Batılı ve İsrailli entelektüellerin Gazze savaşına bakışı

Çifte standartlar ve gelecek kaygısı karşısında şok yaşanıyor.

Batılı ve İsrailli entelektüellerin Gazze savaşına bakışı
TT

Batılı ve İsrailli entelektüellerin Gazze savaşına bakışı

Batılı ve İsrailli entelektüellerin Gazze savaşına bakışı

İmad el-Ahmed

“Frankfurt Kitap Fuarı'nda Slavoj Zizek konuşmasına izin verilirken, Filistinli bir yazar kazandığı ödülünden mahrum bırakıldı”.

Eski Malta Yazarlar Konseyi Başkanı, Maltalı yazar ve tarihçi Mark Camilleri, Frankfurt Uluslararası Kitap Fuarı 2023'ün, Filistinli yazar Adania Shibli'nin fuar, etkinlikleri kapsamında ödül verilmekten men edilmesiyle ilgili makalesine bu sözlerle başladı. Camilleri bu davranışı ‘saf ikiyüzlülük ve aldatmaca’ olarak nitelendirerek, fuar yönetiminin ‘sadece Batılılara ifade özgürlüğü ayrıcalığı tanıdığını, Arap dünyasından ve Asya'daki diktatör ülkelerden gelen yazarları ve muhalifleri görüşlerini ifade etmekten mahrum ettiğini’ söyledi. Camileri, Zizek'in şu anki Gazze savaşına ilişkin ciddi analizleriyle tamamen aynı fikirde olmasa da Filistinlileri Batılılarla eşit bir şekilde fuarın sağladığı platformlara katılma ve bunlardan yararlanma ayrıcalığından mahrum bırakırken, Batılıların Filistinlileri savunmasına izin vermenin tam bir ikiyüzlülük ve aptallık olduğunu vurguladı.

Bal peteği

Ünlü Sloven filozof Slavoj Zizek, 2023 Frankfurt Uluslararası Kitap Fuarı'nın açılış konuşmasını yaparken şu ifadeleri kullandı:

"Gazze'deki bu korkunç savaşa kitaplar olmadan çözüm bulamayız."

“Zizek, Filistinlilerin kendi topraklarını kimin çaldığını ve en temel insan haklarını kimlerin ellerinden aldığını kendi kararlarıyla ve yüksek sesle söyleyebilmelerine izin verilmemesi fikrini eleştirdi. Fuarın açılışında kendisinden önce yapılan konuşmalarda çoğunun yalnızca İsrail ve ‘Hamas’ hakkında konuştuğuna ve Filistinlilerden bir halk olarak hiç bahsedilmemesine şaşırdığını ifade etti.”

Zizek, elbette ki Hamas'ın saldırılarını kınadı, ancak herkesin en azından saldırıların gerekçelendirilmesi veya Hamas'ın savunulması suçlamalarına maruz kalmadan çatışmanın arka planını analiz etme hakkını savundu. Bu tür önlemenin hayal edebileceğimiz en kapsamlı toplum olarak tanımladığı ‘bal peteği’ toplumuna ait olduğuna dikkat çekti.

Slavoj Zizek, Filistinlilerin kendi topraklarını kimin çaldığını ve en temel insan haklarını kimlerin ellerinden aldığını kendi kararlarıyla ve yüksek sesle söyleyebilmelerine izin verilmemesi fikrini eleştirdi. Fuarın açılışında kendisinden önce yapılan konuşmalarda çoğunun yalnızca İsrail ve ‘Hamas’ hakkında konuştuğuna ve Filistinlilerden bir halk olarak hiç bahsedilmemesine şaşırdığını ifade etti.

