Sudan'da bölünme riski artıyor

Sudan ve Sudanlılar için bu savaşta her iki tarafı da mağlup etmekten başka kurtuluş yok

Hartum'un güneyindeki bir kereste deposunda çıkan yangından dumanlar yükseliyor. (AFP)
Hartum'un güneyindeki bir kereste deposunda çıkan yangından dumanlar yükseliyor. (AFP)
TT

Sudan'da bölünme riski artıyor

Hartum'un güneyindeki bir kereste deposunda çıkan yangından dumanlar yükseliyor. (AFP)
Hartum'un güneyindeki bir kereste deposunda çıkan yangından dumanlar yükseliyor. (AFP)

Emced Ferid et-Tayyib

26 Ekim'de yeniden başlayan Cidde Müzakereleri’nin sona ermesinin ardından Darfur bölgesindeki çatışmaların yoğunlaşmasıyla son haftalarda Sudan'da tansiyon hızla yükseldi. Ordu güçleri ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki müzakere turu, 7 Kasım'da önemli bir ilerleme kaydedemeden sonlandırıldı.

Suudi Arabistan ve ABD'nin arabuluculuğunda (Son turda onlara, Sudan'ın da üye olduğu, Doğu Afrika ülkelerinin bölgesel örgütü olan Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD) de katıldı) gerçekleşen Cidde Müzakereleri’nde iki tarafın da yer almasına rağmen, müzakereyi ele alış biçimleri ciddiyet taşımıyordu. Bunun göstergesi, müzakere heyetlerinin aracı liderlerden oluşması ve bu isimlerin temsil ettikleri tarafları varılan sonuca bağlama becerisine sahip olmamasıdır.

Belki de ordu ve HDK’nin, müzakerelerin başladığı geçtiğimiz mayıs ayından bu yana defalarca varılan ve imzalanan ateşkes anlaşmalarına uymaması bunun kanıtıdır.

Diğer yandan müzakere edilen konular, başta HDK milisleri olmak üzere her iki tarafın da ciddiyetten yoksun olduğunu ortaya koyuyor. Zira 21’inci yüzyılın üçüncü on yılına adım atarken, geçen yüzyılın ortasında İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana uluslararası anlaşmalarla güvence altına alınan yasal ve zorunlu yükümlülüklerin müzakere edilmesi mümkün değildir. İnsani yardımın ulaştırılmasına izin verilmesi veya sivil tesislerin korunmasının sağlanması için müzakere yapılması, Suudi ve Amerikalı arabulucuların huzurunda mutabakat imzalandıktan sonra bile bu yükümlülüklerin uygulanmasının göz ardı edilmesi, bir kısır döngü içinde yürütülen müzakerelerde, çatışan iki tarafın ihlallerini baskı kartı olarak kullanmasına olanak tanıdı. Bu durum, HDK’nin vatandaşları önce evlerinden çıkarıp daha sonra o evleri yağmalayıp işgal ettiği zorbalığını bile müzakere şartlarından biri olarak kullanmaya başladığı noktaya geldi.

Tüm bu olanlara paralel düzeyde askeri operasyonlar artmaya devam etti. HDK milisleri, yalnızca Kuzey Darfur eyaleti ve başkenti el-Faşir'in HDK’nin kontrolü dışında kaldığı Darfur bölgesi üzerindeki kontrolünü genişletmeyi sürdürdü.

dsfvegrt
Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan, ordu personeli ile birlikte Port Sudan'ndaki bir mahalleyi ziyaret etti. (AFP)

Kuzey Darfur eyaletinin başkenti el-Faşir ve çevresi, Darfur'un diğer bölgelerindeki HDK ihlallerinden kaçan çok sayıda yerinden edilmiş insanın sığınağıydı. Bu, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'i HDK’ye el-Faşir'e saldırmamaları konusunda bir uyarıda bulunmaya yöneltti.

ABD Dışişleri Bakanlığı da durumla ilgili bir açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“ABD, Kuzey Darfur eyaletinin başkenti el-Faşir'e yönelik büyük çaplı bir HDK saldırısının yaklaştığı yönündeki haberlerden derin kaygı duymaktadır. Bu, birçoğu yakın zamanda başka bölgelerden el-Faşir'e kaçan yüz binlerce yerinden edilmiş kişi de dahil olmak üzere sivilleri büyük tehlikeye maruz bırakacaktır.”

