diplomasi koridorlarındaki değişkenlere bağlı olarak her an düşebilecek ikinci dereceden bir statükodur.

O zaman Hizbullah ile İsrail arasındaki cepheye, kesinlikle ikinci bir cephe ya da İsrail ile Hamas arasındaki ana cephenin arka planı olarak bakılamaz. Yani Lübnan’ın güney sınırındaki cephede yaşanan gelişmeler, bu savaştaki ve özellikle de savaşın dolaylı tarafları olan ABD ile İran arasındaki güç dengelerine büyük oranda yansıyor.

Dolayısıyla sıklığı ve zamanlamaları itibarıyla Hizbullah ile İsrail ordusu arasındaki karşılıklı bombardımanlar ve çatışmalar, savaşın İran’ın müdahalesinin sınırlarıyla ilgili siyasi ve diplomatik haritasının bir yansımasıdır. Zira bu müdahaleye sadece askerî bir bakış açısıyla bakılamaz. Nitekim Tahran bu savaşı, ABD ile açık müzakereleri için diplomatik stratejisi kapsamında kullanmaya başladı.  

O halde Lübnan’ın güney sınırında konuşlanan Hizbullah ile savaşın genel bağlamında İran’ın diplomatik stratejisi arasında ayrım yapılamaz. Bu, belirli sınırlar içinde Güney Lübnan cephesi ile Gazze Şeridi cephesi arasında ayrım yapmayı gerektiriyor. Yani bu iki cephe arasında kesin bir ayrım yapmak mümkün değilse de tamamen birbirine bağlamak da mümkün değil.

Abdullahiyan’ın mesajları

Bu yönelime sevk eden iç içe geçmiş birçok etken var. Şöyle ki bir yandan İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın, Tahran’ın iki ana eksenden en az iki ABD mesajı aldığını açıklaması dikkat çekiciydi. Buna göre ABD, savaşın yayılmasını istemiyor ve İran’dan kendini tutmasını talep ediyor. Abdullahiyan ayrıca, Umman Sultanlığı’nın tüm tarafların nükleer anlaşmaya dönmesi yönündeki girişiminin halen ortada olduğuna da işaret etti.

Hiç şüphesiz Tahran’ın bu Amerikan mesajlarını alması ve Umman’ın arabuluculuğu sürdürdüğünü teyit etmesi, İran’ın krizi diplomatik olarak ‘kullanmaya’ hazır olduğunu gösteriyor. Bir diğer deyişle İran, kırmızı çizgilerini çizmek ve savaşın ‘ertesi günü’ düzenlemeleri için Washington’la müzakereye hazır. Bu pratikte Tahran’ın 7 Ekim’den sonra Gazze Şeridi’nde durumun eskisi gibi olmayacağını kabul ettiği anlamına gelir. Çarşamba günü ABD Başkanı Joe Biden da böyle söyledi.

Elbette İran’ın ‘Hamas’ı ezmek’ istediği veya böyle bir şeyi kabul ettiği düşünülemez. Ancak Gazze Şeridi’nde yeni bir gerçekliği kabul etmeye de hazır. Birleşmiş Milletler’in (BM) önemli bir role sahip olacağı siyasi ve diplomatik bir düzenlemeye göre bu gerçeklikte Hamas hareketinin Gazze Şeridi’ndeki askerî ve siyasi varlığı kısıtlanacak. Bu, 1701 sayılı kararın çıkarılması ve Lübnan’ın güneyinde, güvenli bölgeye benzer şekilde ‘teorik’ olarak Hizbullah için yasaklı bir coğrafi bölge kapsamında ek uluslararası güçlerin konuşlandırılması açısından, Hizbullah ile İsrail arasındaki Temmuz 2006 Savaşı’ndan sonraki düzenlemeleri anımsatıyor.

Ancak bu düzenlemeler, sonraki yıllarda Hizbullah’ı askerî ve siyasi olarak zayıflatmadı. Yeni bir gerçekliğe ayak uydurmak zorunda kalsa da Filistin sahnesindeki siyasi ve askerî varlığına bakıldığında Hamas için de aynı durum tekrarlanabilir.

