Hizbullah, direnişe nasıl el koydu ve komünistlerden nasıl kurtuldu?

Hizbullah, direnişe karşı en korkunç caydırma, yıldırma ve yerinden etme yöntemlerini kullanarak 600'den fazla üyesini etkiledi.

Lübnan Komünist Partisi (LKP) Genel Sekreteri George Havi, 1976 iç savaşı sırasında bir kampı ziyaret ederken (Fotoğrafçı Diyab el-Kursayfi'nin arşivinden)
Lübnan Komünist Partisi (LKP) Genel Sekreteri George Havi, 1976 iç savaşı sırasında bir kampı ziyaret ederken (Fotoğrafçı Diyab el-Kursayfi'nin arşivinden)
TT

Hizbullah, direnişe nasıl el koydu ve komünistlerden nasıl kurtuldu?

Lübnan Komünist Partisi (LKP) Genel Sekreteri George Havi, 1976 iç savaşı sırasında bir kampı ziyaret ederken (Fotoğrafçı Diyab el-Kursayfi'nin arşivinden)
Lübnan Komünist Partisi (LKP) Genel Sekreteri George Havi, 1976 iç savaşı sırasında bir kampı ziyaret ederken (Fotoğrafçı Diyab el-Kursayfi'nin arşivinden)

Sevsan Mehanna

Lübnan'ın direniş hareketleri ile ilişkisi bölgedeki tüm ülkeler arasında en zengin olanı olabilir. Lübnan, siyasi koşullar ve İsrail ile paylaşılan sınırların dayatılmasıyla İsrail hedefleri ve saldırı çemberi içinde kaldı. Bunun sebebi de Lübnan’ın, 1969 Kahire Anlaşması’yla Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) topraklarındaki varlığını onaylayarak örgütün kuruluşuna ev sahipliği yapmasıdır.

Kahire Anlaşması bazı sonuçlar doğurdu. Anlaşmanın en önemli sonuçlarından biri, Lübnan-Filistin ilişkilerinin düzenlenmesi ve Filistin direnişinin güney Lübnan'da, özellikle de el-Arkub bölgesi ile bu bölgenin orta ve doğu kesiminde FKÖ’nün askeri üsler kurmasına izin verilmesiydi.

1970 yılında Ürdün'de gerçekleşen eylül olaylarından sonra Filistinli örgütler, mevcut bireylerini ve silahlarını Lübnan'a taşıdı ve çalışmalarını Lübnan sınırları içinde sürdürdü. Bu nedenle Lübnan'ın sınır köyleri, 1970’li yılların başından beri İsrail saldırılarına maruz kalmıştır.

Esed ve El Fetih hareketi

İsrail, 1 Haziran 1982'de Lübnan'ı işgal ettikten sonra başkent Beyrut'un kuşatılması sırasında, dönemin FKÖ lideri Yasir Arafat, Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed'i Filistin devrimini desteklememekle suçladı. 6 Eylül'de Fas'ın Fez kentinde düzenlenen olağanüstü Arap zirvesi sırasında Filistinli yazar ve hikâye anlatıcısı Heysem el-Cerro, “Esed, Arafat ile görüşmekten kaçındı. Esed, Filistin devriminin siyasi ve askeri kararlarını kontrol etmek amacıyla FKÖ Başkanı’nın yaklaşımına itiraz eden bir dizi Filistin devrimi liderinin eşliğinde zirveden ayrıldı. Böylece Esed, Filistin saflarını bölmek için çalışmaya başladı. Esed, Arafat'ın Filistin sorununa barışçıl bir çözüm arama yaklaşımının yanı sıra Filistin kararındaki dışlayıcılığı nedeniyle Albay Ebu Musa ve Ebu Halid el-Umle de dahil olmak üzere önemli sayıda liderin öfkesinden yararlandı” ifadelerini kullandı.

Dürzi lider, Lübnanlı Arap düşünür Kemal Canbolat, ‘This is My Will -Vasiyetim’ adlı kitabında “Yaser Arafat, 27 Mart 1976'da Hafız Esed'le yaptığı görüşmede, ‘Direnişin kalbi ve geleceği Lübnan'dadır. Suriye ordusunun terörizmi ve yıldırma çabasının faydası olmayacaktır. Siyonist düşmanın toplarının ve Amerikan 6. Filosu’nun menzilindeyken Suriye ordusuyla çarpışmamız zor’ dediğini aktarmıştır. Buna karşılık Esed de Arafat’a şu yanıtı verdi:

Filistin diye bir oluşum yok. Filistin halkı diye bir halk da yok. Aksine Filistin, Suriye'nin bir parçasıdır ve bu yüzden sorumlu olan biziz. Suriyeliler Filistin halkının gerçek temsilcileridir.

