Hizbullah, direnişe nasıl el koydu ve komünistlerden nasıl kurtuldu?

Hizbullah, direnişe karşı en korkunç caydırma, yıldırma ve yerinden etme yöntemlerini kullanarak 600'den fazla üyesini etkiledi.

Lübnan Komünist Partisi (LKP) Genel Sekreteri George Havi, 1976 iç savaşı sırasında bir kampı ziyaret ederken (Fotoğrafçı Diyab el-Kursayfi'nin arşivinden)
Lübnan Komünist Partisi (LKP) Genel Sekreteri George Havi, 1976 iç savaşı sırasında bir kampı ziyaret ederken (Fotoğrafçı Diyab el-Kursayfi'nin arşivinden)
TT

Hizbullah, direnişe nasıl el koydu ve komünistlerden nasıl kurtuldu?

Lübnan Komünist Partisi (LKP) Genel Sekreteri George Havi, 1976 iç savaşı sırasında bir kampı ziyaret ederken (Fotoğrafçı Diyab el-Kursayfi'nin arşivinden)
Lübnan Komünist Partisi (LKP) Genel Sekreteri George Havi, 1976 iç savaşı sırasında bir kampı ziyaret ederken (Fotoğrafçı Diyab el-Kursayfi'nin arşivinden)

Sevsan Mehanna

Lübnan'ın direniş hareketleri ile ilişkisi bölgedeki tüm ülkeler arasında en zengin olanı olabilir. Lübnan, siyasi koşullar ve İsrail ile paylaşılan sınırların dayatılmasıyla İsrail hedefleri ve saldırı çemberi içinde kaldı. Bunun sebebi de Lübnan’ın, 1969 Kahire Anlaşması’yla Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) topraklarındaki varlığını onaylayarak örgütün kuruluşuna ev sahipliği yapmasıdır.

Kahire Anlaşması bazı sonuçlar doğurdu. Anlaşmanın en önemli sonuçlarından biri, Lübnan-Filistin ilişkilerinin düzenlenmesi ve Filistin direnişinin güney Lübnan'da, özellikle de el-Arkub bölgesi ile bu bölgenin orta ve doğu kesiminde FKÖ’nün askeri üsler kurmasına izin verilmesiydi.

1970 yılında Ürdün'de gerçekleşen eylül olaylarından sonra Filistinli örgütler, mevcut bireylerini ve silahlarını Lübnan'a taşıdı ve çalışmalarını Lübnan sınırları içinde sürdürdü. Bu nedenle Lübnan'ın sınır köyleri, 1970’li yılların başından beri İsrail saldırılarına maruz kalmıştır.

Esed ve El Fetih hareketi

İsrail, 1 Haziran 1982'de Lübnan'ı işgal ettikten sonra başkent Beyrut'un kuşatılması sırasında, dönemin FKÖ lideri Yasir Arafat, Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed'i Filistin devrimini desteklememekle suçladı. 6 Eylül'de Fas'ın Fez kentinde düzenlenen olağanüstü Arap zirvesi sırasında Filistinli yazar ve hikâye anlatıcısı Heysem el-Cerro, “Esed, Arafat ile görüşmekten kaçındı. Esed, Filistin devriminin siyasi ve askeri kararlarını kontrol etmek amacıyla FKÖ Başkanı’nın yaklaşımına itiraz eden bir dizi Filistin devrimi liderinin eşliğinde zirveden ayrıldı. Böylece Esed, Filistin saflarını bölmek için çalışmaya başladı. Esed, Arafat'ın Filistin sorununa barışçıl bir çözüm arama yaklaşımının yanı sıra Filistin kararındaki dışlayıcılığı nedeniyle Albay Ebu Musa ve Ebu Halid el-Umle de dahil olmak üzere önemli sayıda liderin öfkesinden yararlandı” ifadelerini kullandı.

Dürzi lider, Lübnanlı Arap düşünür Kemal Canbolat, ‘This is My Will -Vasiyetim’ adlı kitabında “Yaser Arafat, 27 Mart 1976'da Hafız Esed'le yaptığı görüşmede, ‘Direnişin kalbi ve geleceği Lübnan'dadır. Suriye ordusunun terörizmi ve yıldırma çabasının faydası olmayacaktır. Siyonist düşmanın toplarının ve Amerikan 6. Filosu’nun menzilindeyken Suriye ordusuyla çarpışmamız zor’ dediğini aktarmıştır. Buna karşılık Esed de Arafat’a şu yanıtı verdi:

Filistin diye bir oluşum yok. Filistin halkı diye bir halk da yok. Aksine Filistin, Suriye'nin bir parçasıdır ve bu yüzden sorumlu olan biziz. Suriyeliler Filistin halkının gerçek temsilcileridir.

Filistin direnişi ve Arafat, 30 Ağustos 1982 günü İsrail ordusu tarafından kuşatılmış olan Beyrut'tan ayrıldı. Aynı yılın 16 Eylül'ünde Canbolat'ın Msaytbeh mahallesindeki evinde Lübnan Komünist Partisi (LKP) Genel Sekreteri George Havi ve Lübnan Komünist Eylem Örgütü Genel Sekreteri Muhsin İbrahim, Lübnan Ulusal Direniş Cephesi (LUDC) fikrini ortaya attılar. Bu fikrin omurgasını LKP, 1969-1970 yılları arasında kurulan LKP’ye tabi olan Ensar güçleri, Suriye Sosyal Milliyetçi Partisi, Baas Partisi, Nasırcılar gibi farklı milliyetçi örgütler oluşturdu. Buradan hareketle Lübnan Direniş Alayları ve Emel Hareketi’nin kurulmasına öncülük edildi.

