İsrail'in hedef aldığı Şifa Hastanesi'yle ilgili iddiaları, çizimler ve şüpheli ses kayıtlarından öteye geçemedi

İsrail, binlerce yaralı ve sivilin bulunduğu Gazze'deki Şifa Hastanesi'nin altında "Hamas'ın komuta merkezi olduğuna" dair iddiaları, ordu tarafından hazırlanmış çizimler ve doğruluğu kanıtlanmayan ses kayıtlarından öteye geçemedi.

AA
AA
TT

İsrail'in hedef aldığı Şifa Hastanesi'yle ilgili iddiaları, çizimler ve şüpheli ses kayıtlarından öteye geçemedi

AA
AA

İsrail, binlerce yaralı ve sivilin bulunduğu Gazze'deki Şifa Hastanesi'nin altında "Hamas'ın komuta merkezi olduğuna" dair yıllar önce ortaya attığı iddiaları yeniden dillendirse de bu iddialar, ordu tarafından hazırlanmış çizimler ve doğruluğu kanıtlanmayan ses kayıtlarından öteye geçemedi.

İsrail güçleri, tehditlerinin ardından bugün hastane yerleşkesinin giriş kısmını bombaladı.

Önceki yıllarda da Gazze'de hastane, okul, medya ve Birleşmiş Milletlere bağlı ofisleri hedef alan ve son olarak 17 Ekim'de El-Ehli Baptist Hastanesi'ni ve Türk-Filistin Dostluk Hastanesi'ni vuran İsrail, bu kez de son günlerde hedef gösterdiği Gazze Şeridi'nin en büyük sağlık merkezlerinden Şifa Hastanesi'ni vurdu.

Hastane yerleşkesinin giriş kısmında yaralıları taşıyan ambulans konvoyunun hedef alındığı saldırıda, çok sayıda ölü ve yaralının olduğu bildirildi. İsrail hemen ardından da Kudüs Hastanesi ve Endonezya Hastanesi'nin çevresini hedef aldı.

İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nde özellikle kuzeye yoğunlaştırdığı şiddetli hava saldırıları nedeniyle binlerce yaralıya ve yerlerinden edilmiş sivile ev sahipliği yapan Şifa Hastanesi, ilk olarak 2009'da İsrail tarafından hedef gösterildi.

Şifa Hastanesi 2014'te İsrail tarafından vuruldu

Tel Aviv yönetiminin 27 Aralık 2008'de Gazze Şeridi'ne başlattığı ve "Dökme Kurşun Operasyonu" adını verdiği saldırılar sırasında İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin Bet, Hamas mensuplarının Şifa Hastanesi'nin bodrum katlarında gizlendiğini öne sürdü.

Daha sonra Şifa Hastanesi 2014'te İsrail'in Gazze'ye yeniden başlattığı saldırılar sırasında vuruldu ve 9'u çocuk 10 Filistinli hayatını kaybetti.

İsrail hastanenin Filistinli direnişçilerin roketleriyle vurulduğunu iddia etti. Gazze'deki Filistin İçişleri Bakanlığı ise saldırıda ölenlerin içinde bulunan şarapnel parçalarının İsrail saldırısına işaret ettiğini duyurdu.

Ayrıca başta NBC News muhabiri Ayman Mohyeldin olmak üzere birçok gazeteci de saldırının İsrail'e ait insansız hava araçlarıyla gerçekleştirildiğini açıkladı.

Eski Başbakan Bennett Gazze'deki Şifa Hastanesi diye Pakistan'daki hastanenin fotoğrafını paylaştı

İsrail, sonraki yıllarda da Şifa Hastanesi'ni hedef göstermeye devam etti.

Eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett, 2021'de sosyal medya hesaplarında paylaştığı görüntülü mesajda, İsrail'in son saldırılarda Gazze'de sivilleri öldürmesine tepki gösteren ünlü model Bella Hadid, komedyen John Oliver ve Trevor Noah'ı hedef aldı.

Mesajında Bennett, Hamas'ın hastaneleri, okulları ve basın ofislerinin bulunduğu binaları kullandığını iddia etti.

