ABD’li eski yetkili Jon Alterman ve David Makovsky, Şarku’l Avsat’a ‘Gazze’de Hamas ve Netanyahu hükümetinin devrilmesinin ertesi günü’ hakkında konuştu: ‘İsrailliler Gazze’nin belediye başkanı olmak istemiyor’

David Makovsky ve Jon Alterman (Şarku’l Avsat)
David Makovsky ve Jon Alterman (Şarku’l Avsat)
TT

ABD’li eski yetkili Jon Alterman ve David Makovsky, Şarku’l Avsat’a ‘Gazze’de Hamas ve Netanyahu hükümetinin devrilmesinin ertesi günü’ hakkında konuştu: ‘İsrailliler Gazze’nin belediye başkanı olmak istemiyor’

David Makovsky ve Jon Alterman (Şarku’l Avsat)
David Makovsky ve Jon Alterman (Şarku’l Avsat)

Birbirini izleyen ABD yönetimlerinde üst düzey görevlerde bulunan ve Ortadoğu konularında uzman olan iki eski ABD’li yetkili, İsrail’in Hamas’ı ortadan kaldırma hedefine ulaşabileceğinden şüpheli. Ancak Gazze’deki yönetimin de devrilebileceğini belirten iki yetkili, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetinin beklenen düşüşü ve bunun ABD barış çabaları üzerindeki etkisine ilişkin soruların ortasında, Gazze Şeridi’ni yönetecek çokuluslu bir güç gibi bir uluslararası bileşene ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Şarku’l Avsat, 7 Ekim’de Hamas’ın Gazze çevresindeki İsrail yerleşkelerine yönelik gerçekleştirdiği geniş çaplı saldırıyla başlayan savaşın sonuçlarının araştırılması kapsamında, Washington Enstitüsü’nde Ortadoğu Barış Süreci Projesi Direktörü ve New York’ta Dış İlişkiler Konseyi ve Londra’da Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü üyesi David Makovsky ve Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin Birinci Başkan Yardımcısı, aynı zamanda Merkezdeki Küresel Güvenlik ve Strateji ve Ortadoğu Programı’ndan sorumlu Zbigniew Brzezinski Kürsüsü Başkanı John Alterman ile Amerikalıların Gazze’deki ertesi gün algısı hakkında röportaj yaptı. Hamas’ın 7 Ekim saldırısı sonrasında İsrail’in askeri operasyonları ve kara işgali, Gazze Şeridi’nde büyük çoğunluğu çocuk ve kadın olan 15 binden fazla Filistinlinin öldürülmesine yol açtı. İkili, özelde Filistinliler ile İsrailliler arasında barışı sağlamaya, genel olarak da Arap-İsrail ilişkilerini normalleştirmeye yönelik arabuluculuk çabaları da dahil, ABD’deki bazı başkanlık dönemleri sırasında hassas pozisyonlarda edindikleri deneyimlere dayanarak bu savaşın nasıl sonuçlanabileceğine değindi.

Hamas ve DEAŞ arasında

Makovsky, İsrail ile Hamas arasında dört turluk çatışma olduğunu belirtirken, bu turların Hamas’ı kontrol altına alma girişimi ve İsrail’in 2005’te Gazze’den çekilmesinin ardından caydırıcılık gösterme girişimi ve buna ek olarak İslami Cihad’ı içeren iki tur olduğunu ifade etti. Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırılarını 11 Eylül 2001’de ABD’ye yönelik saldırılara benzeten Makovsky, “Bu bir şoktu. İsrail’in Hamas’ı DEAŞ olarak görmeye başladığına inanıyorum. Dolayısıyla artık birbiriyle bağlantılı iki ana hedef var. Birincisi onu iktidardan uzaklaştırmak, ikincisi ise büyük silah sistemlerini ortadan kaldırmak” şeklinde konuştu. “İsrailliler, bunu başarabilecek mi bilmiyorum” diyen David Makovsky, “Hamas insanların kalplerinden ve akıllarından çıkarılamaz. Bu imkânsız” ifadelerini kullandı.

