Hizbullah, direnişe nasıl el koydu ve komünistlerden nasıl kurtuldu?

Hizbullah, direnişe karşı en korkunç caydırma, yıldırma ve yerinden etme yöntemlerini kullanarak 600'den fazla üyesini etkiledi.

Lübnan Komünist Partisi (LKP) Genel Sekreteri George Havi, 1976 iç savaşı sırasında bir kampı ziyaret ederken (Fotoğrafçı Diyab el-Kursayfi'nin arşivinden)
Lübnan Komünist Partisi (LKP) Genel Sekreteri George Havi, 1976 iç savaşı sırasında bir kampı ziyaret ederken (Fotoğrafçı Diyab el-Kursayfi'nin arşivinden)
TT

Hizbullah, direnişe nasıl el koydu ve komünistlerden nasıl kurtuldu?

Lübnan Komünist Partisi (LKP) Genel Sekreteri George Havi, 1976 iç savaşı sırasında bir kampı ziyaret ederken (Fotoğrafçı Diyab el-Kursayfi'nin arşivinden)
Lübnan Komünist Partisi (LKP) Genel Sekreteri George Havi, 1976 iç savaşı sırasında bir kampı ziyaret ederken (Fotoğrafçı Diyab el-Kursayfi'nin arşivinden)

Sevsan Mehanna

Lübnan'ın direniş hareketleri ile ilişkisi bölgedeki tüm ülkeler arasında en zengin olanı olabilir. Lübnan, siyasi koşullar ve İsrail ile paylaşılan sınırların dayatılmasıyla İsrail hedefleri ve saldırı çemberi içinde kaldı. Bunun sebebi de Lübnan’ın, 1969 Kahire Anlaşması’yla Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) topraklarındaki varlığını onaylayarak örgütün kuruluşuna ev sahipliği yapmasıdır.

Kahire Anlaşması bazı sonuçlar doğurdu. Anlaşmanın en önemli sonuçlarından biri, Lübnan-Filistin ilişkilerinin düzenlenmesi ve Filistin direnişinin güney Lübnan'da, özellikle de el-Arkub bölgesi ile bu bölgenin orta ve doğu kesiminde FKÖ’nün askeri üsler kurmasına izin verilmesiydi.

1970 yılında Ürdün'de gerçekleşen eylül olaylarından sonra Filistinli örgütler, mevcut bireylerini ve silahlarını Lübnan'a taşıdı ve çalışmalarını Lübnan sınırları içinde sürdürdü. Bu nedenle Lübnan'ın sınır köyleri, 1970’li yılların başından beri İsrail saldırılarına maruz kalmıştır.

Esed ve El Fetih hareketi

İsrail, 1 Haziran 1982'de Lübnan'ı işgal ettikten sonra başkent Beyrut'un kuşatılması sırasında, dönemin FKÖ lideri Yasir Arafat, Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed'i Filistin devrimini desteklememekle suçladı. 6 Eylül'de Fas'ın Fez kentinde düzenlenen olağanüstü Arap zirvesi sırasında Filistinli yazar ve hikâye anlatıcısı Heysem el-Cerro, “Esed, Arafat ile görüşmekten kaçındı. Esed, Filistin devriminin siyasi ve askeri kararlarını kontrol etmek amacıyla FKÖ Başkanı’nın yaklaşımına itiraz eden bir dizi Filistin devrimi liderinin eşliğinde zirveden ayrıldı. Böylece Esed, Filistin saflarını bölmek için çalışmaya başladı. Esed, Arafat'ın Filistin sorununa barışçıl bir çözüm arama yaklaşımının yanı sıra Filistin kararındaki dışlayıcılığı nedeniyle Albay Ebu Musa ve Ebu Halid el-Umle de dahil olmak üzere önemli sayıda liderin öfkesinden yararlandı” ifadelerini kullandı.

Dürzi lider, Lübnanlı Arap düşünür Kemal Canbolat, ‘This is My Will -Vasiyetim’ adlı kitabında “Yaser Arafat, 27 Mart 1976'da Hafız Esed'le yaptığı görüşmede, ‘Direnişin kalbi ve geleceği Lübnan'dadır. Suriye ordusunun terörizmi ve yıldırma çabasının faydası olmayacaktır. Siyonist düşmanın toplarının ve Amerikan 6. Filosu’nun menzilindeyken Suriye ordusuyla çarpışmamız zor’ dediğini aktarmıştır. Buna karşılık Esed de Arafat’a şu yanıtı verdi:

Filistin diye bir oluşum yok. Filistin halkı diye bir halk da yok. Aksine Filistin, Suriye'nin bir parçasıdır ve bu yüzden sorumlu olan biziz. Suriyeliler Filistin halkının gerçek temsilcileridir.

