Sisi’nin 'silahsızlandırılmış Filistin devleti' önerisi ne anlama geliyor?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Sisi’nin 'silahsızlandırılmış Filistin devleti' önerisi ne anlama geliyor?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, yaptığı açıklamada silahsızlandırılmış olsa bile bir Filistin devleti kurulması için hazır olduğunu açıkladı. “İki devletli çözüm yolu, 30 yıldır tüketilen ve fazla bir sonuç elde edilemeyen bir fikirdir” diyen Sisi, Filistin devletinin tanınması çağrısında bulundu. Mısır Cumhurbaşkanı’nın açıklaması ise silahsızlandırılmış bir Filistin devleti kurmanın olası sonuçları hakkındaki tartışmaları alevlendirdi.

Sisi, dün (24 Kasım) Kahire’de İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ve Belçika Başbakanı Alexander De Croo ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Hem Filistin hem de İsrail devletlerinin güvenliğini sağlamak için NATO, Birleşmiş Milletler (BM), Arap ülkeleri ya da ABD’ye ait güçlerin garantörlüğünde, silahsızlandırılmış bir Filistin devletinin kurulmasına hazırız” açıklamasında bulundu.

Kahire’de Gazze konusunda Mısır- İspanya- Belçika görüşmeleri (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Kahire’de Gazze konusunda Mısır- İspanya- Belçika görüşmeleri (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Sisi’nin açıklamaları, Mısır resmi söylemindeki alışılagelmiş ifadelerin ötesine geçen, ‘umut edilen Filistin devletinin’ özelliklerine ilişkin belki de en ayrıntılı açıklama olabilir. Filistin Devleti, genellikle ‘4 Haziran 1967 sınırlarında ve başkenti Doğu Kudüs olan’ ifadeleriyle sınırlandırılıyor. Ancak Mısır Cumhurbaşkanı, Filistin devletinin önerilen özelliklerine ilişkin ayrıntılar hakkında ilk kez konuşuyor olabilir.

Sembolik siyasi anlam

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin Arap ve Bölgesel Çalışmalar Birimi Başkanı Muhammed İzz el-Arab, Mısır Cumhurbaşkanının konuşmasının ‘sembolik bir siyasi anlam taşıdığına’ dikkat çekti. Bu önerinin, ‘iki taraf arasında tekrarlanan savaşların üstesinden gelmeye yönelik çaba göstermesi ve Mısır’ın bir Filistin devletinin kurulması çağrısında bulunan tutumunun temelleriyle tutarlı olmasından’ dolayı önemli olduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan İzz el-Arab, “Sisi’nin konuşması, ateşkes anlaşmasının kabul edilmesinden sonra elde edilenlerin üzerine inşa etme ve bir sonraki aşamayı düşünme çabasını temsil ediyor.  Böylece savaş halinden sükûnet aşamasına geçmek mümkün. Barış demiyoruz, çünkü durum hâlâ çok gergin” dedi.

Umut edilen Filistin devletinin silahsızlandırılması önerisiyle ilgili olarak ise Muhammed İzz el-Arab, bu önerinin İsrail’e ve destekçilerine, özellikle de ABD’ye, öneriyi engellememeleri konusunda bir güvence mesajı taşıdığını açıkladı. İsrail ve destekçilerinin güvenlik kaygılarının, onlarca yıldır Filistin devleti kurmaya yönelik tüm girişimlerin engellenmesinin nedenlerinden biri olduğunu kaydeden yetkili, Filistin devletinin kurulmasının, ‘şiddet döngüsünü kırmak ve bölgede sürdürülebilir bir sakinlik ve arzu edilen istikrar ortamını sağlamak için önemli bir kazanım ve etkili bir araç’ olduğuna dikkat çekti. İzz el-Arab, İsrail’in mevcut çatışma yoluyla Filistinli silahlı grupların tüm yeteneklerini ortadan kaldırmaya çalıştığını söylerken, dolayısıyla askerden arındırılmış olsa bile bir Filistin devleti kurmanın önemli olduğunu vurguladı ve “Bu, uluslararası güçleri yalnızca şiddeti geçici olarak kontrol altına almayı değil, aynı zamanda çatışmanın sürdürülebilir bir şekilde azaltılmasını düşünmeye itmenin bir yolunu temsil ediyor” dedi.