Alterman da büyük ölçüde aynı fikirde. “Savaştan önce Hamas, Gazze’de pek sevilmiyordu” diyen Alterman, bunun etkisiz ve yozlaşmış olmasından kaynaklandığını belirtti. Ayrıca Gazze Şeridi’nde Filistinlilerin ihtiyaç ve arzularını karşılayan daha etkili bir yönetim yapısının kurulmasına yardımcı olmak için ihtimalin bulunduğuna dikkati çekerek, çoğu Amerikalının ‘İsrail devletini yok etmeyi amaçlayan öldürücü bir ideolojiye sahip olmayacak’ yeni yapıyı desteklediğine vurgu yaptı. Alterman, “Bu bir kazan- kazan durumudur. Gazze halkı için daha iyi bir hükümet ve İsrail halkı için daha iyi bir komşu” dedi.

ABD’deki çeşitli yönetimlerde çalışmış olan Makovsky’e göre ise İsrail’in şu anda yürüttüğü savaş meşru müdafaa amaçlı. Ne yapılması gerektiğiyle ilgili olarak da “Düşmanınız. ‘Dinleyin. Biz iki devlet istemiyoruz. Sizinle uzlaşmak istemiyoruz. Sizin gayri meşru olduğunuza inanıyoruz. Ya siz ya biz’ diyor. Bu çok kötü bir duygu” şeklinde konuştu.

Bazı Arap rolleri

Makovsky, “Önemli olan Hamas sonrası dönemde Gazze için daha iyi bir gelecek bulmaktır” dedi. Küresel Güvenlik ve Jeostrateji alanında Zbigniew Brzezinski Kürsüsü’nü de yürüten ve merkezin Ortadoğu programını yöneten Alterman ise “Hamas yalnızca baskıyla yıkılamaz. Ancak insanların daha iyi olduğunu düşündüğü şeyin yaratılması konusunda da yardım alması gerekiyor. Her ne kadar alternatif yapının sahip olduğu belirli bir düzeyde halk desteği ve meşruiyetin olması gerektiğine inanıyor olsam da bu, mutlaka seçimlerin hızlandırılması yoluyla olmaz” dedi. Bazı uluslararası unsurların olacağını dile getiren John Alterman, “Arap rolü olmadan bunu yapmak çok zor olacak” şeklinde konuştu. Alterman, özellikle Arap hükümetlerinin ‘sanki bir Amerikan tankına biniyormuş gibi görünmelerini sağlayacak’ herhangi bir rol oynama konusundaki isteksizliklerine dikkati çekerken, Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi’nin Filistin Yönetimi’nin çökmesi hakkında söylediklerine de atıfla, Filistin Yönetimi’nin kolay bir şekilde gelmeyeceğini söyledi. ABD’li yetkili, “Filistin Yönetimi’nin bağımsız hareket edebilecek bir konumda olacağını hayal edemiyorum” dedi. Ancak Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve belki Katar veya Fas’ın oynayabileceği rollerden de bahseden yetkili, “Çok fazla potansiyel görebiliyorum. Peki bu nasıl görünecek? Onu kim kullanacak? Hangi koşullar altında? Hangi sürede? BM ve diğer otoritelerle bağlantısı var mı? Bildiğiniz gibi Sina’daki çokuluslu güç ve gözlemcilerin BM ile bağlantısı yok” değerlendirmesinde bulundu.

