Hizbullah, direnişe nasıl el koydu ve komünistlerden nasıl kurtuldu?

Hizbullah, direnişe karşı en korkunç caydırma, yıldırma ve yerinden etme yöntemlerini kullanarak 600'den fazla üyesini etkiledi.

Lübnan Komünist Partisi (LKP) Genel Sekreteri George Havi, 1976 iç savaşı sırasında bir kampı ziyaret ederken (Fotoğrafçı Diyab el-Kursayfi'nin arşivinden)
Lübnan Komünist Partisi (LKP) Genel Sekreteri George Havi, 1976 iç savaşı sırasında bir kampı ziyaret ederken (Fotoğrafçı Diyab el-Kursayfi'nin arşivinden)
TT

Hizbullah, direnişe nasıl el koydu ve komünistlerden nasıl kurtuldu?

Lübnan Komünist Partisi (LKP) Genel Sekreteri George Havi, 1976 iç savaşı sırasında bir kampı ziyaret ederken (Fotoğrafçı Diyab el-Kursayfi'nin arşivinden)
Lübnan Komünist Partisi (LKP) Genel Sekreteri George Havi, 1976 iç savaşı sırasında bir kampı ziyaret ederken (Fotoğrafçı Diyab el-Kursayfi'nin arşivinden)

Sevsan Mehanna

Lübnan'ın direniş hareketleri ile ilişkisi bölgedeki tüm ülkeler arasında en zengin olanı olabilir. Lübnan, siyasi koşullar ve İsrail ile paylaşılan sınırların dayatılmasıyla İsrail hedefleri ve saldırı çemberi içinde kaldı. Bunun sebebi de Lübnan’ın, 1969 Kahire Anlaşması’yla Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) topraklarındaki varlığını onaylayarak örgütün kuruluşuna ev sahipliği yapmasıdır.

Kahire Anlaşması bazı sonuçlar doğurdu. Anlaşmanın en önemli sonuçlarından biri, Lübnan-Filistin ilişkilerinin düzenlenmesi ve Filistin direnişinin güney Lübnan'da, özellikle de el-Arkub bölgesi ile bu bölgenin orta ve doğu kesiminde FKÖ’nün askeri üsler kurmasına izin verilmesiydi.

1970 yılında Ürdün'de gerçekleşen eylül olaylarından sonra Filistinli örgütler, mevcut bireylerini ve silahlarını Lübnan'a taşıdı ve çalışmalarını Lübnan sınırları içinde sürdürdü. Bu nedenle Lübnan'ın sınır köyleri, 1970’li yılların başından beri İsrail saldırılarına maruz kalmıştır.

Esed ve El Fetih hareketi

İsrail, 1 Haziran 1982'de Lübnan'ı işgal ettikten sonra başkent Beyrut'un kuşatılması sırasında, dönemin FKÖ lideri Yasir Arafat, Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed'i Filistin devrimini desteklememekle suçladı. 6 Eylül'de Fas'ın Fez kentinde düzenlenen olağanüstü Arap zirvesi sırasında Filistinli yazar ve hikâye anlatıcısı Heysem el-Cerro, “Esed, Arafat ile görüşmekten kaçındı. Esed, Filistin devriminin siyasi ve askeri kararlarını kontrol etmek amacıyla FKÖ Başkanı’nın yaklaşımına itiraz eden bir dizi Filistin devrimi liderinin eşliğinde zirveden ayrıldı. Böylece Esed, Filistin saflarını bölmek için çalışmaya başladı. Esed, Arafat'ın Filistin sorununa barışçıl bir çözüm arama yaklaşımının yanı sıra Filistin kararındaki dışlayıcılığı nedeniyle Albay Ebu Musa ve Ebu Halid el-Umle de dahil olmak üzere önemli sayıda liderin öfkesinden yararlandı” ifadelerini kullandı.

Dürzi lider, Lübnanlı Arap düşünür Kemal Canbolat, ‘This is My Will -Vasiyetim’ adlı kitabında “Yaser Arafat, 27 Mart 1976'da Hafız Esed'le yaptığı görüşmede, ‘Direnişin kalbi ve geleceği Lübnan'dadır. Suriye ordusunun terörizmi ve yıldırma çabasının faydası olmayacaktır. Siyonist düşmanın toplarının ve Amerikan 6. Filosu’nun menzilindeyken Suriye ordusuyla çarpışmamız zor’ dediğini aktarmıştır. Buna karşılık Esed de Arafat’a şu yanıtı verdi:

Filistin diye bir oluşum yok. Filistin halkı diye bir halk da yok. Aksine Filistin, Suriye'nin bir parçasıdır ve bu yüzden sorumlu olan biziz. Suriyeliler Filistin halkının gerçek temsilcileridir.

