Suriyeli Kürtler bir asırlık yasağın ardından kültürlerini yeniden canlandırıyor

Suriye’deki Kürtler, kültürel faaliyetlerine yönelik çalışmalarına hız verdi. (Reuters)
Suriye’deki Kürtler, kültürel faaliyetlerine yönelik çalışmalarına hız verdi. (Reuters)
TT

Suriyeli Kürtler bir asırlık yasağın ardından kültürlerini yeniden canlandırıyor

Suriye’deki Kürtler, kültürel faaliyetlerine yönelik çalışmalarına hız verdi. (Reuters)
Suriye’deki Kürtler, kültürel faaliyetlerine yönelik çalışmalarına hız verdi. (Reuters)

Rüstem Mahmud

Suriye Kürtleri, ülkeyi yöneten totaliter milliyetçi rejimler altında onlarca yıldır süren yasak, inkâr ve ihmalden sonra yıllardır kendi yerel kültürlerini çeşitli alanlarda ve yeni ifade biçimleriyle yeniden canlandırıyorlar. Sayılarının 2,5 milyon civarında olduğu tahmin edilen Suriyeli Kürtler toplam nüfusun yüzde 10’unu oluşturuyor. Kuzey Suriye coğrafyasının tamamına, özellikle de hem Türkiye hem de Irak ile kuzey ve doğu sınır bölgelerine yayılmış durumdalar. 2012’den bu yana, Kürt Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) ana çekirdeğini oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından korunan bir tür yerel özyönetimden yararlanıyorlar. Bu durum ise onların bu canlanmayı gerçekleştirmesine olanak tanıyor.

Suriye’de Kürt kültürü 2011’den önce tamamen yasaklanmıştı. Baas Partisi liderliğindeki rejim, ilk etapta Suriye’de Kürtlerin varlığını bile tanımıyordu ve tüm Suriye devlet sistemi, kurumları ve resmi belgeleri tamamen Arapçaya dayanıyordu. Eğitimin hiçbir kademesinde Kürtçe öğretilmiyor, Kürtçeye özel enstitü ve okul açılması yasaklanıyordu. Hükümet ve özel medya da Kürt dili ve kültürüyle ilgili her şeyden tamamen yoksundu. Sanatsal yapım şirketlerinin, müzik ve sanat gruplarının Kürtçe içerik sunmalarına izin verilmiyordu ve aynı durum basılı materyallerin basılması ve dağıtılması konusunda da geçerliydi. Kürt aydınlarının Kürt Şiir Festivali veya genellikle uzak köylerde düzenlenen Kürt Basın Günü kutlamaları gibi bazı toplantıları bile Suriye güvenlik güçleri tarafından bastırılıyor ve bunları düzenleyenlere baskı uygulanıyordu.

Ancak o tarihten sonra durum tamamen değişti. Bazı yabancı diller de dahil Arapça ve Süryanicenin yanı sıra on yılı aşkın bir süre önce Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetimi’nin tüm bölgelerinde Kürtçe resmi hale geldi. Kürtçe medya, kültürel ve sanatsal yayınlar, genellikle Milli Eğitim Bakanlıkları ve Özerk Yönetimin Kültür Kurumu tarafından desteklendi. Bunun sonucunda onunla temas halinde olan onlarca sanat grubu ve tiyatro grubu ortaya çıktı. Kürtçe belgeseller, drama dizileri ve basılı kitapların yanı sıra pek çok edebiyat, tiyatro ve sinema festivali düzenlendi ve düzenlenmeye devam ediyor.

“Bazı yabancı diller de dahil Arapça ve Süryanicenin yanı sıra, on yılı aşkın bir süre önce Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetimi’nin tüm bölgelerinde Kürtçe resmi hale geldi. Kürtçe medya, kültürel ve sanatsal yayınlar, genellikle Milli Eğitim Bakanlıkları ve Özerk Yönetimin Kültür Kurumu tarafından desteklendi.”

Yıllardır Suriye’nin en kuzeyindeki Amuda kasabasından Kürtçe yayın yapan ARTA Radyo, bu değişimin ifade edici bir modelidir. Küçük bir medya projesi olarak başlayan radyo, kısa sürede Suriye’nin kuzeydoğusunda önde gelen medya kuruluşlarından biri haline geldi ve on binlerce Kürt tarafından dinlendi. Kürtler, radyo kanalının Kürtçe olarak sunduğu çeşitli sanatsal ve kültürel programların keyfini çıkarmanın yanı sıra bilgi almak ve kendi yerel alanlarındaki politik, ekonomik ve sosyal koşullarla etkileşimde bulunmak için bunu önemli bir kaynak olarak görüyorlar.

