İsrail’in ve İran’ın ağaçtan inişi

Aksa Tufanı operasyonundan Gazze ateşkesine

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

İsrail’in ve İran’ın ağaçtan inişi

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Halid Hamade

Gazze’de ateşkes, kendisini dayattı. İsrail ordusunun, İsrail siyasi liderliğinin hayali hedeflerine ulaşmak için belirlediği yüksek tavanlara erişememesi üzerine de kaçınılmaz bir seçenek haline geldi.

Arap medyasının İsrail’in yedi hafta boyunca işlediği cinayetin detaylarını dünya kamuoyuna başarılı bir şekilde sunması sayesinde etkili pek çok Batılı güç, Aksa Tufanı operasyonunun ardından aceleyle gösterdikleri tutumlarını geri çekti. Hal böyle olunca sahadaki başarısızlık, belirlenen zaman sınırını aştı ve İsrail’in müttefiklerini İsrail’in kendini savunma hakkı olarak gördükleri şeyden vazgeçmek zorunda bıraktı. Aynı şekilde ABD’nin İsrail’in barbarlığını örtbas etme ve haklı çıkarma girişimlerini de tüketti.

Gazze’ye karşı yürütülen savaştan her düzeyde alınacak pek çok ders var. Ancak insani bir ateşkes anlaşmasına götüren koşulları ele almak, daha cazip görünüyor. Çeşitli düzeylerde gerilimin tırmandığı bir ortamda ateşkesin sağlanması imkânsız görülüyordu. Ama barbarca saldırılara ve İsrail’in bir Filistin devletinin ve hatta bağımsız herhangi bir Filistin otoritesinin kurulmasıyla ilgili uluslararası anlaşmalara ve Arap girişimlerine karşı ısrarla karşı çıkma yanılsamasıyla sergilediği aşırılıklara rağmen ateşkes, sahneye çıktı ve kendisini tek yol olarak dayattı. Atlatılamayacak bir emrivaki olan bu ateşkes, kendini dayatmış bir Arap çerçevesi kapsamında Filistin-İsrail denkleminin yeni bir aşaması için başlangıç noktasını temsil ediyor.

Peki, bu ateşkesin bileşenleri ve sürdürülebilirlik şartları nelerdir?

Birincisi: Arapların müzakere sürecini yönetme başarısı

Gazze Şeridi ilk kez İsrail’in saldırısına maruz kalmıyor. Ama Tahran, Filistinli grupların gerçekleştirdiği operasyonlarla planlama, uygulama ve silahlandırma bakımından bir bağlantısı olduğunu ilk kez inkâr etti. Yine ilk kez İran’ın tutumu, Dinî Lider Ali Hamaney tarafından dile getirildi ve Birleşmiş Milletler’de ve tüm diplomatik ziyaretlerde Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan tarafından tekrarlandı. Üstelik İran’ın tutumu, Aksa Tufanı operasyonunun sorumluluğunu reddetmekle sınırlı değildi. İran aynı zamanda Filistinli gruplar üzerinde herhangi bir vesayeti olduğunu da kabul etmeyerek, Filistinli grupların sahaya dönük karar alma sürecinde bağımsız ve sorumlu olduklarını belirtti ve Hizbullah’ın öncü rolünü vurguladı.

Mısırlı, Ürdünlü ve Körfezli Arapların tutumu, Hamas hareketiyle ideolojik ayrılık sebebiyle sahada olup bitenleri endişeli bir şekilde gözlemleyen bir konumdan, gelişmelerle doğrudan ilgilenen bir konuma taşındı

Mısırlı, Ürdünlü ve Körfezli Arapların tutumu, Hamas hareketiyle ideolojik ayrılık sebebiyle sahada olup bitenleri endişeli şekilde gözlemleyen bir konumdan, gelişmelerle doğrudan ilgilenen bir konuma taşındı. Özellikle de İsrail’in Hamas hareketini ortadan kaldırmanın bir yolu olarak Filistinlilerin Gazze’den Sina’ya, Batı Şeria’dan Ürdün’e göç ettirilmesi yönündeki talebini ortaya koyan tutumlarından sonra.

İsrail’in bu tutumu, Arap ülkelerini hedef tahtasına yerleştirdi ve bu tutumun taşıdığı riskler, Gazze’de patlak veren durumu kontrol altına almak üzere birleşik bir Arap duruşunun ortaya çıkmasını gerektirdi. Araplar, sivillerin canının tehlikeye atılmasına karşı çıkma, uluslararası insan hakları hukukuna riayet etme ve iki devletli çözüme bağlı kalma konusunda kararlı bir tutum sergiledi. Aynı zamanda ABD’yi kışkırtmamaya ve olup bitenlerin İsrail’in uluslararası anlaşmalara uymaya kendini mecbur hissetmemesinin doğal sonucu olmasında ABD’nin sorumluluğunu vurgulamamaya da özen gösterdi.  

