Hamas’ın İsrail’le yapılan takas anlaşmasında serbest bıraktığı rehineler kimler?

Avichai Brodutch, eşi Hagar (40 yaşında) ve çocukları Oriyah, (4), Yuval (8) ve Ofri (10) ile birlikte. Hagar ve çocuklarının, Gazze Şeridi’nde Hamas militanları tarafından rehin alındıktan sonra 26 Kasım’da İsrail’e gelişlerinden kısa bir süre sonra. İsrail’deki Schneider Çocuk Tıp Merkezi’nde çekilen fotoğrafı, 27 Kasım 2023’te yayınlandı. (Reuters)
Avichai Brodutch, eşi Hagar (40 yaşında) ve çocukları Oriyah, (4), Yuval (8) ve Ofri (10) ile birlikte. Hagar ve çocuklarının, Gazze Şeridi’nde Hamas militanları tarafından rehin alındıktan sonra 26 Kasım’da İsrail’e gelişlerinden kısa bir süre sonra. İsrail’deki Schneider Çocuk Tıp Merkezi’nde çekilen fotoğrafı, 27 Kasım 2023’te yayınlandı. (Reuters)
TT

Hamas’ın İsrail’le yapılan takas anlaşmasında serbest bıraktığı rehineler kimler?

Avichai Brodutch, eşi Hagar (40 yaşında) ve çocukları Oriyah, (4), Yuval (8) ve Ofri (10) ile birlikte. Hagar ve çocuklarının, Gazze Şeridi’nde Hamas militanları tarafından rehin alındıktan sonra 26 Kasım’da İsrail’e gelişlerinden kısa bir süre sonra. İsrail’deki Schneider Çocuk Tıp Merkezi’nde çekilen fotoğrafı, 27 Kasım 2023’te yayınlandı. (Reuters)
Avichai Brodutch, eşi Hagar (40 yaşında) ve çocukları Oriyah, (4), Yuval (8) ve Ofri (10) ile birlikte. Hagar ve çocuklarının, Gazze Şeridi’nde Hamas militanları tarafından rehin alındıktan sonra 26 Kasım’da İsrail’e gelişlerinden kısa bir süre sonra. İsrail’deki Schneider Çocuk Tıp Merkezi’nde çekilen fotoğrafı, 27 Kasım 2023’te yayınlandı. (Reuters)

Hamas hareketi, İsrail’e yönelik 7 Ekim saldırılarından bu yana yedi hafta boyunca Gazze’de alıkoyulan 40 İsrailli rehineyi serbest bıraktı. Bunların arasında İsrail ile Hamas arasındaki takas anlaşması kapsamında 39 kadın ve çocuk ile bir erkek de bulunuyor.

İngiltere merkezli BBC’nin dün yayınlanan haberine göre Hamas ile Mısır hükümeti arasındaki ayrı bir anlaşmanın parçası olarak 17 Taylandlı ve bir Filipinli rehine de serbest bırakıldı.

İsrail ile Hamas arasındaki geçici ateşkes hükümleri uyarınca, 24 Kasım’da başlayan dört günlük insani ara sırasında toplam 50 rehinenin serbest bırakılması kararlaştırıldı. Pazartesi öğleden sonra 40 İsrailli rehine serbest bırakıldı ve başka bir grubun da yerel saatle öğleden sonra serbest bırakılması planlanıyordu.

Buna karşılık anlaşma kapsamında 150 Filistinli kadın ve genç İsrail hapishanelerinden serbest bırakılacaktı. Şu ana kadar 117 tanesi serbest bırakılırken, İsrail’in insani yardım, tıbbi malzeme ve yakıt yüklü yüzlerce kamyonun Gazze Şeridi’ne girmesine izin vermesi konusunda mutabakata varıldı. Bu yardımın bir kısmı aslında ateşkesin ilk üç gününde Gazze Şeridi’ne girdi.

İsrail- Hamas takasında serbest bırakılan İsrailliler

Fransa merkezli France 24’e göre Emily Hand (9) ve Hila Rotem Shoshani (13) serbest bırakılırken, Hila’nın annesi Raya Rotem (54) halen Gazze’de tutuklu.

Emily’nin ilk olarak İsrail’in güneyindeki Kibbutz Be’eri’de (kibbutz İbranice yerleşim topluluğu anlamına geliyor) kaybolduktan sonra öldüğü bildirildi. Ancak Emily daha sonra rehineler arasında sayıldı.

Babası Thomas Hand’in belirttiğine göre İrlandalı- İsrailli küçük kız Emily, Gazze’de esaret altındayken 17 Kasım’da 9 yaşına girdi. Annesi, Emily henüz iki yaşındayken kanserden ölmüştü.

