Gazze’de ‘ertesi gün’ planlarına dair…

AFP
AFP
TT

Gazze’de ‘ertesi gün’ planlarına dair…

AFP
AFP

Hişam el-Gannam

Bugünlerde İsrail’de ve ABD’de Gazze’ye yönelik savaşın ‘ertesi gününe’ dair konuşmalar artış gösteriyor. Araştırma ve çalışma merkezleri bir saldırı sonrası yol haritası çizmek için seferber olmuş durumda. ABD, bu konuda Ramallah’taki Filistin Yönetimi ve pek çok Arap ülkesiyle yoğun görüşmeler gerçekleştiriyor.

Bu görüşmelerin başlığı şu: İsrail’in oradaki silahlı grupları ortadan kaldırmasından sonra Gazze’yi kim yönetecek?

Öncelikle burada bu meselenin şu üç nedenden dolayı ahlaki olmadığını belirtmek isterim:

Birincisi; bu görüşmeler, konuyu işgal devletinin Gazze’de ve Batı Şeria’da işlediği suçlardan saptırıyor ve dikkatleri üzerinde çalışılması gereken asıl meseleden, yani savaşın durdurulması ve Gazze halkına insani yardımların ulaştırılması gerekliliğinden uzaklaştırıyor.

İkincisi; bizi işgalcinin Filistinlileri zorla göç ettirme planını başarısız kılmaya odaklanmaktan alıkoyuyor.

Üçüncüsü; bu tür konuşmalar, işgalcinin suç işlemeye ve sivillerin canını kim bilir ne zamana kadar almaya devam edeceğine dair bir kabulü varsayıyor. Nitekim duyurulan hedef, güya Gazze’deki tüm silahlı grupları ortadan kaldırmak, ki bu mantıksız ve gerçekleştirilmesi imkânsız bir hedef.

Müsaade edin, açıklayayım.

Modern tarihimizde bu boyutlarda bir sivil cinayetine şahit olmadık. Hastaneler, okullar, ibadethaneler, fırınlar, su depoları, kanalizasyonlar, elektrik ve iletişim ağları ve istasyonları, evler ve hatta insanlara Gazze’nin güneyine göç etmeleri için güvenli olduğu söylenen yollar… hepsi bombalanıp yerle bir ediliyor.

Bugüne kadar İsrail, Gazze’deki tesislerin yüzde 45’inden fazlasını tamamen ya da kısmen tahrip etti. İsraillilerin Gazze’nin kuzeyini işgal edip de yıkmak için hiçbir askerî bahane uydurulamamasından sonra bile Yasama Konseyi binasında bir hatıra fotoğrafı çektirip, sonra Gazze’yi yerle bir ettiler.

Foto: Gazze’deki yerinden edilmişler, 18 Kasım’da Gazze Şeridi’nin güneyine doğru yola çıkarken (AFP)
Gazze’deki yerinden edilmişler, 18 Kasım’da Gazze Şeridi’nin güneyine doğru yola çıkarken (AFP)

İsrail, Gazze’de her gün 200 ila 500 sivili katlediyor. Bu kadar sivil kaybını, daha önceki hiçbir savaşta görmedik; ne Sırbistan’ın Bosna’ya karşı savaşında ne Rusya’nın Grozni’de Çeçenistan’a ne de İsrail’in 2006 yılında Lübnan’a karşı savaşında… 1992-1995 yılları arasında Sırbistan, Bosna’da 32 bin sivili öldürdü. 1994-2003 yılları arasında Rusya, 150 ila 160 bin arasında Çeçen sivili ve savaşçıyı öldürdü. Lübnan’a karşı savaşında da İsrail, 31 günde bin 191 Lübnanlıyı öldürdü.

Hedefi intikam ve tehcir olan körü körüne bir katliam söz konusu (Tehcirden bundan sonra bahsedeceğim). İntikam alıyorlar, çünkü 7 Ekim’de askerî üslerini ve kasabalarını koruma konusunda istihbarat ve askerî açıdan başarısız oldular. Görünüşe bakılırsa intikam kısmen, iç soruşturmalardan sızdırılan İsrailli raporların da işaret ettiği gibi bizzat İsrail’in o gün kendi vatandaşlarını öldürmesini örtbas etmek için de alınıyor.