Filistin direnişi ve Arafat, 30 Ağustos 1982 günü İsrail ordusu tarafından kuşatılmış olan Beyrut'tan ayrıldı. Aynı yılın 16 Eylül'ünde Canbolat'ın Msaytbeh mahallesindeki evinde Lübnan Komünist Partisi (LKP) Genel Sekreteri George Havi ve Lübnan Komünist Eylem Örgütü Genel Sekreteri Muhsin İbrahim, Lübnan Ulusal Direniş Cephesi (LUDC) fikrini ortaya attılar. Bu fikrin omurgasını LKP, 1969-1970 yılları arasında kurulan LKP’ye tabi olan Ensar güçleri, Suriye Sosyal Milliyetçi Partisi, Baas Partisi, Nasırcılar gibi farklı milliyetçi örgütler oluşturdu. Buradan hareketle Lübnan Direniş Alayları ve Emel Hareketi’nin kurulmasına öncülük edildi.

Komünist Parti'nin parçalanması

Solcu yazar, üniversite profesörü Muhammed Ali Muklad, kendi tabiriyle “direnişin kurtuluşu sormadığını, çünkü direniş eyleminin esas olarak kurtuluş için yapıldığını, daha ziyade kurtuluştan sonra ne olacağını sorduğunu” düşünüyor. Muklad, Independent Arabia’ya verdiği demeçte, “LUDC, sosyalizmi inşa etmek ya da sosyalizmin önünü açmak için mücadele ederken, o dönemde koşullar Sovyetler Birliği'ne ve sosyalist sisteme doğru meylediyordu. Aynı zamanda kurtuluş hareketleri yükselerek zirveye ulaşmıştı. Dünyada art arda darbeler meydana geliyordu. Sovyetler Birliği, sessizce çökmeye başlayınca 1985 itibariyle direniş de gerilemeye başladı. Direnişin gerilemesi, kurtuluş sonrası projesinin gerilemesinden kaynaklandı” ifadelerini kullandı.

Muklad, “İslami Direniş savaşa açık dini hedefler ve sloganlarla girdi. Hizbullah ise 1985'teki kuruluş belgesinde kendisini, Lübnan'da örgütlü ya da kapalı bir parti değil, ulusal sınırları aşan Şii İslami bir oluşum olarak sundu. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah bu durumu, ‘Liderlik, yönlendirme, yetkilendirme, savaş ve barış kararları vs. Veliyyi Fakih’in elindedir’ sözleriyle ifade etti” dedi.

Muklad, Hizbullah’ın 1992'de Suriye rejiminin öfkesini çekmesi ve güneye girmesi yasaklandığında hızla siyasi hayata girdiğine işaret etti. 1989'da Lübnan'da Hizbullah ile Emel Hareketi arasındaki savaş sırasında Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri, “Biz Güney'in parçalanmasına karşıyız. Biz Güney'in Arapçılığından yanayız” dedi. Bundan sonra İran ve Suriye, Hizbullah'ın sadece İran'a ait olmadığı, aynı zamanda Suriye'ye de ait olduğu konusunda anlaştı. Hizbullah Suriye'ye bağlandı. Bu olay, eski Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed döneminde gerçekleşti. Muklad, bu olaydan sonra Suriye’nin Hizbullah'a güçlenmesi için tüm direniş imkanlarını sunduğunu söyledi.

Güney'i komünistlerden arındırmak

Beyrut'taki LKP gençlik ve öğrenci grubu liderliğinin eski bir üyesi olan Mesut Muhammed'in Eylül 2016 tarihli detaylı makalesinde, Hizbullah’ın eski Genel Sekreter Yardımcısı Kerim Merve’nin, ‘Deneyimlerimden Bölümler’ adlı kitabından şu bölümü aktardı:

“Cephenin kurulması, şehit lider Kemal Canbolat’ın evinden yayınlanan kuruluş bildirisinin yayınlanmasına eşlik eden direniş ve ilk operasyonlar, komünistler tarafından özellikle Lübnanlıların ve onları her yönden temsil eden siyasi güçlerin İsrail tarafından temsil edilen ana düşmana karşı vatanı savunmak için etrafında birleşecekleri yeni bir Lübnan yurtseverliğinin koşullarını yaratmayı amaçlıyordu. Ancak o dönemdeki talihsizlik, bu samimi ulusal haykırışın birden fazla güçle karşılanmasıydı. Komünistlerin karşılaştığı en acımasız güçler, Emel Hareketi ve yeni ortaya çıkan Hizbullah'tı. Bu karşılaşma sonucunda birçok savaşçının hayatına mal olan suikastlar ve adam kaçırmalar gerçekleşti. Kurbanların ön saflarında düşünür Hüseyin Merve ve Mehdi Amel, onların önünde ise komünist liderler Süheyl Tavile ve Halil Naus vardı. Onlarla birlikte direniş cephesinin en iyi kahramanlarından bazıları da kurbanlar arasında yer alıyordu.”

Muhammed, Hizbulah’ın katıldığı gizli direniş için nitelikli savaşçılar seçtiğini ve kurtuluş misyonunu yerine getirmek için çalıştığını belirtti. Muhammed “Sayda ve çevresinin kurtarılmasından ve sınır şeridine geri dönülmesinden sonra bu iş kolay olmadı. İşgal altındaki topraklarda operasyonlar yürütmek için Emel Hareketi’nin nüfuz bölgelerine sızmak zordu. Emel Hareketi, Zefta'da komünistler için özel hapishaneler kurdu ve direnenlere burada işkence yapıldı. Kurtarılmış bölgelere sızmak İsrail mevzilerini geçmek kadar zordu” ifadelerini kullandı.

Muhammed, sözlerine şöyle devam etti:

Emel Hareketi, komünistlere kötü muamelede mükemmeldi. En çirkin sindirme, saldırı ve yerinden etme yöntemlerini kullandı. 600'den fazla komünist, güneydeki kasaba ve köylerinde istenmeyen kişiler oldukları gerekçesiyle baskı altına alındı. Bunların çoğu Sayda yakınlarındaki sahil kasabası Rumeyle eş-Şufiyye’ye sığındı. Ardından Emel Hareketi, İsrail işgaline ve işkencesine karşı direnenleri tutukladı.

Muhammed, Emel Hareketi’nin, envanterindeki işkence türlerini tattırmadan direnişin bir üyesini -tanınmış bir aktivist, bir sosyal hizmet uzmanı, bir eğitim personeli, bir doktor ya da bir sendikacı- bırakmadığına dikkat çekti. Kâmil Sabah, Ahmed Salih (Kalkınma ve Özgürlük Bloğu'ndaki mevcut temsilci Abdulmecid Salih'in kardeşi), Halil Reyhan (bir suikast girişiminden kurtuldu), Hasan Sabbağ, Hani Zeyneddin, Hasan Hadrac, Edib Vehbe, Dib el-Cesim ve lider İbn Hare Hureyk, 4 Mayıs 1985'te güney banliyösündeki Bi’rul Abd bölgesinde bir Hizbullah güvenlik merkezine birkaç metre mesafeden kaçırıldı. Hureyk, 6 Şubat 1986'da Aynu’l Mreisseh'deki (Beyrut) Aziz George Plajı’nda cesedi parçalanmış bir halde ölü olarak bulundu. Hureyk’in suçu, Emel Hareketi ve Hizbullah tarafından kimliği ve finansmanı bilinen bir dizi tüccar vasıtasıyla korkutma ve yıldırma politikası uygulanarak arazileri en düşük fiyatlarla satın alınıp bölgeden sürülen Hristiyanları geri döndürmeye çalışmaktı. Çünkü Emel Hareketi ve Hizbullah, daha sonra Güvenlik Meydanı olarak adlandırılacak şeyi kuracaktı. Bunu da tek mezhepsel renkten oluşturdular.

rg45y6
Mehdi olarak bilinen Hasan Abdullah Hamdan, LKP’nin sembol isimlerinden biriydi ve 1987 yılında bir suikast sonucu öldürüldü. / Fotoğraf: Sosyal paylaşım siteleri

İsrail'in ikinci çekilmesiyle (2000'deki çekilme) güneydeki çatışma ve direnişin parlak tablosunun değiştiğine dikkat çeken Muhammed şu ifadeleri kullandı:

Çünkü ondan sonra genel siyasi atmosfer tamamen değişti. Milliyetçi ve komünist gruplardaki bir dizi direniş lideri suikasta uğradı. Bu suikastlar, direnişin mezhepçi ve İslami karakteri nedeniyle çarpıtılmış versiyonunun yükselişine giden yolu açtı. Güney cephe halkından arındırıldı. Komünistler Nebatiye, Tire ve diğer yerlerdeki lider ve kadrolara yönelik zulüm ve suikastlar sonrasında kovuldu. Böylece güneydeki ve direnişte mevcut dokudaki çeşitlilik ortadan kaldırıldı. Hizbullah, bazılarının ilk başta fark etmediği ya da belki de fark edip yüzleşemediği bir projeye ulaşmak için direnişe İran pelerinini giydirdi. Böylece direniş, Suriye vesayet yönetiminin dayattığı oldu bittilere boyun eğdi.

Muhammed, “Bu girişime sadece LKP karşı koydu. Ancak Sovyetler Birliği'nin çöküşünün başlangıcı, destek eksikliği, kabiliyet kaybı, komünistler arasında meydana gelen öldürme ve istismarın vahşeti daha sonra onları baskı altında geri çekilmeye zorladı. Böylece Lübnan ve bölge tarihinde sarı bir dönem başladı. İran hakimiyetini kırmak amacıyla yola çıkan bu mezhepçi direniş, Lübnan’da İran rejimine bağlı bir orduya dönüştü” ifadeleriyle sözlerini tamamladı.

Sessiz protesto

Araştırmacı Muhammad Mukallid, 1983 sonbaharından bu yana Komünist Parti içinde yaklaşım ve performanstaki bir hataya karşı sessiz protesto görüntülerinin ortaya çıkmaya başladığını, bunun da bazı savaşçıların partinin kıyılarına yerleşmesine yol açtığını söyledi. Mukallid, “Her siyasi birleşmede bazıları protesto için ortaya çıktı, ancak İsrail'in Lübnan topraklarından kesin olarak çekilmesine kadar partinin sayısı artmaya devam etti” dedi.

Mukallid, sözlerini şöyle sürdürdü:

Sonbaharda, yani partinin yeni tarz bir parti kurmaya karar verdiği toplantılar sırasında Ebu Ammar Trablus'a döndü. Onu Suriye'nin müttefikleri eliyle Beyrut'tan çıkarmanın maliyeti, İsrail güçleri tarafından Beyrut'tan çıkarmanın maliyetiyle karşılaştırılabilecek düzeydeydi. Yıkım ve kan. Ancak bu sefer maliyette Komünist Parti’nin payı çok büyük oldu. Bunun bedelini, Ebu Ammar'ın geri dönüşü için savaşan, partiye zulmeden, merkezlerini sabote eden ve partizanlarını şehir halkından uzaklaştıran İslami gruplardan müttefikleri eliyle ödedi.

Solcu yazar, partinin çok geçmeden, özellikle 6 Şubat 1984'te, başka bir İslami örgüt olan Şii Emel Hareketi’nin müttefiki olarak bulduğunu ve Lübnan ordusunun Beyrut'un güney banliyösünden atılması konusunda iş birliği yaptığını belirtti. Şarku'L Avsat'ın Majalla dergisinden aktardığı analize göre bu işbirliğinden, İsrail işgaline direnmede yer alan "ulusal mezheplerin" ve İsrail'le uğraşan "ulusal olmayan" mezheplerin varlığı olarak adlandırılan ve daha önce "izolasyoncu" olarak adlandırılan "Marksist" olmayan ama "Leninist" bir siyasi sapkınlık ortaya çıktı. ”

Suriye rejiminin suikastları

Yazar Mesut Muhammad makalesinde şöyle diyor:

18 komünist lider, direniş savaşçıları ve sendikacılar, Suriye rejiminin emri ve onun Emel Hareketi ve Hizbullah'taki ajanları tarafından öldürüldü. Suriye rejimi ve onun müttefikleri, kendileriyle aynı fikirde olmayanları boyun eğdirmek için her türlü korkutma, ihanet ve suikast yöntemini kullanmaya devam etti. Rejime karşı gelerek teslim olmayı reddeden bu şehit grubuna daha sonra İsrail'e karşı direnişin lideri ve kurucusu George Havi de katıldı.