Fotoğraf Altı: İrlandalı- İsrailli küçük kız Emily, İsrail ile Hamas arasındaki takas kapsamında serbest bırakıldıktan sonra babası Thomas Hand ile İsrail’de yeniden bir araya geldi. Fotoğraf 26 Kasım 2023’te yayınlandı. (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Dr. Shoshan Haran (67), 7 Ekim’de Kibbutz Be’eri’deki evinden alındı. Yoksulların beslenmesine yardımcı olmak amacıyla kâr amacı gütmeyen bir kuruluşun kurucusu ve ziraat mühendisliği alanında doktora sahibi. Kızı Adina (Addi) Shoham (38), iki çocuğu Naveh (8) ve Yahel (3) ile birlikte 25 Kasım’da serbest bırakıldı. Dr. Haran’ın Alman ve İsrail çifte vatandaşlığına sahip ekonomist eşi Avshalom, Hamas saldırısında öldü. BBC’ye göre Adina’nın kocası Tal (38) halen tutuklu.

xsacd
Addi Shoham (38) ve çocukları Naveh (8) ve Yahel (3) ve çocukların büyükannesi Dr. Shoshan Haran, Hamas hareketinin İsrail ile yapılan takas anlaşması kapsamında serbest bırakılmalarının ardından 25 Kasım’da İsrail’e vardılar. Görüntü, İsrail Başbakanlığı tarafından 26 Kasım 2023’te yayınlanan bir videodan. (Reuters)

Drama terapisti Sharon Avigdori (52) ve Dr. Haran’ın akrabası olan ve aynı dönemde Kibbutz Be’eri’den kaçırılan kızı Noam (12) da serbest bırakıldı. Aile, saldırıda aileden iki kişinin Eviatar Kipnis (65) ve eşi Lilach Kipnis’in (60) öldürüldüğünü söyledi.

asdefw
Rehineler ve Kayıp Aileler Forumu genel merkezi tarafından yayınlanan bu tarihsiz fotoğraf, Maya Regev’i (21) gösteriyor. Maya, 25 Kasım 2023 cumartesi günü geç saatlerde Hamas tarafından serbest bırakılan 13 İsrailliden biri. (AP)

İsrail’in orta kesimindeki Herzliya şehrinden Maya Regev (21) serbest bırakıldı. El-Hurra kanalının haberine göre Regev, küçük kardeşi Itay (18) ile birlikte Kibbutz Ra’im’den kaçırıldı. İkili, Hamas saldırısından önceki gece Meksika’ya yaptıkları geziden yeni dönmüşlerdi.

Maya Regev, İsrail’in güneyindeki Supernova müzik festivaline katılımları sırasında kendisi ve kardeşi Itay, Hamas’ın saldırısına uğradı. O sabah Maya’nın babası, kızından “Baba beni vuruyorlar, öldüm” diye bir telefon bildirimi aldı. Aile, daha sonra Hamas’ın yayınladığı bir videoda hâlâ rehine olduğuna inanılan Itay’ı arabanın arkasında kelepçeli halde gördüklerini söyledi.

zxscd
7 Ekim saldırısında gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan dört yaşındaki Avigail Idan, İsrail’deki Schneider Çocuk Tıp Merkezi’nde teyzesi Liron ve amcası Zuli ile konuşurken... Fotoğraf 27 Kasım 2023’te yayınlandı. (Reuters)

BBC’ye göre ailesinin Hamas’a bağlı silahlı kişiler tarafından saldırıya uğrayıp ailesinin öldürüldüğü evinden rehin alındığında üç yaşında olan İsrailli Amerikalı Avigail Idan (4) da serbest bırakıldı. Avigail, saldırıda hayatta kalırken, komşuları Brodutch ailesinin evine gitti. Ancak daha sonra onlarla birlikte kaçırıldı. Avigail, rehine tutulduğu sırada dört yaşına girdi.

Hagar Brodutch (40), çocukları Oriya (4), Yuval (8) ve Ofri (10) ile birlikte serbest bırakıldı. Hagar’in kocası Avichai Brodutch’a göre Hamas saldırıyı başlattığında Kibbutz Kfar Azza’daydılar. Kayınpederi Shmuel Brodutch, İsrail merkezli Kanal 13’e “Onların Kızıl Haç’ın elinde olduğunu duyduğum anda rahatladım” dedi.

5hyj
Avichai Brodutch, eşi Hagar (40 yaşında) ve çocukları Oriyah, (4), Yuval (8) ve Ofri (10) ile birlikte. Hagar ve çocuklarının, Gazze Şeridi’nde Hamas militanları tarafından rehin alındıktan sonra 26 Kasım’da İsrail’e gelişlerinden kısa bir süre sonra. İsrail’deki Schneider Çocuk Tıp Merkezi’nde çekilen fotoğrafı… 27 Kasım 2023’te yayınlandı (Reuters)

Danielle Aloni (44) ve kızı Emilia (6) Kibbutz Nir Oz’dan serbest bırakıldı. Onlar, Danielle’in kız kardeşi Sharon Aloni (34), kocası David Cunio (33) ve üç yaşındaki ikiz kızları Emma ve Yuli ile birlikte gözaltına alındı.

scdvfe
Danielle Aloni ve kızı Emilia (ortada), İsrail ile Hamas arasındaki anlaşma uyarınca serbest bırakıldıktan sonra cuma günü aileleriyle buluştu. (Sosyal medya)

34 yaşındaki Doron Katz Asher ile iki kızı Raz (4) ve Aviv (2) de serbest bırakıldı. Gazze sınırı yakınında akrabalarının yanında kalıyorlardı. Doron’un kocası Yoni, karısı ve kızlarının diğer rehinelerle birlikte bir kamyona yüklendiği videoyu izlemişti.

sadefr
Aviv Asher (2,5), kız kardeşi Raz Asher (4,5) ve annesi Doron, Kasım ayında İsrail’e döndükten sonra Schneider Çocuk Tıp Merkezi’nde Yoni ile görüştü. 24 Kasım 2023 (AP)