xcsdfvrgbth
İran Dinî Lideri Ali Hamaney, 21 Haziran’da Tahran’da Hamas Siyasi Büro Başkanı ile bir araya geldi (Reuters)

Bundan sonra Arap diplomasisi, bilhassa 11 Kasım’da Riyad’da düzenlenen Arap-İslam Zirvesi’nin ardından karar sahibi ülkelere doğru geniş bir diplomatik hareket başlatmayı başardı. Hiç kuşkusuz Arap tutumunun müzakereci rolüyle temayüz etmesi iki etkene dayanıyordu: İlki, İsrail’in kitlesel kıyım sınırlarını aşan haksız saldırganlığı ve Filistinlilerin Gazze Şeridi dışına göç ettirilmesi konusundaki ısrar. İkincisi ise Tahran’ın Gazze’de olup bitenlerle bir bağlantısı olmadığını vurgulamaya devam etmesi ve kendisini sahada ilgili tüm silahlı gruplardan uzak tutması. Ki bu, otomatik olarak Tahran’ı arabuluculuk dairesinin dışına çıkardı.  

İkincisi: İsrail’in askeri seçeneğinin düşmesi

İsrail ordusunun sahadaki operasyonel başarısızlığının sebepleri üzerine konuşmak; güvenilen birçok manevrayı belgelendirip tartışmayı ve müdahale eden birlik komutanlarının yüzleştiği ve uygulanan savaş sisteminin üstesinden gelemediği zorluklara dair tanıklıklarını dinlemeyi gerektirebilir. Ama saha gerçekleri, İsrail birliklerinin benimsediği savaş sisteminin gerekli esneklikten yoksun olduğunu ispatlıyor. Yine aynı gerçekler, komuta ve kontrol sisteminin sonradan ortaya çıkan durumları değerlendirme, yeni emirler verme ve ateş desteği ile yakın hava desteği görevlerini değiştirmenin imkânsız oluşu gibi acil durumlarla başa çıkacak şekilde savaşı yönetme konusunda başarısız olduğunu da gözler önüne seriyor.

Filistinli savaşçıların performansıyla teyit edilen bir dizi üstünlük faktörünü kayıtlara geçirmek lazım. Bu faktörlerden biri de İsrail ordusunun muazzam ateş imkânlarına rağmen sürdürülebilir çatışma kabiliyetidir

Öte yandan Filistinli savaşçıların performansıyla teyit edilen bir dizi üstünlük faktörünü de kayıtlara geçirmek lazım. İsrail ordusunun muazzam ateş imkânlarına rağmen sürdürülebilir çatışma kabiliyeti ve İsrail zırhlı birlikleriyle çatışmaya girip bu birliklerin ilerlemesini engelleme cesareti, bu faktörler arasında sayılabilir. Bu, komuta-kontrol sisteminde İsrail ordusunun başa çıkamadığı yaygın bir adem-i merkeziyetçiliğin uygulandığını gösteriyor. Her türlü ateş aracının benzersiz bir şekilde kullanımı yüzünden meydana gelen büyük yıkım, ‘yer üstü’ yeni bir boyuta alan açtı. Bunun yanı sıra tünellerin kullanımı da savaşa ek bir boyut kazandırdı.

Gazze Şeridi’nin sahne olduğu pek çok çatışma arasında yapılan bir karşılaştırma, Filistinli savaşçıların İsrail ordusunu yakın saha çatışmalarına çekmedeki başarısını gösteriyor. Bu çekilme, İsrail ordusunu güçlü yönlerinden, zırhlı ve ateş yeteneklerinden mahrum bırakıyor. Öte yandan tecrübelerin gösterdiği üzere İsrail ordusunun, Filistinli savaşçıların yenilenen savaş sistemini anlama ve gerekli önlemleri alma becerisi azaldı bu da sahada kaçınılmaz bir başarısızlığa yol açtı, açmaya da devam ediyor. Ayrıca İsrail; hassas altyapıyı, sivillerin hayatını ve kamu tesislerini tehlikeye atmadan askerî operasyonlar yürütme imkânına sahip olacağı coğrafi bir derinliğe de sahip değil. Bu coğrafi derinlik, Filistin silahlarındaki nitelikli gelişmeyle daha da azaldı. O kadar ki, yüksek değere sahip hassas İsrailli hedefler her an ulaşılabilir ve tehdit edilebilir hale geldi.