Komünist Parti'nin parçalanması

Solcu yazar, üniversite profesörü Muhammed Ali Muklad, kendi tabiriyle “direnişin kurtuluşu sormadığını, çünkü direniş eyleminin esas olarak kurtuluş için yapıldığını, daha ziyade kurtuluştan sonra ne olacağını sorduğunu” düşünüyor. Muklad, Independent Arabia’ya verdiği demeçte, “LUDC, sosyalizmi inşa etmek ya da sosyalizmin önünü açmak için mücadele ederken, o dönemde koşullar Sovyetler Birliği'ne ve sosyalist sisteme doğru meylediyordu. Aynı zamanda kurtuluş hareketleri yükselerek zirveye ulaşmıştı. Dünyada art arda darbeler meydana geliyordu. Sovyetler Birliği, sessizce çökmeye başlayınca 1985 itibariyle direniş de gerilemeye başladı. Direnişin gerilemesi, kurtuluş sonrası projesinin gerilemesinden kaynaklandı” ifadelerini kullandı.

Muklad, “İslami Direniş savaşa açık dini hedefler ve sloganlarla girdi. Hizbullah ise 1985'teki kuruluş belgesinde kendisini, Lübnan'da örgütlü ya da kapalı bir parti değil, ulusal sınırları aşan Şii İslami bir oluşum olarak sundu. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah bu durumu, ‘Liderlik, yönlendirme, yetkilendirme, savaş ve barış kararları vs. Veliyyi Fakih’in elindedir’ sözleriyle ifade etti” dedi.

Muklad, Hizbullah’ın 1992'de Suriye rejiminin öfkesini çekmesi ve güneye girmesi yasaklandığında hızla siyasi hayata girdiğine işaret etti. 1989'da Lübnan'da Hizbullah ile Emel Hareketi arasındaki savaş sırasında Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri, “Biz Güney'in parçalanmasına karşıyız. Biz Güney'in Arapçılığından yanayız” dedi. Bundan sonra İran ve Suriye, Hizbullah'ın sadece İran'a ait olmadığı, aynı zamanda Suriye'ye de ait olduğu konusunda anlaştı. Hizbullah Suriye'ye bağlandı. Bu olay, eski Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed döneminde gerçekleşti. Muklad, bu olaydan sonra Suriye’nin Hizbullah'a güçlenmesi için tüm direniş imkanlarını sunduğunu söyledi.

Güney'i komünistlerden arındırmak

Beyrut'taki LKP gençlik ve öğrenci grubu liderliğinin eski bir üyesi olan Mesut Muhammed'in Eylül 2016 tarihli detaylı makalesinde, Hizbullah’ın eski Genel Sekreter Yardımcısı Kerim Merve’nin, ‘Deneyimlerimden Bölümler’ adlı kitabından şu bölümü aktardı:

“Cephenin kurulması, şehit lider Kemal Canbolat’ın evinden yayınlanan kuruluş bildirisinin yayınlanmasına eşlik eden direniş ve ilk operasyonlar, komünistler tarafından özellikle Lübnanlıların ve onları her yönden temsil eden siyasi güçlerin İsrail tarafından temsil edilen ana düşmana karşı vatanı savunmak için etrafında birleşecekleri yeni bir Lübnan yurtseverliğinin koşullarını yaratmayı amaçlıyordu. Ancak o dönemdeki talihsizlik, bu samimi ulusal haykırışın birden fazla güçle karşılanmasıydı. Komünistlerin karşılaştığı en acımasız güçler, Emel Hareketi ve yeni ortaya çıkan Hizbullah'tı. Bu karşılaşma sonucunda birçok savaşçının hayatına mal olan suikastlar ve adam kaçırmalar gerçekleşti. Kurbanların ön saflarında düşünür Hüseyin Merve ve Mehdi Amel, onların önünde ise komünist liderler Süheyl Tavile ve Halil Naus vardı. Onlarla birlikte direniş cephesinin en iyi kahramanlarından bazıları da kurbanlar arasında yer alıyordu.”

Muhammed, Hizbulah’ın katıldığı gizli direniş için nitelikli savaşçılar seçtiğini ve kurtuluş misyonunu yerine getirmek için çalıştığını belirtti. Muhammed “Sayda ve çevresinin kurtarılmasından ve sınır şeridine geri dönülmesinden sonra bu iş kolay olmadı. İşgal altındaki topraklarda operasyonlar yürütmek için Emel Hareketi’nin nüfuz bölgelerine sızmak zordu. Emel Hareketi, Zefta'da komünistler için özel hapishaneler kurdu ve direnenlere burada işkence yapıldı. Kurtarılmış bölgelere sızmak İsrail mevzilerini geçmek kadar zordu” ifadelerini kullandı.

Muhammed, sözlerine şöyle devam etti:

Emel Hareketi, komünistlere kötü muamelede mükemmeldi. En çirkin sindirme, saldırı ve yerinden etme yöntemlerini kullandı. 600'den fazla komünist, güneydeki kasaba ve köylerinde istenmeyen kişiler oldukları gerekçesiyle baskı altına alındı. Bunların çoğu Sayda yakınlarındaki sahil kasabası Rumeyle eş-Şufiyye’ye sığındı. Ardından Emel Hareketi, İsrail işgaline ve işkencesine karşı direnenleri tutukladı.