Bununla birlikte şu an Gazze savaşını çevreleyen bölgesel ve uluslararası koşulların, Temmuz Savaşı’nı çevreleyen koşullardan daha karmaşık olduğu göz ardı edilemez. Ki bu, Hamas’ı, Hizbullah’ın 2006’dan sonra yüzleştiği durumdan daha büyük bir zorlukla karşı karşıya bırakıyor. Ancak İran, Hamas’ın askerî varlığını sınırlamayı kabul ederse de Filistin sahnesindeki siyasi rolünü zayıflatmayı asla kabul etmeyecektir. Zira Hamas, bir bütün olarak Filistin siyasi düzeyindeki bir geçiş anında elinde tuttuğu önemli bir kart.  

Nasrallah’ın mesajı

25 Ekim Çarşamba günü Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın, Hizbullah’ın 7 Ekim’den sonraki şehitlerinin Kudüs uğrunda şehitler olarak anılması için Hizbullah’ın medya kurumlarına ve birimlerine gönderdiği mektup yoluyla, yavaş yavaş kendini göstermeye başlaması dikkat çekiciydi. Hizbullah daha sonra Hasan Nasrallah’ın İslami Cihad örgütünün lideri Ziyad en-Nahhale ve Hamas’ın Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri ile yaptığı görüşmenin haberini verdi.

Foto: Nasrallah, 25 Ekim’de Beyrut’ta Aruri ve Nahhale ile bir araya geldi (EPA)
Nasrallah, 25 Ekim’de Beyrut’ta Aruri ve Nahhale ile bir araya geldi (EPA)

Hizbullah’ın müttefikleri tarafından ve örgütün teşvikiyle ortaya konan siyasi bir harekete ek olarak Nasrallah tarafından atılan bu iki adım, güney sınırındaki çatışmada ve Hizbullah’ın bir bütün olarak savaştaki konumunda yeni bir aşamaya işaret ediyor. Sembolik ve duygusal bir anlam kazandırmak için Nasrallah’ın el yazısıyla dağıtılan mektupta Hamas’ın ve Gazze Şeridi’ndeki savaşın bahsi geçmedi. Parti literatüründe olduğu gibi ‘Gazze’ye destek’ veya ‘Filistinlilere destek’ gibi tabirler kullanılmadı ve daha ziyade ‘Lübnan sınırlarında Allah yolunda verilen kurbanlar’ anıldı. Bu, Hizbullah’ın, yukarıda anlatılanlar çerçevesinde iki cephe arasında ayrım yapma çabasına işaret ediyor ya da en azından bu ihtimalin önümüzdeki günlerde takip edileceği varsayılıyor. İran hareketine ve tutumlarına dair bir okumanın yanında bu ihtimali güçlendiren şey, Nasrallah’ın savaşın başlamasından bu yana ilk kez güney sınırında ve iç siyaset sahnesindeki gelişmelerin yaşandığı zamanda ortaya çıkmasıdır.

“İran’ın ‘Hamas’ı ezmek’ istediği veya bunu kabul ettiği düşünülemez. Ancak Gazze Şeridi’nde yeni bir gerçekliği kabul etmeye de hazır. BM’nin önemli bir role sahip olacağı siyasi ve diplomatik bir düzenlemeye göre bu gerçeklikte Hamas hareketinin Gazze Şeridi’ndeki askerî ve siyasi varlığı kısıtlanacak”

Güney Lübnan’daki Filistinli örgütlerin İsrail hedeflerine yönelik saldırı sıklığının yok denecek kadar azalması dikkat çekiciydi. Buna karşılık Lübnan’daki Cemaat-i İslami’ye bağlı Fecr güçlerinin sınırlara bir füze saldırısında bulunduğu duyuruldu. Aynı şekilde Beyrut’ta Sünni çoğunluğa sahip Tarık el-Cedide bölgesinden kovulan Şakir el-Bercavi’nin liderlik ettiği Arap Hareketi Partisi’nin (Hizbu’t-Teyyari’l-Arabi) askerî bürosu da savaşa müdahaleye hazırlık için bir askerî tatbikatın yapılacağını açıkladı. Arap Hareketi’nin tatbikatı gülünç olsa da bu tür Sünni grupların ortaya çıkışındaki hedef, güneydeki çatışmalara buradaki Filistin etkisinden uzak olarak genel bir Sünni-Şii ve Lübnanlı şeklinde bir İslami özellik kazandırmaktır.

