Sudan'da çatışmalar yeniden canlanırken Darfur iç savaşa sürükleniyor

Troyka grubu, Hızlı Destek Kuvvetleri saldırılarının ardından sorunlu bölgede yaşanan toplu katliamları kınadı.

Sudan’daki savaşın gidişatını ve sonunu tahmin etmek zor. / Fotoğraf: Reuters
Sudan’daki savaşın gidişatını ve sonunu tahmin etmek zor. / Fotoğraf: Reuters
TT

Sudan'da çatışmalar yeniden canlanırken Darfur iç savaşa sürükleniyor

Sudan’daki savaşın gidişatını ve sonunu tahmin etmek zor. / Fotoğraf: Reuters
Sudan’daki savaşın gidişatını ve sonunu tahmin etmek zor. / Fotoğraf: Reuters

İsmail Muhammed Ali

Sudan'da ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmalar, başkent Hartum’da ve özellikle de Hartum'un merkezinde bulunan Ordu Genel Komutanlığı civarında devam ediyor. Diğer yandan Hartum'a 30 kilometre uzaklıkta bulunan ve bir süredir sükunetin hâkim olduğu el-Aylafun şehrinde iki taraf arasındaki şiddetli çatışmalar yeniden başladı. HDK, üyelerinin zafer kutlaması yaptığı video klipleri yayınlarken askeri kaynaklar, savaş uçaklarının şehirdeki ordu kamplarına yönelik saldırıyı püskürttüğünü, çok sayıda savaş aracını imha ettiğini ve söz konusu müdahalenin HDK milislerinin ölümüne neden olduğunu belirtti.

Görgü tanıklarının ifadesine göre, Cumartesi günü sabahın erken saatlerinden itibaren Hartum'un doğusundaki bölgelere, özellikle de Hartum'u Nil'in doğusuna bağlayan el-Menşiye Köprüsü yakınındaki bölgelere doğru top atışları duyuldu. Şiddetli patlama sesleri Ordu Genel Komutanlığı yakınlarında da işitildi.

Şarku’l Avsat’ıın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre görgü tanıkları, Omdurman'ın batısındaki Umbada bölgesinin, ordunun bu bölgedeki HDK mevzilerini hedef alan topçu bombardımanına tanık olduğunu bildirdi. Mühendisler Birliği civarında ve Omdurman'ın güneyindeki el-Fiteyhab ve el-Murabbaat bölgelerinde de aralıklı çatışmalar meydana geldi.

Ordunun Facebook sayfasında, Özel Kuvvetler askerlerinin Cebra bölgelesinde ve Zırhlı Birlikler’e komşu mahallelerde kapsamlı tarama operasyonları gerçekleştirdiğini ve HDK’ye ait mühimmat yüklü bir kamyonun imha edildiğini gösteren videolar yayınlandı. Ayrıca Omdurman'ın eski mahallelerinde de birtakım özel operasyonlar yürütülüyor.

Savaş uzuyor

Bu arada Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) Merkez Konseyi, son göstergelere ve gelişmelere göre Sudan'da halihazırda sürmekte olan savaşın genişlediği ve bunun güvenlik ve insani açıdan daha feci sonuçları olacağı konusunda uyarıda bulundu.

ÖDBG, yaptığı açıklamada, savaşı bölgenin halk bileşenleri arasında kapsamlı bir sivil çatışmaya dönüştürmek için dikkat çekici ve izlenen adımlarla Darfur'daki çatışmayı körüklediğine ve artırdığına dair göstergelere dikkat çekti. Konsey, Darfur bölgesindeki tüm toplumsal kesimleri bu plana uymamaya çağırdı.

ÖDBG, ülke genelinde silahlı çatışmaların tırmanmasından duyduğu derin endişeyi dile getirdi. Ayrıca, HDK’nin silahlı kuvvetlerin bombalaması sonrasında el-Cuneyne'ye baskın yapıp Hartum'daki altyapıyı hedef almasının ardından bu savaşta, özellikle Batı Darfur'da işlenen suçları ve ihlalleri kınadı.