Muhammed, Emel Hareketi’nin, envanterindeki işkence türlerini tattırmadan direnişin bir üyesini -tanınmış bir aktivist, bir sosyal hizmet uzmanı, bir eğitim personeli, bir doktor ya da bir sendikacı- bırakmadığına dikkat çekti. Kâmil Sabah, Ahmed Salih (Kalkınma ve Özgürlük Bloğu'ndaki mevcut temsilci Abdulmecid Salih'in kardeşi), Halil Reyhan (bir suikast girişiminden kurtuldu), Hasan Sabbağ, Hani Zeyneddin, Hasan Hadrac, Edib Vehbe, Dib el-Cesim ve lider İbn Hare Hureyk, 4 Mayıs 1985'te güney banliyösündeki Bi’rul Abd bölgesinde bir Hizbullah güvenlik merkezine birkaç metre mesafeden kaçırıldı. Hureyk, 6 Şubat 1986'da Aynu’l Mreisseh'deki (Beyrut) Aziz George Plajı’nda cesedi parçalanmış bir halde ölü olarak bulundu. Hureyk’in suçu, Emel Hareketi ve Hizbullah tarafından kimliği ve finansmanı bilinen bir dizi tüccar vasıtasıyla korkutma ve yıldırma politikası uygulanarak arazileri en düşük fiyatlarla satın alınıp bölgeden sürülen Hristiyanları geri döndürmeye çalışmaktı. Çünkü Emel Hareketi ve Hizbullah, daha sonra Güvenlik Meydanı olarak adlandırılacak şeyi kuracaktı. Bunu da tek mezhepsel renkten oluşturdular.

rg45y6
Mehdi olarak bilinen Hasan Abdullah Hamdan, LKP’nin sembol isimlerinden biriydi ve 1987 yılında bir suikast sonucu öldürüldü. / Fotoğraf: Sosyal paylaşım siteleri

İsrail'in ikinci çekilmesiyle (2000'deki çekilme) güneydeki çatışma ve direnişin parlak tablosunun değiştiğine dikkat çeken Muhammed şu ifadeleri kullandı:

Çünkü ondan sonra genel siyasi atmosfer tamamen değişti. Milliyetçi ve komünist gruplardaki bir dizi direniş lideri suikasta uğradı. Bu suikastlar, direnişin mezhepçi ve İslami karakteri nedeniyle çarpıtılmış versiyonunun yükselişine giden yolu açtı. Güney cephe halkından arındırıldı. Komünistler Nebatiye, Tire ve diğer yerlerdeki lider ve kadrolara yönelik zulüm ve suikastlar sonrasında kovuldu. Böylece güneydeki ve direnişte mevcut dokudaki çeşitlilik ortadan kaldırıldı. Hizbullah, bazılarının ilk başta fark etmediği ya da belki de fark edip yüzleşemediği bir projeye ulaşmak için direnişe İran pelerinini giydirdi. Böylece direniş, Suriye vesayet yönetiminin dayattığı oldu bittilere boyun eğdi.

Muhammed, “Bu girişime sadece LKP karşı koydu. Ancak Sovyetler Birliği'nin çöküşünün başlangıcı, destek eksikliği, kabiliyet kaybı, komünistler arasında meydana gelen öldürme ve istismarın vahşeti daha sonra onları baskı altında geri çekilmeye zorladı. Böylece Lübnan ve bölge tarihinde sarı bir dönem başladı. İran hakimiyetini kırmak amacıyla yola çıkan bu mezhepçi direniş, Lübnan’da İran rejimine bağlı bir orduya dönüştü” ifadeleriyle sözlerini tamamladı.

Sessiz protesto

Araştırmacı Muhammad Mukallid, 1983 sonbaharından bu yana Komünist Parti içinde yaklaşım ve performanstaki bir hataya karşı sessiz protesto görüntülerinin ortaya çıkmaya başladığını, bunun da bazı savaşçıların partinin kıyılarına yerleşmesine yol açtığını söyledi. Mukallid, “Her siyasi birleşmede bazıları protesto için ortaya çıktı, ancak İsrail'in Lübnan topraklarından kesin olarak çekilmesine kadar partinin sayısı artmaya devam etti” dedi.

Mukallid, sözlerini şöyle sürdürdü:

Sonbaharda, yani partinin yeni tarz bir parti kurmaya karar verdiği toplantılar sırasında Ebu Ammar Trablus'a döndü. Onu Suriye'nin müttefikleri eliyle Beyrut'tan çıkarmanın maliyeti, İsrail güçleri tarafından Beyrut'tan çıkarmanın maliyetiyle karşılaştırılabilecek düzeydeydi. Yıkım ve kan. Ancak bu sefer maliyette Komünist Parti’nin payı çok büyük oldu. Bunun bedelini, Ebu Ammar'ın geri dönüşü için savaşan, partiye zulmeden, merkezlerini sabote eden ve partizanlarını şehir halkından uzaklaştıran İslami gruplardan müttefikleri eliyle ödedi.

Solcu yazar, partinin çok geçmeden, özellikle 6 Şubat 1984'te, başka bir İslami örgüt olan Şii Emel Hareketi’nin müttefiki olarak bulduğunu ve Lübnan ordusunun Beyrut'un güney banliyösünden atılması konusunda iş birliği yaptığını belirtti. Şarku'L Avsat'ın Majalla dergisinden aktardığı analize göre bu işbirliğinden, İsrail işgaline direnmede yer alan "ulusal mezheplerin" ve İsrail'le uğraşan "ulusal olmayan" mezheplerin varlığı olarak adlandırılan ve daha önce "izolasyoncu" olarak adlandırılan "Marksist" olmayan ama "Leninist" bir siyasi sapkınlık ortaya çıktı. ”

Suriye rejiminin suikastları

Yazar Mesut Muhammad makalesinde şöyle diyor:

18 komünist lider, direniş savaşçıları ve sendikacılar, Suriye rejiminin emri ve onun Emel Hareketi ve Hizbullah'taki ajanları tarafından öldürüldü. Suriye rejimi ve onun müttefikleri, kendileriyle aynı fikirde olmayanları boyun eğdirmek için her türlü korkutma, ihanet ve suikast yöntemini kullanmaya devam etti. Rejime karşı gelerek teslim olmayı reddeden bu şehit grubuna daha sonra İsrail'e karşı direnişin lideri ve kurucusu George Havi de katıldı.