Üçüncüsü: Ateşkesin sürdürülebilirlik şartlarını taşıması

İlan edilen ateşkes, sürdürülebilirlik için yeterli koşullara sahip. Öncelikle bu ateşkes, İsrail için önü kapalı askerî çatışma tünelinden bir çıkışı temsil ediyor. Hatta bu, İsrail’in esirlerini geri almaya başlamasını ve İsrail içindeki yoğun öfke dalgasıyla yüzleşmesini mümkün kılan tek başarı oldu. Dolayısıyla sivillere karşı işlenen cinayetlerin ve Gazze Şeridi’nde meydana gelen büyük yıkımın sebep olduğu dehşete yönelik uluslararası öfkeyle yüzleşmek için ateşkese bağlı kalmak, İsrail’in siyasi bir çıkarı haline geldi. Ayrıca müzakerenin sona ermesinden sonra çatışmaların yeniden başlayacağına dair ilan edilen tutumlar da askerî seçenekten başka bir seçeneğe geçişin gerekli adımlarından biridir ve kökleri kopmuş ‘İsrail üstünlüğü’ ağacından, sessiz ve güvenli bir şekilde iniş için bir kurtuluş merdiveni mahiyetindedir.

Ateşkes hem Filistin Direnişi hem de Filistin Yönetimi için devam eden çatışmanın siyasi hedefini ilerletmek üzere bir çerçeve ve müzakerelerin yeniden başlatılması için meşru bir Arap platformu sağlıyor

Öte yandan ateşkes hem Filistin Direnişi hem de Filistin Yönetimi için devam eden çatışmanın siyasi hedefini ilerletmek üzere bir çerçeve sunuyor. Ayrıca müzakerelerin, bölgesel düzeyde kaybeden siyasi bir kart haline gelmiş radikal siyasi İslam’ın bir parçası olarak Hamas hareketini engelleyen uluslararası kınamalar ve suçlamalardan uzakta, yeniden başlatılması için de meşru bir Arap platformu sağlıyor. Takas sürecinin ikinci gününde yaşanan sınırlı tökezleme ve İsrail ile Hamas tarafından Mısır ve Katar’ın arabuluculuğuna defalarca başvurulması, savaşa dönüşe dair lafta tehdide rağmen nihai bir seçenek olarak ateşkese bağlılığın dile getirilmemiş teyidinden başka bir şey değil. İsrail’in tüm esirlerin serbest bırakılmasına duyduğu ihtiyaç göz önüne alındığında ateşkesin haftalarca sürmesi kaçınılmaz görünüyor. Bu da güvenlik ve siyaset düzeylerinde sürdürülebilir formüle doğru ilerlemeyi mümkün kılacak bir sonraki aşama için uluslararası koşulların hazırlanmasına yetecek bir süre.

İran’ın ilan edilen ateşkese dair gerçek tutumu ve bunun anlamı nedir?

Bakan Abdullahiyan’ın sahneye Gazze kapısından olmasa da Lübnan sınırı üzerinden yeniden girmek için kartları toplama çabası olarak görülen telaşlı hareketi üzerinde durmazsak olmaz. Tahran, Aksa Tufanı operasyonunun Hamas için belli bir kayba yol açacağını düşünüyordu. Dolayısıyla bu operasyonun sorumluluğunu reddetmek ve Hizbullah’a çatışmaya katılmama talimatı vermek de onun ABD nezdindeki konumunu güçlendirecek ve onu daha sonra bölgede kendisine yeni bir ortaklık ve rol tesis edecek dürüst müzakereci konumuna getirecekti.

Tahran’ın Washington’a vermek istediği asıl mesajlar, Lübnan sahnesini sahiplenmeyi sürdürmek ve Abdullahiyan’ın görüştüğü kişilere karşı bariz bir aşağılamayla yaklaşmak suretiyle verildi

Bakan Abdullahiyan 22 Kasım’da, yani Gazze’deki ateşkesin yürürlüğe girmesinden önce ve Lübnan Bağımsızlık Günü’nün yıldönümünde herhangi bir duyuru yapmadan tekrar Lübnan’a gitti. Ziyaretin asıl sebebi hem Başbakan Necib Mikati hem de Meclis Başkanı Nebih Berri ile yaptığı göstermelik görüşmeler değildi.

Tahran’ın Washington’a vermek istediği asıl mesajlar, Lübnan sahnesini sahiplenmeyi sürdürmek ve Abdullahiyan’ın görüştüğü kişilere bariz bir aşağılamayla yaklaşılmak suretiyle verildi. Abdullahiyan, onun gözünde İslam Cumhuriyeti’nin bir parçası haline gelmiş siyasi bir oluşumun bağımsızlığını kutlama nezaketinde bulunma zahmetine bile girmedi.

