İsrail’in Filistin algısını değiştirme stratejisi

Sivillerin yerinden edilmesi doktrininin temellerinin İsrail’de Gazze savaşından önce atıldığı ortaya çıktı

Gazze Şeridi’nde bulunan Şifa Hastanesi’nde tedavi gören bir prematüre bebek (Reuters)
Gazze Şeridi’nde bulunan Şifa Hastanesi’nde tedavi gören bir prematüre bebek (Reuters)
TT

İsrail’in Filistin algısını değiştirme stratejisi

Gazze Şeridi’nde bulunan Şifa Hastanesi’nde tedavi gören bir prematüre bebek (Reuters)
Gazze Şeridi’nde bulunan Şifa Hastanesi’nde tedavi gören bir prematüre bebek (Reuters)

İsrailli yetkililer, Gazze'deki işgalin başlamasından bu yana ‘Filistin algısının değişmesi’ ifadesini, savaşın hedeflerinden ve aynı zamanda Filistinli sivillerin korkunç bir bedel ödediği askeri operasyonların gerekçelerinden biri olarak sık sık kullanıyorlar.

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın bir gün içinde yaklaşık bin sivilin öldürüldüğü Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki el-Fahura ve Tel ez-Zater okullarının hedef alındığı kanlı saldırıdan saatler sonra bu sözleri tekrarlaması tesadüf değil.

Bu saldırılar, (İsrail’in açıklamasına göre 5'i ölü, 9'u yaralı olmak üzere) çok sayıda İsrail askerinin ölümünden kaynaklanan şiddetli acının kanıtı olabilir. Saldırıların, Filistinlilerin kayıplarını azaltan uzak bölgelere yönelik baskınlarla yıkımın boyutunun azalmasından yaklaşık bir hafta sonra gerçekleşmesi, düşmanı şaşırtmayı amaçlayan askeri bir taktik gibi görünüyor.

Ancak bu savaşın ve bu büyük yıkımın bedeli başka bir sebebi olan ideolojik temellere dayanıyor. İsrailli Bakan Gallant, bu temelleri ‘Filistin algısını değiştirmek’ olarak tanımladı. Bu ifade ilk kez, İsrail İstihbarat Bakanlığı'nın hazırladığı ve geçtiğimiz ekim ayı sonlarında açıklanan, Gazze Şeridi'nde yaşayanların Mısır'a sürülmelerini tavsiye eden bir belgede yer aldı. Belgede, Gazze'nin geleceğine yönelik herhangi bir çözüme, Filistinlilerin algısındaki İsrail karşıtı kavramların ve inançların değiştirilmesini içeren bir kampanyanın eşlik etmesi gerektiğini vurgulayan bir paragraf yer alıyordu. Söz konusu kampanya ile Filistinlilerin algısının Hamas'ın İsrail'e saldırısının başarısızlıkla sonuçlandığı, yıkıma, kayıplara ve yerinden edilmelere yol açtığı, Hamas'ın DEAŞ ile aynı olduğu ve Nazi uygulamaları benimsediği şeklinde değiştirilmesi amaçlanıyor.

İsrail ordusu artık bir savunma ordusu değil, saldırı ordusu

Aynı ifade 2018 yılında İsrail Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan araştırmada, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eizenkot’un çok cepheli bir savaştan bahsettiği sözlerinde geçiyor. Burada Eizenkot, Gazze'deki savaşı yöneten İsrail Savaş Konseyi’nin beş üyesinden biri olduğu belirtilmeli.

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, 28 Ekim'de Başbakan Binyamin Netanyahu ile düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, 28 Ekim'de Başbakan Binyamin Netanyahu ile düzenlediği basın toplantısında (Reuters)

O sıra İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu, savunma bakanı ise Avigdor Lieberman'dı. Hamas ve Hizbullah'la aynı anda mücadele etme planı yapıldı. Toplantı sırasında hem Hamas’ın hem de Hizbullah’ın üslerinin nüfusun yoğun olduğu kentlerde olması nedeniyle siviller meselesi gündeme geldi. İsrail ordusunun savunma savaşı kapsamında mahalleleri bombalamak zorunda kalması nedeniyle, sivillerin savaşın çıkması durumunda büyük zarar görecekleri konusunda uyarılması kararlaştırıldı.

Dönemin önde gelen güvenlik uzmanlarından biri olan Dr. Yair İnspiker, sağ çizgideki Meda internet sitesi için kaleme aldığı bir makalede, sivilleri ‘başka bir açıdan vurmanın’ önemini vurguladı. Düşmanın, İsrail'in saldırı değil savunma doktrinini takip ettiğini anladığını ve doktrininin değişmesi gerektiğini söyledi. Makalesinde düşmanın, İsrail’in saldırı değil, savunma doktrinini takip ettiğinin farkında olduğunu ve bu doktrininin değişmesi gerektiğini belirten Dr. İnspiker, İsrail ordusunun ‘bir savunma ordusu’ olduğu düşüncesinin yanlış olduğunu, artık bir ‘saldırı ordusu’ haline geldiğini ve operasyonlarının yıkıcı olacağının anlaşılması gerektiğini vurguladı. Dr. İnspiker, İsrail ordusunun savaş başlatmasını ve saldırıya uğramayı beklememesini, adını resmi olarak değiştirmesini ve kendisine ‘savunma ordusu’ demeyi bırakmasını önerdi.

12 Kasım'da ABD’nin San Francisco eyaletindeki Kaliforniya şehrin düzenlenen Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi sırasında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun protesto edildiği gösterilerde kullanılan bir pankart (Reuters)
12 Kasım'da ABD’nin San Francisco eyaletindeki Kaliforniya şehrin düzenlenen Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi sırasında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun protesto edildiği gösterilerde kullanılan bir pankart (Reuters)

Ancak bu önerileri kabul etmeyen Netanyahu, konuyla ilgili Lieberman'la fikir ayrılığı yaşadı. Lieberman'a göre Netanyahu, bağımsız bir Filistin devleti kurulmasına yönelik müzakerelerin engellenmesinin en büyük garantörü olan Filistinliler arasındaki bölünmeyi artırmak amacıyla Hamas’ı güçlendirmeyi seçti. 2005 yılında Gazze’den söz ederken Filistin algısının değişmesinden bahseden Netanyahu, yine o dönemde katıldığı Kudüs Konferansı’nda yaptığı konuşmada Oslo Anlaşması’nda İsrail ve Gazze'den ayrılma planıyla ilgili resmedilen fikri, ‘kaçmanın mübah olduğu’ yönünde bir fikir olarak nitelendirdi.

Filistinliler İsrail hakkında bu yeni algıyla düşünmeye başlayana kadar onlara aşırı güç kullanarak saldırmaları gerektiğini söyleyen Netanyahu, “Araplar arasında farkındalığın, kültürün ve kavramların değiştirilmesi meselesi, Almanlar ve Japonlar arasındaki kavramların değiştirilmesinden daha zor” ifadelerini kullandı.

ABD’nin Japonya'nın Hiroşima kentine attığı ilk atom bombasının patlamasının ardından oluşan nükleer duman bulutu (Reuters)
ABD’nin Japonya'nın Hiroşima kentine attığı ilk atom bombasının patlamasının ardından oluşan nükleer duman bulutu (Reuters)

Dolayısıyla Netanyahu'nun Gazze savaşının başlarında Almanlar ve Japonlarla ilgili sözlerini yinelemesi tesadüf değildi. 2005 yılında Güney Tugay Komutanı ve Gazze Şeridi Sorumlusu olan Gallant, önceki akşam Netanyahu ve Benny Gantz'la birlikte katıldığı basın toplantısında Almanlar ve Japonlar hakkındaki sözleri bir kez daha tekrarladı. Ancak söz konusu açıklamalardaki sorun, ABD ve Batı ülkelerinin Almanya ve Japonya'daki algıyı değiştirmek için kullandıkları yöntemden kaynaklanıyor.

Tarihçilere göre Nazizmin kendilerine felaketler getirdiği ve Batı'nın Nazizm'i ezmekte kararlı olduklarını Almanların hafızasına kazıyan olayın 1945 yılının şubat ayında Almanya’nın Dresden şehrinin yıkılması ve 35 bin kişinin öldürülmesiydi. Japonya'daki algı ise ABD Hava Kuvvetleri'nin tarihteki ilk nükleer bombayı Hiroşima'ya atıp şehri tamamen yok etmesi ve 66 bin Hiroşimalıyı öldürmesinin yanı sıra 40 bin kişinin öldürüldüğü Nagazaki’ye ikinci bir atom bombası daha atıp şehri tamamen yerle bir etmesinden sonra değişti.

Bu yaklaşımı, ‘çocuktan al haberi’ atasözü üzerinden ele alırsak İsrail Tarım Bakanı Avi Dichter’in Gazze’de yaşanan İkinci Filistin Nekbesi'ne (Nekbe: 1948 yılında Filistinlilerin topraklarından sürülmesi, büyük felaket) ve Miras Bakanı Amihai Eliyahu’nun Gazze Şeridi'ne nükleer bomba atılmasına ilişkin açıklamalarına ve Yahudi yerleşimciler tarafından 26 Ekim’de Deyr İstiya köyünde dağıtılan ve üzerlerinde ‘Köylerinizi, kasabalarınızı bırakıp Ürdün’e gitmelisiniz. Eğer burayı terk etmezseniz, saldırıya uğrayacak ve zorla yerinizden edileceksiniz’ yazan broşürlerle ilişkilendirebiliriz. Sahada buna eşlik eden uygulamalardan sivilleri yok etme ve ezme planlarının İsrail'de çeşitli düzeylerde yeni bir trend haline geldiği sonucuna doğal olarak varabiliriz. Öyle görünüyor ki İsrailliler, kendilerine yönelik ‘saldıranları’ cezalandırmak için yeni bir Nekbe’yi daha hayata geçirmeyi ve kendilerini eleştiren Batı ülkelerinin liderlerine bu yöntemleri onlardan öğrendiklerini hatırlatmayı amaçlıyorlar.

Çarşamba günü Gazze'nin kuzeyinden yerinden edilenler, Selahaddin Caddesi üzerinden güneye yürürken (AP)
Çarşamba günü Gazze'nin kuzeyinden yerinden edilenler, Selahaddin Caddesi üzerinden güneye yürürken (AP)

İsrail eski Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı emekli General Giora Eiland, Hamas'ın suçlarından dolayı Filistinli sivilleri cezalandırmaktan utananlar ya da uluslararası toplumun İsrail'e karşı tepkilerinden korkanlara garantiler verdi. İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth’da dün yayımlanan makalesinde hükümeti Gazze'ye yakıt girmesine izin verdiği için eleştiren Eiland, “Uluslararası toplum bizi Gazze'de bir insani felaket ve ciddi salgın hastalıklar konusunda uyarıyor. Tüm zorluklara rağmen bundan korkmamız yasak. Gazze Şeridi'nin güneyindeki ağır salgınlar zaferi bize yaklaştıracak ve İsrail ordusu askerleri arasında bu hastalıklara yakalananların sayısını azaltacaktır. Hayır, bu başlı başına bir vahşet değil, çünkü karşı tarafın acı çekmesini amaç olarak değil, araç olarak destekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Önceki gün İsrail'in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği hava saldırısında ölenlerin Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Endonezya Hastanesi’nin önüne dizilen cesetlerini inceleyen Filistinliler (AP)
Önceki gün İsrail'in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği hava saldırısında ölenlerin Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Endonezya Hastanesi’nin önüne dizilen cesetlerini inceleyen Filistinliler (AP)

Gazze sakinleri Hamas'tır!