Bu, Hizbullah müttefiklerinin söylemlerindeki şu yeni sihirli cümleyle ifade ediliyor: “Direniş”, Lübnan’ın çıkarı için çalışıyor ve onu kapsamlı bir savaştan uzak tutmak istiyor. Hatta Nasrallah, ilişkilerindeki gelgitlere rağmen müttefiki (Maruni Hristiyan) Özgür Yurtsever Hareket (ÖYH) Lideri Cibran Basil’le şahsi olarak iletişime geçti. Daha sonra Basil de ezeli rakibi Marada Hareketi Lideri Süleyman Franciyye’yi ziyaret etti. Tüm bunlar, Direniş Ekseni’ne dahil olmasına karşılık (ya da bununla eşzamanlı olarak) Hizbullah’ın ‘Lübnanlılığını’ takdir eden bir siyasi hava oluşturmak için.

Foto: 25 Ekim’de bir İsrail bombardımanına maruz kaldıktan sonra Lübnan’ın Marun er-Ras kasabasındaki evlerden yükselen duman (AFP)
25 Ekim’de bir İsrail bombardımanına maruz kaldıktan sonra Lübnan’ın Marun er-Ras kasabasındaki evlerden yükselen duman (AFP)

Hizbullah’ın hem Nahhale hem de Aruri ile görüşmesi hakkında dağıttığı açıklamada bile ifadeler, Hizbullah’ın savaşa katılımı tekrar değerlendirme aşamasında olduğu anlaşılacak şekilde özenle seçilmişti. Aruri daha sonra ‘Hizbullah’taki kardeşlerin bu savaşa her düzeyde katıldıklarını’ açıkladı. Bu, özellikle Hamas hareketinin yurtdışındaki siyasi bürosunun eski başkanı Halid Meşal’in, “Hizbullah’ın yaptığı şeyler kayda değer, ama yeterli değil” sözlerinden sonra Hizbullah’ı, savaş meydanlarının birliği ilkesini ihlal etme suçlamalarından temize çıkarma çabasıdır. Bütün bunlar Hizbullah’ın, savaşın genel bağlamına göre, Güney Lübnan ile Gazze cepheleri arasında belirli bir ayrım yapılması şeklinde yeni bir gerçeklik oluşturma çabasına işaret ediyor.

Hizbullah 45 militanını kaybetti

Tüm bunlar yaşanırken, 7 Ekim’den 26 Ekim Perşembe sabahına kadar Hizbullah’ın verdiği ölü sayısı 45’e yükseldi. Yine de bu nispeten yüksek rakamın, Hizbullah üzerinde büyük bir siyasi ve halk baskısı oluşturmaya başlamadığı görülüyor. Hizbullah bu rakamı iki yönde olumlu şekilde kullanmaya çalışıyor. Şöyle ki bir yandan kendi edebiyatı ve müttefiklerinin söylemleri üzerinden bunu tamamen Lübnanlı bir çerçeveye yerleştirmeye çalışıyor. Diğer yandan da Direniş Ekseni’ndeki önemli bir taraf olarak savaşa katılım boyutunun bir delili olarak göstermeye çalışıyor. Hizbullah’a yakın olanlar da diyor ki: Bu kadar Hizbullah militanının ölmesinin nedeni, Hizbullah’ın İsrail bombalamasın ve siviller tehlikeye düşmesin diye meskûn köylerden füze fırlatmaktan kaçınarak sınıra yakın bir mesafeden fırlatması ve böylece İsrail’in savaşçıları hedef alma imkânının artmasıdır. Hizbullah ayrıca, medyasında sınır boyu operasyonlarındaki başarısına ve İsrail ordusu saflarında doğrudan neden olduğu kayıplara odaklanıyor ve bu propaganda ile kayıpları üzerinden kahramanlık anlatısı üretmeye çalışıyor.

“Hasan Nasrallah, ilişkilerindeki dalgalanmalara rağmen müttefiki Ulusal Hareket Lideri Cibran Basil’le bizzat iletişime geçti. Ardından Basil, ezeli rakibi Merede Hareketi Lideri Süleyman Franciye’yi ziyaret etti. Tüm bunlar, Direniş Ekseni’ne dahil olmasına karşılık (ya da bununla birlikte) Hizbullah’ın ‘Lübnanlılığını’ takdir eden siyasi bir iklim oluşturmak için”