Filistin direnişi ve Arafat, 30 Ağustos 1982 günü İsrail ordusu tarafından kuşatılmış olan Beyrut'tan ayrıldı. Aynı yılın 16 Eylül'ünde Canbolat'ın Msaytbeh mahallesindeki evinde Lübnan Komünist Partisi (LKP) Genel Sekreteri George Havi ve Lübnan Komünist Eylem Örgütü Genel Sekreteri Muhsin İbrahim, Lübnan Ulusal Direniş Cephesi (LUDC) fikrini ortaya attılar. Bu fikrin omurgasını LKP, 1969-1970 yılları arasında kurulan LKP’ye tabi olan Ensar güçleri, Suriye Sosyal Milliyetçi Partisi, Baas Partisi, Nasırcılar gibi farklı milliyetçi örgütler oluşturdu. Buradan hareketle Lübnan Direniş Alayları ve Emel Hareketi’nin kurulmasına öncülük edildi.

Komünist Parti'nin parçalanması

Solcu yazar, üniversite profesörü Muhammed Ali Muklad, kendi tabiriyle “direnişin kurtuluşu sormadığını, çünkü direniş eyleminin esas olarak kurtuluş için yapıldığını, daha ziyade kurtuluştan sonra ne olacağını sorduğunu” düşünüyor. Muklad, Independent Arabia’ya verdiği demeçte, “LUDC, sosyalizmi inşa etmek ya da sosyalizmin önünü açmak için mücadele ederken, o dönemde koşullar Sovyetler Birliği'ne ve sosyalist sisteme doğru meylediyordu. Aynı zamanda kurtuluş hareketleri yükselerek zirveye ulaşmıştı. Dünyada art arda darbeler meydana geliyordu. Sovyetler Birliği, sessizce çökmeye başlayınca 1985 itibariyle direniş de gerilemeye başladı. Direnişin gerilemesi, kurtuluş sonrası projesinin gerilemesinden kaynaklandı” ifadelerini kullandı.

Muklad, “İslami Direniş savaşa açık dini hedefler ve sloganlarla girdi. Hizbullah ise 1985'teki kuruluş belgesinde kendisini, Lübnan'da örgütlü ya da kapalı bir parti değil, ulusal sınırları aşan Şii İslami bir oluşum olarak sundu. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah bu durumu, ‘Liderlik, yönlendirme, yetkilendirme, savaş ve barış kararları vs. Veliyyi Fakih’in elindedir’ sözleriyle ifade etti” dedi.

Muklad, Hizbullah’ın 1992'de Suriye rejiminin öfkesini çekmesi ve güneye girmesi yasaklandığında hızla siyasi hayata girdiğine işaret etti. 1989'da Lübnan'da Hizbullah ile Emel Hareketi arasındaki savaş sırasında Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri, “Biz Güney'in parçalanmasına karşıyız. Biz Güney'in Arapçılığından yanayız” dedi. Bundan sonra İran ve Suriye, Hizbullah'ın sadece İran'a ait olmadığı, aynı zamanda Suriye'ye de ait olduğu konusunda anlaştı. Hizbullah Suriye'ye bağlandı. Bu olay, eski Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed döneminde gerçekleşti. Muklad, bu olaydan sonra Suriye’nin Hizbullah'a güçlenmesi için tüm direniş imkanlarını sunduğunu söyledi.

Güney'i komünistlerden arındırmak

Beyrut'taki LKP gençlik ve öğrenci grubu liderliğinin eski bir üyesi olan Mesut Muhammed'in Eylül 2016 tarihli detaylı makalesinde, Hizbullah’ın eski Genel Sekreter Yardımcısı Kerim Merve’nin, ‘Deneyimlerimden Bölümler’ adlı kitabından şu bölümü aktardı:

“Cephenin kurulması, şehit lider Kemal Canbolat’ın evinden yayınlanan kuruluş bildirisinin yayınlanmasına eşlik eden direniş ve ilk operasyonlar, komünistler tarafından özellikle Lübnanlıların ve onları her yönden temsil eden siyasi güçlerin İsrail tarafından temsil edilen ana düşmana karşı vatanı savunmak için etrafında birleşecekleri yeni bir Lübnan yurtseverliğinin koşullarını yaratmayı amaçlıyordu. Ancak o dönemdeki talihsizlik, bu samimi ulusal haykırışın birden fazla güçle karşılanmasıydı. Komünistlerin karşılaştığı en acımasız güçler, Emel Hareketi ve yeni ortaya çıkan Hizbullah'tı. Bu karşılaşma sonucunda birçok savaşçının hayatına mal olan suikastlar ve adam kaçırmalar gerçekleşti. Kurbanların ön saflarında düşünür Hüseyin Merve ve Mehdi Amel, onların önünde ise komünist liderler Süheyl Tavile ve Halil Naus vardı. Onlarla birlikte direniş cephesinin en iyi kahramanlarından bazıları da kurbanlar arasında yer alıyordu.”