“Mesele, Filistinlilerin Gazze’den Mısır’a göç ettirilmesiyle bitmeyecek. İsrail bu planında başarılı olursa Batı Şeria’daki Filistinlilerin Ürdün’e göç ettirilmesi konusunda cesaretlenecek. En azından Kudüs’teki Filistinlilerden onları Batı Şeria’ya göç ettirmek suretiyle kurtulma konusunda cesaret bulacak”

Bu yüzden bence tüm dünya ülkelerinin üzerinde çalışması gereken ödev, Gazze’de sivillere yönelik bu çılgınca savaşı durdurmak, Arap-İslam zirvesinin kararlarının bir uygulaması olarak kuşatmayı kırmak ve Gazze’nin kuzeyindeki evlerinden zorla göç ettirilmiş 1 milyon 200 binden fazla Filistinliye su, gıda, ilaç ve yakıt ulaştırmaktır.

Üzerinde durulması gereken ikinci meseleye gelince… İsrail’in sivillere yönelik korkunç cinayetlerinin amacının onları yerinden etmek olduğu çok açık. Yerinden edilmiş insanları barındıran hastanelerle okulların ve ibadethanelerin bombalanması ve insanların evlerinin başlarına yıkılması ne anlama geliyor? Bu cinayete hizmet eden askerî amaç, Filistinlileri yurtlarını terk etmeye mecbur bırakmak değilse nedir?  

Aslında İsrail, Filistinlileri Mısır’a göç ettirmek için yaptığı planları savaşın başından beri açıklıyor. Savaşın başında Netanyahu, dayanışma gösterisi için İsrail’i ziyaret eden Avrupalı liderlerden, Mısır’ı Filistinlileri ‘misafir etmek için’ sınırlarını açmaya ikna etmelerini istedi. 7 Ekim’den sonra İsrail İstihbarat Bakanlığı da İsrail siyaset sahnesine bir dizi seçenek koydu. Filistinlilerin Sina’ya göç ettirilmesi ve Gazze’ye dönüşlerine imkân vermemek adına içeride silahsız bir bölge oluşturulması da bu seçenekler arasındaydı.

Foto: 20 Kasım’da Han Yunus’taki Nasır Hastanesi bahçesindeki mülteci çadırları (AFP)
20 Kasım’da Han Yunus’taki Nasır Hastanesi bahçesindeki mülteci çadırları (AFP)

İsrailli siyasetçiler de Filistinlilerin insani gerekçelerle göç ettirilmesi yönünde açıkça çağrıda bulunan siyasi makaleler yayımladı. Likud Partisi’nden Danny Danon ile Yeş Atid Partisi’nden Ram Ben-Barak’ın Wall Street Journal gazetesinde yayınladıkları ve Batılı ülkeleri, savaş koşullarında Filistinlilerin o ülkelere ‘gönüllü’ göçünü kabul etmeye çağırdıkları makalesi (“The West Should Welcome Gaza Refugees”) bunlara örnek. Tüm bunlar, İsrail’deki en aşırı ve radikal grupların fikirleriyle de örtüşüyor. Bu gruplar arasında yer alan aşırı dinci Siyonist lider Bezalel Smotrich, 2017 yılında ‘Karar Planı’ adlı bir plan sundu. Bu plan özetle, ‘Arapların Yahudiye ve Samarya Bölgesi’nde ayakta kalabilir bir devlete dair kurdukları hayali’ yıkmak için Filistin topraklarındaki yerleşimleri büyük ölçüde genişletmeyi hedefliyor.

Mısır’ın, Arapların ve hatta Batı’nın İsrail’in planlarına karşı çıkması, bunların hayata geçirilmesinin engellendiği anlamına gelmiyor. Nitekim İsrail, Gazze’nin kuzeyine yönelik kara operasyonlarıyla yetinmeyerek, bu operasyonları güneye taşıyacak. Bu durumda da Gazze’nin kuzeyinde olduğu gibi orada da Filistinli sivillere yönelik hava ve topçu bombardımanı olacak.

