En önemlisi, Kufiyye... Filistin sembolleri kültürel iptal girişimleriyle karşı karşıya

Kıyafetlere ek olarak şarkı söylemek ve dabke dansı

Aliaa Aboukhaddour
Aliaa Aboukhaddour
TT

En önemlisi, Kufiyye... Filistin sembolleri kültürel iptal girişimleriyle karşı karşıya

Aliaa Aboukhaddour
Aliaa Aboukhaddour

Nevvar Cebur

Savaş makinesi İsrail, Gazze Şeridi'ni bombalamaya başlar başlamaz, sosyal medya üzerinden Filistin varlığına yönelik bir savaş patlak verdi. Medya aracılığıyla Filistin etkisinin sansürü yoğunlaştı ve ardından Avrupa ve ABD’deki kamusal ve açık alanlarda bu sansür arttı. Bazı ülkeler, halka açık yerlerde ve üniversitelerde Filistin meselesine dair her türlü izi ortadan kaldırmanın yollarını aramaya başladı. Bu, Filistin kimliğinin sembolü olan kufiyyeyi yasaklamaktan başlayarak, Filistinlilere sempati duyan veya davalarına inanan ve Filistin sembolü örneğin; Filistin haritası, bayrağı veya hatta öldürülen çocukların resimlerini taşıyan herkesi taciz etme, hatta bazen hapsetme veya cezalandırmaya kadar uzanıyor.

Filistin varlığının kültürel simgelerini ortadan kaldırma girişimi tamamen başarılı olmadı. Ancak dünya genelinde Filistin meselesine ilişkin herhangi bir fikrin ifade edilmesine yönelik girişimlerin izlenmesi ve bazı iletişim araçlarıyla bu fikrin zorla silinmesi yönündeki mücadeleler dinmiyor. Bu, Filistinlilerin İsrail işgalinin füzeleri altında anayurtlarının kalbinde maruz kaldığı imha savaşının ilave bir etkisidir.

Filistinliler topraklarında, yerleşimcilerce yok edilen ve istila edilen, yüzlerce Filistin köyünün ve şehrinin izlerinin silindiği, tarihi özelliklerinin değiştirildiği maddi miraslarından çok azına sahip olsalar da Filistin toplumu, varoluş yoluyla maddi olmayan mirası üretme, şekillendirme ve köklendirme yeteneğine sahiptir. Bu, hem tarihi Filistin'de hem geriye kalanında hem de sürgün ve göç ülkelerinde gerçekleşiyor. Filistin kültürü, ahlaki sembolleriyle, insanlığın en güzel ve yaratıcı biçimlerinden biri olarak mirasın korunması ve dünyaya yayılması için umut veriyor.

“Filistin toplumu ister tarihi Filistin'de ister ondan geriye kalanlarda olsun, varoluşu boyunca somut olmayan mirası üretmeye, kristalleştirmeye ve sağlamlaştırmaya heveslidir.”

Kufiyye sembolü

Filistinliler, kufiyye gibi bazı Filistin sembollerini genelleştirilmiş ve yaratıcı bir kültürel sembole dönüştürmeyi başardılar. Kufiyye, sadece tek bir ülkeden nesilden nesile geleneksel miras olarak aktarılmakla kalmaz, aynı zamanda bir halktan diğerine aktarılır. Sanki bu sembol kültürel alışverişin ve sembolik yayılımın bir aracı haline gelmiştir. Kufiyye, bugüne kadar metalaşma süreçlerine tabi tutulmadı ve özellikle insanların boyunlarında görünüşü, ruhla bağlantılı, boynu çevreleyen ve kafayı destekleyen, bireyin kendi hayatı ve Filistinlilere sempati duyan herkesle bağlantılı olarak direnişin başlangıcından beri devam eden sembollüğünü korudu. Bu nedenle, kendini ifade etme, seçim ve kendini savunmanın insani anlamı olarak kufiyye birçok direniş hareketinin simgesi haline geldi. Kufiyye, Filistinlileri temsil etmeye başladı ve kimliğin sembolü haline geldi, bedene teatral, sembolik bir anlam verdi. Filistin her konuda vicdan ve fedakârlık örneği oldu. Kufiyye, zorunlu olarak Filistin kökenli olmasa da fedakarlığın sembolü haline geldi. Ancak kurtuluş sembolizmini taşıyordu ve bedenin hareketinin ve ruhun seçimlerinin sembolü haline getirilerek, anlamı genelleştirildi.

Fotoğraf Altı: Kufiyye giyen Filistinli çocuklar (AFP)
Kufiyye giyen Filistinli çocuklar (AFP)

Aramice'de ‘Zelfi’ olarak adlandırılan Filistin’de giyilen çiçek ve çizgili desenlerle   işlemeli elbiseler, aynı derecede sembolik bir yere sahiptir. Bereket bayramları ve bahar kutlamalarında giyilir. Zeytin yeşili, parlak kırmızı, bordo, portakal rengi gibi elbiseler de bunlara dahildir. Bu elbiseler, bir kolaj dünyasındaymış gibi görünse de tarımsal ve mekânsal kimliğin çeşitliliği ile elbise üzerindeki kentsel yansıma onlara özel bir sembolik anlam kazandırır. Yaşamın, sanatsal ve kültürel dişil gerçekliği, renk, ihtiyaç, gerçeklik ve anlamla simgelenmiş durumda, bedeni saran ve ona kimlik kazandıran bir kumaş üzerinde yer alır.