Ohad Monder Zikri (9), annesi Keren Monder (54) ve büyükannesi Ruthie Monder (78) serbest bırakıldı. Kibbutz Nir Oz’dan kaçırılmışlardı. Ohad Gazze’deyken 9 yaşına girdi. Ailenin bir diğer üyesi Abraham Monder ise halen gözaltında.

zaxsdc
Noam Or (17) ve kız kardeşi Alma (13). İsrail ile Hamas arasındaki takas anlaşmasıyla serbest bırakıldılar. (Rehineler ve Kayıp İsrailli Aileler Forumu)

Serbest bırakılanlar arasında Noam Or (17) ve kız kardeşi Alma (13) da vardı. Yeğenleri Emmanuel Pisoray’e göre, 7 Ekim saldırılarında bir komşu, onların babaları Dror Or (48) ile birlikte Be’eri’deki evlerinden sürüklendiklerini gördüğünü söyledi. Dror’un eşi ve çocukların annesi Yonat’ın (50) cesedi, kibutzda öldürülen 120 kişi arasında tespit edildi. Noam ve Alma’nın amcası Ahal Pisoray, BBC’ye, iki kardeşin serbest bırakılmadan önce annelerinin ölümünden haberleri olmadığını söyledi. Pisoray, “Acı haberi onlara vermek zorunda kaldık” dedi.

zxsdef
Hamas tarafından serbest bırakılan rehine Tal Goldstein (solda), 26 Kasım 2023’te kendisini güney İsrail’deki Ofakim’deki askeri üsse taşıyan otobüs ile. (AFP)

Hamas’ın 7 Ekim saldırısında Kibbutz Kfar Azza’da alıkoyduğu Chen Almog Goldstein (48) ve çocukları Tal (8), Gal (11) ve Agam (17) serbest bırakıldı. BBC’ye göre Chen’in kocası Nadav ve 20 yaşındaki kızları Yam, Hamas tarafından öldürüldü.

Oğlu Elad Katsir (47) ile birlikte kaçırılan Nir Oz’lu Hannah Katsir (77 yaşında) serbest bırakıldı. Hannah, 9 Kasım’da Hamas'ın yayınladığı bir videoda tekerlekli sandalyede otururken göründü.

sxd
Birleştirilmiş fotoğrafta Dafna Elyakim (15) ve kız kardeşi Ella (8). İki kardeş, İsrail ile Hamas arasındaki takas anlaşmasında serbest bırakıldılar.

Oğlu Nadav Popplewell (51) ile birlikte gözaltına alınan Channah Peri (79) serbest bırakıldı. Channah, 1960’larda Güney Afrika’dan İsrail’e göç etti ve üç çocuğu var. Aynı şekilde Dafna (15) ve Ella Eliakim (8) kardeşler de Hamas’ın saldırısının olduğu gün Kibbutz Nir Oz’daki evlerinden kaçırılmıştı. Saldırganların, aileler için canlı yayın yaptığı bir aile grubunun parçasıydılar. Kızların annesi Maayan Zayn yaptığı açıklamada, kızlarının geri dönmesinden mutlu olduğunu belirterek, kaçırılmalarından bu yana ‘umutsuzluk ile umut, acı ile iyimserlik arasında’ yaşadığını dile getirdi.

zxs
Bu tarihsiz fotoğrafta Adina Moshe ve kocası David görülüyor. Rehineler ve aileleri adına konuşan bir gruba göre Adina, İsrail ile Hamas arasındaki takas anlaşması kapsamında serbest bırakılırken, kocası da Hamas’ın 7 Ekim’de düzenlediği saldırıda öldürüldü. (AP)

Nir Oz’lu Adina Moshe (72) 7 Ekim’de serbest bırakıldı. Birkaç rehine ve aileleri adına konuşan bir gruba göre, kocası David Moshe saldırıda öldürüldü. Ailesi daha sonra Adina’yı, motosiklet üzerinde 2 Hamas savaşçısının arasında tutulduğunu gösteren bir videoda gördü.

İsrail’in güneyindeki Kibbutz Be’eri’den Shiri Weiss (53), kızı Noga (18) ve kocası Ilan Weiss (58) ile birlikte gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı. Shiri, kibutzun tarım birliğinde muhasebeci. Aileden gelen bir video mesajında, Noga yatağın altında saklanırken Shiri’nin kaçırıldığı belirtildi. Daha sonra Hamas’ın çıkardığı yangınlar, onu ülkeyi terk etmeye zorlarken, 7 Ekim’de kaçırıldı.

xsc
Hamas ile İsrail arasındaki esir takası anlaşması sonrasında serbest bırakılan İsrailli rehine Yaffa Adar’ın tarihi belirsiz bir fotoğrafı. Fotoğraf Reuters tarafından 24 Kasım 2023’te yayınlandı. (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Hamas, 7 Ekim’de Nir Oz’dan kaçırdığı 85 yaşındaki Yaffa Adar’ı da serbest bıraktı. Gözaltına alınan aileler adına konuşan grup, Adar’ın üç çocuğu, sekiz torunu ve yedi torununun çocuğu olduğunu bildirdi. İsrail Times of Israel gazetesi, Nir Oz acil durum tugayının bir parçası olarak kibbutzu savunan Yaffa’nın torunu Tamir’in (38) de Gazze’ye nakledildiğini kaydetti.

