Nyala'nın Hızlı Destek Kuvvetleri’nin eline geçmesi ne anlama geliyor?

Uzmanlar: Nyala’nın düşüşü Darfur eyaletlerinin kontrolünün önünü açıyor.

Askeri operasyon sırasındaki Hızlı Destek Kuvvetleri savaşçıları (AP)
Askeri operasyon sırasındaki Hızlı Destek Kuvvetleri savaşçıları (AP)
TT

Nyala'nın Hızlı Destek Kuvvetleri’nin eline geçmesi ne anlama geliyor?

Askeri operasyon sırasındaki Hızlı Destek Kuvvetleri savaşçıları (AP)
Askeri operasyon sırasındaki Hızlı Destek Kuvvetleri savaşçıları (AP)

Aylar süren şiddetli çatışmaların ardından Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK), Sudan ordusunun batı komuta merkezi olan 16’ncı Tümeni ele geçirdiğini ve Güney Darfur eyaletinin başkenti Nyala kentinde kontrolünü sağladığını duyurdu. Askeri uzman ve analistlere göre ‘Arap zamkının ve çiftlik hayvanlarının başkenti’ olarak bilinen Nyala kentinde kontrolün sağlanması, Darfur eyaletlerinin kontrolüne kapı aralıyor. Sudan’da ‘yağlı tohum borsasını’ içeren, kuşatma altındaki Kuzey Kordofan eyaletinin başkenti el-Ubeyd şehri de buna dahil.

Bu adım, Suudi Arabistan ile ABD'nin önderlik ettiği ve yakın zamanda Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Afrika Birliği'nin (AfB) de katıldığı arabuluculuğa yanıt olarak, savaşan iki tarafın Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde müzakerelere dönmesinden birkaç saat sonra geldi.

Sudan ordusu, 16’ncı Tümen’in düşüşünü yalanlamadı veya doğrulamadı. Ordu sözcüsünün veya liderlerinden herhangi birinin sosyal medya hesaplarında, orada olup bitenlere dair herhangi bir atıf yoktu. Ancak orduyu destekleyen bazı aktivistler başlangıçta söz konusu üssün düştüğünü inkâr etse de çoğu daha sonra geri adım atarak ordunun ‘geri çekildiğini’ ve saflarını bu son derece önemli askeri bölgeyi geri almak için yeniden düzenlediğini söyledi.

Tanıklar şehrin düşüşünü doğruladı

Tanıklar ve aktivistler şehrin tamamen HDK’nin kontrolü altına girdiğini doğruladı. Yazar Abdulmecid Abdulhamid, Facebook sayfasında yayınladığı bir makalede şunları söyledi: “Şiddetli çatışmalar ve efsanevi kararlılığın ardından 16’ncı Tümen’in kahramanları mevzilerini terk ettiler... Savaşta bir cepheyi kaybetmek garipsenecek bir durum değil.” Abdulhamid saatler önce yine bir makalesinde ordunun saldırıyı engellediğini doğrulamıştı. Sudan’ın Hartum’dan sonra en büyük ikinci askeri gücü olan Batı Komutanlığı, Nyala içindeki sekiz ve dışındaki 13 askeri karargâhtan oluşan 16’ncı Tümen’in komutası altında yer alıyor. Bu karargâhların başlıcaları şunlar; Batı Askeri Bölge Komutanlığı, Ulaştırma ve Onarım Birlikleri, Sinyal Birlikleri, Stratejik Depo, Sudan-Çad Müşterek Kuvvetleri Komutanlığı ve Zırhlılar, Topçular ve Mühendisler Birliği Komutanlığı.  Ülkenin batısındaki askeri operasyonların, Nyala'nın düşmesinin ve Hartum ile diğer bazı bölgelerdeki çatışmaların ordu ile HDK arasındaki müzakerelerin ilerleyişini etkilemesinden yaygın olarak korkuluyor. Bazıları bunu her iki tarafın müzakere pozisyonunu güçlendirmeye yönelik ‘girişimler’ olarak görüyor. Sosyal medyada Nyala'nın HDK’in elinde olduğuna dair bilgiler dolaşıyor. Bu da Darfur'daki ordu üslerinin düşmesine kapı aralıyor. Aynı zamanda birkaç aydır HDK kuşatması altında bulunan Kuzey Kordofan eyaletinin başkenti el-Ubeyd şehrine giden yolu da açıyor.