Muhammed, Hizbulah’ın katıldığı gizli direniş için nitelikli savaşçılar seçtiğini ve kurtuluş misyonunu yerine getirmek için çalıştığını belirtti. Muhammed “Sayda ve çevresinin kurtarılmasından ve sınır şeridine geri dönülmesinden sonra bu iş kolay olmadı. İşgal altındaki topraklarda operasyonlar yürütmek için Emel Hareketi’nin nüfuz bölgelerine sızmak zordu. Emel Hareketi, Zefta'da komünistler için özel hapishaneler kurdu ve direnenlere burada işkence yapıldı. Kurtarılmış bölgelere sızmak İsrail mevzilerini geçmek kadar zordu” ifadelerini kullandı.

Muhammed, sözlerine şöyle devam etti:

Emel Hareketi, komünistlere kötü muamelede mükemmeldi. En çirkin sindirme, saldırı ve yerinden etme yöntemlerini kullandı. 600'den fazla komünist, güneydeki kasaba ve köylerinde istenmeyen kişiler oldukları gerekçesiyle baskı altına alındı. Bunların çoğu Sayda yakınlarındaki sahil kasabası Rumeyle eş-Şufiyye’ye sığındı. Ardından Emel Hareketi, İsrail işgaline ve işkencesine karşı direnenleri tutukladı.

Muhammed, Emel Hareketi’nin, envanterindeki işkence türlerini tattırmadan direnişin bir üyesini -tanınmış bir aktivist, bir sosyal hizmet uzmanı, bir eğitim personeli, bir doktor ya da bir sendikacı- bırakmadığına dikkat çekti. Kâmil Sabah, Ahmed Salih (Kalkınma ve Özgürlük Bloğu'ndaki mevcut temsilci Abdulmecid Salih'in kardeşi), Halil Reyhan (bir suikast girişiminden kurtuldu), Hasan Sabbağ, Hani Zeyneddin, Hasan Hadrac, Edib Vehbe, Dib el-Cesim ve lider İbn Hare Hureyk, 4 Mayıs 1985'te güney banliyösündeki Bi’rul Abd bölgesinde bir Hizbullah güvenlik merkezine birkaç metre mesafeden kaçırıldı. Hureyk, 6 Şubat 1986'da Aynu’l Mreisseh'deki (Beyrut) Aziz George Plajı’nda cesedi parçalanmış bir halde ölü olarak bulundu. Hureyk’in suçu, Emel Hareketi ve Hizbullah tarafından kimliği ve finansmanı bilinen bir dizi tüccar vasıtasıyla korkutma ve yıldırma politikası uygulanarak arazileri en düşük fiyatlarla satın alınıp bölgeden sürülen Hristiyanları geri döndürmeye çalışmaktı. Çünkü Emel Hareketi ve Hizbullah, daha sonra Güvenlik Meydanı olarak adlandırılacak şeyi kuracaktı. Bunu da tek mezhepsel renkten oluşturdular.

rg45y6
Mehdi olarak bilinen Hasan Abdullah Hamdan, LKP’nin sembol isimlerinden biriydi ve 1987 yılında bir suikast sonucu öldürüldü. / Fotoğraf: Sosyal paylaşım siteleri

İsrail'in ikinci çekilmesiyle (2000'deki çekilme) güneydeki çatışma ve direnişin parlak tablosunun değiştiğine dikkat çeken Muhammed şu ifadeleri kullandı:

Çünkü ondan sonra genel siyasi atmosfer tamamen değişti. Milliyetçi ve komünist gruplardaki bir dizi direniş lideri suikasta uğradı. Bu suikastlar, direnişin mezhepçi ve İslami karakteri nedeniyle çarpıtılmış versiyonunun yükselişine giden yolu açtı. Güney cephe halkından arındırıldı. Komünistler Nebatiye, Tire ve diğer yerlerdeki lider ve kadrolara yönelik zulüm ve suikastlar sonrasında kovuldu. Böylece güneydeki ve direnişte mevcut dokudaki çeşitlilik ortadan kaldırıldı. Hizbullah, bazılarının ilk başta fark etmediği ya da belki de fark edip yüzleşemediği bir projeye ulaşmak için direnişe İran pelerinini giydirdi. Böylece direniş, Suriye vesayet yönetiminin dayattığı oldu bittilere boyun eğdi.