1701 sayılı karar uygulanmıyor

Makovsky, “Sorun, Gazze’de Hamas sonrası dönemde yaşanacak” diyerek, “İsrail her zaman Hamas’ın yeniden inşa edilmeye çalışılacağından korkacak” ifadelerini kullandı. İsraillilerin Gazze Şeridi’ni yeniden işgal etmeyi planlamadıklarını belirten David Makovsky, “Gazze’yi bataklık gibi görüyorlar. Geri dönmek istemiyorlar, inanın! Bununla birlikte güvenlik açısından bir sorun var. BM’den de korkuyorlar. Çünkü 2006 tarihli 1701 sayılı karar, Lübnan’daki UNIFIL gücünü yeniden düzenlemişti. Anlaşma, Hizbullah’ın Litani Nehri’nin güneyindeki askeri varlığının önlenmesini ve Lübnan’a yasa dışı silah girişinin engellenmesini öngörüyor. Ama bu olmadı. Yani 2006’da Lübnan’da kitabı beğenmediyseniz, filmi 2023’te Gazze’de izlemek istemeyeceksiniz” açıklamasında bulundu. İsraillilerin BM’ye güvenememeleri ve Filistin Otoritesi’ni çok zayıf görmeleri nedeniyle bir ikilem yaşandığına dikkati çeken Makovsky, dolayısıyla Arapların veya başka bir tarafın hukuk dosyasıyla ilgilenmesi şartıyla güvenlik dosyasını devralmasını istediklerini vurguladı. “Bu bir işgale benzeyecektir” diyen ABD’li yetkili, ikilemin, bu iki konu arasında bir arada yaşamak olduğunu söyleyerek, “Geçici bir aşama olarak BM’ye bağlı olmayan, Arap olmayan çok uluslu bir güce ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

İsrail’de değişim

Gazze’yi yeniden inşa etmenin bir yolu olacağını, daha rasyonel bir hükümet olacağını, onurunu korumanın ve iki devletli çözümü yeniden tesis etmenin bir yolu olacağını umut ettiğini belirten Makovsky, bunu başarmanın zor olacağını kabul ederek, “Koşullar, İsrail’de farklı bir hükümete ihtiyaç duyulacağını söylüyor. Çünkü 7 Ekim saldırılarına hazır olmayan Netanyahu’nun istifasını, halkın yüzde 76’sı istiyor” dedi. David Makovsky, Gazze’nin İsrail’in yeniden işgale mecbur kalmaması için tercihen Arap dünyasından geçici oluşumlara teslim edilmesi gerektiğini belirterek, “Böylece Filistin Yönetimi, başarısızlık riskine girmez. Çünkü İsrail tankıyla Gazze’ye girişi yanlış. Bunun yanı sıra Batı Şeria’nın sorumluluğunu bile üstlenecek kadar güçlü değiller” şeklinde konuştu. Yetkili ayrıca, “Eğer Filistinlilerin gerçekten başarılı olmasını istiyorsanız, bunu Arap dünyasının yeniden yapılanmanın önünü açacağı şekilde yapmalısınız” dedi.

DFRG
Lübnan’ın güneyindeki Akabe kasabasında konvoyun silah sesine maruz kalması sonrasında hasar gören UNIFIL aracı (AP)

Alterman ise, İsraillilerin ne istediğini sorgulayarak, “Bana öyle geliyor ki Arap ülkeleri bu aşamada bir rol oynamayı kabul etmeye yakın değiller” dedi ve “Eğer akıllılarsa, stratejik hedefleri Hamas yönetimini ortadan kaldırmaktır ve bir alternatifin tohumlarını atmaları gerekir. Ben onların bunu yaptıklarını görmüyorum” şeklinde konuştu. Alterman, “Şiddetin azaldığı bir zaman gelecek. Soru şu: Azaldığında kendinizi yararlı görüşmelerde konumlandırmak için şimdi ne yapabilirsiniz? Diplomasi böyle çalışır” ifadelerini kullandı. Alterman, “Ancak şu an ile o zaman arasında ‘İsrail çok sayıda üst düzey Hamas liderini öldürebilir. Veya birçok ülkenin İsrail hakkındaki düşüncesini değiştiren, kitlesel ölümlere yol açan bir saldırı meydana gelir. Ya da kayıplardan duyulan tiksinti nedeniyle İsrail kendisini dünyada derinden yalnız hisseder’ gibi olabilecek çok sayıda şey var. Ayrıca hesaplamaları değiştirecek birçok şey var” ifadelerini kullandı.