Bölgedeki HDK operasyonlarının artması, Cuba Barış Anlaşması'nı imzalayan silahlı mücadele hareketlerinin daha önce ilan ettikleri tarafsızlık durumuna son vermelerine ve HDK’ye karşı tüm cephelerde askeri operasyonlara katılmaya başlayacaklarını duyurmalarına yol açtı. Söz konusu gruplar, HDK’nin faaliyetlerini “ulus karşıtı uygulamalar ve yaşam hakkı da dahil olmak üzere insanlığa karşı suçlar” olarak nitelendirerek ihlalleri kınadı. Ayrıca, şu anda gündemde olan ‘Sudan'ın parçalanmasının’ hayata geçirilmesine izin vermeyeceklerini ifade ettiler.

HDK milisleri, yalnızca Kuzey Darfur eyaleti ve başkenti el-Faşir'in HDK’nin kontrolü dışında kaldığı Darfur bölgesi üzerindeki kontrolünü genişletmeyi sürdürdü.

Darfur silahlı mücadele hareketleri tarafından 16 Kasım'da yayınlanan bir bildiride şu ifadeler yer aldı:

“Darfur'un Sudan'ın parçalanmasına giriş kapısı olmasına izin vermeyeceğiz. Yabancı çevreleri kullanarak Sudan'ı parçalamaya ve Sudan devletinin yıkıntıları üzerinde bağımsız mini devletler kurmaya çalışan güçlere uyarıda bulunuyoruz.”

Açıklamada Çad devletine, HDK’yi desteklemeyi bırakması, onlara malzeme ve ekipman sağlamayı durdurması ve sınırlarını, hava sahasını, havaalanlarını açması çağrısında bulunuldu. Açıklamanın devamında uluslararası ve bölgesel topluma savaşı durdurmak ve Sudan'ın birliğini ve egemenliğini korumak için net bir duruş sergileme çağrısı yapıldı. Ayrıca Afrika Birliği'ne (AfB) Darfur'da işlenen ihlalleri ve ‘soykırım’ suçlarını durdurma çağrısı yapıldı.

Bazı gözlemciler, Darfur hareketlerini bu pozisyonu almaya ve daha önce ilan ettikleri tarafsızlık durumuna son vermeye teşvik etmek için ordu güçlerinin Darfur garnizonlarından kasıtlı olarak çekilme olasılığına işaret etti. HDK milisleri ise ele geçirdiği bölgelerde vatandaşlara yönelik ihlaller gerçekleştirmeye devam etti. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), 26 Kasım'da Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'ni sivilleri korumak ve HDK liderlerini cezalandırmak için harekete geçmeye çağıran bir rapor yayınladı. HRW, Batı Darfur'un el-Cuneyna kentinde bulunan Ardamata köyünde Masalitlerin onlarca üyesine yönelik yağma, saldırı ve yasa dışı gözaltı suçlarının yanı sıra, kasım ayında HDK üyeleri tarafından yüzlerce sivilin öldürülmesini belgeledi. HRW, HDK’nin eylemlerini ‘etnik cinayet dalgası’ olarak nitelendirdi.

fvbrth
Hartum'un güneyindeki bir kereste deposunda çıkan yangından dumanlar yükseliyor. (AFP)

Çad'ın doğusundaki Adre Mülteci Kampı’nda hayatta kalan 70'ten fazla kişiyle görüşmeler yapan Reuters, 22 Kasım’da yayınladığı araştırma raporunda, Darfur halkının HDK üyeleri tarafından başına gelen toplu katliam, tecavüz, yağma ve işkence olaylarını belgeledi.

Darfur Barosu, kasım ayı ortasında yaptığı açıklamada, Darfur bölgesindeki milislerin işlediği insan hakları ihlallerini ve suçları belgeleyen çalışmaları nedeniyle HDK'den tehditler aldığını açıklamıştı. Bu, milislerin, Sudan siyasi arenasında kurumsal varlığını sürdürmesine olanak tanıyan alternatif bir gerçeklik yaratma bağlamında ihlallerine ve suçlarına işaret eden tüm sesleri susturmayı amaçlayan medya uygulamalarının bir parçası.