Filistin kıyafeti dünya çapında vizyon ve sembolik gösteri sahnesine dönüştü. Modernist çeşitlilikler onu yalnızca bazen kumaş türünü etkiledi. Nakışlar, katmanlar ve süslemeler ise bölgenin mimari ve estetik mirasıdır. Filistin'de giyim açısından normal olan, Filistinli için hayatın güzelliğini ve zenginliğini bir bileşen, tarz ve kimlik olarak taklit eden varoluş biçimi haline geldi. Filistin mirası, zulüm, savaş ve mekândan mülksüzleştirme sonucunda, hafızanın giysi üzerinde somutlaştığı bir mesaja dönüştü. Giysi, ifadenin boyutuna göre maddiliğini kaybeder.

Toprağın mesajı

Filistinliler, geçmişin ve toprağın mesajını kıyafetleri aracılığıyla iletmeyi başardılar. İşgalin tüm etkilerine rağmen, kıyafetlerini, maddi olmayan kültürel ve uygarlık mirası olarak vurgulayabildiler. Bazı halkların geleneksel kıyafetleri için şenlikler ve kutlamalar konusunda belirli bir zaman dilimi belirlenirken, Filistin geleneksel kıyafeti görünmeye ve yayılmaya devam ediyor. Gelenekleri canlı tutan bir varlık söz konusu. Toprak, insanlar ve güzellikle ilişkisi yoluyla takip edilebilir ve anlaşılabilir. Sanki her kıyafet, sürekli olarak varlığını yenileyen bir mirasın günlük savunma durumudur.

Fotoğraf Altı:  Nekbe'nin 75'inci yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen yürüyüşte geleneksel kıyafetleriyle Filistinliler (AFP)
Nekbe'nin 75'inci yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen yürüyüşte geleneksel kıyafetleriyle Filistinliler (AFP)

Bu sembolizmin baskısı karşısında İsrail işgali, Filistin sembollerinin yayılmasının büyüsünü ortadan kaldırmak için her zaman paralel bir sembolizm üretmeye çalıştı. Bazı dünya şehirlerinde kufiyye satan mağazalarda Yahudi sembolleri de bulunur. Ayrıca, Filistin kıyafetlerine benzer kıyafetler yaymak için de bir çaba var. İmgeler çağında İsrailliler ticari ve ekonomik korumanın bir parçası olarak tanıtılıyor, ancak Filistinlilerin kendileri için ürettiği ve simgelediği anlamı kavramanın insani çağrışımını ve anlamını kavramada her zaman başarısız oluyorlar. Bütün bir bölgenin kadın kıyafeti mirası, bir bütün olarak Şam bölgesi halklarından daha fazla Filistinliler tarafından korundu. Zelfi (geleneksel köy kıyafeti) ve çeşitleri Suriye ve Lübnan'da kayboldu. Ancak Filistinliler onu bölgenin kültürü ve temsili olarak korudu. Bunun nedeni, Filistin'in kültürel ve mimari mirasının, işgalin darbeleri altında çökmesi olabilir. Bu, mirasın bedende taşınması, mirasın nesiller arasında aktarılması ve bir bedenden diğerine ve bir görüntüden diğerine aktarılması anlamına gelir.

“Kufiyye, bedene teatral bir sembolizm kazandırdı; bu sayede Filistin, her türlü davaya yönelik bir vicdan ve kurtuluş örneği oldu.”

Şarkı ve sözlü miras

Filistin-İsrail çatışmasının kimlik ve manevi sembolizmle olan çatışması içinde, Dalal Abu Amneh (Delal Ebu Amine) projesi gibi karma projeler bulunuyor. Abu Amneh, son Gazze savaşının başında, sosyal medya hesaplarında yaptığı bir paylaşım nedeniyle tutuklandı. Abu Amneh, on yıl boyunca Filistin kimliğini şekillendirdi. Sözlü müzik mirasını topladı ve bu mirası, onu üreten köylerde bir yolculuğa çıkardı. Müzik, görüntü ve şarkıyla birlikte düzenlenen halk kutlamaları, Filistin mirasının canlılığını ve tanıtımını sağlamayı amaçlayan bir girişimdi. Bu miras, oldukça özgün bir niteliğe sahip. Tüketilebilen veya özünden, özgünlüğünden yoksun bir kutlama ritüeline dönüştürülebilen her şeyden uzak. Abu Amneh'den önce, Filistinli yetenekler üzerinde çalışan ve bugün hala yankısı devam eden, kültürel ve sosyal bir miras olarak daha çok, tüketim amaçlı bir sanat türünden ziyade Filistin halk müziği albümleri yayınlayan Amal Murkus isimli sanatçı vardı. Pierre Bourdieu'ya göre tarihte görsel, görüntü ve bunlara eşlik eden alımlamanın üç aşaması vardır: Birinci aşama; (logo/elçi) veya söylem ya da resim ve imge dünyasına ait putlar ve ürünler. İkinci aşama; yazma ve baskıdan televizyona kadar yaratıcı ürünler. Üçüncü aşama; şu anda içinde bulunduğumuz ekran çağı.

