İsrail, Şifa Hastanesi’nin proje planlarını nasıl elde etti?

Gazze Şeridi’ndeki Şifa Hastanesi, son birkaç gün içinde dünyanın en çok tanınan hastanesi haline geldi

Yerinden edilen Filistinlilerin Şifa Hastanesi kompleksinin bahçesinde kurdukları derme-çatma çadırlar (Reuters)
Yerinden edilen Filistinlilerin Şifa Hastanesi kompleksinin bahçesinde kurdukları derme-çatma çadırlar (Reuters)
TT

İsrail, Şifa Hastanesi’nin proje planlarını nasıl elde etti?

Yerinden edilen Filistinlilerin Şifa Hastanesi kompleksinin bahçesinde kurdukları derme-çatma çadırlar (Reuters)
Yerinden edilen Filistinlilerin Şifa Hastanesi kompleksinin bahçesinde kurdukları derme-çatma çadırlar (Reuters)

Londra: Majalla

Gazze Şeridi’ndeki Şifa Hastanesi, İsrail ordusu tarafından yapılan saldırının ardından basında yer alan haberlerin ilk sırasına yerleşti.

İsrail ve müttefiki olan ABD, Hamas Hareketi’ni Şifa Hastanesi kompleksinde silahlar ve askeri tesisler gizlemekle suçlarken Hamas, bu iddiayı reddediyor.

Şifa Hastanesi’nin hikayesi ne? İsrail hastane planlarını nasıl ele geçirdi?

Gazze Şeridi'nin en büyük hastanesi olan Şifa Hastanesi, Gazze’deki küçük bir balıkçı limanından birkaç yüz metre uzakta, sahildeki mülteci kampı ile Rimal mahallesi arasında yer alıyor. Hastane kompleksi binalardan ve avlulardan oluşuyor.

Birleşmiş Milletler (BM) tahminlerine göre, günlerdir İsrail tankları tarafından kuşatılmış durumda olan Şifa Hastanesi’nde hastalar, sağlık personeli ve yerinden edilenler olmak üzere en az 2 bin 300 kişi bulunuyor. Bundan birkaç gün önce henüz hastane çevresinde çatışmalar patlak vermemişken, 7 ekimden bu yana Gazze Şeridi’ne yönelik yoğun bombardımandan korunmayı ümit eden yerinden edilen on binlerce insan, diğer sağlık ve eğitim kurumlarının yanı sıra buraya sığınmıştı.

Şifa Hastanesi, 1946 yılında Filistin'deki İngiliz mandası sırasında, İngiltere'nin buradan çekilmesinden iki yıl önce inşa edildi. Hastane, 1948 savaşından sonra Mısır'ın Gazze’yi yönettiği neredeyse yirmi yıl boyunca varlığını sürdürdü.

Şifa Hastanesi’nin sağlık personeline göre, 14 Kasım Salı günü itibarıyla hastanede 36 prematüre bebek tedavi altındaydı. Sağlık personeli, İsrail'den bebeklerin tahliyesi için küvöz sağlanmasını istemesine rağmen bu nakil için net bir mekanizmanın ortaya konulmadığını söylediler.

Prematüre 39 bebekten üçü, bu hafta küvözleri çalıştıran jeneratörlerin yakıtının bitmesi nedeniyle hayatını kaybetti.

Şifa Hastanesi Müdürü Muhammed Ebu Silmiyye, 14 Kasım Salı günü yaptığı açıklamada, kompleksin avlusundaki toplu mezara en az 179 kişinin gömüldüğünü söyledi. Ebu Silmiyye, hastane bahçesine defnedilenler arasında elektrik kesintisi sonucu küvözlerin çalışmayı durdurması nedeniyle hayatını kaybeden yedi prematüre bebeğin de olduğunu aktardı.

Şifa Hastanesi’nin tarihi

Şifa Hastanesi, 1946 yılında Filistin'deki İngiliz mandası sırasında, İngiltere'nin buradan çekilmesinden iki yıl önce inşa edildi. Hastane, 1948 savaşından sonra Mısır'ın Gazze’yi yönettiği neredeyse yirmi yıl boyunca varlığını sürdürdü.