İsrail’in kuzeyindeki Karmiel’de yaşayan ve Supernova müzik festivalinde ses mühendisi olarak çalışan İsrail- Rus vatandaşı Ronnie Krivoy (25), serbest bırakıldı. Sky News’e göre Hamas, Moskova’nın çatışma sırasında kendisine verdiği desteğin takdiri olarak kendisini serbest bıraktığını söyledi.

zxsdef
Serbest bırakılan İsrailli rehine Margalit Moses (ortada), 24 Kasım’da İsrail’e vardıktan kısa bir süre sonra bir İsrail askeriyle birlikte yürürken görüntülendi. Fotoğraf, İsrail Başbakanlığı tarafından 25 Kasım 2023’te yayınlandı. (Reuters)

Kibbutz Nir Oz’daki evinden kaçırılan Margalit Moses (78) de serbest bırakıldı. Kanserden kurtulan Margalit’in ailesi, onun sürekli tıbbi bakım gerektiren başka sağlık sorunlarından da mustarip olduğunu söyledi.

Adrian Aviva Siegel (62), kocası Keith (64) ile birlikte Kfar Azza’daki evinden kaçırıldıktan sonra serbest bırakıldı. Kocasının Gazze’de kalan rehineler arasında olduğuna inanılıyor.

İsrail ordusu, 26 Kasım’da Elma Avraham’ın (84) serbest bırakıldıktan sonra durumu ciddi olarak Beerşeba’daki Soroka Hastanesi’ne kaldırıldığını açıkladı. Kibbutz sözcüsü Nahal Oz, kaçırılmadan önce yaklaşık 50 yıl boyunca bu kibbutzda yaşadığını söyledi.



ABD’nin Gazze planı neden zorunlu göç kaygısını artırıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
TT

ABD’nin Gazze planı neden zorunlu göç kaygısını artırıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)

Gazze’yi “modern bir kıyı kenti”ne dönüştürmeyi amaçlayan ABD planının yeniden gündeme gelmesi, bölgedeki demografik dengelere ilişkin kaygıları da beraberinde getirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Mısırlı ve Filistinli gözlemcilere göre bu girişim, Filistinlilerin zorla yerinden edilmesi riskini barındırırken, uzmanlar Washington’un “Yeni Gazze” tasarımının Arap-İslam dünyasının benimsediği yeniden imar planı karşısında sahada karşılık bulmasının zor olduğunu vurguluyor.

ABD, yıkıma uğrayan Filistin topraklarının yeniden inşasını hedefleyen “Yeni Gazze” planını kamuoyuna açıkladı. Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu kapsamında gerçekleştirilen “Yeni Küresel Barış Konseyi” imza töreninde, Akdeniz kıyısı boyunca uzanan gökdelenler, Refah bölgesinde yer alacak konut projeleri ile yeni yerleşim, tarım ve sanayi alanlarının aşamalı gelişimini gösteren bir harita sunuldu.

ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü Davos’ta “Barış Konseyi”ni resmen başlattı. Konseyin ilk aşamada Gazze’de ateşkesin kalıcı hale getirilmesine, yeniden imar çalışmalarına ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına odaklanacağını belirten Trump, ilerleyen dönemde daha geniş bir rol üstleneceğini söyledi. Trump, konseyin “Birleşmiş Milletler ile iş birliği içinde çalışacağını” da ifade etti.

Gazze’de “büyük bir başarı” elde edeceklerini savunan Trump, “Ben bir emlakçıyım; her şey Gazze’nin konumuyla ilgili” dedi. Trump, “Deniz kıyısında bir yerden söz ediyoruz. Bu alan pek çok insan için çok şey ifade edebilir” ifadelerini kullandı.

ABD’nin açıkladığı “ana plan” haritasında, “kıyı turizmi” için ayrılmış bir bölge, 180 kule, çeşitli “konut alanları”, “sanayi kompleksi, veri merkezleri ve ileri üretim tesisleri”, “parklar ile tarım ve spor alanları” yer aldı. Plan ayrıca Mısır sınırına yakın bir bölgede yeni bir liman ve havalimanı inşasını ve Mısır, İsrail ve Gazze sınırlarının kesiştiği noktada “üçlü sınır kapısı” oluşturulmasını öngörüyor.

vfdvfd
Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının imza töreni, Şarm eş-Şeyh (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

ABD planına göre Gazze Şeridi’nin yeniden geliştirilmesi dört aşamada gerçekleştirilecek; süreç Refah’tan başlayarak kademeli biçimde kuzeye, Gazze kentine doğru ilerleyecek.

Uluslararası Filistin’i Destekleme Kurumu Başkanı Salah Abdülati, “Yeni Gazze” planının zorunlu göç riskini yeniden gündeme getirdiği uyarısında bulundu. Abdülati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “ABD planı iddialı, ancak Gazze halkının yerinden edilmesine yönelik bir projenin vitrini olmasından endişe ediliyor” dedi.

Abdülati, Trump yönetiminin planının Filistinli grupların silahsızlandırılmasına, Gazze’nin yeniden yapılandırılmasına ve mülkiyetlerin yeniden dağıtılmasına bağlı olduğunu belirterek, bunun “yeniden göç kapısını aralayabileceğini” savundu. Planın, Gazze’yi halkının denetimi dışında bir ekonomik bölgeye dönüştürmeyi hedeflediğini ifade etti.

