Lübnan dilinde mezhepçilik alevlendi: Bu, yeni bir iç savaşın işareti mi?  

Bugünkü manzara 1975 arifesinden farklı

Lübnan’da 1975- 1990 yılları arasında patlak veren iç savaşın otuz üçüncü yıldönümü anılıyor (AFP)
Lübnan’da 1975- 1990 yılları arasında patlak veren iç savaşın otuz üçüncü yıldönümü anılıyor (AFP)
TT

Lübnan dilinde mezhepçilik alevlendi: Bu, yeni bir iç savaşın işareti mi?  

Lübnan’da 1975- 1990 yılları arasında patlak veren iç savaşın otuz üçüncü yıldönümü anılıyor (AFP)
Lübnan’da 1975- 1990 yılları arasında patlak veren iç savaşın otuz üçüncü yıldönümü anılıyor (AFP)

Joudy el-Asmar

Bir kenara bırakılan ‘çatışan kimlikler’ yarası, Lübnanlılar tarafından yeniden kaşınıyor; sanki iç savaş, 1990’da sona ermesine rağmen, insanlara her an alev alabilecek temas hatları aşılamış gibi. Lübnanlılar, Gazze’deki savaş ve çatışmaların kendileri üzerindeki etkisine ilişkin bugün yaşanan her türlü siyasi mesele veya kamusal söylem karşısında mezhepçi fanatizmlerini yeniden üretmekten çekinmiyor. Bu da Kahaleh’teki kamyon kazası (Ağustos 2023), Ayn er-Remmaneh olayları (Ekim 2021) ve Halde’de silahlı gerginlikler gibi hiçbir şeyin sivil mücadeleyi caydıramayacağı korkusunu sürdürüyor. Sosyal medyadaki sürekli linç kampanyasından bahsetmeye gerek yok.

Bu mezhepsel tezahürlerin yayıldığı bir ortamda Maruni Patriği Beşara er-Rai’nin son dönemdeki tavrı, krizin kaynağına ilişkin soruları gündeme getiriyor. Daha sonra ise Patrik, kamuoyu mantığının anlayamayacağı bir saldırı ve aşağılama kampanyasına maruz kaldı. İsraillilerle devam eden çatışmalar nedeniyle güneydeki köylerden uzaklaştırılanlar için kilise sinilerinde bağış toplanması çağrısı, Lübnan’daki mezhepler arasında bir yakınlaşmayı teşvik ediyor. Ya da tam tersi.

“Burası mezhepsel ve bölgesel bölünmeye dayalı Lübnan’dır” şeklindeki donuk inanç hiçbir şey sunmuyor. Kendi içinde bölünmüş Lübnan haritasını ve Hizbullah yanlısı kamuoyuyla tırmanan sorunu okumak gerekiyor. Peki mezhepler nasıl birleşir ve Lübnanlılar hangi nedenlerle hâlâ birbirlerine karşı bazı önyargılı görüşlere sahip? İç savaşın patlak vermesine yol açan tüm bu faktörler ışığında Lübnan, barış ve savaş arasındaki sınırı nasıl koruyor? Statükoyu değiştirebilecek bir ruh hali ve düşünce yaratan Lübnan’daki durumu yeniden canlandırmak mümkün mü?

Lübnan’daki Hıristiyan cemaati dikey bir bölünmenin hakimiyetinde ve bu da onun rolünü zayıflatıyor. ‘Vatandaki ortaklar’ sloganı görmezden geliniyor.

Maruni kilisesinin rolü

Tarihçi ve siyaset bilimi araştırmacısı Dr. İmad Murad, Patrik er-Rai’ye yönelik saldırı dalgasını yorumladı. Murad, Al-Majalla’ya yaptığı açıklama “Patrik’in çağrısının amacı, kurtarma planının teorik düzeyde kaldığı ve Lübnan’ın kapsamlı bir savaşı kontrol altına almaya hazır olmadığı ortaya çıktıktan sonra Lübnan devletinin başarısızlığını örtbas etmekti. Bu tavır, ihtiyaç sahibi ailelere destek olmak veya savaşlardan ve doğal afetlerden etkilenenlere yardım etmek için bir gün ayırmayı gerektiren bir kilise geleneğinden hareketle ortaya koyuldu” dedi.

Murad, saldırılara ve sözlü tacizlere verilen tepkileri iki kısma ayırırken, “Bazı insanlar anlayışsızlıktan dolayı duyguları tarafından yönlendiriliyordu ve bu, ortaya çıkan iftirayı açıklıyor ama haklı çıkarmaz. İkinci kısım ise hazır ve bilinçli bir tepkiyi bünyesinde barındırıyor. Çünkü bu, Patrik’in Hizbullah’ın silahları konusundaki tutumlarının reddedilmesinin, otoritenin yolsuzluğunun, Lübnan ordusunun güçlendirilmesinin, ordunun liderliği ve devletteki Hıristiyan konumlarından taviz verilmemesinin bir ifadesidir” şeklinde konuştu.

zxscdfr
Patrik Beşara er-Rai, 27 Şubat 2021’de destekçilerini selamlıyor (AFP)

Bu kapsamında Lübnan Hizbullahı destekçilerinin, 2022 yazında Piskopos Musa el-Hac’a karşı, ‘Nasıra kasabasına ulaşmak için Lübnan- Filistin sınırını geçmesi ve Lübnan’daki ihtiyaç sahibi ailelere kilise bağışlarını aktarması’ nedeniyle öne sürdüğü ihanet dalgasını ve işbirliği suçlamalarını hatırlayabiliriz.

Lübnan toplumunu oluşturan ideolojik bloklar arasındaki uçurum genişledikçe Murad, bir grup Lübnanlıyı ‘Hizbullah’ın yönelimlerini kabul etmeyen herkese İsrail için çalıştığı yaftasını yapıştırmaya’ iten suçlamadan üzüntü duyduğunu ifade etti. Bu saldırı, Maruni Kilisesi’nin tarih boyunca önemli olaylarda oynadığı bağımsız, kültürel ve sosyal rolü açığa çıkarıyor. Bu noktada Lübnan’ı genişletmek ve ele geçirilen toprakları geri vermek amacıyla 1919’da barış konferansına katılan Patrik Hovayek’i ve Patrik Arida’nın 1943’te tüm Lübnanlılar için Fransa‘dan bağımsızlık talebini hatırlayabiliriz.

Hıristiyan- Hıristiyan bölünmesi

Lübnan’daki Hıristiyan cemaati, araştırmacı Murad’ın ‘Hıristiyanlığın rolünü zayıflatan iç faktörler’ kategorisine yerleştirdiği dikey bir bölünmenin hakimiyetindedir. Ayrıca Hizbullah’ın sahip olduğu güç fazlasını örtbas etmek için içi boş bir akışkanlığı ifade eden ‘vatandaki ortaklar’ sloganını görmezden geliyor. Bu işlevsiz denklem, iki taraf arasında kalıcı gerginliklere zemin hazırlıyor.

Aynı şekilde Hıristiyan bölünmesini, ataerkil konumun kendi kendine zayıflaması olarak görüyor. Ona göre bu bölünme, Hıristiyan siyasi güçleri ve kendisine sadık halk tabanlarını harekete geçirerek taleplerini hayata geçirmesine yardımcı olacak baskı bloğuna sahip değil.

​Murad, Mar Mikhael Anlaşması’nın, iki tarafı olan Özgür Yurtsever Hareket ve Hizbullah arasındaki çıkar ilişkisine rağmen, Hıristiyan toplumunda yeni bir çatlak noktası oluşturduğunu belirtti. Çünkü onlar, açıkça İslam devleti kurmaya çalışan, Özgür Yurtsever Hareketin laikliğine aykırı bir partiyle ittifak yaptı. Bu durum, General Avn’ın 2005 seçimleri sırasında tüm mezheplerin temsilcilerini içeren bir liste oluşturma konusundaki istekliliğiyle de doğrulandı.

Murad, birbiriyle çatışan Hıristiyan ikiliklerinin yeni olmadığını ve bunun Yıpratma Savaşı (1990), Safra Savaşı (1980) ve Ehden katliamı (1978) da dahil iç savaştan (1975-1990) bu yana Lübnan’daki Hristiyan topluluğunu kemirdiğini dile getirdi.

