İsrail'de çatışmaya son verilmesi çağrısında bulunan ‘seslerde’ gözle görülür artış

‘Aklın sesi’ olan bir grup siyasi ve askeri personel, ‘Hamas'ı yok etmenin’ mümkün olmadığını, gerekli olanın ‘siyasi girişim’ olduğunu söylüyor.

İsrail’in hava saldırıları sonucu yerle bir olan Gazze Şeridi'nden. (AFP)
İsrail’in hava saldırıları sonucu yerle bir olan Gazze Şeridi'nden. (AFP)
TT

İsrail'de çatışmaya son verilmesi çağrısında bulunan ‘seslerde’ gözle görülür artış

İsrail’in hava saldırıları sonucu yerle bir olan Gazze Şeridi'nden. (AFP)
İsrail’in hava saldırıları sonucu yerle bir olan Gazze Şeridi'nden. (AFP)

Gazze Şeridi'ndeki ateşkesin genişletilmesi ve İsrail ile Hamas arasında esir değişimi anlaşmalarının artırılması yönündeki konuşmaların ortasında, Tel Aviv'de savaş retoriğine son verilmesini ve iki halk arasındaki çatışmayı sona erdirmek için fırsatlar aranmasını talep eden ‘aklın sesleri’ olarak tanımlanabilecek sesler, fark edilir derecede yükselmeye başladı. Bu, Washington ve Arap başkentlerindeki arabuluculara, tıpkı kendi halklarının çıkarlarını ve yeni nesillerin geleceklerini düşünen liderlerin parladığı durumlarda olduğu gibi, bölgenin yaşadığı felaketi umuda dönüştürme olanağı sağlıyor.

Bu ses, intikama dayalı radikal söylemlerden rahatsız olan bir grup eski siyasi ve askeri lider ile bazı yazarlar tarafından yükseltiliyor. Söz konusu radikal söylemler, “Hamas'ı yok etmek, Gazze Şeridi'ni tamamen işgal etmek ve halkını sınır dışı etmek” gibi zoraki hedefler koymakta ısrar ediyor.

rthrty
İsrail'in Han Yunus'a yaptığı saldırılar sonucu ortaya çıkan yıkımdan. (Reuters)

Bu liderler içinden öne çıkanlar arasında, Binyamin Netanyahu hükümetinde Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı olarak görev yapan ve İsrail tarihinde en fazla askeri madalyanın sahibi olarak kabul edilen eski Başbakan Ehud Barak da bulunuyor. “Pek çok savaşa katılmış ve kan dökmenin anlamını bilen kendi kuşağının, gücün de sınırları olduğuna inandığını” ifaden eden Barak, dün Haaretz gazetesinde yayınlanan makalesinde şu ifadeleri kullandı:

İyi insanların, güvenliğimizin İsrail'in Gazze Şeridi üzerindeki tam ve kalıcı kontrolüne bağlı olduğunu düşünmesine neden olan bu bariz çelik mantıkla birlikte, bu düşünce onları Lübnan'ı, ardından Suriye'yi ve belki de tüm bölgeyi kontrol etme ihtiyacına sürükleyecektir. Sonuç olarak Binyamin Netanyahu liderliğindeki bir hükümetin, İsrail'in stratejik konumuna ciddi zararlar vereceği ve sonu olmayan bir savaşa yol açacağı sonucuna varılmıştır. Bu büyük bir zarardır. Netanyahu, zayıflığının sonuçları onarılamaz hale gelmeden görevinden istifa etmeli. Mevcut şartlarda Netanyahu, Itamar Ben Gvir ve Bezalel Smotrich'in olmadığı geniş bir ulusal birlik hükümetine ihtiyacımız var. Ancak dışsal ve saptırıcı düşüncelerden uzak, sorumlu ve kararlı davranacak bu hükümet, İsrail'in savaşı zaferle bitirmesine rehberlik edebilir.