Nyala bölgenin güneyinde, doğu, batı ve güneyden gelen kara yollarının kesişim noktasında yer alıyor ve demiryolu hattı onu ülkenin geri kalanına bağlıyor. Nüfusu yaklaşık 3,4 milyon olan Nyala, nüfus yoğunluğu açısından Hartum'dan sonra ikinci sırada yer alıyor.

Nyala'nın ekonomik ve askeri önemi

Şehir, büyük ölçüde ithalat ve ihracata bağlı olan coğrafi konumu, Nyala Uluslararası Havaalanı’nın varlığı ve onu ülkenin geri kalanına bağlayan demiryolu hattı nedeniyle Hartum'dan sonra önemli bir ekonomik merkez olarak ikinci sırada yer alıyor. Orta Afrika ile Güney Sudan’a komşu ve Çad’a yakın olması nedeniyle sınır ticaretinin merkezi haline gelen Nyala, en büyük canlı hayvan pazarlarına sahip olmasının yanı sıra yer fıstığı, darı, meyve ve sebze gibi tarımsal ürünlerin borsasını da içeriyor.

Nyala, Arap zamkı ve hayvancılık ihracatının en büyük merkezlerinden biridir. Şehir sakinleri tarım, hayvancılık ve ticaretle uğraşır. Emekli mühendis Yarbay et-Tayyib el-Malkabi, Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda, “Nyala şehri askeri önemini nüfus, ekonomik kaynaklar ve orada bulunan büyük askeri güç açısından Sudan'ın ikinci şehri olmasından alıyor. Aynı zamanda Sudan’ın birçok komşu ülkeye açık bir omurgasını teşkil ediyor” ifadelerini kullandı.

Nyala için sırada ne var?

Sudan ordusunun 16’ncı Tümeni’nin düşmesinin Darfur'daki en önemli şehirlerin düşmesi anlamına geldiğini ifade eden el-Malkabi, “Sadece 16'ncı Tümen'in düşüşünden bahsetmek doğru değil. Çünkü söz konusu tümenin düşüşü, askeri gücün ötesine geçiyor. Çünkü Nyala'nın düşüşünden bahsettiğimizde, Darfur bölgesindeki en önemli şehirlerin düşüşünden bahsediyoruz” ifadelerini kullandı. El-Malkabi, Nyala'nın düşmesinin, Darfur’daki en önemli şehirlerin düşmesi ve HDK için açık bir tedarik arteri olup, alanı ve pist uzunluğu sayesinde her türlü uçağı alabilen Nyala Uluslararası Havalimanı’nın ele geçirilmesi anlamına geldiğini söyledi. Nyala şehrinin düşmesinin, askeri üslerin ve birimlerin düşmesi anlamına geldiğini ifade eden el-Malkabi, bunun HDK’ye çok sayıda asker toplama ve onları tam bir güvenlik içinde eğitme yeteneği sağladığına dikkat çekti.

El-Malkabi ayrıca, Nyala şehrinin konumunun HDK’nin kendi sosyal kuluçka merkezinde çalışmasına olanak tanıdığına ve onları kendi komutası ve liderliği altına yerleştirdiğine, bunun da sosyal kuluçka merkezindeki gençlerin güçlerine katılmasını kolaylaştırdığına inanıyor. “Tüm bunlar, HDK'nin eline geçen şeyin yalnızca 16’ncı Tümen değil, Nyala şehri olduğunu açıkça ortaya koyuyor” diyen el-Malkabi, HDK’nin Nyala şehrini ele geçirerek askeri, ekonomik ve siyasi avantajlar elde ettiği yeni bir aşamaya girdiğini, bunun da konumunu güçlendirmekten başka bir şeye sebep olmadığını ileri sürüyor.