Öte yandan İmad Murad, 2005’te Suriye işgaline son veren Sedir Devrimi, 1943’te Lübnan’ın bağımsızlığı ve 1919’da Büyük Lübnan devletinin ilan edildiği Versay konferansına katılım dahil Hıristiyan birliğinin ortak yarara hizmet ettiğini belgeleyen anlara da dikkati çekti.

Bu görüş, Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde yardımcı araştırmacı olan Vahib Maaluf tarafından da desteklendi. Öyle ki Maaluf, Hıristiyanların 1982’de Beşir Cemayel suikastından sonra ortaya çıkan ‘Hıristiyan hüsranını’ hatırlattığını söyledi. Ona göre General Mişel Avn’un dönüşü ve Lübnan Kuvvetleri’nin kurucusu Samir Caca’nın 2005 yılında hapishaneden serbest bırakılması, iktidar bloklarına bir umut ışığı vermiş olsa da bu umut hızla dağıldı.

İç savaşta olduğu gibi Hıristiyan tabanından yeni liderlerin yükselişini beklemediğini belirten Maaluf, geleneksel yapısının baskın kalmasının muhtemel olduğunu dile getirdi. Maaluf, “Lübnan’daki durumun değiştirilmesi, o dönemde savaş koşulları nedeniyle göç etmek zorunda kalan genç Hıristiyan diasporasıyla derin ilişkiler tarafından şekillendirildi. Ancak yurtdışındaki siyasi faaliyetlerini yoğunlaştırdı ve kadroları bugün egemen siyasi sınıfın parçası haline geldi. Savaş sonrası dönemde toplumsal dönüşümlerin haritasını çıkardı” dedi.

Hariri, Lübnan ulusal projesini yürüttü. Yakın zamana kadar Arap, Nasır ve Suriye uyruklu toplulukların yanı sıra Sünni toplulukların bağlarını değiştirmeyi başardı.

Sünniler ve denklemin dışı

Lübnan’daki Şii- Hıristiyan kutuplaşması, 7 Mayıs 2008 olaylarından sonra tırmanan Şii- Sünni kutuplaşmasıyla paralellik gösteriyor ve Suriye’deki savaş, bu durumu Sünniler arasında ‘mazlumiyet’ duygusu şeklinde güçlendirdi.

2022 parlamento seçimlerine katılım rakamları Sünnilerin acısının somut yüzünü gösteriyor. Öyle ki İçişleri Bakanlığı ve Belediyeler, Sünni çoğunluklu İkinci Kuzey Bölgesi’nde oy oranının 2018’deki yüzde 45’e kıyasla 2022’de yüzde 40’a, ülke genelinde ise yüzde 49’a düştüğüne dikkati çekti. Bu, Beyrut Birinci Bölge’deki Hıristiyanların ve azınlıkların katılımından sonra ikinci en düşük yüzde olarak sayılıyor.

“Lübnan’daki Sünniler, imrenilecek durumda değil” diyen Murad, bu durumun eski Başbakan Refik Hariri’nin 2005 yılında suikasta uğramasından bu yana moralin düştüğünü gösterdiğini vurguladı.

sxcdfe
Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri suikastının dokuzuncu yıldönümü anma töreni sırasında, 14 Şubat 2014 (AFP)

Bu suikast Murad’a göre son 18 yılda kimsenin doldurmadığı bir boşluğa neden oldu. Murad’a göre son 18 yılda hiç kimse Refik Hariri’nin yerini onun zekasına, karizmasına, dış ilişkilerine ve iş başarısına eşit bir kişiyle dolduramadı. Hariri, Lübnan ulusal projesi yürüttü ve yakın zamana kadar Arap, Nasır ve Suriye uyruklu toplulukların yanı sıra Sünni toplulukların bağlarını değiştirmeyi başardı. Sünniler bugüne kadar onun suikastının adaletsizliğini hissediyorlar. Çünkü bugün Lübnan, ulusal projeye suikast düzenleyenler tarafından yönetiliyor ve Hariri’ye suikast düzenleyenler de onlardı.

İç savaş ihtimali

Sokak çatışmaları, mezhepçi söylemlerin yoğunlaşması ve Filistinli-Suriyeli bileşenlerin varlığının yanı sıra federalizm talepleri de dahil olmak üzere yeni bir iç çatışmanın patlak vermesi için tüm faktörler mevcut. Bununla birlikte Lübnan’da iç savaş söylemi henüz olgunlaşmadı. Soru ise hâlâ geçerliliğini koruyor; Bu savaş çıkmadan Lübnan’ı her zaman iç savaşın eşiğinde kılan şey nedir?

İmad Murad, savaşa girme kararının siyasi aktörler tarafından alındığı ve Lübnan’daki ekonomik, mali ve siyasi çöküş göz önüne alındığında bunun hiçbir partiye faydası olmadığı yönündeki tarihin gidişatına güveniyor. Kendisi, savaştan kaçınma konusunda birleşen çeşitli güç dengelerinin iradesini analiz etti.

Mezhepsel gerilimin en güçlü tarafı olan ve Lübnan devletinin tüm eklemlerini kontrol eden Hizbullah, İran’ın desteğine ve 40 yıldır devam eden askeri hazırlıklarına rağmen savaşın kendisine zarar vereceğini biliyor. Kararı ise şu düşünceye dayanıyor; “Eğer Sünnileri zayıflatmak, Hıristiyanları yerinden etmek, Dürzileri bir azınlık grubuna sürüklemekse, ben projemi gerçekleştirmeyi başardım. O zaman savaş neden?”

Ayrıca iç savaşın uluslararası toplumu Hizbullah’a karşı askeri olarak harekete geçirebileceğini ve partinin varlığını tehdit edebileceğini belirtiyor.

Hizbullah, aynı zamanda son dönemdeki bazı anlaşmazlıklarda muhalif sokağın tepkilerini test edecek bir alan buldu. Ayrıca öyle görünüyor ki teslim olmadı ve Haldeh’te Araplar, Ayn er-Remmaneh’te Hıristiyanlar ve Raşaya’da Dürzilerle karşı karşıya gelebilir. Hizbullah, Lübnan’ın kendisinden uzak bölgelerde karmaşık ve kontrol edilemeyen bir arena olduğunun farkında. Lübnan, hâlâ dar ve farklı dokulardan nüfuz edilmesi zor mezhepsel coğrafyalardan oluşuyor.

Öte yandan silah ve güç açısından en zayıf taraf olan muhalefetin, iktidar fırsatını kaybetmesine neden olacağı ve uluslararası destekten yararlanamadığı için savaş istemediği açıkça görülüyor.

Muhalefet hiçbir siyasi konuda uzlaşı sağlayamıyorsa da onları birleştiren şey, Hizbullah’a atfedilen ‘yasa dışı silahların’ reddedilmesidir. Bu cephede Lübnan Kuvvetleri, Ketaib ve Özgür Yurtsever partilerinden 31 milletvekili, üç Değişim Bloğu milletvekili ve üç Yenilenme Bloğu milletvekili ve bazı bağımsızlar yer alıyor.

Murad, Dürzi ve Sünni halk tabanının muhalefete sempati duyduğuna dikkati çekiyor. Dürziler, 14 Mart ilkelerine yakın ve Velid Canbolat’ın Suriye hegemonyasına ve Lübnanlı müttefikinin silahlarına karşı tutumundan memnun. Ancak Sünni sokakları, özlemle Müstakbel Hareket’in popülaritesini harekete geçiren 14 Mart aşamasındaki ilk formunu bekliyor.

Araştırmacı Vahib Maaluf ise, iç savaş ile şimdiki zaman arasındaki iki karşıt kampta temel farklılıklar olduğu söylerken, bu durumun da yeni bir savaşın olmayacağına dair güvence verdiğini dile getirdi.