İsrail, 1967 yılında Gazze Şeridi'nin kontrolünü ele geçirip işgal etti. Hastane, Gazze Şeridi'nin kontrolü Hamas'a geçinceye kadar uzun bir süre önemli bir yer olarak kaldı. Çok sayıda Filistinli, İsrail ordusuyla yaşanan çatışmalar sırasında bu hastaneye sığınıyordu.

asdwef
Şifa Hastanesi kompleksine giren İsrail askerleri, 15 Kasım 2023

İngiltere merkezli Times gazetesi, 1971 yılında, hemşireler odasındaki yatağın altına saklanan Filistinli bir silahlı adam ile hastaneyi arayan İsrail askerleri arasındaki silahlı çatışmayı haberleştirdi.

Ardından ABD merkezli New York Times (NYT) gazetesi,1987 yılında, İsrail’in Filistin topraklarını işgaline karşı başlatılan Birinci İntifada’nın ilk haftasında, yüzlerce Filistinlinin hastanenin çevresini saran İsrail askerlerine ‘Ya gelip bizi öldürün ya da gidin’ sloganları atarak taş attığı çatışmaların yaşandığını duyurdu.

İsrail basınında çıkan haberlere göre, İsrailli mimarlar, 1980'lerde hastanenin yenilenmesi ve yeniden inşası sürecini denetledi. İsrail Mimarlık Arşivi'nin (The Israel Architecture Archive/IAA) kurucusu Zvi Elhayani, İsrail’in günlük gazetelerinden Yedioth Ahronoth gazetesinin internet sitesi için kaleme aldığı makalede, “İsrail, ABD’nin desteğiyle hastane kompleksini yenilemek ve genişletmek için bir proje başlattı. Bu proje aynı zamanda zemininde beton bir yer altı mekanı inşasını da içeriyordu. Hamas, son yıllarda yaşanan talihsiz bir olay sonucu bu yer altı mekanını ele geçirdi” ifadelerini kullandı. Ancak Elhayani, iddiasını destekleyecek herhangi bir kanıt sunmadı.

İsrailli güvenlik uzmanı Roni Shaked, İsrail televizyon kanalı Makan’a yaptığı açıklamada, 43 yıl önce Şifa Hastanesi’nin genişletilmesi çalışmalarını yerinde takip ettiğini söyledi. Hastanenin genişletilmesi projesinin İsrail ordusunun gözetiminde İsrailli bir mühendislik firması tarafından üstlenildiğine dikkati çeken Shaked, Şifa Hastanesi ile Yeşil Hat (1947 Öncesi Sınırlar) içinde yer alan İsrail’in Hadera şehrinde bulunan bir hastane ile arasında projelerinin aynı firma tarafından hazırlanmış olması nedeniyle büyük benzerlik olduğunun altını çizdi.

Shaked, Şifa Hastanesi altındaki yer altı ‘sığınaklarının’ İsrail merkezli bir mühendislik şirketi tarafından tasarlandığını ve Filistin Yönetimi'nin 1994 yılında Oslo Anlaşmaları kapsamında Gazze Şeridi'nin yönetimini devralmasından önce İsrail ordusu tarafından kullanıldığını açıkladı. Bu da Shaked’in de kabul ettiği üzere İsrail ordusunun Şifa Hastanesi’nin tüm iç ve yer altı yapıları hakkında ayrıntılı plan şemalarına sahip olduğu anlamına geliyor. Ancak Shaked’e göre İsrail, Hamas'ın Şifa Hastanesi altındaki sığınakları başka bir yere giden yeni tünellere bağlayıp bağlamadığını bilmiyor.

cdfergt
Şifa Hastanesi kompleksinde ‘tıbbi malzeme’ yazan kutuların yanında duran bir İsrail askeri, 15 Kasım 2023 (Reuters)

Fetih Hareketi’ne (El Fetih) bağlı Filistinli güvenlik güçleri, 1994 yılında Oslo görüşmeleri sırasında Filistinlilere Gazze'de sınırlı bir özyönetim hakkı verildiğinde hastanenin çatısına Filistin bayrağı çekti.