xsdcfr
İsrail askerleri Salı günü Lübnan'ın kuzey sınırına yakın Kiryat Shmona'da askeri tatbikat sırasında. (AFP)

Makalenin devamında Barak şunları yazdı:

İki aylık savaşın ardından belirleyici noktaya yaklaşıyoruz. İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nin kuzeyinde net başarıları var. Ancak Hamas güneyde dağılmaktan çok uzak ve kuzeyde de yeteneklerini sürdürüyor. Hamas'ın askeri ve otoriter yeteneklerini yok etme hedefinin tamamlanması gerekli, ancak bunun için aylar ve belki de daha fazlası gerekecek. Mevcut durumda pratik saat ile politik saat senkronize değil. Eyleme geçmenin uluslararası meşruiyeti hızla tükeniyor. ABD ile bile gerilim kapalı odalarda yükseliyor ve patlayabilir. Kaçırılan insanların serbest bırakılması, Hamas'ı yok etmekten daha önemli değil ama daha acil ve en yüksek önceliğe sahip olmalı. Netanyahu'nun savaşı yönetmedeki başarısızlığı, önümüzdeki gün net bir pozisyon olmadan zafere ulaşılamayacağının farkına varılmamasından kaynaklanıyor. Netanyahu, Batı Şeria'yı alevlendirmeye çalışan kundakçılar Itamar Ben Gvir ve Bezalel Smotrich'le hâlâ kutsal olmayan bir ittifaka bağlı. Bu iki isim, Netanyahu’nun derhal görevden alınması yönündeki taleplere karşı ona koruma sağlıyor. Ama temelde İsrail'in tam kontrolünü yeniden ele geçirme ve Gazze Şeridi'nin sorumluluğunu üstlenme vizyonunu empoze etmek için İsrail'in kendilerine olan bağımlılığını istismar ediyorlar. Bu süreç, büyük olasılıkla Gazze bataklığında boğulmak, yıllarca süren çatışma ve kayıplar, ABD yönetimiyle kriz, Mısır ve Ürdün'le ilişkilerin, İbrahim Anlaşmaları'nın ve Suudi Arabistan'la normalleşme fırsatının tehlikeye atılması anlamına geliyor.

hy6uk

Yedioth Ahronoth'un başyazarı Nahum Barnea ise şunları yazdı:

Hamas'ın tasfiyesi konusunda her gün yüksek sesle açıklamalar yapmak yerine ses tonunu alçaltmak daha iyidir. Bu sadece İsrail kamuoyunun değil, kaçırılan insanlarla ilgili anlaşmalarda arabuluculuk yapmamız gereken Amerikalıların, Mısırlıların ve Katarlıların da kafasını karıştırıyor. Güvenilirlik müzakerelerde hayati bir unsurdur. Hamas ateşkes istedi. Bu onlar için işe yaradığı gibi İsrail ordusu için de işe yarıyor. Ateşkes, İsrail ordusunun kara harekatının ilk üç haftasında ortaya çıkan kusurları ve eksiklikleri gidermesine olanak tanıyor. 7 Ekim'den bu yana bizimle birlikte olan sorunları keşfetmemize olanak sağlıyor. Her şeyden önce de savaştan sonra ne olacağı meselesinde. Durum istikrara kavuştuktan sonra İsrail Gazze'de nasıl bir gerçeklik arıyor? Hükümet mevcut yapısıyla bu konuda gerekli kararları alabilecek mi? Yapabileceği çok şüpheli.

ghhjty
Gazze şehrinde meydana gelen yıkımdan bir görüntü (AP)

Dror Yemini, Yedioth Ahronoth'ta ‘Saldırgan açıklamalara son’ başlığıyla şunları yazdı:

Hamas ortadan kaldırılmalı, kökünden sökülmeli, yok edilmeli. Hamas'tan hayatta kalanlar, Nürnberg Duruşmaları’nda konuşulan bir formüle karşı çıkmak zorunda kalacak. Çünkü Hamas'ın ideolojisi, kelimenin tam anlamıyla bir Nazi ideolojisidir. Ancak İsrail'in mücadeleyi sürdürebilmesi için uluslararası desteğe ihtiyacı var. Durumu bilmeyen on milyonlarca insanın desteğine ihtiyacı var. Ayrıca Arap ve İslam dünyasında Müslüman Kardeşler'e sıcak bakmayan milyonların desteğine de ihtiyacımız var. ABD Kongresi’nin desteğine ihtiyacımız var. İşte tam da bu yüzden İsrail çıkmazı kırmalı ve oyunun kurallarını değiştirmeli. ‘Savaşın var gücüyle sürdürülmesi’ ve ‘ateşkesin sona erdirilmesi’ gibi gösterişli açıklamalar yerine, İsrail'in savaşın devam etmesini istemediğini tam olarak söylemek gerekiyor. İsrail ateşkes teklif ediyor. Elbette, Gazze Şeridi'nin askerden arındırılması, kaçırılanların tümünün iade edilmesi ve Hamas aktivistlerinin Gazze Şeridi'ni terk etmesi koşuluyla. Tepkinin ne olacağını zaten biliyoruz. Uluslararası kamuoyunda İsrail'e stratejik üstünlük kazandıracak olan da tam olarak budur. Elbette mücadeleye devam etmek için daha fazla zaman gerekiyor.

dfegrt
Yahudi bir din adamı, Gazze Şeridi'ndeki savaşa katılan İsrail askerlerini kutsuyor. (EPA)

Prof. Dr. Tom Mehager, Haaretz gazetesinde ‘Zafer olmayacak, Hamas'ı yok etmeyeceğiz, siyasi girişim gerekiyor’ başlıklı yazısında şu ifadeleri kulandı:

Belki de görünüşte iyimser bir senaryoda İsrail, birkaç ay içinde Hamas'ı yenecek ve Hamas otoritesi çökecek. Ancak bu yeni gerçeklikte Gazze Şeridi ve sakinleri üzerindeki kontrolün sürdürülmesinin sorumluluğu İsrail'e ait olacak. Bu güçlü şokun güvenlik getirip getirmeyeceği ve hatta ayrılık sürecinden önce Gazze Şeridi'nden ve Güney Lübnan'dan bildiğimiz gibi kalıcı bir çatışma ve kayıp durumunu devam ettirip ettirmeyeceği konusunda şüpheler var. Bu nedenle, Gazze Şeridi'ne ve onun yoksul sakinlerine ne kadar acımasız darbe indirirsek indirelim, zafer kazanamayacağımızı kabul etmenin zamanı geldi. Acı gerçek şu ki Hamas ve onun ardından Hizbullah, İsrail'i kendi saldırı girişimleri ve bizim korkunç başarısızlığımızla başlayan bir savaşa sürükledi. Askeri operasyonlar, içinde bulunduğumuz siyasi durumu değiştirmede başarılı olamayacak. Peki ne yapmalı? Öncelikle bir ateşkes tesis etmek, kaçırılan tüm insanları serbest bırakmak için kapsamlı bir anlaşma yapmak ve başarısızlığın sorumlularını mümkün olan en kısa sürede sorumlu tutmak için çalışmalıyız. Bundan sonra Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde yaklaşık 15 yıl gibi uzun vadeli bir ateşkes karşılığında bir Filistin devleti kurmayı taahhüt etmeli ve bu taahhüdü uygulamaya çalışmalıyız. Bu teklif Araplar, ılımlı Arap dünyası ve Filistin Yönetimi tarafından desteklenecek. Hamas liderleri de daha önce benzer bir plan önerdiği için Hamas'ın bu girişime katılmaktan başka seçeneği kalmayacak. Filistin halkının yok olmayacağının, burada güven içinde yaşamanın yolunun, onların haklarının ve meşru bağımsızlık taleplerinin tanınmasından geçtiğinin anlaşılmasından kaynaklanan bir İsrail siyasi girişiminin zamanı geldi.