Ancak kesin olan şu ki özellikle yürürlükteki angajman kuralları her geçen gün tamamen çökme noktasına doğru ilerlerken Hizbullah’ın sürekli dillendirdiği ‘korku dengesi’ düştü ya da düşmek üzere. Halbuki 2019 yılında Nasrallah, İsrail’in öldürdüğü her bir Hizbullah üyesi karşılığında bir İsrail askerinin öldürüleceği yönünde bir denklem kurmuştu. Bu denklem mevcut savaş için geçerli olmasa bile, 2006 yılındaki savaşa kıyasla bu savaşta Hizbullah tarafında bir halk seferberliğinin olmaması dikkate değer. Güneyli çevrelerin, genel halk izlenimi hakkında söylediklerine bakılırsa insanlar sanki bu savaşla ilgilenmiyormuş gibi. Bu, bir bakıma Lübnan’daki ekonomik krizin dayattığı dönüşümlerden kaynaklanıyor. Aynı şekilde Suriye savaşından ve hem Hizbullah’ın hem de Hamas’ın bu savaştaki muhalif rolünden sonra henüz sona ermeyen Sünni-Şii geriliminin gölgesinde Hamas’a ve genel olarak Filistinlilere yönelik sempati, sorunlu biçimlere bürünüyor. Dahası şu anki Gazze savaşı, bu gerilimin derinleştiğini gözler önüne serdi. Bu, Beyrut’tan Tahran’a varana kadar halkın savaştaki gelişmelerle etkileşimi bağlamında da gözlemlenebilir.

Foto: 24 Ekim’de Lübnan’ın güneyinde öldürülen bir Hizbullah unsurunun cenazesi
24 Ekim’de Lübnan’ın güneyinde öldürülen bir Hizbullah unsurunun cenazesi

Bununla birlikte olayların siyasi sonucuna bakınca denebilir ki ABD’nin Gazze Şeridi’ne karadan saldırıyı frenlemesine karşılık İran da Hizbullah’ın İsrail’e karşı kapsamlı bir savaşa girişini frenliyor. Tek farkla: İran bu frenlerin bedelini tahsil etmek istiyor. Bu da Lübnan’ın güneyindeki çatışmaları, Washington ile Tahran arasındaki diplomatik mesajlaşmalar bağlamında bir baskı aracına dönüştürüyor. İran yanlısı grupların Irak ve Suriye’deki Amerikan hedeflerini bombalaması da bir yandan hedefin bakışlarını Gazze cephesinden ve özellikle de Güney Lübnan cephesinden uzaklaştırmak ve diğer yandan İran’ın diplomatik baskısına hizmet etmek içindir.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Irak “savaşın başka bölgelere de yayılmasından” korkuyor

Dün Erbil Havaalanı yakınlarında ABD güçlerini hedef alan bir İHA saldırısının ardından yükselen duman (EPA)
Dün Erbil Havaalanı yakınlarında ABD güçlerini hedef alan bir İHA saldırısının ardından yükselen duman (EPA)
TT

Irak “savaşın başka bölgelere de yayılmasından” korkuyor

Dün Erbil Havaalanı yakınlarında ABD güçlerini hedef alan bir İHA saldırısının ardından yükselen duman (EPA)
Dün Erbil Havaalanı yakınlarında ABD güçlerini hedef alan bir İHA saldırısının ardından yükselen duman (EPA)

Irak, dün ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği saldırıların yansımalarından uzak durmaya çalışarak, savaşın kendi topraklarına yayılma girişimlerine karşı uyarıda bulundu.

Bu uyarı, Bağdat'ın güneyindeki Babil vilayetindeki Curf es-Sahr'daki İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı silahlı grupları hedef alan saldırılar ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) bir ABD üssünün bulunduğu Erbil Havaalanı yakınlarındaki bölgede gerçekleştirilen diğer saldırıların ardından yapıldı.

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, komutanlar ve güvenlik kurumlarının liderleriyle bir toplantı düzenledi. Toplantı, Curf es-Sahr ve Erbil'e yapılan saldırılara atıfla ‘Irak'ın birçok bölgesini etkileyen açık saldırganlığın sonuçları’ konusunda uyarıda bulunan bir açıklamayla sona erdi. İran'a yönelik ‘haksız saldırının’ kınandığı açıklamada, ‘Irak'ın egemenliğini, hava sahasını ve topraklarını ihlal etmek veya bunları İran'a saldırı için geçiş yolu veya fırlatma rampası olarak kullanmak, tıpkı ülkemizin topraklarının veya karasularının Irak'ı çatışmaya sürüklemek için bir gerekçe olarak kullanılması kabul edilemez olduğu gibi’ uyarısında bulunuldu.

