İsrail’in ve İran’ın ağaçtan inişi

Aksa Tufanı operasyonundan Gazze ateşkesine

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

İsrail’in ve İran’ın ağaçtan inişi

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Halid Hamade

Gazze’de ateşkes, kendisini dayattı. İsrail ordusunun, İsrail siyasi liderliğinin hayali hedeflerine ulaşmak için belirlediği yüksek tavanlara erişememesi üzerine de kaçınılmaz bir seçenek haline geldi.

Arap medyasının İsrail’in yedi hafta boyunca işlediği cinayetin detaylarını dünya kamuoyuna başarılı bir şekilde sunması sayesinde etkili pek çok Batılı güç, Aksa Tufanı operasyonunun ardından aceleyle gösterdikleri tutumlarını geri çekti. Hal böyle olunca sahadaki başarısızlık, belirlenen zaman sınırını aştı ve İsrail’in müttefiklerini İsrail’in kendini savunma hakkı olarak gördükleri şeyden vazgeçmek zorunda bıraktı. Aynı şekilde ABD’nin İsrail’in barbarlığını örtbas etme ve haklı çıkarma girişimlerini de tüketti.

Gazze’ye karşı yürütülen savaştan her düzeyde alınacak pek çok ders var. Ancak insani bir ateşkes anlaşmasına götüren koşulları ele almak, daha cazip görünüyor. Çeşitli düzeylerde gerilimin tırmandığı bir ortamda ateşkesin sağlanması imkânsız görülüyordu. Ama barbarca saldırılara ve İsrail’in bir Filistin devletinin ve hatta bağımsız herhangi bir Filistin otoritesinin kurulmasıyla ilgili uluslararası anlaşmalara ve Arap girişimlerine karşı ısrarla karşı çıkma yanılsamasıyla sergilediği aşırılıklara rağmen ateşkes, sahneye çıktı ve kendisini tek yol olarak dayattı. Atlatılamayacak bir emrivaki olan bu ateşkes, kendini dayatmış bir Arap çerçevesi kapsamında Filistin-İsrail denkleminin yeni bir aşaması için başlangıç noktasını temsil ediyor.

Peki, bu ateşkesin bileşenleri ve sürdürülebilirlik şartları nelerdir?

Birincisi: Arapların müzakere sürecini yönetme başarısı

Gazze Şeridi ilk kez İsrail’in saldırısına maruz kalmıyor. Ama Tahran, Filistinli grupların gerçekleştirdiği operasyonlarla planlama, uygulama ve silahlandırma bakımından bir bağlantısı olduğunu ilk kez inkâr etti. Yine ilk kez İran’ın tutumu, Dinî Lider Ali Hamaney tarafından dile getirildi ve Birleşmiş Milletler’de ve tüm diplomatik ziyaretlerde Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan tarafından tekrarlandı. Üstelik İran’ın tutumu, Aksa Tufanı operasyonunun sorumluluğunu reddetmekle sınırlı değildi. İran aynı zamanda Filistinli gruplar üzerinde herhangi bir vesayeti olduğunu da kabul etmeyerek, Filistinli grupların sahaya dönük karar alma sürecinde bağımsız ve sorumlu olduklarını belirtti ve Hizbullah’ın öncü rolünü vurguladı.

Mısırlı, Ürdünlü ve Körfezli Arapların tutumu, Hamas hareketiyle ideolojik ayrılık sebebiyle sahada olup bitenleri endişeli bir şekilde gözlemleyen bir konumdan, gelişmelerle doğrudan ilgilenen bir konuma taşındı

Mısırlı, Ürdünlü ve Körfezli Arapların tutumu, Hamas hareketiyle ideolojik ayrılık sebebiyle sahada olup bitenleri endişeli şekilde gözlemleyen bir konumdan, gelişmelerle doğrudan ilgilenen bir konuma taşındı. Özellikle de İsrail’in Hamas hareketini ortadan kaldırmanın bir yolu olarak Filistinlilerin Gazze’den Sina’ya, Batı Şeria’dan Ürdün’e göç ettirilmesi yönündeki talebini ortaya koyan tutumlarından sonra.

İsrail’in bu tutumu, Arap ülkelerini hedef tahtasına yerleştirdi ve bu tutumun taşıdığı riskler, Gazze’de patlak veren durumu kontrol altına almak üzere birleşik bir Arap duruşunun ortaya çıkmasını gerektirdi. Araplar, sivillerin canının tehlikeye atılmasına karşı çıkma, uluslararası insan hakları hukukuna riayet etme ve iki devletli çözüme bağlı kalma konusunda kararlı bir tutum sergiledi. Aynı zamanda ABD’yi kışkırtmamaya ve olup bitenlerin İsrail’in uluslararası anlaşmalara uymaya kendini mecbur hissetmemesinin doğal sonucu olmasında ABD’nin sorumluluğunu vurgulamamaya da özen gösterdi.  

