Gazze’de ‘ertesi gün’ planlarına dair…

AFP
AFP
TT

Gazze’de ‘ertesi gün’ planlarına dair…

AFP
AFP

Hişam el-Gannam

Bugünlerde İsrail’de ve ABD’de Gazze’ye yönelik savaşın ‘ertesi gününe’ dair konuşmalar artış gösteriyor. Araştırma ve çalışma merkezleri bir saldırı sonrası yol haritası çizmek için seferber olmuş durumda. ABD, bu konuda Ramallah’taki Filistin Yönetimi ve pek çok Arap ülkesiyle yoğun görüşmeler gerçekleştiriyor.

Bu görüşmelerin başlığı şu: İsrail’in oradaki silahlı grupları ortadan kaldırmasından sonra Gazze’yi kim yönetecek?

Öncelikle burada bu meselenin şu üç nedenden dolayı ahlaki olmadığını belirtmek isterim:

Birincisi; bu görüşmeler, konuyu işgal devletinin Gazze’de ve Batı Şeria’da işlediği suçlardan saptırıyor ve dikkatleri üzerinde çalışılması gereken asıl meseleden, yani savaşın durdurulması ve Gazze halkına insani yardımların ulaştırılması gerekliliğinden uzaklaştırıyor.

İkincisi; bizi işgalcinin Filistinlileri zorla göç ettirme planını başarısız kılmaya odaklanmaktan alıkoyuyor.

Üçüncüsü; bu tür konuşmalar, işgalcinin suç işlemeye ve sivillerin canını kim bilir ne zamana kadar almaya devam edeceğine dair bir kabulü varsayıyor. Nitekim duyurulan hedef, güya Gazze’deki tüm silahlı grupları ortadan kaldırmak, ki bu mantıksız ve gerçekleştirilmesi imkânsız bir hedef.

Müsaade edin, açıklayayım.

Modern tarihimizde bu boyutlarda bir sivil cinayetine şahit olmadık. Hastaneler, okullar, ibadethaneler, fırınlar, su depoları, kanalizasyonlar, elektrik ve iletişim ağları ve istasyonları, evler ve hatta insanlara Gazze’nin güneyine göç etmeleri için güvenli olduğu söylenen yollar… hepsi bombalanıp yerle bir ediliyor.

Bugüne kadar İsrail, Gazze’deki tesislerin yüzde 45’inden fazlasını tamamen ya da kısmen tahrip etti. İsraillilerin Gazze’nin kuzeyini işgal edip de yıkmak için hiçbir askerî bahane uydurulamamasından sonra bile Yasama Konseyi binasında bir hatıra fotoğrafı çektirip, sonra Gazze’yi yerle bir ettiler.

Foto: Gazze’deki yerinden edilmişler, 18 Kasım’da Gazze Şeridi’nin güneyine doğru yola çıkarken (AFP)
Gazze’deki yerinden edilmişler, 18 Kasım’da Gazze Şeridi’nin güneyine doğru yola çıkarken (AFP)

İsrail, Gazze’de her gün 200 ila 500 sivili katlediyor. Bu kadar sivil kaybını, daha önceki hiçbir savaşta görmedik; ne Sırbistan’ın Bosna’ya karşı savaşında ne Rusya’nın Grozni’de Çeçenistan’a ne de İsrail’in 2006 yılında Lübnan’a karşı savaşında… 1992-1995 yılları arasında Sırbistan, Bosna’da 32 bin sivili öldürdü. 1994-2003 yılları arasında Rusya, 150 ila 160 bin arasında Çeçen sivili ve savaşçıyı öldürdü. Lübnan’a karşı savaşında da İsrail, 31 günde bin 191 Lübnanlıyı öldürdü.

Hedefi intikam ve tehcir olan körü körüne bir katliam söz konusu (Tehcirden bundan sonra bahsedeceğim). İntikam alıyorlar, çünkü 7 Ekim’de askerî üslerini ve kasabalarını koruma konusunda istihbarat ve askerî açıdan başarısız oldular. Görünüşe bakılırsa intikam kısmen, iç soruşturmalardan sızdırılan İsrailli raporların da işaret ettiği gibi bizzat İsrail’in o gün kendi vatandaşlarını öldürmesini örtbas etmek için de alınıyor.

“Mesele, Filistinlilerin Gazze’den Mısır’a göç ettirilmesiyle bitmeyecek. İsrail bu planında başarılı olursa Batı Şeria’daki Filistinlilerin Ürdün’e göç ettirilmesi konusunda cesaretlenecek. En azından Kudüs’teki Filistinlilerden onları Batı Şeria’ya göç ettirmek suretiyle kurtulma konusunda cesaret bulacak”

Bu yüzden bence tüm dünya ülkelerinin üzerinde çalışması gereken ödev, Gazze’de sivillere yönelik bu çılgınca savaşı durdurmak, Arap-İslam zirvesinin kararlarının bir uygulaması olarak kuşatmayı kırmak ve Gazze’nin kuzeyindeki evlerinden zorla göç ettirilmiş 1 milyon 200 binden fazla Filistinliye su, gıda, ilaç ve yakıt ulaştırmaktır.