Bu ilk örnek değil

Mısır’ın tutumu bu konuda türünün ilk örneği değil. Öyle ki Filistin ve İsrail’den yayınlanan haberler, 5 yıl önce Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın (Ebu Mazen) İsrailli akademisyenlere ‘silahsızlandırılmış bir Filistin devletini kabul ettiğini’ söylediğini aktarmıştı.

Abbas, 2018 yılında kendisini Ramallah’taki ofisinde ziyaret eden ve başkanlığını Ely Alon’un yaptığı heyete, “1967 sınırları içinde ordusu olmayan bir devleti destekliyorum. Silahlı değil, coplu polis güçleri istiyorum” demişti. Basında çıkan haberlere göre Abbas, “Savaş uçakları ve tanklar yerine okullar, hastaneler inşa etmeyi, para ve kaynakları orduya değil sosyal kurumlara ayırmayı tercih ederim” ifadelerini kullanmıştı. O dönemde Filistin Yönetimi, bu açıklamaları doğrulamıştı.

Cuma günü İsrail araçlarından oluşan bir konvoy Selahaddin yolunda (AFP)
Cuma günü İsrail araçlarından oluşan bir konvoy Selahaddin yolunda (AFP)

Öyle görünüyor ki Filistin’in bu tutumu yeni değil. Zira eski İsrail Dışişleri Bakanı Tzipi Livni, Abbas’ın, Netanyahu’nun üçüncü hükümeti döneminde, dönemin ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin aracılık ettiği müzakerelerin çökmesinden önce, 2013- 2014 yılları arasında kendisiyle yapılan barış görüşmelerinde askerden arındırılmış bir Filistin devleti fikrini desteklediğini söylemişti.

Livni’ye göre o dönemde Abbas, Filistin devletinin sınırlarında muhtemelen NATO’dan gelen uluslararası güçlerin bulunmasını kabul etmişti. Ayrıca hassas bölgelere uyarı sistemi kurulması yönündeki teklifleri de onaylamıştı. Ancak Netanyahu bunu reddetmiş ve İsrail güçlerinin sınır bölgelerinde bulunması konusunda ısrar etmişti. Bu da o dönemde müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olmuştu.

Silahsızlandırılmış bir devlet

Silahsızlandırılmış bir devlet fikri pek çok Filistinli örgüt tarafından kabul edilmiyor. Hamas Hareketi Sözcüsü Sami Ebu Zuhri, Filistin Devlet Başkanı’nın 2018’deki konuşmasıyla ilgili haberlerin yayılmasının ardından, “Abbas’ın silahsızlandırılmış bir Filistin devleti kurma arzusuna ilişkin açıklamaları, Filistin halkımızı temsil etmeyen kişisel açıklamalardır” ifadelerini kullanmıştı.

Ancak Fetih Hareketi, Filistin Devlet Başkanı’nın açıklamalarına ilişkin bir açıklama yayımlayarak, mevcut hedefin ‘4 Haziran 1967 sınırlarında bağımsız bir devlet kurmak ve kimseyle silahlanma yarışına girmemek’ olduğunu belirtmişti.

Silahsızlandırılmış Filistin Devleti önerisi, Orta Doğu’daki ABD barış anlaşmasına veya bilinen adıyla Yüzyılın Anlaşması’na alternatif bir plan olarak 2020’de yeniden ortaya çıktı ve eski ABD Başkanı Donald Trump tarafından kabul edildi. Ayrıca o dönemde Filistin Başbakanı Muhammed İştiyye, Avrupa Birliği, BM, Rusya ve ABD’in yer aldığı uluslararası dörtlüye ‘egemen, bağımsız ve silahsızlandırılmış Filistin Devleti’nin kurulmasını’ öngören ve dört buçuk sayfadan oluşan bir Filistin teklifi sunduğunu açıkladı. İştiyye, bu planı ‘Filistin’in İsrail ilhak planına karşı koyma çabalarının bir parçası’ olarak nitelendirdi.