Diğer taraftan, Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG), 18 Kasım'da Kahire'deki müzakere toplantısını tamamladı. Çatışmanın her iki tarafıyla doğrudan görüşme girişiminin başlatıldığını duyurdu. Bu, 21 Ekim'de Addis Ababa'da ilan edilen, eski Başbakan Abdullah Hamduk'u başkan olarak seçen ve üyeliğine ÖDBG’yi dahil eden Sivil Cephe’nin ihlali gibi görünüyor. Ancak görünen o ki ÖDBG, bu yeni cephenin eklem noktalarını tam olarak kontrol edemeyince siyasi hareketini tek başına sürdürmeyi tercih etti.

Sudan ve Sudanlılar için bu savaşta her iki tarafı da mağlup etmekten başka kurtuluş yok. Bunun dışında herhangi bir açıklamanın -her türlü gerekçeyle- desteklenmesi, Sudan’da devam eden yıkımın reçetesinden başka bir şey değildir.

ÖDBG girişimini başlattı, ancak düzenlediği basın toplantısında, orduya siyaset ve ekonomi alanını terk etmesi çağrısında bulunan Sözcü Taha İshak'ın açıkça ortaya koyduğu siyasi bir hatayı ortaya çıkardı. İshak, HDK milislerinin bu alanlardaki varlığını sürdürmesini, siyasi ve sosyal kuluçka merkezlerinin bulunduğunu söyleyerek gerekçelendirdi. ÖDBG, milislerin Sudanlılara karşı işlediği onca suçtan sonra HDK silahının varlığına ve siyasette kullanılmasına meşruiyet kazandırmaya çalışan bu argümanı desteklemeye devam ediyor. Farkında olmadan sadece kendini değil, tüm Sudanlıları kafalarından, göğüslerinden ve ayaklarından vuruyor.

Temmuz 2011'de Sudan bölündü. Güney Sudan, 2005 yılında imzalanan Kapsamlı Barış Anlaşması'nın koşullarının öngördüğü şekilde birliği çekici hale getirememesi üzerine elli yıldan fazla süren iç savaşın ardından bağımsızlığını ilan etti. Böylelikle Sudan, topraklarının ve nüfusunun üçte birini kaybetti. Ancak Sudanlı siyasi elit, siyasetin aşırılıklarından ve zorlamalarından uzak sağlam ulusal sabiteleri korumanın, ulusun korunmasında son derece önemli bir şey olduğu, bu olmadan Sudan'ın bölünme ve dağılma risklerinin yeniden arttığı dersini henüz öğrenemedi.

Bugün Darfur üzerindeki HDK kontrolüyle bu olasılıklar artıyor. HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) ve onun haleflerinin, savaşın başlangıcından bu yana Sudan'ın her bölgesini kontrol etmeye çalıştıkları açık. Ama görünen o ki, Darfur bölgesindeki savaş ganimetleriyle yetinmekten pek de çekinmiyor. Bu, biri batı ve güney Sudan'ı, diğeri ise doğu ve kuzey Sudan'ı kontrol eden iki başarısız devlet için bir reçetedir.

Sudan ve Sudanlılar için bu savaşta her iki tarafı da mağlup etmekten başka kurtuluş yok. Ordunun, siyasetin kesişme ve çatışmalarından uzak, devlet aygıtının bir parçası olarak mesleki rolünü yerine getiren ulusal bir kurum olarak yeniden düzenlenmesi gerekiyor. HDK milislerinin ise tüm siyasi, ekonomik ve askeri uzantılarıyla kurumsal varlığı sona ermeli. Bunun dışında herhangi bir açıklamanın -her türlü gerekçeyle- desteklenmesi, Sudan’da devam eden yıkımın reçetesinden başka bir şey değildir.