Eiland, makalesini şöyle sürdürdü:

“ABD’nin anlatımına göre Gazze'de iki grup insan var. Bunlardan birincisi acımasız teröristler ve dolayısıyla ölümün çocukları olan Hamas üyeleri. İkinci grup ise Gazze sakinlerinin çoğunluğu olan ve yapmadıkları bir hatanın bedeli olarak acı çeken masum siviller. Ancak bir diğer ve daha doğru olan anlatı, ‘İsrail’in bir terör örgütüne karşı değil, Gazze devletine karşı savaştığı’ anlatısıdır. Gazze devleti Hamas tarafından yönetiliyor. Bu örgüt, devletinin tüm yeteneklerini, nüfusunun çoğunun desteğini ve toplumun önde gelenlerinin Yahya Sinvar'ın liderliğine tam sadakat göstermelerini, onun ideolojisine tam destek vermelerini sağlamayı başardı. Gazze bu anlamda benzer bir icraatın vuku bulduğu Nazi Almanya'sına çok benziyor. Bu da durumu doğru bir şekilde açıklıyor. Buna göre çatışmanın da buna uygun bir şekilde yönetilmesi doğru olacaktır. Bize Sinvar'ın son derece kötü biri olduğu ve Gazze'deki sivillerin tamamı ölse umurunda olmadığı söylendi. Böyle bir tanımlama tam olarak doğru değil. Peki (zavallı) Gazzeli kadınlar kimler? Hepsi Hamas’ın katil üyelerinin anneleri, kız kardeşleri ve eşleri.”

Bu şekilde düşünen sadece Eiland değil. Tel Aviv Üniversitesi Orta Doğu Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eyal Zisser, ABD ve Avrupa'daki yüzbinlerce kişinin Gazze’deki çocukların, kadınların ve diğer sivillerin yanında olduklarını duyurmak için sokaklara dökülmesi karşısında son derece öfkeli. Prof. Zisser, eylemcileri, aşırı solcularla bağlantılı ve Avrupa'daki şehirlerin sokaklarında kıtanın 1920 yılında İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarından bu yana tanık olmadığı anti-Semitik yürüyüşler yapan Arap ve İslam dünyasından gelen asi bir göçmen çetesi olarak görüyor. İsrail gazetesi Israel Hayom’da dün yayımlanan makalesinde Prof. Zisser, kendi ülkelerinde gösteri yapan Arapları ‘cahil ve kana susamış provokatörler’ olarak tanımladı.



İsrail'in Gazze'ye saldırılarında yıkılan binaların enkazından 160 kişinin daha naaşı çıkarıldı

AA
AA
TT

İsrail'in Gazze'ye saldırılarında yıkılan binaların enkazından 160 kişinin daha naaşı çıkarıldı

AA
AA

İsrail saldırılarında Gazze'de öldürülenlerin sayısının son 24 saatte enkazdan çıkarılanlarla birlikte 160 kişi daha arttığı açıklandı.

Gazze'deki hükümetin Medya Ofisinden yapılan açıklamada, İsrail'in saldırılarında Gazze Şeridi'nde öldürülenlerin sayısının çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 15 bini aştığı belirtildi.

Açıklamada, İsrail'in saldırıları sonucu yıkılan binaların enkazından son bir günde 160 kişinin cenazesinin daha çıkarıldığı bildirildi.

Sivil savunma ekiplerinin, ekipman yetersizliğine dikkat çekilen açıklamada, ekiplerin kısıtlı imkanlarla enkaz altından hayatını kaybedenlerin cenazesini çıkarmaya çalıştığı aktarıldı.

Açıklamada, "insani aranın" başlamasının ardından Gazze'deki felaketin boyutunun ortaya çıktığına vurgu yapılarak, İsrail saldırılarında 50 bini tamamen yıkılan, toplamda 300 bin konutun zarar gördüğü ifade edildi.

Saldırılar başlamadan önce Gazze Şeridi'ne günlük 600 yardım tırının girdiği belirtilen açıklamada, 7 Ekim'den bu yana getirilen yardımların yetersiz olduğuna kaydedildi.

Açıklamada, Gazze'nin günlük 1000 tır yardıma ve 1 milyon litre yakıta ihtiyaç duyduğu vurgulandı.

Arap ve İslam ülkeleri ile uluslararası kuruluşlara seslenilen açıklamada, Gazze'de evleri zarar gören 250 bin kişinin barınma ihtiyacının karşılanması için "acil bir Arap ve İslami kurtarma planı oluşturularak" insani yardım çağrısında bulunuldu.

Açıklamada, sivil savunma ekiplerinin enkaz altından cenazeleri çıkarmak ve enkaz kaldırmak için gerekli ekipmanlara ihtiyaç duyduğu aktarıldı.


Bu akşam serbest bırakılacak 30 Filistinli esirin isimleri yayımlandı

Filistinli bir esir, Ramallah yakınlarındaki Ofer hapishanesinden serbest kaldıktan sonra bir aile üyesine sarılır (EPA)
Filistinli bir esir, Ramallah yakınlarındaki Ofer hapishanesinden serbest kaldıktan sonra bir aile üyesine sarılır (EPA)
TT

Bu akşam serbest bırakılacak 30 Filistinli esirin isimleri yayımlandı

Filistinli bir esir, Ramallah yakınlarındaki Ofer hapishanesinden serbest kaldıktan sonra bir aile üyesine sarılır (EPA)
Filistinli bir esir, Ramallah yakınlarındaki Ofer hapishanesinden serbest kaldıktan sonra bir aile üyesine sarılır (EPA)

İsrail ile Hamas arasında "insani aranın" iki daha gün uzatılması kapsamında İsrail hapishanelerinden bu akşam serbest bırakılacak 30 Filistinli esirin isim listesi yayımlandı.

Filistin Esirler Cemiyeti tarafından yapılan yazılı açıklamaya göre serbest bırakılacaklar arasında 15 kadın ve 15 çocuk bulunuyor.

Listedeki Filistinli esirlerin isimleri şöyle sıralanıyor:

Ahmed Nevvaf Niyaz Selayme

Mutez Hıdır Muhammed Hamis Selayme

Kassam Mahmud Musa Atun

Muhammed İmad İbrahim Atun

Adem Mahmud Muhammed Ebu Hamid

Hamza Raid Hamza Mağribi

Muhammed Memduh Kemal Hamed

Ali Mervan Fuad Alem

Mahmud Halil Ahmed Selayme

Nuh Nasır İbrahim Besiso

Muhammed Mahmud Hamamra

Yezen Hamza Şahir Affane

Malik Muhammed Arafat Diybe

Mumin Muhammed Nayif Salibi

Muhammed Ahd Yunus Şatara

Esil Semih Hıdır

Ayet Celal Muhammed Temimi

Ruba Fehmi Dar Asi

Hale Ömer Gannam

Şeza Muhammed Salih Bergusi

Lemis Mahir Ebu Arkub

Feyruz Abdullah Selame

Şeyma Ahmed Hindi

Hanin Ekrem Mesaid

Hulud Nidal Şitivi

Umeyme Abdullah Beşarat

Mirvet Munir Haşime

Mirvet Mahmud el-İzze

Menal Dudin

Sureyya Mahmud Ebul Heva

Listede serbest bırakılan esirlerin Filistin'in hangi kentinden olduklarına dair bilgiye yer verilmedi.

Hamas ile İsrail arasındaki esir takası mutabakatı

İsrail ile Hamas arasındaki çatışmalara 4 gün insani ara verilmesine ilişkin uzlaşma, 24 Kasım Cuma günü saat 07.00'de (TSİ 08.00) uygulamaya girmişti.

Bu kapsamda 4 günde Hamas'ın elindeki 50 İsrailli esire karşılık, İsrail hapishanelerindeki 150 Filistinlinin serbest bırakılması konusunda mutabakat sağlanmıştı.

Katar Dışişleri Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, Hamas ile İsrail arasında yürütülen arabuluculuk çalışmaları sonucu "insani aranın" 2 gün daha uzatıldığını duyurmuştu.


İsrail ve Hamas serbest bırakacakları 10 rehine ve 30 mahkumun isimlerini paylaştı

Filistinli bir mahkum Ramallah yakınlarındaki Ofer Hapishanesinden serbest bırakıldıktan sonra ailesinden birine sarılıyor (EPA)
Filistinli bir mahkum Ramallah yakınlarındaki Ofer Hapishanesinden serbest bırakıldıktan sonra ailesinden birine sarılıyor (EPA)
TT

İsrail ve Hamas serbest bırakacakları 10 rehine ve 30 mahkumun isimlerini paylaştı

Filistinli bir mahkum Ramallah yakınlarındaki Ofer Hapishanesinden serbest bırakıldıktan sonra ailesinden birine sarılıyor (EPA)
Filistinli bir mahkum Ramallah yakınlarındaki Ofer Hapishanesinden serbest bırakıldıktan sonra ailesinden birine sarılıyor (EPA)

Hamas hareketine yakın bir kaynak bugün AFP’ye, ateşkesin beşinci gününde 30 Filistinli tutuklu karşılığında Filistin hareketi tarafından tutulan on rehinenin adlarını içeren listelerin paylaşıldığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre kaynak, ateşkesin beşinci gününde 10 İsrailli ve 30 Filistinli tutuklunun isimlerinin hiçbir engel olmadan değiştirildiğini ifade ederek, değişimin aynı zamanda Gazze Şeridi'nde gözaltına alınan bir dizi yabancı işçiyi de kapsayacağını belirtti.

Daha önce Katar ve Hamas, Gazze'deki insani ateşkesin iki gün daha uzatılması konusunda anlaşmaya vardıklarını açıklarken, Filistin hareketi de Katar ve Mısır ile önceki ateşkesle aynı koşulların uzatılması konusunda anlaşmaya varıldığını doğrulamıştı.

Gazze Şeridi'nde Hamas hareketi ile İsrail arasında geçtiğimiz Cuma günü yürürlüğe giren dört günlük insani ara (geçici ateşkes), İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği ve yaklaşık 15 bin kişinin öldüğü ve 30 binden fazla kişinin yaralandığı saldırıları durdurdu.


Lübnan dilinde mezhepçilik alevlendi: Bu, yeni bir iç savaşın işareti mi?  

Lübnan’da 1975- 1990 yılları arasında patlak veren iç savaşın otuz üçüncü yıldönümü anılıyor (AFP)
Lübnan’da 1975- 1990 yılları arasında patlak veren iç savaşın otuz üçüncü yıldönümü anılıyor (AFP)
TT

Lübnan dilinde mezhepçilik alevlendi: Bu, yeni bir iç savaşın işareti mi?  

Lübnan’da 1975- 1990 yılları arasında patlak veren iç savaşın otuz üçüncü yıldönümü anılıyor (AFP)
Lübnan’da 1975- 1990 yılları arasında patlak veren iç savaşın otuz üçüncü yıldönümü anılıyor (AFP)

Joudy el-Asmar

Bir kenara bırakılan ‘çatışan kimlikler’ yarası, Lübnanlılar tarafından yeniden kaşınıyor; sanki iç savaş, 1990’da sona ermesine rağmen, insanlara her an alev alabilecek temas hatları aşılamış gibi. Lübnanlılar, Gazze’deki savaş ve çatışmaların kendileri üzerindeki etkisine ilişkin bugün yaşanan her türlü siyasi mesele veya kamusal söylem karşısında mezhepçi fanatizmlerini yeniden üretmekten çekinmiyor. Bu da Kahaleh’teki kamyon kazası (Ağustos 2023), Ayn er-Remmaneh olayları (Ekim 2021) ve Halde’de silahlı gerginlikler gibi hiçbir şeyin sivil mücadeleyi caydıramayacağı korkusunu sürdürüyor. Sosyal medyadaki sürekli linç kampanyasından bahsetmeye gerek yok.