Zindani hükümeti yolsuzlukla mücadelede zorlu bir sınavla karşı karşıya

Yeni Yemen hükümeti, yolsuzlukla mücadele konusundaki zorluklarla yeni bir aşamaya başlıyor. (SABA)
Yeni Yemen hükümeti, yolsuzlukla mücadele konusundaki zorluklarla yeni bir aşamaya başlıyor. (SABA)
TT

Zindani hükümeti yolsuzlukla mücadelede zorlu bir sınavla karşı karşıya

Yeni Yemen hükümeti, yolsuzlukla mücadele konusundaki zorluklarla yeni bir aşamaya başlıyor. (SABA)
Yeni Yemen hükümeti, yolsuzlukla mücadele konusundaki zorluklarla yeni bir aşamaya başlıyor. (SABA)

Şai Muhsin ez-Zindani liderliğindeki yeni Yemen hükümeti, mali ve idari reform taahhütlerini hayata geçirerek yolsuzlukla mücadelede hem yerel hem de uluslararası güveni yeniden tesis etmeyi hedefliyor. Uluslararası bir raporun ülkeyi yolsuzlukla mücadelede dünyanın en kötü beş ülkesi arasında göstermesi dikkat çekerken, uzmanlar sorunun ilan edilen siyasi iradenin ötesine geçerek mali ve siyasi sistemin yapısal niteliğine dayandığını belirtiyor.

Yemen, kamu sektöründe yolsuzlukla mücadele performansında küresel ölçekte en zayıf ülkeler arasında yer aldı. Ülke, Transparency International tarafından yayımlanan 2025 Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 182 ülke arasında 177’nci sıraya geriledi. Söz konusu sıralama, savaş nedeniyle bölünmüş durumdaki ülkede hesap verebilirlik mekanizmalarının çöküşünü, rüşvet ve yasa dışı vergi uygulamalarının yaygınlığını ortaya koyuyor.

Yemen hükümeti, özellikle uluslararası desteğin mali ve kurumsal reform şartlarına bağlanmış olması nedeniyle, yolsuzlukla mücadelede somut ilerleme kaydetmesi yönünde iç ve dış baskılarla karşı karşıya bulunuyor. Ancak siyaset ve güvenlik alanındaki bölünmüş yapı, kapsamlı reform girişimlerini karmaşık güç dengeleri nedeniyle zorlaştırıyor.

Yeni Başbakan Zindani ay başında yaptığı açıklamada, yolsuzlukla mücadeleye öncelik vereceklerini, kurumsal performansı güçlendireceklerini ve vatandaşlara sunulan hizmetlerin iyileştirilmesi için adımları hızlandıracaklarını duyurmuştu.

scvcdf
Yeni hükümetin kurulmasının ardından Yemenliler, çektikleri acılara ve kötüleşen yaşam koşullarına son verecek ciddi reformlar bekliyor. (Reuters)

Yemen Başkanlık Konseyi Ekonomik İşler Ofisi Danışmanı Faris en-Neccar, yolsuzlukla mücadelenin artık kısmi tedbirler ya da medya kampanyalarıyla sınırlandırılamayacağını belirterek, asıl çözümün mali yönetim sisteminin yeniden inşası ve maliye politikası ile para politikasını birbirine bağlayan net bir kurumsal yapı oluşturulmasından geçtiğini söyledi. Neccar, kamu kaynaklarının yönetiminde şeffaflık ve hesap verebilirliğin güçlendirilmesinin temel öncelik olması gerektiğini vurguladı.

Neccar, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, hükümetin Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi uluslararası ortaklarla entegre bir çerçevede çalıştığını ifade etti. Önceliklerin kamu mali yönetiminin reformu, harcamaların kontrol altına alınması ve bazı tahsilat mekanizmalarının geliştirilmesi olduğunu kaydeden Neccar, bu adımların mali ve parasal yönetişime geçişi destekleyen çok sayıda projeye yansıdığını dile getirdi.