Muhammed, “Bu girişime sadece LKP karşı koydu. Ancak Sovyetler Birliği'nin çöküşünün başlangıcı, destek eksikliği, kabiliyet kaybı, komünistler arasında meydana gelen öldürme ve istismarın vahşeti daha sonra onları baskı altında geri çekilmeye zorladı. Böylece Lübnan ve bölge tarihinde sarı bir dönem başladı. İran hakimiyetini kırmak amacıyla yola çıkan bu mezhepçi direniş, Lübnan’da İran rejimine bağlı bir orduya dönüştü” ifadeleriyle sözlerini tamamladı.

Sessiz protesto

Araştırmacı Muhammad Mukallid, 1983 sonbaharından bu yana Komünist Parti içinde yaklaşım ve performanstaki bir hataya karşı sessiz protesto görüntülerinin ortaya çıkmaya başladığını, bunun da bazı savaşçıların partinin kıyılarına yerleşmesine yol açtığını söyledi. Mukallid, “Her siyasi birleşmede bazıları protesto için ortaya çıktı, ancak İsrail'in Lübnan topraklarından kesin olarak çekilmesine kadar partinin sayısı artmaya devam etti” dedi.

Mukallid, sözlerini şöyle sürdürdü:

Sonbaharda, yani partinin yeni tarz bir parti kurmaya karar verdiği toplantılar sırasında Ebu Ammar Trablus'a döndü. Onu Suriye'nin müttefikleri eliyle Beyrut'tan çıkarmanın maliyeti, İsrail güçleri tarafından Beyrut'tan çıkarmanın maliyetiyle karşılaştırılabilecek düzeydeydi. Yıkım ve kan. Ancak bu sefer maliyette Komünist Parti’nin payı çok büyük oldu. Bunun bedelini, Ebu Ammar'ın geri dönüşü için savaşan, partiye zulmeden, merkezlerini sabote eden ve partizanlarını şehir halkından uzaklaştıran İslami gruplardan müttefikleri eliyle ödedi.

Solcu yazar, partinin çok geçmeden, özellikle 6 Şubat 1984'te, başka bir İslami örgüt olan Şii Emel Hareketi’nin müttefiki olarak bulduğunu ve Lübnan ordusunun Beyrut'un güney banliyösünden atılması konusunda iş birliği yaptığını belirtti. Şarku'L Avsat'ın Majalla dergisinden aktardığı analize göre bu işbirliğinden, İsrail işgaline direnmede yer alan "ulusal mezheplerin" ve İsrail'le uğraşan "ulusal olmayan" mezheplerin varlığı olarak adlandırılan ve daha önce "izolasyoncu" olarak adlandırılan "Marksist" olmayan ama "Leninist" bir siyasi sapkınlık ortaya çıktı. ”

Suriye rejiminin suikastları

Yazar Mesut Muhammad makalesinde şöyle diyor:

18 komünist lider, direniş savaşçıları ve sendikacılar, Suriye rejiminin emri ve onun Emel Hareketi ve Hizbullah'taki ajanları tarafından öldürüldü. Suriye rejimi ve onun müttefikleri, kendileriyle aynı fikirde olmayanları boyun eğdirmek için her türlü korkutma, ihanet ve suikast yöntemini kullanmaya devam etti. Rejime karşı gelerek teslim olmayı reddeden bu şehit grubuna daha sonra İsrail'e karşı direnişin lideri ve kurucusu George Havi de katıldı.

Şubat 2004'te Lübnanlı solcular Suriye'yi, Lübnan solunu marjinalleştirmek ve siyasi sahneden uzaklaştırmakla suçladı. Ayrıca onu, 1980'lerde 18 solcu aktivisti tasfiye etmekle de suçladılar. Aralarında Demokratik Sol Hareket Sekreteri İlyas Atallah'ın da bulunduğu imzacılar, 1980'lerden bu yana “Suriye hükümetinin Lübnan solunu dışlama, onu marjinalleştirme ve siyasi eylem alanından uzaklaştırma yönündeki tercihi açık ve somut hale geldi” ifadelerini kullandı.

İmzacılar, “Sovyetler Birliği tarafından direniş çalışmalarına gönderilen teknik yardımın durdurulması, isimleri derin ve tehlikeli çağrışımlar taşıyan 18 yoldaşın öldürüldüğü en korkunç suikast kampanyasının başlatılmasına yol açan saha saldırgan eylemleri” gibi, siyasi ve entelektüel sistemlerini marjinalleştirmeye yönelik erken çabaların kanıtı olarak gördükleri şeylerden bahsettiler.

ht56j
1988'de Şii Emel Hareketi’yle yaşanan kanlı çatışmaların ardından Beyrut'ta Hizbullah üyeleri için bir kontrol noktası. / Fotoğraf: Lübnan Savaşı hakkında bir blog

