Gazze’de ‘ertesi gün’ planlarına dair…

AFP
AFP
TT

Gazze’de ‘ertesi gün’ planlarına dair…

AFP
AFP

Hişam el-Gannam

Bugünlerde İsrail’de ve ABD’de Gazze’ye yönelik savaşın ‘ertesi gününe’ dair konuşmalar artış gösteriyor. Araştırma ve çalışma merkezleri bir saldırı sonrası yol haritası çizmek için seferber olmuş durumda. ABD, bu konuda Ramallah’taki Filistin Yönetimi ve pek çok Arap ülkesiyle yoğun görüşmeler gerçekleştiriyor.

Bu görüşmelerin başlığı şu: İsrail’in oradaki silahlı grupları ortadan kaldırmasından sonra Gazze’yi kim yönetecek?

Öncelikle burada bu meselenin şu üç nedenden dolayı ahlaki olmadığını belirtmek isterim:

Birincisi; bu görüşmeler, konuyu işgal devletinin Gazze’de ve Batı Şeria’da işlediği suçlardan saptırıyor ve dikkatleri üzerinde çalışılması gereken asıl meseleden, yani savaşın durdurulması ve Gazze halkına insani yardımların ulaştırılması gerekliliğinden uzaklaştırıyor.

İkincisi; bizi işgalcinin Filistinlileri zorla göç ettirme planını başarısız kılmaya odaklanmaktan alıkoyuyor.

Üçüncüsü; bu tür konuşmalar, işgalcinin suç işlemeye ve sivillerin canını kim bilir ne zamana kadar almaya devam edeceğine dair bir kabulü varsayıyor. Nitekim duyurulan hedef, güya Gazze’deki tüm silahlı grupları ortadan kaldırmak, ki bu mantıksız ve gerçekleştirilmesi imkânsız bir hedef.

Müsaade edin, açıklayayım.

Modern tarihimizde bu boyutlarda bir sivil cinayetine şahit olmadık. Hastaneler, okullar, ibadethaneler, fırınlar, su depoları, kanalizasyonlar, elektrik ve iletişim ağları ve istasyonları, evler ve hatta insanlara Gazze’nin güneyine göç etmeleri için güvenli olduğu söylenen yollar… hepsi bombalanıp yerle bir ediliyor.

Bugüne kadar İsrail, Gazze’deki tesislerin yüzde 45’inden fazlasını tamamen ya da kısmen tahrip etti. İsraillilerin Gazze’nin kuzeyini işgal edip de yıkmak için hiçbir askerî bahane uydurulamamasından sonra bile Yasama Konseyi binasında bir hatıra fotoğrafı çektirip, sonra Gazze’yi yerle bir ettiler.

Foto: Gazze’deki yerinden edilmişler, 18 Kasım’da Gazze Şeridi’nin güneyine doğru yola çıkarken (AFP)
Gazze’deki yerinden edilmişler, 18 Kasım’da Gazze Şeridi’nin güneyine doğru yola çıkarken (AFP)

İsrail, Gazze’de her gün 200 ila 500 sivili katlediyor. Bu kadar sivil kaybını, daha önceki hiçbir savaşta görmedik; ne Sırbistan’ın Bosna’ya karşı savaşında ne Rusya’nın Grozni’de Çeçenistan’a ne de İsrail’in 2006 yılında Lübnan’a karşı savaşında… 1992-1995 yılları arasında Sırbistan, Bosna’da 32 bin sivili öldürdü. 1994-2003 yılları arasında Rusya, 150 ila 160 bin arasında Çeçen sivili ve savaşçıyı öldürdü. Lübnan’a karşı savaşında da İsrail, 31 günde bin 191 Lübnanlıyı öldürdü.

Hedefi intikam ve tehcir olan körü körüne bir katliam söz konusu (Tehcirden bundan sonra bahsedeceğim). İntikam alıyorlar, çünkü 7 Ekim’de askerî üslerini ve kasabalarını koruma konusunda istihbarat ve askerî açıdan başarısız oldular. Görünüşe bakılırsa intikam kısmen, iç soruşturmalardan sızdırılan İsrailli raporların da işaret ettiği gibi bizzat İsrail’in o gün kendi vatandaşlarını öldürmesini örtbas etmek için de alınıyor.