Filistin direnişi ve Arafat, 30 Ağustos 1982 günü İsrail ordusu tarafından kuşatılmış olan Beyrut'tan ayrıldı. Aynı yılın 16 Eylül'ünde Canbolat'ın Msaytbeh mahallesindeki evinde Lübnan Komünist Partisi (LKP) Genel Sekreteri George Havi ve Lübnan Komünist Eylem Örgütü Genel Sekreteri Muhsin İbrahim, Lübnan Ulusal Direniş Cephesi (LUDC) fikrini ortaya attılar. Bu fikrin omurgasını LKP, 1969-1970 yılları arasında kurulan LKP’ye tabi olan Ensar güçleri, Suriye Sosyal Milliyetçi Partisi, Baas Partisi, Nasırcılar gibi farklı milliyetçi örgütler oluşturdu. Buradan hareketle Lübnan Direniş Alayları ve Emel Hareketi’nin kurulmasına öncülük edildi.

Komünist Parti'nin parçalanması

Solcu yazar, üniversite profesörü Muhammed Ali Muklad, kendi tabiriyle “direnişin kurtuluşu sormadığını, çünkü direniş eyleminin esas olarak kurtuluş için yapıldığını, daha ziyade kurtuluştan sonra ne olacağını sorduğunu” düşünüyor. Muklad, Independent Arabia’ya verdiği demeçte, “LUDC, sosyalizmi inşa etmek ya da sosyalizmin önünü açmak için mücadele ederken, o dönemde koşullar Sovyetler Birliği'ne ve sosyalist sisteme doğru meylediyordu. Aynı zamanda kurtuluş hareketleri yükselerek zirveye ulaşmıştı. Dünyada art arda darbeler meydana geliyordu. Sovyetler Birliği, sessizce çökmeye başlayınca 1985 itibariyle direniş de gerilemeye başladı. Direnişin gerilemesi, kurtuluş sonrası projesinin gerilemesinden kaynaklandı” ifadelerini kullandı.

Muklad, “İslami Direniş savaşa açık dini hedefler ve sloganlarla girdi. Hizbullah ise 1985'teki kuruluş belgesinde kendisini, Lübnan'da örgütlü ya da kapalı bir parti değil, ulusal sınırları aşan Şii İslami bir oluşum olarak sundu. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah bu durumu, ‘Liderlik, yönlendirme, yetkilendirme, savaş ve barış kararları vs. Veliyyi Fakih’in elindedir’ sözleriyle ifade etti” dedi.

Muklad, Hizbullah’ın 1992'de Suriye rejiminin öfkesini çekmesi ve güneye girmesi yasaklandığında hızla siyasi hayata girdiğine işaret etti. 1989'da Lübnan'da Hizbullah ile Emel Hareketi arasındaki savaş sırasında Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri, “Biz Güney'in parçalanmasına karşıyız. Biz Güney'in Arapçılığından yanayız” dedi. Bundan sonra İran ve Suriye, Hizbullah'ın sadece İran'a ait olmadığı, aynı zamanda Suriye'ye de ait olduğu konusunda anlaştı. Hizbullah Suriye'ye bağlandı. Bu olay, eski Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed döneminde gerçekleşti. Muklad, bu olaydan sonra Suriye’nin Hizbullah'a güçlenmesi için tüm direniş imkanlarını sunduğunu söyledi.

Güney'i komünistlerden arındırmak

Beyrut'taki LKP gençlik ve öğrenci grubu liderliğinin eski bir üyesi olan Mesut Muhammed'in Eylül 2016 tarihli detaylı makalesinde, Hizbullah’ın eski Genel Sekreter Yardımcısı Kerim Merve’nin, ‘Deneyimlerimden Bölümler’ adlı kitabından şu bölümü aktardı:

“Cephenin kurulması, şehit lider Kemal Canbolat’ın evinden yayınlanan kuruluş bildirisinin yayınlanmasına eşlik eden direniş ve ilk operasyonlar, komünistler tarafından özellikle Lübnanlıların ve onları her yönden temsil eden siyasi güçlerin İsrail tarafından temsil edilen ana düşmana karşı vatanı savunmak için etrafında birleşecekleri yeni bir Lübnan yurtseverliğinin koşullarını yaratmayı amaçlıyordu. Ancak o dönemdeki talihsizlik, bu samimi ulusal haykırışın birden fazla güçle karşılanmasıydı. Komünistlerin karşılaştığı en acımasız güçler, Emel Hareketi ve yeni ortaya çıkan Hizbullah'tı. Bu karşılaşma sonucunda birçok savaşçının hayatına mal olan suikastlar ve adam kaçırmalar gerçekleşti. Kurbanların ön saflarında düşünür Hüseyin Merve ve Mehdi Amel, onların önünde ise komünist liderler Süheyl Tavile ve Halil Naus vardı. Onlarla birlikte direniş cephesinin en iyi kahramanlarından bazıları da kurbanlar arasında yer alıyordu.”