Üzerinde durulması gereken ikinci meseleye gelince… İsrail’in sivillere yönelik korkunç cinayetlerinin amacının onları yerinden etmek olduğu çok açık. Yerinden edilmiş insanları barındıran hastanelerle okulların ve ibadethanelerin bombalanması ve insanların evlerinin başlarına yıkılması ne anlama geliyor? Bu cinayete hizmet eden askerî amaç, Filistinlileri yurtlarını terk etmeye mecbur bırakmak değilse nedir?  

Aslında İsrail, Filistinlileri Mısır’a göç ettirmek için yaptığı planları savaşın başından beri açıklıyor. Savaşın başında Netanyahu, dayanışma gösterisi için İsrail’i ziyaret eden Avrupalı liderlerden, Mısır’ı Filistinlileri ‘misafir etmek için’ sınırlarını açmaya ikna etmelerini istedi. 7 Ekim’den sonra İsrail İstihbarat Bakanlığı da İsrail siyaset sahnesine bir dizi seçenek koydu. Filistinlilerin Sina’ya göç ettirilmesi ve Gazze’ye dönüşlerine imkân vermemek adına içeride silahsız bir bölge oluşturulması da bu seçenekler arasındaydı.

Foto: 20 Kasım’da Han Yunus’taki Nasır Hastanesi bahçesindeki mülteci çadırları (AFP)
20 Kasım’da Han Yunus’taki Nasır Hastanesi bahçesindeki mülteci çadırları (AFP)

İsrailli siyasetçiler de Filistinlilerin insani gerekçelerle göç ettirilmesi yönünde açıkça çağrıda bulunan siyasi makaleler yayımladı. Likud Partisi’nden Danny Danon ile Yeş Atid Partisi’nden Ram Ben-Barak’ın Wall Street Journal gazetesinde yayınladıkları ve Batılı ülkeleri, savaş koşullarında Filistinlilerin o ülkelere ‘gönüllü’ göçünü kabul etmeye çağırdıkları makalesi (“The West Should Welcome Gaza Refugees”) bunlara örnek. Tüm bunlar, İsrail’deki en aşırı ve radikal grupların fikirleriyle de örtüşüyor. Bu gruplar arasında yer alan aşırı dinci Siyonist lider Bezalel Smotrich, 2017 yılında ‘Karar Planı’ adlı bir plan sundu. Bu plan özetle, ‘Arapların Yahudiye ve Samarya Bölgesi’nde ayakta kalabilir bir devlete dair kurdukları hayali’ yıkmak için Filistin topraklarındaki yerleşimleri büyük ölçüde genişletmeyi hedefliyor.

Mısır’ın, Arapların ve hatta Batı’nın İsrail’in planlarına karşı çıkması, bunların hayata geçirilmesinin engellendiği anlamına gelmiyor. Nitekim İsrail, Gazze’nin kuzeyine yönelik kara operasyonlarıyla yetinmeyerek, bu operasyonları güneye taşıyacak. Bu durumda da Gazze’nin kuzeyinde olduğu gibi orada da Filistinli sivillere yönelik hava ve topçu bombardımanı olacak.

Böyle bir durumda Filistinliler, evlatlarının canlarını korumak için Mısır’a kaçmak zorunda kalacak ve Kahire de karşısında üç seçenek bulacak: sınırlarını Filistinlilere açmak, zaten cinayetten kaçan Filistinlileri öldürmek ya da İsrail’le askerî çatışmaya girmek. Bunların hepsi de Kahire’nin istemediği seçenekler.

Mesele, Filistinlilerin Gazze’den Mısır’a göç ettirilmesiyle de sınırlı kalmayacak. İsrail bu planında başarılı olursa Batı Şeria’daki Filistinlilerin Ürdün’e göç ettirilmesi konusunda cesaretlenecek. En azından Kudüs’teki Filistinlilerden, onları Batı Şeria’ya göç ettirmek suretiyle kurtulma konusunda cesaret bulacak. Ürdün, bu tehlikeyi sezdi ve Dışişleri Bakanı, bunun Ürdün’e savaş ilan etmek anlamına geleceğini açıkladı.

Gelelim üçüncü meseleye… İki unsuru içeren ‘ertesi gün’ konuşmaları, Gazze’deki Filistinli grupların hiç şüphesiz hezimete uğratılacağını ve İsrail’in biraz zaman alsa da bu grupları hezimet uğratması gerektiğini kabul etmek demektir.