“Mesele, Filistinlilerin Gazze’den Mısır’a göç ettirilmesiyle bitmeyecek. İsrail bu planında başarılı olursa Batı Şeria’daki Filistinlilerin Ürdün’e göç ettirilmesi konusunda cesaretlenecek. En azından Kudüs’teki Filistinlilerden onları Batı Şeria’ya göç ettirmek suretiyle kurtulma konusunda cesaret bulacak”

Bu yüzden bence tüm dünya ülkelerinin üzerinde çalışması gereken ödev, Gazze’de sivillere yönelik bu çılgınca savaşı durdurmak, Arap-İslam zirvesinin kararlarının bir uygulaması olarak kuşatmayı kırmak ve Gazze’nin kuzeyindeki evlerinden zorla göç ettirilmiş 1 milyon 200 binden fazla Filistinliye su, gıda, ilaç ve yakıt ulaştırmaktır.

Üzerinde durulması gereken ikinci meseleye gelince… İsrail’in sivillere yönelik korkunç cinayetlerinin amacının onları yerinden etmek olduğu çok açık. Yerinden edilmiş insanları barındıran hastanelerle okulların ve ibadethanelerin bombalanması ve insanların evlerinin başlarına yıkılması ne anlama geliyor? Bu cinayete hizmet eden askerî amaç, Filistinlileri yurtlarını terk etmeye mecbur bırakmak değilse nedir?  

Aslında İsrail, Filistinlileri Mısır’a göç ettirmek için yaptığı planları savaşın başından beri açıklıyor. Savaşın başında Netanyahu, dayanışma gösterisi için İsrail’i ziyaret eden Avrupalı liderlerden, Mısır’ı Filistinlileri ‘misafir etmek için’ sınırlarını açmaya ikna etmelerini istedi. 7 Ekim’den sonra İsrail İstihbarat Bakanlığı da İsrail siyaset sahnesine bir dizi seçenek koydu. Filistinlilerin Sina’ya göç ettirilmesi ve Gazze’ye dönüşlerine imkân vermemek adına içeride silahsız bir bölge oluşturulması da bu seçenekler arasındaydı.

Foto: 20 Kasım’da Han Yunus’taki Nasır Hastanesi bahçesindeki mülteci çadırları (AFP)
20 Kasım’da Han Yunus’taki Nasır Hastanesi bahçesindeki mülteci çadırları (AFP)

İsrailli siyasetçiler de Filistinlilerin insani gerekçelerle göç ettirilmesi yönünde açıkça çağrıda bulunan siyasi makaleler yayımladı. Likud Partisi’nden Danny Danon ile Yeş Atid Partisi’nden Ram Ben-Barak’ın Wall Street Journal gazetesinde yayınladıkları ve Batılı ülkeleri, savaş koşullarında Filistinlilerin o ülkelere ‘gönüllü’ göçünü kabul etmeye çağırdıkları makalesi (“The West Should Welcome Gaza Refugees”) bunlara örnek. Tüm bunlar, İsrail’deki en aşırı ve radikal grupların fikirleriyle de örtüşüyor. Bu gruplar arasında yer alan aşırı dinci Siyonist lider Bezalel Smotrich, 2017 yılında ‘Karar Planı’ adlı bir plan sundu. Bu plan özetle, ‘Arapların Yahudiye ve Samarya Bölgesi’nde ayakta kalabilir bir devlete dair kurdukları hayali’ yıkmak için Filistin topraklarındaki yerleşimleri büyük ölçüde genişletmeyi hedefliyor.

Mısır’ın, Arapların ve hatta Batı’nın İsrail’in planlarına karşı çıkması, bunların hayata geçirilmesinin engellendiği anlamına gelmiyor. Nitekim İsrail, Gazze’nin kuzeyine yönelik kara operasyonlarıyla yetinmeyerek, bu operasyonları güneye taşıyacak. Bu durumda da Gazze’nin kuzeyinde olduğu gibi orada da Filistinli sivillere yönelik hava ve topçu bombardımanı olacak.