Muhammed, Hizbulah’ın katıldığı gizli direniş için nitelikli savaşçılar seçtiğini ve kurtuluş misyonunu yerine getirmek için çalıştığını belirtti. Muhammed “Sayda ve çevresinin kurtarılmasından ve sınır şeridine geri dönülmesinden sonra bu iş kolay olmadı. İşgal altındaki topraklarda operasyonlar yürütmek için Emel Hareketi’nin nüfuz bölgelerine sızmak zordu. Emel Hareketi, Zefta'da komünistler için özel hapishaneler kurdu ve direnenlere burada işkence yapıldı. Kurtarılmış bölgelere sızmak İsrail mevzilerini geçmek kadar zordu” ifadelerini kullandı.

Muhammed, sözlerine şöyle devam etti:

Emel Hareketi, komünistlere kötü muamelede mükemmeldi. En çirkin sindirme, saldırı ve yerinden etme yöntemlerini kullandı. 600'den fazla komünist, güneydeki kasaba ve köylerinde istenmeyen kişiler oldukları gerekçesiyle baskı altına alındı. Bunların çoğu Sayda yakınlarındaki sahil kasabası Rumeyle eş-Şufiyye’ye sığındı. Ardından Emel Hareketi, İsrail işgaline ve işkencesine karşı direnenleri tutukladı.

Muhammed, Emel Hareketi’nin, envanterindeki işkence türlerini tattırmadan direnişin bir üyesini -tanınmış bir aktivist, bir sosyal hizmet uzmanı, bir eğitim personeli, bir doktor ya da bir sendikacı- bırakmadığına dikkat çekti. Kâmil Sabah, Ahmed Salih (Kalkınma ve Özgürlük Bloğu'ndaki mevcut temsilci Abdulmecid Salih'in kardeşi), Halil Reyhan (bir suikast girişiminden kurtuldu), Hasan Sabbağ, Hani Zeyneddin, Hasan Hadrac, Edib Vehbe, Dib el-Cesim ve lider İbn Hare Hureyk, 4 Mayıs 1985'te güney banliyösündeki Bi’rul Abd bölgesinde bir Hizbullah güvenlik merkezine birkaç metre mesafeden kaçırıldı. Hureyk, 6 Şubat 1986'da Aynu’l Mreisseh'deki (Beyrut) Aziz George Plajı’nda cesedi parçalanmış bir halde ölü olarak bulundu. Hureyk’in suçu, Emel Hareketi ve Hizbullah tarafından kimliği ve finansmanı bilinen bir dizi tüccar vasıtasıyla korkutma ve yıldırma politikası uygulanarak arazileri en düşük fiyatlarla satın alınıp bölgeden sürülen Hristiyanları geri döndürmeye çalışmaktı. Çünkü Emel Hareketi ve Hizbullah, daha sonra Güvenlik Meydanı olarak adlandırılacak şeyi kuracaktı. Bunu da tek mezhepsel renkten oluşturdular.

rg45y6
Mehdi olarak bilinen Hasan Abdullah Hamdan, LKP’nin sembol isimlerinden biriydi ve 1987 yılında bir suikast sonucu öldürüldü. / Fotoğraf: Sosyal paylaşım siteleri

İsrail'in ikinci çekilmesiyle (2000'deki çekilme) güneydeki çatışma ve direnişin parlak tablosunun değiştiğine dikkat çeken Muhammed şu ifadeleri kullandı:

Çünkü ondan sonra genel siyasi atmosfer tamamen değişti. Milliyetçi ve komünist gruplardaki bir dizi direniş lideri suikasta uğradı. Bu suikastlar, direnişin mezhepçi ve İslami karakteri nedeniyle çarpıtılmış versiyonunun yükselişine giden yolu açtı. Güney cephe halkından arındırıldı. Komünistler Nebatiye, Tire ve diğer yerlerdeki lider ve kadrolara yönelik zulüm ve suikastlar sonrasında kovuldu. Böylece güneydeki ve direnişte mevcut dokudaki çeşitlilik ortadan kaldırıldı. Hizbullah, bazılarının ilk başta fark etmediği ya da belki de fark edip yüzleşemediği bir projeye ulaşmak için direnişe İran pelerinini giydirdi. Böylece direniş, Suriye vesayet yönetiminin dayattığı oldu bittilere boyun eğdi.

Muhammed, “Bu girişime sadece LKP karşı koydu. Ancak Sovyetler Birliği'nin çöküşünün başlangıcı, destek eksikliği, kabiliyet kaybı, komünistler arasında meydana gelen öldürme ve istismarın vahşeti daha sonra onları baskı altında geri çekilmeye zorladı. Böylece Lübnan ve bölge tarihinde sarı bir dönem başladı. İran hakimiyetini kırmak amacıyla yola çıkan bu mezhepçi direniş, Lübnan’da İran rejimine bağlı bir orduya dönüştü” ifadeleriyle sözlerini tamamladı.