ÖDBG, savaşan iki tarafın işlediği tüm bu suçların, cinayet, yağma, yerinden etme ve tecavüzü de içeren uzun bir ihlal listesine eklendiğini ve bunun da uluslararası araştırma komitesinin çabalarının desteklenmesini gerektirdiğini belirtti.

ÖDBG, mevcut savaşı bir iç savaşa dönüştürmek, Sudan, toprak ve halk birliğine bağlı kalmak da dahil olmak üzere Sudan'ı bölmeye yönelik tüm planlara karşı çıktığını duyurdu. 15-18 Kasım tarihleri ​​arasında gerçekleştirilen ÖDBG Yürütme Komitesi toplantısında, savaşın süresinin kısaltılmasına yardımcı olacak, kapsamlı barışı ve sürdürülebilir demokratik dönüşümü tesis edecek siyasi sürecin önünü açacak bir pratik fikir paketi geliştirildiğine dikkat çekti.

Daha iyi araçlar

Diğer yandan Cebel Evliya Köprüsü'nün yıkılması olaylarına ilişkin Sudanlıların sosyal medya üzerinden tepkileri devam etti. Bu olay, altyapının tahrip edilmesinin ülkenin gelişimine ve ekonomisine zarar vereceğini düşünen Sudanlı çevrelerin çoğunluğunda yaygın bir öfkeyi ortaya çıkardı.

Sudan Gaziler Derneği üyesi Tümgeneral Mutasım el-Aceb, İndependent Arabia’ya yaptığı açıklamalarda, HDK’nin köprüleri yıkmak gibi operasyonlar için yıkıcı güce sahip olmadığını ifade etti. El-Aceb, bu tür saldırıların büyük miktarda patlama gerektirdiğini belirtti.

El-Aceb, köprüleri yıkmaktan daha iyi yolların bulunduğunu, bunun da keskin nişancıların kullanılması ve köprüden geçen araçların aranarak yakın gözetim yapılması olduğunu belirtti.

El-Aceb, Sudan ordusunun hava kuvvetleri ve insansız hava araçlarından (İHA) büyük destek almasına rağmen tüm bunların savaşı çözmediğini, çünkü Hartum'da yaşananların yalnızca yüksek ve ileri eğitime sahip piyade kuvvetleri tarafından çözülebilecek bir şehir savaşı olduğunu belirtti. El-Aceb, “Bu nedenle, bu tür bir savaşa tam hazırlıklı olması ve başkente dair kesin bilgisi nedeniyle saha durumu halen HDK lehine. Zira HDK, savaşın başlamasından birkaç yıl önce orada bulunuyordu” ifadelerini kullandı.

El-Aceb, bu savaşın gelişimi ve bitişi açısından ne olacağını tahmin etmenin zor olduğunu belirterek “HDK, mülklerin yağmalanması ve çalınmasının yanı sıra başta tecavüz olmak üzere bazı insan hakları ihlalleri göz önüne alındığında vatandaşların ona karşı sempatisinden yoksun” dedi.

Tehlikeli gelişme

ÖDBG Merkez Konseyi lideri Misbah Ahmed, altyapıyı yok etme ve bunu savaş aracı olarak kullanma eğiliminin uluslararası yasaları ihlal eden ve savaş suçu sayılan tehlikeli bir gelişme olduğuna dikkat çekti. Ahmed, çatışmanın iki tarafı arasında devam eden çatışmaların, özellikle de eski rejimin kalıntılarının köprüleri ve hayati tesisleri yıkma yönündeki artan çağrılarıyla birlikte daha tehlikeli yönlere doğru gittiği konusunda uyarıda bulundu.

Ahmed, Independent Arabia’ya şu açıklamalarda bulundu: “Dolayısıyla savaşın her iki tarafı da, Sudan halkına yönelik bu müdahaleyi durdurmazlarsa, tüm cezai, siyasi, ahlaki ve dini sorumluluğu üstleniyor. Bu lanet savaşın bir an önce durdurulması için ciddi ve dürüst bir şekilde müzakereye devam etmeliler ve ülkeyi daha fazla yıkımdan ve kan dökülmesinden kurtaracak barışçıl çözümlere doğru ilerlemeliler.”