Hastanenin fiili kontrolü, 2006 yılındaki seçimlerde El Fetih karşısında zafer kazanan Hamas Hareketi’ne devredildi. Hamas, daha sonra 2007 yılında Gazze’deki askeri nüfuzunun kapsamını genişletti.

El Fetih ile Hamas arasında, Hamas’ın Gazze Şeridi'nin kontrolünü elde etmesine kadar devam eden süreçte yaşanan iktidar mücadelesi sırasında hem Şifa Hastanesi hem de diğer hastaneler, her iki tarafın üyelerinin, karşı tarafın yaralılarına zarar vermeyeceği bir ateşkes formülüyle tedavileri için kullanıldı.

İsrail daha önce Hamas üyelerinin, Şifa Hastanesi kompleksindeki gizli bölgelerde saklandığını öne sürmüştü. Tel Aviv, aynı iddiayı bin 400'den fazla Filistinlinin ve 13 İsraillinin öldürüldüğü 2008-2009 savaşında da ortaya attı.

Baskın ve geri çekilme

İsrail askerleri, çarşamba sabahı Şifa Hastanesi'ne baskın düzenledikten hemen sonra içeridekilerden teslim olmalarını istedi. Hoparlörler aracılığıyla 16 yaş ve üzeri tüm genç erkeklere, elleri havada hastane kompleksinin dışına çıkıp teslim olma çağrısı yaptı.

Birkaç gün önce işini yapmak için hastaneye giden ve orada mahsur kalan bir gazeteciye göre, hastanenin yanık, doğum, ameliyat ve diyaliz bölümlerinden Filistinli erkekler ellerini havaya kaldırarak sırayla dışarıya çıktı.

İsrail ordusundan üst rütbeli bir yetkili, İsrail güçlerinin Şifa Hastanesi’nde silah bulduklarını açıkladı, fakat Hamas bu açıklamayı yalanladı.

Şifa Hastanesi kompleksinin avlusunda yaklaşık bin kişinin ellerini havaya kaldırdığını gördüğünü söyleyen gazeteci, askerlerin bazılarından kıyafetlerini çıkarmalarını istediğini aktardı. Gazeteci, bu sırada bazı askerlerin ise hastane koridorlarında dolaşıp farklı bölümlerdeki kadınların ve çocukların ağlama sesleri arasında bir odadan diğerine geçerken havaya ateş açtıklarını belirtti. Askerlerin iç çamaşırlarını tekrar giymelerini istediği yaklaşık yüz kişiyi tutukladığını ifade eden gazeteci, İsrail ordusunun akşam saatlerinde hastaneden çekildiğini ve tankların hastane çevresine yeniden konuşlandırıldığını kaydetti.

Öte yandan İsrail Ordu Sözcüsü Richard Hecht, CNN'e yaptığı açıklamada, hastanede herhangi bir silah bulunup bulunmadığını söylemedi. Hecht, daha sonra daha fazla bilginin sağlanacağını belirtti.

Hecht, şöyle devam etti:

Bölgede, hastanenin yakınlarında Hamas’a ait önemli bir altyapının olduğunu anlıyoruz. Muhtemelen hastanenin altında. Yani üzerinde çalıştığımız şey bu. Bu bize zaman kazandıracak. Bu karmaşık bir savaş.”

İsrail güçlerinin hastane içinde yalnızca belirli bir alana girdiğini açıklayan Hecht, “Kapsamlı bir baskın olmadı” diye ekledi.

Hecht, İsrail askerlerinin hastaneye girmesi öncesinde karşılıklı çatışmanın yaşandığını, ancak içeri girdikten sonra ‘hiç çatışmanın olmadığını’ kaydetti.

Öte yandan kimliğinin gizli tutulmasını isteyen İsrailli üst düzey bir yetkili, çarşamba sabahı gazetecilere yaptığı açıklamada, askerlerin hastanenin sağlık görevlileri ve hastaların bulunduğu yerden uzaktaki bir bölümde faaliyet yürüttüklerini söyledi.