Buna karşılık Kahire Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi Tarek Fahmi, Washington’un “Yeni Gazze” vizyonunu “Amerikan temennileri” olarak nitelendirdi. Fahmi, Gazze için hazırlanmış “Arap-İslam yeniden imar planının” daha kapsamlı ve uygulanabilir olduğunu söyledi.

Arap Birliği, Mart ayında Mısır tarafından hazırlanan Gazze’nin yeniden imar planını kabul etmiş, plan daha sonra İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından da onaylanmıştı. Söz konusu plan, Filistinlilerin yerinden edilmeden erken toparlanma ve yeniden imar sürecini hedefliyor.

Fahmi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “ABD planı ile Arap planı arasında doğrudan bir çelişki yok, ancak iki plan arasında bir tamamlayıcılık da bulunmuyor” dedi. Kahire’nin, ABD himayesinde uluslararası bir yeniden imar konferansı düzenlemek için çalıştığını aktardı.

Mısır, Gazze’nin yeniden inşası için uluslararası bir konferansa ev sahipliği yapacağını açıklarken, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Şarm eş-Şeyh’te düzenlenen Barış Zirvesi sırasında ABD Başkanı’nı konferansa katılmaya davet etti.

Mısır ve Arap ülkeleri, Gazze’nin mevcut yönetimi için kurulan bağımsız komitenin etkinleştirilmesine odaklanıyor. Fahmi’ye göre, komitede Filistinli bir ortağın yer alması, Gazze’de barış planının devamı açısından önemli bir kazanım niteliği taşıyor.

ABD Başkanı’nın geçen hafta duyurduğu kararla kurulan ve Ali Şaş’ın başkanlığını yaptığı Filistinli “teknokrat komite”, Gazze’nin yönetimini devralmak üzere çalışmalarına başladı.

Salah Abdülati ise Arap ve İslam dünyası tarafından kabul edilen planın Filistinliler için en uygun seçenek olduğunu vurguladı. Bu planın zorunlu göçü engellediğini, kısa bir zaman dilimi içinde yeniden imarı mümkün kıldığını ve Filistinlilerin sürece gerçek anlamda katılımını sağladığını belirtti. Abdülati, ABD planının ise Filistinlileri yeterince dahil etmemesi nedeniyle çok sayıda engelle karşılaşacağını söyledi.

Öte yandan Trump’ın Şubat ayında yaptığı ve Gazze’yi “Ortadoğu’nun Rivierası”na dönüştürmeyi, Filistinlileri başka bölgelere yerleştirmeyi öngören açıklamaları, Mısır ve birçok Arap ülkesi tarafından sert biçimde reddedilmişti.

Trump, o dönemde yaptığı açıklamada, “ABD Gazze Şeridi’nin kontrolünü üstlenecek. Bölgede bulunan patlamamış mühimmatları ve tehlikeli silahları temizleyeceğiz. Bu alanı devralacak, geliştirecek, binlerce istihdam yaratacağız. Ortadoğu’nun tamamının gurur duyacağı bir yer olacak” demiş ve Gazze’nin “Ortadoğu’nun Rivierası”na dönüşeceğini savunmuştu.


BM Kürtlerin çekilmesinin ardından Suriye'deki DEAŞ kamplarının kontrolünü devralıyor

Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Haseke kentinden çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolünü ele geçirdiği el-Hol Kampı’ndan (Reuters)
Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Haseke kentinden çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolünü ele geçirdiği el-Hol Kampı’ndan (Reuters)
TT

BM Kürtlerin çekilmesinin ardından Suriye'deki DEAŞ kamplarının kontrolünü devralıyor

Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Haseke kentinden çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolünü ele geçirdiği el-Hol Kampı’ndan (Reuters)
Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Haseke kentinden çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolünü ele geçirdiği el-Hol Kampı’ndan (Reuters)

Birleşmiş Milletler (BM) dün yaptığı açıklamada, Suriye’de on binlerce kadın ve çocuğun barındığı, DEAŞ ile bağlantılı geniş çaplı kampların yönetimini devralacağını duyurdu. Açıklama, bu kampları yıllardır koruyan Kürt güçlerinin hızlı şekilde dağılmasının ardından geldi.

Iraklı yetkililer ise Kürt güçlerinin çekilmesinden sonra Suriye’deki cezaevlerinden nakledilen tutukluları kabul etmeye başladı. Yetkililer, bu kişilerin yargılamalarının Irak ceza yargı sistemi kapsamında yapılacağını belirtirken, ülkeleri vatandaşlarını geri almaya destek vermeye çağırdı. Kuzeydoğu Suriye’de, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) koruması altında bulunan yaklaşık 12 cezaevi ve gözaltı kampında, on binden fazla örgüt mensubu ile onlarla bağlantılı on binlerce kadın ve çocuk yıllardır tutuluyor.

SDG, bu hafta içinde Suriye hükümet güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından hızla geri çekildi. Bu durum, cezaevlerindeki güvenlik ile kamplardaki insani koşullara ilişkin endişeleri artırdı.

BM, SDG’nin salı günü el-Hol Kampı’ndan çekildiğini açıkladı. Roj Kampı ile birlikte yaklaşık 28 bin sivilin barındığı kamplarda, kadın ve çocukların çoğunlukta olduğu siviller bulunuyor. Bu kişiler, örgütün eski kontrol bölgelerinden kaçarak kamplara sığınmıştı. Kamplarda Suriyeli ve Iraklıların yanı sıra, 8 bin 500’ü farklı ülke vatandaşlarından oluşan kişiler de yer alıyor.