Söz konusu mesajların verildiği bir diğer tablo da Abdullahiyan’a göre Lübnan işlerinin sorumluları Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile Filistinli İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad Nahale ve Hamas Hareketi Başkan Yardımcısı Halil el-Hayye ile yaptığı görüşmelerdi. Ziyaret, İranlı bakanın 15 Ekim’de Beyrut’a yaptığı daha önceki ziyaretinde “Lübnan’daki savaşı genişletme kararının Hizbullah’ın elinde olduğu” yönündeki tutumunun tekrarlanması suretiyle ‘diplomatik hadsizlik’ sınırına ulaştı.

saxdef
İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan 22 Kasım’da Beyrut’ta (Reuters)

Abdullahiyan, İran’ın ateşkes dosyasına dahil olma ısrarı olarak görülebilecek bir adımla, Beyrut ziyaretinin ardından Doha’da, ateşkes ilanından önceki müzakere turlarının hiçbirinde katılımcı taraf olmayan Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye ile bir araya geldi. Abdullahiyan, Katar’da yaptığı basın açıklamasında, Tahran’ın sükûnet arzusunu ve ateşkesteki rolünü vurguladı. Açıklamaya göre Tahran ateşkesteki rolünü, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin Filistin halkına yönelik katliamları durdurmak için kurduğu temaslar ve Tahran’ın Arap-İslam Zirvesi dahil olmak üzere İslam ülkeleriyle, BRICS liderleriyle, Katar’la, Mısır’la ve Latin Amerika ülkeleriyle koordineli olarak ortaya koyduğu girişimler yoluyla oynadı. Direniş, Tahran’dan savaş cephesini genişletmesini talep etseydi Tahran’ın nasıl bir tutum sergileyeceği sorulduğunda ise Abdullahiyan, ‘halı dokuma’ diplomasisini kullanarak şu cevabı verdi:

Filistin halkının, kaderini uluslararası hukuka göre belirlemesi gerekir. Filistin halkına yardımcı olmak ve ona siyasi destek vermek ise yasal bir harekettir. Hizbullah, Lübnan’da ve bölgede etkili bir gruptur ve Lübnan’a yönelik tekrarlanan saldırıların neticesinde Lübnan ve bölge adına oluşmuştur. Tahran’ın kendi çıkarına vekaleten faaliyet yürüten herhangi bir grubu yoktur.

Özel röportajında Abdullahiyan, sanki ateşkesi ihlal etmek ister gibi, Hamas’ın istikrarlı olup kontrolü elinde tuttuğunu, ABD’nin İsrail’e desteğine rağmen savaşı yönettiğini, onu ortadan kaldırmanın imkânsız olduğunu, Gazze’nin geleceğine halkın ve Direnişin karar vereceğini ve ABD’nin Filistin halkı adına karar alamayacağını ifade etti.

Tahran, Aksa Tufanı operasyonu konusunda zaman kaybetmeden gösterdiği tutumun meyvesini topluyor. Şimdi de 7 Ekim öncesinden bu yana Gazze Şeridi’ndeki güç denkleminin dışında kalan Hamas hareketinin sembolleri üzerinden ya da Kassam Tugayları ve İslami Cihad unsurlarını Lübnan’ın güneyine getirerek yeniden bölgesel sahneye sızmaya çalışıyor. Gerçi bu manevra, İsrail’in kuzey cephesinin istikrarını Tahran üzerinden sağlamaya yönelik uluslararası ihtiyaç çerçevesinde yatırım yapılabilir, yeni bir etken oluşturabilir.

Velhasıl Tahran, Arap girişimlerine duyulan uluslararası güven ve Tahran’ın 1701 sayılı kararı atlamak suretiyle riayetsizlik ettiği uluslararası kararlara bağlılık yoluyla, Gazze’de imzalanan ateşkes modelinin Güney Lübnan’a getirilmesinden çekiniyor.

Aksa Tufanı operasyonu, Tahran’ı yıllardır tekelinde tuttuğu Direniş ağacından gönüllü olarak inmeye sevk etti. Gazze’deki durumun izleyeceği karmaşık yolları ve gelişmeleri bir yana bırakırsak, bu operasyonun ardından gelen ateşkes de İsrail’i ‘namağlup güç’ ağacından indirdi.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla’dan dergisinden çevrilmiştir.



Libya ordusunun birleştirilmesi... Flintlock 2026 anahtar mı olacak?

Batı Libya’daki askeri birlikler, Flintlock 2026 tatbikatına katılmak üzere Sirte’ye doğru yola çıkmadan önce (Batı Libya Savunma Bakanlığı)
Batı Libya’daki askeri birlikler, Flintlock 2026 tatbikatına katılmak üzere Sirte’ye doğru yola çıkmadan önce (Batı Libya Savunma Bakanlığı)
TT

Libya ordusunun birleştirilmesi... Flintlock 2026 anahtar mı olacak?

Batı Libya’daki askeri birlikler, Flintlock 2026 tatbikatına katılmak üzere Sirte’ye doğru yola çıkmadan önce (Batı Libya Savunma Bakanlığı)
Batı Libya’daki askeri birlikler, Flintlock 2026 tatbikatına katılmak üzere Sirte’ye doğru yola çıkmadan önce (Batı Libya Savunma Bakanlığı)

Libya’nın Sirte kentinde ay ortasında düzenlenmesi planlanan Flintlock 2026 tatbikatına yönelik hazırlıklar hız kazanırken, ülkenin doğu ve batısından askeri birliklerin katılımı dikkat çekiyor. Siyasi ve askeri bölünmüşlüğün sürmesine rağmen, her iki taraftan askeri yetkililerin son dönemde yaptığı açıklamalar, tatbikatın orduyu birleştirme sürecine yaklaşmak için bir platform olarak değerlendirildiğine işaret ediyor.