Böyle bir durumda Filistinliler, evlatlarının canlarını korumak için Mısır’a kaçmak zorunda kalacak ve Kahire de karşısında üç seçenek bulacak: sınırlarını Filistinlilere açmak, zaten cinayetten kaçan Filistinlileri öldürmek ya da İsrail’le askerî çatışmaya girmek. Bunların hepsi de Kahire’nin istemediği seçenekler.

Mesele, Filistinlilerin Gazze’den Mısır’a göç ettirilmesiyle de sınırlı kalmayacak. İsrail bu planında başarılı olursa Batı Şeria’daki Filistinlilerin Ürdün’e göç ettirilmesi konusunda cesaretlenecek. En azından Kudüs’teki Filistinlilerden, onları Batı Şeria’ya göç ettirmek suretiyle kurtulma konusunda cesaret bulacak. Ürdün, bu tehlikeyi sezdi ve Dışişleri Bakanı, bunun Ürdün’e savaş ilan etmek anlamına geleceğini açıkladı.

Gelelim üçüncü meseleye… İki unsuru içeren ‘ertesi gün’ konuşmaları, Gazze’deki Filistinli grupların hiç şüphesiz hezimete uğratılacağını ve İsrail’in biraz zaman alsa da bu grupları hezimet uğratması gerektiğini kabul etmek demektir.

“İsrail’in gerçekleştirdiğini iddia edebileceği tek bir başarı yok. Mesela İsrail, silahlı grupların silah depolarına ulaşıp da onları imha etmeyi başardığı yönünde bir açıklama yapmadı. Bu grupların liderlerine ulaşıp onları öldürdüğünü ya da tutukladığını da ilan etmedi. Tek bir rehini ya da esiri kurtaramadı; aksine görünüşe bakılırsa rastgele bombardımanı esirlerin bazılarının ölümüne yol açtı”

Bu bağlamda Suudi Arabistan Krallığı’nın bu tartışmanın bir tarafı olmadığını, tarafı olmak istemediğini ve tartışmayı reddettiğini açıkça belirtelim. Suudi Arabistan’ın öncelikleri şu an, yardımların Gazze halkına ulaştırılması, kalıcı bir ateşkesin sağlanması ve İsrail’in Filistinlileri göç ettirme planını uygulamaktan menedilmesidir.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan da kendisine bu mesele sorulduğunda şu cevabı verdi: “Bizim önceliğimiz ateşkestir, başka bir şey değil.”

Riyad ayrıca Filistinlilerin kendilerini savunma ve vatanlarını kurtarma hakları olduğuna inanıyor, onların yanında duruyor ve tercihlerini destekliyor. Hep olduğu gibi bundan sonra da onların haklarının güçlü bir destekçisi olacak.

Gazze’deki silahlı grupların yenilgiye uğratılması meselesine gelince… Bence savaş, yaklaşık altı hafta önce başlamış olmasına rağmen bitiş noktasından çok uzak.  

Bir siyasi analistin, savaşın ilk dört haftasının İsrail’in silahlı grupları havadan ezme çabasıyla geçtiğini ve bu grupların da füze bombardımanıyla karşılık vermekten ve yaklaşık iki hafta ya da daha kısa bir süre önce başlayan kara savaşını beklemekten başka seçeneği olmadığını anlaması için askerî uzman olması gerekmez. Medyada yayımlanan görüntüler, İsrail işgal güçlerinin yoğun ve inatçı bir direnişle karşı karşıya olduğunu ve İsrail’in kayıplarının duyurduğundan çok daha fazla olduğunu gösteriyor.

Bu noktada ABD’nin Irak’ı ve Afganistan’ı işgal ettiğini, ancak devam eden direnişin Amerika’yı oradan ayrılmak zorunda bıraktığını hatırlayalım. Özellikle Afganistan’da ABD, ayrılmakla kalmadı, Taliban’la müzakere ederek iktidarı ona devretmeye de mecbur oldu. Uluslararası bir ittifakın, bir Irak ordusunun ve bu ikisini destekleyen milislerin varlığına rağmen Musul da DEAŞ’tan dokuz ay sonra kurtarıldı.  

