Yahya Sinvar Aksa Tufanı Operasyonu’nda bir hata mı yaptı?

Yahya Sinvar, Aksa Tufanı Operasyonu’na gösterilen tepkileri yanlış değerlendirmiş olabilir.

Görsel: Andrey Cojocaru
Görsel: Andrey Cojocaru
TT

Yahya Sinvar Aksa Tufanı Operasyonu’nda bir hata mı yaptı?

Görsel: Andrey Cojocaru
Görsel: Andrey Cojocaru

Michael Horowitz

Hamas hareketinin Gazze'deki lideri Yahya Sinvar, 2017 yılında bu göreve geldiğinde başta Hamas destekçileri olmak üzere tüm Filistinliler arasında, Gazze dışında rahat bir yaşam süren diğer liderlerin aksine popüler bir figürdü. Sinvar, içeride bile hareketi rahatsız eden yolsuzluk söylentilerinden etkilenmedi. İsrail hapishanelerinde 22 yıl kaldıktan sonra İsrail askeri Gilad Şalit'in serbest bırakılmasına ilişkin anlaşmanın bir parçası olarak Gazze'ye dönen Sinvar, Gazze'ye girdikten birkaç gün sonra, tüm Filistinli mahkûmları serbest bırakacağına dair meşhur sözünü verdi.

Her ne kadar geniş bir kesim tarafından ‘katı görüşlü’ biri olarak görülse de, İsrail'de onun aslında pragmatist biri olduğunu iddia edenler var. Sinvar, 2006 yılında Filistin devletinin İsrail ile bir arada var olması gerektiğini öngören iki devletli çözüm belgesini imzalayan farklı hareketlerden bir grup Filistinli mahkûm arasındaydı. İsrail işgaline karşı direnişin “1967'de işgal edilen topraklara”, yani Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ne odaklanması gerektiği görüşündeydi. 2017 yılında Sinvar'ın Gazze'de iktidara gelmesiyle birlikte Hamas, Yahudi karşıtı tüzüğünü 1967 sınırlarının meşruluğunu tanıyan bir dil içerecek şekilde değiştirdi.

Hamas, Gilad Şalit'le takas edilecek mahkumlar listesine Sinvar’ın adını koyduğunda İsrail itiraz etmedi. Mısır bile onu, Gazze'deki Hamas liderliğiyle yıllardır süren gerginliklerin ardından birlikte çalışabileceği biri olarak gördü. O, İsrail'le anlaşmalar müzakere etmeye ve Gazze'nin yeniden inşasına odaklanmaya istekliydi.

Yahya Sinvar'ın Aksa Tufanı Operasyonu’nu planlayan iki liderden biri olduğu muhtemel. Diğer isimse Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları Komutanı Muhammed ed-Dayf.

Ancak 7 Ekim'de Sinvar'ın gözetimi altında ve büyük olasılıkla onun isteği üzerine Hamas, kapsamı henüz anlaşılamayan ve tanımlanmayan Aksa Tufanı Operasyonu’nu gerçekleştirdi. Sinvar'ın 2006'da imzaladığı belgeye göre bu saldırılar, ‘direniş’ kapsamına girmeyen nüfus merkezlerini hedef alıyordu. Harekete bağlı bir komando birimi olan el-Nuhba güçlerinin binlerce üyesi, yaklaşık on saat boyunca İsrail sınır topluluklarında ve sınıra yakın bir müzik festivalinde ortalığı kasıp kavurarak çoğunluğu sivil bin 400 İsrailliyi öldürdü. Bu bir tesadüf değildi. Hamas güçleri, daha fazla askeri alanı ele geçirmek amacıyla İsrail'in derinliklerine nüfuz edebilirdi, ancak sivil toplulukların içinde kalmayı, sivilleri aramayı ve onları infaz etmeyi seçtiler.

cdfvegrth
Yahya Sinvar, Gazze'de Kudüs Günü dolayısıyla 14 Nisan 2023 tarihinde düzenlenen programda bir konuşma gerçekleştirmişti. (AFP)

Yahya Sinvar'ın Aksa Tufanı Operasyonu’nu planlayan iki liderden biri olduğu muhtemel. Diğer isimse Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları Komutanı Muhammed ed-Dayf. Dayf, yayınladığı videoda “tarihin en saf ve onurlu sayfalarının bugün açıldığını” duyurdu. Hem İsrail hem de Batı Şeria'daki Araplara, “İsraillilerin topraklarını ateşe vermeleri” çağrısında bulundu. Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen'deki ‘kardeşlerinden’ (bu ülkelerdeki İran'ın vekillerini kastederek) birleşmelerini istedi. Aksa Tufanı Operasyonu, küçük bir harekât ya da geçmişte gördüğümüze benzer bir şey değildi, Dayf'ın ifadesiyle, “işgalin sona erdirilmesine yönelik büyük planın yapıldığı gündü.”