Son 48 saat içinde verilen bu mesajlar, ABD Afrika Komutanlığı’nın (AFRICOM) himayesinde gerçekleştirilen tatbikatın yalnızca sahadaki askeri yönüyle sınırlı kalmayıp daha geniş anlamlar kazanıp kazanmayacağı sorusunu gündeme getirdi. Gözlemciler, tatbikatın, Muammer Kaddafi rejiminin çöküşünden bu yana gerçekleştirilemeyen birleşik bir Libya ordusu oluşturma hedefi için ‘anahtar bir adım’ haline gelebileceğini değerlendiriyor.

2019-2020 yıllarında Trablus savaşı sırasında karşı karşıya gelen taraflar arasında söylemde dikkat çekici bir yumuşama gözleniyor. Doğu Libya’da bu değişim, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter’in açıklamalarında öne çıktı. Hafter, tatbikata ilişkin değerlendirmelerinde ‘Libya gençliğinin birlik olma kapasitesine’ ve ‘askeri kurumun profesyonelliğine’ vurgu yaparken, Trablus ve diğer tüm Libya şehirlerinden askerlerin katılımına dikkat çekerek doğu ile batı arasındaki bölünmenin aşılmasına yönelik mesajlar verdi.

fbfr
Batı Libya Savunma Bakan Vekili Abdusselam ez-Zubi, geçtiğimiz mart ayında askeri komutanlarla birlikte (Batı Libya Savunma Bakanlığı)

Aynı mesaj, LUO Genelkurmay Başkanı Halid Hafter tarafından da vurgulandı. Hafter, Flintlock 2026 tatbikatının askerlerin ‘ülkenin birliğine’ olan bağlılığını yansıttığını belirterek, doğu, batı ve güneydeki askeri personelin eğitilmesi ve kapasitesinin artırılmasının, ‘Libya ordusunun yeniden birleşmesine gerçek bir destek’ anlamına geldiğini ifade etti. Hafter, bu sürecin ülkenin korunması ve güvenliğinin sağlanması açısından önemli olduğunu dile getirdi.

Batı Libya’da ise Savunma Bakan Vekili Abdusselam ez-Zubi, tatbikata sembolik bir anlam yükledi. Zubi, tatbikatı ‘uzun süredir ayrı düşmüş silahların buluşması’ olarak nitelendirirken, bunun yıllar süren çatışmaların ardından geldiğine dikkat çekti. Ayrıca tatbikatı, ‘askeri kurumun birleştirilmesi iradesinin somut bir yansıması’ olarak değerlendirdi.

Gözlemciler, taraflar arasında verilen bu karşılıklı mesajları temkinli bir iyimserlikle karşıladı. Daha önce Sirte’nin tatbikat için seçilmesi de bu iyimserliği destekleyen bir unsur olarak görülüyor. Libya’nın orta kesiminde, kıyı hattında yer alan kent, doğu ile batı arasında coğrafi bir denge noktası olması nedeniyle ‘nispeten tarafsız’ bir alan olarak değerlendiriliyor ve farklı bölgelerden güçlerin katılımına imkân tanıyor.

fdvfd
Libya Ulusal Ordusu’na (LUO) bağlı birlikler, Sirte’de düzenlenecek Flintlock 2026 tatbikatı için hazırlık çalışmaları yürütüyor. (LUO Genel Komutanlığı Basın Bürosu)

Resmî söylemde Sirte, birkaç yıl önce DEAŞ’ın en önemli kalelerinden biri iken Bunyan el-Mersus Operasyonu ile örgütün tasfiye edilmesinin ardından, bir çatışma merkezinden eğitim ve uluslararası iş birliği platformuna dönüşümün örneği olarak sunuluyor. Doğu Libya’daki askeri liderlik söyleminde şehir ‘terörizme karşı kazanılmış bir zafer’ olarak öne çıkarılırken, batıdaki yetkililer ise Sirte’yi yıllar süren bölünmenin ardından bir buluşma noktası olarak yeniden tanımlıyor.

Ancak bu mesajlara rağmen, bazı uzmanlar yaşanan sürecin hâlâ ‘sembolik bir birleşme’ çerçevesinde kaldığı görüşünde. Libya’nın eski Savunma Bakanı Muhammed el-Bergusi, Sirte’de doğu ve batıdan birliklerin yanı sıra AFRICOM unsurlarının katılımıyla düzenlenen bir tatbikatın, Libya’daki askeri kurumun birleştiği anlamına gelmeyeceğini söyledi.