Bu mezhepsel tezahürlerin yayıldığı bir ortamda Maruni Patriği Beşara er-Rai’nin son dönemdeki tavrı, krizin kaynağına ilişkin soruları gündeme getiriyor. Daha sonra ise Patrik, kamuoyu mantığının anlayamayacağı bir saldırı ve aşağılama kampanyasına maruz kaldı. İsraillilerle devam eden çatışmalar nedeniyle güneydeki köylerden uzaklaştırılanlar için kilise sinilerinde bağış toplanması çağrısı, Lübnan’daki mezhepler arasında bir yakınlaşmayı teşvik ediyor. Ya da tam tersi.

“Burası mezhepsel ve bölgesel bölünmeye dayalı Lübnan’dır” şeklindeki donuk inanç hiçbir şey sunmuyor. Kendi içinde bölünmüş Lübnan haritasını ve Hizbullah yanlısı kamuoyuyla tırmanan sorunu okumak gerekiyor. Peki mezhepler nasıl birleşir ve Lübnanlılar hangi nedenlerle hâlâ birbirlerine karşı bazı önyargılı görüşlere sahip? İç savaşın patlak vermesine yol açan tüm bu faktörler ışığında Lübnan, barış ve savaş arasındaki sınırı nasıl koruyor? Statükoyu değiştirebilecek bir ruh hali ve düşünce yaratan Lübnan’daki durumu yeniden canlandırmak mümkün mü?

Lübnan’daki Hıristiyan cemaati dikey bir bölünmenin hakimiyetinde ve bu da onun rolünü zayıflatıyor. ‘Vatandaki ortaklar’ sloganı görmezden geliniyor.

Maruni kilisesinin rolü

Tarihçi ve siyaset bilimi araştırmacısı Dr. İmad Murad, Patrik er-Rai’ye yönelik saldırı dalgasını yorumladı. Murad, Al-Majalla’ya yaptığı açıklama “Patrik’in çağrısının amacı, kurtarma planının teorik düzeyde kaldığı ve Lübnan’ın kapsamlı bir savaşı kontrol altına almaya hazır olmadığı ortaya çıktıktan sonra Lübnan devletinin başarısızlığını örtbas etmekti. Bu tavır, ihtiyaç sahibi ailelere destek olmak veya savaşlardan ve doğal afetlerden etkilenenlere yardım etmek için bir gün ayırmayı gerektiren bir kilise geleneğinden hareketle ortaya koyuldu” dedi.

Murad, saldırılara ve sözlü tacizlere verilen tepkileri iki kısma ayırırken, “Bazı insanlar anlayışsızlıktan dolayı duyguları tarafından yönlendiriliyordu ve bu, ortaya çıkan iftirayı açıklıyor ama haklı çıkarmaz. İkinci kısım ise hazır ve bilinçli bir tepkiyi bünyesinde barındırıyor. Çünkü bu, Patrik’in Hizbullah’ın silahları konusundaki tutumlarının reddedilmesinin, otoritenin yolsuzluğunun, Lübnan ordusunun güçlendirilmesinin, ordunun liderliği ve devletteki Hıristiyan konumlarından taviz verilmemesinin bir ifadesidir” şeklinde konuştu.

zxscdfr
Patrik Beşara er-Rai, 27 Şubat 2021’de destekçilerini selamlıyor (AFP)

Bu kapsamında Lübnan Hizbullahı destekçilerinin, 2022 yazında Piskopos Musa el-Hac’a karşı, ‘Nasıra kasabasına ulaşmak için Lübnan- Filistin sınırını geçmesi ve Lübnan’daki ihtiyaç sahibi ailelere kilise bağışlarını aktarması’ nedeniyle öne sürdüğü ihanet dalgasını ve işbirliği suçlamalarını hatırlayabiliriz.

Lübnan toplumunu oluşturan ideolojik bloklar arasındaki uçurum genişledikçe Murad, bir grup Lübnanlıyı ‘Hizbullah’ın yönelimlerini kabul etmeyen herkese İsrail için çalıştığı yaftasını yapıştırmaya’ iten suçlamadan üzüntü duyduğunu ifade etti. Bu saldırı, Maruni Kilisesi’nin tarih boyunca önemli olaylarda oynadığı bağımsız, kültürel ve sosyal rolü açığa çıkarıyor. Bu noktada Lübnan’ı genişletmek ve ele geçirilen toprakları geri vermek amacıyla 1919’da barış konferansına katılan Patrik Hovayek’i ve Patrik Arida’nın 1943’te tüm Lübnanlılar için Fransa‘dan bağımsızlık talebini hatırlayabiliriz.

Hıristiyan- Hıristiyan bölünmesi

Lübnan’daki Hıristiyan cemaati, araştırmacı Murad’ın ‘Hıristiyanlığın rolünü zayıflatan iç faktörler’ kategorisine yerleştirdiği dikey bir bölünmenin hakimiyetindedir. Ayrıca Hizbullah’ın sahip olduğu güç fazlasını örtbas etmek için içi boş bir akışkanlığı ifade eden ‘vatandaki ortaklar’ sloganını görmezden geliyor. Bu işlevsiz denklem, iki taraf arasında kalıcı gerginliklere zemin hazırlıyor.

Aynı şekilde Hıristiyan bölünmesini, ataerkil konumun kendi kendine zayıflaması olarak görüyor. Ona göre bu bölünme, Hıristiyan siyasi güçleri ve kendisine sadık halk tabanlarını harekete geçirerek taleplerini hayata geçirmesine yardımcı olacak baskı bloğuna sahip değil.

​Murad, Mar Mikhael Anlaşması’nın, iki tarafı olan Özgür Yurtsever Hareket ve Hizbullah arasındaki çıkar ilişkisine rağmen, Hıristiyan toplumunda yeni bir çatlak noktası oluşturduğunu belirtti. Çünkü onlar, açıkça İslam devleti kurmaya çalışan, Özgür Yurtsever Hareketin laikliğine aykırı bir partiyle ittifak yaptı. Bu durum, General Avn’ın 2005 seçimleri sırasında tüm mezheplerin temsilcilerini içeren bir liste oluşturma konusundaki istekliliğiyle de doğrulandı.

Murad, birbiriyle çatışan Hıristiyan ikiliklerinin yeni olmadığını ve bunun Yıpratma Savaşı (1990), Safra Savaşı (1980) ve Ehden katliamı (1978) da dahil iç savaştan (1975-1990) bu yana Lübnan’daki Hristiyan topluluğunu kemirdiğini dile getirdi.

Öte yandan İmad Murad, 2005’te Suriye işgaline son veren Sedir Devrimi, 1943’te Lübnan’ın bağımsızlığı ve 1919’da Büyük Lübnan devletinin ilan edildiği Versay konferansına katılım dahil Hıristiyan birliğinin ortak yarara hizmet ettiğini belgeleyen anlara da dikkati çekti.

Bu görüş, Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde yardımcı araştırmacı olan Vahib Maaluf tarafından da desteklendi. Öyle ki Maaluf, Hıristiyanların 1982’de Beşir Cemayel suikastından sonra ortaya çıkan ‘Hıristiyan hüsranını’ hatırlattığını söyledi. Ona göre General Mişel Avn’un dönüşü ve Lübnan Kuvvetleri’nin kurucusu Samir Caca’nın 2005 yılında hapishaneden serbest bırakılması, iktidar bloklarına bir umut ışığı vermiş olsa da bu umut hızla dağıldı.

İç savaşta olduğu gibi Hıristiyan tabanından yeni liderlerin yükselişini beklemediğini belirten Maaluf, geleneksel yapısının baskın kalmasının muhtemel olduğunu dile getirdi. Maaluf, “Lübnan’daki durumun değiştirilmesi, o dönemde savaş koşulları nedeniyle göç etmek zorunda kalan genç Hıristiyan diasporasıyla derin ilişkiler tarafından şekillendirildi. Ancak yurtdışındaki siyasi faaliyetlerini yoğunlaştırdı ve kadroları bugün egemen siyasi sınıfın parçası haline geldi. Savaş sonrası dönemde toplumsal dönüşümlerin haritasını çıkardı” dedi.

Hariri, Lübnan ulusal projesini yürüttü. Yakın zamana kadar Arap, Nasır ve Suriye uyruklu toplulukların yanı sıra Sünni toplulukların bağlarını değiştirmeyi başardı.

Sünniler ve denklemin dışı

Lübnan’daki Şii- Hıristiyan kutuplaşması, 7 Mayıs 2008 olaylarından sonra tırmanan Şii- Sünni kutuplaşmasıyla paralellik gösteriyor ve Suriye’deki savaş, bu durumu Sünniler arasında ‘mazlumiyet’ duygusu şeklinde güçlendirdi.

2022 parlamento seçimlerine katılım rakamları Sünnilerin acısının somut yüzünü gösteriyor. Öyle ki İçişleri Bakanlığı ve Belediyeler, Sünni çoğunluklu İkinci Kuzey Bölgesi’nde oy oranının 2018’deki yüzde 45’e kıyasla 2022’de yüzde 40’a, ülke genelinde ise yüzde 49’a düştüğüne dikkati çekti. Bu, Beyrut Birinci Bölge’deki Hıristiyanların ve azınlıkların katılımından sonra ikinci en düşük yüzde olarak sayılıyor.

“Lübnan’daki Sünniler, imrenilecek durumda değil” diyen Murad, bu durumun eski Başbakan Refik Hariri’nin 2005 yılında suikasta uğramasından bu yana moralin düştüğünü gösterdiğini vurguladı.

sxcdfe
Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri suikastının dokuzuncu yıldönümü anma töreni sırasında, 14 Şubat 2014 (AFP)

Bu suikast Murad’a göre son 18 yılda kimsenin doldurmadığı bir boşluğa neden oldu. Murad’a göre son 18 yılda hiç kimse Refik Hariri’nin yerini onun zekasına, karizmasına, dış ilişkilerine ve iş başarısına eşit bir kişiyle dolduramadı. Hariri, Lübnan ulusal projesi yürüttü ve yakın zamana kadar Arap, Nasır ve Suriye uyruklu toplulukların yanı sıra Sünni toplulukların bağlarını değiştirmeyi başardı. Sünniler bugüne kadar onun suikastının adaletsizliğini hissediyorlar. Çünkü bugün Lübnan, ulusal projeye suikast düzenleyenler tarafından yönetiliyor ve Hariri’ye suikast düzenleyenler de onlardı.

İç savaş ihtimali

Sokak çatışmaları, mezhepçi söylemlerin yoğunlaşması ve Filistinli-Suriyeli bileşenlerin varlığının yanı sıra federalizm talepleri de dahil olmak üzere yeni bir iç çatışmanın patlak vermesi için tüm faktörler mevcut. Bununla birlikte Lübnan’da iç savaş söylemi henüz olgunlaşmadı. Soru ise hâlâ geçerliliğini koruyor; Bu savaş çıkmadan Lübnan’ı her zaman iç savaşın eşiğinde kılan şey nedir?