xcsdfvrgbth
İran Dinî Lideri Ali Hamaney, 21 Haziran’da Tahran’da Hamas Siyasi Büro Başkanı ile bir araya geldi (Reuters)

Bundan sonra Arap diplomasisi, bilhassa 11 Kasım’da Riyad’da düzenlenen Arap-İslam Zirvesi’nin ardından karar sahibi ülkelere doğru geniş bir diplomatik hareket başlatmayı başardı. Hiç kuşkusuz Arap tutumunun müzakereci rolüyle temayüz etmesi iki etkene dayanıyordu: İlki, İsrail’in kitlesel kıyım sınırlarını aşan haksız saldırganlığı ve Filistinlilerin Gazze Şeridi dışına göç ettirilmesi konusundaki ısrar. İkincisi ise Tahran’ın Gazze’de olup bitenlerle bir bağlantısı olmadığını vurgulamaya devam etmesi ve kendisini sahada ilgili tüm silahlı gruplardan uzak tutması. Ki bu, otomatik olarak Tahran’ı arabuluculuk dairesinin dışına çıkardı.  

İkincisi: İsrail’in askeri seçeneğinin düşmesi

İsrail ordusunun sahadaki operasyonel başarısızlığının sebepleri üzerine konuşmak; güvenilen birçok manevrayı belgelendirip tartışmayı ve müdahale eden birlik komutanlarının yüzleştiği ve uygulanan savaş sisteminin üstesinden gelemediği zorluklara dair tanıklıklarını dinlemeyi gerektirebilir. Ama saha gerçekleri, İsrail birliklerinin benimsediği savaş sisteminin gerekli esneklikten yoksun olduğunu ispatlıyor. Yine aynı gerçekler, komuta ve kontrol sisteminin sonradan ortaya çıkan durumları değerlendirme, yeni emirler verme ve ateş desteği ile yakın hava desteği görevlerini değiştirmenin imkânsız oluşu gibi acil durumlarla başa çıkacak şekilde savaşı yönetme konusunda başarısız olduğunu da gözler önüne seriyor.

Filistinli savaşçıların performansıyla teyit edilen bir dizi üstünlük faktörünü kayıtlara geçirmek lazım. Bu faktörlerden biri de İsrail ordusunun muazzam ateş imkânlarına rağmen sürdürülebilir çatışma kabiliyetidir

Öte yandan Filistinli savaşçıların performansıyla teyit edilen bir dizi üstünlük faktörünü de kayıtlara geçirmek lazım. İsrail ordusunun muazzam ateş imkânlarına rağmen sürdürülebilir çatışma kabiliyeti ve İsrail zırhlı birlikleriyle çatışmaya girip bu birliklerin ilerlemesini engelleme cesareti, bu faktörler arasında sayılabilir. Bu, komuta-kontrol sisteminde İsrail ordusunun başa çıkamadığı yaygın bir adem-i merkeziyetçiliğin uygulandığını gösteriyor. Her türlü ateş aracının benzersiz bir şekilde kullanımı yüzünden meydana gelen büyük yıkım, ‘yer üstü’ yeni bir boyuta alan açtı. Bunun yanı sıra tünellerin kullanımı da savaşa ek bir boyut kazandırdı.

Gazze Şeridi’nin sahne olduğu pek çok çatışma arasında yapılan bir karşılaştırma, Filistinli savaşçıların İsrail ordusunu yakın saha çatışmalarına çekmedeki başarısını gösteriyor. Bu çekilme, İsrail ordusunu güçlü yönlerinden, zırhlı ve ateş yeteneklerinden mahrum bırakıyor. Öte yandan tecrübelerin gösterdiği üzere İsrail ordusunun, Filistinli savaşçıların yenilenen savaş sistemini anlama ve gerekli önlemleri alma becerisi azaldı bu da sahada kaçınılmaz bir başarısızlığa yol açtı, açmaya da devam ediyor. Ayrıca İsrail; hassas altyapıyı, sivillerin hayatını ve kamu tesislerini tehlikeye atmadan askerî operasyonlar yürütme imkânına sahip olacağı coğrafi bir derinliğe de sahip değil. Bu coğrafi derinlik, Filistin silahlarındaki nitelikli gelişmeyle daha da azaldı. O kadar ki, yüksek değere sahip hassas İsrailli hedefler her an ulaşılabilir ve tehdit edilebilir hale geldi.

Üçüncüsü: Ateşkesin sürdürülebilirlik şartlarını taşıması

İlan edilen ateşkes, sürdürülebilirlik için yeterli koşullara sahip. Öncelikle bu ateşkes, İsrail için önü kapalı askerî çatışma tünelinden bir çıkışı temsil ediyor. Hatta bu, İsrail’in esirlerini geri almaya başlamasını ve İsrail içindeki yoğun öfke dalgasıyla yüzleşmesini mümkün kılan tek başarı oldu. Dolayısıyla sivillere karşı işlenen cinayetlerin ve Gazze Şeridi’nde meydana gelen büyük yıkımın sebep olduğu dehşete yönelik uluslararası öfkeyle yüzleşmek için ateşkese bağlı kalmak, İsrail’in siyasi bir çıkarı haline geldi. Ayrıca müzakerenin sona ermesinden sonra çatışmaların yeniden başlayacağına dair ilan edilen tutumlar da askerî seçenekten başka bir seçeneğe geçişin gerekli adımlarından biridir ve kökleri kopmuş ‘İsrail üstünlüğü’ ağacından, sessiz ve güvenli bir şekilde iniş için bir kurtuluş merdiveni mahiyetindedir.

