Biz Gazzeliler kimin kazanıp kimin kaybettiği umurumuzda değil eski hayatımızı istiyoruz

İnsani aranın yürürlüğe girmesi ardından Gazze halkı barış istiyor

Lina Jaradat
Lina Jaradat
TT

Biz Gazzeliler kimin kazanıp kimin kaybettiği umurumuzda değil eski hayatımızı istiyoruz

Lina Jaradat
Lina Jaradat

Husam Maruf

Cuma günü Gazze Şeridi'nde insani ateşkesin başlaması ve savaşın masum insanları çiğneyen çarkının durdurmasıyla birlikte, Gazze’nin kuzeyinden güneyine doğru yerlerinden edilmiş Filistinliler için, insani aranın bu trajedinin sonu olacağına dair küçük bir umut penceresi açıldı.

Trajik koşullar altında haftalar geçirdikten sonra tek hayalimiz, mahrum kaldığımız, Gazzeliler için sadece mekânı değil, bütün bir hayatı temsil eden evlerimize geri dönmek. Gazze’nin kana boğulması, İsrail askeri canavarının tüm yaşam ve umut işaretlerini yok etmesi ardından, mevcut ateşkesin şartları bu evlere dönüşü içermese de yerinden edilmenin şiddeti, bu insanların en azından ateşkesin bir cankurtaran sandalı görevi göreceğini hayal etmelerine neden oldu. Nitekim insanlığı perişan eden korkunç sahneler nedeniyle Gazzelilerin zihnindeki görüntüler nahoş bir hal aldı.

Peki Gazze'deki insanlar ateşkesten ne bekliyor? Bu sorunun cevabı, bireylerin koşulları ve istekleri üzerinden birçok olasılığa bağlı. Ancak geri dönme ve çeşitli biçimleriyle yerinden edilmişliğin sığınağından kaçma arzusu, hepsi için ortak bir husus olmaya devam ediyor. Bunun sebebi kuzeydeki evlerin daha güzel olması değil, hayata yeniden başlama düşüncesidir.

Bir fincan kahve

Gazze’nin kuzeyinde bulunan evimi, şayet bombalamadan kurtulmuş ise, hayal ediyorum. Kendimi evimin çatısı altında, uçakların korkunç uğultusundan, her akşam beni rahatsız eden dehşet önsezilerinden, uyku sırasında üzerlerimize düşen füzelerden uzakta uyurken hayal ediyorum. Gazze’nin güneyinde, uzun bir süredir yokluğunu hissettiğim bir fincan kahve içtiğim sakin bir sabahı düşünüyorum. Müzik dinlemeyi ve sessizce işimi yapmayı, kitap okumayı, hatta hiçbir şey yapmayıp sadece oturmayı hayal ediyorum.

Ev ihtiyaçlarını karşılamak için markete gitmek, komşularımızı veya akrabalarımızı ziyaret etmek, düğün gibi davetlere icabet etmek, taziyelerde yer almak gibi savaştan önce yaptığımız sıradan detaylar, hatırlayıp ağladığımız hoş anılara dönüştü. Arkadaşlarımız ve ailemizle yaptığımız tartışmalar ve anlamsız dedikodularla dolu o sıkıcı hayata şimdi ise geri dönmek istiyoruz.

SACDVF
Ateşkesin ardından Selahaddin yolu üzerindeki Filistinliler İsrail tankları tarafından engelleniyor (AFP)

Galonlarca saf olmayan tuzlu veya şekerli su aramaktan, sadece savaş zamanlarında yemeye alışık olduğumuz birkaç dilim ekmeği almak için uzun ekmek kuyruklarından saatlerce ayakta ve çaresiz durmaktan yorulduk. Kaldı ki, sıra bize gelmeden un miktarı bittiği taktirde ekmek de alamayabiliyoruz.

Yorucu hayat

Ürünlerin yokluğu, kesintisi ve yüksek maliyeti bizi yordu. Vücudu korumayan ve desteklemeyen konserve işlenmiş et, ton balığı ve sardalya konservelerini yemek bizi yıpratıyor. Ayrıca güneydeki savaş tüccarlarının açgözlülüğünden dolayı pahalılık mevcut. Gaz kesintisi nedeniyle baklagil, yumurta ve taze et yiyememek dayanılmaz hale geldi. Pişmiş yemekleri özlüyoruz. Güney Gazze'de olduğumuzu hissettiren odun ateşinden, yemek pişirme yöntemlerinden uzakta, büyük bir hapishanede ağır koşullar altında yaşıyoruz.