Öte yandan Yemen’de yargı ve idari denetim kurumlarının halen zayıf ve tam anlamıyla bağımsız olmadığı belirtiliyor. Bu durumun, egemenlik kapasitesinin sınırlı olduğu bir ortamda yolsuzlukla mücadele önlemlerinin uygulanmasını ve yasaların ülke genelinde etkin biçimde hayata geçirilmesini zorlaştırdığı ifade ediliyor.

Yolsuzluğun yeniden tanımlanması

Yemen’in yolsuzluk endeksindeki gerilemesinin, on yılı aşkın süredir devam eden savaşın geçici bir sonucu olmanın ötesinde, yolsuzluğun bir idari sapma olmaktan çıkarak savaş ekonomisinin yapısal bir unsuruna dönüşmesinin yansıması olduğu değerlendiriliyor. Bu çerçevede, mevcut tablo sürdüğü sürece para ve maliye politikalarına yönelik sınırlı müdahalelerin etkisinin kısıtlı kalacağı, asıl sorunun iktidar, kaynak ve silah arasındaki ilişkinin niteliğinde düğümlendiği ifade ediliyor.

fdvfdv
Taiz’de yıllar önce yolsuzluk nedeniyle yaşam koşullarının sürekli kötüleşmesine karşı yapılan bir protestodan (AFP)

Savaşın politik ekonomisi alanında uzman Yemenli akademisyen Yusuf Şemsan, ülkenin endeksteki gerilemesine ilişkin yapısal bir okuma sunarak, savaş öncesi dönemde de yolsuzluğun sistemden bir sapma değil, sistemin işleyiş mekanizmasının parçası olduğunu savundu.

Şemsan’ın Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmeye göre, yolsuzluk yapısal dengesizliklerin sürdürülmesinde bir araç işlevi gördü; yasaların etkisizleştirilmesi ve kurumların siyasi ve ekonomik elitleri koruyan yapılara dönüştürülmesi bu sürecin temel unsurları oldu. Bu anlamda yolsuzlukla mücadelenin sistem içinde gerçekçi bir seçenek olmadığı, çünkü bunun mevcut düzenin temellerine dokunmak anlamına geleceği belirtildi.

Şemsan’a göre daha tehlikeli dönüşüm ise savaşın başlamasının ardından yaşandı. Yolsuzluk, yasa ve kurum korumasından çıkarak silah ve güç korumasına dayalı bir yapıya evrildi; savaş ekonomisinin parçası ve başlıca rant ile finansman kaynağı haline geldi. Bu yapı, ordu, güvenlik, petrol ve gaz, kamu maliyesi, merkez bankası, elektrik ve insani yardım gibi kritik egemenlik alanlarında yoğunlaştı.

sdf
Yemen’deki insani yardımlar da yolsuzluktan nasibini aldı. Bu durum insani yardımı rant arayışının ve karaborsanın bir kaynağı haline getirdi. (Reuters)

Savaş yıllarında ülkede hayali askeri ve güvenlik birimlerinin oluşturulduğu, bu alanlarda maaşlarda mükerrer ödemeler yapıldığı, tedarik sözleşmelerinde yolsuzluk, yakıt ve silah kaçakçılığı vakalarının arttığı kaydedildi. Enerji sektöründe şeffaf olmayan sözleşmeler imzalandığı, bütçe dışı gelirlerin oluştuğu ve kaynakların silahlı nüfuz ağlarına aktarıldığı ifade ediliyor.

İrade sınavı

Bu karmaşık tablo içinde Yemen riyalinin değeri sert biçimde geriledi; kötü kur yönetimi, kamu gelirlerinin yağmalanması ve yasa dışı para transfer ağları nedeniyle alım gücü çöktü ve yaşam koşulları ağırlaştı. Elektrik sektöründeki sözleşmelerde yolsuzluğun yaygınlaştığı, insani yardımların ise rant kaynağına ve kara borsaya dönüştüğü ifade ediliyor.