Başlangıç ve bitiş

Oslo Anlaşmaları hakkında ‘Mitler, Yanılsamalar ve Barış: Ortadoğu’da Amerika için Yeni Bir Yön Bulmak’ başlıklı bir kitap yazan Makovsky, “Oslo’nun tüm anlayışı, iki ulusal hareket olmak üzere Siyonist ve Filistin’in, Norveç’te toprağın nasıl paylaşılacağını tartışmak üzere bir araya gelmesiydi” dedi. Birçok kişinin bunu Madrid Konferansı’ndan sonra, Körfez Savaşı’ndan sonra ve Soğuk Savaş’tan sonra başlangıç ​​noktası olarak gördüğünü söylerken, “Kudüs, mülteciler, geri dönüş hakkı, yerleşimler, devlet ve sınırlar gibi nihai çözüm konularında ise konunun çok karmaşık ve hiçbir konuda anlaşamayız” şeklinde konuştu. İki tarafın uzlaştığı ilk konunun Gazze olduğunu belirten ABD’li yetkili, 1993’te Beyaz Saray’da Filistin lideri Yaser Arafat ile İsrail Başbakanı İzak Rabin arasındaki tokalaşma sırasında orada bulunduğunu hatırlattı. Makovsky, ikinci büyük anın 2005 yılında, Ariel Şaron liderliğindeki İsrail’in 8 bin 500 yerleşimciyi Gazze’den çekmesiyle yaşandığına dikkati çekti. Şaron’un yerleşim hareketinin mimarı olduğunu ifade eden Makovsky, üçüncü anın ise Gazze’nin Hamas’ın toprağı haline geldiği, Haziran 2007’de Hamas’ın Fetih’ten iktidarı alması ile yaşandığını vurguladı. Makovsky ayrıca, “Bu, liderlerinin ‘karşılığında hiçbir şey alamadıklarını’ düşündükleri İsrail için şok niteliğinde oldu. Aksine İsrail, Hamas’ın onların ne yaptığınızı umursamadığını anladı ve dışarıda kaldılar. Size füze atacaklar ve siz de karşılık olarak kuşatmayı başlatacaksınız” ifadelerini kullandı.

Savaşın genişlemesi

Savaşın Batı Şeria’ya, Lübnan’a veya belki de ötesine yayılacağına dair artan korkular ortasında Alterman, “Endişeli olmalıyız, çünkü kasıtlı bir gerginlik tırmanışı riski var. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın konuşması, gördüğüm kadarıyla, bana nispeten temkinli geldi. Ama yanlış hesaplamadan dolayı bir gerilim var” şeklinde konuştu. İran destekli gruplar tarafından saldırıya uğrayan Amerikan üslerinin sayısı hakkında Wall Street Journal tarafından yayınlanan bir habere dikkati çeken Alterman, “Beş ABD askeri ölseydi tablo tamamen farklı olacaktı. Şu an ‘Bakın ABD (İran’ın Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı) General Kasım Süleymani’yi öldürdü, hiçbir şey olmadı’ diyenler var. İranlılardan intikam alabilirsiniz ama onlar hiçbir şey yapmayacaklar, çünkü korkuyorlar. Bu argümanı birçok kez duydum. Belki. Ama bu aynı zamanda tehlikeli” açıklamasında bulundu.

SDEF
Filistinliler, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus kampında İsrail bombardımanında yıkılan evlerini inceliyor (Reuters)

Makovsky ise derin bir nefes alarak, “Hizbullah’la yaşanan çatışmalara rağmen henüz ikinci bir cephe yok” dedi ve savaşın, kuzeyden daha zor olacak olan Gazze’nin güneyinde kaymasını beklediğini vurguladı.