İmad Murad, savaşa girme kararının siyasi aktörler tarafından alındığı ve Lübnan’daki ekonomik, mali ve siyasi çöküş göz önüne alındığında bunun hiçbir partiye faydası olmadığı yönündeki tarihin gidişatına güveniyor. Kendisi, savaştan kaçınma konusunda birleşen çeşitli güç dengelerinin iradesini analiz etti.

Mezhepsel gerilimin en güçlü tarafı olan ve Lübnan devletinin tüm eklemlerini kontrol eden Hizbullah, İran’ın desteğine ve 40 yıldır devam eden askeri hazırlıklarına rağmen savaşın kendisine zarar vereceğini biliyor. Kararı ise şu düşünceye dayanıyor; “Eğer Sünnileri zayıflatmak, Hıristiyanları yerinden etmek, Dürzileri bir azınlık grubuna sürüklemekse, ben projemi gerçekleştirmeyi başardım. O zaman savaş neden?”

Ayrıca iç savaşın uluslararası toplumu Hizbullah’a karşı askeri olarak harekete geçirebileceğini ve partinin varlığını tehdit edebileceğini belirtiyor.

Hizbullah, aynı zamanda son dönemdeki bazı anlaşmazlıklarda muhalif sokağın tepkilerini test edecek bir alan buldu. Ayrıca öyle görünüyor ki teslim olmadı ve Haldeh’te Araplar, Ayn er-Remmaneh’te Hıristiyanlar ve Raşaya’da Dürzilerle karşı karşıya gelebilir. Hizbullah, Lübnan’ın kendisinden uzak bölgelerde karmaşık ve kontrol edilemeyen bir arena olduğunun farkında. Lübnan, hâlâ dar ve farklı dokulardan nüfuz edilmesi zor mezhepsel coğrafyalardan oluşuyor.

Öte yandan silah ve güç açısından en zayıf taraf olan muhalefetin, iktidar fırsatını kaybetmesine neden olacağı ve uluslararası destekten yararlanamadığı için savaş istemediği açıkça görülüyor.

Muhalefet hiçbir siyasi konuda uzlaşı sağlayamıyorsa da onları birleştiren şey, Hizbullah’a atfedilen ‘yasa dışı silahların’ reddedilmesidir. Bu cephede Lübnan Kuvvetleri, Ketaib ve Özgür Yurtsever partilerinden 31 milletvekili, üç Değişim Bloğu milletvekili ve üç Yenilenme Bloğu milletvekili ve bazı bağımsızlar yer alıyor.

Murad, Dürzi ve Sünni halk tabanının muhalefete sempati duyduğuna dikkati çekiyor. Dürziler, 14 Mart ilkelerine yakın ve Velid Canbolat’ın Suriye hegemonyasına ve Lübnanlı müttefikinin silahlarına karşı tutumundan memnun. Ancak Sünni sokakları, özlemle Müstakbel Hareket’in popülaritesini harekete geçiren 14 Mart aşamasındaki ilk formunu bekliyor.

Araştırmacı Vahib Maaluf ise, iç savaş ile şimdiki zaman arasındaki iki karşıt kampta temel farklılıklar olduğu söylerken, bu durumun da yeni bir savaşın olmayacağına dair güvence verdiğini dile getirdi.

Maaluf, “Filistin silahlarıyla desteklenen Ulusal Hareket kampı ve lider Kemal Canbolat’ın vizyonu ile karşı tarafta sağcı Hıristiyan partilerin etrafında toplandığı Lübnan Cephesi kampı arasındaki bölünmeler açıktı. Bölünmeler eşitti ve her iki kampta da silahlı milisler oluştuğundan, savaşın patlak vereceği konusunda uyarıda bulunuyordu. Hazırlıklar ve eğitimler savaşın başlamasından yıllar önce duyuruldu ve iki kamp bölgesel güçler tarafından desteklendi” dedi.

Sol, Lübnan’da tüm koşulların mevcut olmasına rağmen olmayan bir toplumsal mücadeleyi üstleniyor. Çünkü Lübnan halkının mezhepsel dosyası, ekonomik ve sınıfsal dosyasından daha önemlidir.

Bugün sadece Hizbullah, silah üstünlüğüne sahip. Muhalefet bile homojen bir blok oluşturamamış muhalif gruplardan oluşuyor. Ketaib Partisi, iç savaş sırasında 2-3 bin kişinin öldüğünü, bu deneyimi tekrarlamak istemediğini ve silahların yalnızca meşru müdafaa için çekileceğini açıkladı.

Maaluf, Lübnan’ın, kuruluşundan bu yana uzlaşmaya dayalı olduğunu ve en son özelliklerinin Taif Anlaşması’nda somutlaştırıldığını belirtti. Ayrıca uyumluluğun bir güvenlik patlamasını önlediğini ve durumu kabul edilebilir sınırlar içerisinde kontrol etmeyi başardığını söyledi.

Ancak bu fikir birliğinin mezhepsel gerilimi körükleyen olumsuz bir geri bildirimi var. Maaluf, “Hükümetlerde, savaş ve barış kararlarında söz sahibi olmadıklarını düşünen gruplar var. Lübnan’ın bugün yaşadığı gibi bir uzlaşı, nefreti körüklüyor ve verimsiz. Güçlü olan taraf bunu şantaj ve engelleme yoluyla baskı uygulamak için kullanıyor. Bu durum, cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık gibi diğer mezhepleri ilgilendiren pozisyonlarda, piramidin en altına kadar boşluklar dayatıyor” ifadelerini kullandı.

Solun alternatifleri

Sol sorunu, Lübnan’daki tüm toplumsal gelişmelerde yenileniyor. Favvaz Trablisi, Dar Riad Al-Rayes yayın evi tarafından yayınlanan ‘Yeni Solun Zamanı’ adlı kitabında solun iç savaştaki deneyimini değerlendirdi. Ayrıca savaş ve barış meselesinin yönetilmesinde solun rolünün, tükenmemiş ve zamanın etkisiyle yenilenip gözden geçirilmeye açık bir konu olduğu kesin.

Sol, toplumsal çatışmalara ve kaygılara dayanan statükodaki bir devrimi temsil ediyor. Bu tanımda ise sol, kendini yeniden şekillendiremeyen, yarım bırakılmış bir deneyimdir. Bu durum ise Lübnanlıların eylem ve tepkilerini ve ardından tüm Lübnan’ın gidişatını belirlemede mezhepçi mantığın hakimiyetinin devam ettiğini gösteriyor.

Vahib Maaluf, olaylara ve organik verilere dayanarak soldaki bu durgunluğun öngörülemeyen bir süre boyunca devam edeceğine dikkati çekti.

2019’daki başarısız olan ayaklanma girişimini hatırlatan Maaluf, başarısızlığın, hareketin Hizbullah’ın silahları konusundaki bölünmesinden ve popüler kaygıları iletmeye ve insanların hayatlarıyla bağlantılı bir söylem önermeye yetecek anlamlı sorular sormadaki başarısızlığından kaynaklandığını söyledi. Ona göre bu zayıflık, 2015’teki ayaklanma hareketinden sonra ve öncesinde de 2011’de Arap Baharı dalgasına katılan ‘Mezhepçi Sistemi Feshetme’ yürüyüşlerinde de devam etti.

dvf

Geniş bir halk bloğunu bünyesine katmaya aday olan Lübnan’daki Demokratik Sol Hareket’in gerilemesinden sonra bu tecrübelerin yarıda kesildiğini dile getirdi. Maaluf’a göre bu hareketin ortadan kaldırılması, ister Samir Kasir’in 2005’te öldürülmesi, ister hareket kadrolarına yönelik devam eden taciz ve tehditler aracılığıyla olsun sistematik bir şekilde gerçekleşti.

Komünist Parti’ye gelince, küresel projesinin sona ermesinin yanı sıra yerel nabzı da baskıcı rejimleri destekleyen direniş projesine katıldı. Bu da temelindeki ‘sol’ fikriyle çelişiyor.

Maaluf, ciddi solun, koşullar müsait olmasına rağmen Lübnan’da olmayan bir toplumsal mücadeleyi üstlendiğine dikkati çekti. Çünkü Lübnan halkının mezhepsel dosyası, ekonomik ve sınıfsal dosyasından daha önemlidir.

Bu eğilim, ideolojilere yatırım yapmayı ve iç savaşın yaralarını kışkırtmayı alışkanlık haline getiren geleneksel mezhepçi liderlerle halk sınıflarının çıkarlarını koruyor.

Lübnan’daki kimlik çatışması, toplumsal çatışmadan çok daha güçlü ve şu anda yeni bir sol rolün ortaya çıkmasından bahsetmek zor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir


ABD üslerini hedef alan kişilerin isimlerinin yer aldığı liste Iraklı gruplar arasında anlaşmazlığa yol açtı

22 Kasım'da Bağdat'ta Amerikan saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah savaşçılarının cenaze töreninden. (Reuters)
22 Kasım'da Bağdat'ta Amerikan saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah savaşçılarının cenaze töreninden. (Reuters)
TT

ABD üslerini hedef alan kişilerin isimlerinin yer aldığı liste Iraklı gruplar arasında anlaşmazlığa yol açtı

22 Kasım'da Bağdat'ta Amerikan saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah savaşçılarının cenaze töreninden. (Reuters)
22 Kasım'da Bağdat'ta Amerikan saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah savaşçılarının cenaze töreninden. (Reuters)

Ketaib Hizbullah (Hizbullah Tugayları) ile Asaib Ehli’l Hak arasındaki anlaşmazlık, geçtiğimiz ekim ayından bu yana ABD ordusunun işgal ettiği Irak üslerine saldıran grupların isimlerinin nadir olarak açıklanmasının ardından arttı. ABD üslerine füze fırlatan grupların isimleri ilk kez açıkça duyuruldu. Gözlemciler, duyurunun amacının Irak'taki İslami direniş olarak bilinen eyleme henüz katılmamış siyasi grupları utandırmak olduğuna inanıyor.

dcvfrgb
Irak Ulusal Devlet Güçleri İttifakı Başkanı Ammar el-Hakim'in, Asaib Ehl’il Hak Hareketi Genel Sekreteri Kays el-Hazali ile yaptığı istişarelerden. (X)

Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) ve Ulusal Güvenlik Servisi gibi hassas güvenlik pozisyonları konusundaki keskin anlaşmazlıklar nedeniyle iki taraf arasındaki ilişkiler, Muhammed Şiya es-Sudani hükümetinin kurulmasından bu yana siyasi düzeyde bile iyi değil. Son anlaşmazlık, geçen hafta ABD güçlerinin başkent Bağdat'ın güneyinde ve batısındaki mevzilere ve gruplara ait militanlara yönelik düzenlediği bir dizi saldırının ardından patlak verdi.