Ama mesele, işgal güçlerinin Gazze’de karşılaştığı direniş gücünden ibaret değil. İşgal güçlerinin belirlediği hedeflerin mahiyeti de bir mesele. İsrail, silahlı grupları askerî olarak ortadan kaldırıp Gazze’deki hükümetlerini düşürmek ve sivil rehinelerle esir askerlerini kurtarmak istediğini duyurdu.

Foto: 2021 yılına ait bir görüntüde Batı Şeria’daki Nablus yakınlarında silahlı İsrailli yerleşimciler (AFP)
2021 yılına ait bir görüntüde Batı Şeria’daki Nablus yakınlarında silahlı İsrailli yerleşimciler (AFP)

Gelgelelim İsrail’in 16 Kasım’a kadar Gazze’de kaydettiği başarılar şunlar: 94 hükümet binasını, 71 camiyi, 3 kiliseyi, 235 okulu ve 25 hastaneyi yıkmak, çoğu çocuk ve kadın olan 12 binden fazla Filistinli sivili öldürmek ve üç katını da yaralamak. İsrail’in gerçekleştirdiğini iddia edebileceği tek bir başarı yok. Mesela İsrail, silahlı grupların silah depolarına ulaşıp da onları imha etmeyi başardığı yönünde bir açıklama yapmadı. Bu grupların liderlerine ulaşıp onları öldürdüğünü ya da tutukladığını da ilan etmedi. Tek bir rehini ya da esiri de kurtaramadı; aksine görünüşe bakılırsa rastgele bombardımanı bazı rehinelerin ölümüne sebep oldu.

“’Ertesi gün’ üzerine düşünmek, vakti gelmemiş bir meseledir. Daha da önemlisi bizi, şu an acil ihtiyaç sahibi olan yüz binlerce Filistinliye insani yardımları ulaştırmak, İsrail’i Gazze’ye yönelik saldırganlığını durdurmaya zorlamak ve savaşın diğer ülkelere sıçramasını önlemek şeklindeki asıl meseleden uzaklaştırıyor”

Dikkat çekilmesi gereken üç mesele daha var:

İsrail ordusu saflarında biriken kayıplar ve yedek askerî gücünün tamamen seferber edilmesi sebebiyle maruz kalabileceği ekonomik kriz, onu ilan ettiği hedefleri gerçekleştiremediğini kabul etmeye, üzerine çıktığı yüksek ağaçtan inmek için bir merdiven aramaya ve sonra da silahlı gruplarla ateşkes müzakerelerine girmeye sevk edebilir.

Sonra Filistinli siviller arasındaki büyük kayıplar ve bu ülkelerin halklarının hükümetlerine yaptıkları baskılar sebebiyle ABD ve Batılı ülkeler ona, hedeflerini gerçekleştirmeden önce ateşi kesmesi için baskı yapabilir.

Aynı şekilde devam eden bu savaşın uzaması da muhtemel. İsrail ile Lübnan’ın güney sınırındaki silahlı gruplar arasındaki çatışmalar, halen her iki tarafın da kabul ettiği angajman kuralları dahilinde, evet. Ama iki taraftan birinin yapacağı herhangi bir hata, çatışma alanının genişleyerek göz açıp kapayıncaya kadar diğer ülkelere taşınmasına yol açabilir.

Tüm bu sebeplerden ötürü ‘ertesi gün’ üzerine düşünmenin hiç sırası değil. Daha da önemlisi bizi, şu an acil ihtiyaç sahibi olan yüz binlerce Filistinliye insani yardımları ulaştırmak, İsrail’i Gazze’ye yönelik saldırganlığını durdurmaya zorlamak ve savaşın diğer ülkelere sıçramasını önlemek şeklindeki asıl meseleden uzaklaştırıyor.

Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Lübnan'ın güneyinde İsrail'in düzenlediği iki hava saldırısında iki kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Rihan Dağı zirvelerini hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar - 9 Ocak 2026 (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Rihan Dağı zirvelerini hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar - 9 Ocak 2026 (AFP)
TT

Lübnan'ın güneyinde İsrail'in düzenlediği iki hava saldırısında iki kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Rihan Dağı zirvelerini hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar - 9 Ocak 2026 (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Rihan Dağı zirvelerini hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar - 9 Ocak 2026 (AFP)

Lübnan Televizyonu’nun haberine göre Sağlık Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Lübnan'ın güneyinde İsrail'in düzenlediği iki hava saldırısında iki kişinin öldüğünü bildirdi.

Bakanlığın halk sağlığı acil durum operasyon merkezi açıklamasında, ölen iki kişiden birinin bu sabah Tire bölgesindeki Mansuri kasabasında bir kamyonu hedef alan İsrail saldırısında hayatını kaybettiğini belirtti.

Açıklamada, ikinci kişinin ise dün gece Nebatiye bölgesindeki bir arabayı hedef alan İsrail saldırısında öldürüldüğü belirtildi.


Gazze Yönetim Komitesi yeniden inşanın yedi yıl içinde tamamlanmasını bekliyor... İsrail ikinci aşamayı ‘sembolik’ olarak görüyor

Gazze şehrindeki yıkımın ortasında yerinden edilmiş insanlar için kurulan geçici çadırlar, 15 Ocak 2026 (AP)
Gazze şehrindeki yıkımın ortasında yerinden edilmiş insanlar için kurulan geçici çadırlar, 15 Ocak 2026 (AP)
TT

Gazze Yönetim Komitesi yeniden inşanın yedi yıl içinde tamamlanmasını bekliyor... İsrail ikinci aşamayı ‘sembolik’ olarak görüyor

Gazze şehrindeki yıkımın ortasında yerinden edilmiş insanlar için kurulan geçici çadırlar, 15 Ocak 2026 (AP)
Gazze şehrindeki yıkımın ortasında yerinden edilmiş insanlar için kurulan geçici çadırlar, 15 Ocak 2026 (AP)

Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas, yaklaşık iki yıl süren yıkıcı bir savaşın ardından Gazze Şeridi’nin 7 yıl içinde yeniden imar edilebileceğine dair dikkat çekici bir iyimserlik ortaya koydu. Bu açıklama, İsrail’in Gazze Şeridi’nde barış planının ikinci aşamasının başlatıldığına ilişkin duyuruları ‘sembolik’ olarak nitelendirmeye çalıştığı bir dönemde geldi.

ABD destekli bir anlaşma kapsamında Gazze Şeridi’nin yönetimiyle görevlendirilen Şaas, dün bir Filistin radyosuna verdiği demeçte, savaş enkazının Akdeniz’e taşınmasını ve tahrip edilen altyapının 3 yıl içinde yeniden inşa edilmesini öngören iddialı bir planı anlattı.

Eski Planlama Bakan Yardımcısı ve inşaat mühendisi olan Şaas’ın atanması, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’ndeki İsrail savaşını sona erdirmeye yönelik planının bir sonraki aşamasına geçildiğinin işareti olarak değerlendiriliyor. Şaas, Hamas’ın yıllar süren yönetiminin ardından Gazze Şeridi’nin idaresinden sorumlu olacak 15 Filistinli uzmandan oluşan bir ekibe başkanlık edecek.

Trump’ın planı kapsamında İsrail, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısından çekildi. Ancak İsrail güçleri, neredeyse tüm binaların yerle bir edildiği diğer kısmı kontrol etmeyi sürdürüyor. Trump daha önce Gazze’yi ‘Ortadoğu’nun Rivierası’na’ dönüştürme fikrini gündeme getirmişti.

68 milyon ton moloz

Ali Şaas’ı bekleyen görev ise belirsizliklerle çevrili. Bu görev, İsrail ile Hamas arasında ateşkesin kırılganlığını koruduğu ve karşılıklı çatışmaların sürdüğü bir ortamda, Gazze Şeridi’nde yıkılan altyapının yeniden inşa edilmesini ve yaklaşık 68 milyon ton olduğu tahmin edilen enkaz ile patlamamış mühimmatın temizlenmesini kapsıyor.