Ateşkes hem Filistin Direnişi hem de Filistin Yönetimi için devam eden çatışmanın siyasi hedefini ilerletmek üzere bir çerçeve ve müzakerelerin yeniden başlatılması için meşru bir Arap platformu sağlıyor

Öte yandan ateşkes hem Filistin Direnişi hem de Filistin Yönetimi için devam eden çatışmanın siyasi hedefini ilerletmek üzere bir çerçeve sunuyor. Ayrıca müzakerelerin, bölgesel düzeyde kaybeden siyasi bir kart haline gelmiş radikal siyasi İslam’ın bir parçası olarak Hamas hareketini engelleyen uluslararası kınamalar ve suçlamalardan uzakta, yeniden başlatılması için de meşru bir Arap platformu sağlıyor. Takas sürecinin ikinci gününde yaşanan sınırlı tökezleme ve İsrail ile Hamas tarafından Mısır ve Katar’ın arabuluculuğuna defalarca başvurulması, savaşa dönüşe dair lafta tehdide rağmen nihai bir seçenek olarak ateşkese bağlılığın dile getirilmemiş teyidinden başka bir şey değil. İsrail’in tüm esirlerin serbest bırakılmasına duyduğu ihtiyaç göz önüne alındığında ateşkesin haftalarca sürmesi kaçınılmaz görünüyor. Bu da güvenlik ve siyaset düzeylerinde sürdürülebilir formüle doğru ilerlemeyi mümkün kılacak bir sonraki aşama için uluslararası koşulların hazırlanmasına yetecek bir süre.

İran’ın ilan edilen ateşkese dair gerçek tutumu ve bunun anlamı nedir?

Bakan Abdullahiyan’ın sahneye Gazze kapısından olmasa da Lübnan sınırı üzerinden yeniden girmek için kartları toplama çabası olarak görülen telaşlı hareketi üzerinde durmazsak olmaz. Tahran, Aksa Tufanı operasyonunun Hamas için belli bir kayba yol açacağını düşünüyordu. Dolayısıyla bu operasyonun sorumluluğunu reddetmek ve Hizbullah’a çatışmaya katılmama talimatı vermek de onun ABD nezdindeki konumunu güçlendirecek ve onu daha sonra bölgede kendisine yeni bir ortaklık ve rol tesis edecek dürüst müzakereci konumuna getirecekti.

Tahran’ın Washington’a vermek istediği asıl mesajlar, Lübnan sahnesini sahiplenmeyi sürdürmek ve Abdullahiyan’ın görüştüğü kişilere karşı bariz bir aşağılamayla yaklaşmak suretiyle verildi

Bakan Abdullahiyan 22 Kasım’da, yani Gazze’deki ateşkesin yürürlüğe girmesinden önce ve Lübnan Bağımsızlık Günü’nün yıldönümünde herhangi bir duyuru yapmadan tekrar Lübnan’a gitti. Ziyaretin asıl sebebi hem Başbakan Necib Mikati hem de Meclis Başkanı Nebih Berri ile yaptığı göstermelik görüşmeler değildi.

Tahran’ın Washington’a vermek istediği asıl mesajlar, Lübnan sahnesini sahiplenmeyi sürdürmek ve Abdullahiyan’ın görüştüğü kişilere bariz bir aşağılamayla yaklaşılmak suretiyle verildi. Abdullahiyan, onun gözünde İslam Cumhuriyeti’nin bir parçası haline gelmiş siyasi bir oluşumun bağımsızlığını kutlama nezaketinde bulunma zahmetine bile girmedi.

Söz konusu mesajların verildiği bir diğer tablo da Abdullahiyan’a göre Lübnan işlerinin sorumluları Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile Filistinli İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad Nahale ve Hamas Hareketi Başkan Yardımcısı Halil el-Hayye ile yaptığı görüşmelerdi. Ziyaret, İranlı bakanın 15 Ekim’de Beyrut’a yaptığı daha önceki ziyaretinde “Lübnan’daki savaşı genişletme kararının Hizbullah’ın elinde olduğu” yönündeki tutumunun tekrarlanması suretiyle ‘diplomatik hadsizlik’ sınırına ulaştı.

saxdef
İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan 22 Kasım’da Beyrut’ta (Reuters)