Yer değiştirmeye hayır

ABD Dışişleri Bakanlığı’nda üst düzey pozisyonlarda çalışan Alterman, Filistinlilerin Mısır veya Ürdün’e transfer edilmesi veya sınır dışı edilmesi fikrine ilişkin sorulara ise “Bunun herhangi bir ABD yönetimi tarafından kabul edilebilir olacağını hayal etmek çok zor” şeklinde yanıt verdi.

İsraillileri sömürgeci olarak nitelendirmeyi reddeden Makovsky, onlar ve Filistinlileri eşit tutarak ‘iki yerli halk’ nitelendirmesi yaptı. Ayrıca her iki tarafın da iki bağımsız devletin onurunun tadını çıkaracağı toprak paylaşımı yapması çağrısında bulundu. Makovsky, İsrail’in Filistinlileri Gazze’den çıkarmaya çalışmadığını söyleyerek, Biden’ın barış sürecini canlandırmaya çalışacağına inandığını dile getirdi. Makovsky ayrıca, “Bu, biraz zaman alır. İsrailliler Gazze’nin belediye başkanı olmak istemiyorlar. Ve orada olmak da istemiyorlar” dedi. David Makovsky, “İsrail Filistinlileri el-Ariş’e, Akabe’ye veya İrbid’e itmeyecek. Biliyorsunuz bu gerçek değil” şeklinde konuştu.



Halep Valisi: Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den yaklaşık 155 bin kişi yerinden edildi... Geri dönüşler için bir plan geliştiriliyor

Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
TT

Halep Valisi: Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den yaklaşık 155 bin kişi yerinden edildi... Geri dönüşler için bir plan geliştiriliyor

Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)

Halep Valisi Azzam el-Garib bugün yaptığı açıklamada, Halep kentinin kuzeyindeki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden yaklaşık 155 bin kişinin yerinden edildiğini bildirdi. El-Garib, yerinden edilenlerin evlerine dönebilmesi için güvenlik ve hizmet koşullarını hazırlamaya yönelik bir planın başlatıldığını söyledi.

El-Garib, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG), 1 Nisan’da varılan ve kendilerine bağlı silahlı unsurların Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çekilmesini öngören anlaşmaya uymadığını açıkladı.

El-Garib, SDG unsurlarının uygulamalarını, eski Suriye lideri Beşşar Esed döneminde milislerin halka yönelik korkutma yöntemlerine benzetti.

Şeyh Maksud mahallesindeki bir bölgeden tahliye edilen siviller (AP)Şeyh Maksud mahallesindeki bir bölgeden tahliye edilen siviller (AP)

El-Garib, günün erken saatlerinde, operasyon birimi tarafından ilan edilen bölgelerdeki sokağa çıkma yasağının sonraki duyurulara kadar devam edeceğini doğrulamış ve ilgili talimatlara eksiksiz uyulmasının önemine vurgu yapmıştı.

El-Garib yaptığı açıklamada, yetkili kurumların Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde güvenliği sağlamak ve yaşamın normale dönmesini temin etmek için sahada çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

Öte yandan Suriye ordusu cuma akşamı, Halep’in Şeyh Maksud mahallesinde SDG unsurlarını aramak amacıyla bir tarama operasyonu başlattığını duyurmuştu.

Suriye ordusu operasyon birimi tarafından yayımlanan açıklamada, “Şeyh Maksud mahallesinde SDG’ye tanınan tüm sürelerin dolmasının ardından, bu suç örgütünün varlığını ortadan kaldırmak amacıyla mahallede tarama operasyonuna başlıyoruz. Tarama işlemleri tamamlandıktan sonra, mahalle güvenlik güçleri ve devlet kurumlarına devredilecek ve bu kurumlar doğrudan görevlerine başlayacaktır” ifadelerine yer verildi.

 Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)

Halep’te, özellikle Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde, son günlerde SDG ile Suriye ordusu arasındaki çatışmalar ve güvenlik gerilimleri nedeniyle geniş çaplı bir yerinden edilme yaşandı.

Suriye makamları perşembe akşamı yaptıkları açıklamada, SDG’nin iki gün önce kente yönelik saldırılarını yoğunlaştırmasının ardından, Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinden yaklaşık 165 bin kişinin kentin diğer bölgelerine göç ettiğini duyurdu.


Gazze'de Filistinli bir bebek soğuktan öldü

Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
TT

Gazze'de Filistinli bir bebek soğuktan öldü

Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)

Sağlık kaynaklarına göre, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta şiddetli soğuk ve düşük sıcaklıklar nedeniyle 7 günlük bir Filistinli bebek bu sabah hayatını kaybetti.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), Gazze Şeridi'ndeki soğuk hava dalgası ve şiddetli soğuk nedeniyle ölenlerin sayısının 15'i aştığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın WAFA’dan aktardığına göre “Bu rakamlar, özellikle soğuk havaya dayanacak donanımı olmayan çadırlarda yaşayan çocuklar ve yerinden edilmiş kişiler için Gazze Şeridi'ndeki insani durumun ciddiyetini yansıtıyor. Gazze halkı, fırtınalı, soğuk ve yağışlı havalarda barınak ve tıbbi tedavi eksikliğinden ve yakıt kıtlığı nedeniyle ısınma sıkıntısından muzdarip.”

Alman Kızılhaçı ise Gazze Şeridi sakinlerinin zaten kötüleşen koşullarının kış aylarında daha da kötüleştiğini duyurdu.

Alman Kızıl Haçı Başkanı Hermann Grohe, Alman gazetesi Rheinische Post'a şunları söyledi: “Kış ayları, yetersiz tedarik koşulları ile birleşince, çocuklar, yaralılar ve yaşlılar için özellikle korkunç oluyor.”

Güneş Gazze şehrinin üzerinde batarken Filistinliler yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyor (AP)Güneş Gazze şehrinin üzerinde batarken Filistinliler yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyor (AP)

Groh, ciddi bir malzeme sıkıntısından bahsederek, “Hala her şeyde sıkıntı var: yeterli gıda, tıbbi malzeme, ilaç, elektrik ve su” ifadelerini kullandı.

Eski Alman sağlık bakanı, ateşkesin ardından, saydığı malzemeler de dahil olmak üzere insani yardım malzemelerinin genel olarak iyileştiğini belirtti: “Ancak, Gazze Şeridi'ne ulaşan insani yardım miktarı hala yetersiz; günde 600 kamyonluk ihtiyaç karşılanamıyor.”

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü'ne göre Gazze Şeridi'nde yetersiz tıbbi bakım büyük bir sorun.

Örgütün yönetici direktörü Christian Katzer gazeteye verdiği demeçte, “Birçok Filistinli tedavi edilebilecek hastalıklardan dolayı hayatını kaybediyor” diyerek, hastaların tedavi için Almanya'daki hastanelere nakledilmesinin giriş kuralları nedeniyle başarısız olduğunu ifade etti.


Hizbullah’a ait devasa tesisin ele geçirilmesi… Lübnan iç siyasetinin ötesine geçen mesajlar

Hizbullah’a ait tesiste Sovyet yapımı araçlar, bir vinç ve mühimmat kutuları görülüyor. (Sosyal medya)
Hizbullah’a ait tesiste Sovyet yapımı araçlar, bir vinç ve mühimmat kutuları görülüyor. (Sosyal medya)
TT

Hizbullah’a ait devasa tesisin ele geçirilmesi… Lübnan iç siyasetinin ötesine geçen mesajlar