Şubat 2004'te Lübnanlı solcular Suriye'yi, Lübnan solunu marjinalleştirmek ve siyasi sahneden uzaklaştırmakla suçladı. Ayrıca onu, 1980'lerde 18 solcu aktivisti tasfiye etmekle de suçladılar. Aralarında Demokratik Sol Hareket Sekreteri İlyas Atallah'ın da bulunduğu imzacılar, 1980'lerden bu yana “Suriye hükümetinin Lübnan solunu dışlama, onu marjinalleştirme ve siyasi eylem alanından uzaklaştırma yönündeki tercihi açık ve somut hale geldi” ifadelerini kullandı.

İmzacılar, “Sovyetler Birliği tarafından direniş çalışmalarına gönderilen teknik yardımın durdurulması, isimleri derin ve tehlikeli çağrışımlar taşıyan 18 yoldaşın öldürüldüğü en korkunç suikast kampanyasının başlatılmasına yol açan saha saldırgan eylemleri” gibi, siyasi ve entelektüel sistemlerini marjinalleştirmeye yönelik erken çabaların kanıtı olarak gördükleri şeylerden bahsettiler.

ht56j
1988'de Şii Emel Hareketi’yle yaşanan kanlı çatışmaların ardından Beyrut'ta Hizbullah üyeleri için bir kontrol noktası. / Fotoğraf: Lübnan Savaşı hakkında bir blog

Mehdi Amel olarak bilinen Hasan Abdullah Hamdan, 18 Mayıs 1987'de Beyrut'ta üniversiteye giderken sokakta suikasta kurban gitti. Bu gibi suikastlar, Lübnan sol direnişinin liderliğini rahatsız etti. Lübnan gazetesi en-Nehar, 19 Mayıs'ta şunları yazdı:

Suriye güçlerinin Batı Beyrut'a girmesinden bu yana türünün ilk örneği olan olayda, silahlı kişiler, Lübnan Üniversitesi'nde felsefe profesörü olan ve Mehdi Amel olarak da bilinen komünist lider Dr. Hasan Hamdan'a suikast düzenledi.

O dönemde Suriye kuvvetlerinin Lübnan'daki enformasyon şubesi başkanı olan Gazi Kenan, Vata el-Musaytbeh'deki Komünist Parti merkezinde şehit Mehdi Amel için taziyeleri kabul ettiği sırada parti liderliğine seslenerek, “Bu bedeli ödemek gerekli miydi?” dedi.

Lübnanlı Arap düşünür Hüseyin Merve, 17 Şubat 1987'de Ramlet el-Beyda bölgesindeki (Beyrut) evinde, yaklaşık 80 yaşında, hasta yatağındayken suikasta kurban gitti. Daha sonra Komünist Parti'nin Beyrut örgütünden sorumlu olan siyasi büro üyesi ve en-Nida gazetesi yazarı Halil Naus, 20 Şubat 1986'da Msaytbeh bölgesindeki evinden Vata el-Musaytbeh'de bulunan parti merkezine giderken suikasta uğradı.

Dönemin parti lideri İbn Hare Hureyk, 4 Mayıs 1985'te güney banliyösündeki Bi’rul Abd bölgesindeki bir Hizbullah güvenlik merkezine birkaç metre mesafeden kaçırıldı. Hureyk, 6 Şubat 1986'da Aynu’l Mreisseh'deki (Beyrut) Aziz George Plajı’nda cesedi parçalanmış bir halde ölü olarak bulundu. Dönemin en-Nida gazetesinin genel yayın yönetmeni ve partinin siyasi büro üyesi Suheyl Tavile, 24 Şubat 1986'da aynı mahalledeki evinden kaçırıldıktan sonra suikasta kurban gitti. Komünistler ile Hizbullah arasındaki çatışmanın ardından Hizbullah'ın dört üyesi öldürüldü. Suheyl Tavile, kaçırılmasından 24 saat sonra başına altı kurşun sıkılarak öldürülmüş, parçalanmış ve gözü oyulmuş bir biçimde Aynu’l Mreisseh'deki bir çöplükte bulundu.

Yazar Mesud Muhammed o dönemle ilgili olarak Kerim Merve’nin "Deneyimlerimden Bölümler" adlı kitapta yer alan şu sözlerini aktardı: “Suriye liderliğinin doğrudan desteğiyle bizimle olan bu çatışmanın amacı, bizi direnişe çalışmaktan uzak tutmak ve iç savaştaki rolümüzü zayıflatarak çatışmayı tamamen mezhepsel ve mezhepçi hale getirmekti. Düşünür Merve, o dönemin gerçeklerini şöyle sürdürüyor: “En dikkat çekici şoklardan biri, (Hizbullah'ın) İsrail işgaline karşı direnişte ortak çalışmayı, Suriye vesayetinin örtülü ve açık kararıyla kibarca reddetmesiydi. Direnişi başka hiç kimseyle değil (Hizbullah) ile sınırlamaya karar vermişti.”  Bu ret, partinin üç genel sekreteri Şeyh Subhi el-Tufeyli, Seyyid Abbas el-Musavi ve Seyyid Hasan Nasrallah ile yaptığımız üç toplantıda geldi.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabai'dan çevrilmiştir.