Mehdi Amel olarak bilinen Hasan Abdullah Hamdan, 18 Mayıs 1987'de Beyrut'ta üniversiteye giderken sokakta suikasta kurban gitti. Bu gibi suikastlar, Lübnan sol direnişinin liderliğini rahatsız etti. Lübnan gazetesi en-Nehar, 19 Mayıs'ta şunları yazdı:

Suriye güçlerinin Batı Beyrut'a girmesinden bu yana türünün ilk örneği olan olayda, silahlı kişiler, Lübnan Üniversitesi'nde felsefe profesörü olan ve Mehdi Amel olarak da bilinen komünist lider Dr. Hasan Hamdan'a suikast düzenledi.

O dönemde Suriye kuvvetlerinin Lübnan'daki enformasyon şubesi başkanı olan Gazi Kenan, Vata el-Musaytbeh'deki Komünist Parti merkezinde şehit Mehdi Amel için taziyeleri kabul ettiği sırada parti liderliğine seslenerek, “Bu bedeli ödemek gerekli miydi?” dedi.

Lübnanlı Arap düşünür Hüseyin Merve, 17 Şubat 1987'de Ramlet el-Beyda bölgesindeki (Beyrut) evinde, yaklaşık 80 yaşında, hasta yatağındayken suikasta kurban gitti. Daha sonra Komünist Parti'nin Beyrut örgütünden sorumlu olan siyasi büro üyesi ve en-Nida gazetesi yazarı Halil Naus, 20 Şubat 1986'da Msaytbeh bölgesindeki evinden Vata el-Musaytbeh'de bulunan parti merkezine giderken suikasta uğradı.

Dönemin parti lideri İbn Hare Hureyk, 4 Mayıs 1985'te güney banliyösündeki Bi’rul Abd bölgesindeki bir Hizbullah güvenlik merkezine birkaç metre mesafeden kaçırıldı. Hureyk, 6 Şubat 1986'da Aynu’l Mreisseh'deki (Beyrut) Aziz George Plajı’nda cesedi parçalanmış bir halde ölü olarak bulundu. Dönemin en-Nida gazetesinin genel yayın yönetmeni ve partinin siyasi büro üyesi Suheyl Tavile, 24 Şubat 1986'da aynı mahalledeki evinden kaçırıldıktan sonra suikasta kurban gitti. Komünistler ile Hizbullah arasındaki çatışmanın ardından Hizbullah'ın dört üyesi öldürüldü. Suheyl Tavile, kaçırılmasından 24 saat sonra başına altı kurşun sıkılarak öldürülmüş, parçalanmış ve gözü oyulmuş bir biçimde Aynu’l Mreisseh'deki bir çöplükte bulundu.

Yazar Mesud Muhammed o dönemle ilgili olarak Kerim Merve’nin "Deneyimlerimden Bölümler" adlı kitapta yer alan şu sözlerini aktardı: “Suriye liderliğinin doğrudan desteğiyle bizimle olan bu çatışmanın amacı, bizi direnişe çalışmaktan uzak tutmak ve iç savaştaki rolümüzü zayıflatarak çatışmayı tamamen mezhepsel ve mezhepçi hale getirmekti. Düşünür Merve, o dönemin gerçeklerini şöyle sürdürüyor: “En dikkat çekici şoklardan biri, (Hizbullah'ın) İsrail işgaline karşı direnişte ortak çalışmayı, Suriye vesayetinin örtülü ve açık kararıyla kibarca reddetmesiydi. Direnişi başka hiç kimseyle değil (Hizbullah) ile sınırlamaya karar vermişti.”  Bu ret, partinin üç genel sekreteri Şeyh Subhi el-Tufeyli, Seyyid Abbas el-Musavi ve Seyyid Hasan Nasrallah ile yaptığımız üç toplantıda geldi.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabai'dan çevrilmiştir.



ABD Başkanı Trump ile Lübnan Cumhurbaşkanı Avn arasında ilk temas gerçekleşti

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
TT

ABD Başkanı Trump ile Lübnan Cumhurbaşkanı Avn arasında ilk temas gerçekleşti

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)

Lübnan Cumhurbaşkanlığı, bugün (Perşembe) yaptığı açıklamada, Trump ile Avn arasında bir telefon görüşmesi yapıldığını duyurdu. Bu görüşme, Avn’ın göreve gelmesinden bu yana iki lider arasındaki ilk temas olma özelliğini taşıyor.