Hizbullah’a ait tesiste Sovyet yapımı araçlar, bir vinç ve mühimmat kutuları görülüyor. (Sosyal medya)
Hizbullah’a ait tesiste Sovyet yapımı araçlar, bir vinç ve mühimmat kutuları görülüyor. (Sosyal medya)

Geçtiğimiz hafta yerel medyada yayımlanan görüntüler, Güney Lübnan’da Litani Nehri’nin güneyinde yer alan Kefra ile Sıddıkin beldeleri arasında ele geçirilen büyük bir askeri tesisi ortaya koydu. Tesiste nitelikli silahlar ve yüklü miktarda mühimmat bulunduğu; söz konusu operasyonun Lübnan ordusunun son dönemde Hizbullah’a ait tesislere yönelik en dikkat çekici operasyonlarından biri olduğu belirtildi.

Sızdırılan görüntülerde öne çıkan unsurlardan biri, Tupolev Tu-143 Reys tipi insansız keşif uçağı oldu. Askeri konular üzerine çalışan araştırmacı Mustafa Esad’a göre, söz konusu araç Sovyetler Birliği’nde üretilmiş bir askeri keşif aracı olup, bilgi toplama ve askeri hedeflerin görüntülenmesi amacıyla kullanılıyordu.

Alışılmadık bir araç

Esad, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sızdırılan askeri depo görüntülerinin bunun sıradan bir mühimmat deposu olmadığını açıkça ortaya koyduğunu söyledi. Esad, tesisin ya büyük miktarlarda silah depolamak ya da dağıtım için merkezi bir nokta olarak kullanıldığını, bunun da iç salonun büyüklüğü, yerleşim düzeni ve mekânın mühendislik yapısından anlaşıldığını belirtti.

Esad, deponun tavan yüksekliği ile içeride bir vinç bulunmasının, buranın insansız hava araçlarıyla (İHA) çalışmak üzere kullanıldığına işaret ettiğini, bu yönüyle daha önce ortaya çıkan depoların çoğundan ayrıldığını ifade etti. Görüntülerde yer alan araçların ise 1970’li yıllara dayanan eski Sovyet yapımı modeller olduğunu söyledi.

Bu tür araçların mevcut verilere göre teknik olarak değiştirilmediğini belirten Esad, bunların sınırlı bir çerçevede; keşif amacıyla ya da hava savunma sistemlerini oyalamak için kullanıldığını, askeri anlamda belirleyici bir silah ya da seyir füzesi niteliği taşımadığını kaydetti.

Esad, söz konusu araçların kaynağının büyük olasılıkla Suriye ordusunun depoları olduğunu belirterek, önceki görüntülerin benzer miktarların Hizbullah’a ya da İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) teslim edildiğini gösterdiğini ifade etti.

 Lübnan ordusuna mensup bir asker, Hizbullah tesisinde mühimmat kutularının önünde duruyor. Güvenlik nedeniyle yüzü yapay zekâ kullanılarak gizlenmiş. (Sosyal medya)Lübnan ordusuna mensup bir asker, Hizbullah tesisinde mühimmat kutularının önünde duruyor. Güvenlik nedeniyle yüzü yapay zekâ kullanılarak gizlenmiş. (Sosyal medya)

Görüntülerde yer alan mühimmatlara ilişkin değerlendirmede bulunan Esad, yeşil ve gri olmak üzere iki tür sandığın görülmesinin, bunların içeriği ya da kaynağı konusunda kesin bir yargıya varılmasını zorlaştırdığını söyledi. Ancak gri sandıkların İran yapımı mühimmatlara benzediğini, yeşil olanların ise büyük olasılıkla Suriye’den geldiğini belirtti. Söz konusu sandıkların, 100 ya da 130 milimetre gibi farklı çaplarda havan mühimmatları içerebileceğini kaydeden Esad, üzerlerinde açık ve okunur işaretler bulunmaması nedeniyle bunun doğrulanamadığını ifade etti.