Avn ve Selam, Lübnan’ın İsrail ile doğrudan müzakereye hazır olup olmadığını görüştü

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (Reuters)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (Reuters)
TT

Avn ve Selam, Lübnan’ın İsrail ile doğrudan müzakereye hazır olup olmadığını görüştü

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (Reuters)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (Reuters)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Başbakan Nevvaf Selam bugün yaptıkları görüşmede, Lübnan’ın İsrail ile doğrudan müzakerelere hazır olup olmadığını ele aldı. Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre görüşme, ülkenin güneyine yerinden edilenlerin akınının sürdüğü ve Hizbullah ile İsrail arasında ikinci gününe giren ateşkes süreciyle eş zamanlı gerçekleşti.

Açıklamada, Avn ve Selam’ın ‘ateşkes sonrası aşamaya ve bunun kalıcı hale getirilmesine yönelik çabalara dair değerlendirme’ yaptığı, ayrıca İsrail ile yapılması beklenen müzakereler için ‘Lübnan’ın hazırlık durumunu’ ele aldığı belirtildi.

Görüşme, Avn’ın bir gün önce Lübnan halkına ve adını anmadan Hizbullah’a hitaben yaptığı sert tonlu konuşmanın ardından geldi. Avn konuşmasında, Lübnan’ın İsrail ile ‘kalıcı anlaşmalar’ hedefiyle yeni bir aşamanın eşiğinde olduğunu ifade ederken, doğrudan müzakerelerin ‘taviz’ anlamına gelmediğini vurguladı.

Hizbullah ile İsrail arasında, ABD Başkanı Donald Trump tarafından ilan edilen 10 günlük ateşkes kapsamında, perşembeyi cumaya bağlayan gece yarısından itibaren kırılgan bir ateşkes yürürlükte bulunuyor. 2 Mart’ta başlayan çatışmalarda yaklaşık 2 bin 300 kişi hayatını kaybederken, özellikle Lübnan’ın güneyi ve Beyrut’un güney banliyölerinden olmak üzere 1 milyondan fazla kişi yerinden edildi.

Hizbullah ve destekçileri, İsrail ile doğrudan müzakerelere karşı çıkmayı sürdürürken, daha önce de 2024 savaşı sonrasında Lübnan hükümetinin örgütün silahsızlandırılmasına yönelik kararını reddetmişti.

Öte yandan Hizbullah Siyasi Konseyi Başkan Yardımcısı Mahmud Kamati Al Jadeed TV’ye verdiği demeçte, “Cumhurbaşkanı’nın sözleri şok ediciydi” ifadesini kullanarak, konuşmada İran’a teşekkür edilmemesini eleştirdi. İran, Lübnan’daki ateşkesin Washington ile varılan ateşkes mutabakatının ‘bir parçası’ olduğunu açıklamıştı.

Lübnan’ın güneyindeki kasaba ve köylerine doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş insanların araçları (Reuters)Lübnan’ın güneyindeki kasaba ve köylerine doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş insanların araçları (Reuters)

Ateşkesin ikinci gününde, özellikle Lübnan’ın güneyine doğru, yerinden edilenlerin akını sürüyor. Güneyi birbirine bağlayan sahil yolu, sabahın erken saatlerinden itibaren yoğun trafikle kilitlendi.

Lübnan ordusu ile yerel yetkililer, İsrail bombardımanı nedeniyle kapanan yolları yeniden ulaşıma açmak için çalışmalarını sürdürüyor.

Beyrut’un güney banliyösünde ise geniş çaplı yıkımın yaşandığı bölgede aileler, evlerini kontrol etmek ve ihtiyaçlarını almak üzere geri dönüyor. Ancak AFP muhabirlerine göre, bölgenin iç kesimlerindeki bazı mahalleler hâlâ büyük ölçüde boş durumda; birçok kişi geri dönmek için beklemeyi tercih ediyor.