Maaluf, “Filistin silahlarıyla desteklenen Ulusal Hareket kampı ve lider Kemal Canbolat’ın vizyonu ile karşı tarafta sağcı Hıristiyan partilerin etrafında toplandığı Lübnan Cephesi kampı arasındaki bölünmeler açıktı. Bölünmeler eşitti ve her iki kampta da silahlı milisler oluştuğundan, savaşın patlak vereceği konusunda uyarıda bulunuyordu. Hazırlıklar ve eğitimler savaşın başlamasından yıllar önce duyuruldu ve iki kamp bölgesel güçler tarafından desteklendi” dedi.

Sol, Lübnan’da tüm koşulların mevcut olmasına rağmen olmayan bir toplumsal mücadeleyi üstleniyor. Çünkü Lübnan halkının mezhepsel dosyası, ekonomik ve sınıfsal dosyasından daha önemlidir.

Bugün sadece Hizbullah, silah üstünlüğüne sahip. Muhalefet bile homojen bir blok oluşturamamış muhalif gruplardan oluşuyor. Ketaib Partisi, iç savaş sırasında 2-3 bin kişinin öldüğünü, bu deneyimi tekrarlamak istemediğini ve silahların yalnızca meşru müdafaa için çekileceğini açıkladı.

Maaluf, Lübnan’ın, kuruluşundan bu yana uzlaşmaya dayalı olduğunu ve en son özelliklerinin Taif Anlaşması’nda somutlaştırıldığını belirtti. Ayrıca uyumluluğun bir güvenlik patlamasını önlediğini ve durumu kabul edilebilir sınırlar içerisinde kontrol etmeyi başardığını söyledi.

Ancak bu fikir birliğinin mezhepsel gerilimi körükleyen olumsuz bir geri bildirimi var. Maaluf, “Hükümetlerde, savaş ve barış kararlarında söz sahibi olmadıklarını düşünen gruplar var. Lübnan’ın bugün yaşadığı gibi bir uzlaşı, nefreti körüklüyor ve verimsiz. Güçlü olan taraf bunu şantaj ve engelleme yoluyla baskı uygulamak için kullanıyor. Bu durum, cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık gibi diğer mezhepleri ilgilendiren pozisyonlarda, piramidin en altına kadar boşluklar dayatıyor” ifadelerini kullandı.

Solun alternatifleri

Sol sorunu, Lübnan’daki tüm toplumsal gelişmelerde yenileniyor. Favvaz Trablisi, Dar Riad Al-Rayes yayın evi tarafından yayınlanan ‘Yeni Solun Zamanı’ adlı kitabında solun iç savaştaki deneyimini değerlendirdi. Ayrıca savaş ve barış meselesinin yönetilmesinde solun rolünün, tükenmemiş ve zamanın etkisiyle yenilenip gözden geçirilmeye açık bir konu olduğu kesin.

Sol, toplumsal çatışmalara ve kaygılara dayanan statükodaki bir devrimi temsil ediyor. Bu tanımda ise sol, kendini yeniden şekillendiremeyen, yarım bırakılmış bir deneyimdir. Bu durum ise Lübnanlıların eylem ve tepkilerini ve ardından tüm Lübnan’ın gidişatını belirlemede mezhepçi mantığın hakimiyetinin devam ettiğini gösteriyor.

Vahib Maaluf, olaylara ve organik verilere dayanarak soldaki bu durgunluğun öngörülemeyen bir süre boyunca devam edeceğine dikkati çekti.

2019’daki başarısız olan ayaklanma girişimini hatırlatan Maaluf, başarısızlığın, hareketin Hizbullah’ın silahları konusundaki bölünmesinden ve popüler kaygıları iletmeye ve insanların hayatlarıyla bağlantılı bir söylem önermeye yetecek anlamlı sorular sormadaki başarısızlığından kaynaklandığını söyledi. Ona göre bu zayıflık, 2015’teki ayaklanma hareketinden sonra ve öncesinde de 2011’de Arap Baharı dalgasına katılan ‘Mezhepçi Sistemi Feshetme’ yürüyüşlerinde de devam etti.

dvf

Geniş bir halk bloğunu bünyesine katmaya aday olan Lübnan’daki Demokratik Sol Hareket’in gerilemesinden sonra bu tecrübelerin yarıda kesildiğini dile getirdi. Maaluf’a göre bu hareketin ortadan kaldırılması, ister Samir Kasir’in 2005’te öldürülmesi, ister hareket kadrolarına yönelik devam eden taciz ve tehditler aracılığıyla olsun sistematik bir şekilde gerçekleşti.

Komünist Parti’ye gelince, küresel projesinin sona ermesinin yanı sıra yerel nabzı da baskıcı rejimleri destekleyen direniş projesine katıldı. Bu da temelindeki ‘sol’ fikriyle çelişiyor.

Maaluf, ciddi solun, koşullar müsait olmasına rağmen Lübnan’da olmayan bir toplumsal mücadeleyi üstlendiğine dikkati çekti. Çünkü Lübnan halkının mezhepsel dosyası, ekonomik ve sınıfsal dosyasından daha önemlidir.

Bu eğilim, ideolojilere yatırım yapmayı ve iç savaşın yaralarını kışkırtmayı alışkanlık haline getiren geleneksel mezhepçi liderlerle halk sınıflarının çıkarlarını koruyor.

Lübnan’daki kimlik çatışması, toplumsal çatışmadan çok daha güçlü ve şu anda yeni bir sol rolün ortaya çıkmasından bahsetmek zor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



Irak Yüksek Federal Mahkemesi, IKBY’nin petrol ve petrol dışı tüm gelirlerini Bağdat hükümetine devretmesine hükmetti

Bütçe yasası, IKBY bölgesinin ürettiği petrolü Irak Petrol Pazarlama Şirketi’ne (SOMO) devretme zorunluluğunu getiriyor (Reuters)
Bütçe yasası, IKBY bölgesinin ürettiği petrolü Irak Petrol Pazarlama Şirketi’ne (SOMO) devretme zorunluluğunu getiriyor (Reuters)
TT

Irak Yüksek Federal Mahkemesi, IKBY’nin petrol ve petrol dışı tüm gelirlerini Bağdat hükümetine devretmesine hükmetti

Bütçe yasası, IKBY bölgesinin ürettiği petrolü Irak Petrol Pazarlama Şirketi’ne (SOMO) devretme zorunluluğunu getiriyor (Reuters)
Bütçe yasası, IKBY bölgesinin ürettiği petrolü Irak Petrol Pazarlama Şirketi’ne (SOMO) devretme zorunluluğunu getiriyor (Reuters)

Irak Yüksek Federal Mahkemesi, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Bakanlar Kurulu’nun, petrol ve petrol dışı tüm gelirlerini Bağdat hükümetine devretmesini öngören bir karar yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın Irak resmi haber ajansı INA’dan aktardığına göre, mahkeme ayrıca, merkez ve IKBY’de bulunan tüm kamu çalışanlarının maaşlarının federal bankalara yatırılmasına karar verdi.

Yüksek Federal Mahkemesi’nin kararında, bölge çalışanlarının aylık bütçesinin Federal Maliye Bakanlığı’na sunulmasının zorunlu kılınması da yer alıyor.

Bağdat’taki federal hükümet, bölgedeki maaşların kendisine bağlı devlet bankaları aracılığıyla gönderilmesini, bu fonların da bu devlet bankaları aracılığıyla bölge çalışanlarına aktarılarak dağıtılmasını şart koşmuştu.

Buna karşılık IKBY hükümeti ise maaşların bölgedeki özel bankalara veya Irak Merkez Bankası’nın bir şubesi aracılığıyla gönderilmesinde ısrar ediyor.

Irak Parlamentosu, geçtiğimiz haziran ayında yıllık değeri 150 milyar doları bulan üç yıllık genel bütçe yasasını onayladı.

Bütçe tasarısında, IKBY bölgesinin ürettiği petrolün, Irak Petrol Pazarlama Şirketi’ne (SOMO) devredilerek onunla koordineli olarak satılması, ihraç edilemediği takdirde ise yerel olarak kullanması gerektiği belirtildi.

Bütçede ayrıca Federal Maliye Bakanlığı’nın bölgenin aidatlarını aylık olarak finanse etme taahhüdü karşılığında, bölgenin petrol dışı gelirleri devlete sağlama taahhüdü de yer alıyor.