Sessiz protesto

Araştırmacı Muhammad Mukallid, 1983 sonbaharından bu yana Komünist Parti içinde yaklaşım ve performanstaki bir hataya karşı sessiz protesto görüntülerinin ortaya çıkmaya başladığını, bunun da bazı savaşçıların partinin kıyılarına yerleşmesine yol açtığını söyledi. Mukallid, “Her siyasi birleşmede bazıları protesto için ortaya çıktı, ancak İsrail'in Lübnan topraklarından kesin olarak çekilmesine kadar partinin sayısı artmaya devam etti” dedi.

Mukallid, sözlerini şöyle sürdürdü:

Sonbaharda, yani partinin yeni tarz bir parti kurmaya karar verdiği toplantılar sırasında Ebu Ammar Trablus'a döndü. Onu Suriye'nin müttefikleri eliyle Beyrut'tan çıkarmanın maliyeti, İsrail güçleri tarafından Beyrut'tan çıkarmanın maliyetiyle karşılaştırılabilecek düzeydeydi. Yıkım ve kan. Ancak bu sefer maliyette Komünist Parti’nin payı çok büyük oldu. Bunun bedelini, Ebu Ammar'ın geri dönüşü için savaşan, partiye zulmeden, merkezlerini sabote eden ve partizanlarını şehir halkından uzaklaştıran İslami gruplardan müttefikleri eliyle ödedi.

Solcu yazar, partinin çok geçmeden, özellikle 6 Şubat 1984'te, başka bir İslami örgüt olan Şii Emel Hareketi’nin müttefiki olarak bulduğunu ve Lübnan ordusunun Beyrut'un güney banliyösünden atılması konusunda iş birliği yaptığını belirtti. Şarku'L Avsat'ın Majalla dergisinden aktardığı analize göre bu işbirliğinden, İsrail işgaline direnmede yer alan "ulusal mezheplerin" ve İsrail'le uğraşan "ulusal olmayan" mezheplerin varlığı olarak adlandırılan ve daha önce "izolasyoncu" olarak adlandırılan "Marksist" olmayan ama "Leninist" bir siyasi sapkınlık ortaya çıktı. ”

Suriye rejiminin suikastları

Yazar Mesut Muhammad makalesinde şöyle diyor:

18 komünist lider, direniş savaşçıları ve sendikacılar, Suriye rejiminin emri ve onun Emel Hareketi ve Hizbullah'taki ajanları tarafından öldürüldü. Suriye rejimi ve onun müttefikleri, kendileriyle aynı fikirde olmayanları boyun eğdirmek için her türlü korkutma, ihanet ve suikast yöntemini kullanmaya devam etti. Rejime karşı gelerek teslim olmayı reddeden bu şehit grubuna daha sonra İsrail'e karşı direnişin lideri ve kurucusu George Havi de katıldı.

Şubat 2004'te Lübnanlı solcular Suriye'yi, Lübnan solunu marjinalleştirmek ve siyasi sahneden uzaklaştırmakla suçladı. Ayrıca onu, 1980'lerde 18 solcu aktivisti tasfiye etmekle de suçladılar. Aralarında Demokratik Sol Hareket Sekreteri İlyas Atallah'ın da bulunduğu imzacılar, 1980'lerden bu yana “Suriye hükümetinin Lübnan solunu dışlama, onu marjinalleştirme ve siyasi eylem alanından uzaklaştırma yönündeki tercihi açık ve somut hale geldi” ifadelerini kullandı.

İmzacılar, “Sovyetler Birliği tarafından direniş çalışmalarına gönderilen teknik yardımın durdurulması, isimleri derin ve tehlikeli çağrışımlar taşıyan 18 yoldaşın öldürüldüğü en korkunç suikast kampanyasının başlatılmasına yol açan saha saldırgan eylemleri” gibi, siyasi ve entelektüel sistemlerini marjinalleştirmeye yönelik erken çabaların kanıtı olarak gördükleri şeylerden bahsettiler.

ht56j
1988'de Şii Emel Hareketi’yle yaşanan kanlı çatışmaların ardından Beyrut'ta Hizbullah üyeleri için bir kontrol noktası. / Fotoğraf: Lübnan Savaşı hakkında bir blog

Mehdi Amel olarak bilinen Hasan Abdullah Hamdan, 18 Mayıs 1987'de Beyrut'ta üniversiteye giderken sokakta suikasta kurban gitti. Bu gibi suikastlar, Lübnan sol direnişinin liderliğini rahatsız etti. Lübnan gazetesi en-Nehar, 19 Mayıs'ta şunları yazdı:

Suriye güçlerinin Batı Beyrut'a girmesinden bu yana türünün ilk örneği olan olayda, silahlı kişiler, Lübnan Üniversitesi'nde felsefe profesörü olan ve Mehdi Amel olarak da bilinen komünist lider Dr. Hasan Hamdan'a suikast düzenledi.