Abdullahiyan, İran’ın ateşkes dosyasına dahil olma ısrarı olarak görülebilecek bir adımla, Beyrut ziyaretinin ardından Doha’da, ateşkes ilanından önceki müzakere turlarının hiçbirinde katılımcı taraf olmayan Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye ile bir araya geldi. Abdullahiyan, Katar’da yaptığı basın açıklamasında, Tahran’ın sükûnet arzusunu ve ateşkesteki rolünü vurguladı. Açıklamaya göre Tahran ateşkesteki rolünü, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin Filistin halkına yönelik katliamları durdurmak için kurduğu temaslar ve Tahran’ın Arap-İslam Zirvesi dahil olmak üzere İslam ülkeleriyle, BRICS liderleriyle, Katar’la, Mısır’la ve Latin Amerika ülkeleriyle koordineli olarak ortaya koyduğu girişimler yoluyla oynadı. Direniş, Tahran’dan savaş cephesini genişletmesini talep etseydi Tahran’ın nasıl bir tutum sergileyeceği sorulduğunda ise Abdullahiyan, ‘halı dokuma’ diplomasisini kullanarak şu cevabı verdi:

Filistin halkının, kaderini uluslararası hukuka göre belirlemesi gerekir. Filistin halkına yardımcı olmak ve ona siyasi destek vermek ise yasal bir harekettir. Hizbullah, Lübnan’da ve bölgede etkili bir gruptur ve Lübnan’a yönelik tekrarlanan saldırıların neticesinde Lübnan ve bölge adına oluşmuştur. Tahran’ın kendi çıkarına vekaleten faaliyet yürüten herhangi bir grubu yoktur.

Özel röportajında Abdullahiyan, sanki ateşkesi ihlal etmek ister gibi, Hamas’ın istikrarlı olup kontrolü elinde tuttuğunu, ABD’nin İsrail’e desteğine rağmen savaşı yönettiğini, onu ortadan kaldırmanın imkânsız olduğunu, Gazze’nin geleceğine halkın ve Direnişin karar vereceğini ve ABD’nin Filistin halkı adına karar alamayacağını ifade etti.

Tahran, Aksa Tufanı operasyonu konusunda zaman kaybetmeden gösterdiği tutumun meyvesini topluyor. Şimdi de 7 Ekim öncesinden bu yana Gazze Şeridi’ndeki güç denkleminin dışında kalan Hamas hareketinin sembolleri üzerinden ya da Kassam Tugayları ve İslami Cihad unsurlarını Lübnan’ın güneyine getirerek yeniden bölgesel sahneye sızmaya çalışıyor. Gerçi bu manevra, İsrail’in kuzey cephesinin istikrarını Tahran üzerinden sağlamaya yönelik uluslararası ihtiyaç çerçevesinde yatırım yapılabilir, yeni bir etken oluşturabilir.

Velhasıl Tahran, Arap girişimlerine duyulan uluslararası güven ve Tahran’ın 1701 sayılı kararı atlamak suretiyle riayetsizlik ettiği uluslararası kararlara bağlılık yoluyla, Gazze’de imzalanan ateşkes modelinin Güney Lübnan’a getirilmesinden çekiniyor.

Aksa Tufanı operasyonu, Tahran’ı yıllardır tekelinde tuttuğu Direniş ağacından gönüllü olarak inmeye sevk etti. Gazze’deki durumun izleyeceği karmaşık yolları ve gelişmeleri bir yana bırakırsak, bu operasyonun ardından gelen ateşkes de İsrail’i ‘namağlup güç’ ağacından indirdi.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla’dan dergisinden çevrilmiştir.



ABD, İran'ı Irak hükümeti müzakerelerinden dışlamaya hazırlanıyor

Irak'taki Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, bazı çekincelere rağmen Nuri el-Maliki'yi başbakanlık için aday gösterdi (AP)
Irak'taki Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, bazı çekincelere rağmen Nuri el-Maliki'yi başbakanlık için aday gösterdi (AP)
TT

ABD, İran'ı Irak hükümeti müzakerelerinden dışlamaya hazırlanıyor

Irak'taki Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, bazı çekincelere rağmen Nuri el-Maliki'yi başbakanlık için aday gösterdi (AP)
Irak'taki Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, bazı çekincelere rağmen Nuri el-Maliki'yi başbakanlık için aday gösterdi (AP)

ABD'den gelen bir mektup, Nuri el-Maliki'nin Irak başbakanı olma girişimini bozdu. Bu, yeni hükümetin kurulması için yapılan müzakerelerden Tahran'ı dışlamak amacıyla atılan adımların bir parçasıydı.

Pazartesi günü yapılan toplantıda sunulan mektupta, “İran'ın onayladığı” bir hükümete doğru ilerlemenin Irak'ı izolasyona ve yaptırımlara maruz bırakacağı uyarısında ve bu hükümetle ilişki kurulmayacağı tehdidinde bulunuldu.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre mektupta, Maliki'nin adaylığının, onun başkanlık ettiği önceki hükümetlerin olumsuz uygulamalarına geri dönüşün habercisi olduğu belirtilerek, Irak toplumunun tüm bileşenlerini içeren bir hükümetin kurulması gerektiği vurgulandı.