Nyala'nın düşüşü bir koz

Nyala şehrinin sakinlerinden gazeteci İzzeddin Dahab da Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Nyala, nüfus ve ekonomik faaliyet açısından Hartum'dan sonra ülkenin en büyük ikinci şehridir. Coğrafi konumuyla, çevresindeki önemli sınır geçişleri sayesinde çok sayıda Afrika ülkesinin mal ihtiyacını karşılayan en önemli ticaret noktalarından biridir. Libya ve Çad'dan gelen ticari konvoyların yanı sıra Sudan'ı Orta Afrika’ya bağlayan Um Dafuk Kapısı ve ülkeyi Güney Sudan'a bağlayan Temsaha Kapısı da bunlardan en önemlileri.” Dahab, Nyala'nın HDK’nin eline geçmesinin HDK ile ordu arasındaki savaş denkleminde önemli bir koz olduğunu, zira buranın HDK’nin sosyal kuluçka merkezinin ortasında yer aldığını ifade etti. Dahab sözlerini şöyle sürdürdü: “Dolayısıyla HDK'nin buradaki kontrolünün savaşın gidişatına büyük askeri ve siyasi etkisi olacak. Onların karşılaştığı en büyük zorluk, tartışmalı şehri yönetme, güvenlik, hizmet sağlama ve hayatı normale döndürme becerisidir.”



Burhan, vize başvurusunun reddedilmesinin ardından Washington’a meydan okudu

Burhan, “Hartum Stadyumu”nda düzenlenen gençlik buluşmasına katılanları selamlıyor (Egemenlik Konseyi Medya Ofisi)
Burhan, “Hartum Stadyumu”nda düzenlenen gençlik buluşmasına katılanları selamlıyor (Egemenlik Konseyi Medya Ofisi)
TT

Burhan, vize başvurusunun reddedilmesinin ardından Washington’a meydan okudu

Burhan, “Hartum Stadyumu”nda düzenlenen gençlik buluşmasına katılanları selamlıyor (Egemenlik Konseyi Medya Ofisi)
Burhan, “Hartum Stadyumu”nda düzenlenen gençlik buluşmasına katılanları selamlıyor (Egemenlik Konseyi Medya Ofisi)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve ordu komutanı Abdulfettah el-Burhan, Washington’a meydan okuyan açıklamalarda bulunarak, “şantaj” olarak nitelendirdiği girişimi reddetti. Burhan, herhangi bir seyahat vizesi almak istemediğini ve Sudan’dan ayrılmayacağını söyledi. Açıklamaları, ABD’nin geçtiğimiz hafta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere ülkeye giriş vizesi vermeme kararına gönderme olarak değerlendirildi.

Burhan, 24 Eylül’de New York’ta düzenlenen BM Genel Kurulu’nun 81. oturumunda ülkesinin heyetine başkanlık ederek konuşma yapmayı planlıyordu. Ancak Washington kendisine giriş vizesi vermedi.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre ABD’nin vize vermesi, Burhan’ın Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında Nisan 2023’ten bu yana devam eden iç savaşta 90 günlük insani ateşkesi kabul etmesine bağlıydı. Söz konusu ateşkes önerisi, ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos tarafından sunuldu. Ancak Burhan öneriyi reddederek, savaşı sürdürme kararlılığını belirtti.


İsrail, “7 Ekim” öncesinde doğrudan ve net uyarılar aldı mı?

Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında bulunan ayırma duvarındaki bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor (AP)
Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında bulunan ayırma duvarındaki bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor (AP)
TT

İsrail, “7 Ekim” öncesinde doğrudan ve net uyarılar aldı mı?

Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında bulunan ayırma duvarındaki bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor (AP)
Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında bulunan ayırma duvarındaki bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve seçim kampanyası ekibi, 7 Ekim 2023 saldırısı öncesinde yapılan “uyarı hikâyesini” gölgede bırakmak için yoğun çaba harcıyor. Netanyahu, muhalifleri tarafından söz konusu uyarıları görmezden gelmekle suçlanıyor.

Buna karşın, İbranice ve ABD medyasında Netanyahu'nun saldırı öncesinde uyarıldığına ilişkin bilgiler peş peşe gündeme geliyor. Konu artık Netanyahu'nun üzerinde adeta bir suçlama olarak dolaşırken, başbakanın çevresinde büyük bir öfkeye yol açıyor. Netanyahu'ya yakın çevrelerde, “Arap ve Batı dünyasında hükümetini devirmek isteyen çok sayıda güç bulunduğu” yönündeki kaygı da giderek artıyor.

Söz konusu iddialar, yaklaşık bin 200 İsraillinin hayatını kaybettiği Hamas saldırısıyla ilgili.

Filistinliler, 7 Ekim 2023'te Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında, İsrail ile Gazze'yi ayıran duvarın yanında ele geçirdikleri bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor. (AP)
Filistinliler, 7 Ekim 2023'te Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında, İsrail ile Gazze'yi ayıran duvarın yanında ele geçirdikleri bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor. (AP)

Son dönemde İsrailli gazetecilerin kaleme aldığı bir kitapta da benzer bilgiler yeniden gündeme geldi. Buna göre, saldırıdan birkaç hafta önce İsrail ile Hamas arasında imzalanmaya hazır bir anlaşma bulunuyordu. Anlaşma, esir takası ve uzun süreli bir güvenlik ateşkesini öngörüyordu. Ancak Netanyahu anlaşmadan geri adım attı ve onay sürecini geciktirmeye başladı.

İddiaya göre bu tutum, Hamas'ın önde gelen isimlerinden ve 7 Ekim saldırısının başlıca planlayıcısı olarak gösterilen Yahya Sinvar'ı öfkelendirdi. Sinvar bunun üzerine saldırı kararı aldı, ancak öncesinde İsrail hükümetine “deprem etkisi yaratacak bir karşılık” verileceği yönünde uyarıda bulundu.

Mısır, uyarı iddialarına ilişkin sessizliğini koruyor

Son iki hafta içinde İsrail, ABD ve Avrupa medyasında, Hamas'tan geldiği öne sürülen uyarının farklı kanallar üzerinden Tel Aviv'e ve bizzat Netanyahu'ya birkaç kez ulaştırıldığına ilişkin kapsamlı haberler yayımlandı.

Bu konudaki son iddialardan biri ABD merkezli The Atlantic dergisinden geldi. Dergi, 7 Ekim saldırısı sırasında Mısır İstihbarat Teşkilatı'nın başında bulunan General Abbas Kâmil’in bizzat Tel Aviv'e gittiğini öne sürdü. İddiaya göre Kâmil, yalnızca 40 dakika süren ziyaretinde havaalanında üst düzey bir yetkiliyle uçağında görüştü ve ardından ülkesine döndü.

Netanyahu'nun ofisi kısa süre içinde derginin haberini yalanladı. Ofis, haberi seçim döneminde kamuoyunu “manipüle etmeyi” amaçlayan karşı propaganda faaliyetlerinin bir devamı olarak nitelendirdi.

Yedioth Ahronoth gazetesinin Arap dünyası muhabiri Sima Kadmon da bu uyarılar hakkında kendisinin de Mısır kaynaklı bilgiler aldığını yazdı. Kadmon, dün yayımlanan yazısında, “Kahire'den gelen mesaj güçlü ve etkiliydi, ancak Sinvar buradaki yetkililerin gözünü kör etti. Başka uyarılar da vardı” ifadelerini kullandı.