Şara, cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmesinin yıldönümünde şunları söyledi: Geleceği adalet ve kalkınma ile birlikte inşa edeceğiz ve Suriye'yi hak ettiği yere geri döndüreceğiz

Suriye Devlet Başkanı Ahmed el Şara (Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed el Şara (Reuters)
TT

Şara, cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmesinin yıldönümünde şunları söyledi: Geleceği adalet ve kalkınma ile birlikte inşa edeceğiz ve Suriye'yi hak ettiği yere geri döndüreceğiz

Suriye Devlet Başkanı Ahmed el Şara (Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed el Şara (Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, göreve başlamasının yıldönümünde Suriye haber ajansı SANA'ya göre bugün yaptığı açıklamada, Suriyelilerin "Suriye'yi hak ettiği yere geri getirecek kapsamlı bir kalkınmayla geleceği birlikte inşa edeceklerini" söyledi.

“X” platformunda yaptığı bir paylaşımda el-Şara şunları söyledi: “Suriye Arap Cumhuriyeti başkanlığı görevini üstlenmemin üzerinden bir yıl geçti. Bu süre zarfında, Suriye halkının her alanda gösterdiği fedakarlıkları ve sabrı hatırlıyorum ve Allah'tan bu emanete layık olmamı diliyorum.”

Şöyle devam etti: “Geleceği birlikte, sarsılmaz bir adalet, kalıcı istikrar ve kapsamlı bir kalkınma ile inşa edeceğiz; bu da Suriye'yi hak ettiği yere geri getirecek ve halkının özlemlerini karşılayacaktır.”

Şarku’l Avsat’ın SANA’dan aktardığına göre, 29 Ocak 2025'te Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda, "askeri operasyon komutanlığı ve Suriye devrimci güçlerinin geniş katılımıyla" Suriye devriminin zaferini ilan eden bir konferans düzenlendi.

SANA’nın haberine göre"konferans, Ahmed el-Şara'nın Cumhurbaşkanı olarak atanmasını, tüm askeri grupların ve devrimci siyasi ve sivil organların feshedilmesini ve devlet kurumlarına entegre edilmesini ilan ederek önemli bir dönüm noktası oldu."

Konferansta ayrıca 2012 anayasasının iptali, tüm istisnai yasaların askıya alınması, Beşşar Esed rejiminin ordusunun dağıtılması ve "Suriye ordusunun ulusal temeller üzerine yeniden inşası" ilan edildi.

Alınan kararlar arasında, Esed rejiminin güvenlik aygıtının dağıtılması ve yeni bir güvenlik kurumunun kurulmasının yanı sıra, Halk Meclisi, Arap Sosyalist Baas Partisi, Ulusal İlerici Cephe partileri ve bunlara bağlı örgüt, kurum ve komitelerin feshedilmesi ve herhangi bir isim altında yeniden kurulmalarının yasaklanması da yer alıyordu.


SDG, Şam ile kapsamlı bir anlaşmaya vardığını duyurdu: İşte anlaşmanın maddeleri

Haseke’de Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensupları (AFP)
Haseke’de Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensupları (AFP)
TT

SDG, Şam ile kapsamlı bir anlaşmaya vardığını duyurdu: İşte anlaşmanın maddeleri

Haseke’de Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensupları (AFP)
Haseke’de Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensupları (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam yönetimi, bugün (Cuma) ateşkes ve taraflar arasında askeri, güvenlik ve idari kurumların kademeli entegrasyonunu öngören kapsamlı bir anlaşmaya varıldığını açıkladı. Anlaşma kapsamında Kürt halkının medeni ile eğitim hakların düzenlenecek.

Anlaşma kapsamında, temas hatlarındaki askeri birliklerin çekilmesi ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı güvenlik güçlerinin Haseke ve Kamışlı merkezlerine konuşlandırılması öngörülüyor. Ayrıca, ağırlıklı olarak Kürtlerin liderliğindeki SDG bünyesinden tugaylar içeren bir askeri tümen kurulması kararlaştırıldı.

SDG, anlaşmanın maddelerini önce bir açıklamayla duyururken, Şam yönetimi daha sonra resmi medya aracılığıyla anlaşmayı teyit etti. Yeni düzenleme, SDG’den üç tugayı kapsayan bir askeri tümenin oluşturulmasını ve Kobani (Ayn el-Arab) güçlerinden bir tugayın Halep’e bağlı bir tümen içine alınmasını içeriyor.

frgty6u7
Haseke’de Suriye Demokratik Güçleri (SDG) unsurları (AFP)

Anlaşma metninde, “özerk yönetim” kurumlarının Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi ve sivil personelin statülerinin korunması da yer aldı.