Köprülerin yıkılmasına ilişkin iki taraf arasında karşılıklı suçlamaların onları sorumluluktan kurtarmadığını vurgulayan Ahmed “Savaş suçları kapsamına giren bu suçların ciddi ve şeffaf bir şekilde soruşturulması, sorumluluğun belirlenmesi ve faillerin hesap vermesi açısından gerekli ve önemlidir. Ulusal çıkarları her şeyin üstünde tutmak için çalışmalıyız” ifadelerini kullandı.

Ahmed, sivil güçlerin de saflarını ve vizyonlarını birleştirme, savaşın her iki tarafıyla iletişimi yoğunlaştırma, iç ve dış girişimleri koordine etme, kalıcı bir ateşkese ulaşmak için Cidde müzakere platformunu destekleme sorumluluğunun bulunduğunu belirtti.

Zararsızlık

Sudan Sulama ve Su Kaynakları Bakanlığı'ndan üst düzey bir yetkilinin açıklamasına göre, 1937 yılında inşa edilen Cebel Evliya rezervuarı, üzerine inşa edilen ve otomatik olarak kontrol edilen hareketli köprünün yıkılması nedeniyle herhangi bir zarar görmedi.

Yetkili, Nil gemilerinin geçişini sağlamak için kullanılan demir köprünün hareketli kısmının, HDK’nin geçişini engellemek amacıyla yükseltildiğini anlattı.

Sudanlı yetkili, HDK’nin köprüyü bombaladığını, bunun da köprünün yıkılmasına yol açtığını belirtti. Barajın herhangi bir hasar görmediğini ve herhangi bir patlama belirtisinin olmadığını doğruladı.

Sudan Dışişleri Bakanlığı ise yaptığı açıklamada isyancı milislerin dün şafak vakti Cebel Evliya rezervuar köprüsünü bombalayarak bu köprünün yıkılmasına yol açan iğrenç terör suçunu kınadı.

Bakanlık açıklamasında, “Bu terör suçu, terörist milislerin ülkenin farklı bölgelerindeki sivillere ve güvenli kasaba ve köylere yönelik kitlesel katliamlarının devam etmesiyle örtüşmektedir” ifadesini kullandı. HDK, Omdurman'ın güneybatısındaki köylere saldırmak ve çok sayıda insanı öldürmekle suçlanıyor.

Toplu katliam

Troyka grubu ise, HDK’nin gerçekleştirdiği saldırıların ardından sorunlu Darfur bölgesinde meydana gelen toplu katliamları güçlü bir şekilde kınadı.

Aralarında ABD, İngiltere ve Norveç'in bulunduğu bir grup ülkeden oluşan Troyka, yaptığı açıklamada bu ihlallerin toplu katliam eylemlerini de içerdiğini doğruladı. Arap olmayanların ve diğer toplulukların etnik olarak hedef alınması ve yerli liderlerin öldürülmesi de söz konusu eylemlere dahil.

Grup, Sudan'da artan şiddet ve insan hakları ihlallerini, özellikle de HDK’nin Batı, Orta ve Güney Darfur'da başlattığı saldırıları kınadı.

Saldırıların toplu katliamları, keyfi tutuklamaları ve insani erişimin engellenmesini içerdiğini belirten güvenilir raporlara atıfta bulunuldu.

Grup ayrıca, Hartum'un güneyindeki Cebel Evliya bölgesinde şiddet eylemleri ve sivillerin hedef alındığı yönündeki haberlerden duyduğu derin kaygıyı da dile getirdi.

Çatışmaya kabul edilebilir bir askeri çözüm bulunmadığını belirten grup, çatışmalara son verilmesi çağrısında bulundu ve HDK ile silahlı kuvvetlere, Sudan'ı etnik çizgilerde daha fazla bölecek veya diğer güçleri aralarında devam eden çatışmanın içine sürükleyecek eylemlerden kaçınmaya çağırdı.

Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir



Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
TT

Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)

Amr İmam

ABD Başkanı Donald Trump, Mısır ve Etiyopya arasında Nil sularının paylaşımı konusunda uzun süredir devam eden anlaşmazlık konusunda arabuluculuk teklifinde bulundu; bu, ilk bakışta Kahire'ye yönelik olumlu bir jest gibi görünebilir. Nitekim Mısır, İsrail ile imzaladığı barışı onlarca yıldır korudu, hayati önem taşıyan Süveyş Kanalı'nı güvence altına aldı, güvenlik, istihbarat ve askeri iş birliği alanlarında Washington için önemli bir ortak olmaya devam etti ve kırılgan ancak devam eden Gazze ateşkesine ulaşılmasında önemli bir rol oynadı.

Ayrıca, dünya liderlerinin Barış Konseyi’nin yetkilerinin genişlemesi ve karar alma mekanizmalarının şeffaf olmaması konusunda endişelerini dile getirdiği bir dönemde, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin, etrafında dönen tartışmalara rağmen, yeni kurulan Barış Konseyi'ne katılma konusunda Trump'ın davetini kabul etmesi, bu oluşuma çok ihtiyaç duyduğu uluslararası meşruiyeti kazandırdı

Bununla birlikte, ABD'nin arabuluculuk teklifi, bölgede, Kızıldeniz kıyısında ve Afrika Boynuzu'nda jeopolitik dönüşümlerin hızlandığı, ittifakların değiştiği ve güç dengesinin yeniden şekillendiği bir anda geldi. Bu zamanlama, girişimin gerçekten on yıldan fazla süren bir anlaşmazlığı çözmeyi mi amaçladığı yoksa başka stratejik çıkarlara mı hizmet ettiğini sorgulamayı gerektiriyor.

Mısır-Etiyopya anlaşmazlığının merkezinde, Mısır'ın tatlı su kaynağı olan Nil Nehri'nin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde inşa edilen Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı yer alıyor. İnşaatına on yıldan fazla bir süre önce başlanmasından bu yana, milyarlarca dolarlık bu hidroelektrik projesi, bölgesel bir altyapı girişiminden Kahire'deki karar vericiler için sürekli bir endişe kaynağına ve zaten ciddi bir su kriziyle karşı karşıya olan 110 milyon Mısırlı için ufukta duran bir tehdide dönüştü.

Ağustos 2025'te tam kapasite faaliyete geçen baraj, Mısır'ın su güvenliğine doğrudan ve uzun vadeli bir tehdit oluşturuyor. Mısır, tatlı su ihtiyacı için neredeyse tamamen Nil Nehri'ne bağımlı ve mevcut uluslararası anlaşmalara göre uluslararası alanda kabul gören  55,5 milyar metreküp su payına sahip.

Ancak, barajın devasa rezervuarı, su akışında önemli aksamalara neden olabiliyor. Yıllar boyunca yapılan dolum sırasında Etiyopya, Mısır'a akacak olan muazzam miktarda suyu tuttu. Elektrik üretimine başlandıktan sonra bile, baraj Mısır'ın yıllık su payının önemli bir bölümünün akışını engellemeye veya kontrol etmeye devam ediyor.

Şarku’k Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Mısır Su Kaynakları ve Sulama Bakanı, mecliste yaptığı son konuşmada, devletin, su akışındaki azalmanın doğrudan etkilerinden vatandaşlarını korumak amacıyla, atık su arıtma tesislerinin genişletilmesinden deniz suyu arıtma kapasitesinin artırılmasına ve su tasarrufu projelerine yatırım yapılmasına kadar, krizi hafifletecek önlemler için on milyarlarca Mısır lirası harcadığını açıkladı.