 Dalal Abu Amneh
 Dalal Abu Amneh

Dalal Abu Amneh ve Amal Murkus gibi sanatçıların çalışmalarıyla, Filistin kültürel mirası üç çağı kapsayacak şekilde medya aracılığıyla gelişiyor. Filistin'i tasvir eden kliplerde yazıtlar, taşlar, köylerin topoğrafyası ve antik yapı kalıntıları yer alıyor ve taşları, Filistin mirasından çok insan mirası olarak bağlı kalınan ve sunulan anlamları ifade eden Filistin köylerini tasvir ediyor. Bu unsurlar, Filistin kültürünün ve mirasının insanlığın ortak mirası olduğunu gösteriyor.

Filistin köylerinde yapılan kamera çekimlerinde, düğün kutlamaları, keder şarkıları, hasat şarkıları gibi unsurlar, Filistin kültürünün zenginliğini ve çeşitliliğini gözler önüne seriyor. Hatta lehçe ve duygusal ifadeler gibi unsurlar bile, Filistin kültürünün önemli bir parçası olarak kabul ediliyor. Filistin deneyiminin sıra dışı başarısı, kültürün güzel, bağlı, şarkılı ve neşeli bir hale getirilmesinde yatıyor. Filistin kültürel mirası, sözlü gelenekten kadınlar tarafından anlatılan hikayelere, şarkılara ve dansa kadar çeşitli şekillerde ifade ediliyor. Bu, mirasın korunması, kendi diliyle yeniden üretilmesi ve temsil edilmesiyle sağlanıyor. Günümüzde, Filistin kültürü, müziği, şarkıları ve duygusal ifadeleri, tiyatrodan televizyona ve YouTube videolarına kadar çeşitli platformlarda izlenebilir. Bu kültür, kültürel soykırım sistemleri için bir tehdit oluşturuyor. Filistinlinin bir videosunun sosyal medyada paylaşılması bile, sahibine modern toplumun makineleri ve insan izleme programları tarafından sorun çıkarabilir.

“Dalal Abu Amneh Filistin kimliği oluşturdu. Sözlü müzik mirasını topladı ve bu mirası onu üreten köylerde bir yolculuğa çıkardı.”

İkonlar

Lübnan, Suriye ve birçok Arap kütüphanesinde canlı ve farklı bir Filistin sembolizmi var. Lübnan ve Suriye'deki çoğu kütüphanede bir köşe Filistin’e tahsis edilir. Daha sonra Suriyelilerin, Lübnanlıların ve Mısırlıların duvarlarını işgal eden Filistinli figürler gelir. Mahmud Derviş ve Naci el-Ali, insanlığın mirasının parçası olan ve Filistinli ikonlara dönüştürülen direnişçi insan özneleridir. Ayrıca Lübnan, Mısır ve Suriye'deki duvarlarda Mescid-i Aksa'nın resimleri veya hatta Filistin’e dair ifadeler içeren basılı yayınlar yaygındır. Bunlar artık aktarılan ve benimsenen bir miras haline geldi.

Fotoğraf Altı:  Kufiyye giyen Filistinli genç bir adam (AFP)
Kufiyye giyen Filistinli genç bir adam (AFP)

Filistin üretimiyle ilgili sihirli parola, canlılığı, insan sembolü olarak yayılması, herhangi bir siyasi veya kültürel fetişizmden uzak olması, genelliği ve anlamının derinliğidir. Filistin manevi mirasında çeşitlilik ve ifadenin boyutu, Filistinlilerin temsil ettiği kültürle artar. Filistinliler kültürel miraslarına manevi olarak sahip çıkıyorlar. Bu, müziğin, sembollerin ve dabkenin kolektif bir çalışma ve kültürel aidiyet olmasını sağlar. Arap kültürlerinden farklı olarak, liderin resimlerine veya heykellerine takılıp kalan ya da iktidarın istediği ve halkın manevi ifadesi olarak dikte ettiği kültürlerden farklıdır. Yani, Filistinliler, köylerin, gelişen şehrin, sanatın, anlamın hafızasından doğar ve kimliği korumak için manevi olana sıkı sıkıya bağlıdır. Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı incelemeye göre tüm Filistin kültürel sembolleri özgürlük alanında döner. Filistin mirası bugün sıkı bir kuşatma altındayken, Filistin mirasının boyutu daha da güçlenerek, onu ortadan kaldırmak için çaba gösterilen her alanda var oluyor. Çünkü o, anlamı en çok taşıyan manevi miras biçimlerinden biridir ve bireyleri etrafında birleşir.