Mısır, Uluslararası Adalet Divanında İsrail'i Gazze'de yaşamı imkansız hale getirmekle suçladı

(AA)
(AA)
TT

Mısır, Uluslararası Adalet Divanında İsrail'i Gazze'de yaşamı imkansız hale getirmekle suçladı

(AA)
(AA)

Hollanda'nın idari başkenti Lahey'deki Barış Sarayı'nda faaliyetlerini yürüten UAD'de İsrail'in işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarının ele alındığı duruşmalar devam ediyor.

Duruşmalarda Mısır adına söz alan Dışişleri Bakanlığı Hukuk Müşaviri Jasmine Musa, İsrail'in Gazze'de 29 bin masum insani öldürerek ve 2,3 milyon insanı zorla yerinden ederek vahşi saldırılarına ve uluslararası hukuk ihlallerine devam ettiğini söyledi.

Musa, "İsrail kuşatma ve aç bırakma yoluyla bilerek ve isteyerek Gazze'de yaşamı imkansız hale getirecek şartlar oluşturuyor." diyerek, İsrail'in bu amaç doğrultusunda bombardımanları sürdürdüğünü ve insani yardımların dağıtılmasını engellemeye devam ettiğini belirtti.

İsrail'in Gazze'nin güneyinde 1,4 milyondan fazla kişinin sığındığı Refah kentine "eli kulağındaki kara saldırısının" Filistinli sivillerin zorla gönderilmesi politikasını ilerletmeye dönük olduğunu kaydeden Musa, İsrail'in eş zamanlı olarak Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik saldırılarını ve kısıtlamalarını yoğunlaştırdığını, evlerini yıktığını ve yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarını teşvik ettiğini dile getirdi.

İsrail'in yasa dışı Yahudi yerleşimlerle iki devletli çözüm ihtimalini zayıflatmayı sürdürdüğüne dikkati çeken Musa, İsrail'in nihai amacının Filistinlileri topraklarından tamamen sürmek olduğunu vurguladı.

Musa, uluslararası hukuka göre Batı Şeria, Gazze ve Kudüs dahil Filistin topraklarının statüsünün silahlı çatışmalarla, işgal ve ilhak politikalarıyla değiştirilemeyeceğinin altını çizerek, Uluslararası Adalet Divanından bu doğrultuda karar almasını istedi.

Birleşik Arap Emirlikleri

Divan'da Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) adına sunum yapan bu ülkenin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Lana Nuseybe, uluslararası hukukun ne zaman ve nasıl uygulandığı konusunun, kutuplaşmanın arttığı bir dönemde kritik önem taşıdığına dikkati çekerek, "Uluslararası hukuk alakart menü olamaz. Herkese eşit şekilde uygulanması gerekir." ifadesini kullandı.

Nuseybe, İsrail’in Gazze’nin güneyindeki Refah kentine saldırısı nedeniyle buranın boşaltılması planına işaret ederek, bu saldırıyla şehre sığınan yaklaşık 1,5 milyon yerinden edilmiş Gazzelinin gidecek hiçbir yerinin kalmayacağını vurguladı.

"İsrail, Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin 33. maddesini ihlal ederek Filistin halkına karşı toplu cezalandırma politikası uyguladı." diyen Nuseybe, 2023'ün, BM'nin kayıtlarına göre Batı Şeria'daki Filistinliler için de açık ara en ölümcül yıl olduğunu belirtti.

Nuseybe, İsrail'in Kudüs'ün özel karakterine zarar veren ve kültürel mirasını silen önlemler almasının "son derece endişe verici" olduğunu belirterek, "İsrail'in Doğu Kudüs'te ve işgal altındaki Filistin topraklarındaki ihlalleri, iki devletli çözümün uygulanabilirliğini tehdit ediyor ve işgalin doğasına aykırıdır." değerlendirmesini yaptı.

"İsrail işgali yasa dışıdır ve sona ermesi gerekiyor." diyen Nuseybe, İsrail'in Filistin halkına gerekli gıda ve tıbbi yardım malzemenin Gazze Şeridi'ne girmesine izin vermesi gerektiğini vurguladı.

Nuseybe, İsrail'in ihlallerine dikkati çekerek, "Birleşmiş Milletler organları, bu ihlallere son verilmesini sağlamak amacıyla kendi yetki alanları dahilinde her türlü adımı atabilir ve atmalıdır." dedi.


Eski Lübnan Cumhurbaşkanı Avn ülkeyi savaşa sürükleyen Hizbullah’ı eleştirdi

Lübnan eski Cumhurbaşkanı Mişel Avn (Özgür Yurtsever Hareket)
Lübnan eski Cumhurbaşkanı Mişel Avn (Özgür Yurtsever Hareket)
TT

Eski Lübnan Cumhurbaşkanı Avn ülkeyi savaşa sürükleyen Hizbullah’ı eleştirdi

Lübnan eski Cumhurbaşkanı Mişel Avn (Özgür Yurtsever Hareket)
Lübnan eski Cumhurbaşkanı Mişel Avn (Özgür Yurtsever Hareket)

Eski Lübnan Cumhurbaşkanı ve ülkenin en büyük Hristiyan partisi Özgür Yurtsever Hareket’in (ÖYH) kurucu lideri Mişel Avn, Hizbullah’ın Gazze ile dayanışma amacıyla İsrail'e karşı Lübnan sınırlarında cephe açmasını eleştirdi. Avn, “Gazze'yle bir savunma anlaşmasına bağlı değiliz” vurgusunda bulundu. Böylece Avn, Lübnan'ın tarafsız kalması ve savaşa karışmaması çağrısında bulunan diğer Hristiyan güçlere katılmış oldu. En son (Maruni Hristiyan) Ketaib Partisi, “Her saldırının caydırılması, devletin rolünü gasp eden milis kuvvetlerine değil, anayasa ve yasalara uygun olarak faaliyet gösteren meşru kurumların sorumluluğundadır” açıklamalarında bulunmuştu.

Avn, Pazartesi gecesi ÖYH’nin yayın organı OTV'de yayınlanan röportajında, “Biz Gazze'ye savunma anlaşmasıyla bağlı değiliz, cepheleri bağlayacak olan da Arap Birliği'dir. Ancak Lübnan halkının bir kısmı tercihini yaptı. Hükümet pozisyon alamıyor. Zafer bir kesimin değil milletindir. İsrail'in Lübnan'a saldırısını öngörüp önceden cephe açıldığını söylemek sadece bir görüştür. Çatışmaya girmek tehlikeyi ortadan kaldırmayabilir aksine arttırabilir. Gazze ve güneydeki gelişmelerin Cumhurbaşkanlığı krizinde pazarlık unsuruna dönüştürülmesi kesinlikle kabul edilemez, aksi takdirde şehitlerin fedakarlıkları boşa gidecek ve Lübnan için büyük kayıp olacaktır” açıklamalarında bulundu.

ÖYH ile Hizbullah arasındaki ilişki, yeni cumhurbaşkanının kim olacağına dair süregelen kriz konusundaki görüş ayrılığı ve Hizbullah’ın cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Marada Hareketi lideri Süleyman Franciyye’yi verdiği destek nedeniyle son zamanlarda gerginleşti. Hizbullah bakanlarının atamalarla sonuçlanan hükümet oturumlarına katılmasının ardından gerginlikler arttı. Bunlardan sonuncusu, Meclis’te Genelkurmay Başkanı’nın görev süresini uzatma oturumuna Hizbullah milletvekillerinin katılımıydı.