Böyle bir durumda Filistinliler, evlatlarının canlarını korumak için Mısır’a kaçmak zorunda kalacak ve Kahire de karşısında üç seçenek bulacak: sınırlarını Filistinlilere açmak, zaten cinayetten kaçan Filistinlileri öldürmek ya da İsrail’le askerî çatışmaya girmek. Bunların hepsi de Kahire’nin istemediği seçenekler.

Mesele, Filistinlilerin Gazze’den Mısır’a göç ettirilmesiyle de sınırlı kalmayacak. İsrail bu planında başarılı olursa Batı Şeria’daki Filistinlilerin Ürdün’e göç ettirilmesi konusunda cesaretlenecek. En azından Kudüs’teki Filistinlilerden, onları Batı Şeria’ya göç ettirmek suretiyle kurtulma konusunda cesaret bulacak. Ürdün, bu tehlikeyi sezdi ve Dışişleri Bakanı, bunun Ürdün’e savaş ilan etmek anlamına geleceğini açıkladı.

Gelelim üçüncü meseleye… İki unsuru içeren ‘ertesi gün’ konuşmaları, Gazze’deki Filistinli grupların hiç şüphesiz hezimete uğratılacağını ve İsrail’in biraz zaman alsa da bu grupları hezimet uğratması gerektiğini kabul etmek demektir.

“İsrail’in gerçekleştirdiğini iddia edebileceği tek bir başarı yok. Mesela İsrail, silahlı grupların silah depolarına ulaşıp da onları imha etmeyi başardığı yönünde bir açıklama yapmadı. Bu grupların liderlerine ulaşıp onları öldürdüğünü ya da tutukladığını da ilan etmedi. Tek bir rehini ya da esiri kurtaramadı; aksine görünüşe bakılırsa rastgele bombardımanı esirlerin bazılarının ölümüne yol açtı”

Bu bağlamda Suudi Arabistan Krallığı’nın bu tartışmanın bir tarafı olmadığını, tarafı olmak istemediğini ve tartışmayı reddettiğini açıkça belirtelim. Suudi Arabistan’ın öncelikleri şu an, yardımların Gazze halkına ulaştırılması, kalıcı bir ateşkesin sağlanması ve İsrail’in Filistinlileri göç ettirme planını uygulamaktan menedilmesidir.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan da kendisine bu mesele sorulduğunda şu cevabı verdi: “Bizim önceliğimiz ateşkestir, başka bir şey değil.”

Riyad ayrıca Filistinlilerin kendilerini savunma ve vatanlarını kurtarma hakları olduğuna inanıyor, onların yanında duruyor ve tercihlerini destekliyor. Hep olduğu gibi bundan sonra da onların haklarının güçlü bir destekçisi olacak.

Gazze’deki silahlı grupların yenilgiye uğratılması meselesine gelince… Bence savaş, yaklaşık altı hafta önce başlamış olmasına rağmen bitiş noktasından çok uzak.  

Bir siyasi analistin, savaşın ilk dört haftasının İsrail’in silahlı grupları havadan ezme çabasıyla geçtiğini ve bu grupların da füze bombardımanıyla karşılık vermekten ve yaklaşık iki hafta ya da daha kısa bir süre önce başlayan kara savaşını beklemekten başka seçeneği olmadığını anlaması için askerî uzman olması gerekmez. Medyada yayımlanan görüntüler, İsrail işgal güçlerinin yoğun ve inatçı bir direnişle karşı karşıya olduğunu ve İsrail’in kayıplarının duyurduğundan çok daha fazla olduğunu gösteriyor.

Bu noktada ABD’nin Irak’ı ve Afganistan’ı işgal ettiğini, ancak devam eden direnişin Amerika’yı oradan ayrılmak zorunda bıraktığını hatırlayalım. Özellikle Afganistan’da ABD, ayrılmakla kalmadı, Taliban’la müzakere ederek iktidarı ona devretmeye de mecbur oldu. Uluslararası bir ittifakın, bir Irak ordusunun ve bu ikisini destekleyen milislerin varlığına rağmen Musul da DEAŞ’tan dokuz ay sonra kurtarıldı.  