Lübnan, eleştiriler altında İsrail ile müzakerelere başladı

Lübnan askerleri başkent Beyrut'taki bir sokakta konuşlanmış durumda (EPA)
Lübnan askerleri başkent Beyrut'taki bir sokakta konuşlanmış durumda (EPA)
TT

Lübnan, eleştiriler altında İsrail ile müzakerelere başladı

Lübnan askerleri başkent Beyrut'taki bir sokakta konuşlanmış durumda (EPA)
Lübnan askerleri başkent Beyrut'taki bir sokakta konuşlanmış durumda (EPA)

Lübnan ile İsrail arasındaki müzakerelerin ikinci turu dün Washington’da, İsrail saldırılarının gölgesinde başladı. Güney Lübnan’daki hava saldırıları yoğunlaşırken, İsrail’in tahliye uyarısı yaptığı kasaba ve köylerin sayısı 95’e yükseldi. Bu yerleşimlerin bazılarının sınırdan yaklaşık 40 kilometre uzaklıkta bulunduğu ifade edildi.

Müzakereler sırasında Lübnan’ın ateşkes çağrısını reddeden Tel Aviv yönetimi, İsrail güçlerinin işgal altındaki Lübnan topraklarından çekilmeyeceğini açıkladı.Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail, geri çekilmenin ancak Hizbullah’ın askerî kapasitesinin tamamen ortadan kaldırılması, örgütün etkisiz hâle getirilmesi ve kuzey sınırlarının güvence altına alınmasının ardından mümkün olacağını savundu.

Amerikalı arabulucular ise İsrail’in ateşkes anlaşması ve sonrasında Lübnan ile varılan mutabakatlar çerçevesinde “kendini savunma hakkına sahip olduğu” yönündeki tutumlarını sürdürdü.

ABD’li arabulucuların önümüzdeki saatlerde ateşkesin uzatılıp uzatılmayacağına ilişkin karar vermesi bekleniyor.


Velid Canbolad kitabında Lübnan'ın parçalanmışlığını “Meşrik’in kaderi” olarak resmediyor

Velid Canbolad kitabında Lübnan'ın parçalanmışlığını “Meşrik’in kaderi” olarak resmediyor
TT

Velid Canbolad kitabında Lübnan'ın parçalanmışlığını “Meşrik’in kaderi” olarak resmediyor

Velid Canbolad kitabında Lübnan'ın parçalanmışlığını “Meşrik’in kaderi” olarak resmediyor

Velid Canbolad'ın Stock Yayınevi tarafından Fransızca olarak yayımlanan 340 sayfalık anı kitabı, “Meşrik’ten Bir Kader” ana başlığı ve “İç Savaştan Belirsiz Barışa” alt başlığını taşıyor. Ancak bu kitap, alışılagelen anlamıyla bir hatırat değil. Yaklaşık elli yıldır üst düzey siyasi roller üstlenen ve Lübnan'ın siyaset ile toplumsal sahnesinde etkin bir aktör olarak yer alan yazar, yalnızca acılı ya da sevinçli olaylarla dolu yaşam öyküsünü aktarmakla yetinmiyor. Kitap, ailesinin tarihiyle ve bu ailenin Lübnan'ın Şuf bölgesinde oynadığı rolle de sınırlı kalmıyor. Atalarından birinin (Beşir Canbolad) ‘Emir’ul-Cebel’ (Dağ Emiri) olarak bilinen Beşir Şihabi ile yaşadığı anlaşmazlık nedeniyle Osmanlılar tarafından öldürülmesine uzanan köklü bir tarihi arka planı da kapsıyor.

Tüm bunlarla birlikte elbette 16 Mart 1977 tarihinde Suriye'nin eski rejimi tarafından öldürülen kendisi de siyasetçi olan büyük babasının trajik ölümü de kitapta yerini alıyor. Bu kara gölge yazarın üzerinden hiç kalkmıyor. Kemal Canbolad'ın ölümü, Dürzi siyasi liderliğini, parlamenter önderliği ve İlerici Sosyalist Parti (PSP) liderliğini oğluna miras bıraktı. Tüm bu sorumluluklar da kademeli olarak torunu Timur'a devrediliyor.

vevfev

Bunların hepsi doğru. Modern ve çağdaş Lübnan tarihinin bir kesitini aktaran bir anlatı olarak da okunabilecek olan kitap, aynı zamanda yazara değişen tutumlarının yanında geçmişe ve bugüne bakış açılarını sunma, yorumlama ve son altmış yılda iç savaşlar ile bölgesel çatışmalar yaşayan ülkesi için siyasi tavsiyelerini dile getirme fırsatı tanıyor.

Kitabın bazı sayfaları yazar tarafından ailesine ayrılmış. Öyle ki büyükannesi Sitte Nazira'ya, annesi May Arslan'a, ayrı yaşayan ebeveynleri arasındaki ilişkiye, Fransız dadısı Yvonne Niadou'ya, ‘Dürzilerin liderliğinin karargahı’ olarak bilinen Muhtar Sarayı'na, Arslan soyuna ve sosyalizmi benimsemiş feodal babasına dair anlatılar kitapta yer alıyor. Ama asıl ve en önemli konu siyaset. Canbolad, Hafız Esed ve Beşşar Esed’e de kitabında geniş bir yer ayrılmış.