Kadmon ayrıca Mısır eski istihbarat başkanının İsrail'e yaptığı gizli ziyaretin 7 Ekim'den 11 gün önce gerçekleştiğini belirtti.

İsrailli gazeteci, 26 Eylül'de Mısır'dan Gazze'de “korkunç bir şey” planlandığına ilişkin ilk uyarının geldiğini öne sürdü. Kadmon, 7 Ekim'den üç gün sonra kendisini “üst düzey Mısırlı kaynak” olarak tanımlayan bir kişinin kendisini aradığını ve şu ifadeleri kullandığını aktardı:

“Netanyahu'ya Gazze tarafından korkunç bir şeyin olmak üzere olduğu konusunda uyarı ilettik. İsrail politikasını değiştirmezse Gazze'nin İsrail'in yüzünde patlaması bekleniyor.”

Mısır ise söz konusu uyarı iddiaları hakkında yorum yapmadı. Şarku'l Avsat, Mısır Bakanlar Kurulu, Dışişleri Bakanlığı, Devlet Enformasyon Servisi ve Enformasyon Bakanlığı dahil olmak üzere ilgili kurumlarla temasa geçerek açıklama istedi ancak cevap alamadı. Dün akşama kadar Mısır tarafından konuya ilişkin herhangi bir resmî açıklama da yapılmadı.

Mısırlı diplomat ve parlamenterler ise The Atlantic haberinin doğruluğuna şüpheyle yaklaştı. Haberin “Kahire'nin Filistin meselesine ilişkin tutumunu sorgulatmayı ve tartışma yaratmayı amaçladığını” savunan yetkililer, haberin İsrail'deki mevcut seçim kampanyaları sırasında gündeme gelmesine dikkat çekti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Büyükelçi Rıza Ahmed, söz konusu haberlerin doğru olmadığına inandığını belirterek, “Bilgilerin doğru olduğunu varsayarsak, Hamas'ın saldırısı neden o sırada durdurulmadı?” diye sordu.

Ahmed, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu haberlerin “İsrail'deki mevcut iç seçim kampanyalarının bir devamı” olduğunu söyledi. Ahmed'e göre muhalefet ittifakı, başbakanı 7 Ekim'de yaşananlardan haberdar olmakla suçluyor.

Ahmed, haberlerin bu dönemde gündeme getirilmesinin bir başka amacının da Kahire'nin tutumuna ilişkin şüphe yaratmak ve Mısır'ın Hamas'la ilişkilerini hedef almak olduğunu belirtti. Mısırlı yetkili, özellikle Mısır'ın Filistin meselesindeki tutumunun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarında açık biçimde ortaya konulduğunu vurguladı.

Netanyahu

The Atlantic haberinde, Mısır eski istihbarat başkanının ziyareti sırasında hangi İsrailli yetkililerle görüştüğü belirtilmedi. Dergi, ziyaretin yaklaşık bir saat sürdüğünü öne sürerken, eski bir İsrailli hükümet yetkilisinin, “Netanyahu'nun Kâmil’in ziyaretinden veya İsrail istihbarat yetkilileriyle yaptığı görüşmelerden haberdar olmaması akla yatkın değil” değerlendirmesine yer verdi.

Mısır Temsilciler Meclisi üyesi Eymen Mahsab ise bu tür haberlerin “Mısır'ın imajını zedelemeye yönelik sistematik bir planın parçası” olduğunu savundu. Mahsab Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Kahire'nin bu tür haberlerin ortaya atılmasının ardındaki amaçların farkında olduğunu belirtti.

Mısırlı milletvekili, resmi olarak cavap verilmemesinin bu uygulamalara karşı uyarıda bulunulmadığı anlamına gelmediğini ve bunların genç nesiller üzerindeki etkisine dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Mahsab, Mısır'ın Gazze ve genel olarak Filistin meselesindeki tutumunun “açık ve değişmez” olduğunu belirterek, Kahire'nin savaşın ve Gazze Şeridi'ndeki İsrail saldırılarının ilk günden itibaren sona erdirilmesi çağrısında bulunduğunu ifade etti.