Sürekli elektriksiz yaşamaktan, gecenin boğucu karanlığına, insansız hava aracı uçaklarının seslerine ve etrafımızdaki binalara düşen roket seslerinden yorgun düştük. Korkunç hayallerle, ölümle, bombalamayla, yıkımla, yok oluşla burun burunayız. Yüksek ve korkunç sesler artık sinirlerimizi bozuyor, dehşete dayanamıyoruz.

Konuşmalar ile ilgilenmiyoruz

Gazze'de yerinden edilmiş insanlar evlerde, odalarda ve barınma merkezlerinde zorla birliktelik yaşıyor. Kişiler ve aileler, arzu ettikleri mahremiyet alanlarını koruyamıyor. Çok sayıda yerinden edilmiş insanı barındıracak yeterli evlerin bulunmaması nedeniyle bazı odalarda kalan kişi sayısı 40’a ulaşabiliyor.

Barınma merkezlerinde ise mülteciler her türlü kaosa maruz kalıyor. Hepimiz, içinde kimi zaman sıkıldığımız, kimi zaman ağladığımız, bazen güldüğümüz, her türlü duyguyu duvarları arasında yaşadığımız, hayatın anlamını, her insan için güven ve huzurun özünü taşıyan o duvarlara geri dönmek istiyoruz.

XSDFRGTR
Gazze’nin güneyinde Han Yunus'un doğusundaki Huza bölgesindeki Filistinliler evlerini inceliyor (AFP)

Gazze'de halk zafer ya da yenilgi aramıyor, hangi tarafın amacına ulaştığını umursamıyor, tek umutları savaşın durması ve üzerlerindeki ağır yükün kalkması. Gazze'de insanlar yaralanıyor, acı peşlerini bırakmıyor. Bazıları oğullarını, kızlarını, hatta tüm ailelerini kaybetmenin acısını yaşıyor. Bazıları yerinden edilmiş durumda. Bazıları ise aile üyelerini kuzeyde bırakırken iletişimsizlik nedeniyle birbirlerine ulaşamıyor. Dolayısıyla birbirlerinin kaderlerinden haberdar olamıyorlar.

Yerinden edilenlerin hepsi evlerine dönmek istiyor. Bazı fotoğraflarda evlerinin bombalandığını görenler, bazı eşyalarını, anılarını ve fotoğraflarını almak için geri dönmek istiyor. Yerleri hiçbir para ile doldurulamayan o evler, tüm detaylarıyla hatırlarda yaşıyor. İnsanları öldüren İsrail savaş makinesi, bu anıları ve geçmişi de silmek istiyor.

Evlerinin akıbetini bilmeyen, sahip oldukları her şeyi Gazze'nin kuzeyinde bırakıp, hiçbir şey almadan kendilerinin ve çocuklarının hayatlarını kurtarmak için kaçan insanlar var. Savaşın ardından sağ salim bir şekilde evlerine dönmek, evlerini güvende bulmak istiyorlar. Aksi halde belirsiz bir süreliğine sokaklarda kalmaları gerekecek.

Geri kalanlar

Evlerini bombalanmış halde bırakıp ölümden kurtulan, ancak evlerinin enkazı altında kalan akrabalarının naaşına ulaşıp bunları gömmek isteyen çok sayıda insan var. Zirâ sivil savunma görevlileri, zayıf yetenekleri ve yıkılan birçok evin olması sebebiyle bu insanları kurtarabilmiş değil. Enkaz altında öldüğü belirlenen kişiler çıkarılamazken çabalar ise hala ses veren, yardım talep eden diğer insanlara yöneliyor.

ASXWEF
İsrail tankları Selahaddin yolunu yerinden edilmiş insanlara kapattı (AFP)

Yerinden edilmiş halk, kazanımlardan söz etmiyor. Lanetli siyasi söylemleri umursamıyor, liderlerin gür seslerini, yankılanan sözleri, Refah Sınır Kapısı’ndan giren yetersiz yardımları umursamıyor. Bu insanlar çalışıp kendi paralarını kazanan insanlar. Umursadıkları tek şey, dolambaçlı yoldan da olsa evlerine dönmek. Savaş öncesi hayatlarına, acıların yoğunluğuna rağmen katliamlar, soykırımlar, acılar, çığlıklar ve hayal kırıklıkları olmadan normal bir hayata dönmek.