Gazze Şeridi’ndeki Filistinliler, İsrail ile önceki çatışmaların ardından savaş enkazını, Gazze kentindeki tarihi limanın inşasında ve çeşitli projelerde temel malzeme olarak kullanmıştı. Şaas, benzer bir yaklaşımın yeniden uygulanabileceğini dile getirdi. Şaas, “Buldozerleri getirip enkazı denize döker, denizde yeni adalar oluşturursak yeni bir toprak kazanırız; Gazze için alan yaratır ve enkazı temizleriz. Bu iş üç yıldan fazla sürmez; enkazın tamamı ortadan kalkar” ifadelerini kullandı.

xsdcf
İsrail hava saldırıları sonucu Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de meydana gelen yıkımdan (Reuters)

Şaas, kendisi açısından en acil önceliğin insani yardımın sağlanması olduğunu belirterek, bunun yerinden edilmiş Filistinliler için geçici barınma alanlarının kurulmasını da kapsadığını söyledi. İkinci önceliğin ise ‘temel ve hayati altyapının’ rehabilitasyonu olacağını, bunun ardından konutların ve diğer binaların yeniden inşasına geçileceğini ifade etti. Şaas, “Gazze 7 yıl içinde eskisinden daha iyi bir duruma gelecek” dedi.

Ancak Birleşmiş Milletler’in (BM) 2024 tarihli bir raporuna göre, Gazze Şeridi’nde yıkılan konutların yeniden inşasının en erken 2040 yılına kadar sürebileceği, sürecin onlarca yıl devam edebileceği belirtiliyor.

Zorluklar ve engeller

Şaas’ın Gazze Şeridi’nin yeniden imarına ilişkin iyimser takvim değerlendirmesinin ciddi zorluklarla karşılaşmasının neredeyse kesin olduğu belirtiliyor. Bu süreçte arabulucular, silah bırakmayı reddeden Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’ne barış gücü konuşlandırılması gibi konularda uzlaşı sağlamaya çalışıyor.

Öte yandan Şaas başkanlığındaki komitenin yeniden imar sürecini hangi koşullarda ve nasıl yürüteceği, ayrıca İsrail’in genellikle yasakladığı ağır iş makineleri ve ekipmanların ithalatı ile kullanımına ilişkin izinlerin nasıl temin edileceği de belirsizliğini koruyor.

sdefrt
Geçtiğimiz yıl şubat ayında Refah Sınır Kapısı’ndan geçmek için beklerken, Gazze Şeridi'ne giden yeniden inşa ekipmanlarıyla dolu tırının yanında oturan bir şoför (EPA)

Şaas, komitenin yetki alanının başlangıçta Hamas’ın kontrolündeki bölgelerle sınırlı olacağını, İsrail ordusunun kademeli çekilmesini öngören Trump planı doğrultusunda bu alanın zamanla genişleyeceğini söyledi. Şaas, “İkinci aşama başlar başlamaz, Gazze Şeridi’nin doğu sınırlarına doğru kademeli bir askeri çekilme süreci başlayacak. Çekilme ilerledikçe, komitenin Filistin topraklarındaki yetki alanı da genişleyecek. Şu anda yetkilerimiz, sarı hattın batısında kalan ve yaklaşık yüzde 50’yi oluşturan alanla sınırlı. Diğer anlaşmalar tamamlandıkça sarı hat aşamalı olarak geri çekilecek ve komisyonun yetkisi, denizden doğu sınırına kadar 365 kilometrekarelik Gazze Şeridi’nin tamamını kapsayacak” ifadelerini kullandı.

Sembolik bir adım

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Gazze Şeridi’nde savaşı sona erdirmeye yönelik planın ikinci aşamasına geçildiğini duyurdu. İsrail hükümetiyle tam koordinasyon içinde yapılmasına rağmen, Başbakan Binyamin Netanyahu bu açıklamanın önemini küçümsemeye çalışarak, bunu ‘sembolik bir adımdan ibaret’ olarak nitelendirdi.