Görüşmenin ana gündem maddesinin, İsrail ile Hizbullah arasında olası bir ateşkes olduğu değerlendiriliyor. Bu değerlendirme, Avn’ın daha önce, ateşkes sağlanmadan herhangi bir İsrailli yetkiliyle temas kurmayı reddettiğine yönelik haberlerin ardından geldi. Söz konusu haberlerde, Avn ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında bir telefon görüşmesi ihtimalinin gündeme geldiği ifade edilmişti.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre Cumhurbaşkanı Avn, bugün yaptığı açıklamada, Hizbullah ile İsrail arasında sağlanacak bir ateşkesin, iki ülke arasında yürütülmesi planlanan doğrudan müzakereler için “doğal bir giriş noktası” olması gerektiğini vurguladı.

Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan bildiride Avn’ın şu ifadelerine yer verildi: “Lübnan’ın İsrail ile talep ettiği ateşkes, iki ülke arasında doğrudan müzakerelerin doğal başlangıcı olacaktır.”

Bu açıklama, Lübnan ve İsrail’in ABD nezdindeki büyükelçilerinin iki gün önce onlarca yılın ardından ilk kez doğrudan görüşme gerçekleştirmesi ve ilerleyen dönemde tarihi daha sonra belirlenecek yeni doğrudan müzakereler konusunda mutabakata varmalarının ardından geldi.

Öte yandan, Aoun’un İngiltere’nin Ortadoğu’dan sorumlu devlet bakanı ile yaptığı görüşmenin ardından yayımlanan resmi açıklamada, herhangi bir Lübnanlı ve İsrailli yetkili arasında yakın zamanda gerçekleşmesi beklenen bir temas ihtimaline değinilmedi. Bu durum, Trump’ın daha önce yaptığı ve iki taraf arasında bir görüşme olabileceğine işaret eden açıklamasıyla çelişiyor.

İsrail İnovasyon, Bilim ve Teknoloji Bakanı Gila Gamliel ise bugün yaptığı açıklamada, Başbakan Netanyahu’nun Lübnan Cumhurbaşkanı ile görüşeceğini söyledi.


İsrail’in kısıtlamaları Gazze’de uzuvlarını kaybetmiş kişilerin acılarını daha da artırıyor

Gazze şehrindeki evlerine düzenlenen İsrail saldırısında yaralanan ve iki bacağını da kaybeden 14 yaşındaki Fadıl en-Naci, aynı saldırıda bir gözünü kaybeden 11 yaşındaki kardeşi Amir’in yanında oturuyor. (Reuters)
Gazze şehrindeki evlerine düzenlenen İsrail saldırısında yaralanan ve iki bacağını da kaybeden 14 yaşındaki Fadıl en-Naci, aynı saldırıda bir gözünü kaybeden 11 yaşındaki kardeşi Amir’in yanında oturuyor. (Reuters)
TT

İsrail’in kısıtlamaları Gazze’de uzuvlarını kaybetmiş kişilerin acılarını daha da artırıyor

Gazze şehrindeki evlerine düzenlenen İsrail saldırısında yaralanan ve iki bacağını da kaybeden 14 yaşındaki Fadıl en-Naci, aynı saldırıda bir gözünü kaybeden 11 yaşındaki kardeşi Amir’in yanında oturuyor. (Reuters)
Gazze şehrindeki evlerine düzenlenen İsrail saldırısında yaralanan ve iki bacağını da kaybeden 14 yaşındaki Fadıl en-Naci, aynı saldırıda bir gözünü kaybeden 11 yaşındaki kardeşi Amir’in yanında oturuyor. (Reuters)

14 yaşındaki Filistinli çocuk Fadıl en-Naci, futbol oynamayı çok seviyordu. Ancak geçtiğimiz eylül ayında İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) düzenlediği saldırıda iki bacağını kaybetmesinin ardından, artık zamanının büyük bölümünü Gazze Şeridi’ndeki evinde geçirmek zorunda kalıyor.

Yüzünde derin bir hüzünle koltukta oturan Naci’nin pantolonunun bir paçası boş şekilde sarkarken, diğer paçası beline doğru katlanmış durumda. Yanında ise aynı saldırıda bir gözünü kaybeden 11 yaşındaki kardeşi bulunuyor.

Anne Necva en-Naci, oğlunun geçmişte futbol oynadığı görüntüleri telefonundan gösterirken, “Kendi içine kapandı, kimseyi görmek istemiyor, arkadaşlarıyla konuşmuyor. Sürekli yalnız oturuyor, sanki yavaş yavaş ölüyor. Tek isteğim Fadıl’a protez, Emir’e ise estetik bir yapay göz takılması” ifadelerini kullandı.