Ama mesele, işgal güçlerinin Gazze’de karşılaştığı direniş gücünden ibaret değil. İşgal güçlerinin belirlediği hedeflerin mahiyeti de bir mesele. İsrail, silahlı grupları askerî olarak ortadan kaldırıp Gazze’deki hükümetlerini düşürmek ve sivil rehinelerle esir askerlerini kurtarmak istediğini duyurdu.

Foto: 2021 yılına ait bir görüntüde Batı Şeria’daki Nablus yakınlarında silahlı İsrailli yerleşimciler (AFP)
2021 yılına ait bir görüntüde Batı Şeria’daki Nablus yakınlarında silahlı İsrailli yerleşimciler (AFP)

Gelgelelim İsrail’in 16 Kasım’a kadar Gazze’de kaydettiği başarılar şunlar: 94 hükümet binasını, 71 camiyi, 3 kiliseyi, 235 okulu ve 25 hastaneyi yıkmak, çoğu çocuk ve kadın olan 12 binden fazla Filistinli sivili öldürmek ve üç katını da yaralamak. İsrail’in gerçekleştirdiğini iddia edebileceği tek bir başarı yok. Mesela İsrail, silahlı grupların silah depolarına ulaşıp da onları imha etmeyi başardığı yönünde bir açıklama yapmadı. Bu grupların liderlerine ulaşıp onları öldürdüğünü ya da tutukladığını da ilan etmedi. Tek bir rehini ya da esiri de kurtaramadı; aksine görünüşe bakılırsa rastgele bombardımanı bazı rehinelerin ölümüne sebep oldu.

“’Ertesi gün’ üzerine düşünmek, vakti gelmemiş bir meseledir. Daha da önemlisi bizi, şu an acil ihtiyaç sahibi olan yüz binlerce Filistinliye insani yardımları ulaştırmak, İsrail’i Gazze’ye yönelik saldırganlığını durdurmaya zorlamak ve savaşın diğer ülkelere sıçramasını önlemek şeklindeki asıl meseleden uzaklaştırıyor”

Dikkat çekilmesi gereken üç mesele daha var:

İsrail ordusu saflarında biriken kayıplar ve yedek askerî gücünün tamamen seferber edilmesi sebebiyle maruz kalabileceği ekonomik kriz, onu ilan ettiği hedefleri gerçekleştiremediğini kabul etmeye, üzerine çıktığı yüksek ağaçtan inmek için bir merdiven aramaya ve sonra da silahlı gruplarla ateşkes müzakerelerine girmeye sevk edebilir.

Sonra Filistinli siviller arasındaki büyük kayıplar ve bu ülkelerin halklarının hükümetlerine yaptıkları baskılar sebebiyle ABD ve Batılı ülkeler ona, hedeflerini gerçekleştirmeden önce ateşi kesmesi için baskı yapabilir.

Aynı şekilde devam eden bu savaşın uzaması da muhtemel. İsrail ile Lübnan’ın güney sınırındaki silahlı gruplar arasındaki çatışmalar, halen her iki tarafın da kabul ettiği angajman kuralları dahilinde, evet. Ama iki taraftan birinin yapacağı herhangi bir hata, çatışma alanının genişleyerek göz açıp kapayıncaya kadar diğer ülkelere taşınmasına yol açabilir.

Tüm bu sebeplerden ötürü ‘ertesi gün’ üzerine düşünmenin hiç sırası değil. Daha da önemlisi bizi, şu an acil ihtiyaç sahibi olan yüz binlerce Filistinliye insani yardımları ulaştırmak, İsrail’i Gazze’ye yönelik saldırganlığını durdurmaya zorlamak ve savaşın diğer ülkelere sıçramasını önlemek şeklindeki asıl meseleden uzaklaştırıyor.

Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Analistler: Fas ve Etiyopya arasındaki askeri iş birliği Mısır’ı endişelendirmiyor

Etiyopya ve Fas arasında Ortak Savunma Komitesi'nin ilk toplantısı gerçekleşti (ENA)
Etiyopya ve Fas arasında Ortak Savunma Komitesi'nin ilk toplantısı gerçekleşti (ENA)
TT

Analistler: Fas ve Etiyopya arasındaki askeri iş birliği Mısır’ı endişelendirmiyor

Etiyopya ve Fas arasında Ortak Savunma Komitesi'nin ilk toplantısı gerçekleşti (ENA)
Etiyopya ve Fas arasında Ortak Savunma Komitesi'nin ilk toplantısı gerçekleşti (ENA)

Fas ve Etiyopya arasındaki askeri iş birliği konusunda yapılan bir toplantı, özellikle Büyük Etiyopya Rönesans Barajı'nın su güvenliğine yönelik tehdidi konusunda Addis Ababa ile anlaşmazlık yaşayan Mısır'ın tutumu hakkında soru işaretlerine yol açtı.

Dün Şarku’l Avsat’a konuşan Mısırlı bir kaynak, Kahire'nin henüz resmi olarak yorum yapmadığı Fas-Etiyopya askeri iş birliğinin ‘Kahire'yi endişelendirmediğini ve bu konuda Rabat ile sessiz diplomatik görüşmeler yapılacağını’ söyledi.

Mısır ordusunda eski üst düzey bir subay olan bir askeri uzman da bu görüşe katılıyor. Bu iş birliğinin ‘Kahire için endişe kaynağı olmadığını’ doğrulayan uzman, Fas'ın ‘şu anda Kahire'nin düşmanı ve su haklarına karşı çıkan’ Etiyopya ile iş birliği yapmasına şaşırdığını belirtti.

dfrgt6y
Büyük Etiyopya Rönesans Barajı (Etiyopya Başbakanı'nın Facebook sayfası)

Ancak Etiyopyalı bir milletvekili Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, Fas ile yapılan bu işbirliğinin Kahire'ye yönelik olmadığını veya herhangi bir tehdit mesajı ya da çatışma niyeti taşımadığını belirtti.

Addis Ababa'nın ülkesinin yeniden doğuşuna ve kalkınmasına odaklandığını ve kimseyle askeri çatışmaya girmeye niyetli olmadığını belirtti.

Tartışmalı toplantı

Fas gazetesi Hespress, bu ayın ortalarında, Fas-Etiyopya Ortak Askeri Komitesi'nin ilk toplantısını Addis Ababa'da yaptığını ve toplantıda ‘iki ülke arasında askeri ve savunma iş birliği alanında bir eylem planının’ tartışıldığını bildirdi.

Aynı kaynağa göre 2025 yılının haziran ayında Rabat'ta imzalanan askeri iş birliği anlaşması, eğitim, bilimsel araştırma ve askeri tıp alanlarında iş birliğinin yanı sıra bu ortak askeri komitenin kurulmasını da öngörüyordu. Etiyopya Haber Ajansı (ENA) bir sonraki gün, Addis Ababa ve Rabat'ın çeşitli askeri alanlarda ikili iş birliğini güçlendirmek amacıyla ilk ortak savunma komitesi toplantısını gerçekleştirdiğini bildirdi.

ENA’nın haberine göre görüşmelerde ‘iki ülke arasındaki askeri iş birliğinin, savunma kurumları, eğitim ve öğretim, savunma sanayii, teknoloji transferi ve diğer askeri faaliyet alanlarında karşılıklı fayda sağlayacak şekilde teşvik edilmesi’ konuları ele alındı.

Etiyopya Ulusal Savunma Kuvvetleri (ENDF) Dış İlişkiler ve Askeri İşbirliği Genel Müdürü Teshome Gemechu, o dönemde Etiyopya ile Fas arasındaki ilişkilerin birçok sektörde istikrarlı bir şekilde güçlendiğini ve iki ülke arasındaki uzun soluklu dostluğun Afrika dayanışmasını ve karşılıklı çıkarlar için birlikte çalışma konusundaki ortak taahhüdü yansıttığını vurguladı.

Gemechu, ayrıca, ortak komite toplantısının ‘Etiyopya-Fas ilişkilerinde tarihi bir dönüm noktası olduğunu ve mutabık kalınan iş birliği alanlarının pratik olarak uygulanması için yeni bir aşama açtığını’ belirtti.

ENA, Fas Silahlı Kuvvetleri Tedarik Direktörü Tuğgeneral Abdulkadir Osman'ın toplantı sırasında varılan anlaşmayı ‘askeri ilişkilerde önemli bir gelişme’ olarak nitelendirdiğini aktardı.