Bergusi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Farklı iki komutana bağlı güçler arasında gerçekleştirilen bir askeri tatbikat, tek bir komuta altında birleşmiş bir Libya ordusu görüntüsü vermez… Ordu birliği, tek bir komuta yapısının varlığını ve tüm askeri oluşumların, başkomutan olarak bilinen tek bir kişinin emrine girmesini gerektirir” ifadelerini kullandı.

Sirte’de yaşananların, farklı güçler arasında bir askeri iş birliği modeli olarak değerlendirilebileceğini belirten Bergusi, bunun Libya ordusunun birleştiğine dair bir kanıt olmadığını vurguladı. Gerçek bir askeri birliğin sağlanması için öncelikle komuta yapısı ve askeri karar mekanizmasının birleştirilmesi gerektiğini ifade etti.

Eski bakanın değerlendirmeleri, Libyalı araştırmacıların daha önce işaret ettiği yapısal engellerle de örtüşüyor. Bu engeller arasında, Muammer Kaddafi döneminden miras kalan karmaşık yapı, ortak bir askeri doktrinin bulunmaması ve doğu ile batı arasında farklı komuta sistemlerinin varlığı yer alıyor. Doğuda genel komutanlık yapısı bulunurken, batıda genelkurmay sisteminin geçerli olması bu ayrışmanın başlıca unsurları arasında sayılıyor.

vefv
Doğu Libya’daki Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genelkurmay Başkanı Halid Hafter (LUO Genel Komutanlığı Basın Bürosu)

Libya’daki bu gelişmeler, Trablus’ta Abdulhamid Dibeybe liderliğindeki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) ile Temsilciler Meclisi (TM) tarafından görevlendirilen ve Bingazi merkezli Usame Hammad başkanlığındaki hükümet arasındaki siyasi bölünme ortamında yaşanıyor. Doğu Libya’daki LUO ise Halife Hafter komutasında bulunuyor ve bu yapıya bağlı silahlı gruplar da sahada varlık gösteriyor.

2005’ten bu yana düzenlenen Flintlock tatbikatı, Afrika’daki en büyük yıllık özel kuvvetler eğitimi olarak biliniyor ve terörle mücadele kapasitesinin artırılması ile katılımcı ülkeler arasında iş birliğinin güçlendirilmesini hedefliyor.

Askerî niteliğine rağmen bazı değerlendirmelere göre Flintlock 2026, daha geniş stratejik anlamlar taşıyan bir dönüm noktası olarak görülüyor. Tatbikatın, doğu ve batıdaki Libyalı tarafların ABD arabuluculuğunda genel bütçeyi birleştirme konusunda anlaşmaya varmasından günler sonra düzenlenmesi dikkat çekiyor. Bu süreç, yıllardır süren tıkanıklığın ardından gerçekleşti.

Bu bağlamda, Libya ulusal güvenliği üzerine çalışan araştırmacı Faysal Ebu er-Rayika, yaşananları ABD’nin Libya ve bölgede yeniden konumlanmasına yönelik ‘bütüncül bir yaklaşım’ olarak değerlendirdi. Rayika, bu gelişmelerin zamanlaması nedeniyle özel bir önem taşıdığını ifade etti.

Rayika’ya göre Libya sahnesi, güvenlik düzenlemeleri ile mali uzlaşmaların birbirine paralel ilerlediği ‘bütünleşik bir sürece’ dönüşmüş durumda.

Bu paralel ilerleyişin, ülkenin karar alma mekanizmasının yeniden şekillendirilmesine ve yürütme yapısının güvenlik ve mali boyutları kapsayan bir çerçevede birleştirilmesine zemin hazırlayabileceği belirtiliyor.

Atlantik Konseyi tarafından yayınlanan makaleler de dahil olmak üzere bazı araştırma değerlendirmeleri, Libya’nın Flintlock 2026 ev sahipliğinin, ülkenin Batı güvenlik mimarisine entegrasyonuna yönelik mesajlar içerdiğini ve bunun Rusya’nın bölgedeki etkisine karşı bir denge arayışıyla paralel ilerlediğini ortaya koyuyor.

Gözlemcilere göre, tatbikatla birlikte verilen birlik mesajları askeri kurumun birleştirilmesine yönelik bir irade ortaya koysa da temel zorluk, bu söylemin somut adımlara dönüşerek Libya ordusunun tek bir komuta yapısı altında yeniden yapılandırılmasına dönüşüp dönüşmeyeceği noktasında yoğunlaşıyor.