Yetkili, sözlerine şöyle devam etti:

İsrail askerleri, halihazırda Hamas’a ait silahları ve diğer askeri altyapıları bulmuş durumda. Hamas’ın son bir saat içinde Şifa Hastanesi'ni karargâh olarak kullandıklarına dair somut deliller olduğunu gördük.”

wdfewf
İsrail ordusunun 15 Kasım'da yayınladığı ve Gazze'deki Hamas eğitim üssünde bulunduğunu iddia ettiği silahlara ait bir fotoğraf (Reuters)

Ancak Hamas, İsrail ordusunun iddialarını yalanladığı açıklamada şunları söyledi:

Siyonist işgalin Şifa Hastanesi kompleksi içinde silah bulduğu iddiası, Gazze'nin sağlık sistemini yok etmeye yönelik işlediği suçu meşrulaştırmaya çalıştığı yalan ve ucuz propagandanın devamından başka bir şey değildir.

İsrailli yetkili ise “Bu çok spesifik ve kesin bir süreçtir. Askerlerimiz oldukça büyük bir yer olan hastane kompleksinin belirli bir bölgesinde bulunuyor” dedi. Hastane baskınının ne kadar daha süreceğine değinmekten kaçınan yetkili, “Askerlerimiz aldığımız istihbarata dayanarak yavaş ve bilinçli bir şekilde ilerliyor” şeklinde konuştu.

Dünya Sağlık Örgütü, salı günü yaptığı açıklamada, Gazze'de bombardımanların yanı sıra ciddi bir boyuta ulaşan yakıt sıkıntısı nedeniyle 36 hastaneden 22'sinin hizmet dışı kaldığını duyurdu.

İsrailli yetkililer, daha önce Gazze'deki 240 İsrailli rehinenin bir kısmının hastanelerin alt bölümlerinde olabileceklerini açıklamıştı. Ancak Şifa Hastanesi baskınında ana hedefin rehineler olmadığını söyleyen ordu sözcüsü Hecht, “(Bu baskında) bilgi edinmeye ve hakkında istihbarat sahibi olduğumuz bazı askeri imkanları ortadan kaldırmaya odaklandık” dedi.

Kimliğini gizli tutan İsrailli askeri yetkili, İsrail askerlerinin hastaneye girmeye çalıştığı sırada hastanenin dışında çıkan çatışmada dört silahlı kişinin öldürüldüğünü açıkladı.   Askerlerin arama yaptıkları bölgede buldukları kişileri sorguya çektiklerini belirten yetkili, “Bildiğim kadarıyla içlerinden biri Hamas üyesiydi” diye konuştu.

Öte yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, çarşamba günü İsrail ordusunun Şifa Hastanesi'ne düzenlediği baskının ardından yaptığı açıklamada, ‘Gazze'de ulaşamayacakları hiçbir yer olmadığını’ vurguladı.

htyjuk
El Aksa Şehitleri Hastanesi acil servisinde yaralı Filistinli bir kadın, 15 Kasım 2023 (AFP)

Burada Şifa Hastanesi’nin çatışmalar sonucunda Gazze Şeridi'nde zorluklarla karşılaşan tek hastane olmadığı belirtilmeli. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından salı günü yapılan açıklamaya göre, Gazze'deki 36 hastaneden 22'si bombardımanların yanı sıra ciddi yakıt sıkıntısı nedeniyle hizmet dışı kaldı.

Kırk gün sonra ilk kez çarşamba günü Mısır'dan bir akaryakıt kamyonu Refah Sınır Kapısı üzerinden Gazze Şeridi'ne girdi. Mısırlı bir kaynak, sevkiyatın ‘Birleşmiş Milletlere (BM) ait yardım tırlarının yakıtı bittiği için çalışamaz hale gelmesinin ardından Gazze’ye yardımların girişini kolaylaştırmak amacıyla gönderildiğini’ açıkladı. BM Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) ise ‘Gazze’ye giren yakıtın asla yeterli olmadığını’ kaydetti.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra Merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Refah Sınır Kapısı yaklaşık 20 aydır süren kısıtlamaların ardından bir atılım bekliyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
TT

Refah Sınır Kapısı yaklaşık 20 aydır süren kısıtlamaların ardından bir atılım bekliyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)

Yaklaşık 20 aydır İsrail ordusu tarafından kapalı tutulan Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına ilişkin beklenti sürüyor. Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas’ın kapının bu hafta açılacağını açıklamasının ardından gözler, konuyu ele almak üzere toplanacak olan Binyamin Netanyahu hükümetine çevrildi.