Grup isimleri

Daha önceki bir haberinde Şarku’l Avsat, ABD’lilerin geçen hafta gruplara yönelik tüm saldırıları açıklamadığını ortaya koymuştu. ABD’liler, Ebu Garib ve Curf es-Sahar kasabalarında düzenlenen dört saldırıdan ikisini duyurmakla yetindi. Ketaib Hizbullah Genel Sekreteri Ebu Hüseyin el-Hamidevi, pazar günü, ABD mevzilerine operasyon düzenleyen grupların isimlerini yayınladı. Bu grupların arasında en-Nuceba Hareketi, Ensarullah el-Evfiya ve Ketaib Seyyid eş-Şuheda yer alırken, Koordinasyon Çerçevesi İttifakı'nın liderlerinden biri olan Kays el-Hazali önderliğindeki Asaib Ehli’l Hak Hareketi'nin adı anılmadı. El-Hamidevi “diğer grupları da direniş saflarına katılmaya ve ülkeyi işgalin gücünden kurtarmaya” çağırdı. ABD güçleri, 17 Ekim'den bu yana Irak ve Suriye'de 60'tan fazla kez hedef alındı.

cserb
Irak'taki en-Nuceba Hareketi üyeleri, İsrail'e yönelik Hamas operasyonunu desteklemek üzere Bağdat'ta bir gösteride. (AFP)

Asaib Ehli’l Hak Hareketi, ‘işin gizliliğinin’ korunması ve ‘güvenlik koşullarının’ dikkate alınması gerekçeleriyle Ketaib Hizbullah’ın duyurusundan duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi. Ketaib Hizbullah’ı, “ABD’lileri ülkeyi terk etmeye zorlamak olan en önemli hedefe” odaklanmaya çağırdı. Asaib Ehl’il Hak Hareketi üyelerinden Cevad et-Talibavi, yaptığı basın açıklamasında, “Duyuruda Asaib Ehli’l Hak Hareketi'nin sahadaki operasyonlarda oynadığı açık rol tamamen göz ardı edilmiştir. Ketaib Hizbullah, direnişin ilke ve dayanaklarını dikkate almadı” ifadelerini kullandı.

Güvenlik ihlali

İsmini açıklamamayı tercih eden hareket üyelerine göre, Asaib Ehl’il Hak Hareketi, Ketaib Hizbullah’ı Iraklı grupları hedef alma veya yaptırımlara maruz bırakabilecek bir ‘güvenlik ihlali’ olarak görüyor. Ancak silahlı grupların aktörleri, “Asaib Ehl’il Hak Hareketi’nin iki ayağı var. Biri hükümette ve diğer ayağını direnişin yanına koymaya çalışıyorlar” diyor. Et-Talibavi ise şunları söyledi:

Cihatçı kardeşlerim, bu eylemi bir daha tekrarlamayın. Direniş birdir ve ondan gelenlerin birlik olması gerekir. Açıklamayı kim yazdıysa gerçeklerin farkındaydı. Ancak kasıtlı olarak bazı grupların isimlerini vermiş ve diğerlerini hiçbir gerekçe göstermeden dışarıda bırakmıştır.

Ketaib Hizbullah, Irak'taki gruplar arasında tartışmalara yol açan duyurusunu savunmada gecikmedi ve “yalnızca ABD düşmanının kabul ettiği operasyonları tanıdığını” söyledi. Hareketin askeri sözcüsü Cafer el-Hüseyni'nin X platformunda (eski adıyla Twitter) yaptığı paylaşıma göre, Ketaib Hizbullah’ın elindeki bilgiler, operasyonların büyüklüğü, sayısı ve etkileri konusunda ABD’lilerin kabul ettiği bilgilerle tutarlı. El-Hüseyni, Asaib hareketine atıfta bulunarak, “Herhangi bir operasyonu kaydetmedik” dedi ve alaycı bir tavırla “Savaş halen devam ediyor” ifadesini kullandı.

Ketaib Hizbullah ile Asaib Ehl’il Hak arasındaki ilişkiler, ABD’lilere karşı ‘Irak direnişi’ olarak bilinen söylemi benimsemelerine rağmen pek iyi durumda değil. Aralarındaki gerilim, geçen yıl mevcut hükümeti kurmak için müzakerelerin başlamasından bu yana arttı. Koordinasyon Çerçevesi’ndeki kaynaklara göre, iki taraf, daha sonra ulusal güvenlik ve istihbaratın pozisyonları konusunda tartıştı. Asaib Ehli’l Hak Hareketi, Haşdi Şabi’ye bağlı gruplar için stratejik ağırlık oluşturan bu iki kurumu terk etmek için Ketaib Hizbullah’ı zorluyor.


İsrail’in ve İran’ın ağaçtan inişi

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

İsrail’in ve İran’ın ağaçtan inişi

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Halid Hamade

Gazze’de ateşkes, kendisini dayattı. İsrail ordusunun, İsrail siyasi liderliğinin hayali hedeflerine ulaşmak için belirlediği yüksek tavanlara erişememesi üzerine de kaçınılmaz bir seçenek haline geldi.

Arap medyasının İsrail’in yedi hafta boyunca işlediği cinayetin detaylarını dünya kamuoyuna başarılı bir şekilde sunması sayesinde etkili pek çok Batılı güç, Aksa Tufanı operasyonunun ardından aceleyle gösterdikleri tutumlarını geri çekti. Hal böyle olunca sahadaki başarısızlık, belirlenen zaman sınırını aştı ve İsrail’in müttefiklerini İsrail’in kendini savunma hakkı olarak gördükleri şeyden vazgeçmek zorunda bıraktı. Aynı şekilde ABD’nin İsrail’in barbarlığını örtbas etme ve haklı çıkarma girişimlerini de tüketti.

Gazze’ye karşı yürütülen savaştan her düzeyde alınacak pek çok ders var. Ancak insani bir ateşkes anlaşmasına götüren koşulları ele almak, daha cazip görünüyor. Çeşitli düzeylerde gerilimin tırmandığı bir ortamda ateşkesin sağlanması imkânsız görülüyordu. Ama barbarca saldırılara ve İsrail’in bir Filistin devletinin ve hatta bağımsız herhangi bir Filistin otoritesinin kurulmasıyla ilgili uluslararası anlaşmalara ve Arap girişimlerine karşı ısrarla karşı çıkma yanılsamasıyla sergilediği aşırılıklara rağmen ateşkes, sahneye çıktı ve kendisini tek yol olarak dayattı. Atlatılamayacak bir emrivaki olan bu ateşkes, kendini dayatmış bir Arap çerçevesi kapsamında Filistin-İsrail denkleminin yeni bir aşaması için başlangıç noktasını temsil ediyor.

Peki, bu ateşkesin bileşenleri ve sürdürülebilirlik şartları nelerdir?

Birincisi: Arapların müzakere sürecini yönetme başarısı

Gazze Şeridi ilk kez İsrail’in saldırısına maruz kalmıyor. Ama Tahran, Filistinli grupların gerçekleştirdiği operasyonlarla planlama, uygulama ve silahlandırma bakımından bir bağlantısı olduğunu ilk kez inkâr etti. Yine ilk kez İran’ın tutumu, Dinî Lider Ali Hamaney tarafından dile getirildi ve Birleşmiş Milletler’de ve tüm diplomatik ziyaretlerde Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan tarafından tekrarlandı. Üstelik İran’ın tutumu, Aksa Tufanı operasyonunun sorumluluğunu reddetmekle sınırlı değildi. İran aynı zamanda Filistinli gruplar üzerinde herhangi bir vesayeti olduğunu da kabul etmeyerek, Filistinli grupların sahaya dönük karar alma sürecinde bağımsız ve sorumlu olduklarını belirtti ve Hizbullah’ın öncü rolünü vurguladı.

Mısırlı, Ürdünlü ve Körfezli Arapların tutumu, Hamas hareketiyle ideolojik ayrılık sebebiyle sahada olup bitenleri endişeli bir şekilde gözlemleyen bir konumdan, gelişmelerle doğrudan ilgilenen bir konuma taşındı

Mısırlı, Ürdünlü ve Körfezli Arapların tutumu, Hamas hareketiyle ideolojik ayrılık sebebiyle sahada olup bitenleri endişeli bir şekilde gözlemleyen bir konumdan, gelişmelerle doğrudan ilgilenen bir konuma taşındı. Özellikle de İsrail’in Hamas hareketini ortadan kaldırmanın bir yolu olarak Filistinlilerin Gazze’den Sina’ya, Batı Şeria’dan Ürdün’e göç ettirilmesi yönündeki talebini ortaya koyan tutumlarından sonra.

İsrail’in bu tutumu, Arap ülkelerini hedef tahtasına yerleştirdi ve bu tutumun taşıdığı riskler, Gazze’de patlak veren durumu kontrol altına almak üzere birleşik bir Arap duruşunun ortaya çıkmasını gerektirdi. Araplar, sivillerin canının tehlikeye atılmasına karşı çıkma, uluslararası insan hakları hukukuna riayet etme ve iki devletli çözüme bağlı kalma konusunda kararlı bir tutum sergiledi. Aynı zamanda ABD’yi kışkırtmamaya ve olup bitenlerin İsrail’in uluslararası anlaşmalara uymaya kendini mecbur hissetmemesinin doğal bir sonucu olmasında ABD’nin sorumluluğunu vurgulamamaya da özen gösterdi.  

xcsdfvrgbth
İran Dinî Lideri Ali Hamaney, 21 Haziran’da Tahran’da Hamas Siyasi Büro Başkanı ile bir araya geldi (Reuters)

Bundan sonra Arap diplomasisi, bilhassa 11 Kasım’da Riyad’da düzenlenen Arap-İslam Zirvesi’nin ardından karar sahibi ülkelere doğru geniş bir diplomatik hareket başlatmayı başardı. Hiç kuşkusuz Arap tutumunun müzakereci rolüyle temayüz etmesi iki etkene dayanıyordu: İlki, İsrail’in kitlesel kıyım sınırlarını aşan haksız saldırganlığı ve Filistinlilerin Gazze Şeridi dışına göç ettirilmesi konusundaki ısrar. İkincisi ise Tahran’ın Gazze’de olup bitenlerle bir bağlantısı olmadığını vurgulamaya devam etmesi ve kendini sahada ilgili tüm silahlı gruplardan uzak tutması. Ki bu, otomatik olarak Tahran’ı arabuluculuk dairesinin dışına çıkardı.  

İkincisi: İsrail’in askeri seçeneğinin düşmesi

İsrail ordusunun sahadaki operasyonel başarısızlığının sebepleri üzerine konuşmak; güvenilen birçok manevrayı belgelendirip tartışmayı ve müdahale eden birlik komutanlarının yüzleştiği ve uygulanan savaş sisteminin üstesinden gelemediği zorluklara dair tanıklıklarını dinlemeyi gerektirebilir. Ama saha gerçekleri, İsrail birliklerinin benimsediği savaş sisteminin gerekli esneklikten yoksun olduğunu ispatlıyor. Yine aynı gerçekler, komuta ve kontrol sisteminin sonradan ortaya çıkan durumları değerlendirme, yeni emirler verme ve ateş desteği ve yakın hava desteği görevlerini değiştirmenin imkânsız oluşu gibi acil durumlarla başa çıkacak şekilde savaşı yönetme konusunda başarısız olduğunu da gözler önüne seriyor.

Filistinli savaşçıların performansıyla teyit edilen bir dizi üstünlük faktörünü kayıtlara geçirmek lazım. Bu faktörlerden biri de İsrail ordusunun muazzam ateş imkânlarına rağmen sürdürülebilir çatışma kabiliyetidir

Öte yandan Filistinli savaşçıların performansıyla teyit edilen bir dizi üstünlük faktörünü de kayıtlara geçirmek lazım. İsrail ordusunun muazzam ateş imkânlarına rağmen sürdürülebilir çatışma kabiliyeti ve İsrail zırhlı birlikleriyle çatışmaya girip bu birliklerin ilerlemesini engelleme cesareti bu faktörler arasında sayılabilir. Bu, komuta-kontrol sisteminde İsrail ordusunun başa çıkamadığı yaygın bir adem-i merkeziyetçiliğin uygulandığını gösteriyor. Her türlü ateş aracının benzersiz bir şekilde kullanımı yüzünden meydana gelen büyük yıkım, ‘yer üstü’ yeni bir boyuta alan açtı. Bunun yanı sıra tünellerin kullanımı da savaşa ek bir boyut kazandırdı.