Şubat 2004'te Lübnanlı solcular Suriye'yi, Lübnan solunu marjinalleştirmek ve siyasi sahneden uzaklaştırmakla suçladı. Ayrıca onu, 1980'lerde 18 solcu aktivisti tasfiye etmekle de suçladılar. Aralarında Demokratik Sol Hareket Sekreteri İlyas Atallah'ın da bulunduğu imzacılar, 1980'lerden bu yana “Suriye hükümetinin Lübnan solunu dışlama, onu marjinalleştirme ve siyasi eylem alanından uzaklaştırma yönündeki tercihi açık ve somut hale geldi” ifadelerini kullandı.

İmzacılar, “Sovyetler Birliği tarafından direniş çalışmalarına gönderilen teknik yardımın durdurulması, isimleri derin ve tehlikeli çağrışımlar taşıyan 18 yoldaşın öldürüldüğü en korkunç suikast kampanyasının başlatılmasına yol açan saha saldırgan eylemleri” gibi, siyasi ve entelektüel sistemlerini marjinalleştirmeye yönelik erken çabaların kanıtı olarak gördükleri şeylerden bahsettiler.

ht56j
1988'de Şii Emel Hareketi’yle yaşanan kanlı çatışmaların ardından Beyrut'ta Hizbullah üyeleri için bir kontrol noktası. / Fotoğraf: Lübnan Savaşı hakkında bir blog

Mehdi Amel olarak bilinen Hasan Abdullah Hamdan, 18 Mayıs 1987'de Beyrut'ta üniversiteye giderken sokakta suikasta kurban gitti. Bu gibi suikastlar, Lübnan sol direnişinin liderliğini rahatsız etti. Lübnan gazetesi en-Nehar, 19 Mayıs'ta şunları yazdı:

Suriye güçlerinin Batı Beyrut'a girmesinden bu yana türünün ilk örneği olan olayda, silahlı kişiler, Lübnan Üniversitesi'nde felsefe profesörü olan ve Mehdi Amel olarak da bilinen komünist lider Dr. Hasan Hamdan'a suikast düzenledi.

O dönemde Suriye kuvvetlerinin Lübnan'daki enformasyon şubesi başkanı olan Gazi Kenan, Vata el-Musaytbeh'deki Komünist Parti merkezinde şehit Mehdi Amel için taziyeleri kabul ettiği sırada parti liderliğine seslenerek, “Bu bedeli ödemek gerekli miydi?” dedi.

Lübnanlı Arap düşünür Hüseyin Merve, 17 Şubat 1987'de Ramlet el-Beyda bölgesindeki (Beyrut) evinde, yaklaşık 80 yaşında, hasta yatağındayken suikasta kurban gitti. Daha sonra Komünist Parti'nin Beyrut örgütünden sorumlu olan siyasi büro üyesi ve en-Nida gazetesi yazarı Halil Naus, 20 Şubat 1986'da Msaytbeh bölgesindeki evinden Vata el-Musaytbeh'de bulunan parti merkezine giderken suikasta uğradı.

Dönemin parti lideri İbn Hare Hureyk, 4 Mayıs 1985'te güney banliyösündeki Bi’rul Abd bölgesindeki bir Hizbullah güvenlik merkezine birkaç metre mesafeden kaçırıldı. Hureyk, 6 Şubat 1986'da Aynu’l Mreisseh'deki (Beyrut) Aziz George Plajı’nda cesedi parçalanmış bir halde ölü olarak bulundu. Dönemin en-Nida gazetesinin genel yayın yönetmeni ve partinin siyasi büro üyesi Suheyl Tavile, 24 Şubat 1986'da aynı mahalledeki evinden kaçırıldıktan sonra suikasta kurban gitti. Komünistler ile Hizbullah arasındaki çatışmanın ardından Hizbullah'ın dört üyesi öldürüldü. Suheyl Tavile, kaçırılmasından 24 saat sonra başına altı kurşun sıkılarak öldürülmüş, parçalanmış ve gözü oyulmuş bir biçimde Aynu’l Mreisseh'deki bir çöplükte bulundu.

Yazar Mesud Muhammed o dönemle ilgili olarak Kerim Merve’nin "Deneyimlerimden Bölümler" adlı kitapta yer alan şu sözlerini aktardı: “Suriye liderliğinin doğrudan desteğiyle bizimle olan bu çatışmanın amacı, bizi direnişe çalışmaktan uzak tutmak ve iç savaştaki rolümüzü zayıflatarak çatışmayı tamamen mezhepsel ve mezhepçi hale getirmekti. Düşünür Merve, o dönemin gerçeklerini şöyle sürdürüyor: “En dikkat çekici şoklardan biri, (Hizbullah'ın) İsrail işgaline karşı direnişte ortak çalışmayı, Suriye vesayetinin örtülü ve açık kararıyla kibarca reddetmesiydi. Direnişi başka hiç kimseyle değil (Hizbullah) ile sınırlamaya karar vermişti.”  Bu ret, partinin üç genel sekreteri Şeyh Subhi el-Tufeyli, Seyyid Abbas el-Musavi ve Seyyid Hasan Nasrallah ile yaptığımız üç toplantıda geldi.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabai'dan çevrilmiştir.



İslam İşbirliği Teşkilatı, Somali'nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma hakkını yineledi

Somaliland bölgesinin en büyük şehri Hargeysa'nın genel görünümü (AFP)
Somaliland bölgesinin en büyük şehri Hargeysa'nın genel görünümü (AFP)
TT

İslam İşbirliği Teşkilatı, Somali'nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma hakkını yineledi

Somaliland bölgesinin en büyük şehri Hargeysa'nın genel görünümü (AFP)
Somaliland bölgesinin en büyük şehri Hargeysa'nın genel görünümü (AFP)

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) bugün yaptığı açıklamada, İsrail’in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanıma girişimine karşı Somali’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğünün pazarlık kabul etmeyen, değişmez bir ilke olduğunu vurguladı.