İsrail basınına sızan bir talimat notunda, bakanlardan konuya ilişkin yorum yapmamalarının istendiği, kamuoyuna ise ‘bu sürecin sağlıklı biçimde değerlendirilebilmesi için önünde çok uzun bir yol olduğu’ mesajının verilmesinin talep edildiği belirtildi.

Söz konusu belgede, Amerikan tarafının açıklamasının etkisini azaltma amacıyla, planın ikinci aşamasına geçildiğini bizzat Başkan Trump’ın değil, danışmanını görevlendirerek bu duyurunun sosyal medya üzerinden ve daha düşük profilli bir şekilde yapılmasını sağladığına dikkat çekildi.

cdfrgt
Trump'ın planına göre Gazze Şeridi'nden çekilme aşamalarının haritası (Beyaz Saray)

İsrailli yorumcular, Witkoff’un açıklamalarında İsrail’in sahadaki uygulamalarına değinmediğine ve Tel Aviv’den, Gazze Şeridi’nde her gün Filistinli sivillerin hayatını kaybetmesine yol açan günlük bombardımanları durdurmasını beklemediğine dikkat çekti. Yorumlarda, ateşkesin ilan edilmesinden bu yana geçen üç ayda 446 Filistinlinin öldürüldüğü, bin 200’den fazlasının da yaralandığı hatırlatıldı.

Witkoff’un açıklamasına İsrail’den gelen ilk tepkinin ise Başbakan Binyamin Netanyahu’nun, cenazesi hâlâ Gazze’de bulunan asker Ran Gvili’nin ebeveynleri ile temasa geçmesi olduğu belirtildi. Washington’da bulunan aile, aralarında Witkoff’un da yer aldığı ABD’li yetkililerle bir dizi görüşme gerçekleştirdi. Ailenin, oğullarının cesedi teslim edilene kadar Trump planının uygulanmasının durdurulmasını talep ettiği ifade edildi.

Netanyahu’nun, Ran’ın cesedinin iadesinin önceliklerinin başında geldiğini ilettiği ve ‘teknokrat bir komite kurulmasına ilişkin sembolik medya adımının, Ran’ın İsrail’de defnedilmesi için yürütülen çabaları etkilemeyeceğini’ söylediği aktarıldı.

Netanyahu ayrıca, “Hamas bugün, anlaşmanın gereklerini yerine getirerek kaçırılan tüm kurbanların geri getirilmesi için yüzde 100 çaba göstermek zorundadır; İsrail’in kahramanı Ran Gvili de buna dahildir” ifadelerini kullandı.

Tel Aviv’den gelen ikinci tepki ise Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas’ın, komitenin Kahire’de yapılacak ilk toplantısına katılmak üzere Ürdün’e çıkışının engellenmesi oldu. İsrail’in bu kararını, Witkoff’un devreye girmesinin ardından değiştirdiği belirtildi.

Tel Aviv’deki siyasi kaynaklar, Netanyahu hükümetinin Amerikan planına karşı geleneksel tutumunu koruduğunu ortaya koydu. Buna göre hükümet, planın ilerlemesini mümkün olduğunca engellemeye çalışıyor, ancak Başkan Trump ile bu konuda açık bir çatışmaya girmeye cesaret edemiyor.

İsrail medyasının büyük bölümü dün, yönlendirilmiş haberlerle Hamas’ın Filistin sahnesinden çekilme konusunda samimi olmadığı yönünde değerlendirmelere yer verdi. Yorumlarda, Hamas’ın Şaas liderliğindeki geçiş komitesini kabul ederek bir adım geri attığı, ancak bununla iki adım ileri gitmeyi hedeflediği öne sürüldü.

İsrailli Hamas uzmanlarından Eyal Ofer, Gazze Şeridi’nde yürütülen sürecin Hamas’ın stratejik planının temel unsurlarından biri olduğunu iddia etti. Ofer’e göre Hamas, önümüzdeki 5 ila 10 yıl içinde, Gazze ve Batı Şeria dahil olmak üzere Filistin Yönetimi’nin tamamını kontrol altına almayı hedefliyor ve bugün yaşanan gelişmeler bu amaca hizmet ediyor.