Söz konusu sınır kapısının, 7 Ekim 2023’te başlayan savaş öncesinde olduğu gibi Filistinlilerin düzenli şekilde giriş ve çıkış yapabildiği bir noktaya dönüşmesi bekleniyor. Şarku’l Avsat’a konuşan bir uzmana göre, yaklaşık 20 ay süren İsrail kısıtlamalarının ardından açılış kararının duyurulması, Gazze krizinin çözüm sürecindeki en büyük engel ve tıkanıklığın aşılması anlamına geliyor. Uzman, Refah Sınır Kapısı’nın ABD’nin İsrail üzerindeki baskılarıyla açılmasının muhtemel olduğunu, bunun ABD Başkanı Donald Trump’ın güvenilirliğinin zedelenmemesi açısından da önem taşıdığını ifade etti. Öte yandan Netanyahu’nun, paralel bir geçiş noktası oluşturulması, girişlerin tamamen engellenmesi ya da yeni kısıtlamalar getirilmesi gibi adımlarla süreci zorlaştırabileceği ihtimali de göz ardı edilmiyor.

Refah Sınır Kapısı’nın açılması maddesi, 10 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ilk aşamasında yer alıyor. Ancak Netanyahu, kapının açılmasına defalarca karşı çıktı; son olarak 6 Ocak’ta bu tutumunu yineleyerek, açılışı Hamas’ın elindeki son İsrailliye ait cesedin teslim edilmesi şartına bağladı. Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari ise o dönemde Doha’da düzenlenen basın toplantısında, “Siyasi şantajı reddediyoruz. Refah Sınır Kapısı’nın açılması için ortaklarla temaslar sürüyor” açıklamasında bulundu.

ABD, ocak ayı ortasında Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından yapılan açıklamada, planın ikinci aşamasına geçildiğini duyurdu. Bu aşamada, İsrail’in Gazze Şeridi’nden askerlerini çekmesinin ve Hamas’ın bölgenin yönetiminden çekilmesinin öngörüldüğü belirtildi.

Ancak perşembe günü Davos’ta Barış Konseyi’nin ilan edilmesinden bu yana Refah Sınır Kapısı dosyasında yeni gelişmeler yaşanıyor. Yedioth Ahronoth gazetesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın, İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile bir araya gelerek Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını ve Gazze Şeridi’nin yeniden imar sürecinin başlatılmasını ele alacağını yazdı. Haberde, ABD tarafının, Washington’ın Ran Gvili’nin cesedini bulmak için azami çaba göstereceği taahhüdü karşılığında, İsrail’den kapıyı bu cesedin teslim edilmesinden önce açmasını talep ettiği kaydedildi.

İsrail Kanal 12 televizyonu da dün İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, bugün yapılması planlanan Güvenlik Kabinesi toplantısında gündemin Gazze olacağını ve Refah Sınır Kapısı’nın açılmasının ele alınacağını aktardı.

Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas, perşembe günü ABD Başkanı’nın himayesinde Barış Konseyi’nin ilanı sırasında yaptığı açıklamada, Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın bu hafta içinde iki yönlü olarak yeniden açılacağını duyurmuştu. İsrail medyası ise cuma günü, kapının her iki yönde açılacağını açıklama görevinin, ABD tarafından Komite Başkanı Ali Şaas’a verildiğini bildirdi.

efrgtyu
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan, Washington’ın, Barış Konseyi’nin ilanının ardından Başkan Donald Trump’ın güvenilirliğini korumak ve bir başarı elde etmek amacıyla Refah Sınır Kapısı’na ilişkin çıkmazı aşmak için baskı yapmasını beklediğini söyledi. Hasan, bunun Witkoff’un ziyareti ve bugün yapılacak toplantıyla da net biçimde görüldüğünü ifade etti.