Yetkililer, Suriye hükümet güçlerinin kamp çevresinde güvenlik çemberi oluşturduğunu, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ile Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) ekiplerinin ise çarşamba günü kampa ulaştığını bildirdi.

BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi Operasyonlar ve Savunma Birimi Direktörü Edem Wosornu, BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada, kampın yönetimini devralan UNHCR’nin, acil insani yardımların hızlı ve güvenli şekilde yeniden ulaştırılması için Suriye hükümetiyle etkin bir koordinasyon yürüttüğünü söyledi.

BM Sözcüsü Stephane Dujarric, gazetecilere yaptığı açıklamada, durumun hâlâ gergin ve değişken olması nedeniyle BM yetkililerinin henüz kampa giremediğini belirtti. Dujarric, yağmalama ve kundaklama olaylarına dair haberler alındığını ifade ederken, Suriye hükümetinin UNHCR ve yardım kuruluşlarına güvenlik ve destek sağlamaya hazır olduğunu aktardığını kaydetti.ABD ordusu salı günü yaptığı açıklamada, örgüt mensubu 150 tutuklunun Suriye’den Irak’a nakledildiğini, operasyonun ilerleyen aşamalarında toplam 7 bin tutuklunun Suriye’den çıkarılmasının gündemde olduğunu duyurdu.

Bir ABD’li yetkili salı günü Reuters’a yaptığı açıklamada, örgütün alt kademelerinde yer alan yaklaşık 200 militanın Suriye’deki Şeddadi Hapishanesi’nden kaçtığını, ancak Suriye hükümet güçlerinin bunlardan bir kısmını yeniden yakaladığını söyledi.

Irak’ın BM Daimî Temsilci Yardımcısı Muhammed Sahib Mecid dün BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı açıklamada, Irak’ın bölgesel ve uluslararası güvenliği korumak amacıyla tutukluları kabul ettiğini, ancak diğer ülkelerin de yardım sağlaması gerektiğini belirtti.

Mecid, “Bu meselenin yalnızca Irak’ın omuzlarına yüklenen uzun vadeli bir stratejik yüke dönüşmesine izin verilmemeli. Bazı ülkelerin, vatandaşları olan teröristleri kendi ulusal güvenlikleri için tehdit olarak görmelerine rağmen onları geri almayı reddetmeleri kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

Iraklı yetkililer, Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani’nin salı günü Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile yaptığı telefon görüşmesinde örgüt mahkûmlarının Irak’a nakledilmesi konusuna değindiğini belirtti. Yetkililer, bu nakillerin Irak hükümetinin Suriye makamlarına yaptığı resmî talep sonrasında gerçekleştirildiğini ifade etti.

scd
Haseke'deki el-Hol Kampı’nın girişlerinden birinde bulunan Suriye güvenlik güçleri (AFP)

Terör örgütü DEAŞ, Irak ve Suriye’de ortaya çıkmış, gücünün zirvesinde olduğu 2014-2017 yılları arasında iki ülkede geniş toprakları kontrol altına alarak milyonlarca insanı yönetmişti. Örgütün ilan ettiği hilafet, ABD öncülüğündeki koalisyonun yürüttüğü askerî operasyon sonucunda çökmüştü.

Iraklı bir askerî sözcü, Irak’ın örgüte mensup 150 tutukludan oluşan ilk grubu kabul ettiğini, bunlar arasında Iraklıların yanı sıra yabancı uyrukluların da bulunduğunu açıkladı. Sözcü, sonraki nakillerin sayısının güvenlik durumu ve sahadaki değerlendirmelere bağlı olacağını belirterek, tutukluları örgütün üst düzey yöneticileri olarak nitelendirdi.

Irak Yüksek Yargı Konseyi ise yaptığı açıklamada, Irak Anayasası ve yürürlükteki ceza yasalarına dayanarak, teslim alınacak ve ilgili ıslah kurumlarına yerleştirilecek sanıklar hakkında usulüne uygun yargı süreçlerinin başlatılacağını duyurdu.

Açıklamada, “Tüm sanıklar, uyrukları ya da terör örgütü içindeki konumları ne olursa olsun, münhasıran Irak yargısının yetkisine tabidir. Haklarında, mağdurların haklarını koruyacak ve Irak’ta hukukun üstünlüğü ilkesini pekiştirecek şekilde, istisnasız olarak yasal işlemler uygulanacaktır” ifadelerine yer verildi.

Iraklı yetkililer, yasal prosedürler kapsamında örgüt mensubu tutukluların ayrıştırılacağını, aralarında yabancıların da bulunduğu üst düzey isimlerin, daha önce ABD askerleri tarafından kullanılan ve Bağdat Havalimanı yakınında bulunan yüksek güvenlikli bir gözaltı merkezine konulacağını bildirdi.

Bu nakiller, Avrupa’da, tutuklu örgüt mensuplarının bazı yakınlarında endişeye yol açtı. Yakını örgüte katılan ve Suriye’de yakalanan Avrupalı bir kadın, Irak’a mahkûm nakledildiğine dair haberlerin ailesini kaygılandırdığını söyledi.