Bağdat neden silahlı grupların eylemlerine karşı koyamıyor?

Kerkük Uluslararası Havalimanı’nda Haşdi Şabi güçlerine ait bir merkeze düzenlenen hava saldırısının ardından dumanlar yükseldi (Reuters)
Kerkük Uluslararası Havalimanı’nda Haşdi Şabi güçlerine ait bir merkeze düzenlenen hava saldırısının ardından dumanlar yükseldi (Reuters)
TT

Bağdat neden silahlı grupların eylemlerine karşı koyamıyor?

Kerkük Uluslararası Havalimanı’nda Haşdi Şabi güçlerine ait bir merkeze düzenlenen hava saldırısının ardından dumanlar yükseldi (Reuters)
Kerkük Uluslararası Havalimanı’nda Haşdi Şabi güçlerine ait bir merkeze düzenlenen hava saldırısının ardından dumanlar yükseldi (Reuters)

Birçok Iraklı, ABD ve İsrail ile İran arasındaki bölgesel savaşın ülkeye yansımalarını büyük bir ilgi ve kaygıyla takip ediyor. Gözlemcilere göre bu tedirginlik, İran’a bağlı silahlı grupların, Irak içinde sivil, askeri, diplomatik ve ekonomik hedeflere yönelik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarına geniş çapta katılmamış olsaydı, bu boyutta yaşanmayacaktı. Ancak hükümet, yaklaşık 500 saldırıyı aşan bu eylemlere karşı ciddi bir adım atmadı; sadece kınama ve protesto mesajları yayınlamakla yetindi ve saldırıları gerçekleştiren gruplardan tek bir kişi bile tutuklanamadı.

Gün geçtikçe ülke, hükümetin veya siyasi güçlerin herhangi bir karar veya önlem almadan bölgesel çatışmaya dahil oluyor. Bu durum, silahlı grupların güç ve karar tekeline bağlı olarak gerçekleşiyor. Halk ve bazı siyasi isimler arasında, hükümetin rolü ve işlevi ile bu grupların etkisi arasındaki sınırlar konusunda ciddi soru işaretleri oluşuyor.

Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin (Kürt), Cumartesi günü yaptığı açıklamada, ülkenin yönetiminde uygulanan “Şii politikası” karşısındaki şaşkınlığını dile getirdi. Bakan Hüseyin “Şii siyasetçiler bu politika ile bizi mahvetti. Bir yandan Amerika’yı eleştiriyorlar, öte yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın bir tweetine yanıt veriyorlar” dedi. Buradaki tweet, “Koordinasyon Çerçevesi”nin Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı göstermesini reddeden ifadeye işaret ediyordu.

Hüseyin ayrıca, “Hiç kimse Haşdi Şabi ile silahlı gruplar arasındaki farkı tam olarak bilmiyor. Bazıları Haşdi araçlarını ve kimliklerini kullanıyor. Haşdi, resmi bir güvenlik kuruluşuyken, yasa dışı silahlı gruplar farklıdır ve bu durum ülke dışında yanlış bir algı yaratıyor. Amerikalılar da biliyor ki bazı grupların üyeleri Haşdi bünyesinde bulunuyor” ifadelerini kullandı.

İran ile ideolojik bağ

Şarku’l Avsat’a konuşan Akademisyen ve Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı İhsan el-Şemri, hükümetin silahlı gruplara karşı koyamamasının birden fazla iç içe faktöre bağlı olduğunu vurguladı. Bu faktörlerden biri, grupların İran ile ideolojik ve askeri bağlarının güçlenmesi. Şemri, “Bu bağ, gruplara özellikle siyasi alanda büyük güç sağladı. Onlara yapılacak herhangi bir saldırı, fiilen İran’a yönelik bir saldırı olarak algılanıyor ve İran’ın etkisini zayıflatma girişimi sayılıyor” dedi.

Şemri, 2018 sonrası silahlı grupların Irak devletinde daha da güçlendiğini, siyasi kanatlarının devlet kurumlarına girdiğini ve kazandıkları siyasi dokunulmazlık sayesinde hesap vermekten muaf olduklarını belirtti. Şemri “Bugün biliniyor ki bu grupların parlamentoda yaklaşık 100 milletvekili bulunuyor” dedi.