Refah Sınır Kapısı’nın açılma ihtimali artarken, Arap basınında yer alan sızıntılar olası yeni engellere işaret ediyor. İsrail Yayın Kurumu, perşembe günü yayımladığı haberde, İsrail’in Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın işletilmesine ilişkin dosyayı netleştirdiğini ve mevcut kapının bitişiğinde, bizzat kendisinin işleteceği ‘Refah 2’ adlı ek bir geçiş noktası kuracağını bildirdi. Haberde, yeni kapının Şin-Bet tarafından denetleneceği, yüz tanıma sistemi ve kimlik kontrolünü içeren uzaktan İsrail güvenlik taramasına tabi olacağı belirtildi.

Hasan, İsrail’in her zamanki gibi sürecin başında engeller koyduğunu ve paralel bir kapı, sıkı aramalar ya da giriş-çıkış sayılarını kontrol etme gibi yöntemlerle her türlü girişimi sekteye uğratmak istediğini savundu. Hasan’a göre, Binyamin Netanyahu hükümeti, iktidarını sürdürmek amacıyla bu tür manevralara devam edecek.

Söz konusu engellerin, İsrail’in Mayıs 2024’te Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinden bu yana yaşananlardan çok da farklı olmadığı belirtiliyor. İsrail’in i24 News kanalı, geçtiğimiz aralık ayında, İsrail’in Refah Sınır Kapısı’nı Gazze’den Filistinlilerin Mısır’a çıkarılması için açma niyetini açıklamasının ardından, İsrail ile Mısır arasında sert bir diplomatik krizin patlak verdiğini aktarmıştı. Kahire bu adıma karşı çıkarak, ‘Refah Sınır Kapısı’nın tek yönlü açılmasının Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini kalıcı hale getireceği’ uyarısında bulunmuştu.

Ocak 2025’te varılan ateşkes anlaşmasının ardından, sınır kapısının açılmasına karar verilmesiyle Refah Sınır Kapısı üzerinden Gazze’den yaralı ve hastaların çıkışına izin verilmişti. Ancak söz konusu anlaşmanın Mart 2025’te İsrail kararıyla çökmesinin ardından kapı yeniden kapatıldı.

Refah Sınır Kapısı, Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki sınırda yer alan, insani yardımların bölgeye girişini ve yaralıların çıkışını kolaylaştıran hayati bir güvenlik hattı olarak değerlendiriliyor. İsrail’in 7 Mayıs 2024’te kapının Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinin ardından Mısır, bu konuda İsrail ile herhangi bir koordinasyon yürütmeyeceğini açıkladı. Kahire, bu tutumunu ‘işgalin meşrulaştırılmaması’ gerekçesine ve 2005 yılında Tel Aviv ile Ramallah arasında imzalanan, Refah Sınır Kapısı’nın Filistin Yönetimi tarafından işletilmesini öngören sınır kapıları anlaşmasına dayandırdı.

Hasan, söz konusu engellerin, İsrail’in Filistin tarafını kapatmasından bu yana izlediği politikanın bir devamı niteliğinde olduğunu belirterek, İsrail’in ekim ayında imzalanan Gazze anlaşmasının ilk aşamasında Refah Sınır Kapısı’nı açma taahhüdüne uymadığını ve bunu ‘asılsız gerekçelerle’ geciktirdiğini ifade etti. Hasan, Washington’ın baskılarının, arabulucuların çabalarına yanıt olarak İsrail kaynaklı tüm engellerin aşılmasında belirleyici olacağı öngörüsünde bulundu.


Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
TT

Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)

Amr İmam

ABD Başkanı Donald Trump, Mısır ve Etiyopya arasında Nil sularının paylaşımı konusunda uzun süredir devam eden anlaşmazlık konusunda arabuluculuk teklifinde bulundu; bu, ilk bakışta Kahire'ye yönelik olumlu bir jest gibi görünebilir. Nitekim Mısır, İsrail ile imzaladığı barışı onlarca yıldır korudu, hayati önem taşıyan Süveyş Kanalı'nı güvence altına aldı, güvenlik, istihbarat ve askeri iş birliği alanlarında Washington için önemli bir ortak olmaya devam etti ve kırılgan ancak devam eden Gazze ateşkesine ulaşılmasında önemli bir rol oynadı.