O dönemde Suriye kuvvetlerinin Lübnan'daki enformasyon şubesi başkanı olan Gazi Kenan, Vata el-Musaytbeh'deki Komünist Parti merkezinde şehit Mehdi Amel için taziyeleri kabul ettiği sırada parti liderliğine seslenerek, “Bu bedeli ödemek gerekli miydi?” dedi.

Lübnanlı Arap düşünür Hüseyin Merve, 17 Şubat 1987'de Ramlet el-Beyda bölgesindeki (Beyrut) evinde, yaklaşık 80 yaşında, hasta yatağındayken suikasta kurban gitti. Daha sonra Komünist Parti'nin Beyrut örgütünden sorumlu olan siyasi büro üyesi ve en-Nida gazetesi yazarı Halil Naus, 20 Şubat 1986'da Msaytbeh bölgesindeki evinden Vata el-Musaytbeh'de bulunan parti merkezine giderken suikasta uğradı.

Dönemin parti lideri İbn Hare Hureyk, 4 Mayıs 1985'te güney banliyösündeki Bi’rul Abd bölgesindeki bir Hizbullah güvenlik merkezine birkaç metre mesafeden kaçırıldı. Hureyk, 6 Şubat 1986'da Aynu’l Mreisseh'deki (Beyrut) Aziz George Plajı’nda cesedi parçalanmış bir halde ölü olarak bulundu. Dönemin en-Nida gazetesinin genel yayın yönetmeni ve partinin siyasi büro üyesi Suheyl Tavile, 24 Şubat 1986'da aynı mahalledeki evinden kaçırıldıktan sonra suikasta kurban gitti. Komünistler ile Hizbullah arasındaki çatışmanın ardından Hizbullah'ın dört üyesi öldürüldü. Suheyl Tavile, kaçırılmasından 24 saat sonra başına altı kurşun sıkılarak öldürülmüş, parçalanmış ve gözü oyulmuş bir biçimde Aynu’l Mreisseh'deki bir çöplükte bulundu.

Yazar Mesud Muhammed o dönemle ilgili olarak Kerim Merve’nin "Deneyimlerimden Bölümler" adlı kitapta yer alan şu sözlerini aktardı: “Suriye liderliğinin doğrudan desteğiyle bizimle olan bu çatışmanın amacı, bizi direnişe çalışmaktan uzak tutmak ve iç savaştaki rolümüzü zayıflatarak çatışmayı tamamen mezhepsel ve mezhepçi hale getirmekti. Düşünür Merve, o dönemin gerçeklerini şöyle sürdürüyor: “En dikkat çekici şoklardan biri, (Hizbullah'ın) İsrail işgaline karşı direnişte ortak çalışmayı, Suriye vesayetinin örtülü ve açık kararıyla kibarca reddetmesiydi. Direnişi başka hiç kimseyle değil (Hizbullah) ile sınırlamaya karar vermişti.”  Bu ret, partinin üç genel sekreteri Şeyh Subhi el-Tufeyli, Seyyid Abbas el-Musavi ve Seyyid Hasan Nasrallah ile yaptığımız üç toplantıda geldi.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabai'dan çevrilmiştir.



Guterres, Batı Sahra'daki BM misyonunun 35 yıllık görev süresinin sona erdiğini duyurdu

Birleşmiş Milletler Batı Sahra Referandumu Misyonu'nun (MINURSO) 35 yıllık görev süresi sona erdi. (Arşiv)
Birleşmiş Milletler Batı Sahra Referandumu Misyonu'nun (MINURSO) 35 yıllık görev süresi sona erdi. (Arşiv)
TT

Guterres, Batı Sahra'daki BM misyonunun 35 yıllık görev süresinin sona erdiğini duyurdu

Birleşmiş Milletler Batı Sahra Referandumu Misyonu'nun (MINURSO) 35 yıllık görev süresi sona erdi. (Arşiv)
Birleşmiş Milletler Batı Sahra Referandumu Misyonu'nun (MINURSO) 35 yıllık görev süresi sona erdi. (Arşiv)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Güvenlik Konseyinin misyonun görev süresinin uzatılması konusunda uzlaşmaya varamaması üzerine, Batı Sahra Referandumu için Birleşmiş Milletler Misyonu'nun (MINURSO) 35 yıllık görev süresinin dün sona erdiğini açıkladı.

Batı Sahra'yı kendi topraklarının bir parçası olarak gören Fas kararı memnuniyetle karşılarken, Cezayir'in desteklediği Polisario Cephesi karardan duyduğu endişeyi dile getirdi.