Ketaib Partisi

Ketaib Partisi Siyasi Bürosu, Parti Başkanı Sami Cemayel’in başkanlık ettiği toplantıda, yıkıcı silahların köylerde ve yerleşim yerlerinde yayılmasını, tüm Lübnan toprakları ve insanlarının Lübnan'ın ve Lübnanlıların istemediği bir savaşa maruz bırakılmasını reddetti. Büro tarafından yapılan açıklamada, “Bugün geçerli olan tek mantık, Lübnan halkının ve uluslararası toplumun yetkilendirdiği Lübnan Ordusu'nun, uluslararası güçlerle işbirliği içinde Lübnan'ı savunması ve sınırları koruması ve müzakerelere katılmasıdır. Saldırıların caydırılması, devletin rolünü gasp eden milis kuvvetlerinin değil, anayasa ve yasalara uygun olarak faaliyet gösteren meşru kurumların sorumluluğundadır. Aktif ve etkili diplomasi yoluyla Lübnan ordusunu desteklemek için çalışan, ayrıca çatışmanın durdurulmasını ve Lübnan'a yayılmasının önlenmesini talep eden meşru kurumların sorumluluğunda. Mesele, Lübnan’ın resmî kurumlarına destek amacıyla küresel bir talep haline geldi” ifadelerine yer verildi.

Uluslararası çabalar

Güneydeki savaşın sona erdirilmesine yönelik uluslararası çabalar sürüyor. Dün güneyde artan gerilime ilişkin bir soruyu yanıtlayan Fransız Büyükelçi Herve Magro, “Tavrımız belli. Gerilimin azaltılması için çalışıyoruz” ifadelerini kullandı. Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib ile görüşmesi ardından Fransa'nın Hizbullah ile doğrudan iletişim kurup kurmadığına ilişkin ise “Bildiğiniz gibi herkesle konuşuyoruz ve ilerleme kaydetmeyi umuyoruz” ifadelerine başvurdu.

Hizbullah, Gazze’deki savaş sonlanmadan önce iç veya savaşla ilgili herhangi bir ayrıntıyı tartışmayı reddediyor. Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı Şeyh Naim Kasım, birkaç gün önce yaptığı açıklamada, “Açık olmak gerekirse, reddettiğimiz üç şey var. Birincisi, saldırı devam ettiği sürece bedeli ne olursa olsun Gazze'ye destekten geri adım atılamaz. İkinci olarak, her ne olursa olsun İsrail'in ya da Batı'nın tehditlerine ya da korkutmaları kabul edilemez. Zirâ biz meydan insanıyız. Savunmayı görev olarak görüyoruz, savunma olmadan istikrar olmaz ve biz bu bölgede var olmayacağız. Üçüncüsü, Gazze'ye yönelik saldırı tamamen durmadan, Lübnan’ın güneyi ve Filistin hususunda hiçbir münakaşaya girmeyeceğiz. Saldırı durursa münakaşalar başlayacak. Şuan yapılan tüm tartışmalar bir tür zaman kaybıdır. Zirâ uzaktan ya da yakından bununla ilgilenmiyoruz” vurgusunda bulundu.


İsrail Han Yunus’tan sonra tekrar Kuzey Gazze’yi vuruyor

İsrail'in güneyindeki bir alandan çekilen bu fotoğraf, bir İsrail tankının sınırı geçerek Gazze'nin kuzeyine girdiğini gösteriyor (AFP)
İsrail'in güneyindeki bir alandan çekilen bu fotoğraf, bir İsrail tankının sınırı geçerek Gazze'nin kuzeyine girdiğini gösteriyor (AFP)
TT

İsrail Han Yunus’tan sonra tekrar Kuzey Gazze’yi vuruyor

İsrail'in güneyindeki bir alandan çekilen bu fotoğraf, bir İsrail tankının sınırı geçerek Gazze'nin kuzeyine girdiğini gösteriyor (AFP)
İsrail'in güneyindeki bir alandan çekilen bu fotoğraf, bir İsrail tankının sınırı geçerek Gazze'nin kuzeyine girdiğini gösteriyor (AFP)

İsrail, Salı günü (19 Şubat) Gazze Şeridi'ndeki saldırısına yeniden başlayarak, şeridin kuzeyindeki ez-Zeytun mahallesine yeniden girdi. Han Yunus'un güneyindeki kapsamlı saldırısını ise sürdürdü.

Filistin Devlet Başkanlığı Sözcüsü Nebil Ebu Rudeyne, ABD'yi savaşı derhal durdurmak için müdahale etmeye çağırırken, İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi ise savaşın yakın zamanda bitmeyeceğini vurguladı.

Dün açıklamada bulunan Halevi, Gazze'deki mücadeleye giden yolun hala uzun olduğunu, savaşın sonunun yakın olmadığını söyledi. Aynı zamanda, “Savaşmaya devam edeceğiz, Hamas'ın saldırı kapasitesini ortadan kaldırmaya ve kaçırılan insanları geri getirmek için çalışmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Halevi, İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'taki operasyonun sona ermek üzere olduğu yönündeki tahminlerine cevap vermiş oldu.

Ordunun Han Yunus'taki kara harekatını tamamlanmak üzere olduğunun tahmin edildiğini aktaran İsrail Ordu Radyosu, 98'inci Tümen kuvvetlerinin bölgedeki görevini yakın zamanda tamamlayacağını belirtti. Radyoya konuşan ordu yetkilileri, “Bölgede hala birkaç hedef kaldı. Önümüzdeki günlerde bölgeye askerlerin gelmesi bekleniyor” ifadelerini kullandı.

Açıklamalara göre daha sonra Refah'a yönelik olası bir saldırı konusunda karar verecek olan ordu, Han Yunus'taki operasyonun bir an önce tamamlanması amacıyla saldırılarını yoğunlaştırdı.

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta İsrail'in düzenlediği saldırıda tahrip edilen bir araba (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta İsrail'in düzenlediği saldırıda tahrip edilen bir araba (AFP)

Hiziplerdeki Filistinli kaynaklar Şarku'l Avsat'a verdikleri demeçte, Han Yunus'un doğusunda ve batısında şiddetli çatışmaların şiddetli olduğunu ve günün her saatinde devam ettiğini bildirdi.

İsrail merkezli Kanal 14’ün aktardığına göre, İsrailli askerler Han Yunus'ta bulundukları evin hedef alınması ardından pusuya düştü. Bir tank top mermisi ile evin duvarlarından birini yıkarken askerler ise yanan evin içinden kaçmayı başardı.

İsrail ordusu Han Yunus'ta tıbbi tesislere odaklandı. Nasır Hastanesi'ni askeri kışlaya dönüştürüp yer üstü ve yer altı denetimlerini sürdürdükten sonra Kızılay’a bağlı el-Emel Cemiyeti'ni nokta atışı yaparak bombaladı.

Filistin Kızılayı, İsrail ordusunun Han Yunus'taki el-Emel Hastanesi'nin üçüncü katını hedef aldığını, su tesisatını tahrip ettiğini açıkladı.

Han Yunus'taki operasyonunu sürdüren İsrail, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki ez-Zeytun mahallesinde kapsamlı bir operasyon daha başladı.

İsrail medyası ise ordunun iki tugayın katılımıyla, Hamas hareketinin önceki saldırıda tahrip edilmeyen altyapısına odaklanacak bir operasyon başlattığını aktardı.

İsrail Ordu Sözcüsü, ez-Zeytun ve el-Türkmen mahalleleri sakinlerinden Selahaddin Caddesi üzerinden el-Mevasi bölgesine gitmelerini istedi.

Filistinli siyasi kaynaklar, Zeytun mahallesinde şiddetli çatışmaların meydana geldiğini, bölgede kalan sakinlerin Şifa Tıp Kompleksi ve diğer bölgelere kaçtığını doğruladı.

Şarku'l Avsat'a konuşan kaynaklara göre, Zeytun mahallesinin doğusunda hava ve topçu bombardımanı kaydedilirken savaşçılar ile işgal güçleri arasında şiddetli çatışmalar yaşandı.

Kassam Tugayları, savaşçılarının Zeytun mahallesinin güneyindeki el-Tekadum cephesinde işgal güçleriyle şiddetli çatışmalar yürüttüğünü duyurdu. Çatışmalar sonucunda ölü ve yaralıları taşımak için gelen çok sayıda düşman uçağının tespit edildiğini bildirdi.

Gazze Şeridi'nin kuzeyinde, ortasında ve güneyinde savaşa devam eden İsrail, Hamas'ın ve Kassam'ın üst düzey liderlerini hala bulamıyor ve tutuklulara ulaşamıyor.