ARTA radyonun kurucusu ve genel müdürü gazetesi Sirvan Hac Barko, Al-Majalla’ya yaptığı açıklamada, kanalın deneyimine ve genişleme mekanizmalarına değindi. Barko şunları söyledi:

“Yaklaşık on yıl önce WDR Alman radyosunda gazeteciydim ve bazı Suriyeli medya profesyonellerinin mesleki becerilerini geliştirmek için eğitmen olarak aktif olarak görev aldım. Şartlar oluştukça ve Suriye rejim güçlerinin Kürtlerin çoğunlukta olduğu pek çok bölgeyi terk etmesiyle Kürtçe yayın yapan bir radyo kurma fikri ortaya çıktı. Özgür Medya Birliği Kurumu’ndan lisans aldık ama ilk ay ve yıllarda canlı yayın günde sadece birkaç saatti. Profesyonel personel ve teknik uzmanlık çok azdı ve destek düzeyleri yalnızca Amerikan kurumları tarafından desteklenen bazı geliştirme projeleri tarafından sağlanıyordu. Temel stratejimiz, tamamen yerel olanı üreten, önemseyen ve yayınlayan bir araç olarak kimliğimizi her zaman merkeze alarak, yoğun eğitimler vererek radyo istasyonunu bir medya ve kültürel gelişim kurumuna dönüştürecek yasal çerçeveye kavuşturarak kadro yetiştirmeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle ARTA radyo, şu anda üç yerel radyo istasyonuna (Arta, Jeen ve Al-Furatiya) sahip olan ARTA Medya ve Geliştirme Vakfı’na dönüştürüldü. Bunların ilki Kürtçe olup nüfusun çoğunluğu Kürt olan birçok şehir ve kasabada yayınlanmaktadır. İkincisi, kadrolar ve konuları ele alma mekanizması açısından bir kadın radyosu; Al-Furatiya ise Arapça yayın yapan bir radyo ve yayını Arap çoğunluğun olduğu bölgelere dayanıyor. Bu, vakfın kalıcı olarak desteklediği, diğer ülkelerden Kürt sanatçılara ev sahipliği yapmak, kadınlar için voleybol turnuvası düzenlemek veya yerel Kürtçe şarkı söyleme, hikâye anlatma ve sanatsal mirasın toplanması ve arşivlenmesi gibi eğitim atölyeleri ile kültürel ve sportif faaliyetlere ek olarak gerçekleştirilmektedir. Sonuç olarak kurum, onlarca yıldır dışlanmış olanların kamusal alanda söz sahibi olmasını ve var olmasını hedefliyor.”

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’Dan aktardığına göre geçtiğimiz yıllarda büyük bir yoğunlukla yayılan Kürtçe tiyatro faaliyetleri ve gösteriler, son yıllarda Suriye’nin kuzeydoğusundaki bölgelerde Kürt kültürünün pekişmesinin ve yaygınlaştığının en büyük kanıtı sayılıyor. Tiyatro genellikle kamusal alan, seyirci, lojistik düzenlemeler, kurumsal destek ve finansal sponsorluk gerektiriyor. Ancak mevcut Kürt yönetimi olmasaydı bu koşulların kabul edilmesi ve yerine getirilmesi mümkün olmazdı.

Yekta Harkuk Tiyatro Festivali’nin altıncısı geçtiğimiz mart ayında Kamışlı’da gerçekleştirildi. Her yıl düzenlenen festivale bölgedeki birçok şehirden binlerce vatandaş katılıyor. Birçok salonda bir hafta boyunca süren etkinlik, Kültür Sanat Kurumu, Mezopotamya Kültür Sanat Hareketi, Komina Şano ve Altın Hilal Hareketi gibi birçok kamu kurumunun sponsorluğunda gerçekleşiyor. Diğer yandan genellikle Kobani/ Ayn el-Arab şehrinde düzenlenen Arin Barış Örgüleri Festivali gibi pek çok tiyatro festivali de düzenleniyor. Bu festivaller, on günden fazla sürüyor. Durum, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kürt tiyatro festivallerinin tiyatro tarihinde bir emsal oluşturabileceği noktaya ulaştı. Suriye'nin kuzeydoğusundaki siyasi durum, seyahat imkansızlığı ve güvenlik koşulları nedeniyle, Türkiye, Irak ve İran gibi diğer ülkelerdeki birçok Kürt tiyatro grubu, çalışmalarını seyircilerin katılımıyla Suriye’nin kuzeydoğusunda büyük salonlarda internet üzerinden canlı olarak sergilerken, fiziksel performans ise başka bir yerde ve ülkede gerçekleşiyor.

Fotoğraf Altı: Kamışlı’da Kürtçe öğretiliyor. (AFP)
Kamışlı’da Kürtçe öğretiliyor. (AFP)

Ülkenin Sanat Evi (Hunergeha Welat), Kürt müziğinin ve görsel kültürünün yaygınlaşmasının bir başka örneği. Vakfın eserleri, Kürtçe şarkı söyleme mirasını yeni bir dil ve sanatsal araçlarla yeniden canlandırıyor, yok olmak üzere olan Kürt mirasını modern görsel ve sanatsal tekniklerle birleştiriyor. Özellikle şarkı söyleme mirasının geçen on yıl boyunca Suriyeli Kürtler için tek sanat ve kültürel araç olarak kalması nedeniyle, yeni şarkı söyleyen sesler ve sanatsal tarzlar üredi. Bu miras sayesinde modern tarihlerini aktardılar, dillerini, hikayelerini ve diğer ülkelerdeki Kürtlerle ilişkilerini korudular.