Esed ailesi ve Canbolad ailesi

Esedler ile Canboladlar arasındaki uzun soluklu ilişki, kitabın onlarca sayfasına damgasını vuruyor. Hatta kitabın ana örüntüsünü oluşturuyor diyebiliriz. Bu ilişki; baba Kemal Canbolad'ın 1971-2000 yılları arasında Suriye Cumhurbaşkanlığı yapan Hafız Esed ve Mahir Esed kardeşlerle kurduğu ilişkiyi, ardından oğul Velid Canbolad’ın hem baba Hafız Esed hem de devlet başkanlığı görevini 2024 yılı sonlarına dek sürdüren oğlu Beşşar Esed ile yaşadıkları geliyor.

erfgfrb

Yazar, babası Kemal Canbolad'ın Hafız Esed ile ilişkisini girişten itibaren ayrıntılı biçimde aktarıyor. Kitabın ikinci ve üçüncü bölümleri de “Babam 16 Mart 1977 tarihinde bir suikasta kurban gitti” cümlesiyle açılıyor.

Velid Canbolad, babasının ‘karizması’ olarak nitelendirdiği şahsi gücüne, geniş kültürüne, sıradan insanlarla da büyük liderlerle de aynı kolaylıkla konuşabilme yeteneğine ve sol görüşlü bir lider olarak Filistinliler ile PSP’nin ‘tecritçilik taraftarlarına’, yani sağcı Hristiyan partilere karşı kurduğu PSP koalisyonunu başarıyla örmesine sonsuz bir hayranlık besliyor

Babasının Hafız Esed ile arasının açılmasının nedenlerini de ayrıntılı biçimde ele alan Velid Canbolad, bu nedenleri özellikle Esed'in, ABD’nin onayı ve Arap ülkelerinin koruması altında dönemin üç Hristiyan lideri olan eski cumhurbaşkanları Camille Chamoun ile Süleyman Franjiye ve Ketaib Partisi'nin kurucusu Pierre Cemayel’in talebi üzerine Lübnan'a askeri müdahalede bulunmaya karar vermesiyle derinleşti. Bu soğukluğun nedenlerinden biri de Hafız Esed'in Filistinli gruplar ve Yaser Arafat'ın başkanlığını yaptığı Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Yürütme Komitesi üzerinde vesayet kurmaya çalışmasıydı.

csd
Kemal Canbolad ile Yaser Arafat arasında, Tevfik Sultan, George Hawi, Muhsin İbrahim ve Yasser Abed Rabbo'nun da hazır bulunduğu görüşmeden bir kare (Tevfik Sultan arşivinden)

Velid Canbolad, kitabında Esed hakkındaki onun Lübnan üzerinde ‘diktatörce bir vesayet’ kurmayı, özgürlükleri bastırmayı ve ülkenin kaynaklarına el koymayı amaçladığını belirtiyor. Babası Kemal Canbolad’ın ise bu tutuma karşı çıktığını ve İlerici Sosyalist Parti gazetesinde kaleme aldığı makalelerde Esed ile rejimini açıkça hedef aldığını aktarıyor.

Velid Canbolad’ın yazdıklarına göre babası, Esed rejimiyle ‘açık bir çatışma’ içindeydi; Esed'i ‘solcu milislerin talep ettiği silahları sağlamayı reddetmekle ve ‘Büyük Suriye’yi yeniden kurmaya çalışmakla’ itham eden Kemal Canbolad, Suriye'nin Lübnan'a müdahalesini ‘totaliter bir devletin işgali’ olarak tanımladı.

Biri Alevi, diğeri Dürzi olan bu iki isim arasındaki anlaşmazlığın özünde ‘iki azınlık mensubunun çatışmasının’ yattığını vurgulayan Canbolad, babasının suikastından bir yıl önce gerçekleştirilen son görüşmede Esed'e doğrudan ‘baskıcı’ yöntemlerini reddeden bir devletin Lübnan'ı yağmalamasına onay vermeyeceğini yüzüne söyleme cesareti gösterdiğini aktarıyor. Ancak Canbolad’a göre bardağı taşıran son damla, Suriye'nin Lübnan'daki eski ittifak denklemini değiştirmesi oldu. Üç Maruni Hristiyan lider Şam'ı ziyaret ederek Esed'den iç savaşı durdurmak için resmen müdahale etmesini talep edince Suriye, Hristiyan partilerle ittifaka yöneldi. Bu gelişme sol güçleri, Filistinlileri ve İslamcıları son derece kırılgan bir konuma düşürdü.

xsdvfd
Hafız Esed, (ortada) Lübnan Cumhurbaşkanı Emin Cemayel (solda) ve Lübnan Başbakanı Şefik el-Vezin (Emin Cemayel arşivinden)

Baba Canbolad, kendisine yönelik tehdidin farkında olduğundan yalnızlıktan kurtulmak ve kendine Arap dünyası ile uluslararası toplumdan bir koruma şemsiyesi bulmak amacıyla Fransa, Sovyetler Birliği ve Mısır dahil çeşitli ülkelere ziyaretlerde bulundu.