“İsrail’in gerçekleştirdiğini iddia edebileceği tek bir başarı yok. Mesela İsrail, silahlı grupların silah depolarına ulaşıp da onları imha etmeyi başardığı yönünde bir açıklama yapmadı. Bu grupların liderlerine ulaşıp onları öldürdüğünü ya da tutukladığını da ilan etmedi. Tek bir rehini ya da esiri kurtaramadı; aksine görünüşe bakılırsa rastgele bombardımanı esirlerin bazılarının ölümüne yol açtı”

Bu bağlamda Suudi Arabistan Krallığı’nın bu tartışmanın bir tarafı olmadığını, tarafı olmak istemediğini ve tartışmayı reddettiğini açıkça belirtelim. Suudi Arabistan’ın öncelikleri şu an, yardımların Gazze halkına ulaştırılması, kalıcı bir ateşkesin sağlanması ve İsrail’in Filistinlileri göç ettirme planını uygulamaktan menedilmesidir.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan da kendisine bu mesele sorulduğunda şu cevabı verdi: “Bizim önceliğimiz ateşkestir, başka bir şey değil.”

Riyad ayrıca Filistinlilerin kendilerini savunma ve vatanlarını kurtarma hakları olduğuna inanıyor, onların yanında duruyor ve tercihlerini destekliyor. Hep olduğu gibi bundan sonra da onların haklarının güçlü bir destekçisi olacak.

Gazze’deki silahlı grupların yenilgiye uğratılması meselesine gelince… Bence savaş, yaklaşık altı hafta önce başlamış olmasına rağmen bitiş noktasından çok uzak.  

Bir siyasi analistin, savaşın ilk dört haftasının İsrail’in silahlı grupları havadan ezme çabasıyla geçtiğini ve bu grupların da füze bombardımanıyla karşılık vermekten ve yaklaşık iki hafta ya da daha kısa bir süre önce başlayan kara savaşını beklemekten başka seçeneği olmadığını anlaması için askerî uzman olması gerekmez. Medyada yayımlanan görüntüler, İsrail işgal güçlerinin yoğun ve inatçı bir direnişle karşı karşıya olduğunu ve İsrail’in kayıplarının duyurduğundan çok daha fazla olduğunu gösteriyor.

Bu noktada ABD’nin Irak’ı ve Afganistan’ı işgal ettiğini, ancak devam eden direnişin Amerika’yı oradan ayrılmak zorunda bıraktığını hatırlayalım. Özellikle Afganistan’da ABD, ayrılmakla kalmadı, Taliban’la müzakere ederek iktidarı ona devretmeye de mecbur oldu. Uluslararası bir ittifakın, bir Irak ordusunun ve bu ikisini destekleyen milislerin varlığına rağmen Musul da DEAŞ’tan dokuz ay sonra kurtarıldı.  

Ama mesele, işgal güçlerinin Gazze’de karşılaştığı direniş gücünden ibaret değil. İşgal güçlerinin belirlediği hedeflerin mahiyeti de bir mesele. İsrail, silahlı grupları askerî olarak ortadan kaldırıp Gazze’deki hükümetlerini düşürmek ve sivil rehinelerle esir askerlerini kurtarmak istediğini duyurdu.

Foto: 2021 yılına ait bir görüntüde Batı Şeria’daki Nablus yakınlarında silahlı İsrailli yerleşimciler (AFP)
2021 yılına ait bir görüntüde Batı Şeria’daki Nablus yakınlarında silahlı İsrailli yerleşimciler (AFP)

Gelgelelim İsrail’in 16 Kasım’a kadar Gazze’de kaydettiği başarılar şunlar: 94 hükümet binasını, 71 camiyi, 3 kiliseyi, 235 okulu ve 25 hastaneyi yıkmak, çoğu çocuk ve kadın olan 12 binden fazla Filistinli sivili öldürmek ve üç katını da yaralamak. İsrail’in gerçekleştirdiğini iddia edebileceği tek bir başarı yok. Mesela İsrail, silahlı grupların silah depolarına ulaşıp da onları imha etmeyi başardığı yönünde bir açıklama yapmadı. Bu grupların liderlerine ulaşıp onları öldürdüğünü ya da tutukladığını da ilan etmedi. Tek bir rehini ya da esiri de kurtaramadı; aksine görünüşe bakılırsa rastgele bombardımanı bazı rehinelerin ölümüne sebep oldu.