Acaba diğer Hamas liderleri de bu ‘büyük planın’ farkında mıydılar? Muhtemelen hayır. Hareketin iç dinamikleri göz önüne alındığında, Katar, Lübnan, Mısır veya Türkiye'de ‘sürgünde’ olan liderlerle Gazze'de yaşayanlar arasında her zaman bir ayrım olmuştur. Gazze'deki liderler genellikle ‘sürgünde’ yaşayanlara ya şüpheyle ya da küçümseyerek bakarlar.

Katar, Lübnan, Mısır ve Türkiye'deki Hamas liderleri son derece görünür durumdalar. Bu sebeple kaçınılmaz olarak gözetleniyorlar ve muhbirliğe karşı daha savunmasızlar.

Tamamen istihbarat perspektifinden bakıldığında, bu plana yalnızca çok sınırlı sayıda insanın katılacağı da mantıklı bir yaklaşımdır. Gazze dışındaki bazı kişiler böyle bir operasyonun olasılığından (teorik olarak) haberdar olsalar bile, saldırıların belirli hedefleri ve planın uygulanma tarihi hakkında onları bilgilendirmek de dahil olmak üzere operasyonların ayrıntılarını onlarla paylaşmak tehlikeli olacaktır. Katar, Lübnan, Mısır ve Türkiye'deki Hamas liderleri son derece görünür durumdalar. Bu sebeple kaçınılmaz olarak gözetleniyorlar ve muhbirliğe karşı daha savunmasızlar. Zira yurt dışında yaşadıkları için ‘ev sahiplerinin’ baskısına kolaylıkla maruz kalabilirler. Bu, büyük olasılıkla 7 Ekim operasyonunu başlatma kararının yalnızca Gazze’de alındığı anlamına geliyor. Bu anlamamız gereken çok önemli bir noktadır. Çünkü operasyonu gizli tutmanın bariz avantajları olsa da, Hamas'ı ciddi bir yanlış hesaplamaya maruz bırakmak da dahil olmak üzere pek çok vahim sonucu da var. Açık olmak gerekirse, Hamas'ın sivilleri öldürme niyetinde olmadığı iddiasından bahsetmiyorum, öyleydi. Ancak karar alma sürecini Gazze'de tutarak hareketin liderleri dış dünyanın tepkisini yanlış değerlendirmiş olabilir.

Bu aynı zamanda İsrail'i de içeriyor. Gazze'deki liderler muhtemelen bu yılın başından bu yana onlarca yılın en kötü siyasi krizine giren İsrail'in felç olacağına ve yönünü şaşıracağına inanıyordu.

scdfrg
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye (solda) ve Yahya Sinvar, 14 Aralık 2017'de Hamas'ın kuruluşunun 30’uncu yıldönümü kutlama töreninde. (AFP)

Hamas’ın oynadığı bahis bir dereceye kadar doğruydu. Çünkü İsrail devletinin tepesinde bölünme ve kafa karışıklığının açık işaretleri var. Halkın Başbakan Binyamin Netanyahu'ya olan güveni tüm zamanların en düşük seviyesinde ve bu şaşırtıcı değil. Ancak İsrailliler arasında 6 Ekim'de var olan bölünmeler o tarihten bu yana büyük ölçüde ortadan kalktı. İsrail, yıllar olmasa da aylar sürebilecek uzun bir savaşa hazırlanıyor. Bu, İsrail'in kısa savaşlar yürütme konusundaki geçmişiyle çelişiyor. Hamas, 7 Ekim'in hazırlıksız bir İsrail kuvvetinin Gazze'yi derhal işgal etmesine yol açacağına dair bahse girmiş olabilir. Bu, eğer gerçekleşmiş olsaydı, İsrail'in 7 Ekim'deki ilk başarısızlığını daha da kötüleştirecek ve yeni askeri kayıpların artmasına neden olacaktı. Elbette bu Gazze'deki operasyonun tehlikeli ya da çirkin olmadığı anlamına gelmiyor. Kesinlikle öyle. İsrail'in asker-sivil ayrımı gözetmeyen saldırıları Filistinliler arasında benzeri görülmemiş kayıplara neden oldu. İsrail'in askeri kayıplarının da yüksek olması bekleniyor. Ancak burada Hamas yanlış hesap yapmış olabilir.