Babasının Lübnan'a dönüş yolunda Mısır'a uğradığını ve Cumhurbaşkanı Enver Sedat tarafından kabul edildiğini aktaran Velid Canbolad’ın yazdıklarına göre Sedat, ona açıkça "Kardeşim Kemal, Lübnan'a dönme. Çok yorgun görünüyorsun, Mısır'da kal” tavsiyesinde bulunmaktan çekinmedi. Kemal Canbolad, benzer uyarıları Arap ve Arap olmayan çevrelerden de aldı. Ancak hiçbirine kulak asmadı ve kendisine soranlara Şuf'ta halkının yanında ölmek istediğini söyledi.

Kemal Canbolad, Lübnan'a dönüşünde Sovyetler Birliği’nin Kahire Büyükelçisi’nden yardım istedi. Büyükelçi onun, güneydeki Jiye Limanı’na yük indiren bir petrol tankeriyle nakledilmesini sağladı.

Babasının suikastının ayrıntılarını aktararak planlanması ve gerçekleştirilmesinden Rıfat Esed ile Suriye istihbaratını sorumlu tutan Velid Canbolad, doğrudan sorumluluğun ise yeni Suriye rejiminin güvenlik güçlerinin Suriye'nin Cebele köyünde yakaladığı Tuğgeneral İbrahim el-Huveyci'ye ait olduğunu vurguluyor. Canbolad, Suriye istihbaratının suikastı bir Hristiyan köyünde ya da yakınlarında gerçekleştirmeyi seçtiğini ve cinayeti Hristiyanların işlediğine dair söylentiler yaydığını belirtiyor. Bu durum, 300 Hristiyanın hayatını kaybettiği ve on binlercesinin göç etmek zorunda kaldığı katliam dalgalarına zemin hazırladı.

Velid Canbolad, 2025 yılında babasının liderlik cübbesini giyindikten sonra onlarca yıl yanında taşıdığı ve ardından mevcut milletvekili ve PSP lideri oğlu Timur'a devrettiği suikast dosyasını kapattı. Canbolad ailesi geleneklerine, sabitelerine ve liderlik geleneğine sıkı sıkıya bağlı kalmayı sürdürüyor.

Şam’a giden yol

Velid Canbolad, kitabın ilk sayfalarından itibaren ‘Canbolad ailesinden çok azının doğal bir ölümle hayata gözlerini yumduğunu’ ve hayatta olduğu için bu kuralın ‘istisnası’ olabileceğini hatırlatarak kendini tanıtıyor ve “1977 yılında başlayan elli yıllık siyasi yaşamım boyunca yalnızca çatışmalar bildim ve bitmez tükenmez bir savaşın içinde yaşadığımı hissettim” diye ekliyor.

Belki de onu, babasının suikastından yalnızca birkaç ay sonra Suriye Devlet Başkanı Esed ile görüşmek üzere Şam yolunu tutmaya hayatta kalma içgüdüsü itmişti.

Canbolad, kitabın 74’üncü sayfasında şunları yazıyor:

“PSP kadroları ve Şeyh el-Akil Muhammed Ebu Şakra ile mutabık kalarak varlığımız için zorunlu olan ittifakı yeniden canlandırmak amacıyla Şam'a gitmeye karar verdim."

Canbolad, sözlerini şöyle sürdürüyor:

"Tek destekçimiz olan Suriye rejimiyle ilişkilerimizi normalleştirmek zorundaydım. Başka seçeneğimiz yoktu."

fvbfdb

Aynı içgüdü onu, 14 Şubat 2005 tarihinde eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin suikasta kurban gitmesinin ardından Beşşar Esed rejimiyle yolların ayrılmasının üzerinden yıllar geçtikten sonra Mart 2010'da bir kez daha Şam'a götürdü.

Hariri'nin dostu olan Canbolad, suikastın ‘Lübnan'da ve dünyada büyük bir deprem yarattığını’ söylüyor ve kamuoyu önünde olaydan açıkça Suriye rejimini sorumlu tutmaktan çekinmiyor.

Hariri ile Esed arasındaki gerginliğin kaynağı, Esed'in görev süresi dolan Cumhurbaşkanı Emil Lahud'un görevde kalmasını istemesiydi. Canbolad, Hariri'nin 26 Ağustos'taki Esed görüşmesinden kendisine aktardıklarını naklediyor. Canbolad’a göre Esed, Hariri'ye "Lahud benim, (dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Jacques) Chirac beni Lübnan'dan çıkarmaya çalışırsa her şeyi yerle bir ederim. Canbolad'ın Lübnan Dağı'nda Dürzi'si olduğunu sanıyorsa, bilsin ki benim de Dürzilerim var ve orada kaos çıkarabilirim” demiş.