“’Ertesi gün’ üzerine düşünmek, vakti gelmemiş bir meseledir. Daha da önemlisi bizi, şu an acil ihtiyaç sahibi olan yüz binlerce Filistinliye insani yardımları ulaştırmak, İsrail’i Gazze’ye yönelik saldırganlığını durdurmaya zorlamak ve savaşın diğer ülkelere sıçramasını önlemek şeklindeki asıl meseleden uzaklaştırıyor”

Dikkat çekilmesi gereken üç mesele daha var:

İsrail ordusu saflarında biriken kayıplar ve yedek askerî gücünün tamamen seferber edilmesi sebebiyle maruz kalabileceği ekonomik kriz, onu ilan ettiği hedefleri gerçekleştiremediğini kabul etmeye, üzerine çıktığı yüksek ağaçtan inmek için bir merdiven aramaya ve sonra da silahlı gruplarla ateşkes müzakerelerine girmeye sevk edebilir.

Sonra Filistinli siviller arasındaki büyük kayıplar ve bu ülkelerin halklarının hükümetlerine yaptıkları baskılar sebebiyle ABD ve Batılı ülkeler ona, hedeflerini gerçekleştirmeden önce ateşi kesmesi için baskı yapabilir.

Aynı şekilde devam eden bu savaşın uzaması da muhtemel. İsrail ile Lübnan’ın güney sınırındaki silahlı gruplar arasındaki çatışmalar, halen her iki tarafın da kabul ettiği angajman kuralları dahilinde, evet. Ama iki taraftan birinin yapacağı herhangi bir hata, çatışma alanının genişleyerek göz açıp kapayıncaya kadar diğer ülkelere taşınmasına yol açabilir.

Tüm bu sebeplerden ötürü ‘ertesi gün’ üzerine düşünmenin hiç sırası değil. Daha da önemlisi bizi, şu an acil ihtiyaç sahibi olan yüz binlerce Filistinliye insani yardımları ulaştırmak, İsrail’i Gazze’ye yönelik saldırganlığını durdurmaya zorlamak ve savaşın diğer ülkelere sıçramasını önlemek şeklindeki asıl meseleden uzaklaştırıyor.

Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



İran ile ABD arasında tırmanan gerilimde Irak nerede duruyor?

Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
TT

İran ile ABD arasında tırmanan gerilimde Irak nerede duruyor?

Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)

Irak sahnesinde derin bir siyasi kriz, ülkenin iç işlerine yönelik açık bir ABD müdahalesi ve komşu İran’da olası bir savaş riski bulunuyor. Bu tablo karşısında, Irak’ın geçmişte yaşadığı ve ancak kısmen toparlanabildiği yeni bir istikrarsızlık sürecine yeniden sürüklenip sürüklenmeyeceği sorusu gündeme geliyor.

Yıllar boyunca ülkeyi yıkım ve kaosa sürükleyen çatışmaların ardından Irak son dönemde görece bir istikrar yaşamaya başladı. Ancak siyasi alandaki derin görüş ayrılıkları ve İran ile ABD arasındaki ilişkilerde denge kurmanın zorluğu, bu kırılgan istikrarı tehdit etmeyi sürdürüyor.

Bağdat’ta hükümet kurma süreci, çoğu zaman Tahran ve Washington’un çıkarları ile siyasi nüfuzundan etkilenen karmaşık bir süreç olarak öne çıkıyor. ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta yaptığı açıklamada, eski Başbakan Nuri el-Maliki’nin yeniden iktidara gelmesi hâlinde Washington’un Bağdat’a yönelik tüm desteğini keseceğini dile getirdi. ABD yönetiminden bazı temsilcilerin de kulislerde Iraklı siyasetçiler üzerinde aynı yönde baskı kurduğu belirtiliyor.

erregt
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Siyaset analisti İhsan eş-Şemmeri’ye göre“Başkan Trump’ın yönetimi İran ile Irak arasında bir ayrım yapmıyor; iki ülkeyi tek bir dosya olarak ele alıyor ve aralarında net bir çizgi çekmiyor.”

Kasım ayında yapılan parlamento seçimlerinin ardından yaşanan uzun siyasi çekişmeler sonrasında, Tahran’a yakın Şii partileri bünyesinde barındıran ve parlamentodaki en büyük blok konumundaki Koordinasyon Çerçevesi, cumartesi günü Nuri el-Maliki’yi yeni hükümetin başbakanlığına aday gösterdiğini duyurdu.

75 yaşındaki Maliki, 2006-2014 yılları arasında iki dönem başbakanlık yapmış; bu süreçte ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi, mezhep temelli şiddetin tırmanması ve DEAŞ’ın ülkenin geniş kesimlerini ele geçirmesi gibi kritik gelişmeler yaşanmıştı. İkinci döneminde Washington ile ilişkileri soğurken, İran ile bağları güçlenmişti.