İddialarını sıralayan Bennett, Gazze'deki Şifa Hastanesi'nin yerine yine aynı isimle Pakistan'ın başkenti İslamabad'da bulunan hastanenin fotoğrafını paylaştı.

Bennett'in paylaşımı sosyal medyada alay konusu oldu.

İsrail ordusu, yeniden Şifa Hastanesi'ni hedef gösterdi

Son olarak İsrail Ordu Sözcüsü Daniel Hagari, 27 Ekim'de düzenlediği basın toplantısında, Şifa Hastanesi'nin altında "Hamas'ın komuta merkezi olduğunu" iddia ederek, hastanelerin "terör amaçlı kullanıldığında uluslararası hukuka göre korunma statüsünü kaybedeceği" tehdidini savurdu.

Sözcü, iddialarına dayanak olarak ise iki Gazzeli arasında olduğu iddia edilen ve Hamas'ın hastanede karargahı olup olmadığını tartışan bir telefon görüşmesiyle İsrail ordusu tarafından hazırlanmış hastanenin altında "Hamas'a ait ofislerin olduğunu gösteren" 3 boyutlu çizimleri sundu.

İsrail'in iddialarına karşı aynı gün yazılı açıklama yayımlayan Hamas ise İsrail'in binlerce yaralı ve sivilin bulunduğu Gazze'deki Şifa Hastanesi'nin "terör faaliyetlerinde kullanıldığı" iddiasını reddetti.

Hamas'ın açıklamasında, İsrail'in söylemlerinin Gazze'deki El-Ehli Baptist Hastanesi'nin bombalanması suçunu doğruladığı yorumu yapılarak, "İşgal ordusunun açıklamalarında yer alan bu asılsız iddialar, suç ve tehlikeli iddialar olup, binlerce hasta ve yaralının bulunduğu, 40 binden fazla kişinin barındığı merkez hastanenin hedef alınmasına zemin hazırlamaktadır." ifadeleri kullanıldı.

Şin Bet'in işkence geçmişi ve Hamaslıların itirafa zorlandıkları şüphesi

İsrail ordusu ve İç Güvenlik Teşkilatı Şin Bet ertesi gün de 7 Ekim'deki saldırıdan sonra yakalanan ve Hamas'ın iki mensubu olduğu iddia edilen kişilerin sorgusuna ait olduğunu söyledikleri görüntüleri paylaştı.

Görüntülerde bitkin halde görülen iki kişi, "Hamas'ın İsrail saldırılarından korunmak için Gazze Şeridi'ndeki hastaneleri kullandığını" anlattı.

Geçmiş yıllarda Şin Bet'in Filistinlilere yönelik sorgulama yöntemi olarak işkenceyi kullanması ise Hamas üyesi oldukları iddia edilen iki kişinin işkence altında itirafa zorlandıkları şüphesini akıllara getirdi.

İsrail'in en büyük gazetelerinden Haaretz, Eylül 2019'da yayımlanan bir haberde, Şin Bet'in Filistinli tutsaklara yönelik sorgularında işkenceyi kullandığını yazdı.

İsrail hükümetinin Şin Bet sorgulamalarında sistematik işkence ve kötü muameleye izin veren politikalarına tepki olarak kurulan "İsrail'de İşkenceye Karşı Kamu Komitesi"nin yetkililerinin ifadelerine yer verilen haberde, Şin Bet'in sorguya çektiği kişilere işkence uygulamasına izin verildiği belirtiliyor.

Jerusalem Post gazetesi de Ekim 2021'de yayımladığı bir haberinde, Şin Bet hakkında 2001'den bu yana 1300 işkence şikayeti olduğunu ancak buna rağmen neredeyse hiç cezai soruşturma dahi yapılmadığını duyurdu.

Haberde, soruşturmaların yapıldığı birkaç vakada ise iddianamenin hazırlanmadığı ve dosyaların kapatıldığı aktarıldı.

16 yıldır hastanede görev yapan Norveçli doktor, İsrail'in iddialarına ilişkin kanıt olmadığını belirtti

İsrail'in, "Hamas'ın komuta merkezi" olduğu iddia ettiği Şifa Hastanesi'nde aralıklarla 16 yıldır çalışan Norveçli doktor Mads Gilbert, "Democracy Now" adlı haber portalına yaptığı açıklamada, İsrail'in bu iddialarının yeni olmadığını ve iddialara ilişkin hiçbir kanıt olmadığını söyledi.