İİT, Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde büyükelçiler düzeyinde toplanan Yürütme Komitesi toplantısının ardından yayımlanan bildiride, Afrika Boynuzu bölgesinde istikrarı zedeleyecek ve yeni çatışma ile gerilimlere zemin hazırlayacak herhangi bir fiilî durum dayatılmasına kesin bir dille karşı çıktığını belirtti.

İİT, İsrail’in Somaliland’ı tanıdığına ilişkin duyurusunu kınayarak, bunu Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliğine yönelik açık bir ihlal olarak nitelendirdi.

Bildiride ayrıca, çabaların yoğunlaştırılması, safların birleştirilmesi ve Somali Federal Cumhuriyeti’nin yanında yer alınması çağrısında bulunuldu.


Güney Geçiş Konseyi, Hadramut ve el-Mehra'daki mevzilerin Vatan Kalkanı Güçleri’ne devredilmeye başlandığını duyurdu

Yemen Başkanlık Konseyi’ne bağlı Vatan Kalkanı Güçleri, Hadramut'taki askeri noktalardan birinin güvenliğini sağlarken (Vatan Kalkanı Güçleri)
Yemen Başkanlık Konseyi’ne bağlı Vatan Kalkanı Güçleri, Hadramut'taki askeri noktalardan birinin güvenliğini sağlarken (Vatan Kalkanı Güçleri)
TT

Güney Geçiş Konseyi, Hadramut ve el-Mehra'daki mevzilerin Vatan Kalkanı Güçleri’ne devredilmeye başlandığını duyurdu

Yemen Başkanlık Konseyi’ne bağlı Vatan Kalkanı Güçleri, Hadramut'taki askeri noktalardan birinin güvenliğini sağlarken (Vatan Kalkanı Güçleri)
Yemen Başkanlık Konseyi’ne bağlı Vatan Kalkanı Güçleri, Hadramut'taki askeri noktalardan birinin güvenliğini sağlarken (Vatan Kalkanı Güçleri)

Yeni yılın ilk saatlerinde Güney Geçiş Konseyi’ne (GGK) bağlı güçler, Doğu Yemen’deki Hadramut ve el-Mehra vilayetlerinde yeni düzenlemelere varıldığını gösteren bir adım olarak, bazı askeri mevzileri hükümete bağlı Vatan Kalkanı Güçleri’ne devretmeye başladı.

Hadramut vilayetindeki yerel yönetim kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Vatan Kalkanı Güçleri’nin GGK’ye bağlı birliklerden birçok noktayı devraldığını doğruladı. Kaynaklar, bu sürecin iki taraf arasında gerçekleştirilen toplantıların ardından hayata geçirildiğini belirtti.

Kimliklerinin açıklanmasını istemeyen kaynaklar, Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin denetimindeki Vatan Kalkanı Güçleri’nin komutanları ile GGK liderleri arasında toplantılar yapıldığını ve bu görüşmelerde önümüzdeki döneme ilişkin düzenlemelerin ele alındığını aktardı.

Kaynaklar, söz konusu düzenlemelerin içeriğine dair ayrıntı vermedi. Ancak aynı zamanda, Şebve vilayetinde Belhaf Limanı’na giriş yapan ve Yemen hükümetinin talebi üzerine daha sonra bir gemiyle ülkeden ayrılan Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) ait zırhlı araçlar ve askeri unsurların geniş çaplı bir çekilme süreci yaşadığını belirtti.

Bir Yemenli yetkili, bu düzenlemeleri, ortak düşman olan Husilere karşı meşruiyet cephesinin birliğini ve dayanıklılığını güçlendirme yolunda ‘olumlu’ adımlar olarak nitelendirdi. İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, meşru yönetimin bileşenleri arasında ortaklığın önemine ve gelecekte yaşanabilecek ihtilaflarda diyalog diline başvurulmasının gerekliliğine vurgu yaptı.

Öte yandan Yemenli askeri kaynaklar, GGK’ye bağlı bazı birliklerin mevzilerinden çekilmeyi reddettiğini bildirdi. Bu durum üzerine GGK’nin, söz konusu güçlerin yönetimini üstlenmek ve müzakere sürecini yürütmek üzere Ebu Tahir el-Beyşi’yi Seyun kentine gönderdiği belirtildi.

Aynı kaynaklara göre GGK güçleri stratejik öneme sahip el-Haşa kampından çekilmeyi halen reddediyor. Bu sabah erken saatlerde Vatan Kalkanı Güçleri ile GGK liderleri arasında yapılan görüşmelerin ise şu ana kadar somut bir sonuç vermediği ifade edildi.

Bu gelişmelerle bağlantılı olarak kaynaklar, GGK’ye bağlı Güvenlik Destek Kuvvetleri Komutanı Salih bin eş-Şeyh Ebu Bekir, bilinen adıyla Ebu Ali el-Hadrami’nin, dün ülkeden ayrılan BAE güçleriyle birlikte el-Mukelle kentinden ayrıldığını doğruladı.

Kaynaklar, el-Hadrami’nin kentten ayrılmadan önce birliklerine kendilerini terhis ederek evlerine dönmeleri talimatı verdiğini ve askerlerine “Görev sona erdi” dediğini aktardı.

xscdf
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi dün ABD Büyükelçisi ile yaptığı görüşmede (SABA)

Bu gelişmeler, GGK'ye bağlı Güney Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Muhammed en-Nakib’in yaptığı açıklamadan saatler sonra yaşandı. En-Nakib, yayımladığı bildiride, sınır hattındaki Semud bölgesinde bulunan bazı mevzilerin Vatan Kalkanı Güçleri’ne bağlı 1. Tugay’a devredildiğini, Hadramut ve el-Mehra vilayetlerindeki Rumat bölgesi ile diğer bazı noktalarda da ‘varılan anlaşmalar doğrultusunda’ yeni devirlerin yapılacağını duyurdu.