Trump, salı günü Truth Social platformundan yaptığı paylaşımda Maliki’yi “son derece kötü bir seçenek” olarak nitelendirerek, “çılgın politikaları ve ideolojisi” nedeniyle seçilmesi hâlinde ABD’nin Irak’a gelecekte hiçbir yardım sağlamayacağını söyledi.

dwfrgty6
Nuri el-Maliki (Reuters)

AFP’nin Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın bir kaynağa dayandırdığı habere göre Trump’ın açıklamalarının ardından ittifak içinde önümüzdeki döneme ilişkin yoğun görüşmeler yürütülüyor. Siyasi kaynaklar, ittifak içinde bir bölünme yaşandığını; bazı liderlerin Irak’ı Trump’ın tehditlerinden korumak için Maliki’ye geri çekilme çağrısı yaptığını, bazılarının ise ABD müdahalesini reddederek tutumlarını sürdürmekte ısrar ettiğini aktarıyor.

Maliki’ye yakın bir Iraklı yetkili ise, Maliki’nin ABD yönetimiyle “çatışma arayışında olmadığını”, ekibinin Washington ile “uzlaşı yolları bulmaya çalıştığını” söyledi. Yetkili, “Durum zor ama imkânsız değil; bunun için zamana ihtiyaç var” dedi.

ABD’nin nüfuzu

ABD, Irak üzerinde önemli bir nüfuza sahip. Özellikle Irak’ın petrol ihracatından elde edilen gelirlerin, 2003’te Saddam Hüseyin rejimini deviren ABD işgalinin ardından yapılan bir düzenleme uyarınca New York’taki ABD Merkez Bankası’nda tutulması bu etkinin başlıca unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.

Son yıllarda birçok ABD’li şirket Irak’ta büyük ölçekli yatırımlara imza atarken, Washington ile iyi ilişkilere sahip olan Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani hükümeti de özellikle ülke gelirlerinin yaklaşık yüzde 90’ını sağlayan petrol sektöründe yeni yatırımlar çağrısı yapıyor.

fgt
Muhammed Şiya es-Sudani (DPA)

Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın kaynak, Maliki’nin yeniden başbakan olması hâlinde Trump’ın Irak’a yönelik yaptırımlar uygulamasından ciddi endişe duyulduğunu belirtti. Ekonomik büyümede zorluklar yaşayan Irak için, daha önce İran’a yaptırımları delmeye yardımcı olmakla suçlanan Iraklı kuruluşlara yaptırım uygulayan ABD’nin yeni cezai adımlar atması büyük bir risk olarak görülüyor.

Şemmeri, Irak’ın bir sonraki hükümette “İran merkezli bir çizgide ilerlemesi” durumunda ülkenin “büyük bir kırılma noktasına” sürükleneceğini, bunun da Trump’ın uyguladığı “azami baskı politikası” kapsamında ekonomik ve mali alanları kapsayan bir izolasyona yol açabileceğini ifade ediyor.

İran’da savaş ihtimali

Irak için komşu İran’ı denklemin dışında tutmak zor görünüyor. Özellikle Tahran’ın, son yirmi yılda bölgesel nüfuzunu genişletmede kilit rol oynayan Irak’taki kazanımlarını koruma çabası ve Gazze savaşı sonrası bölgedeki müttefiklerinin ağır kayıplar vermesi bu durumu daha da karmaşık hâle getiriyor.

Tahran, yıllardır Irak’ta; başbakanların belirlenmesinde etkili olan Şii partiler veya direniş ekseninin bir parçası olan ve ABD ile İsrail karşıtı silahlı gruplar aracılığıyla belirleyici bir etkiye sahip. Bu gruplar, İran’ı savunmak için müdahalede bulunacaklarını sık sık dile getirmiş olsa da, örneğin haziran ayında 12 gün süren İsrail-İran çatışmasında fiilen devreye girmediler.

Trump’ın İran’a yönelik askeri müdahale tehdidini yinelemesi ve Tahran’ın “ezici bir karşılık” sözü vermesi üzerine, bu hafta Irak’taki iki önde gelen silahlı grup olan “Hizbullah Tugayları” ve “Nüceba Hareketi”, İran’a destek amacıyla “kapsamlı savaşa” hazır olduklarını açıkladı ve “düşmanlara” karşı “intihar operasyonları” için gönüllü başvuru merkezleri kurduklarını duyurdu.

Şemmeri, ABD’nin İran’a yönelik olası bir savaşının Irak’ı “bir savaş alanına, bir misilleme platformuna ya da askeri baskı sahasına” dönüştürebileceği uyarısında bulunuyor. Washington’un “İran rejimini devirmek, dini lider Ali Hamaney’i hedef almak ve askeri saldırı düzenlemek” yönündeki tehditlerinin Irak iç siyasetinde her düzeyde güçlü yankılar uyandıracağını belirtiyor.

Şemmeri’ye göre İran’da rejimin çökmesi hâlinde Irak’taki müttefik güçler askeri ve siyasi düzeyde “varoluşsal bir mücadeleye” girmek zorunda kalacak. Bu durumun ise Irak’ta siyasi sistemin yeniden şekillendiği yeni bir senaryonun önünü açabileceği ifade ediliyor.


Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına yönelik anlaşmazlıklar, zorla göç endişelerini yeniden gündeme getirdi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
TT

Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına yönelik anlaşmazlıklar, zorla göç endişelerini yeniden gündeme getirdi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın yakında açılacağına dair açıklamalara rağmen, Kahire ile Tel Aviv arasında yapılan son istişareler, giriş-çıkış sayıları konusunda ciddi görüş ayrılıklarını ortaya koydu. Mısır’ın, Filistinlilerin zorla göç ettirilmesine yönelik olası planların önüne geçmek amacıyla giriş ve çıkış sayılarının eşit olması gerektiği konusunda ısrarcı olduğu bildirildi.

İsrail Kamu Yayın Kurumu, perşembe günü söz konusu anlaşmazlıklara dikkat çekerken, Filistin Yönetimi’ne yakın bir Filistinli kaynak da bu bilgileri Şarku’l Avsat’a doğruladı. Kaynak, çarşamba günü yapılan toplantıda Kahire’nin, “çıkış yapanların sayısının giriş yapanlardan fazla olmaması” konusunda net ve kararlı bir tutum sergilediğini, bunun da zorla göçe kapı aralayabilecek her ihtimali ortadan kaldırmayı amaçladığını söyledi.

Aynı kaynak, en büyük sorunun İsrail’in, Refah Kapısı yakınında geri dönenleri denetlemek amacıyla yeni bir kontrol noktası kurma girişimi olduğunu belirtti. Bu planın Mısır, Filistin ve Arap tarafları tarafından reddedildiğini vurgulayan kaynak, konunun hâlen müzakere edildiğini, ancak bunun kapının açılış tarihini etkilemeyeceğini; kapının cuma günü, olası gecikmeler durumunda ise pazar günü açılabileceğini ifade etti.

İsrail Kamu Yayın Kurumu’na göre pazar günü her iki yönde açılması beklenen Refah Kapısı’nda giriş-çıkış sayıları konusunda Kahire ile Tel Aviv arasında anlaşmazlık bulunuyor. İsrail, çıkış yapanların sayısının daha fazla olmasını isterken, Mısır eşit oran konusunda ısrar ediyor ve Gazze’den “sessiz bir göçü teşvik etme” girişiminden endişe ediyor. Tarafların bu anlaşmazlıkları çözmeye çalıştığı belirtiliyor.

Çarşamba günkü toplantıya ilişkin bilgilere sahip olan Filistinli kaynak, kapının haftada beş gün, sabah 09.00 ile akşam 17.00 saatleri arasında açılmasının planlandığını, ilk aşamada yalnızca hastalar ve refakatçilerinin çıkışına izin verileceğini aktardı. Buna göre, Filistin Yönetimi’ne bağlı ve Eyad Nasr başkanlığındaki sınır kapısı idaresine sunulacak listeler Mısır tarafına iletilecek; Avrupa Birliği misyonu ise İsrail’e isimleri bildirecek.

Kaynak, zorla göç endişelerinin tamamen ortadan kalkmadığını, ancak ilk aşamada çıkışların yalnızca sayıları 20 bini aşan hastalar ve refakatçileriyle sınırlı olması nedeniyle bu riskin daha düşük olduğunu söyledi. İlerleyen aşamalarda ise, sınır kapısı idaresine ve Mısır makamlarına önceden başvuru yapılmadan kimsenin seyahat etmesine izin verilmeyeceğini, her aşamanın kendine özgü düzenlemeleri olacağını kaydetti. Öte yandan Mısır’ın, daha önce kendi topraklarında tedavi gören kişilerin Gazze’ye dönüşü için de listeler hazırladığı belirtildi.

Kaynak ayrıca, İsrail’in geri dönenleri denetlemek üzere kapı yakınında yeni bir kontrol noktası kurma isteğinin şu an zorla göçten daha büyük bir sorun teşkil ettiğini ve bu konuda Mısır, Filistin ve Arap taraflarının itirazlarının sürdüğünü söyledi.

ft6u7
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında insani yardım yüklü kamyonlar (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail işleri uzmanı siyaset analisti Said Akkaşe’ye göre zorla göç meselesi İsrail’in vazgeçmeyeceği ve anlaşma sürecini oyalamak ya da aksatmak için kullandığı araçlardan biri. Akkaşe, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bu yaklaşımın silahsızlandırma, yeniden imar ve İsrail’in çekilmesi gibi diğer dosyalarda da tekrar edileceğini belirtti. Mısır’ın tutumunun giriş-çıkışta denge ve sayısal eşitlik ilkesine dayandığını vurgulayan Akkaşe, İsrail’in zaman çizelgelerini bilinçli olarak uzattığını, örneğin 10 gün sürmesi öngörülen bir maddenin iki aya yayılabildiğini ifade etti.