Esad, bu deponun Lübnan ordusunun ulaştığı ilk tesis olmadığını, girişinin daha önce hedef alınmış olabileceğini belirterek, “Bu dosyadaki asıl yenilik, görüntülerin kamuoyuna sızdırılması. Bu tür sızıntılar genellikle kendiliğinden gerçekleşmez; büyük olasılıkla belirli bir zamanda belirli bir mesaj vermek amacıyla alınmış bir karardır” dedi.

Daha geniş bir sahnenin parçası

Emekli Tuğgeneral Naci Melaib de görüntülerde yer alan bulguların, Lübnan ordusunun daha önce açıkladığı resmi verilerle tamamen örtüştüğünü söyledi. Melaib, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, hem Güney Bölgesi Komutanlığı’nın açıklamaları hem de basın toplantıları ve hükümete sunulan raporlarda paylaşılan bilgilerle uyumlu bir tablo ortaya çıktığını ifade etti. Melaib, 177 tünelin ortaya çıkarılması, bölgede 12 bin uluslararası asker ile 8 bin Lübnan askerinin konuşlandırılması ve İsrail’in yoğun hava gözetimi altında bulunulmasının, Kefra’da ortaya çıkan görüntülerin büyük olasılıkla tespit edilebilen ya da izlenebilen unsurların yalnızca bir bölümünü yansıttığını, sahadaki gerçek tabloyu bütünüyle göstermediğini belirtti.

Siyasi-askeri mesajlar

Melaib, Kefra’daki tesisin görüntülerinin sızdırılmasının, teknik boyutun ötesine geçen siyasi ve askeri mesajlar taşıdığını belirterek, Lübnan’ın silahların sınırlandırılması sürecinde fiilen ikinci aşamaya girip girmediği sorusunu gündeme getirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Melaib, “Sızıntının zamanlaması, bu görüntüleri envanter çıkarma ve izleme aşamasından, derin askeri yapının açığa çıkarıldığı aşamaya fiili geçişin ilk işaretleri haline getiriyor” dedi.

Melaib, görüntülerin ilk mesajının ABD’ye yönelik olduğunu ve Lübnan’ın silahların devlet elinde sınırlandırılması sürecinde somut adımlar atmaya başladığını teyit etmeyi amaçladığını ifade etti. İkinci mesajın ise toplantısı öncesinde Ateşkesi Denetleme Komitesi’ne (Mekanizma) verildiğini belirten Melaib, ordu temsilcisinin bugüne kadar yapılan çalışmalara ve ileride tamamlanabilecek adımlara ilişkin teknik bir envanter sunduğunu, tartışmaların askeri ve teknik çerçevede tutulmasının vurgulandığını söyledi. Melaib’e göre tesisin görüntülerinin sızdırılması, bu dosyayı varsayımlar düzeyinden çıkararak doğrudan Mekanizma’nın gündemine taşıyan somut bir gerçeklik ortaya koyuyor.

İçişleri ve egemenlik

Melaib, görüntülerin iç kamuoyuna yönelik bir boyutu da bulunduğunu belirterek, bunun Lübnan kamuoyuna hükümetin silahların sınırlandırılmasına ilişkin kararının teorik bir adım olmadığını gösteren bir mesaj niteliği taşıdığını söyledi. Egemenlik boyutuna da dikkat çeken Melaib, görüntülerin Lübnan ordusunun konumunda daha derin bir dönüşümle örtüştüğünü ifade etti. Melaib’e göre, bu büyüklükte tesislerin açığa çıkarılması ve savaş ile barış kararının devletin elinde olduğunun resmi olarak vurgulanması, askeri kurumun artık marjinal bir rolde olmadığını ortaya koyuyor. Melaib ayrıca, olası bir İsrail ihlalinin gelecekte, sınırlı imkânlar çerçevesinde dahi olsa, resmi bir devlet kararıyla karşılık bulacağı mesajının verildiğini bildirdi.