Karşılanmayan beklentiler

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre Hamas'ın yaptığı ikinci yanlış hesaplama, tüm ‘direniş ekseninin’ Dayf'ın “işgali sona erdirmeye yönelik büyük planına” katılacağı beklentisinin bir sonucuydu. Bu, İran'ın Filistin meselesini kendi çıkarları için kullanmak yerine gerçekten ilgilendiğini varsayıyordu. Oysa İran'daki rejim yanlılarını ilgilendiren şey hayatta kalmalarıdır. Onların Filistin'le ilgili söylemleri, önümüzdeki dönemi belirleyecek bir çatışmanın kenarında duramayacakları anlamına geliyor. İran genel olarak vekillerinin (Iraklılar, Yemenliler, Suriyeliler, Afganlar ve Pakistanlılar) ölmesine ve risk almasına izin vermekten mutluluk duyuyor.

Gazze Şeridi'ndeki Hamas liderleri, İran ve Hizbullah'ın aklında ne olduğunu önceden bilselerdi, İranlı müttefiklerinden ne beklemeleri gerektiği konusunda daha iyi bir fikre sahip olabilirlerdi.

Washington'un tepkisi ve ABD askeri varlıklarının bölgeye yoğun şekilde konuşlandırılması Hamas'ın beklemediği bir şey olabilir. Bu nedenle İran ve onun vekilleri, özellikle de Hizbullah, Hamas'ın potansiyel umutlarına rağmen İsrail'e karşı geniş çaplı bir savaşa girişmedi.

Gazze Şeridi'ndeki Hamas liderleri, İran ve Hizbullah'ın aklında ne olduğunu önceden bilselerdi, İranlı müttefiklerinden ne beklemeleri gerektiği konusunda daha iyi bir fikre sahip olabilirlerdi. Bu bize Hamas'ın “ne olmasını beklediği” konusunda daha iyi bir fikir veriyor. Hareket, destekçileriyle birlikte fotoğrafladığı, benzeri görülmemiş operasyonunun, İsrail'in Gazze'ye yönelik kısa ve felaketle sonuçlanacak bir askerî harekâtına yol açacağına inanıyordu. Hamas böyle bir saldırıyla yüzleşmeye hazırdı ve hatta kazanabilirdi. Bu da Hamas'ı, Sinvar'ın seçildiğinden bu yana her zaman hedeflediği türden bir anlaşmayı müzakere edebilecek bir konuma getirecekti.

Hareket ve hükümet olarak ‘Hamas

Sinvar, 2017 yılında Hamas'ın lideri olarak seçilmesinden bu yana bir şeyin fazlasıyla farkındaydı: Bir ‘hükümet’ olarak Hamas, silahlı bir ‘hareket’ olarak Hamas'ın üzerinde büyük bir yük oluşturuyordu. İki milyondan fazla Filistinlinin sorumluluğunu üstlenmek zor. İsrail'in Gazze'ye uyguladığı abluka, Filistin bölgesinin zar zor ayakta kalması anlamına geliyor. Pek çok kişi haklı olarak İsrail'i suçlasa da Hamas hâlâ fiili hükümet. Dolayısıyla bazı popüler hoşnutsuzlukların ona yönelmesi kaçınılmaz. Gazze'de istikrarın sağlanmasını istiyorsa, temel kimliğini doğrudan etkileyecek olan İsrail'e yönelik şiddetten tamamen vazgeçmesi gerekiyor.

Hamas'ın esas istediği, İsrail'e karşı mücadelesini, bu savaşın daha sonra Filistinlilere getireceği maliyetlerden İsrail'i sorumlu tutmadan sürdürebilmektir. Hareketin liderlerinden Musa Ebu Merzuk'a göre Filistinli sivilleri korumak Hamas'ın misyonlarından biri değil. Bu, en azından Hamas'ın zihninde, Filistinlilerin yaşamlarına yönelik alaycı bir küçümseme ifadesi değil, aksine ‘direnişin’ diğer tüm hususların üzerinde tutulması gerektiğine dair temel inançlarının bir ifadesidir.

Hamas, Filistin Yönetimi'nin Gazze Şeridi'nde sivil görevler üstlenmesine izin vermeyi teklif etti. Ancak Mahmud Abbas bunu zehirli bir hediye olarak değerlendirdi.