Bu kişilerden biri olan ve dört çocuğuyla birlikte Beyrut sahilinde kurulu bir çadırda kalan Semah Haccul, güvenlik endişeleri nedeniyle henüz evine dönmeye hazır olmadıklarını söyledi.

Haccul, “Gece bir şey olmasından ve çocuklarımı alıp kaçamamaktan korktuğumuz için kendimizi güvende hissetmiyoruz” dedi.

Evine kısa süreliğine gittiğini belirten Haccul, Beyrut’un güneyindeki el-Leyleki bölgesindeki evinde hafif hasar tespit ettiğini, ‘çocukları yıkamak ve artan sıcaklıklar nedeniyle yazlık kıyafetler almak’ için eve uğradığını ifade etti. Ateşkesin gidişatını izlemek istediklerini vurgulayan Haccul, “Ateşkes kalıcı hale gelirse evlerimize döneceğiz” dedi ve çevredeki çadırlarda kalan onlarca ailenin de aynı yaklaşımı benimsediğini aktardı.

Selam ise Avn ile görüşmesinde, ateşkesin kalıcı hale gelmesi durumunda yerinden edilenlerin en kısa sürede güvenli şekilde evlerine dönebilmesini umduğunu dile getirdi. Selam, Lübnan devletinin bu dönüşü kolaylaştırmak için ‘yıkılan köprülerin onarılması, yolların açılması ve geri dönüşün mümkün olduğu bölgelerde gerekli ihtiyaçların sağlanması’ yönünde çalıştığını belirtti.


Macron, Lübnan'ın güneyinde bir Fransız askerinin öldüğünü üç askerin yaralandığını belirterek, saldırıdan Hizbullah'ı sorumlu tuttu

Lübnanlılar güneydeki köylerine geri döndü (Reuters)
Lübnanlılar güneydeki köylerine geri döndü (Reuters)
TT

Macron, Lübnan'ın güneyinde bir Fransız askerinin öldüğünü üç askerin yaralandığını belirterek, saldırıdan Hizbullah'ı sorumlu tuttu

Lübnanlılar güneydeki köylerine geri döndü (Reuters)
Lübnanlılar güneydeki köylerine geri döndü (Reuters)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Lübnan'ın güneyinde düzenlenen saldırıda bir Fransız askerinin öldüğünü duyurarak, ölümünden Hizbullah'ı sorumlu tuttu.

Macron, X internet sitesinde yayınladığı paylaşımda, üç askerin de yaralandığını ve tahliye edildiğini belirterek, Lübnan hükümetini saldırıdan sorumlu olanlara karşı harekete geçmeye çağırdı.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ise Fransız güçlerini hedef alanlardan sorumlu olanların yargılanacağını belirtti.


Hamas'a Gazze'nin silahsızlandırılmasına razı olması için yoğun baskı uygulanıyor

Hamas ve İslami Cihad mensupları Gazze'de konuşlandı (Arşiv- AFP)
Hamas ve İslami Cihad mensupları Gazze'de konuşlandı (Arşiv- AFP)
TT

Hamas'a Gazze'nin silahsızlandırılmasına razı olması için yoğun baskı uygulanıyor

Hamas ve İslami Cihad mensupları Gazze'de konuşlandı (Arşiv- AFP)
Hamas ve İslami Cihad mensupları Gazze'de konuşlandı (Arşiv- AFP)

Hamas, Gazze Şeridi'nde faaliyet gösteren grupların, özellikle de silahlı kanadı "Kassam Tugayları"nın silahsızlandırılması planı üzerinde müzakereye başlamadan önce, arabulucular ve diğer taraflardan "Barış Konseyi" belgesini, en azından prensipte de olsa, kabul etmesi yönünde büyük bir baskıyla karşı karşıya.

Gazze Şeridi dışındaki iki Hamas kaynağı Şarku’l Avsat’a, bazı arabulucu ülkelerin, Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov tarafından yaklaşık iki hafta önce hareketin liderliğine sunulan ve şartlarının daha sonra başka bir aşamada müzakere edileceği anlayışıyla hazırlanan plana ilk yazılı onayı vermeleri için hareketi ikna etme girişimleri olduğunu söyledi.

İki kaynak, İsrail'i ateşkes anlaşmasının ilk aşamasını uygulamaya mecbur eden net garantiler alınmadan önce bu onayın alınması yönünde girişimler olduğunu açıkladı. Müzakere ekibinin, ikinci aşamayı müzakere etmeye geçmeden önce ilk aşamanın tamamının uygulanmasını sağlamayı amaçlayan pozisyonuna bağlı kalmakta ısrar ettiğini belirttiler.