Ayrıca Şemri, silahlı grupların devletin birçok kilit noktasında sağlam bir yer edinmiş olmasının yanı sıra, mevcut hükümetin partiler arası paylaşım yoluyla oluşturulduğunu ve bu süreçte silahlı grupların rolünün belirleyici olduğunu söyledi. Bu durum, hükümetin bu gruplara karşı siyasi veya güvenlik anlamında hareket etmesini zorlaştırıyor.

Siyasi iradenin eksikliği

Şemri, hükümetin silahlı gruplara karşı koyamamasının diğer bir nedeni olarak, özellikle Şii siyasi aktörler arasındaki siyasi iradenin eksikliğini gösteriyor. Ona göre Şii aktörler hâlâ “Bu grupların faaliyetlerini zayıflatmak doğru değil, çünkü koordinasyon çerçevesi içinde ciddi güçleri var” anlayışıyla hareket ediyor. Bu nedenle, çerçevenin ılımlı kanadının bu gruplara karşı herhangi bir adımı desteklemesi zorlaşıyor.

Şemri ayrıca, önceki hükümetlerin de silahlı grupların etkisini kırmada başarısız olduğunu, programlarında silahın sadece devlete ait olmasını güvence altına alma niyetlerine rağmen, grupların gücü karşısında hareket edemediklerini ifade etti. Hükümetin bu gruplara karşı harekete geçmesi durumunda, çatışma veya iç savaş riski bulunduğu da belirtiliyor.

“Koordinasyon Çerçevesi” silahlı grupları meşrulaştırdı

Analist ve eski diplomat Dr. Gazî Faysal, hükümetin gruplara karşı koyamamasının nedenlerini açıklarken, “Koordinasyon Çerçevesi’ndeki bazı liderler ve partiler, silahlı grupları kurdu ve varlıklarını meşrulaştırdı; ya Haşdi Şabi’ye entegre ederek yasal statü kazandırdılar, ya da sürekli savunarak hesap vermelerini engellediler” dedi.

Faysal, “Irak’ta İran’ın etkisi altında, toplam 34’ten fazla silahlı grup bulunuyor. Bunların 6’sı ABD yaptırımları altındadır ve tamamı İran’ın velayetini tanıyor. Bu, onlara ülkede koruma ve hesap vermekten kaçma fırsatı sağlıyor” ifadelerini kullandı.

Faysal, silahlı grupların koordinasyon çerçevesiyle bağlantılı olduğunu, hükümetin talimatlarına ve Necef’teki dini otorite görüşlerine bağlı olmadıklarını belirtti. Bu gruplar yalnızca İran’ın velayeti ve İran Devrim Muhafızları’nın direktiflerine uyuyor.

Bu sebepler ve diğerleri nedeniyle, hükümetin silahlı gruplara karşı koyma kapasitesinin olmadığına dikkat çeken Faysal, hükümetin birçok unsur ve liderini tanımasına rağmen bu grupların gerçekleştirdiği saldırılara müdahale etmediğini, örneğin Irak İstihbarat Dairesi’ni, Başbakan Mustafa el-Kazımi’nin evini ve Kürt liderlerin Erbil ve Duhok’taki evlerini hedef alan saldırılara karşı harekete geçmediğini ifade etti.


Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Gazze’de İzzeddin el-Kassam’a bağlı bir saha komutanı kaçırıldı

Kasım ayında Gazze Şehri’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılar (EPA)
Kasım ayında Gazze Şehri’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılar (EPA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Gazze’de İzzeddin el-Kassam’a bağlı bir saha komutanı kaçırıldı

Kasım ayında Gazze Şehri’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılar (EPA)
Kasım ayında Gazze Şehri’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılar (EPA)

Gazze’nin güneybatısındaki Tel el-Hava’da bugün (Pazar) kimlikleri tespit edilemeyen silahlı kişiler, Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nda görevli bir saha komutanını kaçırdı. Bu olay, son haftalardaki artan silahlı gerilimlerin yeni bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Hamas yakın kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, kaçırılan kişinin Kassam Tugayları’nda bir birliği komuta ettiğini belirtti. Pazar akşamı Tugay’a bağlı büyük bir güvenlik gücü Gazze sokaklarına konuşlandırıldı ve kaçıran kişilerin içinde olduğu şüpheli iki araç peşine düştü.