Yayımlanan görüntülerde, Vatan Kalkanı Güçleri’nin komutanları ile GGK’den bazı liderlerin bir arada yer aldığı görülürken, bu buluşmanın iki taraf arasında önümüzdeki döneme ilişkin düzenlemelerin ele alındığı bir çerçevede gerçekleştiği değerlendirildi.

En-Nakib’e göre bu adım, ‘kardeş ülkelerin oluşturduğu koalisyonun çabalarının başarıya ulaşmasına katkı sağlama’ amacıyla atıldı. En-Nakib, “Bugün Vatan Kalkanı Güçleri’ne bağlı 1. Tugay Semud bölgesinde yeniden konuşlandırıldı. Varılan mutabakat uyarınca, Hadramut ve el-Mehra vilayetlerindeki Rumat bölgesi ve diğer alanlarda da Vatan Kalkanı Güçleri’ne bağlı başka birliklerin yeniden konuşlandırılması sürecek” ifadelerini kullandı.

Diğer yandan Suudi Arabistan, BAE’ye atfedilen ve GGK’ye bağlı güçleri güney sınırlarına yakın askeri hareketliliğe sevk eden ‘son derece tehlikeli adımlardan’ duyduğu üzüntüyü daha önce açıklamıştı. Riyad yönetimi, söz konusu adımların Suudi Arabistan’ın ulusal güvenliği ile Yemen ve bölgenin güvenliği için doğrudan bir tehdit oluşturduğunu vurgulamıştı.

yuı
Yemen'in doğusundaki el-Mehra vilayetinde yaşayan bir grup vatandaş, son Başkanlık Konseyi kararlarına desteklerini ifade ediyor. (SABA)

Suudi Arabistan, güvenliğinin ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayarak, Yemen’in birliğine ve egemenliğine bağlılığını yineledi; Başkanlık Konseyi’ne tam destek verdiğini teyit etti. Riyad yönetimi, ‘güney meselesinin’ adil bir dava olduğu yönündeki tutumunu da yenileyerek, bu konunun kapsamlı bir siyasi diyalog çerçevesi dışında ele alınmasını reddettiğini açıkladı.

Riyad, güney meselesini iç çatışmalarda araçsallaştırılamayacak adil bir siyasi mesele olarak ele aldığını belirterek, çözümün güç yoluyla dayatma değil, diyalog ve uzlaşıyla sağlanması gerektiğini vurguladı.

Bu gelişmeler kapsamında Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ise BAE ile imzalanan ortak savunma anlaşmasının iptal edildiğini, 90 gün süreyle olağanüstü hâl ilan edildiğini ve BAE güçlerinin 24 saat içinde ülkeden çekilmesini talep ettiğini açıkladı. El-Alimi ayrıca, askeri kampların Vatan Kalkanı Güçleri’ne devredilmesini istedi. Söz konusu kararlar, resmî kurumların desteğini aldı.


Şeyh Gazel Gazel: Kimdir ve Suriye sahilinde ne istiyor?

Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazel Gazel
Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazel Gazel
TT

Şeyh Gazel Gazel: Kimdir ve Suriye sahilinde ne istiyor?

Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazel Gazel
Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazel Gazel

Sobhi Frangieh

Şeyh Gazel, mezhepçiliği eleştirirken aynı zamanda onu benimsiyor. Merkezi olmayan bir devleti savunuyor. Sekülerizmin en iyi çözüm olduğuna inanıyor ve yeni Suriye hükümetini “tamamen terörist bir sistem” olarak görüyor. “Alevi kanı” gibi terimler kullanıyor ve İslam'ın Ali bin Ebu Talib olmasaydı var olamayacağını savunuyor. Suriye’nin sahil bölgesindeki insanlara Suriye hükümetine karşı meydanlarda gösteri yapma çağrısı yapıyor. Talepleri kasım ayında ve aralık ayında yankı buldu, ölümler ve yaralanmalarla sonuçlanan bir kaosa yol açtı. Son gelişme iş adamı Rami Mahluf'un yayınladığı bir video ile onu hedef almasına, Alevileri kışkırtmayı bırakmasını istemesine ve babası ile kardeşine olan desteğini hatırlatmasına neden oldu.

Gazel, tanınmış bir Alevi din adamı olan Vahib Gazel'in oğludur. 1962 yılında Lazkiye kırsalındaki el-Haffa kasabasında doğdu ve orada ilk eğitimini aldı. Liseyi Lazkiye şehrinde okudu. Gazel daha sonra Şam Üniversitesi Şeriat Fakültesi'nde öğrenim gördü. Oradaki eğitimini tamamladıktan sonra 1988 yılında Londra'daki Uluslararası İslami İlimler Üniversitesi'ne kaydoldu. Daha sonra Lazkiye'ye dönerek şehirdeki Muhammed el-Bakir Camii'nde müderris, imam ve vaiz olarak çalıştı, sonrasında da Lazkiye müftüsü oldu. Gazel, “Kuran ve Sünnette İnsan Kalbi” ve “Kuran ve Sünnette Bilgi Araçları” da dahil olmak üzere birçok kitap yazdı.