Gazze Şeridi’nin sahne olduğu pek çok çatışma arasında yapılan bir karşılaştırma, Filistinli savaşçıların İsrail ordusunu yakın saha çatışmalarına çekmedeki başarısını gösteriyor. Bu çekilme, İsrail ordusunu güçlü yönlerinden, zırhlı ve ateş yeteneklerinden mahrum bırakıyor. Öte yandan tecrübelerin gösterdiği üzere İsrail ordusunun, Filistinli savaşçıların yenilenen savaş sistemini anlama ve gerekli önlemleri alma becerisi azaldı ve bu da sahada kaçınılmaz bir başarısızlığa yol açtı, açmaya da devam ediyor. Ayrıca İsrail; hassas altyapıyı, sivillerin hayatını ve kamu tesislerini tehlikeye atmadan askerî operasyonlar yürütme imkânına sahip olacağı coğrafi bir derinliğe de sahip değil. Bu coğrafi derinlik, Filistin silahlarındaki nitelikli gelişmeyle daha da azaldı. O kadar ki yüksek değere sahip hassas İsrailli hedefler, her an ulaşılabilir ve tehdit edilebilir hale geldi.

Üçüncüsü: Ateşkesin sürdürülebilirlik şartlarını taşıması

İlan edilen ateşkes, sürdürülebilirlik için yeterli koşullara sahip. Öncelikle bu ateşkes, İsrail için önü kapalı askerî çatışma tünelinden bir çıkışı temsil ediyor. Hatta bu, İsrail’in esirlerini geri almaya başlamasını ve İsrail içindeki yoğun öfke dalgasıyla yüzleşmesini mümkün kılan tek başarı oldu. Dolayısıyla sivillere karşı işlenen cinayetlerin ve Gazze Şeridi’nde meydana gelen büyük yıkımın sebep olduğu dehşete yönelik uluslararası öfkeyle yüzleşmek için ateşkese bağlı kalmak, İsrail’in siyasi bir çıkarı haline geldi. Ayrıca müzakerenin sona ermesinden sonra çatışmaların yeniden başlayacağına dair ilan edilen tutumlar da askerî seçenekten başka bir seçeneğe geçişin gerekli adımlarından biridir ve kökleri kopmuş ‘İsrail üstünlüğü’ ağacından sessiz ve güvenli bir şekilde iniş için bir kurtuluş merdiveni mahiyetindedir.

Ateşkes hem Filistin Direnişi hem de Filistin Yönetimi için devam eden çatışmanın siyasi hedefini ilerletmek üzere bir çerçeve ve müzakerelerin yeniden başlatılması için meşru bir Arap platformu sağlıyor

Öte yandan ateşkes hem Filistin Direnişi hem de Filistin Yönetimi için devam eden çatışmanın siyasi hedefini ilerletmek üzere bir çerçeve sunuyor. Ayrıca müzakerelerin, bölgesel düzeyde kaybeden siyasi bir kart haline gelmiş radikal siyasi İslam’ın bir parçası olarak Hamas hareketini engelleyen uluslararası kınamalar ve suçlamalardan uzakta, yeniden başlatılması için de meşru bir Arap platformu sağlıyor. Takas sürecinin ikinci gününde yaşanan sınırlı tökezleme ve İsrail ile Hamas tarafından Mısır ve Katar’ın arabuluculuğuna defalarca başvurulması, savaşa dönüşe dair lafta tehdide rağmen nihai bir seçenek olarak ateşkese bağlılığın dile getirilmemiş bir teyidinden başka bir şey değil. İsrail’in tüm esirlerin serbest bırakılmasına duyduğu ihtiyaç göz önüne alındığında ateşkesin haftalarca sürmesi kaçınılmaz görünüyor. Bu da güvenlik ve siyaset düzeylerinde sürdürülebilir bir formüle doğru ilerlemeyi mümkün kılacak bir sonraki aşama için uluslararası koşulların hazırlanmasına yetecek bir süre.

İran’ın ilan edilen ateşkese dair gerçek tutumu ve bunun anlamı nedir?

Bakan Abdullahiyan’ın sahneye Gazze kapısından olmasa da Lübnan sınırı üzerinden yeniden girmek için kartları toplama çabası olarak görülen telaşlı hareketi üzerinde durmazsak olmaz. Tahran, Aksa Tufanı operasyonunun Hamas için belli bir kayba yol açacağını düşünüyordu. Dolayısıyla bu operasyonun sorumluluğunu reddetmek ve Hizbullah’a çatışmaya katılmama talimatı vermek de onun ABD nezdindeki konumunu güçlendirecek ve onu daha sonra bölgede kendisine yeni bir ortaklık ve rol tesis edecek dürüst müzakereci konumuna getirecekti.

Tahran’ın Washington’a vermek istediği asıl mesajlar, Lübnan sahnesini sahiplenmeyi sürdürmek ve Abdullahiyan’ın görüştüğü kişilere karşı bariz bir aşağılamayla yaklaşmak suretiyle verildi

Bakan Abdullahiyan 22 Kasım’da, yani Gazze’deki ateşkesin yürürlüğe girmesinden önce ve Lübnan Bağımsızlık Günü’nün yıldönümünde herhangi bir duyuru yapmadan tekrar Lübnan’a gitti. Ziyaretin asıl sebebi hem Başbakan Necib Mikati hem de Meclis Başkanı Nebih Berri ile yaptığı göstermelik görüşmeler değildi.

Tahran’ın Washington’a vermek istediği asıl mesajlar, Lübnan sahnesini sahiplenmeyi sürdürmek ve Abdullahiyan’ın görüştüğü kişilere bariz bir aşağılamayla yaklaşılmak suretiyle verildi. Abdullahiyan, onun gözünde İslam Cumhuriyeti’nin bir parçası haline gelmiş siyasi bir oluşumun bağımsızlığını kutlama nezaketinde bulunma zahmetine bile girmedi.

Söz konusu mesajların verildiği bir diğer tablo da Abdullahiyan’a göre Lübnan işlerinin sorumluları Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile Filistinli İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad Nahale ve Hamas Hareketi Başkan Yardımcısı Halil el-Hayye ile yaptığı görüşmelerdi. Ziyaret, İranlı bakanın 15 Ekim’de Beyrut’a yaptığı daha önceki ziyaretinde “Lübnan’daki savaşı genişletme kararının Hizbullah’ın elinde olduğu” yönündeki tutumunun tekrarlanması suretiyle ‘diplomatik hadsizlik’ sınırına ulaştı.

saxdef
İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan 22 Kasım’da Beyrut’ta (Reuters)

Abdullahiyan, İran’ın ateşkes dosyasına dahil olma ısrarı olarak görülebilecek bir adımla Beyrut ziyaretinin ardından Doha’da, ateşkes ilanından önceki müzakere turlarının hiçbirinde katılımcı taraf olmayan Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye ile bir araya geldi. Abdullahiyan, Katar’da yaptığı bir basın açıklamasında Tahran’ın sükûnet arzusunu ve ateşkesteki rolünü vurguladı. Açıklamaya göre Tahran ateşkesteki rolünü, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin Filistin halkına yönelik katliamları durdurmak için kurduğu temaslar ve Tahran’ın Arap-İslam Zirvesi dahil olmak üzere İslam ülkeleriyle, BRICS liderleriyle, Katar’la, Mısır’la ve Latin Amerika ülkeleriyle koordineli olarak ortaya koyduğu girişimler yoluyla oynadı. Direniş, Tahran’dan savaş cephesini genişletmesini talep etseydi Tahran’ın nasıl bir tutum sergileyeceği sorulduğunda ise Abdullahiyan, ‘halı dokuma’ diplomasisini kullanarak şu cevabı verdi:

Filistin halkının, kaderini uluslararası hukuka göre belirlemesi gerekir. Filistin halkına yardımcı olmak ve ona siyasi destek vermek ise yasal bir harekettir. Hizbullah, Lübnan’da ve bölgede etkili bir gruptur ve Lübnan’a yönelik tekrarlanan saldırıların neticesinde Lübnan ve bölge adına oluşmuştur. Tahran’ın kendi çıkarına vekaleten faaliyet yürüten herhangi bir grubu yoktur.

Özel röportajında Abdullahiyan, sanki ateşkesi ihlal etmek ister gibi, Hamas’ın istikrarlı olup kontrolü elinde tuttuğunu, ABD’nin İsrail’e desteğine rağmen savaşı yönettiğini, onu ortadan kaldırmanın imkânsız olduğunu, Gazze’nin geleceğine halkın ve Direnişin karar vereceğini ve ABD’nin Filistin halkı adına karar alamayacağını ifade etti.

Tahran, Aksa Tufanı operasyonu konusunda zaman kaybetmeden gösterdiği tutumun meyvesini topluyor. Şimdi de 7 Ekim öncesinden bu yana Gazze Şeridi’ndeki güç denkleminin dışında kalan Hamas hareketinin sembolleri üzerinden ya da Kassam Tugayları ve İslami Cihad unsurlarını Lübnan’ın güneyine getirerek yeniden bölgesel sahneye sızmaya çalışıyor. Gerçi bu manevra, İsrail’in kuzey cephesinin istikrarını Tahran üzerinden sağlamaya yönelik uluslararası ihtiyaç çerçevesinde yatırım yapılabilir yeni bir etken oluşturabilir.

Velhasıl Tahran, Arap girişimlerine duyulan uluslararası güven ve Tahran’ın 1701 sayılı kararı atlamak suretiyle riayetsizlik ettiği uluslararası kararlara bağlılık yoluyla Gazze’de imzalanan ateşkes modelinin Güney Lübnan’a getirilmesinden çekiniyor.

Aksa Tufanı operasyonu, Tahran’ı yıllardır tekelinde tuttuğu Direniş ağacından gönüllü olarak inmeye sevk etti. Gazze’deki durumun izleyeceği karmaşık yolları ve gelişmeleri bir yana bırakırsak, bu operasyonun ardından gelen ateşkes de İsrail’i ‘namağlup güç’ ağacından indirdi.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla’dan dergisinden çevrilmiştir.


İsrail, 7 Ekim sonrası Batı Şeria'da 3 bin 290 Filistinliyi gözaltına aldı

(AA)
(AA)
TT

İsrail, 7 Ekim sonrası Batı Şeria'da 3 bin 290 Filistinliyi gözaltına aldı

(AA)
(AA)

Cemiyetten yapılan yazılı açıklamada, İsrail güçlerinin Batı Şeria'nın çeşitli bölgelerinde gece en az 35 Filistinliyi gözaltına aldığı belirtildi.

İsrail'in 7 Ekim'den bu yana gözaltına aldığı Filistinli sayısının, 3 bin 290'a yükseldiği aktarılan açıklamada, İsrail güçlerinin, Hamas ile varılan "insani ara" süresince onlarca kişiyi gözaltına aldığı hatırlatıldı.

Filistin Esirler Cemiyeti, dün yaptığı açıklamada, İsrail'in, "insani ara"nın devam ettiği 4 gün boyunca Doğu Kudüs dahil, Batı Şeria'daki baskınlarını artırdığını duyurmuştu.


Hamas’ın İsrail’le yapılan takas anlaşmasında serbest bıraktığı rehineler kimler?