İsrail ordusu, dün Gazze halkını kaçırılanların hayatlarının kurtarılmasına ve geri dönüşlerinin güvence altına alınmasına katkıda bulunmaya çağırdı. Ordu bu yönde gizli iletişim numaralarını yayınladı.

7 Kasım’da bir grup Filistinli, sivil Gazze Şeridi'nin kuzeyinden güneye doğru tahliye ediliyor (Reuters)
7 Kasım’da bir grup Filistinli, sivil Gazze Şeridi'nin kuzeyinden güneye doğru tahliye ediliyor (Reuters)

İsrail medyası Refah'tan bu yönde telefon geldiğini doğruladı. Esirlerin buraya nakledildiğine inanan ordu, daha sonra buraya saldırmayı planlıyor. Bu da yaklaşık 1 buçuk milyon kişinin buraya doğru yerinden edilmiş olmasıyla büyük bir felaketin habercisi olabilir.

Hamas hareketi ise İsrail'i, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah şehrine saldırıp katliam ve soykırım yapma yoluyla herhangi bir maceraya atılmaması konusunda uyardı.

İsrail Başbakanı Netanyahu'nun aradığı zaferin bir hayalden öteye gitmeyeceğini, böyle bir hususun ancak onun hayal gücünde bulunabileceğini vurguladı.

Hamas, Netanyahu'nun herkese yalan söylediğini, Gazze'deki tutukluların ailelerini aldattığını, zorla serbest bırakılabileceklerini iddia ederek aldattığını vurguladı.

Savaş 137. gününe girerken Filistinlilerin kayıpları 30 bine yaklaştı. Filistin Sağlık Bakanlığı ise İsrail’in saldırganlığının bedelinin 7 Ekim’den bu yana 29 bin 195 şehit ve 69 bin170 yaralanmaya yükseldiğini açıkladı.

İsrail ordusunun dün Gazze'deki çatışmalarda asker Maoz Moral'ın öldüğünü duyurması, kara operasyonunda ölen askerlerin sayısını 236'ya çıkardı.

Gazze’nin kuzeyinden ve Refah şehrinden, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Detr el-Belah'taki gelen, bir sığınma evinin dışındaki çocuklar (AP)
Gazze’nin kuzeyinden ve Refah şehrinden, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Detr el-Belah'taki gelen, bir sığınma evinin dışındaki çocuklar (AP)

Gazze'de devam eden çatışmalar, insanların çektiği acıları eşi benzeri görülmemiş bir boyuta taşıdı. Birleşmiş Milletler (BM), endişe verici gıda kıtlığı, yaygın yetersiz beslenme ve hastalıkların hızla yayılmasının Gazze’deki çocuk ölümlerinin sayısında bir patlamaya yol açabileceği konusunda uyardı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Gazze Şeridi'nde yetersiz beslenmeden mustarip çocukların sayısının hızla arttığını duyurdu. Gazze'deki insani koşulların çok zor olduğunu, temel gıda kaynaklarının bulunmadığını bildiren Oxfam ise salgın hastalıkların hızla yayıldığı bir ortamda sistematik açlığın kaydedildiği uyarısında bulundu.

Gazze'deki hükümet ofisi, Gazze Şeridi'nde kıtlığın derinleştiğini ve bunun küresel bir insani felaket tehdidi oluşturduğunu doğruladı. Ofis, İsrail'i yardım girişini engelleyerek açlık ve susuzluk politikası uygulamakla suçladı.

ABD Başkanı Joe Biden'ın Orta Doğu meselelerinden sorumlu kıdemli danışmanı Brett McGurk, bugün Mısır ve İsrail'e gidiyor.

Gazze Şeridi'nin kuzeyinden ve Refah şehrinden iki çocuk, aileleriyle birlikte Deyr el-Belah'taki bir barınağa geldi (AP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyinden ve Refah şehrinden iki çocuk, aileleriyle birlikte Deyr el-Belah'taki bir barınağa geldi (AP)

Şarku’l Avsat’ın ABD merkezli internet sitesi Axios’tan aktardığına göre site İsrailli ve Amerikalı yetkililere atıfla, McGurk'un ziyaretinin Refah'ta olası bir İsrail askeri operasyonunu, esir takas anlaşmasını, yardım akışını ve Gazze'de ateşkesi görüşmek üzere İsrail ve Mısır’a geleceğini bildirdi.

Habere göre McGurk'un bugün Mısır İstihbarat Direktörü Abbas Kamil ve diğer Mısırlı yetkililerle, yarın ise İsrail Başbakanı Netanyahu, Savunma Bakanı Yoav Galant ve diğer İsrailli yetkililerle görüşmesi bekleniyor. ABD, Refah'a yönelik bir saldırıya karşı çıkıyor.


Hamas: Dünya Gıda Programı'nın çalışmalarını durdurması Gazze'nin kuzeyindeki acıları büyütecek

Filistinli çocuklar, Gazze'nin güneyindeki Refah'ta yiyecek almak için sıraya girerken mutfak eşyaları taşıyor (Reuters)
Filistinli çocuklar, Gazze'nin güneyindeki Refah'ta yiyecek almak için sıraya girerken mutfak eşyaları taşıyor (Reuters)
TT

Hamas: Dünya Gıda Programı'nın çalışmalarını durdurması Gazze'nin kuzeyindeki acıları büyütecek

Filistinli çocuklar, Gazze'nin güneyindeki Refah'ta yiyecek almak için sıraya girerken mutfak eşyaları taşıyor (Reuters)
Filistinli çocuklar, Gazze'nin güneyindeki Refah'ta yiyecek almak için sıraya girerken mutfak eşyaları taşıyor (Reuters)

Hamas'tan yapılan yazılı açıklamada, "WFP'nin Gazze Şeridi'nin kuzeyinde az miktardaki yardımları dağıtma çalışmalarını askıya alması tehlikeli bir gelişmedir." uyarısında bulunuldu.

İsrail'in Gazze Şeridi'ne ve özellikle kuzey bölgelerine uyguladığı tam ablukanın "savaş suçu" olduğu vurgulanan açıklamada, bu karardan sonra Gazze kenti ve kuzey kesimlerindeki Filistinlilerin acılarının daha da büyüyeceğine dikkati çekildi.

WFP'nin aldığı bu kararın "Nazi düşman (İsrail) tarafından Filistin halkına dayatılan soykırım ve zorla aç bırakma" uygulamalarına teslim olma anlamına geldiği belirtilerek, WFP'nin ve BM'ye bağlı tüm kuruluşların çalışmalarına devam etmesi ve İsrail'e baskı kurması istendi.

Açıklamada ayrıca, Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatına da Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına yönelik ablukanın kırılması çağrısı yapıldı.

BM Dünya Gıda Programı (WFP), İsrail'in saldırılarına işaret ederek emniyetli dağıtıma izin veren koşullar oluşana kadar Gazze'nin kuzeyine hayat kurtaran gıda yardımı dağıtımını durdurma kararı almıştı.

BM Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), İsrail’in zorla aç ve susuz bırakarak insanlık felaketine yol açtığı Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Filistinlilerin kıtlığın eşiğinde olduğunu duyurmuştu.

Özellikle Gazze'nin kuzeyinde yaşayan Filistinlilerin, un bulamadıkları için hayvan yemlerini öğüterek tüketmek zorunda kaldığı bildiriliyor.

İsrail'in 7 Ekim'den bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bin 660’ı çocuk, 8 bin 570’i kadın olmak üzere 29 bin 313 Filistinli öldürüldü, 69 bin 333 kişi yaralandı.

Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.


El Aksa Şehitleri Tugayları'nın bir liderinin İsrail hapishanesinde öldüğü açıklandı

İsrail askerleri Batı Şeria sınırında (Reuters)
İsrail askerleri Batı Şeria sınırında (Reuters)
TT

El Aksa Şehitleri Tugayları'nın bir liderinin İsrail hapishanesinde öldüğü açıklandı

İsrail askerleri Batı Şeria sınırında (Reuters)
İsrail askerleri Batı Şeria sınırında (Reuters)

İsrail Yayın Kurumu, İsrail'in Nafha hapishanesinde 11 kez müebbet hapis cezasına çarptırılan Filistinli mahkumun bugün hayatını kaybettiğini duyurdu.