Peki tüm bu yıkımın ardından normal hayata dönmek nasıl olur?

Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Güney Lübnan: Büyük anlaşmaların beklendiği istikrarsız bir arena

Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
TT

Güney Lübnan: Büyük anlaşmaların beklendiği istikrarsız bir arena

Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)

Güney Lübnan, Temmuz 2006 savaşının sona ermesinden bu yana çatışma ortamının dışında olmaktan ziyade savaşın zamanlamasının dışında kaldı. Bölgede hâkim olan ateşkes kalıcı bir barışı değil, nedenleri ortadan kaldırılmadan ve yapısal koşulları ele alınmadan ertelenmiş bir çatışmayı ifade ediyordu. Ekim 2023’te savaşın yeniden başlamasıyla birlikte Güney Lübnan, bölgesel ve uluslararası siyasi uzlaşıları bekleyen istikrarsız bir cephe haline geldi.

Yaklaşık 19 yıl boyunca bu tablo ‘istikrar’ olarak sunuldu. Oysa gerçekte, caydırıcılık hesaplarına dayanan ve bölgesel siyaset tarafından yönetilen kırılgan bir dengeden ibaretti. Güney cephesindeki gelişmeleri yakından izleyen Lübnanlı kaynaklara göre, 2025’in sonuna gelindiğinde ortaya çıkan durum, istikrarın çöküşünden ziyade, bu istikrar algısının bir yanılsama olduğunun anlaşılması oldu.

Savaştan önce siyaset

Eski Lübnan Sosyal İşler Bakanı Raşid Derbas, 2006’dan sonra Güney Lübnan’da ‘istikrar’ olarak adlandırılan durumun gerçekte ‘sahte ve zehirli bir sükûnetten’ ibaret olduğunu belirterek, bunun başından itibaren kalıcı bir istikrar yolu değil, geçici bir uzlaşma olarak ele alındığını söyledi. Derbas, bu yanlış yaklaşımın sonraki dönemde yaşanan patlamanın temel nedenlerinden biri olduğunu vurguladı.

Derbas, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ilgili tarafların 2006 sonrası ateşkesi, güneyi korumaya ya da devleti güçlendirmeye yönelik bir adım olarak değil, nüfuzu pekiştirme ve yeni güç dengeleri inşa etme fırsatı olarak gördüğünü ifade etti. Öte yandan İsrail’in de bu sakinlik dönemini ‘sessiz bir hazırlık ve yıpratma süreci’ olarak kullandığını belirten Derbas, Tel Aviv’in gelecekteki çatışmalara hazırlandığını söyledi. Hizbullah’ın ise bu dönemi, askeri kontrolünü güçlendirmek ve devlet ile Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) rolünü aşmak için bir fırsat olarak değerlendirdiğini dile getirdi.

cdf
İsrail'in 2024'te Lübnan'ın güneyindeki el-Hıyam kasabasında düzenlediği bombardıman sonucu bir kilisede meydana gelen hasar (EPA)

Bu çerçevede Derbas, Lübnan’ın ‘uluslararası meşruiyet şemsiyesi altına tam anlamıyla yerleşme yönünde önemli bir fırsatı kaçırdığını’ ifade ederek, bu şemsiyeye sıkı biçimde bağlı kalınmasının, İsrail’den gelebilecek her türlü saldırı karşısında devlete Arap ve uluslararası düzeyde siyasi ve hukuki güç kazandıracağını söyledi. Derbas’a göre uluslararası meşruiyet zemininden kademeli olarak uzaklaşılması, UNIFIL’in rolünü de doğrudan zayıflattı.

Derbas ayrıca, sükûnetin bozulmasının yalnızca bir güvenlik ihlali ya da askeri bir aşım olarak ele alınamayacağını belirtti. “Güvenlik ihlali, çatışmanın nedeni değil, araçlarından biridir” diyen Derbas, asıl sorunun, güç dengelerinin göz ardı edilmesinden ve bazı kesimlerde Lübnan’ın gerçekleriyle örtüşmeyen askeri ya da siyasi denklemler dayatılabileceği yönünde oluşan yanılsamadan kaynaklanan açık bir siyasi hata olduğunu savundu. Derbas, bu tür hesapların asgari düzeyde siyasi öngörüden dahi yoksun olduğunu bildirdi.