Avichai Brodutch, eşi Hagar (40 yaşında) ve çocukları Oriyah, (4), Yuval (8) ve Ofri (10) ile birlikte. Hagar ve çocuklarının, Gazze Şeridi’nde Hamas militanları tarafından rehin alındıktan sonra 26 Kasım’da İsrail’e gelişlerinden kısa bir süre sonra. İsrail’deki Schneider Çocuk Tıp Merkezi’nde çekilen fotoğrafı, 27 Kasım 2023’te yayınlandı. (Reuters)
Avichai Brodutch, eşi Hagar (40 yaşında) ve çocukları Oriyah, (4), Yuval (8) ve Ofri (10) ile birlikte. Hagar ve çocuklarının, Gazze Şeridi’nde Hamas militanları tarafından rehin alındıktan sonra 26 Kasım’da İsrail’e gelişlerinden kısa bir süre sonra. İsrail’deki Schneider Çocuk Tıp Merkezi’nde çekilen fotoğrafı, 27 Kasım 2023’te yayınlandı. (Reuters)
TT

Hamas’ın İsrail’le yapılan takas anlaşmasında serbest bıraktığı rehineler kimler?

Avichai Brodutch, eşi Hagar (40 yaşında) ve çocukları Oriyah, (4), Yuval (8) ve Ofri (10) ile birlikte. Hagar ve çocuklarının, Gazze Şeridi’nde Hamas militanları tarafından rehin alındıktan sonra 26 Kasım’da İsrail’e gelişlerinden kısa bir süre sonra. İsrail’deki Schneider Çocuk Tıp Merkezi’nde çekilen fotoğrafı, 27 Kasım 2023’te yayınlandı. (Reuters)
Avichai Brodutch, eşi Hagar (40 yaşında) ve çocukları Oriyah, (4), Yuval (8) ve Ofri (10) ile birlikte. Hagar ve çocuklarının, Gazze Şeridi’nde Hamas militanları tarafından rehin alındıktan sonra 26 Kasım’da İsrail’e gelişlerinden kısa bir süre sonra. İsrail’deki Schneider Çocuk Tıp Merkezi’nde çekilen fotoğrafı, 27 Kasım 2023’te yayınlandı. (Reuters)

Hamas hareketi, İsrail’e yönelik 7 Ekim saldırılarından bu yana yedi hafta boyunca Gazze’de alıkoyulan 40 İsrailli rehineyi serbest bıraktı. Bunların arasında İsrail ile Hamas arasındaki takas anlaşması kapsamında 39 kadın ve çocuk ile bir erkek de bulunuyor.

İngiltere merkezli BBC’nin dün yayınlanan haberine göre Hamas ile Mısır hükümeti arasındaki ayrı bir anlaşmanın parçası olarak 17 Taylandlı ve bir Filipinli rehine de serbest bırakıldı.

İsrail ile Hamas arasındaki geçici ateşkes hükümleri uyarınca, 24 Kasım’da başlayan dört günlük insani ara sırasında toplam 50 rehinenin serbest bırakılması kararlaştırıldı. Pazartesi öğleden sonra 40 İsrailli rehine serbest bırakıldı ve başka bir grubun da yerel saatle öğleden sonra serbest bırakılması planlanıyordu.

Buna karşılık anlaşma kapsamında 150 Filistinli kadın ve genç İsrail hapishanelerinden serbest bırakılacaktı. Şu ana kadar 117 tanesi serbest bırakılırken, İsrail’in insani yardım, tıbbi malzeme ve yakıt yüklü yüzlerce kamyonun Gazze Şeridi’ne girmesine izin vermesi konusunda mutabakata varıldı. Bu yardımın bir kısmı aslında ateşkesin ilk üç gününde Gazze Şeridi’ne girdi.

İsrail- Hamas takasında serbest bırakılan İsrailliler

Fransa merkezli France 24’e göre Emily Hand (9) ve Hila Rotem Shoshani (13) serbest bırakılırken, Hila’nın annesi Raya Rotem (54) halen Gazze’de tutuklu.

Emily’nin ilk olarak İsrail’in güneyindeki Kibbutz Be’eri’de (kibbutz İbranice yerleşim topluluğu anlamına geliyor) kaybolduktan sonra öldüğü bildirildi. Ancak Emily daha sonra rehineler arasında sayıldı.

Babası Thomas Hand’in belirttiğine göre İrlandalı- İsrailli küçük kız Emily, Gazze’de esaret altındayken 17 Kasım’da 9 yaşına girdi. Annesi, Emily henüz iki yaşındayken kanserden ölmüştü.

Fotoğraf Altı: İrlandalı- İsrailli küçük kız Emily, İsrail ile Hamas arasındaki takas kapsamında serbest bırakıldıktan sonra babası Thomas Hand ile İsrail’de yeniden bir araya geldi. Fotoğraf 26 Kasım 2023’te yayınlandı. (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Dr. Shoshan Haran (67), 7 Ekim’de Kibbutz Be’eri’deki evinden alındı. Yoksulların beslenmesine yardımcı olmak amacıyla kâr amacı gütmeyen bir kuruluşun kurucusu ve ziraat mühendisliği alanında doktora sahibi. Kızı Adina (Addi) Shoham (38), iki çocuğu Naveh (8) ve Yahel (3) ile birlikte 25 Kasım’da serbest bırakıldı. Dr. Haran’ın Alman ve İsrail çifte vatandaşlığına sahip ekonomist eşi Avshalom, Hamas saldırısında öldü. BBC’ye göre Adina’nın kocası Tal (38) halen tutuklu.

xsacd
Addi Shoham (38) ve çocukları Naveh (8) ve Yahel (3) ve çocukların büyükannesi Dr. Shoshan Haran, Hamas hareketinin İsrail ile yapılan takas anlaşması kapsamında serbest bırakılmalarının ardından 25 Kasım’da İsrail’e vardılar. Görüntü, İsrail Başbakanlığı tarafından 26 Kasım 2023’te yayınlanan bir videodan. (Reuters)

Drama terapisti Sharon Avigdori (52) ve Dr. Haran’ın akrabası olan ve aynı dönemde Kibbutz Be’eri’den kaçırılan kızı Noam (12) da serbest bırakıldı. Aile, saldırıda aileden iki kişinin Eviatar Kipnis (65) ve eşi Lilach Kipnis’in (60) öldürüldüğünü söyledi.

asdefw
Rehineler ve Kayıp Aileler Forumu genel merkezi tarafından yayınlanan bu tarihsiz fotoğraf, Maya Regev’i (21) gösteriyor. Maya, 25 Kasım 2023 cumartesi günü geç saatlerde Hamas tarafından serbest bırakılan 13 İsrailliden biri. (AP)

İsrail’in orta kesimindeki Herzliya şehrinden Maya Regev (21) serbest bırakıldı. El-Hurra kanalının haberine göre Regev, küçük kardeşi Itay (18) ile birlikte Kibbutz Ra’im’den kaçırıldı. İkili, Hamas saldırısından önceki gece Meksika’ya yaptıkları geziden yeni dönmüşlerdi.

Maya Regev, İsrail’in güneyindeki Supernova müzik festivaline katılımları sırasında kendisi ve kardeşi Itay, Hamas’ın saldırısına uğradı. O sabah Maya’nın babası, kızından “Baba beni vuruyorlar, öldüm” diye bir telefon bildirimi aldı. Aile, daha sonra Hamas’ın yayınladığı bir videoda hâlâ rehine olduğuna inanılan Itay’ı arabanın arkasında kelepçeli halde gördüklerini söyledi.

zxscd
7 Ekim saldırısında gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan dört yaşındaki Avigail Idan, İsrail’deki Schneider Çocuk Tıp Merkezi’nde teyzesi Liron ve amcası Zuli ile konuşurken... Fotoğraf 27 Kasım 2023’te yayınlandı. (Reuters)

BBC’ye göre ailesinin Hamas’a bağlı silahlı kişiler tarafından saldırıya uğrayıp ailesinin öldürüldüğü evinden rehin alındığında üç yaşında olan İsrailli Amerikalı Avigail Idan (4) da serbest bırakıldı. Avigail, saldırıda hayatta kalırken, komşuları Brodutch ailesinin evine gitti. Ancak daha sonra onlarla birlikte kaçırıldı. Avigail, rehine tutulduğu sırada dört yaşına girdi.

Hagar Brodutch (40), çocukları Oriya (4), Yuval (8) ve Ofri (10) ile birlikte serbest bırakıldı. Hagar’in kocası Avichai Brodutch’a göre Hamas saldırıyı başlattığında Kibbutz Kfar Azza’daydılar. Kayınpederi Shmuel Brodutch, İsrail merkezli Kanal 13’e “Onların Kızıl Haç’ın elinde olduğunu duyduğum anda rahatladım” dedi.

5hyj
Avichai Brodutch, eşi Hagar (40 yaşında) ve çocukları Oriyah, (4), Yuval (8) ve Ofri (10) ile birlikte. Hagar ve çocuklarının, Gazze Şeridi’nde Hamas militanları tarafından rehin alındıktan sonra 26 Kasım’da İsrail’e gelişlerinden kısa bir süre sonra. İsrail’deki Schneider Çocuk Tıp Merkezi’nde çekilen fotoğrafı… 27 Kasım 2023’te yayınlandı (Reuters)

Danielle Aloni (44) ve kızı Emilia (6) Kibbutz Nir Oz’dan serbest bırakıldı. Onlar, Danielle’in kız kardeşi Sharon Aloni (34), kocası David Cunio (33) ve üç yaşındaki ikiz kızları Emma ve Yuli ile birlikte gözaltına alındı.

scdvfe
Danielle Aloni ve kızı Emilia (ortada), İsrail ile Hamas arasındaki anlaşma uyarınca serbest bırakıldıktan sonra cuma günü aileleriyle buluştu. (Sosyal medya)

34 yaşındaki Doron Katz Asher ile iki kızı Raz (4) ve Aviv (2) de serbest bırakıldı. Gazze sınırı yakınında akrabalarının yanında kalıyorlardı. Doron’un kocası Yoni, karısı ve kızlarının diğer rehinelerle birlikte bir kamyona yüklendiği videoyu izlemişti.

sadefr
Aviv Asher (2,5), kız kardeşi Raz Asher (4,5) ve annesi Doron, Kasım ayında İsrail’e döndükten sonra Schneider Çocuk Tıp Merkezi’nde Yoni ile görüştü. 24 Kasım 2023 (AP)

Ohad Monder Zikri (9), annesi Keren Monder (54) ve büyükannesi Ruthie Monder (78) serbest bırakıldı. Kibbutz Nir Oz’dan kaçırılmışlardı. Ohad Gazze’deyken 9 yaşına girdi. Ailenin bir diğer üyesi Abraham Monder ise halen gözaltında.

zaxsdc
Noam Or (17) ve kız kardeşi Alma (13). İsrail ile Hamas arasındaki takas anlaşmasıyla serbest bırakıldılar. (Rehineler ve Kayıp İsrailli Aileler Forumu)

Serbest bırakılanlar arasında Noam Or (17) ve kız kardeşi Alma (13) da vardı. Yeğenleri Emmanuel Pisoray’e göre, 7 Ekim saldırılarında bir komşu, onların babaları Dror Or (48) ile birlikte Be’eri’deki evlerinden sürüklendiklerini gördüğünü söyledi. Dror’un eşi ve çocukların annesi Yonat’ın (50) cesedi, kibutzda öldürülen 120 kişi arasında tespit edildi. Noam ve Alma’nın amcası Ahal Pisoray, BBC’ye, iki kardeşin serbest bırakılmadan önce annelerinin ölümünden haberleri olmadığını söyledi. Pisoray, “Acı haberi onlara vermek zorunda kaldık” dedi.

zxsdef
Hamas tarafından serbest bırakılan rehine Tal Goldstein (solda), 26 Kasım 2023’te kendisini güney İsrail’deki Ofakim’deki askeri üsse taşıyan otobüs ile. (AFP)

Hamas’ın 7 Ekim saldırısında Kibbutz Kfar Azza’da alıkoyduğu Chen Almog Goldstein (48) ve çocukları Tal (8), Gal (11) ve Agam (17) serbest bırakıldı. BBC’ye göre Chen’in kocası Nadav ve 20 yaşındaki kızları Yam, Hamas tarafından öldürüldü.