Sonuç olarak Sinvar, 2017 yılından bu yana iki ana çözüm aradı. İlk çözüm, Hamas'ın Mahmud Abbas'tan nefret etmesine ve 2007'de bir darbeyle Gazze Şeridi'ni ele geçirmesine rağmen Filistin Yönetimi'nin Gazze'ye geri dönüşünü müzakere etmekti. Ancak Hamas, başarısız olan birçok birlik anlaşmasının parçası olarak Filistin Yönetimi'nin Gazze Şeridi'nde sivil görevler üstlenmesine izin vermeyi teklif etti.

Ancak Mahmud Abbas bunu zehirli bir hediye olarak değerlendirdi. Böyle bir geri dönüşün ön koşulu olarak Filistin Yönetimi, Hamas'tan silahlarını bırakmasını ve askeri kanadının çoğunu fiilen dağıtmasını istedi. Ancak hareket bunu reddetti. Zira Hamas’ın teklifinin asıl amacı askeri kanadını kurtarmaktı. Hamas'ın istediği, sonuçlarına katlanmadan İsrail'e ateş açabilmekti.

xdfrgt
İsrail'in Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırılarını reddeden Hamas destekçilerinin gösterilerinden biri. (Getty Images)

Sinvar'ın araştırdığı bir diğer seçenek ise Gazze'deki savaşın bağlayıcı ve uzun vadeli olarak durdurulmasını ifade eden dini bir terim olan ‘hüdne’ (ateşkes) idi. (Hüdne: Gayri müslim devletlerle yapılan süreli sulh antlaşması mânasında bir fıkıh terimi.) Hüdnenin bir parçası olarak Sinvar, Gazzelilerin yaşamlarını iyileştirecek birçok altyapı projesinin geliştirilmesi, yeni su ve enerji arıtma tesisleri ve hatta Gazze için bir liman kurulması gibi birçok önemli talebi öne sürdü. Bu, Gazze'yi yönetmenin yükünü hafifletecek, burayı bir savaş alanı olarak etkisiz hale getirecek ve Hamas'ın, özellikle Filistin Yönetimi’ni baltalamak gibi başka çabalara odaklanmasını sağlayacaktı.

Kendisi de eski bir mahkûm olan Sinvar için mahkûm krizi oldukça kişisel bir mesele ama bundan daha fazlası var. Hamas, tutukluları serbest bırakarak kendisini Filistinlilerin tek temsilcisi olarak öne çıkarmayı umuyor.

Belki de Sinvar için daha önemli olan şey, herhangi bir ateşkesin İsrail hapishanelerinde tutulan çok sayıda Filistinli mahkûmun serbest bırakılmasını da içermesi gerektiğidir. Sinvar, Hamas'ın Gazze'de tutuklu bulunan iki İsrail askeri ve iki İsrailli sivilin naaşları karşılığında 1111 mahkûmun serbest bırakılması yönündeki defalarca talebine atıfta bulunarak konuşmalarında sık sık 1111 rakamından bahsetti. 7 Ekim saldırılarından sonra bile Sinvar, Hamas’ın İsrailli rehineleri tüm Filistinli mahkumlarla değiştirmeye hazır olduğunu belirten bir açıklama yaptı.

Kendisi de eski bir mahkûm olan Sinvar için mahkûm krizi oldukça kişisel bir mesele ama bundan daha fazlası var. Hamas, tutukluları serbest bırakarak kendisini Filistinlilerin tek temsilcisi olarak öne çıkarmayı umuyor.

Binlerce mahkûmun serbest bırakılmasını içeren bir ateşkes, hareketin önümüzdeki yıllarda en popüler Filistinli grup olmasını sağlayacaktır. Böyle bir durumda Sinvar, Hamas içindeki ve dışındaki rakiplerini geride bırakarak Yaser Arafat'tan bu yana en başarılı Filistinli isim olarak karşımıza çıkacak.

Sinvar'ın popülaritesinin büyük ölçüde azaldığı göz önüne alındığında, bu dönüş dramatik olacak. Yeni yöntemler kullanmasına rağmen herhangi bir sonuç elde edemeyen Sinvar, Gazze'deki Hamas hareketinin yeni lideri seçilmesinden bir yıl sonra, 2018'de İsrail'e baskı uygulamak amacıyla yeni bir stratejiye girişti: ‘Büyük Dönüş Yürüyüşü’.