Bu maliyetli önlemler şimdiye kadar şoku hafifletmeye yardımcı oldu, ancak Mısır uzun vadede çok daha büyük kayıplar ile yüzleşmeye hazırlanıyor. Normal hidrolojik koşullar altında, baraj mevcut su akışının azalmasına yol açtı. Kuraklık veya uzun süreli kıtlık dönemlerindeyse, ekonomide geniş çaplı bir aksama, tarım sektörünün çöküşü ve zaten dünyanın en çok su sıkıntısı çeken ülkelerinden biri olan Mısır'da ciddi su kıtlığı gibi yıkıcı sonuçları olabilir.

fgthy
Rönesans Barajı'nın açılış töreninde barajın önünde dalgalanan Etiyopya bayrağı, 9 Eylül 2025 (AFP)

Mısır, Eylül ve Ekim 2025'te, yağmur mevsiminde büyük miktarda suyun planlanmamış bir şekilde serbest bırakılması sonucu Nil Vadisi'nin geniş alanlarının, tarım arazilerinin ve köylerin sular altında kalması ile birlikte barajın kötü yönetiminin tehlikelerine dair erken bir uyarı almış oldu. Bundan kaynaklanan zarar ve kayıplar, devam eden iç savaşın devletin bu tür ani sellere hazırlanma veya bunları kontrol altına alma kapasitesini engellediği Sudan'da daha da şiddetliydi.

Değişen jeopolitik

Yıllardır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlığı Mısır devleti için varoluşsal bir tehdit olarak tanımladı. Kahire'nin krizi çözmek için harcadığı yoğun diplomatik çabalara rağmen, ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuk teklifi, bölgesel jeopolitik sahnede derin dönüşümlerin yaşandığı bir anda geldi; bu dönüşümler, Mısır'ın dizginleri ele geçirme eğiliminin giderek arttığını yansıtıyor.

Son on yılda Mısır, Addis Ababa'ya barajın işletilmesi konusunda bağlayıcı bir anlaşmaya varılması için baskı yapmak da dahil olmak üzere, mevcut tüm siyasi ve diplomatik yolları denedi. Bu yollar tükendiğinde, Kahire, Nil sularındaki hayati payını korumak ve Etiyopya'nın barajı siyasi bir şantaj aracı olarak kullanmasını önlemek için proaktif önlemler almaya başladı.

Etiyopya bu tür niyetlere sahip olmadığını defalarca belirtmesine rağmen, ülkenin elektrik ihtiyacını veya komşularına elektrik ihracatı kapasitesini çok aşan baraj, Afrika Boynuzu'nda ve belki de ötesinde su gücü politikasında yeni bir dönemi başlatmak üzere tasarlanmış gibi görünüyor.

Bu meydan okumaya karşılık olarak Mısır, Eritre ve Somali'den Cibuti, Kenya ve Uganda'ya kadar Etiyopya'ya komşu ülkelerle askeri iş birliği ve ortak savunma anlaşmaları ağı kurdu. Haritalar, Kahire'nin benimsediği bir çevreleme stratejisini açıkça gösteriyor ve bu Addis Ababa'ya, Mısır'ın can damarı olan Nil'in akışına herhangi bir müdahalenin Etiyopya'yı Kahire'nin askeri ve stratejik eylem alanına dahil edeceği mesajını veriyor.

Bu hamleler ayrıca Etiyopya'nın denizcilik emellerini dizginlemeyi ve tek taraflı deklare edilen Somaliland Cumhuriyeti'nde bir deniz üssü kurarak Kızıldeniz'e erişme girişimini engellemeyi de amaçlıyor. Buna paralel olarak Somali, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için Suudi Arabistan ile bir ittifak kurmak istiyor.

Bu ittifak eğer kurulursa, Mogadişu'daki merkezi hükümeti destekleyerek Somali devletinin dağılmasını önleyecek, federasyonun tüm toprakları üzerindeki otoritesini güçlendirecek, bölgesel güçlerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne açılan güney kapısında stratejik kazanımlar elde etmek için Somali kıyılarını kullanma girişimlerine karşı koyacaktır. Sonuç olarak, daha güçlü bir Somali, Etiyopya'nın denize yönelik emellerini sınırlayacak ve jeopolitik istikrarsızlıkla dolu bir arenada Mısır'ın konumunu güçlendirecektir.


Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
TT

Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, "devletin güç kullanımındaki tekelinden geri adım atmayacağız" diyerek, devletin "Litani Nehri'nin güneyindeki bölge üzerinde tam operasyonel kontrol sağladığını ve orada paralel bir askeri güç oluşturulamayacağını" belirtti.