Esed ve Hariri suikastı

Esed ile Hariri arasındaki ilişki hiçbir zaman samimi olmadı. Hariri'nin bir gün yeni cumhurbaşkanının ‘Lübnan'da seçilmesi gerektiğini’ söylemesi’ yani Şam'ın bu kararı bırakması gerektiğini ima etmesi, bu gerginliği daha da derinleştirdi. Hariri'nin Suriye’den ‘dehşet içinde’ döndüğünü yazan Canbolad'a göre Esed-Hariri görüşmesinde neler yaşandığına dair çok sayıda rivayet dolaşıyor. Canbolad, dostunu korumak amacıyla verdiği tavsiyede, “Lahud'un görev süresinin uzatılması için oy kullanmanı tavsiye ederim. Buna karşı çıkma. Bunlar tehlikeli insanlar..." dediğini aktarıyor.

Hariri de öyle yapmıştı, ama bu yeterli olmadı. Çünkü Suriyelilerin Lübnan'dan çekilmesini talep eden ve Hariri'nin kabul ettirmek için baskı uyguladığı iddia edilen 1559 sayılı uluslararası karar durumu daha da içinden çıkılmaz hale getirdi. Canbolad, adını vermediği eski bir genelkurmay başkanından bir telefon aldığını, kısa sürdüğünü ve ‘Dikkatli ol’ uyarısıyla karşılaştığını belirtiyor.

dfevfe

Hariri suikastının ardından gelen suikastlar zinciriyle Canbolad, Esed'in ‘kendisine muhalefet edenleri tasfiye etmek istediğini’ anladı. Peş peşe gerçekleştirilen suikastlarda Basel Fleyhân, Samir Kassir, George Hawi, Gebran Tueni, Pierre Cemayel, Velid Eydo cinayetleri birbirini izledi. Canbolad'ın özet değerlendirmesine göre Esed'in eşi Esma ile birlikte yansıtmaya çalıştığı modernlik imgesi gülünçtü. Oğul Esed de tıpkı babası gibiydi ama daha da kötüydü. 2005-2007 yılları arasında süren bu katliam döngüsünün amacı, Suriye rejimini ya da Hizbullah'ı eleştiren her sesi susturmaktı.

Canbolad, kitabının bu bölümünde "Hizbullah, önde gelen siyaset ve fikir adamlarının tasfiyesi sürerken bizi gözetliyordu” diye yazıyor.

Yazar, kitabın 301 ve 302. sayfalarında 2006 yılının mart ayında Meclis Başkanı Nebih Berri'nin çağrısı üzerine toplanan ‘ulusal diyalog’ oturumuna Emin Maalouf'un ‘Semerkant’ adlı kitabını yanında getirdiğini aktarıyor. Kitap, düşmanlarını sindirmek amacıyla suikastlarıyla tanınan Haşhaşileri anlatıyordu. Canbolad, o dönemde Hizbullah Genel Sekreteri olan Hasan Nasrallah'ın da bulunduğu toplantıda "Yaptıklarımız bana Semerkant kitabında Haşhaşiler hakkında yazılanları hatırlatıyor” dediğini aktarıyor.

Devamında Nasrallah’ın kendisine sert bir bakış fırlattığını ve söylediklerini ‘şahsına yönelik bir suçlama’ olarak değerlendirdiğini belirtiyor. Ardından Canbolad, "Onun bu cinayetlerle bağlantılı olduğunu hissettim ve açıkça suçladığımı anladı” diye bahsediyor.

dfvfd
Refik Hariri için Beyrut'ta suikastın gerçekleştiği yere yapılan anıt (AFP)

Canbolad, Hariri suikastının birinci yıl dönümünde Esed'e karşı "Sen, Şam'ın zalimi, sen, en kötü türden bir maymun, sen, okyanusun kıyıya vurduğu köpekbalığı... Ey kasap, katil, yalancı” dediğini de hatırlatıyor:

Canbolad'ın Hizbullah ile ilişkileri 2008 yılında son derece gergin bir evreye girdi. Hizbullah üyeleri, o yılın mayıs ayında Beyrut'un çeşitli semtlerini işgal ederek Canbolad ve Hariri'nin konutlarını kuşatmanın yanı sıra Cebel (dağ) bölgesindeki bazı mevzilere saldırdı. Suriye'nin o dönemki Genelkurmay Başkanı Hikmet Şehabi, Paris'te Canbolad ile gerçekleştirdiği görüşmede Hizbullah'ın onu öldürmeyi planladığını iletti. Canbolad, babasının ölümünün ardından yaptığı gibi bu kez de ‘siyasi gerçekçilik’ ve güçler dengesinin sağlıklı bir okuması çerçevesinde tutumunu yumuşattı. Suriye rejimine yönelik eleştirilerini ve Hizbullah'ı hedef almayı bıraktı.

Canbolad aynı zamanda ‘egemenlikçileri’ bünyesinde barındıran 14 Mart koalisyonundan da çıktı. 2009 yılında, kısa bir süre önce başbakanlığa atanan Saad Hariri, Esed ile görüşmek üzere Şam'a gitti. Ardından sıra Canbolad'a geldi.

gbgf
Beşşar Esed rejiminin çöküşünü kutlamak amacıyla Beyrut'ta ‘Özgürlük Beyrut'tan’ sloganları atan, eski Suriye rejimi tarafından öldürülen gazeteci Samir Kassir'in fotoğraflarını ve Lübnan ile Suriye bayraklarını taşıyan göstericiler (EPA)

Canbolad bu buluşmayla ilgili olarak ‘gerçekleşmesinden memnun olmadığını’ yazıyor, ancak Lübnan-Suriye uzlaşma sürecine katkıda bulunmak zorunda olduğunu da kabul ederek “Bu yolda sonuna kadar gitmekten başka seçeneğim yoktu" diyor. İki lider arasındaki son görüşme, Suriye'de ayaklanmanın başlamasının ardından 9 Haziran'da gerçekleşti.