Irak’ta İran destekli Şii milis gücü Ketaib Hizbullah, Curf es-Sahr'da iki kişinin öldüğü hava saldırısının ardından ‘ABD üslerine’ saldırı düzenleyeceklerini duyurdu.


Lübnan’ın savaşa dahil olmayı önlemek için yoğun temasları

Beyrut'un güney banliyölerinde İran ile dayanışma mitingine katılan Hizbullah destekçileri, 26 Ocak 2026 (AFP)
Beyrut'un güney banliyölerinde İran ile dayanışma mitingine katılan Hizbullah destekçileri, 26 Ocak 2026 (AFP)
TT

Lübnan’ın savaşa dahil olmayı önlemek için yoğun temasları

Beyrut'un güney banliyölerinde İran ile dayanışma mitingine katılan Hizbullah destekçileri, 26 Ocak 2026 (AFP)
Beyrut'un güney banliyölerinde İran ile dayanışma mitingine katılan Hizbullah destekçileri, 26 Ocak 2026 (AFP)

Lübnan dün, İsrail ve ABD’nin İran ile savaşa girmesini önlemek için iç ve dış temaslarını yoğunlaştırdı. Bu temaslar, Hizbullah'ın savaşa dahil olmamasını sağlamak ve Lübnan'ı tarafsızlaştırmak için etkili ülkeler ve yerel partileri de kapsıyordu.

Temaslar, halkın savaş korkusuyla benzin istasyonlarına ve süpermarketlere akın etmesi ve Beyrut Havaalanı’ndan uçuşların iptal edilmesi üzerine gerçekleşti.

ABD yönetimi, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Mişel İsa aracılığıyla Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’a bir mesaj gönderdi. Mesajda, Lübnan tarafının düşmanca bir eylemde bulunmaması koşuluyla İsrail'in Lübnan ile gerilimi tırmandırma niyetinde olmadığı teyit edildi.

Hizbullah ise İran'a yönelik saldırıları kınadı ve savaşa askeri müdahale yapmayacağını açıklayarak İran ile dayanışma içinde olduğunu belirtti.


İsrail, Washington ve Paris’e Lübnan ordusunu desteklemeye itirazı olmadığını bildirdi

İki İsrail askeri bir insansız hava aracı fırlatıyor. (Arşiv – İsrail ordusu)
İki İsrail askeri bir insansız hava aracı fırlatıyor. (Arşiv – İsrail ordusu)
TT

İsrail, Washington ve Paris’e Lübnan ordusunu desteklemeye itirazı olmadığını bildirdi

İki İsrail askeri bir insansız hava aracı fırlatıyor. (Arşiv – İsrail ordusu)
İki İsrail askeri bir insansız hava aracı fırlatıyor. (Arşiv – İsrail ordusu)

İsrail ordusunun, Kasım 2024’te imzalanan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürdüğü bir dönemde, ateşkesin uygulanmasını denetlemekle görevli Mekanizma Komitesi’nin rolü tartışma konusu oldu. Söz konusu gelişmeler, Paris’in 5 Mart’ta Lübnan ordusuna destek amacıyla bir konferansa ev sahipliği yapmaya hazırlandığı süreçte yaşanıyor.

Tel Aviv’deki askeri kaynaklara göre, Lübnan ordusunun ülkenin güneyindeki faaliyetlerine ilişkin genel olarak olumlu bir değerlendirme bulunuyor. Ancak aynı kaynaklar, ordunun Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararını tek başına uygulayamayacağı görüşünü de dile getiriyor. Bu çerçevede, ordunun hem kapasite eksikliği yaşadığı hem de siyasi çekişmelerin ortasında hareket etmek zorunda kaldığı, ayrıca bünyesinde Hizbullah’a sempati duyan unsurlar bulunduğu ve bu nedenle örgüte karşı yeterince kararlı davranmadığı iddia ediliyor.

Buna karşın İsrail hükümetinin, Lübnan ordusunun mali, lojistik ve askerî açıdan güçlendirilmesine yönelik Amerikan ve Avrupa girişimlerini desteklediği belirtiliyor. Konuya vakıf bir siyasi yetkili, Binyamin Netanyahu hükümetinin Washington ve Paris’e, Fransa’nın başkentinde yakında düzenlenecek olan Lübnan ordusuna destek konferansını desteklediğini bildirdiğini aktardı.