Gazze'deki yıkım (Arşiv- AFP)Gazze'deki yıkım (Arşiv- AFP)

İki kaynak, “Arabulucular ve çeşitli taraflar, birinci aşamanın istisnasız olarak eksiksiz bir şekilde uygulanması karşılığında, ikinci aşamanın da eş zamanlı olarak derhal uygulanmaya başlanmasını sağlamaya yönelik girişimlerde bulunuyorlar. Bu hareket bir anlaşmaya yol açabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Bir kaynak, Hamas liderliğinin, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'nin, hareketin ikinci aşamayla ilgili belgeyi imzalama konusundaki ilk anlaşmasını istismar ederek, hareketin orijinal planda hâlâ reddettiği ve açık değişiklikler talep ettiği adımlara zorlayacakları yönünde ciddi endişeler taşıdığını belirtti.

Kaynak, bazı arabulucu ülkelerin Hamas'ın pozisyonunu ve endişelerini anladığını ve bu konuda güven verici mesajlar iletmeye çalıştığını, ancak hareket içindeki ve Filistinli gruplarla olan iç temasların ve görüşmelerin hala devam ettiğini kaydetti.

Şarku’l Avsat'a konuşan bir fraksiyon kaynağına göre bazı gruplar, arabulucuların desteğiyle, Gazze Şeridi'ndeki nüfusun insani ve yaşam koşullarındaki iyileşmeden faydalanmak amacıyla ikinci aşamanın 8 aydan 3 veya 4 aya indirilmesini önerdi. Özellikle, evleri yıkılan ve çok zor ve çetin koşullarda yaşayan yerinden edilmiş kişilerin yaşamlarının giderek kötüleşmesi göz önüne alındığında, yeniden yapılanma aşamasının acilen başlatılması gerektiği vurgulandı.

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta, yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan geçici kampta bir kız çocuğu su taşıyor (Arşiv- AFP)Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta, yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan geçici kampta bir kız çocuğu su taşıyor (Arşiv- AFP)

Etkili kaynak, ikinci aşamanın uygulama süresinin kısaltılma amacının, başta iç işlerini düzene koymaya, halkın ihtiyaçlarına dikkat etmeye ve bütünleşik bir Filistin ulusal sistemi inşa etmeye çalışan Filistinliler olmak üzere tüm taraflara hizmet edecek daha ileri aşamalara geçmek olduğunu değerlendiriyor. Ayrıca, Arap ülkelerinin yanı sıra Türkiye de dahil olmak üzere İslam ülkelerinden de Filistin ulusal diyaloğuna geri dönülmesi yönünde çabalar sarf edildiğini, ancak şu ana kadar yakın zamanda toplantı yapılacağına işaret edebilecek bir ilerleme olmadığını, buna rağmen çabaların devam ettiğini belirtti.

Silahların kısıtlanması konusunda gruplar arasında bir mutabakat olduğunu, ancak önerilen şekilde olmadığını ifade etti. Grupların temel teklife eklemek istedikleri değişiklikler olduğunu ve ikinci aşamaya ilişkin ciddi görüşmeler başlarsa, değişikliklerini sunmak için mevcut temasların nereye varacağını bekleyeceklerini söyledi.

Bu durum, İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki gerilimi artırmaya devam ettiği ve Filistinli kayıpların sayısının arttığı bir dönemde yaşandı.

Bu sabah, Gazze Şehri'nin doğusunda ve Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'nin doğusunda açılan ateş sonucu birinin durumu ağır, 4 Filistinli yaralandı.

İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta ve kuzeydeki bölgelerde sivilleri ve yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan bir dizi saldırısında dün 3 Filistinli öldürüldü. Kurbanlar arasında, UNICEF'in desteğiyle yerinden edilmiş kişilere su taşıyan kamyonu kullanan iki Filistinli kardeş de bulunuyordu. Olayın ardından UNICEF, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki faaliyetlerini askıya aldığını duyurdu.

10 Ekim 2025'te yürürlüğe giren ateşkesin ardından Gazze Şeridi'ndeki Filistinli kurbanların sayısı 773 kişiyi aşarken, 2 bin 15'ten fazla kişi de yaralandı. 7 Ekim 2023'ten bu yana toplam ölü  sayısı ise 72 bin 500 kişiyi geçti.