Anlaşma metninde Metinde, yerinden edilenlerin bölgelerine geri dönüşlerinin garanti altına alınacağı da belirtiliyor.

Anlaşma hangi maddeleri içeriyor?

SDG’nin resmi internet sitesinde yapılan açıklamanın tamamı şöyle:

“Suriye Demokratik Güçleri ile Suriye Hükümeti Arasındaki Anlaşma Metni;

Suriye Demokratik Güçleri ile Suriye hükümeti arasında, kapsamlı bir anlaşma uyarınca ateşkese varılmış; iki taraf arasındaki askeri ve idari güçlerin kademeli bir entegrasyon süreci üzerinde de mutabakata varılmıştır.

Anlaşma; askeri güçlerin temas hatlarından çekilmesini, İçişleri Bakanlığı'na bağlı güvenlik güçlerinin Haseke ve Kamışlo şehir merkezlerine girmesini ve bölgedeki güvenlik güçlerinin entegrasyon sürecinin başlatılmasını, Suriye Demokratik Güçleri'nden üç tugayı içeren bir askeri tümen oluşturulmasını ve buna ek olarak Halep vilayetine bağlı bir tümen bünyesinde Kobani güçleri için bir tugay kurulmasını kapsamaktadır.

Anlaşma ayrıca, sivil memurların kadrolarının korunmasıyla birlikte Özerk Yönetim kurumlarının Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesini de içermektedir.

Ayrıca Kürt halkının medeni ve eğitim haklarının düzenlenmesi ve yerinden edilenlerin bölgelerine geri dönüşlerinin garanti altına alınması konusunda da anlaşmaya varılmıştır.

Anlaşma, ilgili taraflar arasındaki işbirliğini güçlendirerek ve ülkeyi yeniden inşa etme çabalarını birleştirerek, Suriye topraklarını birleştirmeyi ve bölgede tam entegrasyon sürecini gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır.”

Öte yandan, 24 Ocak’ta Şam ile SDG, aralarındaki ateşkesi 15 gün uzattıklarını ve görüşmelerin sürdüğünü açıklamıştı.

Kürtlerin öncülüğünde, Arap savaşçıları da bünyesinde barındıran SDG, Suriye iç savaşında kilit bir rol oynadı. ABD desteğiyle DEAŞ’a karşı mücadele eden SDG, örgütü Suriye’de büyük ölçüde yenilgiye uğrattı. Bu süreçte, kuzey ve doğu Suriye’de petrol sahalarını da içeren geniş alanların kontrolünü ele geçirerek özerk bir yönetim kurdu. Ayrıca binlerce radikal unsuru gözaltında tuttu; Uluslararası Af Örgütü, Ağustos 2023’te bu sayıyı yaklaşık 10 bin olarak tahmin etmişti.

Ancak Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından, Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni Suriye yönetimi, ülkenin devlet güçleri altında birleştirilmesi hedefiyle SDG ile güçlerin ve kurumların entegrasyonu konusunda müzakerelere başladı. Görüşmeler zaman zaman tıkanırken, bir askeri çatışmanın ardından taraflar yeni bir anlaşmaya ulaştı.

Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında kapsamlı bir anlaşmaya varıldı. Anlaşma kapsamında SDG'den askeri tümen kurulacak, askeri ve idari güçlerin kademeli entegrasyonu sağlanacak ve Kürt halkının medeni ile eğitim hakların düzenlenecek.

Anlaşma metnine göre, “askeri güçler temas hatlarından çekilecek ve Suriye İçişleri Bakanlığı'na bağlı güvenlik güçleri Haseke ile Kamışlo şehir merkezlerine girecek”. Ayrıca SDG'ye bağlı üç tugaydan oluşan bir askeri tümen kurulacak ve Kobani güçleri için de Halep vilayetine bağlı bir tümen bünyesinde ayrı bir tugay oluşturulacak.


ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) çalışanları, 2024’ün ilk aylarında, Gazze’nin kuzeyinde gıda ve tıbbi yardım eksikliğinin kritik boyutlara ulaştığına dair uyarılarını, dönemin ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililere iletti. Şarku'l Avsat'ın Reuters’tan aktardığı habere göre, söz konusu uyarılar kurum içi yazışmalar yoluyla yapıldı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarının ve İsrail’in Gazze’ye kara harekâtının üzerinden üç ay geçtikten sonra hazırlanan iç mesajda, Ocak ve Şubat aylarında iki aşamada bölgeye giden Birleşmiş Milletler çalışanlarının sahada gözlemlediği sarsıcı manzaralar ayrıntılı biçimde yer aldı.

frgtyu7
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’da, hayır mutfağından pişmiş yemek almak için bekleyen Filistinliler, 28 Nisan 2025 (Reuters)

Çalışanlar, yollarda insan uyluk kemiği ve başka kemikler gördüklerini, araçlarda bırakılmış cesetlere rastladıklarını aktardı. Ayrıca özellikle gıda ve temiz içme suyu başta olmak üzere insani ihtiyaçlarda “felaket düzeyinde” bir eksiklik bulunduğunu vurguladılar.

Ancak Reuters’in görüştüğü dört eski yetkili ile incelenen belgelere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew ve yardımcısı Stephanie Hallett, telgrafların yeterli tarafsızlık içermediği gerekçesiyle ABD hükümeti içinde daha geniş biçimde dağıtılmasını engelledi.

Gazze’deki duruma resmî itiraf meselesi

Altı eski ABD’li yetkili, Şubat 2024’te gönderilen telgrafın, yılın ilk yarısında iletilen ve İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı nedeniyle sağlık, gıda, hijyen koşullarındaki hızlı bozulmayı ve toplumsal düzenin çöküşünü belgeleyen beş telgraftan biri olduğunu söyledi.

vf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye’de, savaşta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 6 Ocak 2026 (Reuters)

Reuters bu telgraflardan birini inceledi. Diğer dört telgrafın da Lew ve Hallett tarafından “tarafsızlık” kaygısıyla engellendiğini, içeriklerini bilen dört eski yetkili doğruladı.

Üç eski ABD’li yetkili, bu telgraflardaki ayrıntıların olağanüstü derecede sarsıcı olduğunu ve yönetim içinde geniş biçimde paylaşılsaydı üst düzey karar alıcıların dikkatini çekeceğini belirtti. Yetkililere göre bu durum, Biden’ın aynı ay yayımladığı ve ABD istihbarat ve silah tedarikini İsrail’in uluslararası hukuka uyumuna bağlayan ulusal güvenlik muhtırasına yönelik denetimi de sıkılaştırabilirdi.

O dönem USAID’de Batı Şeria ve Gazze’den sorumlu bilgi birimi başkan yardımcısı olan Andrew Hall, “Telgraflar insani bilgiyi aktarmanın tek yolu değildi; ancak büyükelçinin Gazze’deki gerçek durumu resmen kabul etmesi anlamına gelirdi” dedi.

ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği, bölgedeki diğer büyükelçiliklerden gelenler de dahil olmak üzere Gazze’ye ilişkin telgrafların çoğunun hazırlanması ve dağıtımını denetliyordu. Üst düzey bir eski yetkili, Büyükelçi Lew ve yardımcısı Hallett’in sık sık USAID yönetimine, telgraflardaki bilgilerin zaten medyada geniş biçimde yer aldığını söylediklerini aktardı.

Eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Biden’ın temsilcileri, söz konusu telgrafların hiçbir zaman ABD hükümetinin üst kademelerine ulaşmadığı iddiasına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

Gazze savaşı, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği ve 1.250’den fazla kişinin öldüğü saldırıların ardından başladı. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gazze’de hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bini aştı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl eylülde Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanında Gazze için barış planını açıklamış olsa da, çatışmalar durmadı. Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 481 kişi daha öldürüldü.

Biden yönetiminin savaş boyunca İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içinde derin bir bölünmeye yol açtı ve konu parti adayları açısından hâlâ çözülmüş değil. Reuters/Ipsos’un geçen ağustosta yaptığı ankete göre, Demokratların yüzde 80’inden fazlası İsrail’in Gazze’deki askerî karşılığının aşırı olduğunu ve ABD’nin açlık riskiyle karşı karşıya olan Gazze halkına yardım etmesi gerektiğini düşünüyor.