Zizek, İsmail Heniyye'nin "Defolun gidin, burada yeriniz yok..." sözleri ile Binyamin Netanyahu'nun "İsrail, tüm vatandaşlarının ülkesi değil, yalnızca Yahudilerin ülkesidir" ifadelerini karşılaştırdı. Zizek konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Filistinliler, bir sorun olarak görülüyor. Kim bu insanlar ve hangi topraklarda yaşıyorlar, Batı Şeria'da mı, yoksa Birleşmiş Milletler'e (BM) üye 193 ülkeden 139'u tarafından tanınan Filistin Devleti'nde mi?”

Fotoğraf Altı: Filistinliler, Han Yunus Kampı’ndaki İsrail hava saldırısında yıkılan binaların enkazında hayatta kalanları arıyor. (EPA)
Filistinliler, Han Yunus Kampı’ndaki İsrail hava saldırısında yıkılan binaların enkazında hayatta kalanları arıyor. (EPA)

Eski İsrail liderlerinin daha dürüst, net ve açık sözlü olduğunu düşünen Slavoj Zizek, 1960'larda Filistin saldırılarına yanıt olarak yaptığı bir konuşmada Moşe Dayan'ın şu sözlerini hatırlattı:

"Bugün katilleri suçlamayalım. Onların ölümcül nefretimize karşı iddialarımız nelerdir? Onlar Gazze'deki mülteci kamplarında yaşıyorlardı... biz de onların büyüdüğü, atalarının gözlerinin önünde yaşadığı toprakları ve köyleri mirasımıza dönüştürdük."

Zizek'e göre, günümüzde hiçbir İsrailli yetkilinin böyle bir görüş bildirmesi mümkün değil.

Zizek, günümüzdeki İsrail hükümetinin radikalizminin, geçmişte ‘toprak karşılığı barış’ ve ‘iki devletli çözüm’ gibi konuların tartışıldığı dönemden çok daha fazla olduğunu düşünüyor. Örneğin, İsrail'in en yakın müttefikleri bile, İsrail'in Batı Şeria'da yeni yerleşim birimleri inşa etmemesi için baskı yapıyordu. Ancak günümüzde, İsrail hükümetinde, kendisi de terörist olarak kabul edilen ve orduda aşırı görüşleri nedeniyle görevden alınan Itamar Ben-Gvir gibi isimler görev yapıyor.

Zizek, konuşmasını, İsrailli yazar Yuval Noah Harari'nin daha önce ifade ettiği "İsrail diktatörlük devleti olma yolunda ilerliyor" görüşüyle bitirdi.

Biz Batı'da ve tüm dünyada apartheid rejimini, etnik temizliği ve Filistin halkının yok edilmesini meşrulaştırmayı amaçlayan yanıltıcı propagandanın kurbanlarıyız.

Yanis Varufakis

Modern kurbanlar

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre Slavoj Zizek'in bu yorumları, dünyanın dört bir yanındaki birçok entelektüelin, Gazze'deki son olaylara, siyasi propaganda ve ideolojik iddialardan etkilenmeyen farklı bir bakış açısıyla bakma çabasını yansıtıyor. Bu entelektüellerden biri de eski Yunan Maliye Bakanı ve ekonomist Yanis Varufakis’tir. Varufakis, Filistin Araştırmaları Enstitüsü'ne gönderdiği bir videoda, Filistin halkına destek verdiğini şu sözlerle ifade etti:

 "Şu an konuşurken dahi Filistin ve özellikle Gazze ciddi bombardımana maruz kalıyor. Dolayısıyla şimdi Filistin meselesini araştırmanın zamanı değil, Filistin halkının varlığını savunmanın zamanıdır."

 Varufakis, ‘kültürel olarak baskın Batı'nın modern kurbanlar ile modern olmayan kurbanlar arasında ayrım yaptığını’ vurguladı. Bu adaletsiz ölçüte göre Ukraynalı sivillerin Filistinli sivillerden daha önemli hale geldiğine dikkat çekti.