Şeyh Gazel, Hafız Esed ve ardından Beşşar Esed dönemlerinde iktidarın iç çevresine girmeye birden fazla kez teşebbüs etti, ancak baba ve oğul Esed onun kendilerine bir fayda sağlayacağını düşünmüyorlardı. Zira ikisi de ​​İslam hukuku ve din alanlarındaki en yüksek makamlara Sünni din adamlarını yerleştirmeye odaklanmışlardı. Dahası Alevi toplumundan başka din adamlarının önünü açmışlardı ve Alevileri yönetimlerinin kaçınılmaz bir müttefiki olarak görüyorlardı. Çabalarını Suriyeli Sünnilerin çoğunluğunu kazanmaya yönlendirmeleri gerektiğini düşünüyorlardı. El-Mecelle'ye verdiği röportajda, Haziran 2000'de Hafız Esed'in cenaze töreniyle ilgili düzenlemelere aşina bir kaynak, Şeyh Gazel'in, Sünni bir şeyh olan Dr. Muhammed Said Ramazan el-Buti'nin, Alevi mezhebine mensup Hafız Esed'in cenaze namazını kıldırmasına itiraz ederek Alevi cemaati içinde iç sorunlara yol açtığını belirtti. Kaynak, bunun daha sonra Gazel'in Beşşar Esed'in güvenini kazanma gücünü etkilediğini de söyledi.

dfgt
Suriye'nin Lazkiye şehrinde düzenlenen bir gösteride, Aleviler Alevi İslam Konseyi Başkanı Gazel Gazel'ın resminin olduğu bir pankart açtı, 28 Aralık 2025 (Reuters)

Şeyh Ahmed Hassun'un 2005 yılında Suriye Müftüsü olarak atanmasıyla birlikte Gazel, onunla yakınlaşmaya çalıştı. Suriye'de Sünni müftünün yanında bir Alevi din adamının bulunmasını hem sosyal hem de siyasi açıdan elzem görüyordu. Ancak Hassun, Gazel'in daha ileriye gitmesine izin vermedi. Suriye rejimi döneminde, 2011'deki Suriye devriminden önce Tahran'da düzenlenen bir konferansta Hassun, Şeyh Gazel'den ön sıralarda yanına oturmak yerine arka sıralara geçmesini ve yerleşik oturma düzenini bozmamasını istedi. Böylece Gazel'in etkisi, Esed dönemi boyunca yakın çevresi ve cemaatiyle sınırlı kaldı.

Mart ayında Suriye sahilinde yaşanan olaylar, Şeyh Gazel'in Şam'a karşı tutumunu netleştirmesinde önemli bir rol oynadı; bu olaylardan sonra Suriye'deki Alevileri korumak için uluslararası müdahalenin gerekliliğinden bahsetmeye başladı

Eski Suriye rejiminin yıkılması ve Beşşar Esed'in 8 Aralık 2024'te kaçmasıyla birlikte Şeyh Gazel'in sesi daha yüksek çıkmaya başladı. Ahmed eş-Şara hükümetini kabul etme ile eleştirme arasında gidip gelen bir söylemle kelimelerle ustaca oynadı. Geçtiğimiz yıl şubat ayında, “Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi”nin kurulduğu duyuruldu ve Gazel, başkanlığına getirildi. Özellikle geçen yıl mart ayında sahil bölgesinde yüzlerce insanın hayatını kaybettiği kanlı olaylardan sonraki aylarda, en etkili ses haline geldi.

Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi çatısı altında iki meclis bulunuyor. Birincisi, Şeyh Gazel'in başkanlığını yaptığı ve 130 din adamından oluşan Din Meclisi’dir. Din adamları şu şekilde dağılmıştır: 30'u Lazkiye şehrinden, 30'u Humus şehrinden, 30'u Tartus şehrinden, 30'u Hama şehrinden, 10'u Şam ve kırsalından. İkincisi ise Siyasi Büro, Halkla İlişkiler Bürosu, Ekonomi Bürosu, Hukuk Bürosu, Koordinasyon Bürosu, Medya Bürosu, Yardım Bürosu ve Tarihsel Uzlaşma Bürosu'nu içeren Yürütme Meclisi’dir.

frty6
Suriye sahilindeki Lazkiye şehrinde hükümet yanlısı göstericiler, Humus'taki bir Alevi camisine düzenlenen bombalı saldırıdan iki gün sonra gösteri düzenleyen Alevi göstericilerle karşı karşıya geldi, 28 Aralık 2025 Pazar (AP)

Mart ayında Suriye sahilinde yaşanan olaylar, Şeyh Gazel'in Şam'a karşı tutumunu netleştirmesinde önemli bir rol oynadı; bu olaylardan sonra Suriye'deki Alevileri korumak için uluslararası müdahalenin gerekliliğinden bahsetmeye başladı. Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın kararıyla kurulan Suriye sahilindeki olaylarla ilgili araştırma komitesini reddettiğini açıkladı. Şeyh Gazel, Suriye hükümetinin çabalarına karşıt bir söylem benimsemeye başladı ve sahil halkının yaptığı hatalardan birinin silahlarını yeni hükümete teslim etmek olduğunu belirtti. Bu da birçok kişi tarafından Şeyh Gazel'in yeniden silahlanmaya yönelik örtülü bir çağrısı olarak yorumlandı. Temmuz ayında yayınlanan bir videosunda Şeyh Gazel, Suriye hükümetini “kan dökmeyi yücelten çarpık bir dine bağlı, tamamen terörist bir sistem” olarak tanımladı. Gazel ayrıca, Ağustos 2025'te Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) bağlı Özerk Yönetim tarafından düzenlenen Bileşenlerin Birliği Konferansı'na katıldı. Video konferans yöntemiyle yaptığı konuşmada, laik, çoğulcu ve adem-i merkeziyetçi bir devlet çağrısında bulunarak, adem-i merkeziyetçi veya federal bir sistemin tüm Suriye bileşenlerinin haklarını garanti altına alacağını savundu.