Haberde, El-Aksa Şehitleri Tugayları liderlerinden biri olarak kabul edilen Halid El Şaviş'in (53) bugün cezaevinde hayatını kaybettiği bildirildi. İkinci Filistin İntifadası'nın patlak vermesinin ardından Batı Şeria'daki El Aksa Şehitleri Tugayları’nın kurucularından kabul edilen Şaviş, birkaç yıl süren kovalamacanın ardından 2007 yılında tutuklanmıştı.

Filistin Esirler Cemiyeti ile Filistin Kurtuluş Örgütü’ne bağlı Esirler ve Serbest Bırakılanlar Heyetinin ortak açıklamasında, 2007 yılından beri tutuklu bulunan 53 yaşındaki Filistinli Şaviş'in hayatını kaybettiği belirtildi.


İsrail ordusunun gıda taşıyan yardım tırına saldırdığı kanıtlandı

Yardım konvoylarının ekmek yapımı için buğday taşıdığı belirtiliyor (UNRWA)
Yardım konvoylarının ekmek yapımı için buğday taşıdığı belirtiliyor (UNRWA)
TT

İsrail ordusunun gıda taşıyan yardım tırına saldırdığı kanıtlandı

Yardım konvoylarının ekmek yapımı için buğday taşıdığı belirtiliyor (UNRWA)
Yardım konvoylarının ekmek yapımı için buğday taşıdığı belirtiliyor (UNRWA)

İsrail ordusunun, 5 Şubat'ta Gazze'ye gıda yardımı götüren Birleşmiş Milletler'e ait bir konvoyu hedef aldığı ortaya çıktı.

CNN'de yer alan habere göre, İsrail güçleri tarafından vurulan yardım tırı 10 araçlık bir konvoyun parçasıydı. Saldırıda kimse yaralanmazken, tırda bulunan gıda yardımının çoğunun kullanılamaz hale geldiği belirtildi.

Konvoyun, Filistinlilerin açlık tehdidiyle karşı karşıya kaldığı Gazze'nin kuzeyine doğru ilerlediği ifade edildi.

CNN, Birleşmiş Milletler'le İsrail ordusu arasında yapılan anlaşmayla konvoyun güzergahının önceden belirlendiğini yazdı.

BM'nin Filistin'e yardım kuruluşu Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) sözcüsü Juliette Touma konuyla ilgili, "Gıda taşıyan bir konvoy Gazze Şeridi'nin kuzeyine doğru ilerliyordu. Orta bölgeler olarak adlandırdığımız alanda hedef alındı. Yardım tırlarından biri İsrail donanması tarafından vuruldu" diye konuştu.

Üzerinde BM logosu olan 10 yardım tırı ve iki zırhlı araçtan oluşan konvoyun, gıdaya ihtiyaç duyanlar tarafından yağmalanmaması için günün erken saatlerinde yola çıktığı kaydedildi.

CNN, yardım tırına yönelik İsrail saldırısının uydu görüntüleriyle doğrulandığını belirtirken, konvoyla ilgili UNRWA ve İsrail ordusu arasındaki yazışmaları da incelediklerini aktardı.

İsrail ordusu CNN'in konuyla ilgili sorularını yanıtsız bıraktı.

Gazze'de daha önce de yardım konvoyları ve gıda depoları İsrail ordusu tarafından hedef alınmıştı.

5 Şubat'taki saldırının ardından UNRWA'nın Gazze'nin kuzeyine yardım konvoyu göndermeyi durdurduğu ifade edildi. Ajansın, Gazze'nin kuzey bölgelerine en son 23 Ocak'ta yardım ulaştırabildiği belirtildi.

Bölgede halen 300 bin kişinin yaşadığı tahmin ediliyor. Birleşmiş Milletler'e göre burada yaşayan çocukların yüzde 16,2'si aşırı yetersiz beslenmeden muzdarip.

Birleşmiş Milletler tecavüz iddialarının soruşturulmasını istiyor

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'nden pazartesi yapılan açıklamada, Gazze ve Batı Şeria'da Filistinli kadın ve kız çocuklarına yönelik istismar iddialarının araştırılması istendi.

Açıklamada, İsrail güçlerinin Filistinli kadınlara yönelik yargısız infaz, keyfi tutuklama, aşağılayıcı muamele ve tecavüz gibi eylemler uyguladığı iddialarına yer verildi.

BM'nin açıklamasında şu ifadeler kullanıldı:

Birçok Filistinli kadın ve kız çocuğunun insanlık dışı muameleye maruz kaldığı belirtiliyor. En az bir olayda, Gazze'de gözaltına alınan Filistinli kadınlar yağmur altında kafeste tutuldu ve kendilerine yemek verilmedi. En az iki Filistinli kadın tutuklu tecavüze uğrarken, diğerleri tecavüz ve cinsel şiddetle tehdit edildi.

Öte yandan Dünya Sağlık Örgütü'nden dün yapılan açıklamada Gazze'nin en büyük ikinci hastanesi olan Nasser'de elektrik ve su olmadığı ifade edildi.

Açıklamada, geçen hafta İsrail ordusunun gerçekleştirdiği saldırılarda hastanede oluşan yıkımın "tarifsiz" olduğu belirtildi.

İsrail ordusu yol inşa ediyor

Wall Street Journal'da yer alan haberde İsrail ordusunun Gazze'de doğu-batı yönünde yeni bir yol inşa ettiği belirtildi.

Yol inşası haberi, İsrail ordusunun Gazze sınırında bir kilometrelik tampon bölge oluşturduğu bir dönemde geldi.

Yeni yolun, İsrail'in Gazze'deki operasyonları tamamlananan kadar devriye işlemleri için kullanılacağı ifade edildi. 

Uzmanlar, yolun Gazze'yi doğu-batı yönünde kesen bir askeri hat oluşturacağını ve İsrail ordusu tarafından bölgenin güneyine sığınan Filistinlilerin dönüşünü engellemek için kullanılabileceğine dikkat çekiyor.

Independent Türkçe


Hamaney Irak’taki Şii örgütlere ABD’ye saldırmama talimatı verdi

Haşdi Şabi’ye ait bir araç,  Şubat ayı başlarında Ketaib Hizbullah liderinin aracını kaldırıyor ( AFP)
Haşdi Şabi’ye ait bir araç, Şubat ayı başlarında Ketaib Hizbullah liderinin aracını kaldırıyor ( AFP)
TT

Hamaney Irak’taki Şii örgütlere ABD’ye saldırmama talimatı verdi

Haşdi Şabi’ye ait bir araç,  Şubat ayı başlarında Ketaib Hizbullah liderinin aracını kaldırıyor ( AFP)
Haşdi Şabi’ye ait bir araç, Şubat ayı başlarında Ketaib Hizbullah liderinin aracını kaldırıyor ( AFP)

Irak’taki Hizbullah Tugayları örgütünün lideri Ebu Bekir es-Saadi’nin Bağdat'ın doğusundaki El-Meştel bölgesindeki evinin yakınında hedef alınarak öldürüldüğü ABD saldırısının üzerinden iki hafta geçerken, bu dönemde gözlemciler, İran bağlantılı Iraklı örgütlerin Irak ve Suriye'de ABD kuvvetlerinin bulunduğu üslere yönelik saldırılarının neredeyse tamamen durduğunu düşünüyor.

Bu geri çekilme, hangi tarafın sakin seçeneği tercih ettiği ve uzaklaşmanın taktiksel mi yoksa stratejik mi olduğu hakkında soruları gündeme getirdi. Aynı şekilde geçtiğimiz Ekim ayında Gazze'de başlayan savaşın ardından Direniş Ekseni örgütleri arasındaki çatışmayı durduranın Irak mı yoksa İran mı olduğu sorusu gündemde.

Iraklı örgütlere yakın kaynaklar, ateşkesi İran’ın yönlendirdiği üç temel sütuna bağlıyor: Bunların arasında Şii örgütleri ABD saldırılarına tamamen maruz kalmaktan koruma ve olası sonraki Amerikan saldırılarından kaçınmak amacıyla yeniden konumlandırma arayışı da var.