Gazze’nin farklı bölgelerinde yoğun silah sesleri duyuldu; kaynaklar bunun, kaçıran unsurların peşine düşülmesinden kaynaklandığını belirtti.

Hamas kaynaklarından alınan bilgilere göre kaçırma operasyonunun arkasında özel bir İsrail gücü veya İsrail ile iş birliği yapan silahlı bir çete unsurları olma ihtimali yüksek.

Bu olay, Pazar günü Hamas hükümetine bağlı bir güvenlik görevlisine yönelik suikast girişimiyle eş zamanlı gerçekleşti. Hedef, aynı zamanda Kassam Tugayları’nda aktif bir liderdi; saldırı sonucunda hafif şekilde yaralanırken, saldırganlardan biri yakalandı.

Son haftalarda Gazze Şeridi’nde İsrail destekli bazı silahlı çetelerin sık sık sızma girişimleri gözlemlendi. Bu durum zaman zaman Kassam Tugayları ile çeteler arasında çatışmalara yol açtı. Ayrıca, iki hafta önce Han Yunus’ta yaşandığı gibi bazı Kassam unsurlarına saldıran insansız hava araçları (dronlar) da kullanıldı; bu saldırılarda bazı Kassam üyeleri hayatını kaybetti.

dffdv
Gazze’nin merkezinde Filistinliler, İsrail’in polis aracını hedef alan saldırının meydana geldiği yeri inceliyor (Reuters)

Yaklaşık iki hafta önce, Hamas kaynakları İsrail kontrolündeki bölgelerde faaliyet gösteren silahlı çetelerle iş birliği yaptığı iddia edilen bir kişinin sorgulanmasının, bu gruplara verilen askeri ve eğitim desteğinin arttığını ortaya koyduğunu aktardı.

Kaynaklar, sorgulama sonucunda, İsrail’in bu çeteleri patlayıcı ve silah taşıyan dronları kullanacak şekilde eğittiğini ve bu dronlardan ateş açılabileceğini doğruladığını belirtti.

Ekim ayında İsrail ve Hamas arasında sağlanan ateşkesin ardından, Gazze’de bir “Sarı Hat” olarak bilinen hayali bir sınır çizgisi oluştu. Bu hat, Hamas’ın kontrolündeki alanları (batı) ve İsrail ordusu ile ona bağlı silahlı Filistin çetelerinin bulunduğu alanları (doğu) ayırıyor.

Hamas kaynakları, sorgulama sonucunda, dron kullanım eğitimlerinin yalnızca saldırı için olmadığını, Han Yunus ve özellikle Gazze’nin kuzeyinde faaliyet gösteren bu silahlı çetelerin, dronları bazı silahları taşımak ve Hamas kontrolündeki uzak bölgelere bırakmak için kullanabildiğini belirtti. Bu silahlar, çetelerin görevlendirdiği uyuyan hücreler aracılığıyla hareket ettirildi.


Bölgesel çatışma yayılıyor: Suriye, Irak’tan kalkan İHA’ları düşürdü

ABD’nin Suriye’deki Kasrak Askerî Üssü’nden çekilmesi, 23 Şubat (AFP)
ABD’nin Suriye’deki Kasrak Askerî Üssü’nden çekilmesi, 23 Şubat (AFP)
TT

Bölgesel çatışma yayılıyor: Suriye, Irak’tan kalkan İHA’ları düşürdü

ABD’nin Suriye’deki Kasrak Askerî Üssü’nden çekilmesi, 23 Şubat (AFP)
ABD’nin Suriye’deki Kasrak Askerî Üssü’nden çekilmesi, 23 Şubat (AFP)

Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Samir Ali Oso (Sipan Hemo), Pazar günü yaptığı açıklamada, Irak’tan havalanan ve ülkenin kuzeydoğusundaki bir ABD üssünü hedef alan insansız hava araçlarıyla (İHA) düzenlenen saldırının püskürtüldüğünü duyurdu. Ortadoğu’daki savaşın sürdüğü bir dönemde gerçekleşen saldırıya ilişkin bölgedeki aktivistler ise İHA’ların üs yakınındaki tahıl depolarını da vurduğunu ve ciddi hasara yol açtığını bildirdi.