Gazze sınırında bir dizi şiddetli ayaklanma yaşandı. Ancak bu herhangi bir sonuca yol açmadı. Kudüs’teki Filistinlilerin tahliyesi nedeniyle kentte yaşanan yoğun gerginlik ve Mahmud Abbas'ın hareketin Batı Şeria'da seçim yapma umudunu boşa çıkarması üzerine Hamas, 2021 yılında Kudüs'e roket atarak Kudüs’ün Kılıcı Operasyonu'nu başlattı. Bu süreçten de somut bir sonuç elde edilemedi.

Aynı yıl Sinvar, Gazze Şeridi'nde yapılan gizli iç seçimlerde az farkla yeniden Hamas'ın lideri seçildi. Sinvar için seçim çok rahat geçmemişti. Zira onun seçilmesi için dört tur oylama gerekti. Sinvar’ın rakibi Hamas'ta pek tanınmayan bir isim olan Nizar Avadullah’tı.

7 Ekim saldırılarını gerçekleştiren Hamas komandolarına ilişkin bulunan belgeler, operasyonun resmi askeri planlamasının 2022 yılında başladığını gösteriyor. Bazı rapor ve açıklamalar, saldırı fikrinin bu tarihten bir yıl önce ortaya çıktığına işaret ediyor. Sinvar, 2021'de yapılan seçimlerden sonra değişiklik yapma ihtiyacı hissetmiş olmalı. Muhtemelen Aksa Tufanı Operasyonu'nun başlatılması kararı da o dönemde ortaya çıktı.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



ABD arabuluculuğuyla İsveç'te esir takası görüşmeleri yapılıyor

Ürdün ve Suriye dışişleri bakanları ile ABD elçisi Tom Barrack, geçen eylül ayında Şam'da düzenlenen ve "Süveyda yol haritası"nın açıklandığı basın toplantısında (EPA)
Ürdün ve Suriye dışişleri bakanları ile ABD elçisi Tom Barrack, geçen eylül ayında Şam'da düzenlenen ve "Süveyda yol haritası"nın açıklandığı basın toplantısında (EPA)
TT

ABD arabuluculuğuyla İsveç'te esir takası görüşmeleri yapılıyor

Ürdün ve Suriye dışişleri bakanları ile ABD elçisi Tom Barrack, geçen eylül ayında Şam'da düzenlenen ve "Süveyda yol haritası"nın açıklandığı basın toplantısında (EPA)
Ürdün ve Suriye dışişleri bakanları ile ABD elçisi Tom Barrack, geçen eylül ayında Şam'da düzenlenen ve "Süveyda yol haritası"nın açıklandığı basın toplantısında (EPA)

Suriye kaynakları Şarku’l Avsat'a, ABD arabuluculuğuyla Suriye'nin güneyindeki Süveyda vilayetinde bir esir takası konusunda görüşmelerin devam ettiğini doğruladı.

İl yönetiminin medya ilişkileri direktörü Kuteyba Azzam, Suriye hükümeti ile Şeyh el-Akl ve Hikmet el-Hicri'ye bağlı "Ulusal Muhafız Kuvvetleri" arasında, esir takası anlaşmasına varılması amacıyla görüşmelerin yapıldığını belirtti.

Medyada yer alan haberlere göre ABD elçisi Tom Barrack'ın ofisi, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Şam kırsalında gözaltında tutulan Süveyda'dan 61 sivilin serbest bırakılması karşılığında, Savunma ve İçişleri Bakanlıklarından "Ulusal Muhafızlar" tarafından Süveyda'da tutulan 30 mahkumun teslim edilmesini içeren anlaşmanın sonuçlandırılması için her iki taraftan da onay aldı.

Süveyda Valisi Mustafa Bakur, geçen ay Suriye hükümetinin bu sivilleri aşiret güçlerinden teslim aldığını ve takas ayarlamak üzere gözaltına aldığını duyurdu.

Geçtiğimiz temmuz ayındaki olaylardan dolayı gözaltına alınanların serbest bırakılması, geçen eylül ayında Şam'dan Amerikan ve Ürdün'ün desteğiyle açıklanan "yol haritasının" maddelerinden biridir.


Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrailli bir yerleşimci Batı Şeria’da ABD vatandaşı Filistinli genci öldürdü

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)
TT

Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrailli bir yerleşimci Batı Şeria’da ABD vatandaşı Filistinli genci öldürdü

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)

Filistin Sağlık Bakanlığı, 19 yaşındaki ABD vatandaşı Filistinli Nasrallah Muhammed Cemal Ebu Siyam’ın, çarşamba gecesi Batı Şeria’da bir İsrailli yerleşimcinin açtığı ateş sonucu ağır yaralandıktan sonra hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bakanlık, Ebu Siyam’ın çarşamba günü işgal altındaki Batı Şeria’da, Ramallah yakınlarında bulunan Mihmas köyünde vurulduğunu bildirdi.