Hamas’ın ‘koşullu yanıtı’, Kahire görüşmelerini ‘zorlu bir sınava’ tabi tutuyor

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bulunan bir mülteci kampında su kabı taşıyan Filistinli kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bulunan bir mülteci kampında su kabı taşıyan Filistinli kız çocuğu (AFP)
TT

Hamas’ın ‘koşullu yanıtı’, Kahire görüşmelerini ‘zorlu bir sınava’ tabi tutuyor

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bulunan bir mülteci kampında su kabı taşıyan Filistinli kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bulunan bir mülteci kampında su kabı taşıyan Filistinli kız çocuğu (AFP)

Mısır’ın başkenti Kahire’de, Gazze Şeridi’nde geçen yıl ekim ayında varılan ateşkes anlaşmasının uygulanmasının tamamlanmasına yönelik yürütülen görüşmeler, Hamas’ın ve diğer grupların silahlarının geleceği ile İsrail’in bölgeden tam çekilme maddesini geciktirmesi gibi kritik başlıkların tartışılacağı önemli bir aşamaya geldi. İsrail’in, anlaşmanın ilk aşamasındaki yükümlülükleri de tam olarak yerine getirmediği belirtiliyor.

Uzmanlara göre söz konusu başlıklar, Kahire görüşmelerini ‘zorlu bir sınavla’ karşı karşıya bırakıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, Hamas’ın anlaşmada ilerleme sağlanması ve İsrail’in taahhütlerini yerine getirmesine bağlı şartlı bir tutum benimsediğini ifade etti. Aynı uzmanlar, arabulucuların barış planını ilerletebilmek için gerçek tavizler elde etmeye ve güçlü güvenceler oluşturmaya çalışacağını öngörüyor.

Hamas’a yakın bir kaynak ise dün Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, heyetin Kahire’ye varmasının ardından Mısırlı yetkililerle gerçekleştirilen görüşmelerde İsrail’in ihlallerinin durdurulmasının gerekliliğinin vurgulandığını aktardı. Kaynak ayrıca, anlaşmanın ilk aşamasında yer alan diğer maddelerin uygulanmasının, özellikle saldırıların ve ihlallerin sona erdirilmesi, insani yardımların girişine izin verilmesi ve Hamas’a bağlı çalışanların teknokratlar komitesi yönetimine entegre edilmesi konularının ele alındığını belirtti.

rfbfrgb
Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi Başkanı Ali Şaas, komitenin görev tanımını imzalarken (X)

Kaynak, ‘heyetin silahların teslimine tamamen karşı olmadığını, ancak bunun, anlaşmanın tüm maddelerinin eksiksiz uygulanması, Filistin meselesine kapsamlı bir çözüm bulunması ve Batı Şeria ile Kudüs’ün günlük ihlaller karşısında korunmasına yönelik güvencelerin sağlanması şartına bağlı olduğunu’ belirtti. Aynı kaynak, ‘sunulan yanıtın ne tam bir kabul ne de kesin bir ret anlamına geldiğini’ ifade etti.

Öte yandan AFP tarafından aktarılan bilgilere göre, hareketten bir yetkili, Hamas’ın tüm İsrail saldırı ve ihlallerinin durdurulması gerektiğini vurguladığını söyledi. Yetkili ayrıca, işgal güçlerinin ‘sarı hattın’ batısında kurduğu tüm askeri noktaların kaldırılması, sınır kapılarının açılması, yolcu ve mal geçişlerinin artırılması ve Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere kurulan ulusal komitenin görevine başlaması gerektiğini dile getirdi. Söz konusu komitenin, ABD Başkanı Donald Trump başkanlığındaki Barış Kurulu gözetiminde, Gazze Şeridi’nin geçici yönetimini üstlenmek üzere oluşturulan 15 Filistinli uzmandan meydana geldiği ifade edildi.

Gruplarla istişareler

Bilgili bir Hamas kaynağı da AFP’ye yaptığı açıklamada, hareket heyetinin Kahire’de bulunan çeşitli Filistinli grupların temsilci ve liderleriyle görüşmeler gerçekleştireceğini, ayrıca aynı konuları ele almak üzere Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov ile bir araya geleceğini belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması, Mladenov’un geçtiğimiz mart ayı sonunda Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde açıkladığı planın en önemli maddeleri arasında yer alıyor. Söz konusu plan, Filistinli hareketin tünel ağını imha etmesini ve sekiz ay içinde kademeli olarak silah bırakmasını öngörürken, Gazze’nin tamamen silahsız olduğunun nihai olarak doğrulanmasının ardından İsrail güçlerinin tamamen çekilmesini içeriyor. İsrail ise Hamas silahsızlandırılmadan Gazze Şeridi’nden çekilmeyeceğini belirtiyor.

trhtr
Han Yunus’taki yerinden edilmiş kişiler için kurulan geçici kampta çadırlar arasında yürüyen Filistinliler (AFP)

Mısır Stratejik Düşünce ve Araştırmalar Merkezi Genel Müdür Yardımcısı Tümgeneral Muhammed İbrahim ed-Duveyri, ABD Başkanı’nın planının gecikmeden uygulanmaya başlanmasının önemli olduğunu belirtti. Duveyri, özellikle İran’a yönelik savaşın sona ermesinin ardından bu adımın daha da kritik hale geldiğini vurgulayarak, “Mısır, ikinci aşamanın başlatılması için güçlü bir şekilde hareket ediyor ve bu nedenle Hamas, diğer gruplar ve Mladenov dahil tüm taraflarla koordinasyon sağlıyor” dedi.