Fotoğraf Altı: İsrail'in saldırısının ardından Gazze semaları dumanla kaplandı. (Reuters)
 İsrail'in saldırısının ardından Gazze semaları dumanla kaplandı. (Reuters)

Varufakis, sadece Hamas'a odaklananlardan, Hamas savaşçılarının tamamen teslim olması durumunda Tel Aviv ve Washington'un başına gelebilecek ‘dehşeti’, bu durumda ABD’liler ve İsraillilerin tutumunun nasıl olacağını hayal etmelerini istedi. Varufakis, gerçek cevabın Batı Şeria'da olduğunu, çünkü orada Hamas'ın bulunmadığını, daha fazla ‘etnik temizlik ve iki devletli çözüm olasılığını ortadan kaldırmak için yoğun çabalar’ olduğunu belirtti.

Bu hükümet vatandaşları saldırılardan korumayı başaramadı. Ancak aynı zamanda, hesabını sormasını talep eden en sessiz sesleri bile sadece protestocu veya hatta İsrail'e ihanet edenler olarak görüyor.                                                                                                                          

Etgar Keret

İsrail içinden yazarlar

Peki, İsrailli yazarlar son olaylara nasıl bakıyorlar? 1965'te Tel Aviv'de doğan, çok sayıda ödüllü roman yazarı ve iki devletli çözümün destekçisi avukat Yishai Sarid, Deutsche Welle'ye (DW) halkının psikolojisini, günlük yaşamlarını etkileyen dış faktörleri ve kişiliklerini şekillendiren iç faktörleri analiz ederek şunları söyledi:

"Savaş tehdidi altında yaşamak, şiddet ve korkunun kullanılması, psikolojik yapımızın, ulusal ruhumuzun ve kişiliklerimizin temel bir parçasıdır."

Netanyahu'nun askeri ve siyasi politikasını eleştirerek, ‘tam bir başarısızlık’ olarak nitelendiriyor.

İsrailli yazar Lizzy Doron, muhafazakâr kesimlerde pek popüler olmasa da İsrail'in uzun süredir Filistinli ‘komşularına’ karşı açık olmamasının bir hata olduğuna inanıyor. Doron, DW'ye verdiği bir röportajda, İsrail hükümetinin politikasını ve ülkedeki sağcı ve aşırılıkçı Ortodoks baskı gruplarının siyaset üzerindeki kontrolünü kınadı. Bu gruplar, diyalog önündeki engelleri aşmak ve kabul edilebilir çözümler bulmak için yıllarca süren çabaları baltaladı. Doron, ‘seçilmiş halk’ kavramını açıkça kınadı ve daha fazla insanlığa ihtiyaç olduğunu vurguladı. Halkına ve hükümetine şu tavsiyede bulundu: "Felakete rağmen kendimizi aramamız gerekiyor."

Fotoğraf Altı: Gazze Şehri'nin tahliyesi sırasında bir kadın yıkılmış binaların önünden geçiyor. (EPA)
Gazze Şehri'nin tahliyesi sırasında bir kadın yıkılmış binaların önünden geçiyor. (EPA)

Etgar Keret, 25 farklı dilde yayınlanan kitaplarıyla dünyanın dört bir yanında tanınan, İsrailli çağdaş edebiyat dünyasının yıldızı, üniversite profesörü, yazar, yönetmen ve yapımcı. Bir kısa hikâyesinde geçen ünlü ifadesinde "Gelecek füze bizi her an vuracaksa, bulaşık yıkamanın ne anlamı var?" diye soruyor. Keret, Fransız haftalık dergisi ‘Le Point’ ile yaptığı röportajda şunları söyledi:

“Ordu ve hükümet her şeyden sorumludur ve bu hükümetin olup bitenlerden herhangi bir sorumluluk üstlenebileceğini düşünmek saçma. Bu hükümet vatandaşları saldırılardan korumada başarısız oldu, ancak aynı zamanda, hesabını sormasını talep eden en sessiz sesleri bile sadece protestocu veya hatta İsrail'e ihanet edenler olarak görüyor. Bugünkü gibi zor ve aşırılık dolu bir ortamda sanatın herhangi bir rolü donar.”