Kuşkusuz yukarıdaki bu satırlar, olaylarla ve analizlerle dolu bu zengin kitabın içeriğini aktarmaya yetmiyor. Kitap, Lübnan'daki derin bölünmelerin ve geçmişini aşacak bir yol çizmeyi henüz başaramamış bir toplumun içinden çıkamadığı parçalanmışlığın aynası niteliği taşıyor.


Irak, İran Savaşı'nın ardından IMF ve Dünya Bankası'ndan destek arıyor

Irak, İran SavPetrol tankerleri (Arşiv- Irak Petrol Bakanlığı'nın "X" hesabı)aşı'nın ardından IMF ve Dünya Bankası'ndan destek arıyor
Irak, İran SavPetrol tankerleri (Arşiv- Irak Petrol Bakanlığı'nın "X" hesabı)aşı'nın ardından IMF ve Dünya Bankası'ndan destek arıyor
TT

Irak, İran Savaşı'nın ardından IMF ve Dünya Bankası'ndan destek arıyor

Irak, İran SavPetrol tankerleri (Arşiv- Irak Petrol Bakanlığı'nın "X" hesabı)aşı'nın ardından IMF ve Dünya Bankası'ndan destek arıyor
Irak, İran SavPetrol tankerleri (Arşiv- Irak Petrol Bakanlığı'nın "X" hesabı)aşı'nın ardından IMF ve Dünya Bankası'ndan destek arıyor

Uluslararası Para Fonu’na (IMF) yakın bir kaynak ile Irak hükûmetinden bir yetkili, Iraklı yetkililerin Ortadoğu’daki savaşın ekonomik etkileri nedeniyle mali destek almak amacıyla IMF ile temas kurduğunu açıkladı.

IMF’ye yakın kaynak, ilk görüşmelerin geçen ay Washington’da düzenlenen IMF ve Dünya Bankası Bahar Toplantıları sırasında yapıldığını belirtti. Kaynak Şarku’l Avsat’a, Irak’ın talep ettiği finansmanın büyüklüğü ve olası kredinin yapısına ilişkin müzakerelerin sürdüğünü ifade etti.

Irak hükûmetinde mali politika danışmanı olarak görev yapan bir yetkili ise İran savaşı ve Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının ardından petrol ihracatının durması nedeniyle gelirlerde yaşanan ciddi düşüş sebebiyle, Irak’ın bütçesini finanse etmek amacıyla IMF ve Dünya Bankası ile ön görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Yetkili, yeni hükûmetin kurulmasının ardından müzakerelerin tamamlanmasının beklendiğini kaydetti.

İran’a karşı savaşın 28 Şubat’ta başlaması, Ortadoğu’da büyük bir sarsıntıya yol açarken, bölgedeki altyapı ve ekonomiler üzerinde ciddi hasar oluşturdu.

Savaştan en fazla etkilenen ülkelerden biri olan Irak’ta, devlet gelirlerinin neredeyse tamamını oluşturan petrol ihracatının büyük bölümü durdu. Bunun temel nedeni, daha önce küresel ham petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın kapanması oldu.

IMF Sözcüsü Julie Kozack, fonun Dünya Bankası ve Uluslararası Enerji Ajansı ile birlikte savaşın üye ülkeler üzerindeki etkilerini değerlendirdiğini açıkladı. Kozack ayrıca, birçok ülkenin ekonomi politikalarına ilişkin danışmanlık talep ettiğini ve IMF’nin üyeleriyle görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

IMF Başkanı Kristalina Georgieva ise uluslararası finans kuruluşunun en az 12 ülkeden toplam değeri 20 ila 50 milyar dolar arasında değişebilecek kredi talepleri alabileceğini ifade etti. Ancak yardım talebinde bulunan ülkelerin isimlerini açıklamadı.

Dünya Bankası ise yönetim kurulunun onayı öncesinde üye ülkelerle yürütülen görüşmelere ilişkin yorum yapmadığını bildirdi.

Dünyanın en büyük beşinci petrol rezervine sahip olan Irak ekonomisi, büyük ölçüde ham petrol ihracatına dayanıyor.

IMF’nin internet sitesindeki verilere göre, Irak ile yapılan son finansman anlaşması, Temmuz 2019’da sona eren 3,8 milyar dolarlık stand-by kredi anlaşmasıydı. Bağdat yönetimi bu tutarın 1,49 milyar dolarını kullandı.

Aynı verilere göre Irak’ın IMF’ye toplam 2,39 milyar dolar borcu bulunuyor. Bunun yaklaşık 891 milyon doları ise Hızlı Finansman Aracı kapsamında sağlanan kredilerden oluşuyor.