Ayrıca, dünya liderlerinin Barış Konseyi’nin yetkilerinin genişlemesi ve karar alma mekanizmalarının şeffaf olmaması konusunda endişelerini dile getirdiği bir dönemde, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin, etrafında dönen tartışmalara rağmen, yeni kurulan Barış Konseyi'ne katılma konusunda Trump'ın davetini kabul etmesi, bu oluşuma çok ihtiyaç duyduğu uluslararası meşruiyeti kazandırdı

Bununla birlikte, ABD'nin arabuluculuk teklifi, bölgede, Kızıldeniz kıyısında ve Afrika Boynuzu'nda jeopolitik dönüşümlerin hızlandığı, ittifakların değiştiği ve güç dengesinin yeniden şekillendiği bir anda geldi. Bu zamanlama, girişimin gerçekten on yıldan fazla süren bir anlaşmazlığı çözmeyi mi amaçladığı yoksa başka stratejik çıkarlara mı hizmet ettiğini sorgulamayı gerektiriyor.

Mısır-Etiyopya anlaşmazlığının merkezinde, Mısır'ın tatlı su kaynağı olan Nil Nehri'nin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde inşa edilen Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı yer alıyor. İnşaatına on yıldan fazla bir süre önce başlanmasından bu yana, milyarlarca dolarlık bu hidroelektrik projesi, bölgesel bir altyapı girişiminden Kahire'deki karar vericiler için sürekli bir endişe kaynağına ve zaten ciddi bir su kriziyle karşı karşıya olan 110 milyon Mısırlı için ufukta duran bir tehdide dönüştü.

Ağustos 2025'te tam kapasite faaliyete geçen baraj, Mısır'ın su güvenliğine doğrudan ve uzun vadeli bir tehdit oluşturuyor. Mısır, tatlı su ihtiyacı için neredeyse tamamen Nil Nehri'ne bağımlı ve mevcut uluslararası anlaşmalara göre uluslararası alanda kabul gören  55,5 milyar metreküp su payına sahip.

Ancak, barajın devasa rezervuarı, su akışında önemli aksamalara neden olabiliyor. Yıllar boyunca yapılan dolum sırasında Etiyopya, Mısır'a akacak olan muazzam miktarda suyu tuttu. Elektrik üretimine başlandıktan sonra bile, baraj Mısır'ın yıllık su payının önemli bir bölümünün akışını engellemeye veya kontrol etmeye devam ediyor.

Şarku’k Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Mısır Su Kaynakları ve Sulama Bakanı, mecliste yaptığı son konuşmada, devletin, su akışındaki azalmanın doğrudan etkilerinden vatandaşlarını korumak amacıyla, atık su arıtma tesislerinin genişletilmesinden deniz suyu arıtma kapasitesinin artırılmasına ve su tasarrufu projelerine yatırım yapılmasına kadar, krizi hafifletecek önlemler için on milyarlarca Mısır lirası harcadığını açıkladı.

Bu maliyetli önlemler şimdiye kadar şoku hafifletmeye yardımcı oldu, ancak Mısır uzun vadede çok daha büyük kayıplar ile yüzleşmeye hazırlanıyor. Normal hidrolojik koşullar altında, baraj mevcut su akışının azalmasına yol açtı. Kuraklık veya uzun süreli kıtlık dönemlerindeyse, ekonomide geniş çaplı bir aksama, tarım sektörünün çöküşü ve zaten dünyanın en çok su sıkıntısı çeken ülkelerinden biri olan Mısır'da ciddi su kıtlığı gibi yıkıcı sonuçları olabilir.

fgthy
Rönesans Barajı'nın açılış töreninde barajın önünde dalgalanan Etiyopya bayrağı, 9 Eylül 2025 (AFP)

Mısır, Eylül ve Ekim 2025'te, yağmur mevsiminde büyük miktarda suyun planlanmamış bir şekilde serbest bırakılması sonucu Nil Vadisi'nin geniş alanlarının, tarım arazilerinin ve köylerin sular altında kalması ile birlikte barajın kötü yönetiminin tehlikelerine dair erken bir uyarı almış oldu. Bundan kaynaklanan zarar ve kayıplar, devam eden iç savaşın devletin bu tür ani sellere hazırlanma veya bunları kontrol altına alma kapasitesini engellediği Sudan'da daha da şiddetliydi.