Reuters’a konuşan ABD Büyükelçiliği’nden bir yetkili ise şiddeti kınayarak, “ABD Dışişleri Bakanlığı için yurt dışındaki Amerikan vatandaşlarının güvenliği ve emniyetinden daha yüksek bir öncelik yoktur” ifadesini kullandı.

rgtbrgt
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları, cenaze töreninde gözyaşlarına boğuldu. (AFP)

İsrail güvenlik güçlerinin olası misillemesinden çekindiği için isminin açıklanmasını istemeyen Ebu Siyam’ın bir yakını, yerleşimcilerin köye koyun çalmak amacıyla baskın düzenlediğini öne sürdü.

Aralarında Ebu Siyam’ın da bulunduğu köylülerin hırsızlığı engellemeye çalıştığını, bunun üzerine yerleşimcilerin ateş açtığını ve Ebu Siyam ile birlikte bazı kişilerin yaralandığını söyledi.

Filistin resmi haber ajansı WAFA ise saldırılarda 5 kişinin yaralandığını, bunlardan 3’ünün -Ebu Siyam dahil- kurşunla yaralandığını bildirdi. Ajans, diğer yaralılara ilişkin ayrıntı paylaşmadı. Reuters’ın olayla ilgili yorum talebine İsrail ordusu tarafından henüz yanıt verilmedi.

dcfgt
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları, cenaze töreninin ardından yas tutuyor. (Reuters)

Gazze Şeridi’nde Ekim 2023’te başlayan savaşın ardından Batı Şeria’da İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddet eylemleri belirgin biçimde arttı. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, 2026 yılında yerleşimci saldırıları nedeniyle yaklaşık 700 kişi yerinden edildi.

Uluslararası kuruluş, 2026’da Batı Şeria’da 9 Filistinlinin öldürüldüğünü, 2025 yılında ise bu sayının 240’ı aştığını bildirdi. Verilere göre 2025 yılında Batı Şeria’da iki İsrailli öldü.

İsrail, yerleşimci şiddetiyle ilgili nadiren iddianame düzenliyor. İsrailli izleme kuruluşu Yesh Din, 2025 yılı sonunda yaptığı açıklamada, 7 Ekim 2023’ten bu yana belgeledikleri yüzlerce yerleşimci şiddeti vakasının yalnızca yüzde 2’sinde dava açıldığını duyurdu.

Son iki yılda Batı Şeria’da, aralarında aktivist Ayşenur Ezgi Eygi’nin de bulunduğu bazı ABD vatandaşları, İsrail güçleri ya da yerleşimciler tarafından öldürüldü.


Tunuslu bir milletvekili, Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
TT

Tunuslu bir milletvekili, Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)

Yerel medyaya göre Tunus'ta bir mahkeme dün Milletvekili Ahmed Seydani'yi, ülkenin son sel felaketinin ardından sosyal medyada Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırdı.

Seydani, bu ayın başlarında, Tunus'un çeşitli bölgelerinde altyapıya zarar veren sellere neden olan olağanüstü yağışların ardından Saïd'in iki bakanla yaptığı görüşmeyle ilgili Facebook'ta yaptığı, "Cumhurbaşkanı, yetki alanını resmi olarak yollara ve su borularına genişletmeye karar verdi. Görünüşe göre yeni unvanı Sanitasyon ve Yağmur Suyu Drenajı Başkomutanı olacak” yorumu nedeniyle tutuklandı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Seydani'nin avukatı Husameddin Bin Atya ajansa yaptığı açıklamada, müvekkilinin Telekomünikasyon Kanunu'nun 86. maddesi uyarınca yargılandığını ve bu maddenin “Kamu iletişim ağları aracılığıyla kasıtlı olarak başkalarına zarar veren veya huzurunu bozan herkesi” bir ila iki yıl hapis ve 100 ila 1.000 dinar (yaklaşık 300 avro) para cezası öngördüğünü söyledi.

Tunus'ta geçen ay 70 yıldan fazla süredir görülen en şiddetli yağışların ardından en az beş kişi hayatını kaybetti, birçok kişi ise hala kayıp durumunda.