Reuters’a konuşan sağlık ve yardım çalışanı kaynaklara göre, Gazze Şeridi’ndeki yaklaşık 5 bin ampute için bu tür imkânlar oldukça sınırlı. Bu kişilerin dörtte birini Fadıl gibi çocuklar oluştururken, alçı gibi temel tıbbi malzemelere yönelik İsrail kısıtlamaları durumu daha da zorlaştırıyor.

rrtgb
İsrail saldırısında yaralanan 34 yaşındaki Filistinli Ömer Ebu Ali, Gazze şehrindeki evinde tekerlekli sandalyesinden yatağına geçiyor. (Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi’nde Hamas mensuplarına karşı yürüttüğü ve iki yılı bulan askeri operasyon kapsamında uyguladığı kısıtlamaları güvenlik kaygılarıyla gerekçelendiriyor.

Yardım kuruluşu Humanity & Inclusion ise Gazze’de savaş öncesi Filistinli sağlık yetkililerinin açıkladığı ampute sayıları da dikkate alındığında, mevcut amputasyon oranlarının kara mayınları nedeniyle uzun süre en kötü örnek olarak gösterilen Kamboçya’yı dahi aştığını belirtti.

Artan ihtiyaç nedeniyle iki tıp merkezinin, savaşta hayatını kaybedenlerden çıkarılan eski protezleri yeniden kullanmaya çalıştığı ifade edildi. Doktorlar ayrıca bazı hastalar için plastik borular ya da ahşap parçalar kullanılarak geçici protezler üretildiğini, ancak bu yöntemlerin enfeksiyon ve yeni yaralanma riskini artırdığını vurguladı.

Yerine getirilmemiş bir vaat

Gazze Şeridi’nde ampute edilen kişiler, ekim ayında ilan edilen ateşkes ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından ortaya konan 20 maddelik plan kapsamında verilen ancak hayata geçirilemeyen taahhütlerin sembolü haline gelmiş durumda. Söz konusu plan, yardımların ‘engelsiz’ şekilde bölgeye girişini öngörüyordu.

dfvf
 İsrail hava saldırısında yaralanan 34 yaşındaki Filistinli Ömer Ebu Ali, Gazze şehrinde yaygın yıkımın ortasında tekerlekli sandalyeyle bir sokakta ilerliyor. (Reuters)

Plan ayrıca, Gazze Şeridi’nden Mısır’a açılan tek çıkış noktası olan Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılmasını da içeriyordu. Ancak amputeler dahil olmak üzere tıbbi tahliyelerin düzensiz şekilde gerçekleştiği belirtiliyor.

İsrail ise sivil ve askeri amaçlarla kullanılabileceğini belirttiği bazı malzemelerin ithalatına, savaş öncesine dayanan politikalar çerçevesinde kısıtlama uygulamayı sürdürüyor. Her ne kadar alçı ve protez yapımında kullanılan bazı plastik bileşenler ‘çift kullanımlı’ malzemeler listesinde yer almasa da, İsrail’in ihracat kısıtlamalarına ilişkin belgelerinde ‘inşaat malzemeleri’ bu kapsamda değerlendiriliyor.

fd fd
Bacağını kaybeden Filistinli Hazım Fure, Gazze şehrindeki evinde oturuyor. (Reuters)

İsrail hükümetine bağlı Filistin Topraklarındaki Hükümet Aktivitelerini Koordinasyon Birimi (COGAT), Gazze’ye giren yardımları kontrol eden askeri birim olarak, tıbbi ekipmanların düzenli girişini kolaylaştırdıklarını, ancak Hamas tarafından ‘terör faaliyetlerinde kullanılabilecek’ malzemelerin geçişine izin vermeyeceklerini açıkladı.

Protezlere ilişkin sorulara yanıt veren birim, Birleşmiş Milletler (BM) ve yardım kuruluşlarıyla uygun tıbbi yanıtın sağlanmasına yönelik görüşmeler yürütüldüğünü bildirdi.

Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) ise Gazze’deki ana protez merkezi olan Protez ve Felç Merkezi’ni desteklediğini belirterek, alçı ithalatına yönelik kısıtlamaların dört aydan uzun süredir neredeyse tamamen uygulandığını ve mevcut stokların yalnızca haziran ya da temmuz ayına kadar yeteceğini açıkladı.

Merkezin sözcüsü Husni Mihna, rakam vermeden yaptığı açıklamada, mevcut üretimin gerçek ihtiyaca kıyasla son derece sınırlı kaldığını ifade etti.

Şeyh Hamad Rehabilitasyon ve Protez Hastanesi ise savaş boyunca yeni malzeme temin edemediğini ve mevcut stoklarının tükendiğini duyurdu. Hastanenin Genel Müdürü Ahmed Naim, şu anda yalnızca mevcut protezlerin bakımını yapabildiklerini ve üretim için yerel alternatif bulunmadığını söyledi.