Oso, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, “Topraklarımızda bulunan Kasrak’taki ABD üssü, Irak topraklarından fırlatılan 4 İHA ile hedef alındı. İHA’lar herhangi bir kayıp yaşanmadan düşürüldü” ifadelerini kullandı. Bakan yardımcısı ayrıca, “Sorumluluğu Irak’a yüklüyor, istikrarımızı tehdit eden bu tür saldırıların tekrarını önlemesi çağrısında bulunuyoruz. Bölgesel ve uluslararası iş birliğinin güvenlik ve istikrar açısından önemini vurguluyoruz” dedi.

SiPan Hamo adıyla bilinen Oso, söz konusu saldırıyı kınarken, bunun iki gün içinde gerçekleşen ikinci saldırı olduğunu belirtti.

Suriye ordusu, Cumartesi günü de Irak’tan havalanan bir İHA ile ülkenin güneydoğusundaki Tenef Üssü’nün hedef alındığını ve saldırının engellendiğini açıklamıştı. Söz konusu üs daha önce ABD güçlerine ev sahipliği yapıyordu. Ordu ayrıca geçen hafta kuzeydoğudaki bir başka üssün Irak’tan fırlatılan füzelerle hedef alındığını duyurdu. Bir Iraklı yetkili saldırının arkasında yerel silahlı bir grubun olduğunu belirtirken, Bağdat yönetiminin olayla bağlantılı 4 kişiyi gözaltına aldığı bildirildi.

Son aylarda, “DEAŞ” ile mücadele kapsamında Suriye’de konuşlu ABD güçleri Tenef ve Şeddadi üslerinden çekilmiş, Kasrak Üssü’nden çekilme sürecini de başlatmıştı.

Irak da 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısıyla başlayan Ortadoğu’daki savaşın etkilerinden kaçamadı. İran’a yakın Iraklı gruplara ait mevziler hava saldırılarına hedef olurken, bazı gruplar da Irak ve bölgedeki ABD çıkarlarını hedef aldıklarını açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Suriye resmi haber ajansı SANA’dan aktardığına göre Cumartesi günü Suriye ordusu Irak kaynaklı İHA’larla güneydeki Tenef Üssü’ne yönelik bir saldırıyı püskürttü. Suriye ordusuna bağlı operasyonlar birimi, “Irak topraklarından havalanan İHA’ların Tenef’teki Suriye Arap Ordusu üssünü hedef almaya çalıştığını, ancak etkisiz hale getirildiğini” bildirdi.

regrtfg
ABD hava savunma sistemlerinin Pazar sabaha karşı intihar tipi İHA’ları düşürmesinin ardından Kasrak Üssü yakınındaki bir buğday deposunda maddi hasar oluştu (Fırat Post)

Geçen hafta başında ise Suriye ordusu, Haseke kırsalındaki bir askerî üssün Irak’tan atılan füzelerle hedef alındığını açıklamış, bir Iraklı yetkili saldırının bir Iraklı silahlı grup tarafından gerçekleştirildiğini ifade etmişti.

dsfvbgtrb
Suriye’nin güneydoğusundaki ABD’ye ait Tenef Üssü (Arşiv - Reuters)

Şubat ayında ABD güçleri, Suriye-Irak sınırındaki Tenef Üssü ile Şeddadi yakınlarındaki ve daha önce DEAŞ mensuplarının tutulduğu bir hapishaneyi barındıran üsten kademeli olarak çekilmiş, ardından bölgeye Suriye hükümet güçleri ilerlemişti. Ayrıca Haseke ilindeki Kasrak Üssü’nden çekilme süreci de başlatılmıştı.