Amerikan tarafının gerilimi artıran girişimi, Bağdat ve Erbil'deki siyasi liderlerle temasları da içeriyordu. Bunlar arasında ABD'nin özel temsilcisi Tom Barrack'ın Demokrat Parti lideri Mesud Barzani'yi araması da vardı. Bu gelişmeler, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ertelenmesine ve Maliki'nin atanmasının önünü açan anlaşmanın bozulmasına katkıda bulundu.

“Hukuk Devleti” koalisyonunun liderlerinden biri, el-Maliki'nin adaylık kozunun “artık işe yaramayabileceğini, ancak sonuna kadar manevra yapıp fırsatını korumaya çalışacağını” söyledi.


Irak’ta Maliki’nin adaylığını veto eden ABD’den İran’a sert mesaj

Irak’ta Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, çekincelere rağmen Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı gösterdi (AP)
Irak’ta Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, çekincelere rağmen Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı gösterdi (AP)
TT

Irak’ta Maliki’nin adaylığını veto eden ABD’den İran’a sert mesaj

Irak’ta Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, çekincelere rağmen Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı gösterdi (AP)
Irak’ta Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, çekincelere rağmen Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı gösterdi (AP)

Irak’ta yeni hükümetin kurulmasına ilişkin süreç, Nuri el-Maliki’nin başbakanlığa aday gösterilmesinin ardından Washington’dan gelen itirazlarla kilitlenme riskiyle karşı karşıya kaldı. ABD’nin, “ülkedeki İran nüfuzunu zayıflatmayan” bir hükümetin kurulmasına karşı çıktığı yönündeki mesajları, Maliki’nin görevden dışlanmasına yol açabilecek bir krize işaret ediyor. Washington, mevcut seçeneklerin Tahran’ın olası bir savaşı önleyecek bir anlaşmayı reddetmesi anlamına geldiğini değerlendiriyor.

Şarku’l Avsat, ABD’nin Koordinasyon Çerçevesi’nin pazartesi akşamı yaptığı toplantıya sunulan ve Washington’un başbakan ile diğer kilit görevler için izlenen aday belirleme mekanizmalarına itirazını içeren mesajın metnine ulaştı. Bu gelişme, Maliki’nin iki gün önce mecliste en fazla sandalyeye sahip blok tarafından başbakanlığa aday gösterilmesinin ardından yaşandı.

frgtyu7ı8
Maliki, Kasım 2025’teki son parlamento seçimleri sırasında bir sandık merkezinde (AFP)

Bir kaynak, “Koordinasyon Çerçevesi” içindeki önde gelen bir liderin pazartesi günü şafak vakti sürpriz bir ABD telefonu aldığını, görüşmede Washington’un hükümet kurma süreçlerinde İran’ın süregelen hâkimiyetine itirazının iletildiğini söyledi. Maliki liderliğindeki Kanun Devleti koalisyonundan üst düzey bir isim de ABD mesajının adaylığı sarstığını ve üçüncü dönem yolunu son derece zorlaştırdığını kabul etti.

Daha önce, ülkedeki en büyük Şii ittifak olan Koordinasyon Çerçevesi’nin, Maliki’nin adaylığı açıklanmadan önce ABD’den itiraz sinyalleri alıp almadığı ya da Washington’un tutumunun, İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in adaylığı “onayladığı” yönündeki haberlerden sonra mı değiştiği tartışma konusuydu.

Ne oldu?

26 Ocak 2026 sabahı, bir Şii siyasi lider ABD’den aranarak, Koordinasyon Çerçevesi’nin İran’ın onayladığı bir hükümet kurma çağrısının yerel ve bölgesel çekinceleri gözetmediği, Irak’ta İran nüfuzunun süreceğine dair şüpheleri güçlendirdiği ve ülkeyi riskler ile yaptırımlara açık hâle getirdiği mesajını aldı. Mesajda, “Bunu kötü niyetli bir kontrol altındaki hükümet olarak değerlendiririz ve onunla çalışmama hakkımız vardır” denildi.

Geçici hükümetin başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani’nin de ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’dan benzer bir telefon aldığı, Rubio’nun İran’ın kontrolündeki bir hükümetin Irak’ın çıkarlarını önceliklendiremeyeceği ve ülkeyi bölgesel çatışmalardan uzak tutamayacağı uyarısında bulunduğu aktarıldı.

İkinci dönem için siyasi ve idari nüfuzunu seferber eden Sudani’nin, sonunda Maliki lehine geri adım attığı ve onu “en güçlü isim” olarak savunduğu, ancak bu feragat karşılığındaki anlaşmanın hâlâ netleşmediği belirtiliyor.

ABD’nin diplomatik baskısı pazartesi akşamı daha da arttı. ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani’ye, “İran tarafından dayatılan bir hükümetin, Iraklıların ya da Suriyelilerin beklentileri ve ABD ile etkili bir ortaklık açısından başarılı olamayacağını” iletti.