İsrail daha sağcı ve ırkçı olacak, kutuplaşma ve iç bölünme artacak, en radikal ve nefret dolu önyargılar ile klişeler güçlenecek.

David Grossman

2017 yılında Man Booker Uluslararası Ödülü'nü kazanan İsrailli yazar David Grossman, ABD gazetesi Financial Times'ta yayınlanan bir makalesinde, Netanyahu'nun komik oyunlarını Romanya diktatörü Nicolae Ceaușescu'nun davranışlarına benzetti. Netanyahu'nun, gerçek çatışmanın temelini görmezden gelerek aradığı barışın, zenginlerin barışı olduğunu savundu. Grossman, geleceğe dair tahminlerde bulunarak, 'İsrail daha sağcı ve ırkçı olacak, iç kutuplaşma ve bölünme artacak, önyargılar ve en aşırı ve nefret dolu yönlere doğru iten en uç kalıplar güçlendirilecek' dedi.

Küresel ret

Bu son savaşın kültürel düzeydeki dikkate değer dönüm noktalarından biri, 17 Ekim'de iki binden fazla İngiliz film yapımcısı, sanatçı, oyuncu, küratör ve oyun yazarının Gazze'deki soykırıma karşı İngiliz hükümetine imzaladığı açık mektuptu. Mektupta şu ifadelere yer verildi:

"Hepimiz gerçek bir suç ve felaketi izliyoruz. İsrail, Gazze Şeridi'nin büyük bir bölümünü yıkıntıya çevirdi ve 2,3 milyon Filistinlinin su, elektrik, gıda ve ilaç tedarikini kesti. Birleşmiş Milletler İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı'nın ifadesiyle, ölüm hayaleti bölge üzerinde dolaşıyor."

Katliamı durdurmak amacıyla yayınlanan mektupta ayrıca şu ifadeler yer aldı:

"Gazze'nin yok edilmesine ve Filistin halkının kitlesel olarak yerinden edilmesine karşı küresel hareketi destekliyoruz. Hükümetimize İsrail düşmanlıklarına verdiği askeri ve siyasi desteği sonlandırması çağrısında bulunuyoruz. Derhal ateşkes sağlanması ve Gazze'ye insani yardımların hiçbir engel olmadan girebilmesi için kapıların açılmasını talep ediyoruz." 

Ayrıca, 20 Ekim 2023 tarihinde, Gazze'deki soykırım tehlikesine dikkat çeken ve ateşkes çağrısında bulunan bir başka açık mektubu 8 binden fazla sanatçı ve kültür çalışanı imzaladı.

Bu açık mektuplar, dünyanın her yerinden isimleri içeriyordu ve Gazze'deki İsrail ablukasına ve on binlerce cana mal olması beklenen kara saldırısına karşı milyonlarca insanın öfkesini yansıtıyordu.

ABD menşeili Yahudi kuruluşu ‘If Not Now’, İsrail'in ayrımcı rejimine yönelik ABD desteğinin sona ermesini ve eşitlik, adalet ve herkes için müreffeh gelecek talep eden bir açıklama yayınladı. "If Not Now", X (eski adıyla Twitter) platformunda yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

"Masum sivillerin öldürülmesini şiddetle kınıyoruz ve her dakika daha fazla kurban verirken Filistinliler ve İsraillilerde yaşanan kayıplardan derin üzüntü duyuyoruz. Bu kurbanların kanları İsrail hükümetinin, onu finanse eden ve taşkınlıklarını meşrulaştıran ABD hükümetinin ve Filistinlilere uygulanan onlarca yıllık baskıyı görmezden gelen her uluslararası liderin ellerini kirletiyor. Bu baskının yol açtığı endişeleri hafife alan veya devam eden bağlamı görmezden gelen herkes, sadece daha fazla kan dökülmesine şaşıracak."

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.