Video mesajlarından birinde Şeyh Gazel, Suriyeli Sünnilere hitaben, çözümlerin açık olduğunu belirtti; federalizm ve siyasi adem-i merkeziyet. Terörizm ile neyi kastettiğini veya terör kaynağının ne olduğunu açıklamadan, bu yönetim sisteminin, Alevilerin ve Sünnilerin haklarını terörden uzakta garanti altına aldığını da ekledi. Başka bir mesajında ise şunları söyledi: “Masum insanları koruma talebim ve onları rejimin kalıntıları olarak görmeyi reddetmem mezhepçilik sayılıyorsa ve taleplerimin siyasi olmasıyla suçlanıyorsam, uluslararası koruma talebimi yineliyorum.” Suriye hükümetini de “sadece radikal ideolojilerine katılmadığımız için kendi mezhebimden olan insanların geçim kaynaklarını hedef almakla” suçladı.

Kasım ayının sonunda Gazel, 24 Kasım'da Humus'ta patlak veren gerilimlerin ardından Suriye sahilinde halka Suriye hükümetine karşı oturma eylemleri düzenleme çağrısı yaptı. Bir video mesajında ​​şunları söyledi: “Silahlarımızı terörist, tekfirci ve dışlayıcı bir fiili otoriteye teslim ettik; bu otorite Sünni topluluğunu adaletsizliği kınayan her sese karşı kullanılan siyasi bir araca dönüştürdü.” Ayrıca “sokaklarda katledilecek bir halk değiliz” diyerek çağrısını “tüm dini gruplara” yöneltti. Tüm dini gruplardan insanları “öldürme makinesini ve her türlü terörü durdurmak için öğlen (25 Kasım) barışçıl bir oturma eylemine” katılmaya çağırdı. Yüzlerce kişi Gazel'ın çağrısına yanıt verdi. İç güvenlik güçleri, meydanlardaki insanları korumak için müdahale etti. Lazkiye'deki bir Genel Güvenlik yetkilisi Mecelle'ye kendilerine verilen emirlerin kesin ve katı olduğunu söyledi. Buna göre “siviller tutuklanmayacak ve sloganlarına bakılmaksızın göstericilere müdahale edilmeyecekti.” Yetkili “ne var ki Şeyh Gazel'in çağrısına yanıt veren sivillerin düzenlediği gösteriler sırasında karşı gösteriler de düzenlendi. Biz ortadaydık, o anda iki taraf arasında kaçınılmaz olan çatışmaları önlemeye çalışıyorduk” diye ekledi.

dfrgt
Suriye'nin Humus şehrindeki bir patlamada hedef alınan ve hasar gören cami, 26 Aralık 2025 (Reuters)

27 Aralık'ta Şeyh Gazel, Alevileri ertesi gün (28 Aralık) sokağa çıkmaya çağırdı. Bu sefer Gazel daha açık konuştu ve yayınladığı videoda şunları söyledi: “Yarın dengeler onların aleyhine dönecek ve dünyaya Alevi topluluğunun aşağılanamayacağını veya dışlanamayacağını göstereceğiz. Yarın barışçıl bir insan seli olacak.” Herkesi “göğüsleri açık” bir şekilde sokağa çıkmaya çağırdı. Ertesi gün kaotik ve kanlı geçti; Lazkiye ve Celba şehirlerinde iç güvenlik güçlerine yönelik saldırılar oldu ve her iki şehirde de yaralanmaların yanı sıra can kayıpları yaşandı. İç güvenlik güçleri genel olarak durumu kontrol altına alabilse de, sahil bölgesinde bu çatışmaların sosyal yansımaları kolay kolay ortadan kalkmayacak, özellikle de bölgedeki topluluklar arasında iç öfkenin arttığı ve bölgede herhangi bir güvenlik açığı yaşanması durumunda patlama anının yakın olabileceği göz önüne alındığında.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Şeyh Gazel Gazel, nerede olduğuna dair herhangi bir işaret veya belirti olmaksızın, genel olarak Suriyelilerin ve özellikle sahil halkının karşısına videolu mesajlarla çıkıyor. Mecelle onun yeri hakkında çelişkili bilgiler edindi. Bazıları şu anda Kamışlı'da olduğunu söylerken, diğer kaynaklar muhtemelen birkaç ay önce Suriye topraklarını terk ettiğini belirtiyor. Birkaç kaynak ise  Şeyh Gazel olgusunun Suriye ve Lübnan'da yaşayan eski rejimin birçok liderini etkilediğini ve bu liderlerin, hareketleri ve operasyonları için daha fazla dini destek kazanmak amacıyla, ağırlıklı olarak Alevilerin yaşadığı bazı bölgelerde aynı olguyu tekrarlamaya çalıştıklarını kaydetti. Buna ek olarak, İran ve Hizbullah'a bağlı medya organları da Suriye hükümetini şeytanlaştırma kampanyalarında Şeyh Gazel'in söylemlerini kullanıyorlar.

Suriye bugün, birden fazla ses ve anlatıya dayalı bir sosyal bölünme hali yaşıyor. Bunlar arasında Suriye sahilinde, Suveyda'da ve diğer bazı Suriye bölgelerinde yaygın olan dini anlatılar, SDG komutanlarının öncülük ettiği Kürt ulusal sesini birleştirme çabalarına dayanan milliyetçi bir anlatı, Suriye hükümetinin resmi kanalları aracılığıyla desteklemeye çalıştığı devlet merkezli bir anlatı da yer alıyor. Bu anlatıların ortasında, Esed rejiminin devrilmesinden zarar gören ülkeler ve kuruluşlar tarafından desteklenen gayri resmi medya ajandaları aktif durumda. Bunlar, Suriyeliler arasındaki gerilimleri körüklemeyi ve bölünmelerini derinleştirmeyi amaçlıyor ve bunu çeşitli faktörlere dayanarak yapıyor; silahın yaygınlaşması, toplumsal parçalanma ve hâlâ yeniden inşa sürecinde olan mevcut Suriye güvenlik kurumlarının zayıflığı.