Değişen jeopolitik

Yıllardır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlığı Mısır devleti için varoluşsal bir tehdit olarak tanımladı. Kahire'nin krizi çözmek için harcadığı yoğun diplomatik çabalara rağmen, ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuk teklifi, bölgesel jeopolitik sahnede derin dönüşümlerin yaşandığı bir anda geldi; bu dönüşümler, Mısır'ın dizginleri ele geçirme eğiliminin giderek arttığını yansıtıyor.

Son on yılda Mısır, Addis Ababa'ya barajın işletilmesi konusunda bağlayıcı bir anlaşmaya varılması için baskı yapmak da dahil olmak üzere, mevcut tüm siyasi ve diplomatik yolları denedi. Bu yollar tükendiğinde, Kahire, Nil sularındaki hayati payını korumak ve Etiyopya'nın barajı siyasi bir şantaj aracı olarak kullanmasını önlemek için proaktif önlemler almaya başladı.

Etiyopya bu tür niyetlere sahip olmadığını defalarca belirtmesine rağmen, ülkenin elektrik ihtiyacını veya komşularına elektrik ihracatı kapasitesini çok aşan baraj, Afrika Boynuzu'nda ve belki de ötesinde su gücü politikasında yeni bir dönemi başlatmak üzere tasarlanmış gibi görünüyor.

Bu meydan okumaya karşılık olarak Mısır, Eritre ve Somali'den Cibuti, Kenya ve Uganda'ya kadar Etiyopya'ya komşu ülkelerle askeri iş birliği ve ortak savunma anlaşmaları ağı kurdu. Haritalar, Kahire'nin benimsediği bir çevreleme stratejisini açıkça gösteriyor ve bu Addis Ababa'ya, Mısır'ın can damarı olan Nil'in akışına herhangi bir müdahalenin Etiyopya'yı Kahire'nin askeri ve stratejik eylem alanına dahil edeceği mesajını veriyor.

Bu hamleler ayrıca Etiyopya'nın denizcilik emellerini dizginlemeyi ve tek taraflı deklare edilen Somaliland Cumhuriyeti'nde bir deniz üssü kurarak Kızıldeniz'e erişme girişimini engellemeyi de amaçlıyor. Buna paralel olarak Somali, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için Suudi Arabistan ile bir ittifak kurmak istiyor.

Bu ittifak eğer kurulursa, Mogadişu'daki merkezi hükümeti destekleyerek Somali devletinin dağılmasını önleyecek, federasyonun tüm toprakları üzerindeki otoritesini güçlendirecek, bölgesel güçlerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne açılan güney kapısında stratejik kazanımlar elde etmek için Somali kıyılarını kullanma girişimlerine karşı koyacaktır. Sonuç olarak, daha güçlü bir Somali, Etiyopya'nın denize yönelik emellerini sınırlayacak ve jeopolitik istikrarsızlıkla dolu bir arenada Mısır'ın konumunu güçlendirecektir.


Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
TT

Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, "devletin güç kullanımındaki tekelinden geri adım atmayacağız" diyerek, devletin "Litani Nehri'nin güneyindeki bölge üzerinde tam operasyonel kontrol sağladığını ve orada paralel bir askeri güç oluşturulamayacağını" belirtti.

Selam, Lübnan'ın "devlet otoritesini genişletmeyi ve savaş ve barışla ilgili karar alma gücünü geri kazandırmayı içeren Taif Anlaşması'nı uygulamaya kararlı olduğunu" vurgulayarak, "Litani Nehri'nin kuzeyi ve güneyi arasında hiçbir fark olmadığını; kanunun herkese uygulanacağını" ifade etti.

Selam'ın açıklaması, Fransa ziyaretinin sona ermesinin ardından dün Paris'teki Lübnan Büyükelçiliği'nden geldi. Salam, cuma akşamı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir araya gelmişti.

Büyükelçilikteki görüşme sırasında Selam, "Lübnan'a yatırım akışı, güvenliğin sağlanmasına ve bankacılık sektörünün reformuna bağlıdır" dedi. Ayrıca, "Başkan Macron'a mali açığı kapatma yasasının detaylarını sundum ve Uluslararası Para Fonu ile ilişkiler kurmada yeni bir aşamaya giriyoruz" ifadesini kullandı.