Yediot Aharonot ve Maariv gazeteleri ise silahların teslimi gündeme geldiğinde Hamas’ın çıkmaza gireceğini savundu. Gazetelere göre Hamas silahlarını bırakmayacak ve bu durumda İsrail’in müdahale ederek savaşı yeniden başlatması gerekecek.

Söz konusu kaynaklar, İsrail ordusunun, hükümetten talimat alması halinde Gazze Şeridi’ne yönelik savaşın yeniden başlatılmasını öngören kapsamlı bir askeri planı hazır tuttuğunu da belirtti.


UNIFIL: İsrail, Güney Lübnan’da barış gücü askerleri yakınında ateş açtı

Güney Lübnan’da İsrail sınırına yakın Mercayun ilçesine bağlı El-Buveyda bölgesinde UNIFIL askerleri, Lübnanlı askerlerin eşliğinde araçlarla devriye geziyor (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail sınırına yakın Mercayun ilçesine bağlı El-Buveyda bölgesinde UNIFIL askerleri, Lübnanlı askerlerin eşliğinde araçlarla devriye geziyor (AFP)
TT

UNIFIL: İsrail, Güney Lübnan’da barış gücü askerleri yakınında ateş açtı

Güney Lübnan’da İsrail sınırına yakın Mercayun ilçesine bağlı El-Buveyda bölgesinde UNIFIL askerleri, Lübnanlı askerlerin eşliğinde araçlarla devriye geziyor (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail sınırına yakın Mercayun ilçesine bağlı El-Buveyda bölgesinde UNIFIL askerleri, Lübnanlı askerlerin eşliğinde araçlarla devriye geziyor (AFP)

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü (UNIFIL), İsrail tarafından Güney Lübnan’daki Adaissa bölgesi yakınlarında görev yapan askerlerine ateş açıldığını açıkladı. Olayın, yerel halkın bir evde patlayıcı madde bulduğunu bildirmesinin ardından UNIFIL askerlerinin bölgede inceleme yaptığı sırada meydana geldiği belirtildi. UNIFIL, söz konusu eylemin BM Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararının ihlali olduğunu vurguladı.

UNIFIL’den bugün (cuma) yapılan açıklamada, “Dün, Adaissa bölgesi yakınlarında planlı bir devriye faaliyeti yürütülürken, yerel halk askerlerimizi bir evde olası bir tehlike konusunda uyardı. Yapılan kontrolde, bir patlayıcı düzenek ve buna bağlı bir infilak kablosu tespit edildi” denildi.

Barış gücü askerlerinin bölgeyi emniyete aldığı ve başka bir evi aramaya hazırlandığı belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Kısa bir süre sonra, bölgede uçan bir insansız hava aracının, askerlerimizin bulunduğu noktadan yaklaşık 30 metre uzağa el bombası attığı görüldü. Bunun üzerine UNIFIL, İsrail Savunma Kuvvetleri’ne derhal ateşkes talebi iletti. Neyse ki olayda herhangi bir yaralanma yaşanmadı.”

UNIFIL, İsrail ordusunun Lübnan topraklarında yürüttüğü bu tür faaliyetlerin yerel sivilleri tehlikeye attığını ve BM Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararını ihlal ettiğini kaydetti.

Açıklamada ayrıca İsrail ordusuna, barış gücü askerlerinin güvenliğini sağlama sorumluluğunu yerine getirmesi ve onları riske atabilecek her türlü faaliyete son vermesi çağrısı yapıldı. UNIFIL, barış gücü askerlerini tehlikeye sokan her türlü eylemin 1701 sayılı kararın ciddi bir ihlali olduğunu ve bölgede sağlanmaya çalışılan istikrarı zedelediğini vurguladı.

Öte yandan, İsrail güçlerinin son dönemde Güney Lübnan’daki görev alanlarında UNIFIL birliklerinin yakınlarında defalarca ateş açtığı hatırlatıldı.