Ülkenin Sanat Evi örgütünün ürünleri, bölgedeki çeşitli ülkelerdeki Kürtlerden on milyonlarca takipçiye ulaşıyor. Ürettiği ve yayınladığı klipler, insanlar arasında, sosyal medyada ve hatta kamusal popüler söylemde dolaşan bir trende dönüşüyor.

“Geçtiğimiz yıllarda büyük bir yoğunlukla yayılan Kürtçe tiyatro faaliyetleri ve gösteriler, son yıllarda Suriye’nin kuzeydoğusundaki bölgelerde Kürt kültürünün pekişmesinin ve yaygınlaştığının en büyük kanıtı sayılıyor. Tiyatro genellikle kamusal alan, seyirci, lojistik düzenlemeler, kurumsal destek ve finansal sponsorluk gerektiriyor. Ancak mevcut Kürt yönetimi olmasaydı bu koşulların kabul edilmesi ve yerine getirilmesi mümkün olmazdı.”

Kürt Dil Vakfı (SZK) ise Suriye’deki Kürt dili ve kültürünün nasıl kurumsal bir yapıya ve aygıta dayandığının, yıllardır olduğu gibi özel, kişisel girişimler aşamasını aştığının bir örneği.

Vakfın eşbaşkanı Viyan Hasan, Al-Majalla’ya yaptığı açıklamada Kürtçeye yönelik kültürel/bilişsel temelinin nasıl olduğunu ve siyasi alandan bağımsız onlarca sivil aydının Suriye’de Kürtçeyi geliştirmek için nasıl yoğun bir şekilde çalıştığını anlattı.

Hasan açıklamasında şunları söyledi:

“Vakıf, 2007 yılından bu yana Suriye’deki Kürt aydınlarının ve dil araştırmacılarının bir girişimidir. Ancak siyasi durum ve siyasi rejimin Suriyeli Kürtlerin kültürlerini geliştirme ve koruma haklarına el koymasıyla ilgili nedenlerden dolayı girişim, yıllar önce Suriye’nin kuzeydoğusunda Özerk Yönetim kurulana kadar bir bilgi üretim kurumuna dönüşemedi. Vakıf, şu anda biri araştırma amaçlı olmak üzere çeşitli komitelerden oluşuyor ve Kürtçe dil bilimi ve folkloruyla ilgileniyor. Bir diğeri eğitimle alakalı ve hedef kitlesi öğrenciler ve öğretmenlerdir. Üçüncüsü ise kuruluşun ürünlerini medya, sosyal medya ve kamusal faaliyetler aracılığıyla dağıtan ve yayınlayan medyayla ilişkilidir.”

Aktif bir idari yapılanmaya sahip olan kurumun şubeleri, kendisine yönelik birçok güvenlik tacizine rağmen Halep ve Şam şehirleri de dahil olmak üzere Özerk Yönetim’in çeşitli bölgelerine dağılmış durumda. Vakıf, okullar, enstitüler ve üniversiteler olsun, çeşitli bölgelerdeki binlerce Kürtçe öğretmeni yetiştiriyor ve yeteneklerini geliştiriyor. Modern okulların eğitim müfredatları da Kürtçe hazırlandı ve bölgedeki diğer ülkelerde ve hatta dünyada onlarca Kürtçe dil danışmanı ve uzmanıyla ortaklık ve iletişim halinde olan Kürt dili çalışmaları için özel bir ekip bulunmakta. Kurum, Suriye’deki birçok yabancı öğrenciye ve diğer milletlerden mensuplara Kürt dilini öğrenme ve hatta bu konuda uzmanlaşma fırsatı veriyor.

SZK Vakfı Eşbaşkanı Viyan Hasan, Al-Majalla’ya yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Çalışmamızın profesyonel yapısı, siyasi alandan bağımsız devlet organlarının yapısıyla tutarlı ve kamu yararına yönelik hükümet ve hizmet aygıtlarıyla bağlantılıdır. Örgütün üyeleri tamamen bağımsız olup, hiçbir siyasi baskı ve müdahale olmaksızın aylık maaşlarını özerk yönetimden almaktadırlar. Kurumun nihai ve neredeyse tek hedefi, Kürt dilinin bilimsel, toplumsal ve popüler statüsünü geliştirmek, çalışanlarına uluslararası standartlara uygun bilişsel ve mesleki yetenekler kazandırmaktır.”

Kürtçenin yaygınlaşması nedeniyle Kürtçe yazma, basım ve yayımlama hareketi de son birkaç yılda ikiye katlandı. Suriye’nin kuzeydoğusunda çeşitli şehirlerinde neredeyse her gün onlarca roman, bilimsel kitap, şiir koleksiyonu, çeviri, edebiyat festivali ve kültürel seminer düzenleniyor. Aynı şekilde Kürt dili, kültürü ve sanatı konusunda uzmanlaşmış televizyon kanalları, sanatsal prodüksiyon şirketleri, müzik ve performans grupları da bulunuyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.