Caydırıcılık kavramı

Konuya askeri-siyasi açıdan yaklaşan emekli Tümgeneral Abdurrahman Şuhaytli, Güney Lübnan’da 2006–2024 yılları arasında ‘istikrar’ olarak nitelenen dönemin gerçekte kalıcı bir istikrar değil, İsrail ile Hizbullah arasında ertelenmiş bir savaşa yönelik karşılıklı hazırlıkları gizleyen ‘sahte bir sükûnet’ olduğunu söyledi. Şuhaytli, 2024 sonrasında yaşananların mevcut durumun gerçek niteliğinin açığa çıkması olduğunu vurguladı.

dfgth
İsrailli bir subay, Lübnan'ın güneyinde, Gazze Şeridi'nde ve Suriye'de ordu tarafından ele geçirilen silahları sergiliyor. (EPA)

Şuhaytli, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, 2006 savaşının taraflardan hiçbiri açısından nihai hedeflere ulaşmadığını belirterek, İsrail’in Hizbullah’ın kapasitesini ortadan kaldıramadığını, Hizbullah’ın da savaşın sonuçlarını iç ya da bölgesel düzeyde siyasi kazanımlara dönüştüremediğini ifade etti. Bu sonucun, iki tarafı da uzun vadeli bir sonraki çatışmaya hazırlık sürecine soktuğunu dile getiren Şuhaytli, Hizbullah’ın güneyde kurduğu kapsamlı tahkimatlar ile İsrail’in yıllar öncesinden oluşturduğu ayrıntılı hedef bankası, mühimmat birikimi ve operasyon planlarını buna örnek gösterdi. Şuhaytli’ye göre Güney Lübnan, ‘savaşın dışında değil, onu bekleyen bir zaman diliminin içindeydi’.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararının uygulanmasının görece sakin yıllar boyunca sahada ve güvenlik alanında bazı kazanımlar sağladığını belirten Şuhaytli, bu kazanımların son savaşın patlak vermesiyle fiilen ortadan kalktığını söyledi. Şuhaytli ayrıca, ABD ve Batılı ülkelerin hızlı şekilde devreye girmesinin, çatışmanın yalnızca yerel bir mesele olmadığını, Lübnan cephesinin daha geniş bir bölgesel bağlamda ve Lübnan iç dinamiklerini aşan dengeler çerçevesinde yönetildiğini ortaya koyduğunu kaydetti.

2006 ile 2025 yılları arasında neler değişti?

Şuhaytli, 2006 savaşı ile son çatışma turu arasında doğrudan bir karşılaştırma yaparak, bu kez temel farkın İsrail’in önleyici saldırısının başarısında ortaya çıktığını söyledi. Şuhaytli’ye göre İsrail bu defa çatışmanın ilk aşamalarında Hizbullah’ın komuta kademesini, ikmal hatlarını ve hedef bankasını vurmayı başardı. 2006’da İsrail’in komuta ve kontrol sistemini devre dışı bırakamadığını, ikmal hatlarının işlerliğini koruduğunu ve bunun da savaşın uzamasına yol açtığını hatırlatan Şuhaytli, son gelişmelerin çatışmanın yönetilme anlayışında bir değişime işaret ettiğini belirtti. Şuhaytli, bu dönüşümün, uzun süreli yıpratma stratejisinden çatışmayı erken aşamada sonuçlandırmayı hedefleyen bir yaklaşıma geçiş anlamına geldiğini ifade ederek, bunun olası her yeni çatışmanın maliyetini artırdığını ve yönetilebilir sükûnet alanlarını daralttığını ifade etti.

Garanti yok

2026 yılının başı itibarıyla Güney Lübnan’ın gerçek bir istikrara kavuştuğu yönünde bir tablo ortaya çıkmıyor; aksine bölgenin önceki dönemlere kıyasla daha kırılgan bir dengeye sürüklendiği görülüyor. 2006 sonrası istikrarı belirleyen unsurların değiştiğine dikkat çekilirken, savaş araçlarının geliştiği, bölgesel ortamın daha karmaşık hale geldiği ve Lübnan devletinin ekonomik ve kurumsal açıdan daha da zayıfladığı vurgulanıyor. Bu çerçevede Şuhaytli, kalıcı güvenlik istikrarının artık geniş çaplı bölgesel ve uluslararası bir siyasi karara bağlı olduğunu belirterek, bunun başta Filistin meselesinin seyri ve İran’ın bölgesel rolünün niteliği olmak üzere kapsamlı uzlaşılarla bağlantılı olduğuna işaret etti. Aksi halde Güney Lübnan’ın, istikrardan ziyade ‘sürekli bir istikrarsızlık alanı’ olarak kalacağı uyarısında bulundu.