Barrack’ın Irak ve Suriye halklarına atfı, Maliki’nin Şam’daki değişime yönelik tutumunu hatırlatıyor. Maliki, uzun süre Beşar Esad rejiminin güçlü bir siyasi müttefiki olmuştu.

frgthyu
Kürt lider Mesud Barzani, Cumartesi günü Erbil’in Salahaddin Mahallesi’ndeki Birmam’da ABD’nin Ankara Büyükelçisi Thomas Barrack’la bir araya geldi (Kürdistan Demokrat Partisi)

Barrack-Barzani görüşmesinin ardından, bugün (salı) yapılması planlanan cumhurbaşkanı seçimi oturumunun ertelendiği açıklandı. Yaygın kanaate göre, Maliki’ye itiraz, Barzani’nin desteklediği bir cumhurbaşkanının seçilmesini de içeren bir uzlaşmayı durdurdu.

Kürt kaynaklar, oturumun Barzani’ye iletilen ABD mesajı sonrası Kürtlerin talebiyle ertelendiğini, Maliki’nin başbakanlığını garanti eden bir anlaşmayla cumhurbaşkanı seçmenin ABD’yi karşıya almak anlamına geleceğini söyledi. Aynı kaynaklar, Barzani’nin iki ay önce Maliki ile hükümet kurma konusunda uzlaştığı yönündeki iddiaların ardından geri attığını ifade etti.

Sert toplantı

26 Ocak akşamı Koordinasyon Çerçevesi, İslami Fazilet Partisi’nin merkezinde toplandı. Şii lider, ABD mesajının içeriğini ittifak üyelerine aktardı. Toplantıda, Maliki’nin adaylığının gözden geçirilmesini isteyenlerle itirazları görmezden gelip süreci sürdürmek isteyenler arasında bölünme yaşandı.

İttifak içinde, yerel, bölgesel ve uluslararası aktörlerden gelen mesajlara dair şüpheler artarken, yapı giderek “gevşek ve dağınık” bir blok olarak tasvir edilmeye başlandı. Karşılıklı güvensizlik ve suçlama atmosferi toplantıya damga vurdu. Bir katılımcının “Hiçbir dış tarafın itirazını dinlemeyeceğiz. Bu aşamada güçlü bir Maliki’ye ihtiyaç var” demesiyle tartışmanın büyüdüğü ve kavgaya dönüştüğü aktarıldı.

Maliki’yi nasıl hatırlıyoruz?

Toplantıda okunan mesaja göre ABD yönetimi, Iraklı liderlerin ülkeyi çatışmalardan uzak tutma yönündeki taahhüdünü destekliyor. Başbakan ve diğer kilit isimlerin seçimi Irak’ın egemen bir kararı olsa da Washington, gelecek hükümete ilişkin kendi egemen kararlarını çıkarları doğrultusunda alacağını vurguluyor.

Mesajda, ABD’nin önceliğinin bireysel isimlerden ziyade çıkarlar olduğu vurgulanıyor. Washington’a göre, güçlü bir ABD-Irak ortaklığı için İran destekli milisleri etkisiz hâle getiren, tehlikeli silahları devlet kontrolüne alan ve ABD tarafından terör örgütü kabul edilen grupları hükümete katmayan bir yönetim gerekiyor. Böyle bir hükümet, iki taraf için karşılıklı fayda sağlayabilir.

Irak’ın tüm toplumsal bileşenlerini kapsayan bir hükümet kurulması, bölgesel ortaklarla açılım politikasının sürdürülmesi ve mezhepsel kutuplaşma ile bölgesel gerilimlerin yaşandığı geçmiş dönemlere dönülmemesi çağrısı yapılıyor.

Mesajda ayrıca, Maliki’nin adaylığının Washington ve bölgede olumsuz hatırlanan önceki dönemleri geri getirebileceği uyarısı yer alıyor. Bu, Irak’ın ABD ile karşılıklı faydaya dayalı bir ortaklık içinde istikrar, refah ve güvenlik arayışında olduğu bir dönemde dile getiriliyor.

ABD kaynaklarından mesajın doğrulanması mümkün olmazken, Koordinasyon Çerçevesi’nden bir yetkili bunun “ABD yönetiminden gelen yeni ve kesin bir tutum” olarak aktarıldığını söyledi. Kanun Devleti ittifakından bir isim ise Maliki’nin adaylığının “artık çalışmayabileceğini” belirterek, “Dün üçüncü dönem ihtimalinin üzerine bir tavan çöktü” dedi.

xdfvgthy
Irak Parlamentosu, Salı günü yapılması planlanan cumhurbaşkanı seçim oturumunu gerçekleştiremedi (AFP)

Öte yandan Kanun Devleti koalisyonu sözcüsü Akil el-Fetlevi, ABD’nin Maliki’nin adaylığından memnun olduğunu ve grupları kontrol edebileceğini savundu. Maliki’ye yakın isimler de görevlendirme şansının kaybedildiği iddialarını reddetti.

Maliki nasıl geçti?