Saadi (solda) Haşdi Şabi liderlerinde Ebu Fedek ile birlikte ( Irak Hizbullah Tugayları)
Saadi (solda) Haşdi Şabi liderlerinde Ebu Fedek ile birlikte ( Irak Hizbullah Tugayları)

Şii örgütlerin korunması

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, İran rejiminin ve Ortadoğu’da vekalet savaşını yürüten örgütlerin ateşkes isteğinin korunma çabası olduğunu vurguluyor. Bu,  İran'ın ABD ile çatışmanın en önemli sahalarını kaybetmek anlamına gelebilir.

Kaynaklar, ateşkesi tetikleyen üçüncü bir nedeni de göz ardı etmiyor: İran Şii örgütlerin saldırılarını durdurarak, Şii Koordinasyon Çerçevesi güçlerini temsil eden Sudani hükümetinin çöküşten korunmanın yanı sıra, siyasi partilerin saldırılara ilişkin öfke durumunu ve halkın memnuniyetsizliğini absorbe etmeye çalışıyor.

Talimat Hamaney’den

Kaynaklar, İran'ın Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani tarafından saldırıların durdurulması yönünde verilen emirlerle ilgili haberleri yalanlıyor ve bu emirlerin İran rejiminin zirvesindeki isim Rehber Ali Hamaney’e atıfta bulunarak "doğrudan İran'daki en yüksek otoriteden verildiğini" ifade ediyor.

Kaynaklar, "Mevcut ateşkes, neredeyse her gün gözden geçirilen ve ortaya çıkan pozisyonlara göre değerlendirilen İran'ın pozisyonuna ilişkin bir değerlendirmenin özetidir. Bu, her an devam edebileceği veya sona erebileceği anlamına geliyor” dedi.

ABD’nin tepkisinin gücü

Araştırmacı ve Siyasi Analist Nizar Haydar, mevcut ateşkesin, Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani hükümetinin Ekim 2022'de kurulmasından bu yana türünün ikinci örneği olduğunu belirtiyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Haydar, bunun bir sonraki duyuruya kadar devam etmesinin birkaç nedenden kaynaklandığını, bunlardan en önemlisinin ise ABD’nin tepkisinin gücü ve Washington'un, Irak ve Suriye'deki tesislerinin şu veya bu şekilde vurulmasına katkıda bulunan tüm unsurları takip etme kararlılığı olduğunu bildirdi. Açıklamasında grupların kararlarını kontrol eden bölgesel aktörden açıkça söz ederek, “Böyle bir ateşkese her tanık olduğumuzda, silahlı örgütlerin çalışmasının etkinleştirilmesinin veya dondurulmasının etkili bir eylemle sonuçlanacağından emin oluyoruz. Karar, hizipler tarafından ülkenin yüksek çıkarlarını korumak için alınan ulusal veya dahili bir karar değil” dedi.

Haydar ayrıca, “Örgütlerin 4 ay önce silahlarını harekete geçirip bugün dondurma kararı, Filistinlileri desteklemek için değil, artık netleşen başka bir hedef içindi; Komşu İran'ın ABD ile kriz ilişkisindeki konumunu desteklemek” ifadelerini kullandı.

Eski diplomat Gazi Faysal ise, İran'ın mevcut ateşkesteki belirleyici rolü konusunda hemfikir ancak bunun devamının General İsmail Kaani'nin, özellikle de yakın zamanda Bağdat'ta grup liderleriyle yaptığı toplantının ve saldırıları durdurmaları yönünde talimat vermesinin ardından verdiği emirlerin çerçevesiyle bağlantılı olduğuna inanıyor.

Faysal, “İran, ABD'nin savaşın kapsamını genişletme yönündeki tehditlerinin bedelini İran'ın derinliklerinde doğrudan çatışmayla ödemekten korkuyor. Dolayısıyla Gazze, Yemen ve Lübnan'daki mevcut savaş senaryoları devam ettiği  ve radikal darbeler olmadığı sürece ateşkes devam edecek, aksi takdirde gruplar her zamanki saldırılarına geri dönecek” dedi.

Eski diplomat ayrıca, grupların ayrıda Irak Hizbullah Tugayları lideri Saadi’nin suikasta  kurban gitmesi ve grubun karargâhı ile diğer liderlerinin hedef alınmasından sonra Washington'la karşı karşıya gelme tehlikesini hissettiğine değinerek, çatışmayı sürdürmenin, bireyler veya bu grupların temelindeki yapılar düzeyinde ağır bir bedel ödemesine yol açacağının farkında olduklarını aktardı.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki bir eve düzenlediği saldırıda bir kadın ve kızı hayatını kaybetti

İsrail'in güney Lübnan'ın Nebatiye kentine düzenlediği baskının ardından güvenlik personeli hasarlı bir binanın önünde duruyor (EPA)
İsrail'in güney Lübnan'ın Nebatiye kentine düzenlediği baskının ardından güvenlik personeli hasarlı bir binanın önünde duruyor (EPA)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki bir eve düzenlediği saldırıda bir kadın ve kızı hayatını kaybetti

İsrail'in güney Lübnan'ın Nebatiye kentine düzenlediği baskının ardından güvenlik personeli hasarlı bir binanın önünde duruyor (EPA)
İsrail'in güney Lübnan'ın Nebatiye kentine düzenlediği baskının ardından güvenlik personeli hasarlı bir binanın önünde duruyor (EPA)

Lübnan Ulusal Haber Ajansı bugün, İsrail'in ülkenin güneyinde bir eve düzenlediği saldırıda bir kadın ve kızının öldürüldüğünü duyurdu.

Ajans, İsrail ordusunun, Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye Valiliği'nin Marjayoun Bölgesi'ndeki köylerden birine saldırı düzenlediğini, İsrail topçu birliklerinin ise güney Lübnan'daki Tayr Harfa, el Cebain, Dhayra ve Mecdel Zun kasabalarının eteklerini hedef aldığını aktardı.

İsrail güçleri bugün şafak vakti güney Lübnan'ın batı kesimindeki Lebune ve el Alem Dağları'na ağır makineli tüfeklerle ateş açtı.

İsrail keşif uçakları, dün geceden bu sabaha kadar güney Lübnan'daki Tire Bölgesi ve Bint Cbeil Bölgesi köyleri üzerinde uçuş gerçekleştirdi. İsrail güçleri gece boyunca, Mavi Hat'ın bitişiğindeki güney sınır köylerine işaret fişekleri attı.

Lübnan'ın güneyindeki sınır bölgeleri, İsrail'in Gazze'ye savaş ilan ettiği 8 Ekim'den bu yana, İsrail ordusu ile Lübnan'daki Hizbullah üyeleri arasında güvenlik gerilimine ve çatışmalara sahne oldu.


Gazze’de savaşın başından bu yana ölenlerin sayısı 29 bin 313’e yükseldi

Bir Filistinli, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırısında öldürülen çocuğunu taşıyor (AP)
Bir Filistinli, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırısında öldürülen çocuğunu taşıyor (AP)
TT

Gazze’de savaşın başından bu yana ölenlerin sayısı 29 bin 313’e yükseldi

Bir Filistinli, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırısında öldürülen çocuğunu taşıyor (AP)
Bir Filistinli, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırısında öldürülen çocuğunu taşıyor (AP)

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’de sürdürdüğü saldırılar sonucu şu ana kadar ölenlerin sayısının 29 bin 313’e, yaralananların ise 69 bin 333’e yükseldiğini duyurdu.

Bakanlık tarafından bugün yapılan açıklamada, son 24 saat içinde 118 ölüm ve 163 yaralanmanın kaydedildiği ifade edildi.

Açıklamada ayrıca, “İsrail’in Gazze Şeridi’nde devam eden saldırısının 138. gününde, çok sayıda kurban hala enkaz altında ve yollarda. İşgalci İsrail güçleri ambulans ve sivil savunma ekiplerinin onlara ulaşmasını engelliyor” denildi.