Mekanizma Komitesi ve güvenlik gelişmeleri

Bu gelişmeler, ABD’nin öncülük ettiği ve Fransa ile Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) de yer aldığı Mekanizma Komitesi’nin son toplantısından iki gün sonra yaşandı. Komite, tarafların ateşkese ve buna eşlik eden düzenlemelere bağlı kalmasını sağlamakla görevli bulunuyor.

Aralık 2025’te Lübnan, komitede askeri temsilcilerin yanı sıra sivil Lübnanlı üyelerin de yer almasını kabul ederek İsrail ile müzakerelere katılımın önünü açtı. Başbakan Nevvaf Selam da komitenin, Hizbullah’ın Güney Lübnan’daki silahsızlandırma sürecini denetlemesine açık olduklarını ifade etti. 3 Aralık 2025’te Lübnan ile İsrail arasında doğrudan bir toplantı gerçekleştirildi. Görüşmeye, Lübnan’ın Washington eski Büyükelçisi Simon Karam, İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Dış Politika Direktörü Yuri Resnik ve ABD’li temsilci Morgan Ortagus katıldı.

Tel Aviv’deki kaynaklara göre, toplantıda ele alınan en önemli başlıklardan biri sınır bölgesinde ekonomik iş birliği oldu. Ancak bu hedeflerin, İsrail’in günlük bombardımanlarıyla nasıl bağdaştırılacağı sorusu gündemdeki yerini koruyor. Hizbullah’ın ise bir yıl üç aydır İsrail saldırılarına yanıt vermekten özellikle kaçındığı, böylece savaşın yeniden başlamasına gerekçe sunmamayı amaçladığı belirtiliyor. Buna karşılık İsrail tarafı, örgütün olası bir İran savaşı durumunda kullanmak üzere askeri kapasitesini güçlendirmeye çalıştığını öne sürerek saldırılarını sürdürmekte kararlı görünüyor.

 İsrail Hava Kuvvetleri, Mavi Bayrak tatbikatları sırasında (Arşiv – İsrail ordusu)İsrail Hava Kuvvetleri, Mavi Bayrak tatbikatları sırasında (Arşiv – İsrail ordusu)

Saldırıların sürmesiyle birlikte, operasyonların sahadaki Hizbullah mensuplarını ve saha komutanlarını fiilen hedef aldığı görülüyor. Nitekim örgüt, hayatını kaybeden isimler için taziye ilanları ve cenaze törenlerine katılım çağrıları yayımlayarak İsrail’in iddialarını dolaylı biçimde doğruluyor. Öte yandan, ABD’nin de bu saldırılara onay verdiği değerlendiriliyor. Washington’dan ne kamuoyu önünde ne de diplomatik kanallarda ciddi bir itiraz gelmiş değil.

Hizbullah’ın atılımları

Anlaşmaya göre, ateşkes ihlali teşkil eden her durumun izleme komitesi tarafından ele alınması gerekiyor. İsrail ise söz konusu saldırıların ihlal olmadığını, Lübnan ordusunun yapması gereken müdahaleleri yerine getirmemesi üzerine bu adımları kendisinin attığını savunuyor. Buna karşılık Lübnan, her bombardımanı anlaşmanın ihlali olarak değerlendirerek şikâyette bulunuyor. Ateşkesin ilk döneminde ABD’nin, yapılan şikâyetleri görüşmek üzere komiteyi toplantıya çağırdığı belirtiliyor. Ancak bugün komitenin daha seyrek toplandığı ve başvuruların yalnızca bir kısmının gündeme alındığı ifade ediliyor. Washington’un İsrail ile görüş ayrılığı yaşadığı durumlarda dahi, bunun çoğu zaman kınama ya da yaptırım içermeyen kısa notlarla geçiştirildiği kaydediliyor.

İsrail basınına yansıyan bilgilere göre ise ülkenin güvenlik birimleri, Hizbullah’a yönelik istihbarat sızmalarını sürdürerek örgüt mensuplarına ulaşmayı ve suikastlar düzenlemeyi başarıyor. Bu stratejiyle Hizbullah üzerindeki baskının artırılması, örgütün ateşkese bağlı kalmaya devam etmesi ve askeri kapasitesini yeniden inşa edememesi hedefleniyor. Beyrut’ta Güney Lübnan’ın Hizbullah’a ait mevzilerden, üslerden ve silahlardan arındırılması tartışılırken, İsrail tarafı örgütün askeri faaliyetlerinin Bekaa Vadisi’nde, Litani Nehri’nin kuzeyinde ve Suriye sınırı boyunca da tasfiye edilmesi gerektiğini savunuyor.