Polisario Cephesi, eski sömürgeci güç İspanya'nın 1976'da bölgeden çekilmesinden bu yana Batı Sahra'da bağımsız bir devlet kurulmasını hedefliyor. BM Barış Gücü Misyonu ise 1991 yılında Birleşmiş Milletler arabuluculuğunda sağlanan ateşkesin ardından bölgede konuşlandırılmıştı.

Guterres, yaptığı açıklamada, 1 Kasım itibarıyla misyonun «tasfiye aşamasına» geçeceğini ve asker katkısında bulunan ülkelere ait varlıkların geri gönderileceğini bildirdi.

Misyonun sona ermesi, BM Güvenlik Konseyinin bir yıl önce ABD tarafından hazırlanan ve Fas'ın bölgeye Fas egemenliği altında özerklik tanınmasını öngören planını, anlaşmazlığın çözümü için «en uygulanabilir seçenek» olarak destekleyen kararı kabul etmesinin ardından geldi.

Geçen yıl oylamada çekimser kalan Rusya, bu yıl ABD'nin desteklediği ve BM'nin Fas planına yönelik desteğini pekiştirirken, barış gücü misyonunun kapasitesini azaltmayı öngören yeni karar tasarısını veto etti. Ardından Güvenlik Konseyi, Rusya'nın alternatif karar tasarısını da reddederek, misyonun görev süresinin uzatılmadan sona ermesine yol açtı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre ateşkesi denetlemenin yanı sıra bölgede referandum düzenlemekle görevlendirilen MINURSO, seçmenlerin kimlerden oluşacağı konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle bugüne kadar referandumu gerçekleştiremedi.

Fas Dışişleri Bakanı Nasır Burita, devlet medyasına yaptığı açıklamada, misyonun adında referanduma atıfta bulunulmasının «başka bir dönemin mirası olan kurallardan» kaynaklandığını söyledi. Burita, Rabat'ın Rusya'nın ABD tarafından hazırlanan karar tasarısını veto edeceğini bildiğini, ancak bu durumu «oyunun bazı kurallarını gözden geçirmek için bir fırsat» olarak gördüğünü belirtti.

Fas Kraliyet Divanı da misyonun görev süresinin uzatılmamasını, «Batı Sahra meselesinin BM koridorlarında nihai olarak kapatılması yönünde önemli bir gelişme ve büyük bir adım» olarak nitelendirdi.

Cezayir Dışişleri Bakanlığı ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, görev süresinin uzatılmamasından «derin üzüntü» duyduğunu bildirdi. Bakanlık, bu durumdan ABD'nin Fas'ın tutumuna yönelik «aşırı yanlılığını» sorumlu tuttu.

Polisario Cephesi de yayımladığı açıklamada, BM Güvenlik Konseyinin toplantısında yaşanan «tıkanıklıktan» duyduğu endişeyi dile getirdi.


Suriye'de suikast eylemleri gerçekleştiren DEAŞ hücresi çökertildi

Suriye, geçtiğimiz yıl DEAŞ'a karşı ABD öncülüğündeki koalisyona katıldı (Reuters)
Suriye, geçtiğimiz yıl DEAŞ'a karşı ABD öncülüğündeki koalisyona katıldı (Reuters)
TT

Suriye'de suikast eylemleri gerçekleştiren DEAŞ hücresi çökertildi

Suriye, geçtiğimiz yıl DEAŞ'a karşı ABD öncülüğündeki koalisyona katıldı (Reuters)
Suriye, geçtiğimiz yıl DEAŞ'a karşı ABD öncülüğündeki koalisyona katıldı (Reuters)

Suriye İç Güvenlik Güçleri, dün ülkenin doğusunda DEAŞ terör örgütü mensubu iki kişinin gözaltına alındığını duyurdu. Şüphelilerin, son olarak Savunma Bakanlığı personeline yönelik saldırı olmak üzere bir dizi suikast eylemi gerçekleştirmekle suçlandığı bildirildi.

İç Güvenlik Güçleri tarafından yapılan açıklamada, Genel İstihbarat Teşkilatının kendileriyle iş birliği içinde, yürütülen kapsamlı istihbarat takibinin ardından Deyrizor'da DEAŞ'a bağlı iki kişilik bir hücreyi çökerttiği belirtildi.

Açıklamada, soruşturma sonucunda gözaltına alınan iki kişinin kentte bir dizi suikast eylemine karıştığının belirlendiği, son olarak Savunma Bakanlığı personeli İbrahim el-Casim'i Meyadin kentindeki Reşid Camisi yakınlarında silahla hedef aldıklarının tespit edildiği kaydedildi.

Operasyonda şüphelilerin üzerinde bulunan silah ve mühimmatın da ele geçirildiği bildirildi.