Irak’ta anayasal takvim işliyor, Kürt aday hâlâ netleşmedi

Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
TT

Irak’ta anayasal takvim işliyor, Kürt aday hâlâ netleşmedi

Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)

Irak’ta gelenek gereği Kürtlere ayrılan cumhurbaşkanlığı makamı için Kürt adayın belirlenmesi süreci, Kürdistan Bölgesi’ndeki iki ana parti olan Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) arasındaki siyasi görüş ayrılıkları ve belirsizlikler nedeniyle gündemdeki yerini koruyor. KYB’nin nihai aday ismini ne zaman açıklayacağı merakla bekleniyor.

KYB lideri Bafel Talabani’ye yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “KYB henüz resmî adayını sunmadı. Nihai ismin pazartesi günü açıklanması bekleniyor. Bu tarih, aday listesinin Parlamento Başkanı’na teslim edilmesi için son gündür” dedi. Kaynak, medyada dolaşan isimlerin resmî olmadığını ve henüz kesin bir aday üzerinde uzlaşma sağlanmadığını vurguladı.

Siyasi kaynaklar ise mevcut Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid’in görev için yeniden adaylığını koyduğunu, bunun da bazı Kürt siyasi çevrelerde şaşkınlık yarattığını belirtiyor. Buna karşılık KDP’nin, Kürt siyasi dengelerini yeniden şekillendirme arayışı çerçevesinde, ister KYB’den ister ona yakın bir isim olsun, uzlaşı adayını desteklemeye sıcak baktığı ifade ediliyor.

Karar toplantıları

Kürdistan Bölgesi’ndeki iki ana partinin, cumhurbaşkanlığı dosyasını ele almak üzere yarın (cumartesi) Erbil ve Süleymaniye’de ayrı ayrı toplantılar yapması bekleniyor.

Şafak News ajansına göre KYB, Süleymaniye’deki toplantısında aday isimlerini masaya yatıracak. Öne çıkan isimler arasında Nizar Amedi ve Halid Şuvani bulunuyor. Toplantının, parti lideri Bafel Talabani’nin katılımıyla nihai kararın alınmasına zemin hazırlaması bekleniyor.

hnj
Irak Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid (Cumhurbaşkanlığı internet sitesi)

Öte yandan KDP de parti lideri Mesud Barzani başkanlığında, Neçirvan Barzani ve Mesrur Barzani’nin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirecek. Bu toplantıda, Kürdistan Bölgesi İçişleri Bakanı Riber Ahmed ile Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’in adaylıkları ele alınacak.

Her iki toplantının ardından, Kürt siyasi partilerinin üst düzey isimlerini bir araya getirecek geniş kapsamlı bir görüşme yapılması da gündemde. Amaç, Kürt siyasi evi adına tek bir aday üzerinde uzlaşı sağlamak. Diğer siyasi bloklar da, sürecin sorunsuz ilerlemesi için bu yönde bir mutabakat çağrısı yapıyor.

Kürtler arası görüş ayrılıkları

Kürt siyasi sahnesinde, açık polemiklere dönüşmese de, Kürtler arası görüş ayrılıklarının giderek derinleştiği belirtiliyor. Bu durumun, özellikle KDP lideri Mesud Barzani’nin cumhurbaşkanının belirlenmesine ilişkin önerdiği mekanizma nedeniyle ortaya çıktığı ifade ediliyor. Tüm siyasi süreç ise ana üç bileşen (Şii, Sünni ve Kürt) arasındaki kırılgan dengeler üzerinde ilerliyor. Gözlemciler, bu iç ayrılıkların yaklaşan anayasal süreçlere yansımasından endişe ediyor.

Irak’ta 2003’te Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden bu yana siyasi teamül gereği cumhurbaşkanlığı Kürtlere, başbakanlık Şii güçlere, parlamento başkanlığı ise Sünni güçlere veriliyor. Bu yapı, geleneksel “muhasasa” (kota) sisteminin bir parçası olarak kabul ediliyor.