Kimliğinin açıklanmaması koşuluyla konuşan kadın, ailesinin başlangıçta Suriye’deki güvenlik gelişmelerinin, yakınının akıbetine ilişkin bilgi sağlayacağını umduğunu ifade etti.

Kadın, “Mahkûmların Irak’a götürüldüğünü gördüğümüzde korktuk” dedi ve Irak’ta idam cezasının uygulandığına dikkat çekti.

İki Iraklı hukuk kaynağı, Suriye’den Irak’a nakledilen örgüt mensubu tutukluların farklı uyruklardan oluştuğunu belirtti. Kaynaklara göre, Iraklılar çoğunluğu oluştururken, diğer Arap ülkelerinden militanların yanı sıra Batılı ülke vatandaşları da bulunuyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, tutuklular arasında Birleşik Krallık, Almanya, Fransa, Belçika, İsveç ve diğer Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden vatandaşların yer aldığını, bu kişilerin Irak yargı makamlarınca yargılanacağını aktardı.


Suriye'deki olaylara Kürt bakış açısı... SDG'den sonraki günün özellikleri

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera pazar akşamı SDG ile ateşkes anlaşmasının imzalanması sırasında (EPA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera pazar akşamı SDG ile ateşkes anlaşmasının imzalanması sırasında (EPA)
TT

Suriye'deki olaylara Kürt bakış açısı... SDG'den sonraki günün özellikleri

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera pazar akşamı SDG ile ateşkes anlaşmasının imzalanması sırasında (EPA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera pazar akşamı SDG ile ateşkes anlaşmasının imzalanması sırasında (EPA)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile ilgili son gelişmeler, Kürt çevrelerde tartışmaları genişletti. Tartışmalar, yaşananların bölgesel ve uluslararası güç dengelerinin dayattığı bir siyasi geri çekilme mi olduğu, yoksa yeni bir uzlaşmanın şekillenmesi beklenirken yapılan zorunlu bir yeniden konumlanma mı olduğu ekseninde yoğunlaşıyor. Her iki değerlendirme de Suriye’de Kürtlerin geleceğine ilişkin daha derin sorularla kesişiyor.

Suriye hükümeti, Kürtlerin öncülüğündeki SDG’nin kontrolünde bulunan kuzey ve doğu Suriye’de geniş alanlarda yeniden kontrol sağladı. Bu gelişme, Beşşar Esed’in devrilmesinden yaklaşık 14 ay sonra Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’nın iktidarını güçlendirdi.

Sahadaki bu hızlı değişim, Suriye’nin neredeyse tamamını yeniden Şam’daki merkezi yönetimin otoritesi altına sokarken, ABD politikasındaki dönüşümü de gözler önüne serdi.

Siyasi kayıp

SDG liderliğine yakın kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, güçlerin ‘geniş çaplı saha çatışmalarına girmediğini ve yaklaşık 40 bin savaşçıdan oluşan askerî yapısını koruduğunu’ ileri sürdü. Kaynaklar, yaşananların ‘askerî bir çöküşten ziyade siyasi bir kayıp’ olduğunu vurguladı.

Kaynaklara göre temel ayrışma, SDG’nin kendi içinden çok ABD’nin yaklaşımında ortaya çıktı. Bu farklılığın, kuzeydoğu Suriye’deki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) Komutanlığı’nın bakışı ile ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın fiilen benimsediği çizgi arasında yaşandığı ifade edildi.

ABD’nin önceliklerini yeniden düzenlediğine dikkat çeken değerlendirmelere göre, Washington, yeni Suriye yönetimini desteklemeyi ve terörle mücadelede DMUK’A entegre etmeyi tercih etti. Bu yaklaşımın, İsrail ile ilişkileri iyileştirme ve Türkiye ile doğrudan bir gerilimi önleme hedefleriyle birlikte ele alındığı belirtildi.

Barrack, ülkesinin terörle mücadelede SDG gibi devlet dışı bir yapı yerine Suriye devleti ile iş birliğini tercih ettiğini açıklamıştı.

Kaynaklar, el-Cezire bölgelerinde yaşanan gerginlikler ve bazı Arap aşiretlerinin başkaldırılarına rağmen Kürtlerin, geniş çaplı bir çatışmaya sürüklenmemek amacıyla bazı kabilelerle karşılıklı saygıya dayalı ilişkilerini koruduğunu aktardı.

SDG şemsiyesi

Kürt araştırmacı Cabbar Kadir, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, SDG’nin bünyesinde farklı etnik ve dini geçmişlere sahip askerî oluşumları barındırdığını ifade etti.

Kadir, PKK lider kadrolarının süregelen müdahalelerinin etkisini de dışlamadı. Hapisteki örgüt liderinin gönderdiği mesajların, SDG içinde karar alma süreçleri üzerinde ‘somut bir etki’ yarattığını belirtti.

Bu tablo içinde, Kadir’e göre SDG bünyesinde pragmatik kanatlar ortaya çıktı. Bu kanatlar, savaş öncesinde ve sonrasında Suriye yönetimiyle doğrudan çatışmadan kaçınmayı ve taraflar arasında hassas bir dengeyi korumayı tercih etti. Ancak SDG’nin ABD öncülüğündeki DMUK’a dahil olması ve Washington’un SDG’yi DEAŞ’la mücadelede temel ortak olarak görmesi, Batı desteğine bel bağlayan başka bir kanadın güçlenmesine yol açtı. Bu durum, özellikle Arap nüfusun çoğunlukta olduğu geniş bölgelerde SDG güçlerinin konuşlanmasıyla birlikte, Kürt hareketini daha karmaşık bir sürece sürükledi.