Tuğgeneral Osman, ‘Fas'ın Etiyopya ile savunma iş birliğini daha da güçlendirmeye kararlı olduğunu’ vurguladı.

“Sessiz diplomasi”

Bu konuda Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulunan Mısırlı bir kaynak, Fas-Etiyopya iş birliğinin ‘açıklığa kavuşturulması gerektiğini, ancak genel olarak endişe verici olmadığını, özellikle de Kahire'nin Rabat ile ilişkilerinin çok iyi olduğunu’ söyledi.

Kaynak, Rabat ile ‘sessiz diplomasi’ yaklaşımının benimseneceğini ve bu konuyla ilgili tartışmaların ‘suçlama bağlamında değil, sorunun doğasını anlamak ve Mısır'ın bu konudaki endişelerini tartışmak amacıyla’ yapılacağını düşünüyor.

Fas-Etiyopya görüşmesi, ABD Başkanı Donald Trump'ın bu ayın ortalarında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'ye gönderdiği mektupla aynı zamana denk geldi. Trump, mektupta “Nil Nehri'nin suyunun paylaşımı sorununu temelden ve sonsuza kadar çözmek için Mısır ve Etiyopya arasında ABD'nin arabuluculuğunu yeniden başlatmaya hazırım” ifadelerini kullandı. Trump, daha önce de defalarca kez, yönetiminin Kahire ile Addis Ababa arasında bir savaşı önlediğini söylemiş, ancak daha fazla ayrıntı vermemişti.

Mısırlı kaynak, Etiyopya'nın Mısır'a mesajlar göndermeye çalıştığına inanıyor. Bu mesajlar, Mısır ve Sudan'ın duyarlılığı ve Addis Ababa'nın yorum yapmaması üzerine Trump'ın arabuluculuk açıklamasının ardından artacak.

Öte yandan Etiyopyalı Milletvekili Muhammed Nur Ahmed, Fas ile iş birliğinin sadece askeri alanda değil, ticaret ve diplomasiyi de kapsadığını ve kimseye tehdit oluşturmaktan ziyade, bölge ülkeleriyle ilişkileri güçlendiren mesajlar taşıdığını düşünüyor.

Etiyopyalı Milletvekili Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Mısır'ın Etiyopya’nın ortaklarından biri olduğunu vurgulayarak “Mısır ile savaşmadılar ve savaşmayacaklar, özellikle de Addis Ababa ilerleme ve refahla ilgileniyor ve Mısır veya başka bir ülkeyle savaşma niyetinde değil” dedi.

Buna karşın Mısırlı askeri stratejist Tümgeneral Samir Ferec, Etiyopya'nın bu gerekçelerini reddetti. Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulunan Tümgeneral Ferec, Addis Ababa'yı ‘Mısır'ın su haklarının düşmanı’ olarak nitelendirdi.

Mısır'ın ‘bu iş birliğinden endişe duymadığını” belirten Tümgeneral Ferec, “Arap Birliği üyesi bir ülke, Mısır'ın çıkarlarını tehdit eden başka bir ülkeyle nasıl iş birliği yapabilir?” diye sordu.

Etiyopya'nın bu toplantılardan çıkan mesajlarının Mısır'ı güvenlik veya askeri açıdan etkilemeyeceğini düşünen Mısırlı askeri stratejist, Mısır'ın bu konuyu Rabat ile hemen gündeme getirmeyeceğini, ancak iki ülke arasında gelecekte yapılacak toplantılarda ‘Mısır-Fas ilişkilerine önemli bir etkisi olmadan tutumunu ifade edeceğini’ tahmin ediyor.