Kaynaklar, cumartesi günü Maliki’nin adaylığının ilan edildiği “Koordinasyon Çerçevesi” toplantısında, bazı Avrupa ve Arap ülkelerinden, bölgesel istikrarı güçlendirmeyebilecek “sorunlu seçeneklere” yönelik çekincelerin iletildiğini aktardı. Toplantıda bir üyenin “Ne zamandan beri bölgesel ve uluslararası görüşleri dinlemeyi seviyorsunuz?” dediği kaydedildi.

Adaylık açıklanmadan önce, çerçevenin ikinci kademesinden iki isim Tahran’a giderek orada yaşayan üst düzey bir liderle birlikte İranlı yetkililerle görüştü. Hamaney’in adaylığı gerçekten destekleyip desteklemediğini sordular ve “Anlaşmanızı memnuniyetle karşılıyoruz. Devam edin ve hızlanın. Zaman yok” yanıtını aldılar.

ABD’nin itirazının, İran’ın hükümet kurma sürecine doğrudan müdahalesi görünür hâle gelmeden önce Maliki’nin ismine yönelik olmadığı değerlendiriliyor. Bir Batılı diplomat, Hamaney’in Maliki seçeneğini onayladığının açıklanmasının Washington’u rahatsız ettiğini ve bu nedenle son saatlerde baskının artırıldığını söyledi.

Diplomata göre Maliki’nin adaylığı, ABD’nin İran’ı kendi şartlarıyla bir anlaşmaya zorlamak istediği bir dönemde geldi. Washington’un isimlerle genel bir sorunu yoktu; ancak bu aşamada İran’a yakın, tartışmalı bir hükümetin, bölgesel gerilimin tırmanabileceği hassas bir anda kabul edilemez olduğu düşünülüyor.

Diplomat, ABD hamlelerini, Tahran’a siyasi bağlılığını açıkça ilan eden bir Irak hükümetini engelleme, Şii güçleri daha az kışkırtıcı bir uzlaşmaya zorlama ve İran’a “müzakere ederken nüfuzunu genişletme” mesajı verme çabası olarak yorumladı.


Gazze’de silahlı çeteler Hamas’ın güvenlik baskısı altında taktik değiştiriyor

Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Han Yunus’ta – 20 Şubat 2025 (DPA)
Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Han Yunus’ta – 20 Şubat 2025 (DPA)
TT

Gazze’de silahlı çeteler Hamas’ın güvenlik baskısı altında taktik değiştiriyor

Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Han Yunus’ta – 20 Şubat 2025 (DPA)
Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Han Yunus’ta – 20 Şubat 2025 (DPA)

Gazze Şeridi’nde ortaya çıkan silahlı çeteler, son dönemde örgütlenme ve operasyonel taktiklerini değiştirerek “Hamas” yönetimini güvenlik açısından zorlamaya başladı. İlk aşamada dağınık ve etkisiz yapılar olarak görülen bu gruplar, özellikle son bir ayda gerçekleştirdikleri suikastlarla dikkat çekti.

Başlangıçta dağınık hareket eden çeteler zamanla organize oldular

İlk aşamada “Hamas” yönetimini zorlayabilecek bir güç olarak görülen silahlı çeteler, ilerleyen süreçte beklentilerin gerisinde kaldı. Dağınık yapıları ve sürdürülebilir bir örgütlenme kuramamaları, bu grupların etkisini zayıflattı.

sdfrg
Gazze’de “Hamas” karşıtı silahlı bir gruba liderlik eden Filistinli Yaser Ebu Şebab (Yedioth Ahronoth tarafından yayımlanan fotoğraf)

En fazla ün kazanan yapı, daha önce Hamas yönetimi tarafından adli suçlar nedeniyle tutuklu bulunan Yaser Ebu Şebab’ın liderliğini yaptığı çeteydi. Ebu Şebab, Ekim 2023’te savaşın başlamasıyla serbest kaldıktan sonra, akrabaları ve yakın çevresiyle birlikte insani yardımların yağmalanmasında rol aldı ve Refah’ın doğusunda, İsrail kontrolündeki bölgelerde silahlı bir grup kurdu.

İsrail’in bir süre Ebu Şebab çetesini Hamas’a karşı alternatif bir güç olarak değerlendirdiği, Kerem Ebu Salim Sınır Kapısı’ndan gelen yardımların yağmalanması ve Hamas karşıtı ailelerle yaşanan silahlı gerilimlerde bu grubu dolaylı olarak kullandığı belirtiliyor.

dfrt
Husam el-Esdal (fotoğrafta ortada), Gazze Şeridi’nde çekildiği belirtilen, tarihsiz bir karede silahlı grubunun üyeleriyle birlikte; fotoğraf Facebook’ta yayımlandı (Esdal’ın Facebook sayfası)

Hamas ise her seferinde bu girişimlere sert şekilde karşılık verdi. Çatışmalarda her iki taraftan da kayıplar yaşanırken, özellikle çetelerle iş birliği yaptığı iddia edilen bazı aileler ağır bedeller ödedi. Ateşkes sonrasında Hamasın daha da güçlenerek bazı aşiret ve ailelere yönelik operasyonlar düzenlediği, bunun da İsrail’le iş birliği yapanlara yönelik caydırıcı bir mesaj olarak görüldüğü ifade ediliyor.