Yemenli ekonomi araştırmacısı Abdulhamid el-Mesacedi ise ülkenin Transparency International endeksindeki alt sıralarının sürpriz olmadığını belirterek, bunun devlet kurumlarının çöküşünün ‘sayısal bir teyidi’ niteliği taşıdığını söyledi.

sdfrg
Marib’teki bir mülteci kampının yakınında çocuklarıyla birlikte duran Yemenli bir adam. Bu kampta, mülteciler insani yardımların kötü yönetilmesinden mustarip. (Reuters)

Mesacedi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu endeksin rüşvet düzeyini ölçtüğünü, aynı zamanda yönetişim zafiyetini, kamu kaynaklarının siyasallaştırılmasını ve denetim ile hesap verebilirlik mekanizmalarının aşınmasını yansıttığını belirtti.

Son yıllardaki başlıca yolsuzluk göstergelerini sıralayan Mesacedi, mali ve parasal kurumlarda yaşanan ikili yapının karar alma süreçlerinde çelişki yarattığını ve para politikasının bağımsızlığını zayıflattığını ifade etti. Üretken olmayan harcamaların genişlediğini, özellikle egemen sektörlerde gelir yönetiminde disiplinin kaybolduğunu kaydeden Mesacedi, imtiyaz ve tekel ekonomisinin nüfuz ağlarıyla iç içe geçerek rekabet ortamını bozduğunu ve gerçek özel sektörü dışladığını dile getirdi.

Mesacedi, bu uygulamaların yalnızca etik bir sapma olarak kalmadığını; para biriminin değer kaybı, ithalat maliyetlerinin artışı, yerli ve yabancı yatırımların gerilemesi ile ülke risk priminin ve finansman maliyetlerinin yükselmesinde doğrudan ekonomik bir etken haline geldiğini vurguladı.

ddv
Yemen’deki yolsuzluk, idari bir olgudan savaş ekonomisinin yapısal bir bileşenine dönüştü. (Reuters)

Faris en-Neccar, Yemen’in yeniden imarı için yürütülen iş birliği programlarının yalnızca mali destekle sınırlı kalmadığını belirterek, Suudi Arabistan’ın Yemen’in Yeniden İnşası Programı kapsamında yönetim standartları, harcama mekanizmaları ve hizmetlerin iyileştirilmesine ilişkin şartların da yer aldığını ifade etti. Neccar, önümüzdeki dönemde tek hazine hesabının etkinleştirilmesi, genel bütçenin onaylanması ve dijitalleşmenin yaygınlaştırılması gibi somut adımlara daha fazla ağırlık verilmesinin beklendiğini söyledi.

Yusuf Şemsan ise şiddet, gelir ve karar alma yetkisini tekelinde toplamayan bir devletin yolsuzlukla etkin biçimde mücadele edemeyeceğini vurguladı. Savaş ekonomisi koşullarında yolsuzluğun rasyonel, kârlı ve güçle korunan bir yapıya dönüştüğünü belirten Şemsan, bu yapısal mantık kırılmadıkça reform söylemlerinin yetersiz kalacağını savundu. Şemsan’a göre gerçek başlangıç noktası, yolsuzluğu savaş ekonomisinin ayrılmaz parçası haline getiren döngünün kırılması.

Abdulhamid el-Mesacedi ise iyileşme ihtimalini dışlamadığını ancak bunun belirli koşullara bağlı olduğunu ifade etti. Bu koşullar arasında mali kurumların birleştirilmesi, merkez bankasının bağımsızlığının güçlendirilmesi, denetim mekanizmalarının etkinleştirilmesi, gelir, gümrük ve vergi sistemlerinin dijitalleştirilmesi, egemen kaynaklarda tam şeffaflık sağlanması ve dış desteğin ölçülebilir reform şartlarına bağlanması yer alıyor.