Beşşar Esed'i Aralık 2024'te iktidardan uzaklaştırarak yönetimi devralan Suriye makamları, o tarihten bu yana DEAŞ'ın üst düzey yöneticilerinin ve örgüt mensuplarının yakalandığına ilişkin düzenli olarak açıklamalar yapıyor.

Suriye, geçtiğimiz yıl DEAŞ'a karşı ABD öncülüğünde oluşturulan uluslararası koalisyona katılmıştı.

İçişleri Bakanlığı, 6 Ekim'de de örgütün bir yöneticisinin yakalandığını duyurdu. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre söz konusu kişi, geçtiğimiz aralık ayında Humus kentinde Alevi nüfusun yoğun olduğu bir mahalledeki camiye düzenlenen bombalı saldırının sorumlusu olmakla suçlandı.

Suriye, eylül ayında da saldırı hazırlığında olduğu belirtilen DEAŞ bağlantılı bir hücrenin çökertildiğini açıklamıştı.

DEAŞ, 2014 yılında Suriye ve Irak'ta geniş toprakları kontrol altına almasının ardından, 2019'da Suriye'de askerî yenilgiye uğratıldı. Ancak örgüte bağlı hücreler, özellikle Suriye çölünde (Badiye) faaliyetlerini sürdürmeye devam ediyor.

Örgüt, zaman zaman özellikle Suriye güvenlik güçlerini hedef alan saldırıları üstleniyor.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Temmuz 2026'da Güvenlik Konseyine sunduğu rapora göre DEAŞ, 2026 yılında Suriye'de 3 bine kadar savaşçı bulundurmayı sürdürdü.

Raporda, örgütün Suriye'de dinî, siyasi ve askerî hedeflere yönelik «vur-kaç saldırılarına» öncelik verdiği belirtildi. Ayrıca Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve bazı yetkilileri hedef alan, 2026 yılının başlarında cumhurbaşkanına yönelik olduğu belirtilen bir suikast planı da dahil olmak üzere çok sayıda saldırı girişiminin engellendiği kaydedildi.


Yemen ordusu Taiz çevresinde direnişini sürdürüyor, Cevf'te ilerleme kaydediyor

Husilerin kuşatması altındaki Taiz kentinin batı cephesinde Yemen ordusuna bağlı savaşçılar (AFP)
Husilerin kuşatması altındaki Taiz kentinin batı cephesinde Yemen ordusuna bağlı savaşçılar (AFP)
TT

Yemen ordusu Taiz çevresinde direnişini sürdürüyor, Cevf'te ilerleme kaydediyor

Husilerin kuşatması altındaki Taiz kentinin batı cephesinde Yemen ordusuna bağlı savaşçılar (AFP)
Husilerin kuşatması altındaki Taiz kentinin batı cephesinde Yemen ordusuna bağlı savaşçılar (AFP)

Yemen hükümet güçleri, kuşatma altındaki Taiz kentinin cephe hatlarındaki mevzilerini korurken, Halk Direniş Güçleri'nin desteğiyle kentin güneydoğusundaki Akruz cephesinde Husilerin şiddetli saldırısını püskürttü. Eş zamanlı olarak Cevf vilayetinin merkezi Hazm kentinin doğusunda bazı askeri mevziler ve stratejik tepeler yeniden ele geçirildi. Bu gelişmenin, kente doğru ilerleme hedefi doğrultusunda sahadaki dengeleri değiştirmesi amaçlanıyor.

Taiz'deki direniş ve Cevf'teki ilerlemeye karşılık Husiler, Lahic vilayetinin kuzeyindeki Mukatira ilçesine yönelik askeri hareketliliğini genişletti. Hava saldırılarına ve verdikleri kayıplara rağmen Husiler, tarihi Mukatira Kalesi'ni ele geçirerek Tünel bölgesi ve Hice el-Abd Geçidi'ne hâkim bazı noktalar da dahil olmak üzere önemli bölgelere ve yüksek kesimlere ilerledi. Bu gelişmeler, hükümet güçleriyle yaşanan şiddetli çatışmaların ardından geldi.

bgn
Taiz kentinin cephe hatları, Husilerin yaklaşık dört haftadır sürdürdüğü kuşatma ve saldırılara karşı direnişini sürdürüyor (AFP)

Yerel kaynaklara göre hükümet güçleri, Amâlika Kuvvetleri ve Vatan Kalkanı güçlerinin desteğiyle ilçenin geniş bir bölümünü kontrol altında tutmaya devam ediyor. Hükümet güçleri, geçidin alt kesimlerinde ve Suk er-Rubû bölgesindeki vadide Husilerin saldırılarını püskürterek takviye birliklerini taşıyan konvoylarını imha etti. Husilerin ele geçirdiği noktaları geri almak amacıyla karşı saldırılarını sürdüren hükümet güçleri, bölgeye takviye birlikler ve aşiret savaşçıları sevk ederek Husilerin ilerleyişini durdurmaya çalışıyor.