Duveyri, Hamas’ın silahsızlandırılması konusunun önümüzdeki dönemde geniş yer tutacağını ve Mısır’ın bu konuda Hamas ile bir uzlaşı sağlamaya çalışacağını ifade etti. Mısırlı uzmana göre Kahire, İsrail’in Hamas’ın tutumunu gerekçe göstererek yeniden savaşa başlama ihtimalinden endişe ediyor.

Mevcut görüşmelerin tüm taraflar için zorlu bir sınav olduğunu belirten Duveyri, Mısır’ın İran savaşı sonrasında Gazze’de çatışmaları sürdürmeye hazır görünen İsrail’in önüne geçmek için tüm gerekçeleri ortadan kaldırmaya çalıştığını söyledi. Duveyri, ana güvencenin ise istisnasız tüm tarafların planın ikinci aşamasını uygulamaya bağlı kalması olduğunu, böylece siyasi sürece ilişkin adımların da hayata geçirilebileceğini kaydetti.

Netanyahu’nun istediği şey ‘kriz’

Filistinli siyaset analisti Dr. Abdulmehdi Mutava ise Hamas’ın beklenen şartlı yanıtlarının ‘bir kriz yarattığını’ ve bunun da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yaklaşan seçim yılı bağlamında istediği bir durum olduğunu savundu. Mutava, bu durumun kimsenin arzu etmediği bir tırmanma senaryosuna kapı aralayabileceğini ve anlaşmanın tamamını tehdit edebileceğini ifade etti.

Kahire görüşmelerinden yeni sonuçlar beklenirken, Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü yetkilileri cumartesi günü, Gazze Şeridi’nin orta kesiminde yer alan el-Bureyc Mülteci Kampı yakınındaki bir polis noktasına düzenlenen İsrail hava saldırısında 7 Filistinlinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Duveyri, Hamas’a, ‘yalnızca hareketin değil, Filistin halkının çıkarlarına odaklanması ve İsrail’e savaşı yeniden başlatma gerekçesi vermemesi’ çağrısında bulundu. Duveyri, Gazze’deki insani durumun son derece ağır olduğuna dikkat çekti.

Mutava, Kahire’deki mevcut görüşmelerin başarı şansının Hamas’ın atacağı adımlara bağlı olduğunu belirterek, hareket içindeki ‘İran kanadı’ olarak nitelendirdiği kesimin ABD ile İran arasındaki müzakerelerde ilerleme sağlanmasına bel bağladığını ifade etti. Mutava, gerçek tavizler ve güçlü güvenceler görülmediği sürece yakın vadede bir çözüm ihtimalinin şüpheli kalacağını sözlerine ekledi.


Barzani'nin partisi Irak’ın yeni cumhurbaşkanıyla iletişim kurmayacak

Kürdistan Demokrat Partisi Başkanı Mesud Barzani’nin ile Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani (Arşiv – Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi Başkanı Mesud Barzani’nin ile Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani (Arşiv – Rudaw)
TT

Barzani'nin partisi Irak’ın yeni cumhurbaşkanıyla iletişim kurmayacak

Kürdistan Demokrat Partisi Başkanı Mesud Barzani’nin ile Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani (Arşiv – Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi Başkanı Mesud Barzani’nin ile Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani (Arşiv – Rudaw)

Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP), Nizar Amidi’nin Irak’ın cumhurbaşkanı olarak seçilmesine itiraz etmesi, özellikle Kürt siyasi sahnesinde ve genel olarak Irak siyasetinde daha fazla kaosa ve belirsizliğe yol açtı. Parti, hükümet ve federal meclisteki temsilcilerini ‘istişare’ amacıyla Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) çağırdı.

Amidi'nin meclis tarafından cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından cumartesi akşamı bu kararı tanımayacağını açıklayan KDP, meclisteki ve federal hükümetteki temsilcilerine istişare amacıyla IKBY’ye dönmeleri talimatı verdi. Parti tarafından yapılan açıklamada, seçim sürecinin ‘Meclis'in onaylanmış iç tüzüğüne aykırı bir şekilde yürütüldüğü’ belirtildi.

Irak meclisi, başlıca iki Kürt partisi arasındaki uzlaşmazlığın yanı sıra IKBY hükümetinin oluşumu konusunda ortaya çıkan çok sayıda anlaşmazlık nedeniyle 4 aydan fazla süren bir çıkmazın ardından, üçte iki çoğunlukla Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) adayı Nizar Amidi'yi cumhurbaşkanı olarak seçti.