Humanity & Inclusion, 2025 başından bu yana Gazze’de 118 geçici protez sağladığını, ancak Aralık 2024’te gönderilen son sevkiyattan kalan malzemelerin tükenmek üzere olduğunu bildirdi.

sd
Filistinli işçiler, Gazze şehrinde temel malzeme sıkıntısı yaşanırken, bir atölyede plastik parçalar ve alçı gibi malzemeler kullanarak protez uzuvlar üretiyorlar. (Reuters)

Gazze Barış Kurulu ise Gazze’ye yardımları artırmayı hedeflediklerini ve amputeler başta olmak üzere hastaların durumunu ciddiyetle ele aldıklarını açıkladı.

Kurul, Reuters’a yaptığı açıklamada, “Bunlar acil sivil ihtiyaçlar” ifadesini kullanarak, ateşkes taahhütlerinin insani, ticari ve tıbbi yardımların kesintisiz akışını kapsadığını belirtti.

Açıklamada ayrıca, kısıtlamalar ve gecikmelerin ilgili makamlarla görüşüldüğü, silahlı grupların silah bırakması ve Gazze’de teknokrat bir Filistin hükümetine geçiş sağlanması halinde bu kısıtlamaların hafifletilmesi ve kaldırılmasına yönelik güvenceler bulunduğu ifade edildi.

Uzun süreli şok

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, protezler her hasta için özel olarak üretildiğinden Gazze’ye hazır halde ithal edilemiyor. Bu süreçte, kalan uzvun kalıbını çıkarmak için alçı kullanılıyor ve kişiye özel yuva bu şekilde hazırlanıyor.

Reuters’ın görüştüğü Gazze’deki üç diğer ampute de protez eksikliği nedeniyle savaş öncesi yaşamlarına dönmekte ciddi zorluk yaşadıklarını belirtti. Bazı hastaların bekleme listesinde olduğu ve bir kısmının, kalan uzvun şeklinin düzeltilmesine yönelik cerrahi hazırlıklardan geçtiği ifade ediliyor.

2024 Aralık ayında İsrail’in evine düzenlediği saldırıda sol bacağını diz üstünden kaybeden 40 yaşındaki Hazım Fure, “Lüks bir hayat istemiyorum, insanlığımı geri kazanmak için bir protez istiyorum” dedi.

Protez eksikliğinin, iyileşme sürecini ciddi şekilde aksattığı ve amputelerin yaşadığı travmayı uzattığı belirtiliyor. Uzmanlara göre, yeterli sayıda uzman cerrahın bulunması halinde birçok vakada amputasyonun önlenmesi mümkün olabilirdi.

Filistinli sağlık yetkilileri, bu durumun devam eden İsrail saldırıları karşısında amputeleri daha da savunmasız hale getirdiğini belirtiyor. Ateşkese rağmen düzenlenen saldırılarda 750 Filistinlinin hayatını kaybettiği ifade ediliyor.

ICRC ve Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), tekerlekli sandalye gibi bazı ekipmanlara yönelik kısıtlamaların ateşkes sonrası kısmen hafiflediğini bildirirken, sağlık çalışanları yıkıntılarla dolu Gazze sokaklarında hareket etmenin hâlâ büyük zorluk oluşturduğunu vurguluyor.

Malzeme eksikliğinin yanı sıra uzman personel yetersizliği de dikkat çekiyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre Gazze Şeridi’nde yalnızca 8 protez uzmanı bulunuyor. Doktorlar, özellikle çocuk hastaların büyümeye bağlı olarak düzenli protez ayarlamalarına ihtiyaç duyması nedeniyle takibin son derece zor olduğunu belirtiyor.

Humanity & Inclusion bünyesinde protez ve ortopedik cihazlar teknik sorumlusu olan Hibe Beşir ise durumu şu sözlerle özetledi: “Amputasyon yalnızca bir uzvun kaybı değil; umut ve bağımsızlığın da kaybıdır. Çocuklar için ise bu, geleceğin kaybı anlamına geliyor.”


Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn: Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin bölgesel istikrara yönelik çabalarını takdir ediyoruz

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AP)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn: Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin bölgesel istikrara yönelik çabalarını takdir ediyoruz

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AP)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, bugün (çarşamba) yaptığı açıklamada, “Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın bilge ve dengeli çabaları, bölgede istikrarı destekleyen bir ortam oluşturmuştur ve bu çabalar Lübnan tarafından takdir ve gururla karşılanmaktadır” ifadelerini kullandı.

Aoun, X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, “Lübnan’ın bu çabanın asli bir parçası olmasını umuyoruz. Suudi Arabistan, Taif Anlaşması’nın hamisi olarak Lübnanlıların, bölge ülkelerinin ve dünyanın güvenini kazanmış bir ülkedir” dedi.