Taiz kentinin güney ve güneydoğusunda çatışmalar Akruz ve Kehlan cepheleri ile kentin batısındaki Dabâb bölgesinde yoğunlaşıyor. Silahlı kuvvetler, Halk Direniş Güçleri'nin desteğiyle Akruz cephesinde Husilerin şiddetli saldırısını püskürtmeyi başardı. Bu cephelerde çatışmalar ve Husilerin toplanma noktalarını hedef alan hava saldırıları devam ediyor.

Pazar günü düzenlenen hava saldırıları Zimar ve Hudeyde vilayetlerindeki bazı bölgelere, Baçil ilçesi de dahil olmak üzere, uzandı. Saldırılarda ayrıca Taiz'in güneybatısındaki Hice el-Abd ve Tarik es-Sıhâ bölgelerinde bulunan Husilere ait mevziler hedef alındı. Hava operasyonları, kara çatışmalarına eşlik eden askeri faaliyetler kapsamında gerçekleştirildi.

Buna karşılık Husilerin saldırıları, Lahic'in kuzeyindeki Mukatira ilçesinde yoğunlaştı. Grup, tarihi Mukatira Kalesi'ni ele geçirirken Tünel bölgesine ve Hice el-Abd Geçidi'ne hâkim bazı yüksek kesimlere ilerledi.

Mukatira'nın stratejik önemi

Mukatira dağlarının ve buradaki kalenin, Hice el-Abd Dağ Geçidi ile Taiz'i güney bölgelerine bağlayan önemli güzergâhlardan biri olan Kerbe yolu üzerindeki hâkim konumu, bölgedeki gelişmelere askeri açıdan önem kazandırıyor.

Kalenin kontrol altına alınması, söz konusu geçitlerin çevresindeki hareketliliğin izlenmesine ve bu güzergâhlardaki ulaşımın tehdit edilmesine imkân sağlıyor. Bu durum, Taiz'e ulaşan yollar üzerindeki askeri kısıtlamaların genişlemesi ve zaten Husilerin kuşatması altında bulunan kentin daha da izole edilmesi endişelerini artırıyor.

Yüksek kesimlerin önemi yalnızca yerel yolların güvenliğinin sağlanmasıyla sınırlı değil. Bu noktaların kontrol altına alınması, Tur el-Baha ilçesi yönünde ilerleme imkânı sunarken Lahic vilayetindeki Anad Askeri Üssü'nü coğrafi açıdan gözetim altında tutma olanağı da sağlıyor.

cdghyukj
Fotoğrafta, Lahic vilayetinin kuzeyinde bulunan tarihi Mukatira Kalesi görülüyor (Yerel medya)

Dağlık konumu nedeniyle Mukatira, batı kıyısı ve Babülmendep'e uzanan güzergâhlar açısından stratejik bir derinlik oluşturuyor. Bölgedeki yüksek kesimlerin kontrolü, ilerleme hatlarının güvence altına alınmasına ve askeri kuşatma girişimlerinin önlenmesine imkân tanıyor. Ayrıca Babülmendep Boğazı'nın güneyindeki Ras el-Ara yönüne uzanan bölgede birliklerin ve askeri ikmal hatlarının hareketliliğini de etkiliyor.

Cevf'te sahada ilerleme

Öte yandan Yemen Silahlı Kuvvetleri, Birinci Acil Müdahale Tümeni tarafından yürütülen operasyon kapsamında Hazm kentinin doğusunda bazı askeri mevzileri ve stratejik yüksek kesimleri yeniden ele geçirdiğini duyurdu. Şiddetli çatışmaların ardından Husilere bağlı unsurların Duhayda dağları çevresindeki mevzilerinden kaçtığı bildirildi.

ghjk
Yemen ordusu, Cevf vilayetinin merkezi Hazm kentinin doğusunda ilerleme kaydetti (Askeri medya)

Silahlı kuvvetler, Husilerin geride bıraktığı silah ve mühimmat depolarının kontrol altına alındığını, askeri araç ve zırhlı muharebe araçlarının imha edildiğini açıkladı. Çatışmalarda onlarca Husinin öldürüldüğü veya yaralandığı, bazı unsurların ise esir alındığı belirtildi.

İdari ve askeri alanda ise Başkanlık Liderlik Konseyi, pazar günü yayımladığı iki cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Tümgeneral Hüseyin el-Aci Ali el-Avadi'yi Beyda vilayeti valiliğine, Tümgeneral Emin Ali el-Akimi'yi ise Cevf vilayeti valiliğine atadı. El-Akimi'nin aynı zamanda Cevf Askeri Bölge Komutanlığı görevini de üstleneceği bildirildi.