Selam, Lübnan'ın "devlet otoritesini genişletmeyi ve savaş ve barışla ilgili karar alma gücünü geri kazandırmayı içeren Taif Anlaşması'nı uygulamaya kararlı olduğunu" vurgulayarak, "Litani Nehri'nin kuzeyi ve güneyi arasında hiçbir fark olmadığını; kanunun herkese uygulanacağını" ifade etti.

Selam'ın açıklaması, Fransa ziyaretinin sona ermesinin ardından dün Paris'teki Lübnan Büyükelçiliği'nden geldi. Salam, cuma akşamı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir araya gelmişti.

Büyükelçilikteki görüşme sırasında Selam, "Lübnan'a yatırım akışı, güvenliğin sağlanmasına ve bankacılık sektörünün reformuna bağlıdır" dedi. Ayrıca, "Başkan Macron'a mali açığı kapatma yasasının detaylarını sundum ve Uluslararası Para Fonu ile ilişkiler kurmada yeni bir aşamaya giriyoruz" ifadesini kullandı.


Suriye hükümeti, daha önce SDG’nin  kontrolünde olan bir hapishaneden 126 çocuğu serbest bıraktı

TT

Suriye hükümeti, daha önce SDG’nin  kontrolünde olan bir hapishaneden 126 çocuğu serbest bıraktı

Suriye hükümeti, daha önce SDG’nin  kontrolünde olan bir hapishaneden 126 çocuğu serbest bıraktı

Resmi medyaya göre, Suriye hükümeti dün, iki taraf arasında varılan bir anlaşmanın parçası olarak Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) kontrolü ele geçirdikten sonra, ülkenin kuzeyindeki Rakka'da bulunan el-Aktan hapishanesinde tutulan en az 126 çocuğu serbest bıraktı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre devlet televizyonunda yayınlanan görüntülerde serbest bırakılan küçükler için büyük bir karşılama töreni düzenlendiği görülürken, resmi haber ajansı SANA da hapishanede hayatta kalanların isimlerini yayınlayarak internette aranabilir hale getirdi.

Televizyon kanalı, DEAŞ üyelerinin tutulduğu el-Aktan hapishanesinden "18 yaşın altındaki 126 tutuklunun" serbest bırakıldığını bildirdi.

SDG, bu haberlerle ilgili yorum taleplerine yanıt vermedi.

SDG, son günlerde bu bölgelerde ilerleyen hükümet güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından ülkenin kuzey ve doğusundaki geniş alanlardan çekildi.

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, bugün SDG ile ateşkesi ve üyelerinin hükümet güçlerinin saflarına entegrasyonunu içeren bir anlaşmaya varıldığını duyurdu.

Bu anlaşma, çatışma yıllarında kurdukları özerk yönetimin kazanımlarını korumayı uman Kürtlere ağır bir darbe indirdi. Bu kazanımlar arasında, Suriye'nin kuzey ve doğusundaki geniş alanları yöneten örgütlü ve eğitimli sivil ve askeri kurumlar da yer alıyordu. Anlaşma ayrıca, Şam'daki yetkililerle yapılan müzakereler sırasında ısrar ettikleri merkezi olmayan yönetim modeline de son verdi.

Cuma günü, Kürt savaşçıların El-Aktan hapishanesinden, Halep kırsalında Kürtlerin kontrolündeki Ain el-Arab (Kobani olarak da bilinir) şehrine nakli, "iki taraf arasında varılan güvenlik düzenlemeleri" kapsamında başladı.

SANA'nın orduya dayandırdığı habere göre el-Aktan mahkumlarının nakli, "İçişleri Bakanlığı'nın hapishaneyi devralıp yönetimini üstleneceği 18 Ocak anlaşmasının uygulanmasında atılan ilk adımdır."

SANA haber ajansı orduya dayandırdığı haberinde, El-Aktan cezaevindeki mahkumların naklinin, "İçişleri Bakanlığı'nın cezaevini devralıp yönetmesini öngören 18 Ocak anlaşmasının uygulanmasına yönelik ilk adım" olduğunu belirtti.