Kuzey Sina Valisi Halid Mecavir ise çarşamba akşamı yaptığı açıklamada, Refah Kapısı’nın Mısır tarafının bağlı olduğu vilayetin tüm olası senaryolara hazır olduğunu söyledi. Kriz yönetim odasının, kapının açılması da dâhil olmak üzere, gelişmelere göre yardım girişini kapsayan tüm senaryolar üzerinde çalıştığını belirtti.

Mecavir, “Büyük bir hareketlilik var ve işler arzu ettiğimiz yönde ilerliyor” diyerek, Kuzey Sina’nın uzun süredir kapının açılmasına hazır olduğunu, Kahire’deki ve farklı devlet kurumlarını kapsayan kriz yönetim odasıyla koordinasyon içinde çalıştıklarını ifade etti. Gazze’den yaralıların kabulü ve insani yardımların girişine yüzde 100 hazır olduklarını da sözlerine ekledi.

Öte yandan, aralarında dokuz Avrupa ülkesi ile Kanada ve Japonya’nın da bulunduğu ülkeler, çarşamba günü yayımladıkları ortak bildiride İsrail hükümetine Gazze ile tüm sınır kapılarını açma ve uluslararası hukuka uygun şekilde insani yardımların ulaştırılmasını kolaylaştırma çağrısında bulundu.

Akkaşe, Refah Sınır Kapısı’nın İsrail kaynaklı olası engellemelerden korunabilmesi için Mısır ve Avrupa’nın ortak gözetimi altında faaliyet göstermesinin beklendiğini vurguladı. Avrupa tarafının sahada yer alması durumunda kapının açılma ihtimalinin güçleneceğini belirten Akkaşe, mevcut anlaşmazlıkların ise daha sonraki müzakere süreçlerine bırakılabileceğini ifade etti.


Kaynaklar Şarku’l Avsat’a konuştu: Hamas, silah meselesini önümüzdeki günlerde arabulucularla ele alacak

Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
TT

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a konuştu: Hamas, silah meselesini önümüzdeki günlerde arabulucularla ele alacak

Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, Hamas ve diğer grupların silah bırakmasını ateşkesin ikinci aşamasının hayata geçirilmesinin ön koşulu olarak nitelendirmesine karşın, Hamas silah dosyasının geleceğini Filistinli taraflar arasında sağlanacak ulusal mutabakata bağlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Gazze’deki fraksiyon kaynakları silah konusu başta olmak üzere bazı temel dosyalar hakkında Hamas’la genel istişareler yürütüldüğünü söyledi. Kaynaklardan biri, özellikle Gazze Yönetim Komitesi’nin sektördeki idari yetkileri devralma süreciyle eş zamanlı olarak, önümüzdeki günlerde arabulucularla silah meselesine ilişkin daha ciddi görüşmelerin başlamasının beklendiğini ifade etti.

dt6yu7ı8
Gazze Şeridi’nin Han Yunus kentinde, İslami Cihad Hareketi ile Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup iki militan (Arşiv – DPA)

Netanyahu, salı günü düzenlediği basın toplantısında, “Silahsızlandırma ya kolay yoldan ya da zorla gerçekleşecek, ancak sonunda mutlaka olacak” dedi. ABD Başkanı Donald Trump da Hamas’ın silahlarını bırakması gerektiğini söyledi. ABD’nin Birleşmiş Milletler nezdindeki temsilcisi Mike Waltz ise Barış Konseyi’nin Hamas üzerinde silahsızlanma yönünde baskı kuracağını dile getirdi.

Hamas’ın üst düzey yöneticileri ise silah dosyasının yalnızca Hamas’ı ilgilendirmediğini, bunun tamamen Filistinlilere ait bir mesele olduğunu ve bu konuda kararın ulusal mutabakat çerçevesinde alınması gerektiğini vurguluyor.

Henüz bir anlaşma yok

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas’a yakın bir kaynak, “direniş silahları” meselesinin gerek fraksiyonlar arasında gerekse arabulucularla hâlen “genel istişare” aşamasında olduğunu söyledi. Kaynak, Hamas’ın yeniden gündeme getirdiği bazı fikir ve yaklaşımların bulunduğunu, bunlar arasında silahların, üzerinde uzlaşılmış bir Filistinli merciin vesayetine verilmesi ya da arabulucuların garantisi altına alınması gibi seçeneklerin yer aldığını belirtti. Bu yaklaşımların, silahların ABD ya da İsrail yöntemleriyle alınması ya da bu taraflara teslim edilmesini engellemeyi amaçladığı ifade edildi.