Kuzey Norveç Üniversite Hastanesi'nden Prof. Dr. Gilbert, "Şifa Hastanesi'nde Filistin direnişi için komuta merkezi olduğuna dair kanıtları masaya koymasını isteyeceğim. Biz bu iddiaları 2009'dan beri duyuyoruz. 16 yıldır Şifa Hastanesi'nde çalışıyorum. Hastanede özgürce dolaşabiliyorum ve hiçbir zaman kısıtlanmadım. Eğer bir komuta merkezi varsa gösterin. Elinizde Gazze'nin her yerinden fotoğraflar ve X-ray görüntüleri var." ifadelerini kullandı.

Daha sonra Mısır'da AA muhabirine konuşan Prof. Dr. Gilbert, şunları kaydetti:

"Neden dahiyane İsrail istihbarat sistemi hiçbir kanıt ortaya koymadı? Bu bana biraz eski ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'ndeki duruşunu ve Irak'ın kitle imha silahlarına sahip olduğuna dair sahte kanıtları gösterdiği zamanı hatırlattı. Bunların hepsi savaş yalanları, İsrail, kronik bir yalancı."

Gazze'deki hastanelerin tahliye edilmesini aksi takdirde de bombalayacağı tehdidini yönelten İsrail ordusu, şu ana kadar bazı hastaneleri hedef aldı.

Bunlardan en korkuncu ise 17 Ekim'de en az 471 kişinin hayatını kaybettiği El-Ehli Baptist Hastanesi'ne düzenlenen saldırıydı. İsrail, saldırıdan 3 gün önce hastaneye tahliye uyarısı yapmış,17 Ekim'de hastaneyi vurmuştu.

İsrail, hastanelere yönelik saldırılarında 30 Ekim'de Gazze Şeridi'ndeki tek kanser hastanesi olan Türk-Filistin Dostluk Hastanesi'ni hedef aldı. İsrail savaş uçaklarının hastanenin üçüncü ve son katını bombaladığı ağır hasara yol açtığı bildirildi.

Tel Aviv yönetiminin hedef göstermesinin ardından son olarak da bugün Şifa Hastanesi'ni vurmasıyla İsrail ordusu, Gazze'de savaş suçlarını içeren saldırılarında sınır tanımadığını ortaya koydu.



Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
TT

Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)

Husi grubu, birkaç gündür Yemen'deki Haşid aşiretinin en önde gelen şeyhlerinden biri olan aşiret lideri Himyar el-Ahmar’ın, Husi kontrolündeki başkent Sana'nın kuzeyindeki el-Hesebe mahallesindeki evine güvenlik kuşatması uyguluyor. Bu hareket, aşiret ve siyasi çevrelerde geniş çaplı kınamalara yol açtı.

Şarku’l Avsat'a bilgi veren kaynaklar, Husi lideri Yusuf el-Madani'nin birkaç gün önce el-Ahmar’ın evinin etrafına sıkı bir güvenlik kordonu kurulması emrini verdiğini söyledi. Maskeli silahlı kişiler zırhlı araçlar ve askeri kamyonlarla eve giden sokaklara konuşlandırıldı ve giriş çıkışları kısıtlamak için kontrol noktaları kuruldu.

Kaynaklara göre, grubun uyguladığı prosedürler arasında Haşid kabilesi ve diğer kabilelerden şeyhler de dahil olmak üzere ziyaretçilerin kimliklerinin kontrol edilmesi ve bazılarının eve girmesinin engellenmesi, diğer ziyaretçilerin ise bir daha el-Ahmer'i ziyaret etmeyeceklerine dair taahhüt imzalamaya zorlanması yer alıyordu. Bu durum, grubun kontrolü altındaki bölgelerde kabile şeyhlerine karşı dikkat çekici bir tırmanış anlamına geliyor.