Ortam benzin kokusuyla doluydu

Aynı konuya ilişkin bir başka yayın ise gazeteciler Şlomi Eldar ve Rut Yuval'ın 8 Eylül'de Haaretz gazetesinde yayımlanan araştırmasında ve kısa süre önce yayımlanan Kaçırılanlar – 843 Günlük İsraf başlıklı kitaplarında yer aldı.

İki gazeteci, Sinvar'ın saldırı öncesinde İsrail'e bir uyarı göndermeye çalıştığını öne sürdü.

Eldar ve Yuval, araştırmalarında şu değerlendirmeye yer verdi:

“Eylül 2023'ün son günleriydi. Batı Şeria'da (terör) operasyonları yoğunlaşıyor, Gazze sakinlerinden oluşan kalabalıklar sınır duvarının önünde düzenli olarak gösteriler yapıyor, İsrail ise yargı reformu yasaları nedeniyle yaşanan iç çatışmalarla sarsılıyordu. Ortam benzin buharıyla doluydu ve gelişmeleri yakından takip eden herkes, ateşin her köşede pusuya yatmış olduğunun tamamen farkındaydı.”

Eldar ve Yuval, Sinvar'ın İsrail'e gönderdiği mesajların, eski Filistin hükümetinde bakanlık yapmış ve Fetih hareketinin önde gelen isimlerinden Muhammed Dahlan'a yakın olan Dr. Süfyan Ebu Zeyde aracılığıyla iletildiğini açıkladı.

Yahya Sinvar, Ekim 2022'de Gazze'de İsrail karşıtı bir gösteride. (Reuters)
Yahya Sinvar, Ekim 2022'de Gazze'de İsrail karşıtı bir gösteride. (Reuters)

İki gazeteciye göre Dahlan, endişelerini üst düzey Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerine aktardı. Bu yetkililer de Netanyahu ile temasa geçerek savaşın yalnızca kan dökülmesine yol açmakla kalmayacağı, bütün bölgeyi sarsacağı ve İbrahim Anlaşmaları'na zarar vereceği yönündeki kaygılarını dile getirdi.

Gazeteciler, görüşmelerin içeriği konusunda aralarında dönemin ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Başkanı William Burns'ün de bulunduğu üç üst düzey yabancı kaynağın bilgilendirildiğini belirtti.

Eldar ve Yuval, söz konusu bilgileri İsrail ve yurtdışında bulunan onlarca kaynakla, bunların arasında üst düzey yetkililerle yapılan kapsamlı bir araştırmaya; ayrıca kayıtlar, belgeler ve kurum içi yazışmalara dayandırdıklarını belirtti.

Dahlan'ın değerlendirmesine göre görüşmenin ve uyarının amacı, Netanyahu'nun mesajı ciddiye almasını ve harekete geçmesini sağlamaktı. Dahlan, “Hiç kimse başbakanın bu sözleri duyduktan sonra güvenlik teşkilatının başkanlarını; Şin Bet ve Mossad başkanları ile genelkurmay başkanını bilgilendirmeyeceğini düşünmedi. Ancak bunların hiçbiri Abu Dabi'den gelen uyarıdan haberdar değildi” ifadelerini kullandı.

Sinvar ortadan kayboldu: Bir deprem bekleyin

Gazeteciler, Eylül 2023'ün başında Sinvar'ın müzakereleri yürüten ekiple tüm iletişimini aniden kestiğini belirtti.

Bir Şin Bet yetkilisi, “Radarımızdan tamamen kayboldu, buharlaştı” dedi.

Hamas'tan bir kaynak ise Sinvar'ın İsraillilerin müzakerelerdeki yavaş ilerleyişinden sabrının tükendiğini belirtti. Bunun üzerine, Netanyahu'nun onayıyla kurulan ve Şin Bet ajanı İdi Rotem ile Hamas yetkilisi Gazi Hamad arasında doğrudan iletişimi sağlayan kanal kesildi.