Hamas kaynakları, bugüne kadar herhangi bir anlaşmaya varılmadığını ve konunun ciddi biçimde ele alınmadığını vurguladı.

u7ı8o9
Pazartesi günü Ankara’da, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Halil el-Hayye başkanlığındaki Hamas heyeti arasında gerçekleştirilen toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan İsrail’in Kanal 13 televizyonunun pazartesi günü yayımladığı habere göre ABD önümüzdeki günlerde İsrail ve Hamas’a, silahsızlandırma sürecinin başlatılması için belirli bir takvim içeren bir belge sunacak. Haberde, Hamas’ın bu belgeye uymaması halinde İsrail hükümetine süreci tek taraflı yürütme imkânı tanınacağı belirtildi.

İsrail Kamu Yayın Kurumu’nun aktardığına göre İsrailli askeri kaynaklar Hamas’ın silahsızlanmayı kabul edeceğinden şüphe ediyor. Kanal 14 ise Hamas’ı buna zorlamak için, Gazze Şeridi’nin tamamen yeniden işgal edilmesi seçeneği de dâhil olmak üzere bir dizi askeri planın onaylandığını bildirdi.

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff da birkaç gün önce, gerekirse Hamas’la yeni bir toplantı yapılabileceğini söylemiş, hareketin sonunda silahsızlanmayı kabul edebileceğini öne sürmüştü.

Kapsayıcı ulusal çerçeve

Hamas kaynakları, silah konusunda kararın kapsamlı ve kapsayıcı bir ulusal çerçevede alınmasını istediklerini, bazı Filistinli gruplarla istişareler yapıldığını ve arabuluculara sunulmak üzere bir öneri üzerinde çalışıldığını aktardı.

Kaynaklar, silah meselesinin son dönemde yapılan görüşmelerde bazı arabulucular tarafından gündeme getirildiğini, bunlar arasında Hamas liderliği ile Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan arasında İstanbul’da yapılan görüşmenin de yer aldığını söyledi. Bir Hamas yetkilisi, “Arabulucular ve bazı taraflar, işgal karşısında Filistinli grupların direnme hakkını vurgulayan bu yaklaşımlara olumlu bakıyor” dedi.

Hamas’a göre “ulusal mutabakat”, yalnızca hareketin kendi silahlarıyla sınırlı değil. Silahlı ve direnişte aktif rol almış başka Filistinli grupların da bulunduğuna işaret eden Hamas kaynakları, “Bu denli kritik bir konuda tek başımıza karar alamayız” görüşünü dile getirdi.

El Fetih’in rolü ne olacak?

El Fetih’in yeni fraksiyonlar arası istişarelere katılıp katılmayacağı sorusuna yanıt veren bir Hamas yetkilisi, “Elbette bunu istiyoruz. Ancak teknokratlar komitesi görüşmelerinde olduğu gibi reddedip etmeyeceklerini bilmiyoruz” dedi.

frgty6
Kahire’de Gazze Yönetim Komitesi toplantısı (Mısır Enformasyon Servisi)

Yetkili, Kahire’de yapılması planlanan istişarelerin amacının, direniş silahlarının geleceğine ilişkin net ve ortak bir çerçeve oluşturmak olduğunu, bu konuda hiçbir grubun tek başına karar vermesinin istenmediğini söyledi. Ayrıca Gazze’nin ve Filistin davasının geleceğine dair daha geniş bir ulusal diyalog hedeflendiğini kaydetti.

İsrail ve ABD’den tehditler

İsrail ve ABD’nin Hamas’ın olası adımlarına nasıl karşılık vereceği belirsizliğini korurken, Tel Aviv yeniden askeri operasyon tehdidinde bulunuyor. Filistin tarafında ise Trump yönetiminin silah meselesine ilişkin farklı seçeneklere açık olabileceği görüşü dile getiriliyor.

Trump, yaklaşık iki hafta önce Hamas mensupları için “Silahla doğdular; bu nedenle silahı bırakmak kolay bir mesele değil” demişti. ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz ise çarşamba günü, “Tüneller ve silah üretim tesisleri dâhil tüm askeri ve saldırı altyapıları yok edilecek ve yeniden inşa edilmeyecek” dedi. Waltz, Gazze’de silahsızlandırma sürecinin uluslararası bağımsız gözlemciler tarafından denetleneceğini, silahların kalıcı biçimde kullanım dışına çıkarılacağını ve bunun uluslararası finansmanlı bir geri alım ve yeniden entegrasyon programıyla destekleneceğini söyledi.

Hamas Siyasi Büro üyesi Musa Ebu Marzuk da yaptığı  açıklamada, “Gazze’ye ilişkin herhangi bir düzenleme, silah meselesi de dâhil olmak üzere Hamas’la mutabakat içinde olmalı. Hareket, silahlarını hiçbir biçimde teslim etmeyi hiçbir zaman kabul etmedi” ifadelerini kullandı.