Yeni Suriye yönetiminin ortaya çıkmasıyla birlikte, SDG içinde bir başka görüş ayrılığı daha belirginleşti. Bir kesim, kazanımların korunması için Şam’la erken angajmanı savunurken, diğer kesim Türkiye ile yakın ilişkiler kuran, Kürt haklarına karşı bir çizgi izleyen merkezi bir devlet yapısının yeniden üretilmesinden endişe ederek beklemeyi tercih etti.

Bu bölünmeler, karar alma birliğini zayıflattı ve SDG’nin net müzakere şartları dayatma kapasitesini sınırladı. Kadir, Kürt liderliğinin ‘siyasi dönüşümleri ve bölgesel-uluslararası güç dengelerindeki değişimi doğru okuyamadığı’ sonucuna vardı.

Öte yandan, SDG içinde Sipan Hemo ve Bahoz Erdal gibi isimlerin temsil ettiği daha sert bir çizginin, masadaki ve sahadaki karar birliğini önemli ölçüde zedelediği, bu çizginin Halep’teki son gerilimlerin tırmanmasında rol oynadığı yönündeki iddialar yaygın biçimde dile getiriliyor.

Bölünme var ama bu doğal

Kürt yazar ve araştırmacı Hoşeng Veziri, SDG bünyesinde görüş çeşitliliğinin doğal olduğunu ve bunun gerçek bir bölünme anlamına gelmediğini belirtti. Veziri’ye göre krizin özü, bölgesel politikalarla, özellikle de Türkiye’nin Suriye’deki Kürt meselesine yaklaşımıyla bağlantılı. Veziri, Ankara’nın Kürt meselesinin varlığını kabul etmemesinin, tarihsel olarak Kürtlere karşı birikmiş gerilim ortamından da yararlanarak SDG ile Şam arasındaki ilişkileri karmaşıklaştırdığını ve çatışmaları hızlandırdığını savundu.

Şarku’l Avsat’a konuşan Veziri, yaşananların ‘teslimiyet’ olarak nitelendirilmesini reddederek, SDG’nin çökmediğini, aksine Kürt çoğunluklu bölgelerini savunmaya çalıştığını ifade etti. Kürtlerin geleceğini Suriye’deki yeni yönetimin vizyonuyla ilişkilendiren Veziri, önceki rejimlerin hatalarının tekrarlanmaması gerektiği uyarısında bulundu ve Suriye’nin geleceğinde ‘herkes için bir cumhuriyet’ inşa edilip edilemeyeceği sorusunun belirleyici olacağını vurguladı.

Erbil'in durumu yatıştırmadaki rolü

Buna paralel olarak Irak’taki Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) rolü de öne çıkıyor. KDP lideri Mesud Barzani’nin basın danışmanı Kifah Mahmud, KDP’nin Türkiye ile PKK arasındaki barış çabalarını desteklediğini ve diyalog heyetlerini ağırladığını belirtti. Mahmud, bunun yanında SDG ile yeni Suriye yönetimi arasındaki müzakerelere ilk günlerinden itibaren destek verdiklerini aktardı.

Mahmud, partinin son ateşkesin sağlanmasında ve diyalog sürecinin yeniden başlamasında önemli bir rol oynadığını, bunun da Mesud Barzani’nin memnuniyetle karşıladığı bir açıklamaya yol açtığını söyledi.

Mahmud ayrıca, ateşkesi pekiştirme ve anlaşmanın uygulanmasını sağlama çalışmalarının sürdüğünü vurguladı. Mahmud’a göre bu süreç, ‘toplumsal barış ve güvenliği korumayı ve Kürtlerin Suriye halkının temel bileşenlerinden biri olarak hak ettiklerini elde etmelerini’ hedefliyor. Mahmud, Barzani’nin Şera ile devam eden temaslarının, KDP’nin konumu ve barışın temellerini atmadaki rolünü ortaya koyduğunu ifade etti.

Senaryolar

Gelecek senaryoları açısından Cabbar Kadir, en gerçekçi senaryonun Şam ile bir uzlaşma olduğunu öngörüyor. Bu uzlaşmanın, askerî ve idari yetkilerin kısıtlanması ve SDG’nin Suriye ordusuna entegre edilmesi gibi zorlayıcı tavizler gerektirebileceğini, bunun da örgütsel açıdan ciddi zorluklar doğuracağını belirtiyor.

Kadir’e göre, Türkiye’nin olası genişlemesi en tehlikeli senaryoyu oluşturuyor; bu durum, stratejik bölgelerde kapsamlı değişimlere yol açabilir ve DEAŞ’ın yeniden ortaya çıkma riskini beraberinde getirebilir. Öte yandan Kadir, ABD’nin Suriye’deki varlığının tarafların uzun süreli kanlı bir çatışmaya sürüklenmesini veya Kürt kimliğinin tamamen silinmesini önleyeceğini öngörüyor.

Sonuç olarak çoğu Kürt gözlemci, kuzeydoğu Suriye’nin geleceğinin, maliyeti ne olursa olsun Şam ile yapılacak bir uzlaşmaya bağlı olduğunu, bunun mevcut güç dengeleri altında en az kayıpla sürdürülebilecek seçenek olduğunu ifade ediyor.