Irak'taki bir grup, Bağdat havaalanındaki ABD askeri üssünün bombalandığını duyurdu

Bağdat'ta bir protestocu, İran Yüksek Lideri Ali Hamaney'in ölümünün açıklanmasının ardından onun fotoğrafını taşıyor, (Reuters)
Bağdat'ta bir protestocu, İran Yüksek Lideri Ali Hamaney'in ölümünün açıklanmasının ardından onun fotoğrafını taşıyor, (Reuters)
TT

Irak'taki bir grup, Bağdat havaalanındaki ABD askeri üssünün bombalandığını duyurdu

Bağdat'ta bir protestocu, İran Yüksek Lideri Ali Hamaney'in ölümünün açıklanmasının ardından onun fotoğrafını taşıyor, (Reuters)
Bağdat'ta bir protestocu, İran Yüksek Lideri Ali Hamaney'in ölümünün açıklanmasının ardından onun fotoğrafını taşıyor, (Reuters)

Irak'ta "Saraya Evliya el-Dam" olarak bilinen bir grup, bu sabah Bağdat Uluslararası Havalimanı'ndaki "Victoria" askeri üssünü hedef alan bir insansız hava aracı (İHA) sürüsüyle saldırı düzenlediğini duyurdu.

Silahlı grup yaptığı açıklamada, "Dini görevimizi yerine getirmek, lider Ali Hamaney'e misilleme yapmak ve İran İslam Cumhuriyeti'ni desteklemek amacıyla mücahitlerimiz bugün, Bağdat Havaalanı'ndaki Victoria askeri üssünü hedef alan bir İHA filosuyla saldırı düzenledi" denildi.

Evliya el-Dam Tugayları dün gece, Kürdistan bölgesindeki Erbil şehrinde bulunan Amerikan tesislerini bombaladıklarını duyurdu.


Irak “savaşın başka bölgelere de yayılmasından” korkuyor

Dün Erbil Havaalanı yakınlarında ABD güçlerini hedef alan bir İHA saldırısının ardından yükselen duman (EPA)
Dün Erbil Havaalanı yakınlarında ABD güçlerini hedef alan bir İHA saldırısının ardından yükselen duman (EPA)
TT

Irak “savaşın başka bölgelere de yayılmasından” korkuyor

Dün Erbil Havaalanı yakınlarında ABD güçlerini hedef alan bir İHA saldırısının ardından yükselen duman (EPA)
Dün Erbil Havaalanı yakınlarında ABD güçlerini hedef alan bir İHA saldırısının ardından yükselen duman (EPA)

Irak, dün ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği saldırıların yansımalarından uzak durmaya çalışarak, savaşın kendi topraklarına yayılma girişimlerine karşı uyarıda bulundu.

Bu uyarı, Bağdat'ın güneyindeki Babil vilayetindeki Curf es-Sahr'daki İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı silahlı grupları hedef alan saldırılar ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) bir ABD üssünün bulunduğu Erbil Havaalanı yakınlarındaki bölgede gerçekleştirilen diğer saldırıların ardından yapıldı.

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, komutanlar ve güvenlik kurumlarının liderleriyle bir toplantı düzenledi. Toplantı, Curf es-Sahr ve Erbil'e yapılan saldırılara atıfla ‘Irak'ın birçok bölgesini etkileyen açık saldırganlığın sonuçları’ konusunda uyarıda bulunan bir açıklamayla sona erdi. İran'a yönelik ‘haksız saldırının’ kınandığı açıklamada, ‘Irak'ın egemenliğini, hava sahasını ve topraklarını ihlal etmek veya bunları İran'a saldırı için geçiş yolu veya fırlatma rampası olarak kullanmak, tıpkı ülkemizin topraklarının veya karasularının Irak'ı çatışmaya sürüklemek için bir gerekçe olarak kullanılması kabul edilemez olduğu gibi’ uyarısında bulunuldu.

Irak’ta İran destekli Şii milis gücü Ketaib Hizbullah, Curf es-Sahr'da iki kişinin öldüğü hava saldırısının ardından ‘ABD üslerine’ saldırı düzenleyeceklerini duyurdu.