Üst düzey askeri komutan Aden'deki bombalı saldırıdan sağ kurtuldu

Hamdi Şukri es-Subeyhi, özellikle Lahic'de, güçlerinin kontrolündeki bölgelerde güvenliğin sağlanmasında önemli bir rol oynuyor (X)
Hamdi Şukri es-Subeyhi, özellikle Lahic'de, güçlerinin kontrolündeki bölgelerde güvenliğin sağlanmasında önemli bir rol oynuyor (X)
TT

Üst düzey askeri komutan Aden'deki bombalı saldırıdan sağ kurtuldu

Hamdi Şukri es-Subeyhi, özellikle Lahic'de, güçlerinin kontrolündeki bölgelerde güvenliğin sağlanmasında önemli bir rol oynuyor (X)
Hamdi Şukri es-Subeyhi, özellikle Lahic'de, güçlerinin kontrolündeki bölgelerde güvenliğin sağlanmasında önemli bir rol oynuyor (X)

Dün, Yemen'in geçici başkenti Aden'de, Amalika Tugayları İkinci Tugay Komutanı ve Aden'de güvenliğin sağlanmasındaki kilit isimlerden biri olan Tuğgeneral Hamdi Şukri es-Subeyhi’nin konvoyuna bomba yüklü araçla saldırı düzenlendi. Gelen haberlere göre Tuğgeneral Subeyhi, askeri konvoyun trafiğin yoğun olduğu Dar Sad bölgesinin Caule beldesinden geçerken meydana gelen patlamadan sağ kurtuldu.

Saldırı, Hadramut'un en büyük şehri Mukelle'deki yerel yetkililerin, yaklaşık üç hafta önce Yemen'den çekilen Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından yönetilen Güney Geçiş Konseyi (GGK) gruplarının gözetiminde bulunan gizli hapishaneleri ve suikastlarda kullanılan patlayıcıları ortaya çıkarmasından bir gün sonra meydana geldi.

Olay, Yemen’deki Meşruiyeti destekleyen Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu’nun GGK’yı feshetmesinin ardından ülkenin güney illerinde istikrarı yeniden tesis etmeye ve askeri ve güvenlik güçlerini birleştirmeye çalıştığı bir dönemde güvenlik endişelerini yeniden gündeme getirdi.


Eş-Şebab, Somali'deki stratejik öneme sahip bir adaya saldırı başlattı

"Gençlik Hareketi" üyeleri (Arşiv- AFP)
"Gençlik Hareketi" üyeleri (Arşiv- AFP)
TT

Eş-Şebab, Somali'deki stratejik öneme sahip bir adaya saldırı başlattı

"Gençlik Hareketi" üyeleri (Arşiv- AFP)
"Gençlik Hareketi" üyeleri (Arşiv- AFP)

Çeşitli kaynaklara göre, eş-Şebab militanları dün Somali'nin güneyindeki stratejik bir adaya saldırdı ve yarı özerk Cubaland bölgesinde konuşlanmış askeri birliklerle çatıştı.

Yaklaşık yirmi yıldır El-Kaide ile bağlantılı olan eş-Şebab, Somali hükümetiyle savaşıyor.

Cubaland yetkilileri saldırıyı püskürttüklerini açıkladı, ancak grup daha önce operasyonları için bir fırlatma noktası olarak hizmet veren Kuday Adası'ndaki bir askeri üssü ele geçirdiklerini iddia etti.

Kismayo sahil kentindeki bir topluluk lideri AFP'ye verdiği demeçte, militanların "Kuday kasabasının dışındaki askeri üsse baskın düzenledikten sonra adayı kuşattıkları" bilgisini aldığını belirterek, "şu anda neler olduğunun ayrıntılarını bilmenin hala zor olduğunu" ifade etti.

Kismayo'dan askerlere yardım etmek için birkaç tekne gönderildiğini, ancak Cubaland güçlerinin yardım çağrısı yapmasından kısa bir süre sonra adadaki iletişimin kesildiğini söyledi.

Cubaland yetkilileri tarafından yapılan açıklamada, "güvenlik güçleri düşmana ağır kayıplar verdirdi ve saldırıda kullanılan birçok askeri aracı imha etti" denildi.

“Eş-Şebab Hareketi” ise savaşçılarının “ada içinde ve dışında 3 askeri üssün tam kontrolünü ele geçirmeyi başardığını” duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Kismayo'nun yaklaşık 130 kilometre güneybatısında bulunan Kuday Adası, 2015 yılının başlarında Somali Ulusal Ordusu'nun Kenya Savunma Kuvvetleri ile iş birliği içinde gerçekleştirdiği bir operasyonla "Eş-Şebab" hareketinin elinden kurtarıldı.