Yeni çeteler, yeni yöntemler

Bu süreçte Gazze’nin farklı bölgelerinde başka silahlı çeteler de ortaya çıktı. Güney Han Yunus’ta Husam el-Esdal, Gazze kentinin doğusunda Rami Halis, kuzeyde Eşref el-Mansi ve en son olarak Han Yunus’un kuzeydoğusunda Şevki Ebu Nasira’nın liderliğinde gruplar kuruldu. Bu yapılar kendilerini “terörle mücadele güçleri” veya “halk güçleri” gibi adlarla tanımladı.

sdfvgth
Hamas’a bağlı İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları, Gazze’nin güneyindeki Refah’ta (Arşiv – Reuters)

Yaser Ebu Şebab’ın Refah’ın doğusunda ailevi bir anlaşmazlığı çözmeye çalışırken öldürülmesinin ardından, grubun fiili liderliğini yardımcısı Gassan ed-Dehini üstlendi. Ancak Ebu Şebab çetesinin etkisi, liderinin öldürülmesiyle birlikte büyük ölçüde azaldı. Bazı üyeleri Hamas tarafından düzenlenen pusularda öldürüldü ya da yakalandı.

gthyyju
Husam el-Esdal (WAFA)

Son dönemde özellikle Rami Halis’in liderliğindeki çetenin taktik değişikliğine gittiği belirtiliyor. Bu grubun, Şucaiyye ve Tuffah mahallelerinde “sarı hat” olarak bilinen bölgeye yaklaşan sivillere ateş açtığı ve bir konut alanını İsrail talebiyle boşalttığı bildirildi. Bu gelişme, çetelerin daha tehlikeli bir aşamaya geçtiği şeklinde yorumlandı.

Suikastlar alarm zillerini çaldırdı

Son bir ay içinde iki Hamas güvenlik yetkilisinin evlerinin yakınında öldürülmesi, dengeleri değiştirdi. İlk suikast 14 Aralık 2025’te Orta Gazze’deki Megazi Mülteci Kampı’nda, İç Güvenlik Teşkilatı mensubu Ahmed Zemzem’e yönelik gerçekleştirildi. İkinci suikast ise 12 Ocak’ta Han Yunus’ta, Hamas hükümetine bağlı istihbarat müdürü Mahmud el-Esdal’ın öldürülmesiyle yaşandı.

dfgt
Gazze’de Hamas mensubu savaşçılar (Arşiv – Reuters)

Saha kaynaklarına göre bu iki saldırı, Şevki Ebu Nasira ve Husam el-Esdal’ın liderliğindeki gruplar tarafından, uzun süreli takiplerin ardından gerçekleştirildi. Operasyonlarda susturucu takılı tabancalar ve vücuda monte edilmiş küçük kameralar kullanıldığı, bunun da İsrail desteğine işaret ettiği ifade ediliyor.

Aynı kaynaklar, bu çetelerin ilk kez İsrail yapımı yeni silahlar, hatta tanksavar mühimmatları temin ettiğini belirtiyor. Daha önce bu düzeyde bir silah desteği, diğer çetelere verilmemişti.

İsrail’le bağlar ve güvenlik kaygısı

Saha bilgilerine göre Ebu Nasira ve Husam el-Esdal, geçmişte Filistin Yönetimi güvenlik aygıtlarında üst düzey görevlerde bulundu. El-Esdal’ın İsrail istihbarat servisleri tarafından eğitildiği ve 2018’de Malezya’da “İzzeddin el-Kassam Tugayları” mensubu mühendis Fadi el-Batş’ın suikastında rol aldığı iddia ediliyor.

dcfrgty
Gazze kentinde bir bölgeyi koruyan Hamas mensubu iki silahlı kişi (Arşiv – AFP)

Bu iki ismin sahip olduğu güvenlik ve istihbarat tecrübesinin, özellikle Hamasın yeni kadroları arasından eleman devşirmelerini kolaylaştırdığı belirtiliyor.

Hamas alarmda

Yaşanan gelişmeler, Hamasın güvenlik alarm seviyesini yükseltmesine yol açtı. Hareket, lider kadrosu ve güvenlik mensuplarına yönelik yeni talimatlar yayımlayarak, günlük hareket güzergâhlarının değiştirilmesini, kişisel güvenliğin artırılmasını ve cep telefonu kullanımının sınırlandırılmasını istedi.

cdfgt
Gazze kentindeki bir caddede Hamas’a bağlı polis unsurları, 1 Ekim 2025 (Reuters)

Hamas kaynakları, İsrail’in istihbarat faaliyetlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde, bu silahlı çetelerin yeni suikastlar düzenleyebileceği endişesiyle önlemlerin sıkılaştırıldığını vurguluyor.