Dikkat çekici biçimde, İsrail basınında yer alan haberlerde, bu iletişim kanalının 7 Ekim'den bir yıl sonra, rehineler konusunda çıkmaza giren anlaşmanın kurtarılmasına yönelik ihtiyacın arttığı Eylül 2024'te yeniden tam kapasiteyle devreye sokulduğu ifade edildi.

Hamas'ın askeri medya biriminin yayımladığı bir videodan, 7 Ekim 2023 saldırısı sırasında Kassam Tugayları mensubu bir savaşçı, (Reuters)
Hamas'ın askeri medya biriminin yayımladığı bir videodan, 7 Ekim 2023 saldırısı sırasında Kassam Tugayları mensubu bir savaşçı, (Reuters)

7 Ekim öncesine dönüldüğünde, özellikle 23 Eylül'de Sinvar'ın Ebu Zeyde ile özel bir görüşme gerçekleştirdiği belirtiliyor. Sinvar'ın burada kesin bir dille, “İsraillilere, müzakerelerde (ateşkes konusunda) ilerleme sağlanmazsa onlara büyük bir sürpriz hazırlayacağımı söyle” dediği öne sürülüyor.

İddiaya göre Sinvar'ın kullandığı “büyük sürpriz” ifadesi, İsrail tarafı için alarm niteliğinde olmalıydı. Ardından mesajını daha da açık hale getirerek, “Onlara bir deprem beklemelerini söyle” dedi.


Cibuti, "komşu coğrafyadaki çalkantıların" baskısı altında

Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda konuşma yaparken (Cibuti Haber Ajansı- ADI)
Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda konuşma yaparken (Cibuti Haber Ajansı- ADI)
TT

Cibuti, "komşu coğrafyadaki çalkantıların" baskısı altında

Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda konuşma yaparken (Cibuti Haber Ajansı- ADI)
Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda konuşma yaparken (Cibuti Haber Ajansı- ADI)

Cibuti, komşu ülkelerde yaşanan krizlerin artması, özellikle de Etiyopya ve Yemen'deki çatışmalar nedeniyle binlerce kişinin ülkeye sığınmasıyla artan bir baskıyla karşı karşıya.

Doğu Afrika'da, Bab el-Mendeb Boğazı'nın batı kıyısında yer alan Cibuti; kuzeyde Eritre, batı ve güneyde Etiyopya, güneydoğuda Somali ile sınır komşusu. Ülke doğuda Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne açılırken, Kızıldeniz'in karşı kıyısında yer alan Yemen'in sahilleri Cibuti'ye yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta bulunuyor.

Bölgedeki çalkantılı ortamın ortasında, Afrika meseleleri uzmanı bir analist, Cibuti'nin uluslararası toplumun çağrılarına karşılık vermemesi halinde, maliyet ve istikrar açısından giderek artan baskılarla karşı karşıya kalacağını belirtiyor. Uzman ayrıca Cibuti'nin komşu ülkelerle dengeli ilişkileri sayesinde arabuluculuk rolü üstlenebileceğini öngörüyor.

Uluslararası destek çağrısı

Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Yemen'deki şiddet nedeniyle binlerce kişinin ülkesine sığındığını açıkladı. Bu durumun Obuk bölgesindeki ev sahibi topluluklar ile "Mərkəzi" olarak bilinen mülteci kampının kapasitesi üzerinde ciddi baskı oluşturduğu belirtildi. Birleşmiş Milletler tahminlerine göre ülkeye gelenlerin sayısı 10 bin kişiye ulaştı.

Ömer, cumartesi akşamı New York'ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, Cibuti'nin artan barınma, gıda ve temel hizmet ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayacağını söyledi. Bakan, hükümetin bu göç dalgasına uygun şekilde karşılık verebilmesi için uluslararası toplumdan desteğini artırmasını istedi.