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Sana'a'nın kuzeyindeki el-Ahmar’ın evinin yakınlarında yaşayanlar, Şarku’l Avsat'a verdikleri demeçte, mahallede alışılmadık güvenlik takviyelerinin yaşandığını, bunun günlük hayatı etkilediğini ve özellikle artan halk hoşnutsuzluğu doğrultusunda durumun aşiret çatışmalarına dönüşmesi konusunda ciddi endişeler doğurduğunu söylediler.

Bölge sakinleri ayrıca, "provokatif" olarak nitelendirdikleri bu hamlenin, özellikle kuşatma uzarsa veya hedef alınan kişilerin sayısı artarsa, kabileler arasındaki gerilimleri daha da artıracağından endişe ediyorlar.

Boyun eğdirme mesajları

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'in siyasi sahnesindeki en büyük ve en etkili kabilelerden biri olan Haşid kabilesinin en önde gelen sosyal figürlerinden biridir. Gözlemciler, bu statüdeki bir kabile figürünü hedef almanın, acil güvenlik endişelerinin ötesine geçen siyasi bir mesaj olarak görülebileceğini değerlendiriyor.

Amran, Sana ve çevresindeki kırsal kesimden aşiret liderleri, Şarku’l Avsat'a yaptıkları açıklamada, Husilerin aldığı önlemlerden duydukları derin memnuniyetsizliği dile getirerek, aşiret önderlerine yönelik devam eden tacizin yerleşik toplumsal normların ihlali ve kuzeydeki aşiretler arasında gerilimi artırma tehdidi olduğunu belirttiler.

Bu tür önlemlerin devam etmesinin, Yemen toplumunda derinden kök salmış aşiret geleneklerine doğrudan bir provokasyon oluşturduğunu, bu geleneklere göre evleri silahlarla kuşatmanın veya kutsallıklarını ihlal etmenin suç sayıldığını vurguladılar.

 Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)

Yerel kaynaklar, Husi militanlarının, Haşid aşiretinin önde gelen isimlerinden aşiret şeyhi Cibran Mücahid Ebu Şevarib'i, Sana'nın kuzeyindeki bir kontrol noktasında, el-Ahmar ailesinin evini ziyaretinden dönerken kaçırdığını ve hiçbir açıklama yapmadan bilinmeyen bir yere götürdüklerini bildirdi.

Ziyaretler devam ediyor

Husilerin sıkılaştırdığı güvenlik önlemlerine rağmen, aşiret şeyhleri ​​ve ileri gelenleri, grubun birkaç gündür konut çevresinde uyguladığı kısıtlamaları hiçe sayarak Sana'daki Şeyh Humeyr el-Ahmar’ın evini ziyaret etmeye devam ediyor.

Aşiret kaynaklarına göre önde gelen sosyal figürler, silahlı adamların konuşlandırılması ve bölge çevresinde kontrol noktalarının kurulmasının devam etmesi göz önüne alındığında, "aşiret geleneklerinin ihlali" olarak nitelendirdikleri durumu reddetmek ve dayanışma göstermek için Şeyh el-Ahmar’ın evine ulaşma konusunda istekliydiler.

Kaynaklar, ziyaretlerin gergin bir atmosferde gerçekleştiğini ancak aşiretlerin Şeyh el-Ahmar'a olan sürekli desteğini yansıttığını vurguladı.

Gözlemciler, bu aşiret hareketlerinin taciz politikasını ve evlerin kuşatılmasını reddeden açık mesajlar taşıdığını, Yemen'deki aşiret geleneklerinin evlere özel bir kutsallık tanıdığını ve onları herhangi bir şekilde hedef almayı yasakladığını savundu.

 Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)

Bu gelişmeler, Husilerin Sana ve diğer şehirleri ele geçirmesinden bu yana, kabilelerin nüfuz dengesini yeniden şekillendirmek ve geleneksel liderleri kendi otoritesine tabi kılmak amacıyla, Husiler ile bir dizi kabile şeyhi ve ileri gelenleri arasında yaşanan gergin ilişki bağlamında ortaya çıkmaktadır.

Tekrarlanan provokasyonlar bağlamında, Husi grubu geçen yıl Ağustos ayında Sana'da merhum Şeyh Abdullah bin Hüseyin el-Ahmar’ın evinin ana kapısı önünde "Humeyni sloganı" atarak askeri geçit töreni düzenledi.


Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.