2005’ten bu yana cumhurbaşkanlığı makamı, yazılı olmayan uzlaşılar çerçevesinde KYB’nin payına düşerken, KDP’nin ise bölge içindeki egemen ve kilit pozisyonları elinde tutması öngörülüyor.

Seçim yöntemi tartışması

2025’in sonunda Mesud Barzani, Kürt cumhurbaşkanının belirlenme yönteminin değiştirilmesi çağrısında bulundu. Barzani, üç olası mekanizma önerdi: Kürdistan Bölgesi Parlamentosu’nun Kürtleri temsilen bir isim belirlemesi; tüm Kürdistani tarafların tek bir aday üzerinde uzlaşması; ya da Irak Parlamentosu’ndaki Kürt bloklar ve milletvekillerinin adayı seçmesi.

Barzani, en önemli hususun Kürtler arasında geniş bir mutabakat sağlanması olduğunu vurgulayarak, cumhurbaşkanının “Bağdat’ta Kürdistan halkını temsil eden” bir figür olması gerektiğini, belirli bir partiye bağlı olmamasının esas olduğunu dile getirdi.

Ancak bu öneri, özellikle iki ana parti arasında yeni bir tartışma alanı açtı. KYB, cumhurbaşkanlığını siyasi nüfuzunun temel unsurlarından biri olarak görürken; KDP, geleneksel teamülü kırarak devletin egemen makamlarının paylaşımında daha büyük bir rol elde etmeyi hedefliyor.

Gözlemcilere göre Kürtler arasındaki bu anlaşmazlıkların sürmesi, sessiz kalsa bile, Bağdat’taki müzakere sürecini etkileyebilir. Zira cumhurbaşkanlığı seçimi, başbakanın belirlenmesi ve parlamentodaki ittifak düzenlemeleriyle yakından bağlantılı daha geniş siyasi dengelerin bir parçası olarak görülüyor.


Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Vatan Kalkanı güçleri El-Haşa Kampı’nın kontrolünü ele geçirerek Seyun’un kırsalına ulaştı

Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare
Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Vatan Kalkanı güçleri El-Haşa Kampı’nın kontrolünü ele geçirerek Seyun’un kırsalına ulaştı

Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare
Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare

Sahadaki kaynaklar, Hadramut Valisi ve Güvenlik Komitesi Başkanı’nın komutasındaki Vatan Kalkanı güçlerinin, El-Haşa bölgesinde bulunan stratejik 37. Tugay Kampı’nın kontrolünü ele geçirdiğin doğruladı.

Sahadaki kaynaklar, Vatan Kalkanı güçlerinin, Güney Geçiş Konseyi (GGK) güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından El-Haşa Kampı’nda tam kontrol sağladığını, GGK unsurlarının ise geri çekildiğini bildirdi.

Aynı kaynaklar, Vatan Kalkanı güçlerinin kamp çevresindeki bölgeleri güven altına almak için  operasyonların sürdürdüğünü aktardı.

Hadramutlu askerî kaynaklara göre, GGK güçleri, olası hava saldırılarından endişe duydukları için erken saatlerden itibaren kampın çevresindeki bazı noktalarda konuşlanmıştı. Kaynaklar, bu unsurlarla müdahale edildiğini ve bölgenin güvenliğinin sağlanmasına yönelik çalışmaların hâlen devam ettiğini belirtti.

Kaynaklar ayrıca, “Vatan Kalkanı” güçlerinin Seyun yönünde ilerlemeyi sürdüreceğini, kalan askerî kamplar ve bölgelerin kontrol altına alınmasının hedeflendiğini vurguladı. Açıklamada, Suudi Arabistan’daki müttefiklerin desteğiyle, Hadramut ve Mehri vilayetlerindeki tüm kampların güvenliğini sağlamaya yönelik net planlar doğrultusunda hareket edildiği ifade edildi.

Kaynaklar, “Vatan Kalkanı” güçlerinin şu anda bazı noktalarda Seyun’un kırsalına ulaştığını da kaydetti.

Öte yandan kaynaklar, GGK güçlerinin Seyun’daki Birinci Askerî Bölge’den tamamen çekildiğine dair haberleri doğrulamadı; ancak göstergelerin olumlu olduğunu belirtti. Açıklamada, GGK’ya bağlı bazı unsurların Seyun Hastanesi ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda konuşlandığı, diğer noktaların ise tamamen boşaltıldığı ve güçlerin El-Katın yönüne çekildiği ifade edildi.