Yemen'den kaçış, haftalardır artan silahlı çatışmalarla mücadele eden Cibuti açısından tek önemli sorun değil. Komşu Etiyopya'da da çatışmalar yeniden tartıyor. Tigray güçlerinin bölgedeki üç havalimanını ele geçirmesi ve müttefikleriyle birlikte Afar ve Amhara bölgelerinde saldırılar düzenlemesi, hükümet güçleriyle 2020-2022 yılları arasında yaşanan yıkıcı savaşın ardından en ciddi gerilim olarak değerlendiriliyor.

 Yemenli bir kadın, Husilerin köyünü ele geçirmesinin ardından yerinden edilmiş kişiler için kurulan bir kampta çamaşırları asıyor. (AFP)
Yemenli bir kadın, Husilerin köyünü ele geçirmesinin ardından yerinden edilmiş kişiler için kurulan bir kampta çamaşırları asıyor. (AFP)

Afrika meseleleri uzmanı Çadlı siyasi analist Salih İshak İsa, Cibuti'nin önümüzdeki dönemde de komşu ülkelerdeki istikrarsızlıkların baskısı altında kalacağını değerlendiriyor. İsa'ya göre özellikle Yemen'deki savaşın devam etmesi ve Etiyopya'daki gerilimlerin artması, Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb'e doğrudan bağlantısı bulunan Cibuti üzerindeki baskıyı artıracak.

İnsani ve güvenlik yükü

Cibuti, mülteci ve sığınmacı akınıyla giderek büyüyen bir insani ve güvenlik yüküyle karşı karşıya. Ülkenin ekonomik kapasitesi ve altyapısı ise çevresindeki risklerin boyutuyla kıyaslandığında sınırlı kalıyor.

İsa Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Cibuti'nin stratejik konumunun, bölgedeki insani, ekonomik ve güvenlik sorunlarının sonuçlarıyla mücadele etmek için ihtiyaç duyduğu desteği otomatik olarak alacağı anlamına gelmediğini belirtiyor.

İsa, söz konusu baskıların uzun süre devam etmesinin istikrarın maliyetini artırabileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle sığınmacı sayısının artması, Etiyopya'daki çatışmaların genişlemesi, hizmet ve barınma maliyetlerinin yükselmesi ve Kızıldeniz'deki ticaret ile deniz taşımacılığında yaşanan aksaklıkların etkisinin büyümesi halinde, Cibuti üzerindeki yükün daha da ağırlaşabileceğini ifade ediyor.

İsa'ya göre uluslararası ve bölgesel destek, karşı karşıya olunan sorunların boyutuyla orantılı bir seviyeye çıkarılırsa Cibuti, istikrarını koruma ve Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu'nun güvenliğinde üstlendiği merkezi rolü sürdürme konusunda daha güçlü bir konuma gelebilir.

Arabuluculuk ihtimali

Cibuti Dışişleri Bakanlığı, çevresindeki krizlerin ortasında, resmi haber ajansı tarafından pazar günü aktarılan açıklamasında Etiyopya'da gerilimin düşürülmesi ve anlaşmazlıkların diyalog yoluyla çözülmesi çağrısında bulundu.

İsa, Cibuti'nin bölgedeki bazı krizlerde arabulucu veya kolaylaştırıcı rol üstlenerek diplomatik varlığını güçlendirebileceğini düşünüyor. Buna gerekçe olarak da ülkenin farklı taraflarla iletişim kurma konusunda deneyimli olmasını ve çeşitli bölgesel ve uluslararası aktörlerle görece dengeli ilişkiler yürütmesini gösteriyor.

İsa'ya göre Yemen dosyası böyle bir girişim için elverişli görünürken, Etiyopya meselesi daha hassas bir nitelik taşıyor. Bu nedenle Cibuti'nin, iç sorunlarını azaltacak şekilde istişare ve güven inşasına dayalı, kademeli bir yaklaşım benimsemesi bekleniyor.