Oğlu Elad Katsir (47) ile birlikte kaçırılan Nir Oz’lu Hannah Katsir (77 yaşında) serbest bırakıldı. Hannah, 9 Kasım’da Hamas'ın yayınladığı bir videoda tekerlekli sandalyede otururken göründü.

sxd
Birleştirilmiş fotoğrafta Dafna Elyakim (15) ve kız kardeşi Ella (8). İki kardeş, İsrail ile Hamas arasındaki takas anlaşmasında serbest bırakıldılar.

Oğlu Nadav Popplewell (51) ile birlikte gözaltına alınan Channah Peri (79) serbest bırakıldı. Channah, 1960’larda Güney Afrika’dan İsrail’e göç etti ve üç çocuğu var. Aynı şekilde Dafna (15) ve Ella Eliakim (8) kardeşler de Hamas’ın saldırısının olduğu gün Kibbutz Nir Oz’daki evlerinden kaçırılmıştı. Saldırganların, aileler için canlı yayın yaptığı bir aile grubunun parçasıydılar. Kızların annesi Maayan Zayn yaptığı açıklamada, kızlarının geri dönmesinden mutlu olduğunu belirterek, kaçırılmalarından bu yana ‘umutsuzluk ile umut, acı ile iyimserlik arasında’ yaşadığını dile getirdi.

zxs
Bu tarihsiz fotoğrafta Adina Moshe ve kocası David görülüyor. Rehineler ve aileleri adına konuşan bir gruba göre Adina, İsrail ile Hamas arasındaki takas anlaşması kapsamında serbest bırakılırken, kocası da Hamas’ın 7 Ekim’de düzenlediği saldırıda öldürüldü. (AP)

Nir Oz’lu Adina Moshe (72) 7 Ekim’de serbest bırakıldı. Birkaç rehine ve aileleri adına konuşan bir gruba göre, kocası David Moshe saldırıda öldürüldü. Ailesi daha sonra Adina’yı, motosiklet üzerinde 2 Hamas savaşçısının arasında tutulduğunu gösteren bir videoda gördü.

İsrail’in güneyindeki Kibbutz Be’eri’den Shiri Weiss (53), kızı Noga (18) ve kocası Ilan Weiss (58) ile birlikte gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı. Shiri, kibutzun tarım birliğinde muhasebeci. Aileden gelen bir video mesajında, Noga yatağın altında saklanırken Shiri’nin kaçırıldığı belirtildi. Daha sonra Hamas’ın çıkardığı yangınlar, onu ülkeyi terk etmeye zorlarken, 7 Ekim’de kaçırıldı.

xsc
Hamas ile İsrail arasındaki esir takası anlaşması sonrasında serbest bırakılan İsrailli rehine Yaffa Adar’ın tarihi belirsiz bir fotoğrafı. Fotoğraf Reuters tarafından 24 Kasım 2023’te yayınlandı. (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Hamas, 7 Ekim’de Nir Oz’dan kaçırdığı 85 yaşındaki Yaffa Adar’ı da serbest bıraktı. Gözaltına alınan aileler adına konuşan grup, Adar’ın üç çocuğu, sekiz torunu ve yedi torununun çocuğu olduğunu bildirdi. İsrail Times of Israel gazetesi, Nir Oz acil durum tugayının bir parçası olarak kibbutzu savunan Yaffa’nın torunu Tamir’in (38) de Gazze’ye nakledildiğini kaydetti.

İsrail’in kuzeyindeki Karmiel’de yaşayan ve Supernova müzik festivalinde ses mühendisi olarak çalışan İsrail- Rus vatandaşı Ronnie Krivoy (25), serbest bırakıldı. Sky News’e göre Hamas, Moskova’nın çatışma sırasında kendisine verdiği desteğin takdiri olarak kendisini serbest bıraktığını söyledi.

zxsdef
Serbest bırakılan İsrailli rehine Margalit Moses (ortada), 24 Kasım’da İsrail’e vardıktan kısa bir süre sonra bir İsrail askeriyle birlikte yürürken görüntülendi. Fotoğraf, İsrail Başbakanlığı tarafından 25 Kasım 2023’te yayınlandı. (Reuters)

Kibbutz Nir Oz’daki evinden kaçırılan Margalit Moses (78) de serbest bırakıldı. Kanserden kurtulan Margalit’in ailesi, onun sürekli tıbbi bakım gerektiren başka sağlık sorunlarından da mustarip olduğunu söyledi.

Adrian Aviva Siegel (62), kocası Keith (64) ile birlikte Kfar Azza’daki evinden kaçırıldıktan sonra serbest bırakıldı. Kocasının Gazze’de kalan rehineler arasında olduğuna inanılıyor.

İsrail ordusu, 26 Kasım’da Elma Avraham’ın (84) serbest bırakıldıktan sonra durumu ciddi olarak Beerşeba’daki Soroka Hastanesi’ne kaldırıldığını açıkladı. Kibbutz sözcüsü Nahal Oz, kaçırılmadan önce yaklaşık 50 yıl boyunca bu kibbutzda yaşadığını söyledi.


Gazze Şeridi'ne pazartesi günü insani yardım taşıyan 200 tır ulaştı

(AA)
(AA)
TT

Gazze Şeridi'ne pazartesi günü insani yardım taşıyan 200 tır ulaştı

(AA)
(AA)

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı'nın Medya Direktörü Vail Ebu Muhsin, yaptığı açıklamada, "Gazze'ye dün 4'ü tüp gaz, 3'ü yakıt olmak üzere insani yardım taşıyan 200 tır giriş yaptı." dedi.

Gazze'den 17 yaralının tedavi için Mısır'daki hastanelere sevk edildiğini aktaran Ebu Muhsin, insani yardımların devam edeceğini söyledi.


Gazze'de görev yapan Londralı cerrah: İsrail beyaz fosfor bombası kullandı

Dr. Sitte, çalıştığı hastanenin zarar gören bölümlerini fotoğrafladı (Gassan Ebu Sitte)
Dr. Sitte, çalıştığı hastanenin zarar gören bölümlerini fotoğrafladı (Gassan Ebu Sitte)
TT

Gazze'de görev yapan Londralı cerrah: İsrail beyaz fosfor bombası kullandı

Dr. Sitte, çalıştığı hastanenin zarar gören bölümlerini fotoğrafladı (Gassan Ebu Sitte)
Dr. Sitte, çalıştığı hastanenin zarar gören bölümlerini fotoğrafladı (Gassan Ebu Sitte)

43 gün boyunca bombardıman altındaki Gazze'de görev yapan Londralı cerrah Gassan Ebu Sitte, Londra'ya dönüşünün ardından dün bir basın toplantısı düzenledi.

Britanya-Filistin çifte vatandaşı olan Sitte, Gazze'de bir katliam gerçekleştirildiğini ve sağlık sisteminin çökertilmesinin İsrail ordusunun hedeflerinden biri olduğunu söyledi.

Sitte, Gazze'deki Şifa ve El-Ehli Arap hastanelerinde korkunç sahnelerin yaşandığını ve bu hastanelerin işlevsizleştirildiğini belirtirken, İsrail güçlerinin beyaz fosfor bombası kullandığını da öne sürdü.

Sitte, "Amaç Gazze Şeridi'nin yaşanmaz hale getirilmesi ve içinde sağlık sisteminin olduğu modern yaşamın tüm bileşenlerinin tamamen yok edilmesi" ifadelerini kullandı.

Guardian gazetesi Dr. Gassan Ebu Sitte'nin bir süre Londra'da çalıştığını, 2009'dan bu yana da Gazze'de görev yaptığı belirtti.

Gazze'deki savaşın ilk 6 haftası boyunca kentteki yaralıların yarısının çocuk olduğunu belirten Sitte, ilk günlerde patlama yüzünden yaralananları gördüklerini ancak daha sonra gelenlerin parça tesirli füzeler, keskin ateşçi ateşi ve yangın bombalarıyla yaralanan insanlar olduklarını söyledi.

Sitte, "Fosfor bombası yanıklarını görmeye başladık. 2009'daki savaş sırasında Gazze'de beyaz fosfor yanıklarını tedavi etmiştim. Bunda da yanıklar ve yaralanmalar çok benzerdi" diye konuştu.

Guardian, İsrail ordusunun konuyla ilgili açıklamasında, "İsrail ordusu sadece yasal silahlar ve mühimmat kullanıyor. Ordu tarafından kullanılan sis bombalarında beyaz fosfor bulunmuyor" dendiğini aktardı.

Zaman içinde hastanelerdeki tıbbi ürünlerin tükendiğini belirten Dr. Sitte, bazı ameliyatların anestezi işlemi olmadan yapıldığını aktarırken, bazı hastaların yaralarının da bulaşık detarjanı ve sirkeyle temizlendiğini söyledi.

10 gün önce Gazze'den ayrılan ve bundan dolayı suçluluk hissettiğini belirten Sitte, "Kalmak için en kararlı olanların bile, nihayetinde topraklarını terketmek zorunda kalacaklarından ve İsrail'in istediği bir başka 1948'in yaşanmasından korkuyorum" diye konuştu.

1948'de İsrail devletinin kurulmasının ardından yüzbinlerce Filistinli yaşadıkları topraklardan göçe zorlanmıştı.

Wall Street Journal: Gazze'de tam kaos yaşanıyor

ABD merkezli Wall Street Journal gazetesi, geçen cuma başlayan ateşkesin ardından bölgeye ulaşan yardım tırlarının yeterli olmadığını yazdı.

Gazete, kentteki çatışmaların durmasına rağmen Gazzelilerin kapıları yakarak ısındığını, çöpten yemek topladığını ve okullardaki sınıflarda uyuduğunu yazdı.

Gazeteye bilgi veren insani yardım kuruluşları Gazze'de tam bir kaosun yaşandığını aktardı.

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki evinden kaçarak güneyde bir çadırda yaşamaya başlayan 35 yaşındaki 5 çocuk annesi Balsam Hişam, "İnsani yardım istemiyorum, Gazze'deki evime dönmek istiyorum. Keşke orada ölseydim de burada bu hayatı yaşamasaydım" diye konuştu.

Evini terk ettikten sonra Han Yunus'taki üniversite binasında yaşamaya başlayan 45 yaşında Süha Mahmud ise, "Her şey pahalı ve bizim paramız yok. Herhangi bir yardım da almadık. Bu ateşkesten sonra ne olacağını bilmiyoruz. Evimize bir daha dönebilecek miyiz, herhangi bir yardım alacak mıyız bilmiyoruz. Bilinmezliğe doğru ilerliyoruz" ifadelerini kullandı.

Gazetenin haberinde, ateşkesin ardından bölgeye günde 200 yardım tırının girdiği ancak bunun savaş öncesi dönemde Gazze'ye sağlanan tedariğin yarısından az olduğu vurgulandı.

Independent Türkçe